SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:En güzel şekilde başlamak istiyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam bildiğiniz gibi bugün deprem vardı Japonya’da ve tsunami oluşturdu. Onunla ilgili görüntü vardı uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam bakayım.
VTR: Japonya’da Meydana Gelen Tsunamiden Görüntüler
ADNAN OKTAR:Su buradan geliyor, öyle mi? Gemileri, arabaları falan toplamış, götürüyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. 8.9 şiddetinde deprem olmuş. Dalgalar Avustralya’ya kadar ilerlemiş, gidiyormuş, Hocam. Hawaii’ye gitmiş. En güçlü Japonya’da tabii.
ADNAN OKTAR:Daha geçenlerde Mehmet Talu Hocamız söyledi; “tsunamilerin, depremlerin artması Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerindendir” dedi, hadislerle belirtti. Dünyada görülmemiş, hiç olmamış olaylar oluyor. Bu sıklıkta ve bu yükseklikte dünya tarihinde yok. Nedir o çizelge?
ALTUĞ BERKER:Depremlerdeki artış Hocam. 1900 yılından itibaren yapılmış. 1999’dan itibaren çok yüksek bir seviyeye çıkıyor. Hatta 5.0 şiddetinden büyük depremler 1556’dan, yani yaklaşık 400 yıldan beri toplam 110 adet deprem olmuş. Sadece 1999 yılında 20.832 deprem meydana gelmiş irili, ufaklı büyüklükte.
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle bu söylediğini.
ALTUĞ BERKER:Geçmiş yüzyılda, 400 yılda 110 depreme karşılık 1999’da 20.832 deprem meydana gelmiş. Çok yüksek bir artış var.
ADNAN OKTAR:2000’lerde birdenbire muazzam bir artış oluyor. Peki, Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği ile bu aynen mutabık mı?
ALTUĞ BERKER:Okuyayım mı hadisi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
ALTUĞ BERKER:“Ümmetimde zelzeleler olur. Öyle ki, bu zelzelelerde on bin, yirmi bin, otuz bin kişi ölür.” (İbn-i Asakır, Geleceğin Tarihi 1, Orhan Baytan, Mevsim Yayıncılık, sf.81) “İlim kalkmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman kısalmadıkça, fitneler zahir olmadıkça, cinayetler çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buhari, İbn-i Mace, Kıyamet Alametleri, s.108) “Depremler çoğalmadıkça” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s)’ın da çıkış alameti olduğunu, Peygamberimiz (s.a.v) hadislerde çok detaylı izah ediyor, anlatıyor.
ALTUĞ BERKER:Siz, daha sonra Hz. Mehdi (a.s) döneminde de duracağını söylemiştiniz. Onunla ilgili, “Hz. Mehdi (a.s) hatırına depremleri durdururum” diye hadis-i şerif var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cenab-ı Allah’ın hitabı olarak belirtiliyor, değil mi? İnşaAllah. Ne yapalım? Ahmet Çolak Hocam’a bir cevap vereceğiz demiştik, Dr. Ahmet Çolak Hocaefendi’ye. Hoca’yı bir daha bir dinleyelim. Ondan sonra ben biraz not alayım konuşmalarından, ona cevap vereyim.
-VTR- Nur Talebelerinden Ahmet Çolak, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın Görevlerini Şahs-ı Manevilerinin Yapacağını İddia Ediyor
ADNAN OKTAR:Hocamız kaç yaşındadır, tahminen? Kırk diyelim. Allah ömrünü uzun etsin. Doksan yaşına kadar yaşayacak olsa, bir elli sene daha yaşar. Kaçtayız biz? Hicri 1432’deyiz. Bediüzzaman ne diyor? “1506’ya kadar” diyor, değil mi? “Açık, galibane.” Kendileri de anlatıyor zaten ilgili kısmı, “1506’ya kadar.” 1506’ya kaç yıl var, 1432’den sonra 1506’ya? Yaklaşık yetmiş yıl. Şimdi ben burada bir hesap edeyim; Hocaefendi görecek mi, görmeyecek mi? Bu durumda Hz. Mehdi (a.s) göremiyor ama Hocam görecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın ömrü kifayet etmiyor ama Hocamın ömrü kifayet ediyor. “Şu an bizim cemaatimiz, Allah’ın izniyle biz başladık şahs-ı manevi olarak, İslam’ı dünyaya hakim edeceğiz. İslam dünyaya hakim olacak” diyor. Şimdi, Hz. Mehdi (a.s) hayattayken göremiyor ama Hocam hayattayken görecek. Bu çok önemli. Hakimiyet, hatta hakimiyetin son yılları, yirmi yıl falan kala vefat etmiş olacak. En ihtişamlı dönemlerin hepsini görmüş oluyor. Bozulma yirmi yıl sonra başlıyor, Hocamız’ın vefatından sonra. Bütün hepsini görecek demektir. Peki, sen diyorsun ki Ahmet Hocam; “Peygamberimiz (s.a.v)’in yirmi üç yılda yapamadığını, biz evelAllah...” “1432’deyiz şu an” diyor, değil mi? “Şahs-ı manevi olarak başladık, yetmiş yılda bitireceğiz” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in yirmi üç yılda yapamadığını. Yetmiş yılda da değil aslında, işin doğrusu yetmişin yarısı olması lazım en fazla. Çünkü hakimiyet dönemi var ondan sonra, değil mi? Yaşanılan dönem var. Yaklaşık Peygamberimiz (s.a.v)’in kaldığı süre içerisinde, Hocam; “İslam’ı hakim edeceğiz. Peygamber (s.a.v) yapamadı, ama biz yapacağız” diyor. Aynısı olmuyor mu? Hadi bu otuz sene sürdü diyelim; çünkü vakit yok, yetmiş yıl var, değil mi? Otuz yılda tam anlamıyla hakim olduğunu düşünürsek, ondan sonrası da zaten otuz, kırk yıl da ihtişam, güzellik, süs süresi var. Şimdi bakın, Hocamız kendi ifadesini kendisini çürütüyor. “Peygamberimiz (s.a.v)’in yaşadığı süre içinde yapamadığını, ben ve cemaatim, şahs-ı manevi olarak, biz yapacağız” diyor. Bir kere bu sözü geri almış oluyor. Ben yanlış mı biliyorum? Eğer yanlışsa Hocam bize internetten bildirsin. Ben yanlış anlıyor da olabilirim. Elini öpüyorum, çok saygı duyuyorum; kavramak için söylüyorum, anlamak istiyorum. Anlayamadım da onun için, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi, İslam dünyaya hakim oldu, İslamiyet hakim oldu. İnşaAllah Ahmet Hocam da başına geçer, Dr. Ahmet Hocam; yani Müslümanların manevi lideri olur. Müslümanların bir manevi lideri olmayacaksa, buna İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği denmez. Başı olmayan bir Müslümanlık olmaz. Mutlaka bir manevi lidere ihtiyaç var. Bu manevi liderin adı ne? Çünkü bakın, Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında olmayan bir dünya hakimiyeti, bu şahsın zamanında oluyor ve bu şahıs başa geçiyor, İslam aleminin başına geçiyor. Dr. Ahmet Hocam’ın cemaatinin yaptığı, şahs-ı manevisinin yaptığı bu faaliyetin başına birisi geçiyor. Fakat bu dünya tarihinde olmamış bir liderlik, çünkü bütün dünyaya hakim edeceğini söylüyor. 7 milyarlık İslam alemi olmuş oluyor, 7 milyarlık İslam aleminin bir lideri oluyor. Bu şahıs kim? Bunu bize söylemesi lazım. Bir de bütün Hristiyan alemi Müslüman oluyor. Bu Hristiyan aleminin bütün hepsinin Müslüman olmasını sağlayacak Hz. İsa (a.s)’ın talebeleri nerede? Bunlar kimler? Bunları bize söylemesi lazım. Hz. İsa (a.s) madem geldi, vefat etti, değil mi? “Geldi, vefat etti” diyor. Hz. İsa (a.s) geldiyse, mezarı nerede? Kaç yılında geldi Hz. İsa (a.s)? Nerede vefat etti? Bak, ümmetin haberi yok. Normalde Hz. İsa (a.s)’ın Peygamberimiz (s.a.v)’in mezarının yanına gömülmesi gerekiyor. Arkadaşlar, “biz gömdük; geldi, gömdük” diyorlar. Nereye gömdüklerini söylemeleri lazım. Güvenlik nedeniyle söylemiyorlarsa, onu da söylemeleri lazım. Mesela desinler ki; “geldi, biz gömdük ama güvenlik gerekçesiyle söylemiyoruz” diyebilirler. Ama bu da yoksa artık çok abartılı bir samimiyetsizlik olmuyor mu bu? Harekette bir mantık olmuyor. Halbuki, “Hz. İsa (a.s), Hz. Mehdi (a.s) ile beraber namaz kılacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v) ve bu olayla da Müslümanlarla Hristiyanlar ittifak ediyor ve Müslümanların başına Hz. Mehdi (a.s) manevi lider olarak geçiyor; Hz. İsa (a.s)’ın bizzat talebiyle, manevi kumandan olarak. Bu olay oldu da biz görmedik mi? Onu söylesinler. Kim bu? Hz. İsa (a.s) hangi şahsa bu şekilde tabi oldu? Ne zaman arkasında namaz kıldı? Ne zaman gerçekleşti bu olay? Ve ümmetin bundan nasıl haberi yok? Hz. İsa (a.s)’ın gelmediğini biliyor bunlar, Bediüzzaman zamanında gelmediğini biliyorlar. Bediüzzaman’la beraber namaz kılmış da değil, bunu da biliyorlar. Bediüzzaman bütün İslam aleminin manevi lideri hiçbir zaman için olmadı. Manevi bir başkomutan olmadı. Mezhepleri kaldırmadı. Şafi mezhebine uydu Bediüzzaman. Hz. Mehdi (a.s) bütün mezhepleri kaldırıyor. Dolayısıyla arkadaşımızın bütün anlattığı noktalarda çok ciddi bozukluk var, anlatım bozukluğu var Hocamız’ın. Bir de dikkat ederseniz kaynak vermiyor; bu en hayati nokta. Hocam okusana Bediüzzaman’dan. “Bak, Bediüzzaman böyle diyor” de ama diyorsan ki, “ben yeni müceddidim, yeni alimim; Bediüzzaman’ı kenara bırakın, siz beni dinleyin” diyorsan, tamam; o zaman dinleriz, saygı duyarız. Ama Bediüzzaman’ı esas alarak anlatıyorsa, Bediüzzaman’ın dediklerini anlatması lazım, değil mi? Kitaplarından, eserlerinden kaynak göstermesi lazım. Hoca kaynak gösteriyor mu? Yok. Ve yanlış bilgilendiriyor insanları. Eğer hatam varsa canlı yayında elini öpeceğim ve özür dileyeceğim hata yaptıysam. Ben öyle enaniyetli, iddiacı bir adam değilim. Bakın, ben mesela kaynakla konuşuyorum. Hocamız’dan da istediğimiz bu, kaynak söylemesi. Yalnız Hoca’yı bir daha dinleyelim de iyice, hem Hocamız’ın anlatmak istediğini herkes duymuş olur, çünkü duyulmadığını falan düşünüyor olabilir. Bir daha dinleyelim.
-VTR- Nur Talebelerinden Ahmet Çolak, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın Görevlerini Şahs-ı Manevilerinin Yapacağını İddia Ediyor
ADNAN OKTAR: Evet, bak diyor ki; “23 yılda maddeten Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yapamadığını, haşa Hz. Mehdi (a.s) yapacakmış gibi gösteriyorlar” diyor. Bakın, bir daha tekrar söylüyorum ama diyor ki Ahmet Hoca; “ben hayattayken, cemaatimle Peygamber (s.a.v)’in yapamadığını biz yapacağız” diyor, çünkü vakit yok. Eğer aksi bir durum varsa, bana söylesin. Bediüzzaman’ın açıklamasına göre 1506’ya kadar vakit var. Biz 1432’deyiz, yetmiş yıllık bir vakit var. Bu yetmiş yılın içerisinde, en fazla hadi diyelim 23-25 yıl içerisinde İslam’ın dünyaya hakim olması lazım. 40-50 yıl da o güzellik süresi olmuş oluyor. Dolayısıyla Hocam diyor ki; “ben hayattayken topluluğumla, cemaatimle beraber İslam’ı bütün dünyaya hakim edeceğiz” diyor. “Bizim bu yaptığımız harika bir şeydir, ama Peygamber (s.a.v) bunu yapamaz” diyor. Yanlış anlıyorsam bana söyleyin.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, estağfirullah.
ADNAN OKTAR:Konuşmasını defalarca dinlettim özellikle anlaşılması için. Şimdi bu net. Şimdi diyor ki bakın: “Deccaliyet öyle ahım şahım bir şey değildir; Ebu Cehil daha önemlidir, Ebu Leheb, Nemrut, Firavun daha önemlidir, daha büyüktürler onlar, daha etkilidirler” diyor. Peki, canım kardeşim, madem öyle, bir kere önce Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerini oku da, ben önce onu bir anlatayım.
ALTUĞ BERKER: KaynakHüseyinEl Berzenci’den Hocam; “Allah, Hz. Adem (a.s)’ı yaratmış olduğu günden bu yana deccalin fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır.”
ADNAN OKTAR: Bunu Peygamber (s.a.v) söylüyor. Şimdi biz Ahmet Hocama mı uyalım, Peygamber (s.a.v)’e mi uyalım? İkincisi, Bediüzzaman’ın açıklamaları, Bediüzzaman da; “gelmiş geçmiş en büyük fitnedir deccaliyet, dünya tarihinin en büyük fitnesidir” diyor. Peki kardeşim, ayrıca sen Nur talebesisin; derste sohbet ediyorsunuz, sonra diyorsun ki; buyrun arkadaşlar namaz kılacağız. Namaz kılıyorsunuz, tesbihata geçiyorsunuz. Deccalin ismi geçtiğinde ellerinizi ters çeviriyorsunuz, değil mi? Namazda peki madem deccaliyet önemsiz ve deccal de bittiğine göre; senin dediğine göre deccal bitmiş oluyor veyahut bitireceksin. Peygamber Efendimiz (s.a.v) sadece deccal için, deccal konusunda ve Müslim’de de var, diğer hadis kitaplarında da var; Müslümanlar Allah’a sığınıyorlar deccalden, dua ediyor her namazda. “Ve deccalden daha büyük bir fitne yok” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Arkadaş ne diyor? “Ebu Cehil, Ebu Leheb daha önemli, daha büyük fitnedir” diyor. Yani Mehdiyet’i küçük görecek, ufaltacak ya, Mehdiyet’in mücadele ettiği deccali de ufaltmaya çalışıyor. Çünkü deccal küçülecek, küçülürse Hz. Mehdi (a.s) da küçülecek. Kafayı Hz Mehdi (a.s)’a taktıkları için, onu yok edebilmek için deccali küçültüyorlar. “Ebu Leheb, Ebu Cehil, firavun var” diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v), “gelmiş geçmiş dünyadaki en büyük fitnedir” diyor ve bütün Peygamberler ümmetlerini deccale karşı uyarıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Sahih-i Buhari’de geçiyor o söylediğiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Sahih-i Buhari, oku onu.
ALTUĞ BERKER: “Allah’ın gönderdiği her Peygamber ümmetini deccal ile uyardı.” (Sahih-i Buhari, Fiten, 27)
ADNAN OKTAR: Bak firavunla uyarmamışlar, nemrutla uyarmamışlar; Ebu Leheb, Ebu Cehil ile de uyarmamışlar ama deccal ile uyarmışlar. En büyük fitnedir. Şu an dünyanın yüzde 99’una hakim. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin, o büyük Şeyh Efendi’nin sözüne göre de, deccaliyet dünyanın binde 999’una hakimdir. Anlaşılmayacak gibi bir şey yok. Bir tek bizim milletimiz deccalden halas olmuştur. Mehdiyet’in yaşandığı bir ülke olduğu için Allah bizim milletimizi korumuştur. Gördüğüm kadarıyla şimdi Hz. İsa (a.s) ile ilgili de başladı problemleri. Bir kere Hz. İsa (a.s)’ın geldiğini söylüyorlar ama nereye geldi, kim gördü, bunu söylemiyorlar. Bunu söylemeleri lazım, bu çok büyük bir olay. Ümmetten niye gizliyorlar bunu? Mezarını gizlesinler, bir şey demiyorum. Kimin gömdüğünü söylesinler. Biz musallat olmayacağız, bir şey demeyeceğiz. Böyle bir olay yok. Müslümanları yanlış bilgiyle, yanlış yönlendiriyorlar, ayıp yapıyorlar. Hz. İsa (a.s)’ı gömmüş falan değiller. Hz. İsa (a.s) vazife başında, öyle bir konu yok. Bir de Hz. İsa (a.s) niye Müslümanların başında lider olmaya layık değil de, Doktor Ahmet, gevrek sesli Hocam layık oluyor? Ben bunu anlamıyorum. “Ben göreceğim İslam’ın dünya hakimiyetini, hayattayken ben göreceğim” diyor. Bu anlattığından o görülüyor, yani net görmesi gerekiyor onun. “Hayattayken hepsini göreceğim” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v)’in yirmi üç yılda yapamadığını biz yirmi üç yılda yapacağız” diyor. En fazla yirmi üç yılda yapmaları lazım. Bediüzzaman’ın açıklamalarına göre en fazla yirmi üç yılda yapılması lazım. Cahillik ediyorlar. Hz. Mehdi (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’in torunudur. Hz. Mehdi (a.s)’ın başarısı Peygamberimiz (s.a.v)’in başarısıdır. Hz. Mehdi (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’in manevi kumandanı olarak görev yapıyor, yapacak. Dolayısıyla başarı tamamen Peygamberimiz (s.a.v)’e aittir. Hz. Mehdi (a.s) ile Peygamber (s.a.v)’i ayırıyorlar. Hz. Mehdi (a.s), Peygamberimiz (s.a.v)’in parçasıdır. Onun sulbünden onun torunudur, onun evladıdır, inşaAllah. Dolayısıyla o başarının da Peygamberimiz (s.a.v)’e ait bir başarı olduğunu da bilmiyorlar, bunu öğretmeye çalışıyoruz, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın hayattayken bu görevlerini yapacağını Bediüzzaman anlatıyor. Bu dört görevi de yapacağını anlatıyor. Ben buna ait Bediüzzaman’dan yüz sayfa kadar delil gösterebilirim. Ama arkadaş bu kendi dediğine Bediüzzaman’dan tek bir satır bile delil gösteremez. Gösterebiliyorsa yayınlasın, internet siteleri var onların. “Arkadaş” desin, ismini de vermesin, “bir arkadaşımız böyle diyor, buyurun cevabı” desin. Bediüzzaman’ın sözlerinden tek bir tane delil veremez. Ama bakın ben ona Bediüzzaman’dan yüz sayfa delil veririm. Dürüst, samimi olsun. İndi mütalaalarla, şahsi mütalaalarla olmaz. Şeyh Nazım Hocam’ı gösterdiler gelmeden önce, dünya tatlısı. Bir arkadaş geliyor, diyor ki; “Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında ne düşünüyorsunuz” diyor. “İlim deryasıdır Risale-i Nur, onu herkes anlayamaz. Çok büyük bir ilim deryasıdır” diyor. Bediüzzaman’ı ayrı övüyor, Risale-i Nur’u ayrı övüyor ama çok mükemmel cümlelerle, bayağı uzun bir konuşma yapıyor. Diyorlar ki; “Şeyh Nazım Hocamız Bediüzzaman’a ve Risale-i Nur’a karşı.” Ben de dedim ki; “o ilm-i batın” dedim, ledün ilmidir. Gördünüz mü şimdi cevabı? Şeyh Nazım Hocamız’ın bizzat ağzından duydunuz mu cevabı?
ALTUĞ BERKER: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Girsinler Hocamız’ın internet sitesine, baksınlar. Nefis bir üslupla övüyor. “İlim deryasıdır Risale-i Nur külliyatı” diyor, inşaAllah. Şimdi bak Ahmet Efendi, sen nasıl yap; mesela aç Risale-i Nur’u, sözlerden dersin yine; “İstikbal-i dünyeviyede,” dünyanın geleceğinde; 1, 4, 0, 0; bir araya gelince ne yapar? 1400. “1400 sene sonra gelecek bir hakikati,” Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini, “asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” Sahabe Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyor, “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyorlar. Peygamber (s.a.v)’in vefatından sonra arıyorlar, Hz. Mehdi (a.s)’ı arıyorlar. Her devirde Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini düşünmüş Müslümanlar. Kaç sene sonra geliyormuş? 1400 sene sonra. Biz kaçtayız? 1432’deyiz. Hz. Mehdi (a.s) geleli kaç sene olmuş oluyor? 32 sene. Bakın, ben kaynak veriyorum, Bediüzzaman’dan net kaynak veriyorum. Bakın burada rakamlarla 1400 sene yazıyor. Ahmet Hocam desin ki, “sen yanlış görmüşsün böyle bir şey yazmıyor” desin. Bütün Risale-i Nur kaynaklarının hepsinde 1400 sene sonra geçer. “Hz. Mehdi (a.s), süfyan gibi ahir zamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel, hatta tabiin (Peygamberimiz (s.a.v)'i sağ iken görmüş olan müminlerle, yani Ashab’la görüşmüş ve onlardan ders almış olan sahih Müslümanlar) zamanında onları beklemişler.” Tabiin zamanında beklenmiş ve yetişmek istemişler Allah’tan, Hz. Mehdi (a.s)’a yetişmek istemişler. Hz. İsa (a.s)’ın vefatını; eğer geldi ve arkadaşlar gördülerse, nerede olduğunu kardeşlerimiz ısrarla talep etsinler, madem böyle bir bilgileri var. Değilse, doğru söylemediklerini açıklasınlar, yani ikisinden biri. “Biz doğru söylemedik, özür diliyoruz” desinler. Veyahut “evet, geldi; şu tarihte, şurada, şu şehirde gömdük” desinler; nerde gömdülerse, değil mi? Bir de bütün hadisler ile çelişiyor bu durum. “Hz. Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kılacak” diyor, Bediüzzaman net söylüyor Risale-i Nur Külliyatı’nda. “Hz. Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kılacak Hz. İsa (a.s), rivayette var” diyor. Bu nerede, ne zaman kılmış? Onlara tabii kolay, sorun yok. “Pencereden girdi, uzun boyluydu. Bediüzzaman’la beraber namaz kıldı, pencereden çıktı gitti” diyorlar. Bakın bir rivayet böyle. Bir başka rivayete göre de geldi, ağabeyler gördüler. Ağabeylerin yanına gelmiş, hemen ölmüş; alıp, götürüp gömmüşler. Bu zavallılığa, bu garibanlığa ne gerek var? Bu hallere düşmeye ne gerek var? Risale-i Nur’da ne ise olduğu gibi anlatın, ilave de yapmayın, ek de yapmayın. Şimdi “Hz. İsa (a.s) gelmeyecek” deseler, cevap vereceğim ama “geldi” diyor. Geldi dediği için, sadece sorun ne zaman geldiği ve nereye gömdükleri, o var. Mesela burada var, bakın Bediüzzaman diyor ki; “Hatta Hz. İsa (a.s) gelir, Hz. Mehdi (a.s)'ye namazda iktida eder (uyar, tâbi olur)”diyor. Ama tabii bu arkadaşların ufku geniş. Şimdi, “Bediüzzaman’ın arkasında namaz kıldı, öldü” diyorlar. Biz ne diyelim? Şimdi adam “aksini ispat et” diyor. Risale-i Nur’da yüzlerce sayfa açıklıyor Bediüzzaman. Mesela “diğer Mehdileri birbirlerine karıştırıyorlar” diyor. “Ve büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var” diyor Bediüzzaman. “Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, mücadele aleminde, çok dairelerde icraatları olduğu gibi.” Tabii bunların hepsinde sevgiyi, şefkati, merhameti esas kılan bir yapı oluyor. Siyasete girip de gidip Başbakan olmaz, Cumhurbaşkanı olmaz Hz. Mehdi (a.s). Hükümeti idare etmek şeklinde değil, siyasetin ahlakını güzelleştiriyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın görevi budur.
ALTUĞ BERKER: Seyyid Salih Özcan Hocamız; “Allah ıslah etsin, tevil ediyorlar” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, çok güzel diyor, “tevil, tevil” diyor. Bunlar gerçi Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı da dinlemez, başka kimseleri de dinlemezler, bunlar kendi kafalarına göre giden tipler. Risale-i Nur da dinlemiyorlar, Bediüzzaman’ı da dinlemiyorlar. Bir fikir ortaya koyuyor, bir felsefe ortaya koyuyor, hepsi peşinden gidiyorlar. Bir kaynağı olmuyor.
-VTR- Seyyid Salih Özcan, “Büyük Mehdi Ahir Zamanda Gelecek İnşaAllah” Diyor
ADNAN OKTAR: Eskiden böyle tatlı tatlı millete bunları anlatırlardı. Böyle radyolardan, televizyonlardan çıkıp cevap verebileceğimi tahmin ve tahayyül bile edememişlerdir. Çünkü Mehdiyet’i benim tarzımda açıklayanları normalde aforoz ediyorlar. Adamın bir anlamda manen hayatı kayar. Ne dershanelere sokarlar, ne konuşurlar, ne ticaret yaparlar, muhatap dahi olmazlar. Bir kısmı, hepsini tenzih ederim de. “Ne demek ya, sen Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s) değil diyorsun, Hz. Mehdi (a.s) gelecek diyorsun”. Bittin sen, öyle bir konu olmaz. Ama ben şimdi herkese açıklayınca ortada kaldılar, çok mağdur durumda kaldılar. Hiç İttihad-ı İslam’dan da bahsetmiyorlardı, şimdi gürül gürül bahsetmeye de başladılar. Demek ki iyiye doğru gidiyor.
ALTUĞ BERKER: Orada da bahsediyorlar, siz daha iyi bilirsiniz Hocam ama Mehdiyet’i zikretmiyorlar veyahut başında kim olacak, lider olacak mı, ondan bahsetmiyorlar. Kendi kendine olacakmış gibi bir hava.
ADNAN OKTAR: Onu geçiştirmeye çalışıyorlar. Neyse, belki çekiniyorlardır diyelim, hüsn-ü zan edelim. Ama Nur talebelerinin yüzde 99’u çok mükemmel insanlardır, onu söyleyeyim. Bayağı akıllı, olgun, nezaketli, halim selimdirler. Öyle fitneden kaçınırlar, kargaşadan kaçınırlar. Ama böyle kendinden emin anlatımlar biraz acayip. Bana samimi gelmiyor, bilmiyorum size nasıl geliyor. Görünüyor, milletimiz takdir eder. Bir de kolay kolay sökülmüyorlar; anlat, anlat, anlat, defalarca; mesela 178 kere anlatınca ancak çözülüyorlar bazen. Biz de gayret edeceğiz tabii, daha iyi olmaları için.
ALTUĞ BERKER: Sungur Ağabey’in derslerinden görüntüler var Hocam.
ADNAN OKTAR: Sungur Ağabey’in dersi diyorsun, hadi dinleyelim bakalım.
ALTUĞ BERKER: Perşembe günleri onların ders, sohbet günleri oluyor. Sungur Ağabey derse geliyormuş; çok kalabalık oluyormuş, çok coşkulu oluyormuş.
ADNAN OKTAR: Fotoğraflar bunlar.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. “Son iki üç yıldır Sungur Ağabey’i böyle sağlıklı ve zinde görmemiştik” diye anlatıyorlar oraya giden kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: Ben görüştükten sonra.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR:Sungur Ağabey’i adeta köşeye sıkıştırmışlardı. Onu, haşa haşa bunamış gibi göstermeye çalışıyorlardı. İşte ihtiyar, her an ölebilir gibi gösteriyorlardı. Sungur Ağabey’e “sen velisin, sen bunamazsın ve ölmeyeceksin sen, inşaAllah; Hz. Mehdi (a.s)’ı da göreceksin sen, inşaAllah” dedim. Bir açıklama yaptı, herkesin kanı dondu. Dedi ki; “Bediüzzaman bana söyledi, ben görmeyeceğim ama sen göreceksin dedi bana” dedi ilk defa, talebeleri de ilk defa duydular, değil mi? Sen var mıydın orada?
ALTUĞ BERKER: Vardım.
ADNAN OKTAR: Sen de vardın, evet. Bayağı kalabalıktı, kalabalığın içerisinde söyledi. Bana “sen sedd-i Zülkarneyn oldun; set oldun, seni aşıp bize gelemiyorlar, yoksa bize bayağı bir eziyet ederlerdi, geçemiyorlar” dedi. EvelAllah, “Çanakkale geçilmez” demiş, Harun Yahya aşılmaz; Allah’ın izniyle, ilimde, fende tabii, yani öbür tarzda değil. Akılda, fikirde, bilgide, inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hutbe-i Şamiye Konferansına davet etmişler örneğin Nur talebesi kardeşlerimiz ama pek böyle Mehdiyet’ten, İttihad-ı İslam’dan açık ve net bahsetmiyorlar. Örneğin, Hutbe-i Şamiye’de Üstad fecr-i sadıktan bahsediyor; “30 sene, 40 sene, 50 sene sonra darmadağın edecek” diyor, vakitler veriyor. Fakat kardeşlerimiz bunları daha verirlerse daha iyi olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Hutbe-i Şamiye’de Bediüzzaman; “istibdatlar kalkacak İslam ülkelerinde” diyor. Yani sıkıyönetimler kalkacak, bir rahatlık olacak, demokrasi gelecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın vasıflarını anlatıyor; “olayların gelişmesiyle hem tecrübesi artacak; hem sanatı, bilimi kullanacak; hem insan sevgisiyle dolu olacak, çok insan sevgisiyle dolu olacak” diyor. “Dokuz düşman cephesine göndermiş.” Yani Darwinist, materyalist sistemlere, fikir sistemlerini alıyor karşıt olarak. “Onlara göndermiş, onları yerle bir edecek” diyor Bediüzzaman. Yani Marksizm, Leninist düşünce, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: 1981, 91 ve 2001 yılları, sizin her zaman anlattığınız gibi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 81’i, 91’i; hepsi bilirler kardeşlerimizin.
ALTUĞ BERKER:Dediğinizi Ahmet Akgündüz Hoca da yazmış Risale Haber’de.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Bu gelişmelerin İslam dünyasında bir habercisi olduğu, İttihad-ı İslam kader-i ilahide ve hikmetli asırlar olduğunu bununla ilgili. İnşaAllah İttihad-ı İslam’a yönelik olduğunu bahsetmiş ama tabii Mehdiyet’ten bahsetmemiş veyahut başında biri olacak mı, ne vesile ile olacak. Çünkü, siz daha iyi biliyorsunuz Hocam, “Hz. Mehdi (a.s)’ın ikinci vazifesidir İttihad-ı İslam’ı kurmak” diyor Bediüzzaman Hazretleri.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman, “maddiyyun, tabiiyyun taununu beşer içinde intişar etmesiyle,” Darwinizm, materyalizm dünya içerisinde gelişmesiyle, “her şeyden evvel maddiyyun ve tabiiyun taununu,” Darwinizm ve materyalizmi, “tam susturacak bir tarzda beşere ders vermektir” diyor. “Bizzat kendisi bu vazifeyi görmeye vakit ve hal müsaade edemez” diyor. “Özel bir hal olacaktır üzerinde Hz. Mehdi (a.s)’ın” diyor, “vakti de dardır, vakti de müsait değildir” diyor. “Vakit ve hal müsaade edemez. Ondan evvel bir taifenin bir cihette,” bakın taife, Müslüman topluluğu gibi anlatmıyor onu; bir taife, bilim adamları. Taife dediği, o üslubudur Bediüzzaman’ın. “Bir taifenin uzun tasdikatıyla,” yani araştırmaları, laboratuvar incelemeleri, “hazırladıkları eserleri hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Yani kitap haline getirecek ve insanlara açıklayacak. “Bu vazifenin istinad ettiği manevi kuvvet ve ordusu ihlas,” yani samimiyet, “sadakat,” “sadıklar” diyor, “ve tesanüd,” ittifak halindeler, birbirleriyle dayanışma halindeler, “sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirdlerdir,” “talebeleridir” diyor. “Her ne kadar az da olsalar” diyor. Bakın “talebelerinin bir kısmı bu işle ilgilenecek” diyor, buraya dikkat edin, talebelerinin tamamı demiyor. “Bir kısım şakirdlerdir” diyor. “Her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. “Her şeyden evvel en önemli konusu budur” diyor Bediüzzaman. Yani “bütün konuları bırakacak, Darwinizmi çökertecek.” En önemli çalışması budur, Darwinizm ve materyalizmi çökertmek. Doğru, çünkü dünyayı çökerten de o, Darwinizm çökertti. O arada bizim cahil bazı Müslümanları da kandırıyorlar, diyorlar ki; “Darwinizm zaten öldü, ne anlatıyorsunuz daha da yayılacak.” Dünyanın yüzde 99’unu almış, sen oturmuşsun “nerede böyle bir tehlike var?” diyorsun. Okulların önlerinde bas bas bağırıyorsun, ne hallere düşüyorsun, görmüyor musun ne hallere geldiğini? Fransa’da, Avrupa’da, bilmem nerede, hangi üniversitede sen “Allah yarattı” diyebiliyorsun? Dediğin an seni kapının önüne koyarlar, değil mi? Bütün üniversiteler Darwinistlerin kontrolü altında. Onlara karşı ilmi bir mücadelenin şart olduğu açık. Bilimsel bir mücadele. Ama şefkat, merhamet ve akılla. Şiddet, Mehdiyet’in yok ettiği bir sistemdir. Şiddeti Mehdiyet ortadan kaldırıyor, hiçbir şekilde kabul etmez Mehdiyet şiddeti. Kan, şiddet Mehdiyet’in karşı olduğu hususlardır. Sevgi, barış, kardeşlik de en önemli yönüdür. Çünkü cennetin vasıflarıdır bunlar, cennet özellikleridir. Şiddet bizi bunaltır, şiddet insanın canını yakar. Barış ve kardeşlik de insanın içini açar. Her konuyu barışla, kardeşlikle ve sevgiyle halledecektir Mehdiyet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın bugünkü yazısında; ahir zaman alametlerinden birinin de, icazetli gerçek fukaha ve ulemanın çok azalması, ortalığı yarı cahil, tam cahil ve zır cahil müçtehid taslaklarının doldurması olduğunu yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Dünya tatlısıdır Hocamız. O kadar candan yazıyor ki, maşaAllah. Hocamız da hakkı söylediği için hep yalnız bırakıyorlar benim canım Hocamı. Ama ben yeterim Hocam’a, bizim çocuklar yeter. Çok seviyoruz Hocamız’ı. EvelAllah hep yanındayız, dünya tatlısı. Bir de çok güzel bir Osmanlı sevgisi vardır, Osmanlı sanatına karşı muhabbeti vardır. İstanbul limonatasını Hocamız’dan öğrendik. Güzel bir evi vardır, bahçeli bir evi vardır Hocamız’ın, arada sırada ziyaret ediyor. Evet.
ALTUĞ BERKER: Hocam Profesör Mümtaz Soysal Erbakan Hocamız için; inancının derinliği, zekasının keskinliği, mücadeleye dayanıklılığı, bilgi sağlamlığı, teknoloji yatkınlığı, üslup renkliliği, nezaket inceliği, kısacası onu o yapan kendine özgü bir yığın özelliğiyle Erbakan Hocamız’ın asla unutulmayacağı yönünde bir konuşma yapmış. Hocamız’ın Kıbrıs davasıyla ilgili tavrına ise, haklı ve güçlü olduğuna inanılan böyle bir davaya sonuna kadar bağlı kaldığını söylemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, ne nezaketli insan Mümtaz Soysal, tebrik ediyorum. Tam Osmanlı, çok efendi insan. Mesela solcu bilinir, olsun. İsterse komünist olsun. Efendi olduktan sonra, nezaketli olduktan sonra, vefalı olduktan sonra başımızın tacı. Çok şahane konuşmuş, dürüstçe konuşmuş. Vefat etmiş bir insan hayırla anılır, sevgiyle anılır. Bazı kendini bilmekte zorlanan tipler, Erbakan Hocamız hakkında ileri geri konuşuyorlar, doğru değil, bunlar çok çirkin.
ALTUĞ BERKER: Hocam Milliyet’ten Aslı Aydıntaşbaş; PKK ile ilintili TAK isimli bir grubun Kürt aydınları tehdit etmesi üzerine, Kürt aydınlarından olan ve Kürt sorununun çözümünde şiddeti reddeden Kemal Burkay açıklama yaparak, TAK adlı grubun derin devlet ve iddia edilen Ergenekon örgütü tarafından yönlendirildiğini ve barış sürecini baltalama amaçlı kullanıldığını açıklamış. Kürt sorununun son 30 yıldır PKK’nın derin devlet tarafından kullanılarak terörize edildiğini, derin devlet güçlerinin hala faaliyette olduğunu, bu nedenle iddia edilen Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını desteklediğini açıklamış. Ayrıca Öcalan’ın da bağımsız hareket etmediğini, iddia edilen Ergenekon terör örgütü ne istiyorsa onu yaptığını ve o şekilde kullanıldığını belirtmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: TAK diye örgüt mü varmış?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Onu takmasınlar, o zaman konu biter, inşaAllah. PKK neden kendine Pe Ka Ka değil de, Pe Ke Ke dedirtiyor? Ne mahsuru var Pe Ka Ka demenin? Orada niye kıllanıyorlar ki? Ben anlayamadım, ne olabilir o?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bilmiyorum ama tahmin ediyorum. Belki Kürtçede harfler öyle telaffuz ediliyorsa, acaba ondan mı?
ADNAN OKTAR: Pe Ka Ka dediğinde; “yok yok, aman aman Pe Ke Ke de” diyorlar, niyeyse? Herhalde şöyle olabilir; pek kaka, herhalde öyle bir şey oluyor anladığım kadarıyla. Onlar da öyle anlıyorlar anladığım kadarıyla, öyle bir üslup anlıyorlar. Yani ne fark eder? Her neyse ne. Yalnız, inşaAllah Türk İslam Birliği olduğunda PKK sorunu ortadan kalkar. Onun dışında çok zor, yani komünist bir ayaklanma olduğu için çok çok zor, çünkü bir ideolojisi var. Bir ideolojiye karşı sıfır ideoloji ile çıkılmaz. İdeolojiye karşı çok sağlam bir inançla çıkılır, o da Türk İslam Birliği, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sayın Dışişleri Bakanımız Davutoğlu, Yunanistan’da Türklerin kalbi olarak bilinen, yıllarca giriş çıkışın çok sıkı kontrol edildiği, sembol bir köy olan Şahin Köyü’ne ilk defa bir Türk diplomat olarak ziyarette bulunmuş. Sayın Davutoğlu köyde soydaşlarımız tarafından tekbirlerle karşılanmış. Köyü baştan başa yürürken köy meydanında tekbirlerle kurban kesilmiş, evlerin balkonlarından karanfiller atılmış. Dışişleri Bakanımız halkı; “Balkanlar’ın yüreği, vicdani ve engin hoşgörüsünün kalbi, Şahin Köyü’nün yiğit insanları” diyerek selamlamış. “Dilinizi ve dininizi öğrenin ve unutmayın” diyerek, kültür ve inancın her şeyden daha önemli olduğunu belirtmiş. Soydaşlarımıza, Yunanlılar ile Türkler arasındaki dostluğun güçlenmesine destek olmaları çağrısında bulunmuş. Ancak bu haber Yunanistanlı bazı aşırı sağ gazetelerinde; “Davutoğlu Batı Trakya’yı işgal etti, provokatif ve tahrik edici konuşmalarda bulundu” ifadeleri ile yer almış. Sayın Dışişleri Bakanımız yaşlı köylülerin dizlerinin dibinde yere oturmuş şeklinde güzel resim vermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Helal olsun Davutoğlu Beyefendi’ye, maşaAllah. Bu resim nefis, şahane. Helal süt emmiş, helal olsun Dışişleri Bakanımız’a, maşaAllah. Cumhuriyet tarihinin en kaliteli, en hoş ve en iyi Dışişleri Bakanı; daha üzerine varsa bana söylesinler. Böylesi görülmedi yani, maşaAllah. Bir de Yunanistan; biz onlara şefkatle, sevgiyle bakıyoruz, niye böyle değerlendiriyor Yunanistan? Oradaki faşistler böyle değerlendiriyorlar. Biz Yunanistan’ı Türk-İslam Birliği içinde görmek istiyoruz; seviyoruz biz onları koruyup kollayacağız. Yunanlılar çok benzer Türklere. Sirtaki yapsınlar, neşeli olsunlar, ibadetlerini yapsınlar, ticaretlerini yapsınlar. Biz onlara sevgiyle yaklaşıyoruz. Türk köylerinde gürül gürül ezanlar okunsun, Kuran’lar okunsun; gelelim, gidelim. Onlar buraya gelsin, biz oraya gidelim; ne oluyor, ne var yani? Tedirgin olmalarına gerek yok; ayıp yaparlar, tedirgin olmalarına gerek yok. Biz onları bayağı seviyoruz. Biz onları Avrupa’ya yem yapmayız, onlar bizim evlatlarımız. Evlatlarımız onlar; eski Osmanlı döneminde bizim evladımızdı onlar, bizim yed-i emanımızdaydılar. Yine evlatlarımız, inşAllah; koruyup kollayacağız, inşaAllah. Kıllarına zarar getirtmeyiz, gönülleri çok rahat olsun; şefkatle bakıyoruz, muhabbetle bakıyoruz. İtalya’ya kadar, İtalyanlar da çok benzer Türklere. Hırakl’ın şehri, Roma; oraya kadar inşaAllah hepsini Türk İslam Birliği içine alacağız, Allah’ın izniyle. Avrupalılar da çok kaliteli insanlardır. Türk İslam Birliği deyince millet bir şey olacak zannediyor. Kardeşim, devletlerine saygı duyuyoruz, milletine saygı duyuyoruz, inancına saygı duyuyoruz, diline saygı duyuyoruz, dinine saygı duyuyoruz. Yani ilhak peşinde değiliz, öyle bir şey yok. Mutlu olsunlar istiyoruz, rahat etsinler istiyoruz, o kadar. Kimse kimseye zarar vermesin, barış ve kardeşlik içerisinde yaşasınlar. Ve İslam’ın koruyuculuğunu, İslam ahlakının yüceliğini göstermek istiyoruz, adaletini göstermek istiyoruz; bu kadar, karışık bir şey yok. Yunanistan’a buradan zibil gibi meyve gönderelim, sebze gönderelim. Orta Asya’nın metallerini, demirini, bakırını, çinkosunu gönderelim. Fabrikalar kursunlar Yunanistan’da. Onlar gitsinler orada fabrika kursunlar. Vursunlar sirtakiyi, oynasınlar, bir şey dediğimiz yok, tedirgin olmalarına gerek yok. Ama Davutoğlu Beyefendi’ye helal olsun, şu resim nefis, çok çok güzel, maşaAllah. Ne mübarek insanmış, maşaAllah. Bilmiyorum, sen hiç böyle Dışişleri Bakanı gördün mü?
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam, ben yüksek lisans yaparken benim bölüm hocamdı. Hem o anlamda, hem de sizin kitaplarınızı okuduğu üzerine çok sohbet etmiştik. Yani eski yıllardan beri sizi çok takdir ettiğini biliyorum ben Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, o zamanlar Hocamız’a özellikle benim bu Türk-İslam Birliği ile ilgili eserlerimden takdim etmiştik.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Dua etsinler Dışişleri Bakanımıza; Allah muvaffak etsin, başarılı kılsın. Çok dürüst insan, çok mübarek bir insan. Allah sağlık, sıhhat ve başarı nasip etsin; gayet güzel. Yunanistan da, aman aman bir daha öyle bir üslubu hiç kullanmasın. Hatta biz Yunanistan’a bir yazı da gönderelim. Yunanistan’da yanlış biliyorlar, öyle bir şey yok. Biz onlara çok kapsamlı, millet olarak bakış açımızı bildirelim, inşaAllah. Durup durup ayaklanma çıkarıyorlar, kargaşa çıkarıyorlar, yazık Yunanistan’a. Huzur içinde yaşasınlar kardeşim, değil mi? Açalım sınırları, istedikleri gibi geçsinler. Avrupa Birliği gibi, inşaAllah. Türk İslam Birliği, Avrupa Birliği’nin manevi yönden zenginleşmiş en mükemmel şeklidir; en dinamik, en heyecanlı şeklidir. Avrupa Birliği’ni katlar. Avrupa Birliği’nde kimse kimseye müdahale ediyor mu? Etmiyor. Türk İslam Birliği’nde de müdahale etmez.
ALTUĞ BERKER: Avrupa Parlamentosu üyesi ve Liberal Grup eski Başkanı Graham Watson, devam eden Ergenekon soruşturmasına kuvvetli destek vererek, derin devletin ortaya çıkartılması açısından son derece önemli bir süreç olduğunu söylemiş. Bölgede Türkiye’nin model alındığını ve Kuzey Afrika’daki olaylara bakıldığında, Türkiye’nin Avrupa Birliği açısından önemini bir kez daha anladıklarını, bu nedenle artık Kıbrıs konusundaki tek taraflı bakış açılarını terk ederek, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği önündeki engelleri kaldırmaları gerektiğini ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almazlar ama Türkiye’nin Avrupa’nın demokrasisinden daha ileri bir demokrasisi olsun. Avrupa ile çok barışık olalım; güzel insanlar, hoş insanlar, iyi insanlar Avrupalılar. Tabii ki onlarla iç içe olacağız, görüşeceğiz. Vizeyi falan kaldırsınlar, Avrupa Birliği’ndeki özgürlük neyse, aynısı olsun, bu kadar uzatacakları bir şey yok. Bizim milletimiz güzel millet, güzel insanlar. Hangi Dışişleri Bakanı gider öyle bir dedenin dizinin dibine oturur? Bu ne güzel bir ahlaktır, ne güzel bir terbiyedir. Taa Peygamberimiz (s.a.v)’den gelen bir terbiyedir bu. Bunu öğreteceğiz Avrupa’ya. Bunu öğreteceğiz derken, biz büyüklük peşinde de değiliz; şefkatle, sevgiyle. Bizim milletimiz çile milletidir, acı milletidir, hep çile ile yoğrulmuştur. Üstte yok, başta yok, ta Yemen’e gittiler. Atatürk devrinde Allah rızası için oraya da gittiler, mücadeleye gittiler, gayret ettiler o zamanlar. Hep acının, çilenin insanıdırlar, hep fedakardırlar. Mesela gider Afganistan’da çile çeker, Güneydoğu’da çile çeker, yeter ki güzellik olsun. Benim milletim delikanlılıktan zevk alır, yiğitlikten zevk alır, öyledir. Misafirperver olacak, işte kendisi yemesin başkası yesin; o, onun hoşuna gider. Kendi yatmasın başkası yatsın, hoşuna gider. Köylerde hep misafir odaları olur. Ben dedemin köyüne giderdim; hani anlatıyorum ya size de. Misafir odalarına girerdim, evin diğer bölümüyle alakası yok; böyle çok nefis kanaviçeler, bilmem neler. Yani o imkanlar içerisinde böyle şahane bir oda, pırıl pırıl. Mesela yatak gıcır gıcır, böyle pırıl pırıl, yastıklar pırıl pırıl, yerde halı. Ama diğer odalar tabii, yani fakir öyle diyeyim. Temiz ama fakir. Köy evleri şahane oluyordu, ne güzeldi kardeşim.
ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s) devrinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in haber verdiği teknolojiler var, uygun görürseniz gösterebilirim Hocam, inşaAllah. Evet
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “(Deccal) Bütün yeryüzünü 40 günde dolaşacaktır” diyor Berzenci’de. “Hipersonik uçak saatte 6 bin kilometre hız yapacak” diyor.
ADNAN OKTAR: Şahaneymiş.
ALTUĞ BERKER: Aynı şekilde deniz taşıtları çok hızlı, neredeyse uçak hızında trenler, uçaklar. Televizyon ve radyo yayınlarına işaret olarak; “(Deccalin) Şark ve garp ehlinin rahatlıkla duyabileceği tizde üç sayhası (narası) vardır.” Televizyon kanalları ve radyo istasyonları var.
ADNAN OKTAR: Ben onu dün açıkladım. Bakın deccalin kullandığı imkanlar ile Hz. Mehdi (a.s)’ın kullandığı imkanlar aşağı yukarı aynı. Zannediyorlar ki sırf deccale ait, hayır değil. Hz. Mehdi (a.s) da aynısını kullanıyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın sesi de aynı anda dünyanın her tarafında duyuluyor, deccalin sesi de aynı anda duyuluyor. Deccalin yanında da çorba dağları var, yiyecek dağları var, Hz. Mehdi (a.s) da öyle. Hz. Mehdi (a.s) halka muazzam yiyecek dağıtacaktır. Deccal de dağıtıyor ama deccal kendi taraftarlarına dağıtıyor. Hz. Mehdi (a.s) herkese karşı şefkatli. Müslüman’a da, Hristiyan’a da, Musevi’ye de, hepsine şefkatli; dinsize de. Hz. Mehdi (a.s)’da zulüm yok, başka fikirdeki insanları ezmek yok. Ama deccalde; başka fikirden insan olunca deccal eziyor, asıyor, kesiyor falan.
“Hocam hayırlı akşamlar, Hocam geçtiğimiz hafta yayınınız Gaziantep Olay TV’de idi. Yayın saati geldiğinde kanalı açtığımızda ekran simsiyahtı. Frekans bilgilerini içeren internet sitesine baktığımızda, Doğan Yayın organı D-Smart’a geçtiğini öğrendik. Hocam Anadolu’da izleyebilmemiz için Gaziantep Olay TV’ye yayın vermenizi rica ediyoruz.” EyvAllah. Tabii, Hocam der de niye yapmayalım? “D-Smart’ın yayınları bu kadar yaygın değil. Biz de Doğan’ın kuruluşuna hizmet etmek istemiyoruz. Bilecik Osmaneli’den İmam Hatipli Abdullah Aydın ve arkadaşları” diyor. Doğan, Doğan kim, meşhur Aydın Doğan mı bu?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun mu bu dediği Olay?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Öyle mi? O vatandaş da kardeşim el atmadık bir yer bırakmamış. Türkiye’nin her yeri onun neredeyse.
ALTUĞ BERKER: A9 başlıyor 21 Mart’ta Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah, hadi bakalım, inşaAllah.
“Selamun Aleykum güzel yüzlü Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bugün bir markette NTV Bilim adında bir dergide evrim propagandası yapıldığına şahit oldum. Sözde kapak yazısında “insan ne zaman elini kullanmaya başladı,” “evrim geçirdi” gibi yayın yapmışlardı. Hocam, bu gibi yayınlara karşı bizler ne yapmalıyız? Bu evrimciler hangi yıllarda artık susmaya, kabuklarına çekilmeye başlarlar? Sizi ve kardeşlerinizi çok seven Hüseyin.” Hüseyin Bıçkan, “Selamun Aleykum Allah’ın aslanı muzaffer Hocam” diyor. Kardeşim, evrimci konuşsun, eğer konuşmazsa biz ne iş yapacağız, değil mi? Şimdi bunlar durumdur, biz de durumdan vazife çıkarıyoruz işte. Onlar bir şey yapacak ki, biz de üzerlerine çökelim; ilmen, akılla, fikirle, bilgiyle, inşaAllah. O bizi coşturur. Mesela şimdi sen bunu dedin, benim kafam attı. Ne yapacağım? Çok daha fazla kitap dağıtacağım demektir, çok daha fazla çalışma yapacağım demektir. Bu bir şevk getirir, bu bir iman kamçısıdır; heyecanlandırır bizi, inşaAllah.
“Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhterem Seyyid Adnan Hocam, yine güzelliğinizle yakıyorsunuz ortalığı tabiri caizse. Amerikalı bir aktör var” diyor. Aman aman onlara benzetmeyin, onlar bazen hasta çıkıyor. “Ona benzettim sizi bir an sima olarak. Bu sıralar Cübbeli evinden çıkmıyor sanırım. Videoları görünce ne cevap vereceğini düşünüyor. Bana dua edin bir iş için bir yere gideceğim. Allah yardımcımız olsun” diyor Mert kardeşimiz.
“Sayın Adnan Hocam, bu soruyu hemen hemen ilgili tüm hocalarıma sordum ama kimse cevaplayamadı, ümidimiz sizdedir. Güneş Sistemi’yle, atomun içindeki nüve ve elektronlardan oluşan sistem benzerdir. Eğer benzerse, bizim Güneş Sistemi’miz her nasılsa bir molekülün atomunda olabilir mi?” Olabilir tabii, ben her zaman söylüyorum. “Belki biz cennet yaprağının üzerindeki bir çiçeğin içinde, küçük bir atomda yaşıyoruz bütün bir alem olarak” dedim. Olabilir. “Emiral Oktay Cansın.” MaşaAllah.
Bazı Peygamber Efendimiz (s.a.v) soyundan seyyidlerde de sırtlarında ben olur. Genetik olarak ondan ona geçiyor. Mesela Abdülkadir Geylani’nin sırtında da var, Güneydoğu’da da birçok seyyidin sırtında vardır mühür, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sırtında olduğu gibi. Benim sırtımda da var, yani seyyidlerde var o, genetik geçiyor. Mesela yüzünde bir ben oluyor; torunun, çocukların, bütün hepsinde oluyor, yüzlerinde ben çıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in sırtındaki ben de, bakın genetik olarak 1400 seneden beri yayılmış, seyyidlerin çoğunun sırtında var. Oradan anlaşılıyor zaten seyyid oldukları, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sayın Muhammed Adnan Hocam; gönlümün, evimin ışığı Hocam, Allah senden razı olsun. Karanlık dünyamıza Ay gibi, Güneş gibi doğdunuz, evimiz huzur doldu. Sizi dinlemeye başladığımız andan itibaren yüreğimiz sevgi doldu. Anlattıklarınız o kadar güzel ki, sizi bir kere dinleyen sizden vazgeçemez.” Hakikaten herkes ittifakla bunu söylüyor, maşaAllah. “Hocam, ben Sultan Baba’nın talebesiyim.” Hay maşaAllah, elhamdulillah. Sultan Baba bizim canımız, canımız o bizim, dünya tatlısı Hocamız o bizim. Allah rahmet etsin ona. “Benim sizden bir ricam olacak Hocam; ne olur dua edin, Kuran’ı öğrenmeye çalışıyorum kendim, sizlere faydalı olabilmek için çabalıyorum. Ne olur dua edin ki, bizler de daha faydalı olabilelim. Hocam bir de benim Hocamın sizden bir isteği var. Hocamız’ın adı Arife, kendileri sizden kitap istiyor.” Derhal. “Sizinle çalışabilmek için Çorum’da küçük ama sayenizde büyüyecek olan bir topluluğuz. Maddi gücümüz olmadığı için ne olur bize kitap gönderin ki bizler de İslam’a, Kuran’a hizmet edelim. Allah’a emanet olun. Sizi çok ama çok seviyoruz” diyor. Emine Çoban isimli hanım kardeşimiz yazmış, telefon numarasını vermiş. Bu güzeller güzeli Emine’ye kitap gönderelim, tamam mı?
ALTUĞ BERKER: Tamam Hocam.
ADNAN OKTAR: Cimrilik yapmayın, inşaAllah. Kitapta cimrilik olmaz, başka konularda da olmaz.
“Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Canım Hocam, sizi tanıyınca hayatımız değişti, inşaAllah. Siz Allah’ın en güzel tecellilerindensiniz.” En güzel tecellisisiniz demişsin, öyle olmaz. En güzel tecellilerindensiniz derseniz o olur, değil mi? Çünkü o çok iddialı bir söz olur, o olmaz. “Bilmiyorum ne kadar doğru ama sizi düşündükçe bu şarkıyı okuyorum. Sen Allah’ın bir lütfusun, gözlerimin nurusun, seni seven şifa bulur, gel de gönlüm şifa bulsun.” Böyle bir şarkı mı var? Kimin bu?
SUNUCU: Ebru Gündeş.
ADNAN OKTAR: Ebru Gündeş. O da çok şeker bir şey. “İnşaAllah sizin için hüsn-ü zannımız var Hocam. Sizin duanızı almayı çok isterim. Sizinle görüşmeyi Allah bana da nasip etsin. Sizi Allah rızası için çok seviyorum. Lütfen bana ve aileme dua edin. İkizlerim Ömer ve Nihat sizi televizyonda her gece izliyor. Sizi o kadar seviyorlar ki programınızı seyrederken dayanamayıp televizyondan öpüyorlar.” MaşaAllah. “Sizin resminizi görünce bile gözleri doluyor. Buna hayran kalıyorum. İlk mektubum lütfen okuyun” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtmak istiyordum Hocam. “Darwin’in Açmazı Ruh.” MaşaAllah, bu kitapta materyalistlerin mutlak madde yanılgısı, Darwinizm çıkmazı ve ruhun tereddütsüz varlığını konu ediyorsunuz. Ruhun algıladığı dünyanın yalnızca bir hayal olarak var edildiği ve tüm evrene hakim olan tek mutlak varlığın, yerlerin ve göklerin hakimi ve sahibi olan Allah olduğunu hatırlatıyorsunuz, inşaAllah. Bu kitabı kardeşlerimiz Global Yayıncılık’tan temin edebilirler. GlobalKitap.comsitesine kayıt olabilirler veyahut 444 444 1 numaralı telefonu aramaları yeterli, inşaAllah.
Hocam iman hakikati olarak sevimli canlılar göstereceğim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın bunlara bu kadar şiddetli tatlılık vermesi çok acayip, mucize bu. Acayip sevimli duruyorlar. Ne zevkli bunları sevmek, maşaAllah. Ne büyük nimet, maşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sayın Hocam, birkaç gün önce tsunamilerin olacağını, üç tane göçük meydana geleceğini söylediniz. Bugünkü Japonya depreminde denizde girdap vardı. Burada büyük bir göçüğün meydana geldiğini gösteriyor. Hocam, her dediğiniz oluyor, maşaAllah. Ali Gül.” Evet, doğru. Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor, ben de aktarıyorum.
“Esselamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sayın Hocam, ellerinizden öper hayır dualarınızı beklerim.” Ben de sizlerin ellerinizden öpüyorum.
“Hocam, 3 Mart 2011’de Şeyh Nazım Hocamız sohbetinde, büyük şehirlerde durulmaması, bu önümüzdeki Şevval ayına kadar büyük olayların olacağını, milyonlarca insanın öleceğine işaret ediyor. Biz Müslümanlar bu kritik dönemde ne yapmalıyız? Bizi aydınlatırsanız sevinirim. Allah’a emanet olun Sayın Hocam. Rıza Kıvanç.” Şeyh Nazım Hocamız dedi ki; “İslam aleminde büyük olaylar olacak.” “Acaba ne demek istedi, vardır bir hikmeti” dedik. Dedi ve olaylar oldu. Şimdi müteşabih de konuşmuş olabilir Hocamız, illaki zahir anlamda olmuyor, bazen ledüni oluyor. Mesela batıni bir açıklama yapıyor, ne demek istediğini önümüzdeki günlerde anlarız, inşaAllah. Dediği hak, doğru oluyor ama bazen batıni açıklama yapıyor, inşaAllah. Mesela “Hz. Mehdi (a.s) iki koluyla bir mağaranın ağzını tutmuş vaziyette” diyor. İşte bu ledüni bir açıklamadır, batıni açıklamadır. Yani dediği hak, doğru ama zahir anlamı üzerine olmuyor, anlamı başka türlü oluyor, başka bir şey oluyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Sayın Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Rabbim hayırlı geceler versin. Risalelerden bir bölüm gönderiyorum. Ellerinizden öperim. Cenktan Kutay, İstanbul.” Biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz, inşaAllah. “4. sualinizin meali” diyor Bediüzzaman; 15. Mektup, sayfa 369; “Ahir zamanda Hazreti İsa Aleyhisselâm deccalı öldürdükten sonra insanlar ekseriyetle din-i hakka girerler.Hâlbuki rivayetlerde gelmiştir ki: Yeryüzünde Allah Allah diyenler bulundukça kıyamet kopmaz.Böyle umumiyetle imana geldikten sonra nasıl umumiyetle küfre giderler? El cevap:” Bediüzzaman hadis söylüyor. “Hadîs-i sahihte rivayet edilen, ‘Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın geleceğini ve şeriat-i İslâmiye ile amel edeceğini, Deccalı öldüreceğini’ imanı zayıf olanlar istib’ad ediyorlar. Onun hakikati izah edilse, hiç istib’ad yeri kalmaz.” Evet, uzun bir yazı ama soru sormamış kardeşimiz. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s) ve deccali çok açık anlatıyor. Hz. Mehdi (a.s) da şahıs olarak geliyor, kendisi hayattayken hepsini görüyor. O kardeş doğru söylemiyor, çok samimiyetsiz bir üslup. Bakın, “ben sağken göreceğim” diyor, net açıklıyor, yani ikinci bir anlamı yok anlattığının, “ben göreceğim.” “Peygamber (s.a.v)’in yapamadığını biz yapacağız ama Hz. Mehdi (a.s) yapamaz” diyor özetle. Bir de bayağı kendinden emin, hafifte alaycı bir üslubu var. Yani üslubu da bir acayip, tepeden, üstten bir üslup. Kendinden çok emin. Ne konuştuğundan haberi yok, yani ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Halbuki “Peygamber (s.a.v)’in 23 yılda yapamadığını, ben ve cemaatim yapacağız” diyor. Net anlamı bu. “Hz. Mehdi (a.s) mı yapacak? Biz yaparız” diyor. Sen kimsin, değil mi? Bediüzzaman çok kapsamlı anlatmış. Neden Bediüzzaman’dan okumuyorsun? Aç sayfayı, eline mi yapışır Risale-i Nur? Aç, “bak burada böyle yazıyor” de, yorumu bize bırak, değil mi? Hayır, kendin de yorum yap ama bir oku. Okumuyorsun, kafandan söylüyorsun, ezberden söylüyorsun. Ne olur okusan? Her konuda, her açıklamada Bediüzzaman’dan örnek ver. Geçtiğin yerler de olmasın, kapatma konuyu, olduğu gibi oku.
İngilizce gelmiş bu soru, tercüme edip göndermiş kardeşlerimiz. “Ehl-i Beyt’in evladına selamlar. Omuzlarınızda çok fazla yük olduğunu düşünüyorum, sizden başka hiç kimsenin bu yükle başa çıkabileceğine inanmıyorum. Biz Pakistan’da Türk-İslam Birliği’ni en yakın zamanda görmek istiyoruz. Biz burada elimizden gelenin en fazlasını yapmaya çalışıyoruz. Kalbimiz Türk kardeşlerimizle birlikte atıyor ve Türk-İslam Birliği’nin kurulması için sürekli dua ediyoruz. Siz Hz. Mehdi (a.s) konusunda bir uzmansınız ve biz eminiz ki eğer o yaşıyorsa sizinle çok çok gurur duyuyordur. Sizi çok çok seviyoruz, şunu da söylemeliyim ki saçınızı topladığınızda süper şık ve yakışıklı görünüyorsunuz.” MaşaAllah, şimdi ben övüldüm mü eriyorum, en hoşuma giden şeylerden birisi. “Bilgisayar ekranımda sizi alnınızdan öpüyorum, Allah sizi korusun” diyor kardeşimiz, maşaAllah. Müslüman’ın birbirine iltifatı güzeldir; sevgi, muhabbete sebep olur, inşaAllah.
“Esselamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhterem aslan Adnan Hocam.” Azerbaycan’dan Emirhan Vatanoğlu, “Sayın Adnan Hocam, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri bir konuşmasında bazı İslam ülkeleriyle beraber İran ve Kafkasya’da bir şeylerin olacağını söyledi. Bunu biraz açıklar mısınız? Azerbaycan halkı güney ve kuzey olarak tam olarak birleşebilecek mi?” EvelAllah, evelAllah. Aksi mümkün mü? Tabii ki. Bölünmüş bir şey olmaz ama devletler üniter yapısını korur. Devletlerin üniter yapılarını bozma yönünde Hz. Mehdi (a.s)’ın bir müdahalesi olmaz. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) siyasete girmez, siyasetin ahlakını güzelleştirir, inşaAllah. “Bölgede, Kafkaslar’da bir savaş bekleniyor mu, ikinci Karabağ savaşı gibi? Ellerinizden öperim. “Berker Hocamızı kıskanıyoruz” diyor.
ALTUĞ BERKER:Dua etsinler, inşaAllah. Sizin yanınızda olmak nimet. Allah razı olsun Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kıskanıyoruz değil de, gıpta ediyoruz demek istemişler. Aslında işin doğrusu, bir savaş arzusu çok şiddetli var. İran’la İsrail arasında savaş arzusu var; başka ülkelerle başka ülkelerin savaş arzusu var; Amerika’nın savaş arzusu var, yanıp tutuşuyorlar savaş için. Biz de savaş olmasın diye hem masonlarla ittifak ediyoruz, hem Tapınak Şövalyeleri’yle ittifak ediyoruz, hem Sanhedrin Musevileri’yle, Sanhedrin üyeleriyle, o yetmişler meclisiyle görüşüyoruz. Geceli gündüzlü bu tansiyonu düşürmeye çalışıyoruz. Acayip bir savaş isteği var. İşin doğrusu Sanhedrin’in de böyle bir isteği vardı, sert bir savaş isteği vardı; konuşa konuşa, görüşe görüşe, elhamdülillah onda bir yumuşama oldu, o üslup değişti. Gelip gittiler, gelip gittiler. Çünkü bir kişi bile olmuş olsa veyahut on kişi bile olsa, on iki kişi bile olsa o denge bozuluyor. Savaşı istemeyen, gerçek anlamda savaşı istemeyen manevi güçler dünyaya etki ediyorlar. Mesela on iki kişi bile etki ediyor; savaş duruyor, savaş kararı alınamıyor. Onların olmaması gerekiyor o kararın alınabilmesi için. Mesela Sanhedrin’in daha önceki kararları var, çok net. Akşam gördüm. Net savaş talebi var. Ama sonraki kararlarında savaş kararı yok, üslup değişmiş. Mesela benim buradaki görüşmelerimde de sertlik ve savaş eğilimleri vardı; konuştuk, kabul ettiler buna gerek olmadığını. Terörist diyorlar oradaki kişilere, artık karşısında olan kim varsa; fikir olarak dahi anlattığında, böyle bir üslup çıktığında müebbet hapis verilmesini istiyorlar o kişilere. “Bence bunlar çok sert cezalar, böyle şey olmaz” dedim. “Bu zulüm olur, çok kötü bir şey meydana getirir.” Daha da sert tedbirlerden söz ettiler, “onlar da çok büyük zulüm olur” dedim, onları kabul ettiler. Mesela şu an konuşmalarım İngilizceye de tercüme ediliyor, İsrail’den de dinliyorlar konuşmalarımı. İsrail’de geniş çaplı izleniyor; hem devlet izliyor, İsrail devleti izliyor konuşmalarımı, hem Sanhedrin izliyor. Amerika’dan da izliyorlar. Biz savaş istemiyoruz ve müsaade de etmeyeceğiz. Ne İsrailli kanı döktürürüz ne Müslüman kanı döktürürüz. Ne Musevi kanı, ne Hıristiyan kanı, ne Müslüman kanı döktürmeyeceğiz, istemiyoruz. Çok az bir topluluk dahi istemezse, manevi güçler, yapamıyorlar. Dolayısıyla yapamayacaklar, göreceksiniz, olay bu. İsrail’de küçük topluluklar karar veriyor. Amerika’da da öyle, çok küçük bir topluluk karar veriyor savaşa. Onlar karar verdi mi uygulanıyor savaş. Biz de istemiyoruz, olay bu kadar ve olmayacak diyorum ben de, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yeni internet sitemiz; İslamdaCinler.com. Allah’ın cinlerden ne şekilde bahsettiğini anlatıyorsunuz bu sitede, inşaAllah Hocam. Bazı kişiler bu konuyu konuşmak istemezler, korkarlar ama ahir zamanda tıpkı Hz. Süleyman (a.s) devrinde olduğu gibi cinler Müslümanların emrinde olacak ve onlar da Müslüman olacaklar, inşaAllah; dediğiniz gibi. Sitede, sizin daha önceki sohbetlerinizden cinler hakkındaki bölümlerin videoları var. “Cinler ve melekler cennette insanlara görünecek mi?” “Cinlerin görünümü nasıldır” gibi birçok sorunun cevabını bulabilirler kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: Cinler görüntü şeklini almadan önce; ektoplazma deniyor herhalde yanlış aklımda kalmadıysa, böyle maddeye benzemeyen, laboratuvarda incelense bir şey çıkmaz Allahualem, beyaz bulut gibi bir şey oluşuyor önce, sonra o şekillenip cin halini alıyor. Ben bizzat görmedim ama gören çok dürüst, çok fazla arkadaşım var. Bizzat gören, inşaAllah. Net duman halinde oluşuyor, şekilleniyor ondan sonra. Hayret edilecek bir şey. Mesela şu mannanın da; manna hakkında önümüzdeki günlerde daha bilgi vereceğim, laboratuvarda maddenin tespiti yapılamıyor. Mesela kalsiyum mu diyoruz, değil. Magnezyum mu, değil. Platin mi, değil. Altın mı, değil; çıkaramıyorlar. İsterseniz götürüp verelim laboratuvara, baksınlar. İsteyene az bir şey, manna getirteyim; molekül yapısını tespit edebilene helal olsun, hangi madde olduğunu. Bilinmiyor, dünyadaki hiçbir maddeye benzemiyor. Özel bir madde, manna. Hz. Musa (a.s)’ın kutsal sandığında var ondan, Allah orada muhafaza etmiş bir kutunun içerisinde. Şimdi o çıkacak kutsal emanetlerden. Manna, emanet. Mesela farz edelim, tahminen beş yüz gram falan bir manna örnek olarak saklanmış, muhafazası için. Tevrat’ta da geçiyor zaten, muhafaza edilmesini söylüyor, inşaAllah. Bunu göreceğiz, elde edilebilen de bir madde. Kimsenin bilmediği bir madde. Firavun zamanında kullanılmış. Hem elektriği bulmuşlar adamlar, elektriği kullanıyorlar; mannayı da kullanıyorlar. Mannaya elektrik veriyorlar, bambaşka şeyler elde ediyorlar, çok acayip olaylar oluyor. Onlar hakkında bilgi vereceğim önümüzdeki günlerde.Hz. Musa (a.s)’ın kutsal sandığı müthiş elektrik üretiyor. O sarayda öğrendiği bir ilim Hz. Musa (a.s)’ın, firavunun sarayında öğrendiği bir ilim. Çok eskiden kalma bir ilim, biliyor bunu. Sandığın içinde de var, sandığı açamıyor adamlar, elektrik çarptığı için. Tevrat’ta da çok uzun açıklanıyor. Bu konularda biraz bilgi vereceğim, inşaAllah. Bir de manna örneği göstereceğim canlı yayında; bulut gibi böyle, çok acayip bir şey. Canlı yayında göstereceğim, inşaAllah.
Metin Ublum, Kocaeli; “Selamun Aleykum.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Saygı değer ve dürüst Adnan Hocam, sizden ricam elinizdeki şu tv yayın imkanı varken izleyenlere bazı şeyleri açık olarak ifade etmeniz. Bir; Bediüzzaman’ın bir şeyhe bağlı olmadığı ve tarikat silsilesi gibi bir yolunun olmadığı, fakat üveysi gibi Gavs-ül Azam ve İmam-ı Rabbani’nin hususi insafı bulunduğu gerçeği.” Doğru. “İkincisi; aynı zamanda yaşadığı çağdaşı olan, yine üveysi olup ümmi Ladikli Ahmet Ağa’nın oğlunun bizzat şahit olduğu olayı anlatmanızı. Üstad Bediüzzaman Afyon Hapishanesi’nde yatarken, elleri kelepçeli olarak bir gece yarısı tayy-i mekan yaparak, Ladikli Ahmet Ağa’nın yanına geliyor. Yanlarında oğlu Zekeriya var, kelepçe ve zincirleri söküp odaya giriyor. ‘Üstad’a, yani Hz. Hızır (a.s)’a söyle artık tahammül etmekte zorlanıyorum’ diyor. Kendisi seksenli yaşlarında olur. ‘Kardeşim söylerim’ diyor. Üstad da tekrardan bir anda kayboluyor, daha sonra tekrar geliyor ve neticeyi soruyor Ladikli Ahmet Ağa’ya, Ahmet Ağa da ‘sabır sabır’ dediğini söylüyor ve bir anda camdan çıkıp kayboluyor. Bu olaya şahit olan oğlu şaşırıp soruyor, hapisten nasıl çıkıp kilitleri açıyor diye. Ahmet Ağa da, ‘o güce sahiptir ama izinsiz kullanamaz’ diye cevap veriyor.” Bediüzzaman, zaman zaman bedeni nuraniyet kesp ediyor. Madde olmakla beraber nuraniyet kesp ediyor ve uykuyla uyanıklık arasında bir moda giriyor, bir boyuta giriyor. Bir hayat şekli, özel bir hayat şekli, özel bir hayat boyutu. Orada oluyor bu. “Bunun gibi bir çok olay anlatıyor bu zatlar. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan bir divan toplantısında, Bediüzzaman’a Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bu Risale-i Nur’la iman hizmetini yapma görevini verdiğini söylemesi de bir gerçektir” diyor. Bu doğru, Bediüzzaman ehl-i tariktir, cezbe ehlidir, süluku vardır, manevi makamlara giren bir insandır, harikaları vardır, kerametleri vardır. Bunu isterseniz yarın veya bir sonraki gün detaylı anlatabilirim. Ben hurafeyi bilirim bir kere, yalan olanları da biliyorum. Doğru olanları da biliyorum. Bediüzzaman’la ilgili doğru olanların hepsini anlatacağım. Mesela ilave olan, hurafe olanları da zaten hiç anlatmıyorum. Anlatmıyorsam hurafedir zaten. Ama bu doğru, mesela Bediüzzaman’a ertesi gün olacak olayların en ince detaylarına kadar gösterilmesi doğru. İspatlı, yüzlerce talebesi şahit. Ayrıca bakın, çok açık olarak Risale-i Nur’a yazıyor, matbaalarda basılıyor, “şu tarihte şu olay olacak” diyor. Otuz sene sonra, kırk sene sonra aynen dediği çıkıyor. Bunun açıklaması nedir? Olduğu gibi çıkıyor, ne derse çıkıyor.
ALTUĞ BERKER: Vefat tarihini vermiş mesela şiirde, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hepsini söylüyor.
ALTUĞ BERKER: “Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Said'den yetmiş dokuz emvat” diyor. Hakikaten 1379’da vefat ediyor.
ADNAN OKTAR:Ladikli Ahmet Ağa da, onun hakkında da bilgi verebilirim. O doğru, hakikaten Hz. Hızır (a.s)’ın talebelerindendir Ladikli Ahmet Ağa. Hz. Hızır (a.s)’ın talebelerindendir. Ledün ilmi verilmiş kişilerdendir. Bir ekip oluyorlar; mesela elli kişi, yüz kişi, on iki kişi bir ekip oluyorlar, birbirlerini tanıyorlar. Ama tayyi mekan yapılırken, tayyi zaman yapılırken, uykuyla uyanıklık arasında oluyor, aklın ihtiyarının kalkmaması için. Kişi kendisini uykuda gibi zannediyor ama şu canlılıkta oluyor, şu netlikte oluyor, fakat uykuda olmuş oluyor. Uyku hali olmuş oluyor. Ona yakaza hali deniyor. Çok derin bir uyku ama görüntü netliği aynı hayattaki netlikte, şu anki netlikte. Uykuda olduğunu biliyor; yiyor, içiyor, maddenin sertliğini hissediyor, geziyor, konuşuyor. Ama uyku halinde, onun için aklın ihtiyarını almıyor. Mesela başka bir mekana gidiyor, başka bir yere gidiyor, başka bir zamana geçiyor, aklın ihtiyarını almaz.
SUNUCU:‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza 00:30’dan sonra Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TVsitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00 itibaren Aba TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, HarunYahya.TV’den takip devam edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Hud Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. 49, Cenab-ı Allah diyor ki; “Şu halde sabret.”Müslüman iyilikte, güzellikte sürekli devamlı olursa buna sabır deniyor. “Sabret. Şüphesiz,”“şüphe etmeyin” diyor Allah. “Güzel olan sonuç takva sahiplerinindir.” Kim İslam’a, Kuran’a titizse, güzel sonuç dünyada da, ahirette de onların olacak diyor Allah, müjde veriyor Allah, inşaAllah. 61. ayet; ”Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin.” Allah’a tevbe edin. “Şüphesiz benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir.” Tevbe etmek berekettir, kalbe ferahlık verir, insanın üzerindeki ağırlığı kaldırır Allah, ferahlıktır. Çok önemlidir sık sık tevbe etmek. Kalbi ferahlandıran, aklı açan bir güzelliktir. Allah açar kalbi ve Allah’ın rızasına uygun bir harekettir. “Allah’ın alnından yakalayıp-denetlemediği hiç bir canlı yoktur.” Böcekler dahil, virüsler dahil, bakteriler dahil, “hepsini Ben kontrol ederim” diyor Allah. “Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)”
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...