SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tvinternet sitemizden devam ediyoruz. Sözü size bırakıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehmet Emin Yanbeyi; “Bir belde nasıl fethedilir? Bugüne kadar şahs-ı manevi bir fetih var mıdır? Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’u fethetmiş olması, o beldenin ne olduğunu gösterir?” diyor. İstanbul’da Darwinist, materyalist bir yapılanma varsa, bu bir ilmi karşı çalışma gerektiriyor anlamına gelir. Darwinizm’e karşı, materyalizme karşı bir insan susamaz. Onu ilmi olarak bilimsel metodlarla yok ederse, etkisiz hale getirirse, bu bir fetihtir. Kalplerin fethidir, aklın fethidir. Fethetmek; değiştirmek inşaAllah, güzel hale getirmek. Fetih tabii ki manevi fetihtir. Atatürk hakkında sormuşsun, Atatürk hakkında sana önce bir film seyrettirelim, sonra ben detaylı anlatayım sana. Önce o filmi seyredelim.
VTR-Atatürk Samimi Bir Müslüman’dı.
VTR-Atatürk’ün Manevi Kızı Ülkü Adatepe Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Dolayısıyla, Mehmet Emin Yanbeyi kardeşimiz, Atatürk hakkında merak ettiği bilgiyi almış oldu. Atatürk olmasa, böyle biz burada çıkıp konuşamazdık. Cübbeli kafalılar, adamı bambaşka bir boyutta tutardılar, yani öyle bir şey olmazdı. Sanat olmazdı, bilim olmazdı; bunlar gerçek. Yani böyle Beril gelecek, böyle konuşacağız, mümkün değil. Sanat olmazdı bir kere, tablo, resim falan onlar tamamen biterdi. Müzik de dinleyemezdin, sokakta da böyle gezemezdin. Bakın Cübbeli, kendi cemaatinden, kendi topluluğundan en büyük alimi, Mehmet Talu Hocamız’ı aforoz ediyor. Sırf “Hz. Mehdi (a.s) geldi” dediği için, o kadar. Bir de buna imkan versen, kim bilir başka neler bulacak o, bulur yani öyle bir sorunu olmaz. Bakın beni mesela “mürtet” ilan ediyor. Mürtet; mürtet etmiş, yani Müslümanlığa girmiş dinden çıkmış. Samimi olarak konuşsun, isterseniz sorun kendisine söyleyin, katli vaciptir mürtedin, yani öldürülmesi gerekir onun inancına göre, kendi kafasına göre öldürülmesi gerekir. Değilse, değil desin. Dolayısıyla çok garip bir dünyanın, garip insanları dünyaya Türkiye’ye hakim olurdu, o beldelere hakim olurdu, onun için Atatürk’ün hizmeti çok büyük olmuştur. Mehdiyet’e zemin ihzar etmiştir. Saf, duru ve gerçek İslam’ın yaşanmasına kapı açmıştır. Münafıklığı kapatmıştır, münafıklığa müsaade etmemiştir. İnsanlar dürüst Müslüman olmanın yolunu bulmuşlardır. Öbür türlü sokaklar çaka çaka münafık dolu olurdu. Bayağı kaynardı, münafık kaynardı, onu engellemiştir. Fikir hürriyeti vermiştir, aydın, modern Türkiye’nin kurulmasına imkan sağlamıştır. İnanmadığı halde, inanıyor görünmek insanlara zor gelir. Yobazlığa, yobaz düşünceye inanmadığı halde insanlar, inanıyorum diyeceklerdi o zaman. Ama şu an insanlar açıkça, net olarak söylüyor. Mesela “bu gericilik, bu yobazlıktır, ben bunu kabul etmem, bu hurafe, bu gerçek İslam, Kuran’a uygun olan bu” diyorlar, açık açık söylüyorlar. Bunu kim sağladı? Atatürk sağladı. Veya arkadaşları, tabii ağırlıklı olarak Atatürk’tür. Mehdiyet’in oluşması, asr-ı saadet Müslümanlığının oluşmasında, Atatürk çok önemli bir görev ifa etmiştir, çok çok önemli bir görev ifa etmiştir. Bu incelendiğinde karşımıza gelen şudur: Ledün ilmidir. Ledüni bilgidir. Arkadaşlar tabii biraz anlamadıkları için, onlara tarif etmek durumunda kalıyoruz. Bir de Hz. Mehdi (a.s) sırf Darwinizm’i, materyalizmi bitirmiyor. O bir fetihtir. Mutlu olmayan insanları, mutlu hale getiriyor, neşelerine vesile oluyor, kafalarını açıyor. Sevgiyi bilmeyen insana, sevgiyi öğretiyor. Bu da bir fetihtir, ölü bir kalbi, diriltmiş oluyorsun. Şeytanın kaptığı bir kalbi, şeytanı yok edip, şeytanı öldürüp, yeniden o şahsa iade ediyorsun. Adamın kalbindeki şeytanı öldürüyorsun. Adamı şeytan esir etmiş, üzerine çökmüş, ona mutsuzluk veriyor, neşesizlik veriyor, unutkanlık veriyor, bitkinlik veriyor, karamsarlık veriyor, hayata karşı bıkkın gözle bakıyor, ona hayatı azap hale getiriyor. Hz. Mehdi (a.s) ne yapıyor? Şahısların tek tek iblislerini öldürüyor, şeytanlarını öldürüyor. Bu bir fetihtir. Yüzbinlerce, milyonlarca şeytanı öldürüyor. Yani çok müthiş bir şeytan katliamı oluyor. İnsanların kalplerindeki şeytanları öldürüyor ve insanları kurtarıyor. Esirken, şeytana esir olmuşken, şeytan onun canını yakarken, şeytandan onları kurtarıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın fethi budur işte. Yani kullandığı metot, şeytanları öldürme üzerinedir. İnsanların burnunu dahi kanatmaz, kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz. Onun mücadele ettiği güruh; iblis ordusudur, iblisattır. İblisun ve iblisattır. Onlarla mücadele eder. Şeytan da sopadan anlamaz, fikirden anlar. Fikirle etkisiz hale getirmek. Mesela insanları yüzü bir karışsa, mutsuzsa, neşesizse şeytanın etkisine girmiş demektir. Vesveseliyse, karamsarsa, geleceğine korkuyla bakıyorsa, acı çekiyorsa, kendi kendine azap ediyorsa, şeytanın etkisindedir. O kişinin vücudundaki şeytanın öldürülmesi ve şeytanın yok edilmesi ne demektir? O insanın kalbinin fethedilmesi demektir. Hz. Mehdi (a.s), kalpleri fethedecek, insanların kalplerini fethediyor. Kalplerdeki şeytanları yok ederek, insanları özgürleştiriyor, üzerlerindeki zincirleri kaldırıyor, zincirleri çözmüş oluyor. İstanbul’un ikinci manevi fethi budur. Yoksa Cübbeli’nin dediği tarzda değildir. İnşaAllah.
Fatih Karaosman; “Selamun Aleykum” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Varlığınızı hissetmek bile şahsım için çok güzel bir duygu. Soğuk bir kış gecesini bile manen ısıtan ve feyz veren sohbetlerinizi dinlememek, öğüt almamak elde değil Hocam. Hocam size çok değer veriyorum. Hocam siz gece sohbetleri yaparken, dinliyor ve öğüt alıyorum, ertesi gün sizin dilinizden dökülen değerli kelimeleriniz kadar olmasa da, işyerinde arkadaşlarıma öğrendiklerimi aktarıyorum. Hayatımın felsefesi olan şahsınızın bu denli başarılı olması, beni ayrıca mutlu ediyor. Söyledikleriniz ve bildiklerinizin birer birer çıkması beni nasıl mutlu ediyor, kelimelerle anlatmak yetmez. Hocam ben de sizin yanınızda olmak istiyorum. Su istediğinizde suyunuzu getirmek, kahve istediğinizde kahvenizi yapmak istiyorum” diyor. Estağfirullah biz size hizmet ederiz. “Allah bu sevgim ve sevincimi daim kılsın inşaAllah. Yüce Rabbim Allah azze ve celle Hazretleri, şu aciz fakir Fatih kulunu da, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olan kutlu ve şanlı kullarından eylesin inşaAllah. Allah sizden ve çevrenizdekilerden razı olsun inşaAllah” diyor. Allah hepimizi, beni de, sizi de Hz. Mehdi (a.s)’a talebe etsin inşaAllah.
“Muhterem Adnan Hocam, birkaç gündür televizyon programlarınızı izliyorum, doğrusu çok ilgimi çektiniz. Bilhassa Türk İslam Birliği hakkındaki düşüncelerinizi çok olumlu ve etkili buluyorum. Bendenizin eski bir ülkücü olarak her zaman söylediği bir şey var; ‘Ülkücünün, Müslüman’ın amentüsünde birinci sırada Türk İslam Birliği vardır’ şeklinde. Aslında sizin bu düşüncelerinizi, siyasi partilerimizin programlarında görmek isterdik. Hz. Mehdi (a.s) ve ahir zaman alametlerini anlatan kitaplarınıza ulaşabilirsem memnun olurum. Selamlar, Denizli” diyor. Ülkücüler aslandır maşaAllah. Onlar bizim canımız.
ALTUĞ BERKER:Hocam denizaltı canlılarındaki kamuflaja dair resimler gösterebilir miyim inşaAllah? Şimdi göreceğimiz canlıların tümü, gerek şekil, gerek renk, gerekse davranış bakımından, bulundukları ortamla bütünleşiyorlar, adeta yok oluyorlar. Eğer bulundukları ortam çıkıntılı ise, derileri de buna göre şekiller alıyor, renklerinde geçiş olabiliyor. Gerektiğinde bir yaprak gibi sallanabilirken, gerektiğinde yosunlarla birlikte hareket ediyorlar ya da hareketsiz kalıp bekleyebiliyorlar. Bakın mesela bu resimde görülen denizatının üzerinde yaşadığı mercanın, polip olarak adlandırılan, kavuniçi renkte uzantıları var. Bu uzantıların aynısı denizatında da mevcut.
ADNAN OKTAR:Böylece araziye uymuş oluyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Pembe mercanlar ile aynı renk ve desende olan cüce denizatları buna bir örnek. Neredeyse farkedilmiyor. Aynı şekilde bu denizatı türü de bulunduğu ortamla birebir aynı renk ve desende. Diken gibi çıkıntıları aynı, neredeyse görmek imkansız maşaAllah. Denizaltında kamuflaj yapan bir başka canlı türü de karides. Bu resimdeki şeffaf karidesler, hiç uğraşmadan bulundukları ortamda görünmez olabiliyorlar. Yengeçler aynı şekilde. Mesela bu balık türü, bulunduğu mekana göre renk değiştirme özelliğine sahip. Üç ayrı renkte, mesela gözleri işaretlenmiş canlıların. Bu ise yapraklı deniz ejderi olarak isimlendirilen tür. Vücudundaki çıkıntılar tam anlamıyla bir yaprak gibi maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir filmden bahsetmiştiniz, şimdi onu seyredelim.
VTR- Muhammed Raşid Erol Hazretleri, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, Ahir Zamanla İlgili Olarak Söylediği: “Din Garip Olacaktır” Sözünün Bu Zamanda Vukuu Bulduğunu, “Din Garip Olmuştur” Diyerek Anlatmış. Deccaliyetin Faaliyet Halinde Olduğunu İfade Etmiştir.
ADNAN OKTAR:Bir film daha vardı, onu da izleyelim.
VTR-Muhammed Raşid Erol (k.s) Hazretleri’nin, Yıllarca Yanında Hizmette Bulunmuş Olan, Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri de, Gavs Ve Seyda Hazretleri’nin Kendi Kulağıyla İşittiği Şu Sözleri Aktarmaktadır.
ALTUĞ BERKER:Biraz önce gösterdiğimiz denizaltı canlılarının fosilleri var Hocam inşaAllah. 8 milyon yıllık denizatı, bu elimdeki. 8 milyon yıldır yaşıyor, hiçbir değişiklik olmamış. Demek ki evrim olmamış. Evrimcilerin iddiası değişikti, 8 milyon yılda hiçbir değişiklik olmadığına göre, evrim yok. Bir de karides vardı demin bahsettiğimiz, o da 150 milyon yıllık. Günümüzdeki karidesle, 150 milyon yıl önceki karides birebir aynı, en ufak bir değişiklik yok. Demek ki evrimleşmemiş. Yaratıldığının ispatı inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin yazılarına bakıyorum da; “Zira yazımızın başında zikrettiğimiz sahih hadis-i şerifte Allah-u Teala’nın, Hz. Mehdi (a.s) dahil, tüm müceddidlerin mutlaka bu yüzyılın başında gönderileceği belirtilmiştir. Bu yüzyılda gönderilmiş olsaydı Hz. Mehdi (a.s)’ın, 32 sene evvel kendisini ilan etmesi ve bütün dünyanın bundan haberdar olması gerekecekti. Gelen müceddidler hemen yüzyılın başında” mesela 1400 ise 1400, 1300 ise 1300’ün başında, “hemen kendilerini ilan ederler” diyor. Mesela “Ben bu yüzyılın müceddidiyim, Mehdisiyim diye ilan ederler” diyor. Hadiste; “yüzyıl başında gelir” diyor, ilan eder demiyor ki. Hz. Mehdi (a.s) da zaten “Hz. Mehdi (a.s)’ım” demiyor ve “Mehdiliğini kabul etmeyeceğini” birçok hadiste, 10’nun üzerinde hadiste Peygamberimiz (s.a.v) açıklamış. Buna rağmen bu konuyu anlamazlıktan geliyor. Daha hala ilanın peşinde o. Peygamberimiz (s.a.v) “ilan etmeyecek” diyor, bu da halen “ilan edecek” diyor. “32 yıl geçti, 32 yıl sonra ilan etmiş olsa dahi, yine geçerli olmaz” diyor. Yani en başında ilan etmesi gerekiyor diyor. Bir kere ilan diye bir şey yok. Bunu kafasından atacak. Peygamberimiz (s.a.v), bunu açıklamış. Mübarek Mahmud Hocamız’ı, bu yüzyılın müceddidi ilan etti kendisi. Kaç yıl sonra? 32 yıl sonra ilan etti. Hani olmuyordu? Belgesiyle beraber götürdün, Mahmud Hocamız’ı, halkı da topladı geçen aylarda, değil mi? Hatırlıyorsun. 32 yıl sonra asrın müceddidi ilan ettin. Demek ki oluyormuş. Gerçi tabii o topluluğun, o camianın müceddidi olduğu anlaşılıyor. Çünkü her cemaat kendi topluluğunda, bir müceddid ilan ediyor. “Asrın müceddidi budur” diyor. Mesela Şeyh Nazım Hocamız için, gavs, bu yüzyılın kutbudur deniyor ki benim de kanaatim odur. Öyle inanıyorlar. Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin talebelerinin de, gavs olarak sundukları kişi o büyük alim, büyük hoca asrın müceddidi olarak biliniyor. Onların kanaati de o. Fethullah Hocamız’ı Nur Talebeleri, asrın müceddidi olarak biliyorlar. Yani bunun inkarı mümkün mü? Yani ne Mahmud Hocamız’da bir ittifak var, ne Menzil Cemaati’nde bir ittifak var, Ne Süleymanlı kardeşlerimizde bir ittifak var, ne diğer cemaatler, ne Fas, ne Tunus, ne Cezayir’de, hiçbir yerde ittifak yok. Küçük küçük yüzlerce grup var, her grup kendi müceddidini ilan ediyor. Müceddid olarak ilan ediyor. Ama sen diyorsun ki, “Müceddid, yüzyıl başında kendini ilan etmesi lazım” diyorsun. Ayrıca Mahmud Hocamız, kendisini müceddid ilan etmedi, sen ilan ettin. Onun öyle bir iddiası yok. Sen ilan ettin. Tamam, senin ilanını da kabul edelim. Ama 32 yıl sonra ilan ettin. Hani 32 yıl sonra olmuyordu? Değil mi? Olmaz diyorsun sen 32 yıl sonra. Yüzyıl başında olması gerekir.” Hadis var” diyorsun, 32 yıl sonra kendin ilan ediyorsun. Demek ki dediğin doğru değilmiş. Kendi dediğine kendin de inanmıyorsun. Çünkü yüzyıl başında müceddid, Hz. Mehdi (a.s) geliyor, bilinmiyor Hz. Mehdi (a.s). Bediüzzaman “kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Yakın talebeleri imanın ruhuyla tanır” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın 40 yıllık bir mücadelesi var. 40 yıl. Deccaliyete karşı, Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadelesi var. 40 yılın sonunda insanlar onu tanıyorlar. Manevi bir lider olarak başlarına geçiriyorlar. Siyasi bir lider değil. Manevi bir lider olarak inşaAllah. Mesela Şeyh Nazım Hocamız siyasi bir lider midir? Yok. Ama mesela birçok siyasetçi ondan güzel ahlakı öğreniyor, sevgiyi öğreniyor, şefkati öğreniyor. Dolayısıyla siyasete de etki etmiş oluyor. Ama güzel ahlakıyla, sevgisiyle etki etmiş oluyor. Mesela birçok krallar, bugün Asya’daki, Ortadoğu’daki birçok başbakan, cumhurbaşkanı, Şeyh Nazım Hocamız’ın talebesi. Bu ne demektir? Siyasete de etki ediyor demektir. Ama nasıl etki ediyor? Güzel ahlaka teşvik ederek, sevgiyle ve şefkatle. Siyasete bizzat giriyor mu? Girmiyor. İşte Hz. Mehdi (a.s)’ın da yapacağı budur. Sevgidir, şefkattir. Dolayısıyla Cübbeli, ağzından çıkanı kulağı duymuyor, ne konuştuğundan haberi yok. Yüzyıl başında Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkması doğru. Bunu Bediüzzaman söylüyor. 40 yıl devam edeceğine göre mücadelesi, bir 40 yıl ilave edecek, 40 yıl sonra insanlar onun farkına varıyorlar. “İman hakikatleri konusunda çalışma yapar 40 kadar” diyor. Sonra farkına varıp ona kalben bağlanıyorlar, muhabbet duyuyorlar. Diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s)’ın sevgisi her yerde konuşulmaya başlanır” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Ne zaman? 40 yıl sonra. Ondan sonra anlıyor insanlar. Yani uzun bir süre geçiyor, uzun bir mücadele devresi geçiyor, ondan sonra değeri, kıymeti biliniyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i nitekim insanlar, çok uzun süre anlayamadılar. Çok çok uzun süre anlayamadılar. Yıllar sonra farkettiler, anladılar.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah. Darwin’in; “görünce hasta oluyorum” dediği Tavus kuşu resimleri gösteriyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok şeker. Bir de bunun ciyak ciyak bir sesi var. Bizde de vardı bir tane tavus kuşu, evde oturuyordum, garip bir ses, ciyak diye bir ses geliyor. Bu nedir dedim, meğerse bu keratanın sesiymiş. Geçenlerde birisinin herhalde tavus kuşu kaçmış, gelmiş bizim evin tavanına konmuş, açmış kanatlarını duruyor. “Ne işi var bunun burada” dedim, Hocam “birisinden kaçmış herhalde” dediler. Bahçede uzun süre gezindi, sonra yine geri gitti. Belki geldiği yere mi gitti bilmiyorum. Çok şeker bir şeydi. Bayağı iyi de uçuyor. Bu kadar teşkilatla bu nasıl uçuyor, ben de buna şaşıyorum. MaşaAllah. Süse bak sen maşaAllah. Her yeri bir alem. Acayip güzel. Bir de tepesinde, sorgucu, her şeyi var. MaşaAllah. Darwin açıklık getiremediği için tavus kuşunda, “tepem atıyor” demesi, onun durumunu gösteriyor.
Bismillah. Yasin Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Yasin”. Şeyh Ahmed Yasin Hocamız aklıma geldi okuyunca maşaAllah. “Andolsun hikmetli Kur'an'a, Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin. Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).” Peygamberimiz (s.a.v)’e Cenab-ı Allah hitap ediyor. “(Kur'an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah')ın indirmesidir.” Cenab-ı Allah’ın bu vasıflarını bilen bir Müslüman zevk alır, çok mutlu olur. Mesela Allah’ın güçlü olduğunu bilmesi, üstün olması ve esirgeyen olması. “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).” Babası uyarılmamış, babası Darwinist, materyalist mesela şu an, uyarıyorsa bir insan, tebliğcidir inşaAllah. “Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar. 7. Ayet. “Gerçekten biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.” Çok müthiş bir enaniyet var diyor Cenab-ı Allah. Kendini beğenmişlik bir mucizedir. Bu kadar aciz olan bir varlığın, bu kadar zaaf içinde yaratılmış bir varlığın kendini bu kadar beğenip, bu kadar büyütmesi, bu kadar yüce görmesi bir mucizedir. Bu da Allah’ın varlığının bir delilidir. “Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örttük, artık görmezler.” Biz küfre sürekli şaşırıyoruz. Nasıl olur da farketmiyor, diyoruz. Mesela, Allah’ın varlığını nasıl göremiyorlar, Darwinizm’in geçersizliğini nasıl göremiyorlar, materyalizmin geçersiz olduğunu nasıl göremiyorlar diye şaşırıyoruz. “Artık görmezler” diyor Allah. Özel bir sed çektiğini söylüyor. “Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.” Allah “öyle yarattım” diyor onları. “Onları anlayamayacak, kavrayamayacak şekilde yarattım” diyor.“Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın” Ancak Allah’tan korkanlara uyarı yapabilirsin diyor Allah. “İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.” Hem bağışlayacağım diyor Allah, hem de sevap kazanacaklar diyor. “Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız.” Yani ne yapıyorsa hayatında, hepsini Biz raptederiz diyor Allah. Yani görüntü olarak, ses olarak içeriğiyle tespit ederiz, muhafaza ederiz diyor Allah. “Biz her şeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz.” Bilemiyoruz bunu, ahirette göreceğiz. Belki küçük, daha önce de söylemedim, belki bir kristal parçası. Yani bütün insanın özelliklerini, bütün hayatını içine alan kristal parçası olabilir. “Ölüleri Biz diriltiriz” diyor Allah. Bu çok müthiş bir şey ölünün dirilmesi. Allah’ın bir lütfu, bir nimeti. Aslında sürekli insanları Allah yaratıyor, fakat alıştığımız için makul karşılıyoruz. Mesela her gün uyuduğumuzda ölürüz. Her akşam ölüyoruz. Her gün sabah diriliriz uyandığımızda. Muntazam. Ama alıştığımız için makul karşılıyoruz. Halbuki deseler ki bize “her gün ölüp ölüp dirileceksin” deseler yani bir birisine, o acayip şaşırır. Mesela akşam “biraz sonra öleceksin yattığında” deseler bir insana, adam yatmak dahi istemeyebilir. Ama öleceğini bile bile yatıyor. Ama “sonra dirilteceğim” diyor Allah, bak orada inanıyor dirileceğine. Halbuki istese Allah, ertesi gün uyandırmayabilir onu. Uykusunda kalır şekilde, biter.
“Allah adına, Peygamber (s.a.v) adına televizyon yayınınızda.” Allah adına diyorsun, evet Resulullah (s.a.v)’in şefaatine nail olmayı isteyerek diyelim, dua mahiyetinde. “TV yayınınızda bu soruyu lütfen Hocama sorun. Selamun Aleykum Harun Yahya Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Siz hem Hz. Harun (a.s), Hz. Musa (a.s)’ın, Harun bir Peygamber ismidir, o ismi almışsınız” diyor. “Hz. Yahya (a.s) da, Hz. İsa (a.s)’ın müjdeleyicisidir. Siz Hz. Mehdi (a.s) için hem konuşuyorsunuz, hem müjdeliyorsunuz. Yüce Allah size gerçekten kavranılması zor olan çok büyük bir hikmet vermiştir. Hem Hz. İsa (a.s)’ı, hem de Hz. Mehdi (a.s)’ı birkaç kere rüyamda gördüm. İçimde onlara kavuşmak ve onlarla beraber yemek yemek ve onlarla birlikte gezmek benim için muhteşem bir istek. Ben sizi hep izlediğimde hakikati konuşmaktan çekinmeyen ve sadece hakikati hak olarak konuştuğunuzdan eminim. Hz. Mehdi (a.s)’ın varlığını zaten hissediyordum. Siz Hz. Mehdi (a.s)’a bu kadar yakınsınız. Lütfen bu konuları ele alın. İnsan ölmeden önce Allah’a kavuşması gerekiyormuş” diyor. İnsan Allah’ı çok candan seviyorsa, Allah “gayb ile iman edileceğini” söylüyor. İnsan zaten Allah’ı göremez. Orada sanki Allah’ı görecek gibi üslup kullanıyorlar, öyle bir şey olmaz. İnsan, hiçbir zaman için Allah’ı göremez. Ancak öldüğünde, Allah’ın tecellisiyle karşılaşacak inşaAllah. O da tecellisi. Biz Allah’ı Kendini bildiği gibi bilemeyiz.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam.” Aleykum Selam. “Sorum şöyledir; Hz. Mehdi (a.s), ledün ilmini bilecek inşaAllah. Bu ilmi Hz. Musa (a.s) bile, Hz. Hızır (a.s)’dan öğrenmeye çalıştı ama sabredenlerden olmadı. Acaba şu anda bu ilmi öğrenmek için Hz. Mehdi (a.s), Hz. Hızır (a.s)’dan ders mi alıyor? Soruyu tam toparlayamadım ama düşüncem bu şekilde. Hayırlı geceler. Saygılarımla.” Ferhat Yılmaz kardeşimiz. Bilmiyorum ben. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ı görmediğim için bilmiyorum. Ama Hz. Mehdi (a.s) olduğuna göre, muhtemelen bir şekilde, tam da anlayamıyorum ama Allah kalbine ilka eder. Yani bir şekilde Cenab-ı Allah onu bildirir. Ledün ilmiyle hareket etmesi Hz. Mehdi(a.s)’ın, hadislerde açık açık anlaşılıyor, üsluptan anlaşılıyor. Ledün ilmini kullanacağı açıkça anlaşılıyor. Fakat onu gördüğümüzde tam anlarız.
Mehmet Emin Yanbeyi kardeşimiz yeniden yazmış. Yok, dediğim doğru. Yani Atatürk ile ilgili söylediklerim doğru. Mesela Cübbeli tarzı adamlar, ortada kol gezerlerdi söyleyeyim. Benim burada konuşmam mümkün olmazdı. Samimi olarak düşünürseniz, mümkün olmazdı, konuşturmazlardı. Artı yaşayıp yaşamayacağım da şüpheliydi. Yani katlime fetva rahatça verilebilirdi. Baksana Cübbeli ne diyor? “Mürtet” diyor. “İrtitad etmiş, dinden çıkmış” diyor. Benim bildiğim üç mezhebe göre katli vacip. Yani öyle düşünecektir insanlar. Değil mi? Dolayısıyla sanat, bilim, hepsinin yasaklanması mevzu bahis olurdu. Böyle arı, duru, berrak kafalı gençliğin oluşması çok zor olurdu. Yani akla hayale gelmez bir sistem meydana gelebilirdi. Yani çok hurafelere boğulmuş, tahrif edilmiş, hurafelerin din yerine geçtiği bir sistem oluşurdu. Atatürk bunu engelledi. Mehdiyet’in kapısını sonuna kadar açmış oldu. Atatürk olmadan, Mehdiyet’in olması benim gördüğüm Allahualem mümkün değil. Akılcı düşünün, bir bakın, mümkün mü? Değil, mümkün değil. Mutlaka Atatürk’e ihtiyaç var. Mutlaka onun o faaliyetlerine ihtiyaç var. Atatürk çıkmadan, Atatürk faaliyet yapmadan, ortalık böyle düzelmezdi. Allah onu vesile etti inşaAllah. Gerek demokrasinin oluşması, fikir özgürlüğünün oluşması, hurafelerin ortadan kalkması, yobazlığın ortadan kalkması, sanatın, bilimin kapısının sonuna kadar açılması, Atatürk vesilesiyledir. İnkar edilecek gibi değil inşaAllah. Önce Atatürk, sonra Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurudur. Bu net.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bir hadis-i şerifi, Muhyiddin Arabi Hz. Futuhat-ı Mekki’de şöyle diyor Hocam: “Zafer hep onun önünde yürüyecek, ayağını Peygamberin ayağının yerine koyacak, (onun izinde yürüyecek) ve hiçbir zaman sapmayacak. Dağınık dinleri, batıl inançları ortadan kaldırıp, sadece Hak dini hakim kılacak.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Cübbeli yana yakıla anlatıyor, şöyle perişanız, böyle zor durumdayız. Çözüm diyoruz. “Beni de şehit ederler, konu biter” diyor. Çok pasifist, çok ilkel bir üslup, çok samimiyetsiz. Halbuki Allah yolunda ilmi mücadele yapalım, sevgiyle, sanatla, bilimle anlatalım, genel kültürümüzü geliştirelim, üniversitelerde, aydın kesimde çok etkili olmaya çalışalım, örnek bir kişilik, karakter göstererek, genel kültürümüzü genişleterek, Darwinizm’e, materyalizme karşı güçlü bir atak yapalım, kitaplar çıkaralım demesi lazım. Cübbeli’ye bakıyoruz, Darwinizm, materyalizm gibi bir konu yok onun için. Dolayısıyla Deccaliyet diye de bir konu yok. Materyalist düşünce diye de bir şey yok. Halbuki Müslüman’ın ilk yapacağı şey; materyalist düşünceye karşı ilmi ve akılcı mücadeledir. Bunu yapmadığında yenilirsin. Bu kadar açık. Nitekim yenilmiş bir adamdır Cübbeli. Tam anlamıyla. Ancak millete gidip, şirinlik yapıyor. Fatih Altaylı’nın yanına gidiyor, şunun bunun yanına gidiyor, onların yanında onları güldürmeye çalışarak, onların yanında yer edinmeye çalışıyor. Böyle bir mücadele olmaz. Bediüzzaman’ın stili, en güzel, mükemmel stil odur. Hz. Mehdi (a.s) da o stilde hareket edecektir. Telkinle, ikna kabiliyetiyle akılcı, bilime dayalı, sevgiyle, baskı olmadan şiddet olmadan İslam ahlakını insanlara sevdirmek ve anlatmak. Resulullah (s.a.v)’in yaptığı da oydu. Peygamberimiz (s.a.v), Ukaz Panayırı’na gidiyordu, gayet mükemmel tebliğ yapıyordu, anlatıyordu. Kalplere hitap ediyordu, kalpleri fethediyordu. Hz. Mehdi (a.s)’ın da yapacağı odur, inşaAllah. Hurafe anlatılarak İslam anlatılmaz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, sevimli canlıları gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Göstermek istediğiniz başka film var mı?
VTR: Bir kuyruklu yıldızın doğması Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerindendir.
ADNAN OKTAR: “Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın Selamı ve bereketi üzerinize olsun, inşaAllah.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam sizin ne kadar estetik düşkünü olduğunuzu biliyoruz, maşaAllah. Haftalardır dikkat ettiğim şey, oturduğunuz sandalye arkasına yaslanmanız için konulan yastık hep ceketinizle uyum sağlıyor, maşaAllah. Ama bu akşam Allahualem arkadaşlar boş bulunmuşlar herhalde ama sizin ihtişamınız ve güzelliğiniz, o yastığı etkisiz bırakıyor” diyor.
“Selamun Aleykum canım Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Acaba hadisi şeriflerde belirtilen o değerli Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin hepsi, Hz. Mehdi (a.s)’ın bulunduğu yerde, şehirde yakınlarında mı olacaklar?” Herhalde öyle olması gerekiyor. Ama diyor ‘Hz. Mehdi (a.s) talebeleriyle avucuna bakar, konuşur’ diyor. Demek ki, cep telefonuyla veya I-phone ile konuşacak, o anlaşılıyor. Yani ‘çok uzaktan Hz. Mehdi (a.s), talebeleriyle bağlantı kurar’ diyor. O zaman uzakta da talebeleri olduğu anlaşılıyor. Çünkü ‘bir anda, çok kısa sürede talebeleri başka beldelere gider’ diyor. Uçakla hareket edecekleri anlaşılıyor. Dolayısıyla, hepsinin Hz. Mehdi (a.s)’ın yanında olması gerekmiyor anladığım kadarıyla, uzakta talebeleri de var hadislere göre.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Bediüzzaman Hazretleri’nin cenazesinden bir resim vardı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Akın olmuş, hakikaten de çok büyük kalabalıklar olmuş. Çok dikkat de çekmiş o kalabalıklar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bediüzzaman Hazretleri’nin biliyorsun mezarı açıldı. Çok acayip bir olaydır o. Mezarını hiç bilinmeyen bir yere götürdüler. Ben Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey duymadım. İlk defa duyuyorum. Yok böyle bir olay Cumhuriyet tarihinde başka, bir tek Bediüzzaman’da var.
ALTUĞ BERKER: Kendisi daha evvel söylemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun bir harikasıdır o, bir kerametidir. İman hakikatiyle ilgili film dedin onu da göreyim.
VTR- İman Hakikati
ADNAN OKTAR: İşte Cenab-ı Allah böyle yeryüzünü birbirinden güzel yaratıyor. Ama özellikle Türkiye çok çok güzel. Karadeniz, Akdeniz, her yer çok güzel, İç Anadolu. İnşaAllah, İttihad-ı İslam olur, inşaAllah Türk İslam Birliği olur, Türkiye daha bir huzura kavuşur, bir rahatlar, bütün Anadolu’yu gezeriz, inşaAllah. O zaman ne PKK sorunu kalacak, ne şu kalacak, ne bu kalacak. Türkiye dünyanın en güçlü devleti olacak, inşaAllah.
Bakın Nahl suresi, 125. Ayette, Cenab-ı Allah ne diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.” Nasıl yapılıyormuş tebliğ? Nasıl oluyormuş cihat? Nasıl oluyormuş Allah’a çağırmak insanları? Bakın ne diyor; “Rabbinin yoluna,” Kuran’a “hikmetle” kısa, özlü, güzel sözle “ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.” Kafa, göz yararak, olay çıkararak değil. “Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir, hidayete ereni de bilendir. Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.” Hüzne kapılmayı da Allah yasaklıyor. “Sıkıntıya da düşme” diyor. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.” Bakın, “şüphesiz Allah, Allah’tan korkup-sakınanla, helale, harama dikkat edenle ve iyilik edenlerle beraberdir.” Hayatı sürekli iyilikle geçenlerle beraberdir.” Bu Kuran’ın bir mucizesidir. Allah onlara hep güç, imkan, başarı sağlıyor. Yol açıyor Cenab-ı Allah. “Allah, Onu seçti ve doğru yola iletti.” Ebcedi; 2002 yapıyor. 121. Ayet, Bakın, “Allah, Onu seçti ve doğru yola iletti.” Hz. Mehdi (a.s)’a işaret var burada, inşaAllah. Çünkü tam 2002 tarihini veriyor. Aynı zamanda Hz. İsa (a.s)’ın da dünyaya sunulduğu tarih Allahualem 2002.
ALTUĞ BERKER: Hadis-i şerifte, “Hz. Mehdi (a.s), ancak baskı ile başa geçmeye razı olacaktır” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet oku onu.
ALTUĞ BERKER: Bir başka hadiste şöyle diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v); “Hz. Mehdi (a.s) istememesine rağmen, bulunduğu yerden çıkarırlar. Hacer-i Esved'le Makamı İbrahim arasında ona biat ederler, Hz. Mehdi (a.s)’a. Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam'dan birinin bulunduğu süfyani ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun" derler. “Bunun üzerine Hz. Mehdi (a.s), Rükun ile Makam arasına oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.”
ADNAN OKTAR: Cübbeli ne diyor? “Çıkar çıkmaz ben Hz. Mehdi (a.s)’ım diye ilan edecek” diyor. Burada ne diyor? Faaliyetini yapıyor, uzun süre faaliyetini yapıyor, çok etkili oluyor, en sonunda bile yine kabul etmiyor. Yani hiçbir şekilde Mehdiliği kabul etmiyor.
ALTUĞ BERKER: “Ancak ölümle tehdit edildikten sonra” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: O zaman manevi liderliği kabul ediyor. Yine ben Hz. Mehdi (a.s)’ım demiyor.
O zaman biraz Hocalarımızdan, eski filmlerden dinleyelim.
VTR- Seyyid Salih Özcan Hocamız
ADNAN OKTAR: Hocamız’ın anlatımları çok güzel. Diğer Hocalarımızın anlatımları da çok güzel. Biz de bu konuları ara ara gündeme getireceğiz. Ama asıl olan Allah’ın varlığı ve birliği konusunda insanların kalbindeki o tutukluğun giderilmesi. Çünkü Allah’ın varlığı çok açık, çok sarih ve alenen görünüyor. Fakat bilemiyorum yani Allah’ın yarattığı bir sanat var, onunla insanlar göremiyorlar. Fakat Allah ahir zamanda insanların iman etmesini dilediği için Hz. Mehdi (a.s) devrinde, insanların kalbini çözüyor. Çözdükten sonra da insanlar, kitleler halinde iman etmeye başlıyorlar. Mesela daha önce kalplerini kapıyor Allah, iman edemiyorlar. Şimdi kalplerini çözdü, iman edecekler, bunu göreceğiz ve görüyorsunuz da. Şaşılacak olaylar oluyor. Son 10 yıldan beri dikkat ederseniz, her yere bunun yansıması açıkça, insanlarca tespit edilebiliyor, görülebiliyor.
İnsanın kendi kendini de izlemesi çok önemlidir. Kendi bedenini, kendi ruhunu, kendi ruhunu içinde hissetmesi, görmesi, beyninin içindeki ruhu hissetmesi, beyninin içinde bu dünyayı bu kadar renkli görmesini bizzat kendinin tespit etmesi. Çünkü bu sırf anlatmayla olmaz. Kendinin de ayrıca görüp anlaması, tespit etmesi gerekiyor. Çünkü bir renk cümbüşü var kafamızın içinde, Allah muazzam renk kullanıyor kafamızın içinde. Dış alemde renk yok. Bütün bilim adamları kabul ediyor. Dışarıda renk yok. Ama beynimizin içi rengarenk. Kırmızı, yeşil, mavi, her tür renk var. Ayrıca derinlik var, üç boyut var. O kadar mükemmel üç boyut var ki, gerçekten uzaktaymış gibi görünüyor eşya. Halbuki beynimizin içinde, uzakta ayrı o tamam ama o uzakta olan madde siyah, karanlık, görülemiyor, renksiz ve saydam bir cisim. Demin anlattığımız filmde o anlatılıyor. Mesela biz konuşuyoruz ama ikinci bir gözle bakan sadece sessiz bir dünyayı görecektir. Eğer ruh olmadan bir insan onu seyretmiş olmuş olsa, algısı olmamış olsa, sessiz film gibidir dünya, çıt yoktur. İnsanlar böyle konuşuyor ama bir ses yok. Ve sesi duyan da ruhtur. Darwinistler bunun hiç üzerinde durmuyorlar. Sadece sesi kulak nasıl elektrik akımına çeviriyor, o kısmı anlatıyorlar. Oradaki Allah’ın yarattığı sanatı anlatıyorlar. Oradaki Allah’ın kanunlarını anlatıyorlar. Fakat kulağa geldikten sonra o elektrik akımı, düşük amperli elektrik akımını, o elektrik akımını kim sesli olarak duyuyor? Onun hakkında Darwinistlerin açıklaması hiç yok. Ondan sonra onlar kopuyor. Böyle bir açıklama hiç gördünüz mü? Görüntüde de; görüntünün beyine kadar elektrik akımı olarak nasıl geldiğini anlatıyorlar. Beyinde onu gören kimdir? Üç boyutlu, renkli olarak kim görüyor, onu anlatmıyorlar. Halbuki asıl anlatılması gereken o, çünkü asıl göz o. Bu göz kullanılmıyor. Bu göz sadece elektrik üretmede kullanılıyor o kadar. Başka bir işe yaramıyor. Asıl beynin içindeki ruh gözü görüyor. Ruha ait olan göz görüyor. Onun evrimi ile ilgili bir açıklama yapmıyorlar. Çünkü onu anlatacakları gibi değil, çünkü evrim geçirmiş bir şey değil o, o mükemmel bir varlık, onun hakkında açıklamaları yok. Bu konuda konuşan arkadaşlar, özellikle o konuya dikkat çeksinler. Yani onun üstünde çok durmaları lazım. Görüntüyü gören kimdir? Görüntüyü kim gösteriyor ve kim görüyor? İki şeyi bize söyleyecekler. Beyinde o tam renkli görüntüyü kim gösteriyor? Onu gözsüz olarak gören kimdir? Kulaksız olarak duyan kimdir? Kulağı olmadan, beyni olmadan gören kimdir? Darwin böyle konuları geçmiştir, halbuki ana konulardır, asıl konulardır. Proteini geçmiştir, proteinde onu yakaladık, zaten anlattık. Materyalist oldukları için, sadece madde ile onlara açıklayabiliyoruz. Bunlarda ruh konusu olmadığı için, ruhun harika yönünü onlara sorma imkanımız olmuyor. Ruhtan zaten adam haberdar değil. O konuya da girmiyor, girse de anlamıyor. Halbuki en hayati konu, en çözemeyecekleri konu, en anlamayacakları konu. Çünkü Allah ayette “ruhtan az bilgi verildiğini” söylüyor Kuran’da. Çok az bilgi verilmiştir.
ALTUĞ BERKER: Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuş; Hazreti Caferi Sadık (a.s)’dan rivayet ediyor; “Halk her yerde kurtarıcı aramaya koyulur. Ondan başkasını bulamayınca yine Hz. Mehdi (a.s)’a doğru koşarlar” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, yani çözüm olmayacaktır. En sonunda Hz. Mehdi (a.s)’a gelecektir, Hz. Mehdi (a.s) da insanlara olabilecek en güzel şekilde sevgiyi, şefkati, merhameti, Allah’ın dilemesiyle öğretecek, inşaAllah.
“Selamun Aleykum, ben Çorum’dan Eyüp.” Bütün Çorum’a Selam. Her yerde, okulda, orada burada Darwinizm’den bahsediyormuş, Darwinizm’in geçersizliğini anlatıyormuş. Hem anlat, hem kütüphaneler kur, hem Çorum’da konferans ver. Çorumda böyle bayağı uygun yerler oluyor. Bir otelin salonu olabilir, herhangi bir düğün salonu olabilir, kirala, bilgili, kültürlü bir kardeşimizi de çağır. Hatta kendini de eğit. Bir konferans ayarlamak, çok fazla bir şeye mal olmaz. Bayağı kolay olur. Çorum’da kalıcı etki yapar o. Çok büyük etki yapar. Mesela küçük küçük kitaplar hediye et. Mesela tanıdığın bir berber olabilir, bir dişçi olabilir. Onun muayenehanesinin bir köşesini kütüphane haline getir. Dersin sana bir hediyem var, ben burayı kütüphane haline getireceğim, bana müsaade et dersin. Nefis bir şey olur, çok güzel olur, inşaAllah. Mesela insanların dişçisi oluyor 10 yıllık, 20 yıllık dişçi. Sıra bekliyorlar bayağı dişçide. Orada ne güzel, insanların içi açılır. Genellikle hiçbir şey olmuyor dişçilerde, berberlerde, gazeteler oluyor. Gazete bile olmuyor bazen. Kütüphanede öyle bir kitap bulunması, çok büyük bir kolaylık olur. Hanımların da gittikleri kuaförlerde de olabilir, inşaAllah. Adama şimdi biz, sen bunu yap dememize gerek yok. Sen kendin hediye edeceksin. “Bak şurası müsait, ben buraya bir büfe getireceğim ve yahut bir kütüphane getireceğim, bana müsaade et, burayı kitapla donatacağım ama kimseye verme, herkes burada okusun” diyeceksin. Muhteşem bir hizmettir, tabii.
ALTUĞ BERKER: Pandalarla ilgili bir film gösterebilir miyim? İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayret oyuncak gibi, ne sevimli şeyler bunlar.Allah onu vesile etti bunlara, bunların soyu tükenmekten kurtulmuş oldu. Böyle şeker varlıkların soyunun tükenmemesi için, çok özen göstermemek lazım. Çünkü Allah kocaman oyuncaklar yaratıyor böyle sevimli. Bir de uysal ve tatlılar da maşaAllah. Yaramazlıkları çocukların yaramazlığına benziyor, çok şekerler.
Nahl suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Nahl suresi, 113 “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah, yemin ediyor. “Onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti.” Şahsı manevi değil, bakın elçi geldi diyor. Kuran’ın hiçbir yerinde şahsı manevi geldi demiyor Allah. Hep elçi, bir lider, bir imam, bir kurtarıcı geliyor. “Fakat onu yalanladılar.” Demek ki mutlaka yalanlıyorlar, insanların özelliği bu. Uğraşırlar, hapse atmaya kalkarlar ya iftiranın çeşitlerini çoğaltırlar. “Böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakaladı” diyor Allah. “Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti.” Bu ayetin ebcedi; 2007 tarihini veriyor. Tam 2007. Bakın yobazlara Kuran’ı Kerim’de Cenab-ı Allah ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla,” demek ki bu üçkağıtçılar bayağı sahtekar ve yalancı oluyorlar ki, Allah onu söylüyor. “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla, şuna helal, buna haram demeyin.” Yani hurafe çıkarmayın” diyor Allah. “Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz.” Hurafeci, yobazların özelliğini Allah açıklıyor. “Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” Rezil, rüsva olurlar, batarlar diyor Allah.
SUNUCU: Bizi yarın 22.00’den itibaren Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv internet sitesinden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Tevbe suresi, 33. ayet, Cenab-ı Allah diyor ki; “Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.” Hidayetle göndermek ne demek? “Hz. Mehdi (a.s) vasfı ile gönderen ve hak dinle, İslam’la gönderen O’dur.” Müşrikler istemeseler de, direnseler de, ne yaparlarsa yapsınlar” diyor, “O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için Allah, elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur” diyor. Ebcedi tam, 1980 tarihini veriyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor. Bir tane ebcedi var, 1980, maşaAllah. “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Bu ayetin ebcedi de; 1423 yani 2002 tarihini veriyor. “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar.” Yani “konuşarak, propaganda yaparak, kitaplar yazarak, yazılar yazarak İslam’ı durdurmak istiyorlar” diyor. “Oysa küfür edenler, İslam’a karşı tavır alanlar istemese de, Allah Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Yani İslam’ı, İslam ahlakını, İslam’ın sevgisini, güzelliğini, bütün dünyaya hakim edeceğini söylüyor Allah. inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...