SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Samsun AKS, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tvsitemizden Hocamız’la beraber devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, neler anlattık, neler konuştuk?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bir önceki programda, Mehdi (a.s)’ın siyasete girmeyeceğini, sizin anlatımlarınız vardı, onları tekrarladık, inşaAllah. Ve Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz’in açıklamaları, bir ağabeyimiz daha vardı, onların açıklamaları.
ADNAN OKTAR:Ve programı böyle bitirdik, diyorsun, inşaAllah. Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın özelliği samimi olması. Bir tek Allah’tan korkar. Allah’tan başka kimseye hesap vermez; herhangi bir kişiye, herhangi bir gruba, topluluğa hesap vermek durumunda değil. Şirin görünmeye ihtiyacı yok. Şirin görünmeye ihtiyacı olmaması bir alim için çok önemlidir. Topluluğun dayatmasına göre hareket etmemesi çok önemlidir. Hakiki, gerçek alimdir. Mehmet Talu Hocamız da öyledir. Çok candan. Hakkı açıkça söyler. Bir tek Allah’tan korkar. Gerçek alimin özelliği odur. Hakkı açıkça, çekinmeden söylemesidir.
Aslında hiç karmaşık olan bir şey yok. İnsanlar rahat, güzel yaşamak istiyorlar; sevgi dolu, barış içinde yaşamak istiyorlar. Her fikre saygı gösterilmesini istiyoruz. Çünkü acıdır; mesela farz edelim komünist var, ateist var, dinsiz var, Yahudi var, Hristiyan var, mason var; adamlar ezim ezim ezilecekler, sen mutlu olacaksın. Böyle bir şey olmaz. Müslümanların da huzurlu olması lazım, başka düşüncedeki insanların da huzurlu olması lazım, o zaman mutlu olunur. İnsan, kendi düşüncesinde olmayan insanların ezildiğini görürse rahat edemez, zannedildiği gibi değildir. Bu mutluluk vermez. Her fikre özgürlük verildiğinde rahatlık vardır. Yeter ki insanlar topluma zulmetmesin, insanların hakkını gasp etmesin, her fikre özgürlük. Mehdiyet’in özelliği budur işte. Her fikre, her düşünceye özgürlük verilmesidir. Demokrasinin gerçek anlamda yaşanmasıdır. Ama onu gören insanlar da tabii İslam’a, Kuran’a, Mehdiyet’e karşı içlerinde derin bir sevgi duyacaklardır, inşaAllah. Baskı nefreti getirir, öfkeyi getirir. İnsan gururlu varlıktır, öyle bir şeye tahammül edemez. Baskıyı gördü mü ömür boyu öfke üzerine hakim olur. Zorla hizaya getirmeler çok olumsuz etki yapar. Onun için insanlar sıkıyönetimden hiç hoşlanmazlar, biliyorsun. Yıllarca da unutamazlar sıkıyönetimleri, kafasında kalır. Çünkü zorla hizaya getirme vardır, o da onların ağrına gider, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Talu Hocamız’ı andınız. İki gün önceki yazısını zikredememiştik. Mekke-i Mükerreme’den göndermiş Hocam. Ölümün güzel bir şey olduğunu, Peygamberimiz (s.a.v)’in de vefat ettiğini hatırlatarak, Erbakan Hocamız’a Allah’tan rahmet dilemiş. Kabe-i Muazzama’da Erbakan Hocamız’ın gıyabi cenaze namazını kendisinin bizzat kıldırdığını, onun için tavaflar yapıldığını, dualar edildiğini, hatimler okunduğunu ve tüm bu ibadetlere de hala da devam edildiğini söylemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Allah ona ne güzel, ne mübarek bir görev vermiş. Mekke’de gıyabi cenaze namazı kıldırır, bir başka alim gider tebliğ yapar, bir başka alim İslam’a, Kuran’a faydalı olmaya çalışır, değil mi? Çeşit çeşit oluyor, inşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İngiltere’de konferanslarımız devam ediyor Hocam, vesilenizle inşaAllah. İskoçya’da da olacak, 12 Mart’a kadar devam edecek. Wolverhampton Üniversitesi’nden bu resimler. Şu an gösterdiklerim Manchester Metropolitan Üniversitesi’nden. Manchester Kız Okulu’ndan şu andakiler, maşaAllah. Londra Merkez Camisi’nden bu gördüklerimiz.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, Allah Allah bir Mehter müziği şart, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İngiliz Teknoloji Enstitüsü’nden şu an gördüklerimiz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam yeri göğü inletiyor, maşaAllah. Dr. Cihat, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Manchester Erkek Okulu bu da, şu anda.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hakk gaza'y-ı ekberlerini etsin mübarek ve said, inşaAllah. İşte gaza denilen budur, cihat denilen budur. Cihat etmek demek, illaki eline pala alıp adam doğramak değildir. Fikir, bilgi, sevgi silah bu. Onunla insanları etkilemek. İngiltere yıkılıyor şu an.
ALTUĞ BERKER:Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir resmi vardı bugün.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah bak, işte bu kadar.
ALTUĞ BERKER:Mardin’de kardeşlerimizle, vatandaşlarımızla yer sofrasında dua etmişler hep beraber.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah, helal olsun, helal olsun. Kılıçdaroğlu’nu tebrik ediyorum. Bayağı güzel olmuş. Şu muhterem de CHP’den herhalde hatırladığım kadarıyla, değil mi? İsmini tam hatırlamıyorum ama.
ALTUĞ BERKER:Gürsel Tekin, Hocam.
ADNAN OKTAR:Gürsel Tekin, evet. Çok güzel, maşaAllah. Benim halkım işte bundan anlar. Kendi örfüne, ananesine, geleneğine saygı duyacaklar, sevgi duyacaklar. Beraber dua edecek, beraber yemek yiyecek. Bak, yere oturmuş, çok güzel. Yerde onlarla beraber, çok güzel bu; yer minderinde, yer sofrasında onlarla sevecen bir ortam. Şimdi bir kere bunun anlamı çok güzel. Yer sofrasında onlarla birlikte olmak çok güzel. Birlikte dua etmek çok güzel. Bu bir sevgi gösterisidir, bir muhabbet göstergesidir. Güneydoğu’daki kardeşlerim benim canım ciğerimdir, mazlumdur onlar. Onlar böyle kucaklanacak, sevilecek, korunup kollanacak, şefkat duyulacak insanlardır. Ve hürmet edilecek, onlara gerçekten değer verecek bir tavır içinde olunması lazım. Yıllarca iddia edilen Ergenekon terör örgütünün alçak katilleri, kahpe katilleri akıl almaz zulüm ettiler benim canlarıma Güneydoğu’da, akıl almaz. Burada anlatamayacağımız derecede, rezalet tarzında zulmettiler. Daha yeni bu zulüm kalktı. Allah’a şükür, daha da iyi olacaklar, inşaAllah. Mehdiyet devrinde de coşkuyla, muhabbetle, inşaAllah birbirlerine sarılacaklar; çok çok daha güzel olacak, inşaAllah.
Mesela diyor ki rivayette; “Ahir zamanda deccalin yanında cennet ve cehennem bulunacak. Adamları da olacak. Bunların bir kısmını öldürüp sonra diriltecek.” (Kıyamet Alametleri, Medineli Alleme Muhammet B. Resul El-Hüseyin El-Berzenci) Bak, “Adamları da olacak. Bunların bir kısmını öldürüp, sonra diriltecek.” İnsanları öldürüp diriltecek. Yani ne demek? Deccaliyet devrinin, yani ahir zamanın özelliğini belirtiyor. Sırf deccaliyetin yapacağı bir şey değil. Mesela deccalin yanında ekmek dağları, yiyecek dağları bulunur diyor ama Mehdi (a.s)’ın yanında da bulunacak ekmek dağları, yemek dağları. Mehdi (a.s) hak için dağıtacak onları, Allah için dağıtacak. Deccal zulüm için dağıtacak. Kötülük için kendi taraftarlarına dağıtacak. Mehdi (a.s) herkese sevgi, şefkat gösterecek. Deccal sadece kendi taraftarlarına dağıtacak. Yoksa aynı imkanlar Mehdi (a.s)’da da olacaktır. Yani deccaldeki imkanlar Mehdi (a.s)’da da var. Mesela, deccal istidrac gösterir, Mehdi (a.s) da keramet gösterir. Deccalde harikalar vardır, Mehdi (a.s)’da da harikalar vardır. Mehdi (a.s)’ın harikalarına biz keramet diyoruz. Deccalin harikalarına da istidrac diyoruz. Mesela deccalin sesi her yerde duyuluyor. Mehdi (a.s)’ın sesi duyulmuyor mu? Onun da sesi her yerde duyuluyor. Deccal çok süratli hareket ediyor, her yere gidiyor. Mehdi (a.s) süratle hareket etmiyor mu? O da süratle hareket ediyor. Deccal çok süratli tahribat yapar. Mehdi (a.s) da çok süratli tamirat yapar. Tam zıttıdır. Mesela deccal insanları öldürür, diriltir. Ama Mehdi (a.s) devrinde de ölmüş insanlar diriltilecektir. Nasıl oluyor? Kalp ameliyatı oluyor; adamın kalbini alıp, çıkarıp oraya koyuyorlar, değil mi? Adam ölüyor, normal ölüyor; kalbini çıkarıyorlar, kenara koyuyorlar. “Deccal, adamı ikiye böler, göğsünü yarar” diyor hadiste. Mehdiyet devrinde olmayacak mı? Mehdiyet devrinde de insanların göğüsleri yarılacak, ikiye bölünecek insanlar. Kalbi çıkarılmayacak mı? Çıkarılacak. Ne amaçla? Tedavi amacıyla, kalbinin daha sağlıklı olması için yapılacak. Deccal de niçin yapacak? Deccal sadece kendi taraftarlarını koruyacak. Belki o ameliyatları, suikastlarda kullanacak. Mesela ameliyatlarda kendi taraftarlarıyla belki cinayetler işleyecek, ona bakıyor. Fakat Mehdi (a.s) devrinde de tıp olağanüstü ilerleyecektir. Öldü denen insan diriltilecektir. Mehdi (a.s)’ın insanların dirilmesine vesile olacağı hadislerde geçiyor. Bunun sebebi budur. Özellikle açık kalp ameliyatlarında, kalp değiştirme ameliyatlarında, ilk Dr. Bernard mı bir vatandaş vardı? Güney Afrikalı bir doktor vardı, Dr. Bernard, o yapmıştı ilk ameliyatı. Yer yerinden oynamıştı dünyada. Acayip şaşırmışlardı insanlar. Gerçi az yaşamıştı ama olsun, yani olmuştu. İşte böyle bir devrin geleceği anlatılıyor orada. Yoksa sırf deccalin yapacağı bir şey değildir bu. Mesela, “deccal dostlarını cennetine koyar, düşmanlarını cehennemine koyar” diyor. Mehdi (a.s) ne yapıyor? Mehdi (a.s)’ın da cennet gibi ortamı var. Ama bütün insanlığa cennet gibi ortam sunuyor Mehdi (a.s), zulüm yapmıyor. Deccalin artı cehennemi var, Mehdi (a.s)’ın cehennemi yok. Ama deccalin cehennemi var. Yoksa deccalin imkanları Mehdi (a.s)’da da var. O da cennet gibi ortam sunuyor. Onun da yanında et dağları, çorba dağları, yemek dağları var. İnsanlara alabildiğine dağıtıyor, inşaAllah. Ama Allah rızası için, sevgiyle. Mehdi (a.s)’da sevgi, şefkat, merhamet; deccalde zulüm, dehşet ve acımasızlık vardır. Mehdi (a.s)’da kan durdurma vardır. Mehdi-ül dem; kan durduran Mehdi (a.s), kan akıtmayan Mehdi (a.s); kan durdurur. Deccal de kan akıtıcıdır, kan ister, kanla beslenir deccaliyet.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Sayın Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu, Alman gazetesine bir açıklama yaptı. Türkiye’nin yumuşak bir güç olduğunu, sert bir güç olmadığını söyledi, inşaAllah. Siz hep özellikle bunun vurgulanması gerektiğini belirtiyorsunuz. Sevgiyle, şefkatle Türkiye’nin ağabeylik yapacağını söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Evet, mülayemet, halim olmak, halim. Mesela Hz. İbrahim (a.s) halimdi. Halim selim denir. Halim, mülayim, yani sert olmayan, acımasızlıktan kaçınan, şefkatli. Müslüman böyledir, Mehdiyet böyledir. Mehdiyet’i anlatmış. Mehdiyet’in ruhunu anlatmış. Mehdiyet’te bütün dünyayı kucaklama vardır. Hristiyan’ı da, Yahudi’yi de, Budist’i de, dinsizi de, imansızı da, hepsini Müslümanlar şefkatle kucaklarlar. Hepsini kurtarmaya çalışırlar. Zulüm yoktur, aşağılama yoktur, onur kırma yoktur; fikirlere saygı vardır. Mehdiyet’in vasfıdır. Deccaliyet nasıldır? Kendinden olmayanı yakar. Resmi ideoloji oluşturur. Kendinden olmayanı asar, keser, hapishanelere doldurur, nefes aldırmaz, aşağılar, onurunu kırar. Ancak onun dediğini yaparsan senin yakanı bırakır. O da aşağılayarak. Deccaliyetin özelliği de budur. Mehdiyet de ona karşı demokratik ruhu, sevgi ve şefkat ruhunu, koruyucu ruhu, anlayış ruhunu anlatır.
ALTUĞ BERKER:Allah’ın renk sanatından örnekler gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Kitabınız var, Allah’ın Renk Sanatı isimli.
ADNAN OKTAR:Evet, hepsi birbirinden tatlı, maşaAllah. Renkler çok şahane. Acayip canlı ve çok güzel. Modacılar elde etmeye çalışıyorlar, elde edemiyorlar bu tip şeyleri.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam” Ama bak, canım kardeşimin yaptığı selam verme şekline bak; “slm alyk.” Bu internet diline ne gerek var kardeşim? Bu üsluba ne gerek var? Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “kertenkele delikten girse siz de aynısını taklit edeceksiniz, aynı kertenkele gibi delikten gireceksiniz” diyor. Bu taklitçiliğe ne gerek var? Kaliteli insan, kendi şahsiyetini kendi korur. Kendi düşüncesini kendi oluşturur. Kendi özel karakteri vardır. Kendi özel değerlendirme stili vardır. Toplumdaki beğendiği şeyleri alır, beğenmediklerini de almaz. ‘Selam’, bir kere ibadettir. Her şeyi yazmışsın. Uzun uzun yazıyorsun. Hiçbir şeyi kısaltmamışsın. ‘Selam’, ne güzel bak, Allah’ın sıfatlarındandır, değil mi? Allah’ın isimlerindendir ‘Selam’, güvenlik anlamına gelir. Cennette ilk karşılaşacağımız sözdür ‘Selam’, güvenlik. Güven içinde olmak, huzur içinde olmak. Ne gerek? Orada iktisat mı oluyor iki harfi çıkartmak? ‘Selam’ de, ne kaybedersin? “Mustafa Karaman Hoca’nın Mehdi (a.s) üzerine derslerini sunuyorsunuz. Geçen günlerde Almanya konferansına gelmişti. Kendisine Mehdi (a.s) meselesini sorduk. Eksik ve yanlış anlatıyor” diyor özetle. Biz zaten kusursuz demiyoruz. Oradan ilgili kısımlarını alıyoruz. Yoksa tabii ki, kendilerine has eksik yönleri, hatalı yönleri olabiliyor bu kardeşlerimizin, ağabeylerimizin. Biz yüzde yüz hepsi doğrudur demiyoruz. Ama o anda, o konuşma içerisindeki doğru olan kısımları alıyoruz. Öyle olsa bütün hepsini alır yayınlarız, yapmıyoruz. Dolayısıyla, onların faydalı olan on kelimesi bile olmuş olsa İslam için bir hizmettir, bir nimettir, bir güzelliktir. Bizi o ilgilendirir. Onun dışındaki yönlerle pek ilgilenmeye gerek yok. Onlar sorun çıkartmaz. Bizim anlattığımız Mehdiyet’i, şu an Türkiye’de bütün aklı başında, mantıklı olan kardeşlerimiz anladılar, gördüler. Karadeniz’den birçok genç geldi geçen günlerde geldiler. Anlatmıştım, o gençler geldiler. Hepsi üniversiteli çocuklar, genç çocuklar. “Hocam, biz yakın zamana kadar Cübbeli’nin dediklerinin hakikaten doğru olduğunu düşünüyorduk” dediler. “İlk defa bizi uyandırdınız, hakikaten olayın farkına vardık. İnsan uyarılmazsa hakikaten fark edemiyor bazen” dediler. “Çok net anlatımınız, bayağı net ve son derece samimi” dediler. “Delillere dayalı, yapmacıklık yok, ilave yok, ek yok. Doğru, çıkmış; ispat da ediyorsunuz, böyle bir durum var” dediler. Cübbeli’nin zaten korkması, kapatmaya çalışması; bütün dergisini, bütün sayılarını bu konuya ayırıyor, bana ayırıyor. “Mehdi (a.s) çıkmadı, çıkmayacak;” “çıkmadı, çıkmayacak.” Peki, neden özellikle beni hedef alarak anlatıyorsun sen? Dünyada yüzlerce Mehdilik’i açık, alelen iddia eden adam var. “Ben Allah’ın gariban bir kuluyum” diyorum. Ve yemin ediyorum, hiçbir zaman, ömrüm boyunca Mehdilik iddia etmeyeceğim” diyorum. Cübbeli, kendini yerlerden yere atıyor. “Bu kendisini Mehdi (a.s) ilan edecek” diyor. Allah Allah, yemin edince de inanmıyor musun sen? Müslüman değil misin? Tabii, inanmıyor da olabilir. Çünkü mürtet olarak gördüğü için. Mürtedin dediğine de inanılmaz. Bu inanmıyordur Allahualem. Benim yapabileceğim bu kadar. Ben ancak yemin edebilirim, değil mi? Bir kere oturup kitap yazması, sırf bana kitap yazdı. Sırf benimle ilgili dergi çıkartıyor, Mehdi (a.s) gelmeyecek diye. Konu bu. Kardeşim, ben niye panik olmuyorum da, sen panik oluyorsun? Mesela bak, her zaman söylüyorum, Budistler Buda’yı bekliyorlar. Yüz milyonlarca insan bunlar. Vakti geldi diyorlar Buda’nın. “Bu yüzyılda gelecek Buda” diyorlar. Hiç telaş ettiğimi gördünüz mü siz benim? Yok, gayet sakinim. Masonlar da Adonay’ın geleceğini söylüyorlar, bu yüzyılda. “Adon zuhur edecek” diyorlar. Binlerce yıldan beri masonlar bekliyorlar Adonay’ı, Adon’u. Masonların lideridir. “Zuhur edecek” diyorlar. Ben hiç telaş içinde değilim. Ateşe tapanlar da bekliyorlar, bir isim vermişler, biraz sonra bakarım. O da gelecek diyorlar, ben ondan da tedirgin olmuyorum. Ve alenen Mehdilik iddia eden o kadar çok adam var ki; kimi kafasına kavun gibi bir şey geçiriyor, kimi bilmem ne yapıyor. Ve net söylüyor; “ben Hz. Mehdi (a.s)’yim” diyor. Söylüyor, açık. Hiç duydunuz mu benim; “yok, sen Hz. Mehdi (a.s) değilsin” diye oturup uğraştığımı? Yok, rahatım. Fakat Cübbeli’yi akıl almaz bir telaş sardı; Fatih Altaylı’yı, Aydın Doğan’ı, Vatan Gazetesi’ni akıl almaz bir telaş sardı. “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek,” “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek,” “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek.” Sakin olun, bir şey olmaz. Bir kere demek yeterli, biz anlıyoruz. Bu kadar telaşın sebebi nedir, biliyor musunuz? Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğinden, bizim emin olmamızdan daha eminsiniz, o kadar eminsiniz. Yüzde yüz eminler. Bir şekilde anlamış adamlar, olay bu. Yoksa adam dergisini, şununu bununu niye bunu için ortaya koysun? Bak, Mehmet Talu Hocam bu Cübbeli’nin tavrından, benim kanaatim tedirgin olmuştur, rahatsız olmuştur. Resulullah (s.a.v)’inyanına gitti, sırf onun baskısından kurtulmak için de olabilir, onun rahatsızlığından kurtulmak için de olabilir. Çünkü nefes aldırmıyor; yazılarını yayınlatmıyor, konuşmalarını siliyor. “Peki, Mehmet Talu Hocamız Ehl-i Sünnet midir?” diyoruz, “Ehl-i Sünnet” diyor. Fıkhi herhangi bir hatası var mı? “Yok” diyor. Ahlaki herhangi bir hatasını gördün mü? “Yok.” Mahmut Hocamız’a saygısında, sevgisinde bir kusuru var mı? “Mükemmel” diyor. Tasavvuf ehli olarak bir hatasını gördünüz mü? “Hayır, tasavvufta çok mükemmel bir insan” diyor. Aile hayatında, sosyal hayatında bir kusur var mı? “Yok, her yönden mükemmel” diyor Cübbeli. Peki, hiç mi hatası yok bu insanın? “Var, bir tane hatası var. "Hz. Mehdi (a.s) geldi" diyor’ diyor.” “Bu bana yeter, bunu demesi bana yeterli, var gücümle onunla uğraşacağım ben” diyor. Bu Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini apaçık ortaya koyan bir delil değil midir?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çünkü dünya tatlısı bir insandır Mehmet Talu Hocamız, mükemmel ahlaklıdır ve binlerce Müslüman şahittir. Milli Gazete’de o cemaatten, o topluluktan yazı yazdırılan tek kişidir, fıkıh alimi olarak. Fetva alimidir, çok büyük bir alimdir. Samimi kanaati olarak, “ben delilleri değerlendirdim, manevi işaretleri değerlendirdim, gittim Mahmut Hocamız’a bunu anlattım. "Hocam Hz. Mehdi (a.s) Allahualem geldi. Ne diyorsunuz?" dedim, o da "inşaAllah" dedi” diyor. Mealen, yakın, kelimesi kelimesine aynı değil de, bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini veyahut geldiğini dolaylı yoldan kabul ettiğini söyledi. Şimdi Cübbeli’nin Mahmut Hocamız’ı da baskı altına almasından ben endişe ediyorum, şüphe ediyorum. Çünkü bu kadar bunun ortada olması normal bir şey değil. Eskiden Mahmut Hocamız ortadaydı. Bir konuşurdu konu biterdi. Bu tip şeylere de müsaade etmezdi. Bir şey var. Çünkü bedeni sağlığı Hocamızın o kadar yerinde değil. Ayağa kalkıp yürüyor gerçi ama genellikle yürüyen sandalyeyle götürüyorlar. Bu onun şerefidir, Allah yolunda gazi olmuştur. Onun bir üstünlüğü, güzelliğidir. Çok zor konuşuyor hakikaten, bayağı zor konuşuyor. O da onun üstünlüğü ve güzelliğidir. Allah yolunda onun gazi olduğunu gösterir. Ama ben bundan Cübbeli’nin istifade ettiğini düşünüyorum. Çünkü kimseyi konuşturmuyor, hiç kimseyi konuşturmuyor. Ve bir gariplik var, bir acayiplik var. Allah hidayet versin. Sürekli bunun sesi çıkıyor. Halbuki o kadar çok değerli alimler, büyük alimler var ki, bakıyorum o alimlere de tavır almış, onlarla da uğraşıyor. Mesela bu Mahmut Hocamız’ın görev aldığı camide bir hocaefendi var, vaaz veriyor. Vaaz verdiğinde bütün camilerden duyuluyor, her yerden duyuluyor. Ona da kafayı takmış vaziyette. Bayağı beğenilen bir insan, takva bir insan. Başka alimler var, onlara da kafayı takıyor. Etrafında bir güruh toplanmış, bir topluluk var, küçük bir topluluk; oraya hakim olmuş benim gördüğüm, kontrolü altında. Mehmet Talu Hocamız’a tavrından anladım, ben bu kadar etken olduğunu bilmiyordum. Mesela istediğini aforoz edebiliyor, istediğine istediği fetvayı verebiliyor. Tam kontrolüne almış. Mahmut Hocamız’ı da baskı altına alıp, kontrol altına almak isteyen bir tavrı var gibi görünüyor. Onun için ben oradaki takva kardeşlerime, temiz kardeşlerime; hepsinin ellerinden öpüyorum, hepsine derin saygım var; bu konuda titiz olmalarını istirham ediyorum. Hocamıza sahip çıkıyorlardır mutlaka ama daha çok sahip çıksınlar. Şu Cübbeli’nin kontrolünü kaldırmaları lazım. Onlardan herhangi bir kardeşimizin kontrolü olmuş olsa, bir topluluğun kontrolü olmuş olsa bu çok güzel olur. Bu güven verici olur. Ama bu hem tedirgin edici, hem görünüşü güzel değil, hem biraz garip duruyor, hem de yakışık almıyor. Kuşkuya da açık bu. Burada mutlaka bir düzenleme yapmaları lazım. Neden sürekli bu adam ortada? Her şeye bu karışıyor. Çorbaya limon, mutlaka her olayda bu, her şeye bu açıklama getiriyor. Bunun ne özelliği var? O kadar değerli alimler, büyük müceddidler, müçtehitler varken, ne gerek var bunu ortaya çıkartmaya? Bilmiyorum özel bir sistem kurdu da, kilitledi sistemi de kontrol altına aldıysa, onu akılcı bir çözümle vuzuhata kavuşturmak lazım. Bir acayiplik var. Neden oradaki daha olgun, daha bilgili alim kişiler konuşmuyor da bu şahıs konuşuyor, ben anlayamadım. Bir acayiplik var, dikkatlice bakan bunu görür.
ALTUĞ BERKER:Hocam Hz. Ali (a.s)’ı temsil eden resimler vardı, oğluyla birlikte, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ali Ekber oğlu.
ADNAN OKTAR:Allahualem tariflere yakın, inşaAllah. Hz. Ali (a.s)’ın temsili resmi, tariflere yakın, muhtemelen bu görünüşe yakın. Hakikaten cildi çok güzel Hz. Ali (a.s)’ın; küçük burunlu, yakışıklıydı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Suudi Arabistan’da Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in doğduğu yer şu anda gösterdiğim yer. O arazi dah aönce hac yapanların mutlaka ziyaret ettiği bir yer. Kutsal bir yerdi ve seyyidler koruyordu, malumunuz Hocam. Sonra 1925’te Abdülaziz b. Saud’un eline geçmesinden sonra ne var ne yok orada yıkıldı, şimdi oraya bir halk kütüphanesi yapmışlar. Hz. Muhammed (s.a.v)’in dünyaya geldiği mekanın ziyaret yeri yapılmaması için buraya bir kitaplık inşa etmişler.
ADNAN OKTAR:Şimdi bir tane, iki tane değil ki adamların yaptıkları. Her tarafa apartmanlar dikmişler, gökdelenler dikmişler, Kabe ortada adeta kaybolmuş. Bir süre sonra hiç görünmeyecek hale getirecekler gibi görünüyor. Habire gökdelen dikiyorlar, sanki gökdelen yapacak başka yer yokmuş gibi. Git 30 kilometre öteye yap, 40 kilometre öteye yap. Hızlı tren koy, 5 dakikada giderler. Mesela bu hareket de çok anormal, doğum yeri niçin kaldırılsın ki? İşte Hz. Mehdi (a.s) devrinde bunların hepsi düzelecek, bir sisteme girecek, inşaAllah. Ahir zamanda bozulma birçok yerde oluyor, kutsal beldede de var, birçok yerde var.
Fikri Emanet; “Hocam, Peygamberler gaybı bilmezler” diyor. Ayet söyle de anlat, Peygamberlerin gaybı bileceğine dair. Allah’ın dilemesiyle bilirler. Kardeşim, hayret; o Vatan Gazetesi’nin hocası var, ortaya çıktı öyle; “Peygamberler gaybı bilmez” dedi. Allah açıkça söylüyor, gaybdan da o kadar çok bilgi veriliyor ki Kuran’da; “Bunlar gayb bilgileridir” diyor. Fikri kardeş dinliyorsun değil mi? Şeytandan Allah’a sığınırım. Cin Suresi, 26; Cenab-ı Allah Kendisi için diyor ki; “O, gaybı bilendir.”Allah gaybı bilendir. “Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)” Kimseye bildirmez, gizlidir. 27. ayet; “Ancak” şimdi bir şerh geliyor, açıklama geliyor, “ancak elçileri içinde razı olduğu (seçtiği kimseler) başka.” Demek ki bir istisna varmış. “Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer.” Demek ki peygamberlerinden seçtiği kimseler hariç; peygamberlerine gaybı bildiriyor istediğinde. Allah Kuran’da o kadar çok diyor ki mesela, “bu gayb bilgisidir, sen buna muttali değildin, bilmiyordun” diyor. “Gaybdan sana bildiriyorum” diyor Cenab-ı Allah. Peygamberimiz (s.a.v)’e gayb bilgisi verilmiştir. Birçok Peygambere gayb bilgisi verilmiştir.
-VTR- Zenci Müslüman Lider Farrakhan Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın Yeryüzünde Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Amerika’daki Müslümanların lideri. Milyonlarca zenci Müslüman’ın lideridir, Farrakhan. Ne diyor? Bir daha dinleyelim. “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor, inşaAllah.
-VTR- Zenci Müslüman Lider Farrakhan Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın Yeryüzünde Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Ne diyor Farrakhan? Ama milyonlarca zencinin Amerika’daki, çok dev bir kitlenin, yani bir ülke kadar zencinin manevi lideridir. “Büyük Mehdi, Mehdi-i Azam şu an geldi, görevde” diyor. Cübbeli çıldıracak gerçi ama, artık bu kadarını da kaldıramaz herhalde. Bak, “Hz. İsa Mesih (a.s) da geldi. O da görevde” diyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. “Özlediğimiz, beklediğimiz Büyük Mehdi” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet. Farrakhan, bütün Amerikan eyaletlerinde milyonlarca taraftarı olan bir Müslüman lider, “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor, “Büyük Mehdi.” “Hz. İsa Mesih (a.s) da görevde” diyor. Cübbeli o kadar utanacak, o kadar acayip bir konuma düşecek ki, hayretler içinde kalacak. Binlerce kere pişman olacak. Hz. Mehdi (a.s)’ı fark edemediğine veyahut fark ettiği halde anlamazlıktan geldiğine binlerce kere manen pişman olacak. Yani ben çok rahat söylüyorum, emin olmadığım bir şeyi söylemem. Bir de ben çok akılcı adamım, böyle Cübbeli gibi hurafelerle falan hareket eden adam değilim. Ben hurafe olduğunda güler geçerim. Akla uygun olmayan, mantığa uygun olmayan, Kuran’a uygun olmayan, hadise uygun olmayan bir şey olduğunda alacağım tavrı herkes bilir. Doğru olmayan bir şeyi kabul etmem ben. Üslubumdan da anlaşılır benim, konuşma üslubumdan. Ben rüya aleminde gibi değilim, son derece gerçekçi ve son derece akılcıyım, net delillerle konuşurum. Yüzde yüz emin olmadığım bir şeyi de söylemem, herkes bilir. Bakın, “Hz. Mehdi (a.s) geldi, Hz. İsa Mesih (a.s) da geldi” diyorum. “Hz. Hızır (a.s) da görevde” diyorum. Net doğru. “İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği de bu yüzyılda olacak” diyorum. Ayrı ayrı devletler olacak, “cemahiriyeler” diyor Bediüzzaman. Cumhuriyetler duruyor, cumhuriyetler kalkmıyor; devletler, rejimler kalkmıyor. Ahlak değişiyor, sevgi değişiyor; şefkat, merhamet, dostluk, kardeşlik, bunlar değişiyor. Hayatın her alanında ahlak güzelleşecektir Mehdiyet’te; olay budur, inşaAllah. Cübbeli kolay kolay anlamaz bazen, ona Farrakhan’ı bir daha dinletsene. Çünkü en az 30 kere falan anlatırsak anlıyor bazen.
-VTR- Zenci Müslüman Lider Farrakhan Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın Yeryüzünde Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Bak, “ümit ettiğimiz, özlediğimiz” diyor. Biz de aşkla, şevkle özlemiştik Hz. Mehdi (a.s)’ı ve Hz. İsa (a.s)’ı da, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) ultra moderndir, Hz. İsa (a.s) ultra moderndir. Cübbeli zannediyor ki, öyle kendisi gibi. Değil. Çağın en modernidir Hz. Mehdi (a.s). Hz. İsa (a.s) da çağın en modernidir, en kalitelisidir. Müslüman demek zaten dünyanın en kaliteli insanı demektir. En akılcı, en merhametli, en özgür, en güzel düşünen, en çok estetikten-sanattan zevk alan insan. Her şeyin en mükemmeline biz Müslüman deriz.
ALTUĞ BERKER:Hz. İsa (a.s)’nın yeryüzünde olduğunu dünyada ilk söyleyen sizsiniz Hocam, inşaAllah.
Zeki Ceyhan Hocamız’ın güzel bir yazısı vardı Hocam, Milli Gazete’de. Şöyle diyor; bugüne kadar en büyük yükü hep Erbakan Hocamız’a bıraktıklarını ancak artık kendi sıkıntılarını kendilerinin gidermek zorunda olduklarını söyleyerek, “gün kenetlenme günü” demiş. Her insanın zaafı olabileceğini ancak bunları gündeme taşıyarak adam harcama günü olmadığını, birbirimize sıkıca sarılma, birbirimizi sevme, küskünlüklerimizi unutma, aramızdaki tüm kırgınlıkları bir kenara atma, ayıplarımızın üzerini örtme günüdür demiş. Erbakan Hocamız’ın da en çok bu kenetlenme ve kucaklaşmadan memnun olacağını belirtmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bugün Hollanda’nın büyük bir şehrinde yaşayan Süleymanlı kardeşlerimiz Milli Görüş Teşkilatı’nı taziye ziyaretine gitmişler.” Helal olsun, maşaAllah. “Güzel bir davranış olması hasebiyle ve güzel bir örnek hasebiyle bu haberi sizlerle paylaşmayı önemli bulduk” diyor. Ahmet Kartal, Hollanda’dan yazıyor kardeşimiz, Milli Görüş’ten değerli bir kardeşimiz. Yakışan olmuş, Müslüman böyle olması lazım. Süleymanlı kardeşlerimiz dünya iyisidirler, dünya güzelidirler; tertemiz, nezih, kaliteli, şefkatli, herkese kucak açan takva kardeşlerimizdir. Bu tavırları da çok güzel olmuş, Müslümanların kucaklaşması açısından çok anlamlı olmuş.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir Evanjelik dergi, Amerika’nın Evanjelik dergisi trumpet.com internet sitesinde şöyle demiş; Avrupa’nın Akdeniz’de, Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da gelişen İslam’a karşı önlem alması gerektiği yazmış. İslam’ın geliştiğini, güçlendiğini, bunun Avrupa için de ekonomik ve stratejik bir kabus olduğunu söylemiş. Evanjelik bir kiliseye ait. “Avrupa Akdeniz’i Geri Almalı” diyor başlığında.
ADNAN OKTAR: Nasıl yapacaklarmış?
ALTUĞ BERKER: Türk-İslam Birliği onların da hayrına olacak inşaAllah, dediğiniz gibi; Avrupa’nın da, Amerika’nın da.
ADNAN OKTAR: Onlar zannediyor ki, Cübbeli kafası olacak. Halbuki Hristiyanlar, Museviler şefkatle, merhametle ve muhabbetle kucaklanacaklar ve çok iyi korunup kollanacaklar. Dinlerine saygı duyulacak, kendilerine saygı duyulacak; yani bir koruyuculuk kanadı bütün dünyanın üstünde olacaktır. Öyle ayrımcı bir ruh olmaz, yani bütün dünya birinci sınıf insan muamelesi görür, birinci sınıf insan, inşaAllah
Bak, bir kardeşimiz Erdemli Mersin’den Seyyid Salih Özcan Hocamız’a bir şiir yazmış. “Ey Seyyid Salih Özcan Hocamız Üstadımız’dan bakiye. Hak ömrünü uzatmış Mehdi’yi gör diye. Ey keçeli! Bak sende Üstad’ın kokusu var. Ne güzel bir fotoğraf, cennetin kokusu var” diyor, devam ediyor ama çok güzel, maşaAllah. Üstadımız ona Keçeli diye hitap ettiği için o da öyle söylemiş.
ALTUĞ BERKER: Hocam, sevimli canlılar gösterebilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Bunlar ne şeker şeyler, maşaAllah.
“Erkeklerle müstehcen konuşan, ağzı bozuk, hafif meşrep bir kadın vardı” diyor. Hafif meşrep bir kadın, yani fahişe gibi, o şekilde. “Bir gün Peygamberimiz (s.a.v) bir yerde oturmuşyemek yerken bu kadın oradan geçiyordu. Peygamberimiz (s.a.v) hakkında şöyle dedi: "Şuna bakın, köleler gibi oturup, onlar gibi yemek yiyor."” Peygamberimiz (s.a.v) hakkında kadın şöyle diyor; “Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında şöyle dedi, “şuna bakın, köleler gibi oturup, onlar gibi yemek yiyor.” Yani “onlar gibi yemek yiyor” diyor; “kölelerle beraber, köleler gibi yemek yiyor” diyor kadın, Peygamberimiz (s.a.v)’e öyle hitap ediyor. “Şuna bakın” diye de dikkat çekiyor. Bak, “köleler gibi oturup onlar gibi yemek yiyor.” Peygamberimiz (s.a.v), cevaben; “benden iyi köle olur mu?” diyor o hanıma. “Ben de Allah’ın kölesiyim” diyor. MaşaAllah, canım Peygamberim benim. “Sonra o kadına: "Sen de gel ye, buyur"” diyor. Kadını da çağırıyor, “sen de gel aramıza” diyor. “Kadın: "O halde elinle yemeği ver"” demiş Peygamberimiz (s.a.v)’e. Peygamberimiz (s.a.v) ona eliyle yemek yediriyor. Kadın, “ağzındaki lokmadan da bana yedir” diyor. Yani kendi ağzındaki yemekten, ağzına aldığı ekmekten, “ondan da bana, o lokmadan, o ısırdığın lokmadan, yemekten bana da ver” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v) ağzındaki lokmadan ona verdi.” Hani ekmeği ısırır ya insan, geri kalanını da ona veriyor. Yalnız kendi eliyle yediriyor. “Ona verdi. Ki kadın yeyince,” ekmekten yeyince, yemekten yeyince, “haya ve utanma duygusu galip geldi ve bundan sonra ölünceye kadar çirkin bir iş yapmadı.” Kadın İslam’ı, Kuran’ı tam yaşamaya başlıyor. Taberani, Heysemi’de geçiyor, hadis. Peygamberimiz (s.a.v)’in tevazusu bölümüne bakabilirler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahlakı bu, sevgi dolu. Hristiyan’a da şefkat duyuyor, Musevi’ye de şefkat duyuyor, onları kurtarmaya çalışıyor. Kölelere şefkat duyuyor, onlarla beraber oturuyor. Gayri meşru kadınlara şefkat duyuyor. Genç kızlara şefkat duyuyor, sevgi duyuyor onlarla konuşuyor, hanımlarla konuşuyor. Herkesle muhabbet ediyor, sohbet ediyor; Peygamber çünkü. Peygamber hanım gördüğünde kafasını çevirirse ümmetinin yarısını tanıyamaz. Olur mu öyle şey? Mesela Hz. Yusuf (a.s) kaldığı hanımın evinde kadınla konuşuyor, yani yüz yüze muhatap oluyor. Kadın onu görüyor, o da kadını görüyor. Kadınlar toplanıyorlar, Hz. Yusuf (a.s)’ı çağırıyorlar. Bütün kadınları görüyor Hz. Yusuf (a.s). Onlar da ona bakıyor. Dün de söylemiştim Peygamberimiz (s.a.v)’e, Cenab-ı Allah; Peygamberimiz (s.a.v) sürekli evleniyor, maşaAllah. Yani Cenab-ı Allah onu öyle olağanüstü güzel, olağanüstü çekici yaratmış. Kadınlar aşık oluyordu Peygamberimiz (s.a.v)’e. Beğendiği kadınlar ona geliyorlardı, Peygamberimiz (s.a.v)’e kendilerini hibe ediyorlardı. Alıyordu Peygamberimiz (s.a.v) de. Bir kısmıyla da evleniyordu, nikahla evleniyordu. Ama bu Allah aşkından olan evlenme. Allah aşkından, Allah’ın tecellisini onda gördükleri için evleniyorlar. Ahiret için, sonsuza kadar onunla beraber olmak, sonsuza kadar eşi olmak için. Çünkü dünya hayatı ne kadar? 20 yaşında bir kadın düşünelim, iki on senede 40 yaşına gelir. Menopoza giriyorlar zaten 40 yaşında. İki on sene daha yaşadığını düşünelim, 60 yaş. Bu kadar dünya işte. Ama ahiret; yüz trilyon sene geçiyor, daha sıfır hükmünde, hiç başlamamış hükmünde oluyor. Yüz trilyon geçtiği halde. Yüz trilyon çarpı yüz trilyon sene geçiyor. “Ne kadar süre geçmiş?” diyorsun, daha hiç başlamamış gibi oluyor, daha başı bile olmamış oluyor sonsuzluk içinde, hiç başlamamış gibi. Yani sonsuzluğa oranla hiç hükmündedir. O kadar sene Peygamberimiz (s.a.v)’le beraber yaşayacak bu hanımlar. Ama dünyanın hırsıyla bakan bir insan, dünyada ne var görüyor zaten. Dünyanın aczini de görüyor, dünyanın zorluklarını da görüyor. Onun için o hanımlar orada akıllıca hareket edip kendilerini Peygamberimiz (s.a.v)’e hibe etmişler. Bir kısmı da evleniyorlar. Cenab-ı Allah ayette hitap ediyor, bak diyor ki; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” diyor. Bakıyor Peygamberimiz (s.a.v), güzel buluyor, evlenmek istiyor. “Artık bundan sonra sana yasak” diyor Allah. “Evlenmek yasak” diyor, nikah yasak. Ancak “elinin altındakiler hariç” diyor. Yani “cariye olarak kendini hibe eden hanımlar hariç” diyor. Çok fazladır aslında kendilerini Peygamberimiz (s.a.v)’e hibe eden hanımlar da ama ağırlarına gittiği için bir kısım tipler anlatamıyorlar. Yani onu acayip bir şey olarak gördükleri için, Allah aşkı ile sevmeyi acayip görüyorlar. Onlar kaba şehvetin kafasında oluyor, bir kısmı. Yani kadın dedin mi kafasına kaba şehvet geliyor. Hayvani bir kafa geliyor, hayvani bir mantık geliyor. Peygamberlerde Allah aşkı vardır, Allah aşkı ile sever. Onu sevenler de Allah aşkı ile seviyorlardı, onun için ona aşık oluyorlardı. Allah’ın tecellisini gördükleri için aşık oluyorlardı. Allah özel bir güçle onları aşık ediyordu, mucize meydana geliyordu. Peygamberimiz (s.a.v)’i gördüklerinde adeta hipnotize oluyorlardı, aşık oluyordu. Allah da onlara sevdiklerini nasip ediyordu, muratlarına ermiş oluyorlardı. Allah muradını yerine getirmiş oluyordu, inşaAllah. Mesela Hz. Musa (a.s) da öyle. Giderken iki tane hanım görüyor, Peygamber kızları. Sırtını dönmüyor; elini, yüzünü kapatmıyor. Gidiyor, onlarla konuşuyor. Hanımlar da ona bakıyorlar, Hz. Musa (a.s)’a bakıyorlar. Diyorlar ki bak; “orada çobanlar var, biz onların yanına gitmiyoruz.” Çünkü kalitesiz, akılsız, küt adamın yanına aklı başında bir kadın gitmez. Kaliteliyse, güzel ahlaklıysa, Allah’tan korkan temiz bir insansa güvenir onun yanına gider. Ama it kopuksa, tehlikeliyse; elinden, yüzünden melanet akıyorsa anlar. Allah ona onu hissettirir ve gitmez, uzak durur. Bu bilinir. Kadınlar gitmiyorlar, “biz onlar sulamadıkça oraya gitmeyiz” diyorlar. Cahil insanlar, çünkü ne yapacağı belli olmaz. Ama Hz. Musa (a.s)’ı görür görmez beğeniyorlar. Babalarına tariflerine dikkat et; “güçlü ve güvenilir.” Bunu teşhis etmişler Hz. Musa (a.s)’da, demek ki bedenen de görmüşler. Güç nasıl anlaşılır? Görürse anlar insan, değil mi? Bedenini görmüş boydan boya demek ki. Güçlü. MaşaAllah, aslan gibiydi Hz. Musa (a.s). Boylu poslu, kara yağız, çok yapılı, geniş omuzlu, çok kuvvetliydi. Ve “güvenilir” diyor. Çünkü yüzündeki ifade, asalet, üslubundaki konuşma, bakışlarındaki canlılık, bakışlarındaki candanlık, sevecenlik, bakışlarındaki Allah aşkı onun güvenilir olduğunu gösteriyor. Kadın onu içgüdüyle anlar, Allah ona ilham eder. Bakar bakmaz anlamışlar ve babalarına söylüyorlar. Hz. Musa (a.s) onlara bakmış, onlar da Hz. Musa (a.s)’a bakmışlar. Biz Kuran’a göre mi hareket edeceğiz, Cübbeli’ye göre mi hareket edeceğiz? Ben Kuran’a göre hareket ediyorum. Hadis de ortada, bak görüyorsunuz. Taberani hadis alimidir; Heysemi, çok büyük alimlerdir, inşaAllah. Mesela Hz. Süleyman (a.s), Sebe Melikesi’ni çağırıyor. Kadın Sebe’den kalkıp geliyor. Bakımlı, gösterişli bir hanım. Hz. Süleyman (a.s) hemen elini yüzüne kapatmıyor. Onunla konuşuyor, alıp saraya götürüyor. Hatta sarayın zeminini kristalden yaptırıyor ama öyle bir kristal tekniği kullanılmış ki, muhtemelen ışıklandırma sistemi de kullanmış. Yani çok acayip bir şey olmuş ki su var zannediyor kadın. Ayette “bacaklarını sıvadı,” “ayaklarını sıvadı” diyor. Yani suya gireceğini zannediyor. “Onu bir su zannetti” diyor. Hz. Süleyman (a.s) “gir suya” diyor, “buraya gel” diyor, yani yanına çağırıyor. Kadın da onu su zannettiği için ona karşı sevgisinden, nezaketinden elbisesi de suya girmesin diye ayaklarını sıvıyor. Kuran’da ayet, Kuran ayeti. Bir de bakıyor camdan, su değil. Hayret ediyor tabii kadın. Hz. Süleyman (a.s)’ın devri olağanüstüdür. Yani teknoloji, bilim olağanüstüdür. Hz. Süleyman (a.s) konuşuyor Sebe Melikesi’yle, uzun süre misafir olarak kalmıştır. Sürekli eli yüzünde gezer mi Hz. Süleyman (a.s). Peygamber (s.a.v)’in sahabelerinin yarısı kadındı. Eli yüzünde, gözünde kapalı gezer mi Peygamber? Olur mu? Peygamberlik görevini yapamaz, öyle bir şey olur mu? Hepsini tanıyor. Onlar Peygamberimiz (s.a.v)’e bakıyor, Peygamberimiz (s.a.v) de onlara bakıyor. Cübbeli durup durup, yeni yeni açıklamalar getiriyor, yeni yeni mantıklar çıkarıyor. Benim bildiğim doğru olan bu, Kuran’dan anladığım bu. Yanlışsa bana yazsınlar, anlatsınlar. Ben eleştiriye de açığım, ben öyle bir katı insan değilim. Doğru, hak bildiğimi uygularım ben, yeter ki ispat etsinler, delillendirsinler. Ben illa en doğruyu ben biliyorum demiyorum. Ben cahil insanım; araştırıyorum, okuyorum, öğrenciyim ben, talebeyim. Ben alimim demedim yani, hocayım da demedim, inşaAllah. Ama benim gördüğüm bu, okuduğumda ben bu gerçeklerle karşılaşıyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyuruyorlar: “Ahir zamanda, işte o anda emr-i bil-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker terk edilecek, zina çoğalacak, çok kan dökülecek, alimler zalim kimselerle samimi olacaklar. Devlet idarecilerinin kapılarına çok gidip gelecekler.”
ADNAN OKTAR: “Alimler zalim kimselerle samimi olacaklar.” Peygamberimiz (s.a.v) de bunu bildirmiş.
-VTR- RisaleiNurKulliyati.com tanıtım
ADNAN OKTAR: Bu kardeşimizin söylediği Mustafa Karaman Hoca’nın son video filmi vardı, onu bir yayınlayın bakayım ben. Tanımıyorum o şahsı da, sadece film olarak hazırlamışlar. Bir bakayım.
-VTR- Nur Talebelerinden Mustafa Karaman, Hz. Mehdi (a.s)’ın Üç Vazifeyi Bir Arada Yapacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Şimdi ben burada tabii zahir ifadesine göre hareket ediyorum, yani burada bir Mehdi beklentisi açık açık belirtiliyor ve hayatın her alanında etkili olacak bir Mehdi’den bahsediyor Hocamız. Bediüzzaman’ın anlattığı da odur, Peygamberimiz (s.a.v)’in anlattığı da odur. Ve “gelecek” diyor. Biz bunu aktarıyoruz ama tabii detaya girdiğimizde sürpriz şeylerle karşılaşabiliriz tabii, orijinal açıklamalarla karşılaşabiliriz. Mesela ben Mehdiyet’i anlattığımda çok kapsamlı delil veriyorum. Böyle anlatıp geçmiyorum. Ne yapıyorum? Alametleri sayıyorum teker teker; kuyruklu yıldızı, Fırat’ın suyunun kesilmesini, Ay ve Güneş tutulmalarını, hepsini anlatıyorum. Ve diğer hadislerle de destekliyorum, diğer talebelerin açıklamalarıyla da destekliyorum. Ama bir kısım ağabeylerimiz tabii anlatıyor fakat konuyu ehemmiyetli gören, yani onun heyecanını yaşayan; dünya çapında büyük bir olaydır bu, yani onu iyi vurgulayan bir üslupları pek olmuyor tabii bir kısmının. Yani flu anlatıyor. Mesela ders arasında, üç yılda bir, bir kere bu konuyu usulen anlatıp geçiyor. Bu benim stilim değildir, çünkü böyle bir konu çok azam meseledir, çok büyük bir mesele. Dünyaya hakim olma, İslam’ın dünyaya hakim olması mevzu bahistir, İslam ahlakını herkesin yaşaması mevzu bahistir. Bu dev bir olaydır. Ben bunu bir kelimeyle geçiştirmem. Bir kelimeyle geçiştiriyorsam inanmıyorum anlamına gelir. Sürekli üstünde duruyorsam inanıyorum anlamına gelir. Ve çok ciddiyetle üzerinde duruyorsam gerçekten inanıyorum anlamına gelir. Benim çok ciddiyetle üstünde durmamın nedeni gerçekten inanmamdır. Ve çok kapsamlı delillendiriyorum. Böyle büyük bir olay varsa, bir insan bunu ağzında geçiştiriyorsa ondan bir acayiplik vardır. Ama öyle bile olsa ben onu delil olarak alırım. Mesela Farakhan da konuşuyor: “Hz. Mehdi (a.s) gelmiştir.” diyor. Farakhan delillendirmiyor olabilir, detay vermiyor olabilir, mühim olan geldi demesidir. Bu arkadaşın da, bu hocaefendinin de Hz. Mehdi (a.s)’ı kapsamlı anlatması, “dört vazifeyi yapacak” demesi çok önemlidir. Belki tevil edip hiç ummadığımız şekilde de açıklıyor olabilir. Ama burada tevil edecek bir yön yok şu an, açıkladığı kısımda. Çok net. Ama samimiyetsiz bir insanın eline geçerse bunu bambaşka şekilde bozup, tevil ederek böyle çok yapmacık bir üslupla bambaşka bir şekle sokabilir. Ona da bir sözümüz olmaz, ne diyelim ona? Cübbeli tarzı bir mantığa da getirebilir, “şahs-ı manevi” deyip konuyu boğabilir, “Hz. Mehdi (a.s) gelmiş geçmiştir” deyip samimiyetsiz bir açıklama da yapabilir veyahut “Mehdiyet bir ruhtur, görünmez” diyebilir. Veya bir süre sonra “Bediüzzaman şart-ı muallak koymuştur” diyorlar. “Muallak şartlar oluşmadığı için muallakta duran Mehdiyet de oluşmamıştır” diyenler de var. Şart-ı muallakcılar da var. Şart-ı muallakcılar ayrı bir konudur, o da çok büyük bir fitnedir. Şunu demek istiyorlar, Bediüzzaman diyor ki güya; “siz eğer çok gayret ederseniz Hz. Mehdi (a.s) çıkar, gayret etmezseniz Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz.” Çıkmadı, o zaman gayret etmediniz demek ki. O zaman Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün bu hadisleri yok hükmünde olmuş oluyor. Kuran’ın bütün işaretleri yok hükmünde olmuş oluyor. Bu çok samimiyetsiz bir izah. Nerenin şart-ı muallakı? O nezaketen söylenmiş bir sözdür. Bediüzzaman gaybı bilmediği için nezaketen öyle söyler. Bediüzzaman diyor ki: “Çabuk çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa bu vazifeyi Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtlerinin yapacağını Cenab-ı Allah’tan bekliyoruz” diyor. Usulü budur bunun, bu şekilde söylenir, Allahualem denir, Allahualem. Allahualem tarzında bir ifadedir bu. Yoksa şart-ı muallak diye bir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v) şart-ı muallakla mı anlatmış? Hadislerde şart-ı muallak yok, çok net “olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Şart-ı muallak çok samimiyetsiz, çok anormal bir sözdür. Bir kısmı da diyor ki; “Bediüzzaman da insan tabii ki, illaki her şeyi bilecek diye bir şey yok, bu konuda hüsn-ü zan etmiştir ama yanlış hüsn-ü zan etmiştir“ diyor özetle. Bunu anlatıyor, var, bunlar da Nur talebesi. Bir kısmı da diyor ki; “Bediüzzaman’ın bu bir temennisidir, olacak demiyor ki” diyor, temenni. “Hani keşke milyoner olsam, keşke arabalarım olsa hani der ya adamlar, onun gibi bir temennidir” diyor. Yani “temennisi de olmamıştır özetle” diyor. Bir başkası, bir başka güruhat, bir başka topluluk, işte bizim meşhur hoca gibi, şaşar beşer Faruk Beşer gibi, “Bediüzzaman tabii ki bir alimdi ama şimdi daha büyük bir alim çıktı” diyor, “ben çıktım, Faruk Beşer” diyor. “Kitapların yüzde 99’u geçersiz şu ana kadar çıkanların” diyor. İsterseniz yayınlayalım. Göstersene. “En iyisini ben biliyorum” diyor. “Hayırlı uğurlu olsun, yeni müceddidiniz hayırlı olsun” diyor. “Bediüzzaman da geçersizdir, geçmiş alimler de geçersizdir, en büyüğü benim” diyor özetle. “Bediüzzaman’ı da kabul etmiyorum” diyor. Yeni bir Nur talebesi türü, çeşidi. Onu da dinleyelim.
-VTR- Faruk Beşer
ADNAN OKTAR: Mübarek. Bak görüyor musun, Hocam bilirkişi, hepsini biliyor. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı da geçersiz, İmam-ı Gazali’nin İhya’sı da geçersiz, Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı da geçersiz. Risale-i Nur’u kabul etmiyor zaten. “En iyisini ben bilirim” diyor, anlatıyor. Şimdi bunun devamı var. Diyor ki, “yüzde 95, aslında ben nezaketen söyledim yüzde 95’i, aslında daha fazla” diyor. “Ama ben geçersiz ilan ettim, yani ben dedim mi bitti” diyor. Bu ne demektir? En büyük müceddid işte, en büyük müçtehid, en büyük alim. Alın size yeni bir Nur talebesi çeşidi daha. Bediüzzaman’ı kaale alamayan, Bediüzzaman’ı kabul etmeyen bir Nur talebesi çeşidi. Fethullah Hocamız’ın Samanyolu Televizyonu’nda, Mehtap Tv’de falan gece gündüz anlatıyor adam. Herkes dinliyor, böyle eli çenesinde dinliyorlar bunu. Ve böylece hafiften, nezaketli bir operasyonla Bediüzzaman’ı kenara çektiler, aldılar, kenara aldılar, sezdirmeden. Dolayısıyla Bediüzzaman ile beraber Mehdiyet de kenara alınmış oldu, Hz. İsa (a.s)’ı da bir kenara almış oldular haşa kendilerince. Dolayısıyla ne İttihad-ı İslam, ne Türk-İslam Birliği; bunları da unutacaksın. Zaten diyor hocaefendi; “Peygamberimiz (s.a.v) dünyaya hakim edememiş de Hz. Mehdi (a.s) kim oluyor da dünyaya hakim edecek” diyor. Peygamber (s.a.v)’in kendisi söylüyor; “Benim evlatlarımdan, benim soyumdan Hz. Mehdi (a.s) dünyaya hakim olacak” diyor. “Peygamber (s.a.v) öyle diyor ama yanlış söylüyor, doğrusunu ben biliyorum, olmaz böyle bir şey” diyor. “Akıl alacak bir şey değil, mantıklı değil, kabul etmiyorum” diyor. Tabii bir kısmı cahilliğinden söylüyor, buna yakın bir üslupta. Yine buna yakın bir üslupta konuşan bir tane daha var öyle.
-VTR- Nur Talebelerinden Ahmet Çolak, Hz. İsa (a.s)’ın ve Hz. Mehdi (a.s)’ın Görevlerini Şahs-I Manevilerinin Yapacağını İddia Ediyor
ADNAN OKTAR: Bak, şimdi hazret konuşurken dikkat ederseniz kaynak vermiyor, yani Bediüzzaman burada şunu söylüyor demiyor. Hep indi mütaala, hep şahsi mütaalaları. Konuşurken ben mesela kaynak veriyorum. “Bak, Bediüzzaman diyor” diyorum, okuyorum, anlatıyorum. Okuyup anlatmak yok, kaynak da vermiyor. Diyor ki; “İslam bütün dünyaya hakim olacak.” Güzel, inşaAllah öyle olacak. Peki, Müslümanların lideri olacak mı koçum, hocam, canım kardeşim? Ne diyeyim yani? Lider olmayacak diyorsan, o zaman zaten seninle konuşulacak bir durumumuz olmaz. İslam dünyaya hakim olacak fakat Müslümanların bir tane lideri olmayacak. Ama lideri olacak diyorsan, o liderin adı Hz. Mehdi (a.s)’dır işte. Bütün dünyanın hakimi olan, bütün dünyanın manevi lideri olan şahsın adı Hz. Mehdi (a.s)’dır. Coşkuyla anlatıyorsun, güzel; “İslam hakim olacak” diyorsun. İyi ki de bunu diyor, bunu da demeyenler var. Buna çok şükür, bunu demesi iyi. “İslam dünyaya hakim olacak” diyor, inşaAllah. Bunu demeyebilirdi. Şahs-ı maneviciler, baksana ne diyor? Ne dediğiyle de çelişiyor aslında, ne konuştuğundan haberi yok. “Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında olmadı da Hz. Mehdi (a.s) zamanında mı olacak?” diyor, “Hz. Mehdi (a.s) mı yapacak?” diyor. Senin şahs-ı manevin yapıyor o zaman. Peygamber (s.a.v)’den daha mı üstün senin şahs-ı manevin? O anlama gelmiyor mu? Bak sahabelerin yapamadığını, sahabelerin şahs-ı manevisinin yapamadığını bu arkadaşın şahsı ve talebeleri, arkadaşlarından oluşan şahs-ı manevi yapıyormuş. O zaman siz sahabelerden ve Peygamber (s.a.v)’den daha üstünsünüz, o anlama çıkıyor, değil mi? “Biz dünyaya hakim edeceğiz” diyorsun sen. Ne konuştuğundan haberi yok, ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v), “benim soyumdan Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, talebeleri olacak ve İslam dünyaya hakim olacak” diyor. Bu Peygamberimiz (s.a.v)’in sözü. Peygamberimiz (s.a.v)’in kumandanı olarak, Peygamberimiz (s.a.v)’in manevi kumandanı, askeri kumanı değil; manevi kumandanı olarak, sevgi kumandanı olarak Hz. Mehdi (a.s) çıkacaktır. Yani Hz. Mehdi (a.s) bir subay değildir, bir general değildir, bir mareşal de değildir. Sevgi insanıdır. Kumandanlık manevi kumandanlıktır. Dolayısıyla bu arkadaşın sırf bu sözünü yarın geniş bir analiz yapayım ben kelime kelime, cümle cümle. Artık yani öbürlerini ona göre düşünün, ona göre mantıklarını kuralım. Yani ne kadar çelişik olduğunu düşünün. Bakın diyor ki; “Peygamberimiz (s.a.v)’in yapamadığını Hz. Mehdi (a.s) yapacak diyorlar” diyor, “halbuki benim ve arkadaşlarımın şahs-ı manevisi ile biz İslam’ı dünyaya hakim edeceğiz” diyor. Peki, sen ve arkadaşların hakim ediyorsa, Peygamberimiz (s.a.v) ve sahabelerden siz daha mı üstün olmuş oluyorsunuz? Tekrar tekrar söylüyorum ki anlasın diye, inşaAllah. Net onu söylemiş oluyorsun sen. Sen niye bunu Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerine layık görmüyorsun da kendine ve arkadaşlarına layık görüyorsun? “Hz. Mehdi (a.s) yapamaz” diyorsun, “Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri yapamaz” diyorsun, “ama ben ve arkadaşlarım yaparız” diyorsun, “benim şahs-ı manevim yapar” diyorsun. Değil mi? Sen doğrusunu söyle, Peygamberimiz (s.a.v)’in dediğine uy. Peygamberimiz (s.a.v), “Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri yapacak” diyor. Doğrusu budur. Ama yarın genişçe bir analiz edeyim onu; cümle cümle, kelime kelime. Oradaki mantık hatalarını tek tek anlatayım. Mesela diyor ki; kulağıma çarpanlardan bir tanesi; “deccal Ebu Cehil’den daha mı şiddetli?” diyor. Tabii ki daha şiddetli. Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor; “dünya tarihinde deccalden daha büyük bir olay yok” diyor, sahih hadis kitaplarında. Yani “ne firavun, ne nemrud, ne Ebu Cehil, hiçbiri ile kıyas olmaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Dünyadaki en büyük olaydır deccaliyet” diyor. Bu da kendi kafasına göre, “hayır, Ebu Cehil şiddet bakımından deccalden daha büyüktür” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) de tam aksini söylüyor. Ben bunu söylerken hadisten ispat ederim, sahih hadislerden. Ama bu onu söylerken hadisten ispat edemez. Tabii ben arkadaşlarını falan tenzih ederim, kendisini de tenzih ederim; aslında sevdiğim insanlar, şefkat duyuyorum ama üslubum benim böyle. Başka türlü anlatmak bana biraz garip geliyor. Böyle normal vurgusuyla anlatmak istiyorum, o yüzden. Yoksa görsem elini öperim, benim bir büyüklük hissim yok.
ALTUĞ BERKER: Şifa olur Hocam Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Ne yapıyoruz?
ALTUĞ BERKER: HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’dan itibaren Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tvsitemizden takip edebilirsiniz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...