SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam daha evvel siz uyarmıştınız ama Şahin Alpay Zaman Gazetesi’nde; PKK isyanının Kürtlerin uğradığı haksızlıklar, baskılar ve varlıklarının inkar edilmesi sonucu olarak ortaya çıktığına hiç kuşkusunun olmadığını söyleyerek, “ancak artık silahlar bırakılmalı ve PKK’ya demokratik siyaset yolu açılmalıdır” demiş. Ayrıca Kürt sorununun çözülebilmesinin ancak, aşırı merkeziyetçi devlet yapısından, yerinden yönetim ağırlıklı bir yapıya geçilmesi ile mümkün olacağını vurgulayarak, zaten Kürt aydınlarının ve Kürt yoğunluklu bölgelerdeki sivil toplum kuruluşlarının büyük bir çoğunluğunun da böyle düşündüğünü söylemiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi Şahin Alpay olsun, bazı arkadaşlar olsun, bazı görevliler olsun, PKK’ya çözümleri var, çeşitli çözümleri var. Bir kısmı “evinize dönün, derslerinizi çalışın” diyor. Bir kısmı “annenizin sıcak çorbasını için” diyor. Bir kısmı “sizi evlendirelim vazgeçin” diyor. Bakın karşımızda Marksist-Leninist, komünist bir örgüt ve parti var. PKK komünist partisidir. Parti hiçbir şekilde kendi görüşlerinden taviz vermez. Marksist-Leninist parti olduğu için de Leninizm’in gereği olarak terörden vazgeçemezler. O zaman komünizmden vazgeçmiş oluyorlar. Komünizmden vazgeçince, PKK’dan vazgeçmiş olurlar. PKK’dan vazgeçince de davalarından vazgeçmiş olurlar; vazgeçmezler. Dolayısıyla, silahsız bir PKK düşünülemez, böyle bir şey yok. PKK demek, komünist partisi demektir. Komünist Partisi demek, terör demektir. Hedeflerine varıncaya kadar silahı bırakmazlar. Mesela geçenlerde de Belediye Başkanı dedi; “silahları bırakacağız” dedi. “Bırak şimdi” dedi, “münasebetsizlik yapma” dedi Abdullah Öcalan. “Sen ne konuşuyorsun?” dedi. “Partinin komünist partisi olduğunu unutuyor musun?” dedi. “Yani komünizmin, Leninizm’in ruhuna mı aykırı davranıyorsun?” dedi. Oportünist mi ne diyorlar onlara, “böyle birisi misin?” diyor, “revizyonist misin?” diyor. Dolayısıyla revizyonist olur onların görüşüne göre ve vazgeçmeleri mümkün değil. O vazgeçse öbürü onu vazgeçirtmez, mümkün değildir. Dolayısıyla “demokratik komünist partisi” olmaz. Yani iktidara gelinceye kadar şiddeti kullanacaklardır, kendi kafalarına göre. Tabii ki iktidara da getirtmeyeceğimiz için silahlı mücadeleye devam edeceklerdir. Çözüm; Marksist-Leninist düşünceyle bilimsel mücadeledir. Tek çözümü budur. Bilimsel mücadele yoksa, anti Leninist, anti Marksist, anti Materyalist, anti Darwinist mücadele yoksa, mücadele yoktur. O kadar, karışık bir şey yok. Şahin Alpay, şu bu, falan feşmekan, bunlar gazete bürolarında kahvelerini içip bacak bacak üstüne atıp iyi aile babası muhabbeti yapıyorlar. Öyle bir konu yok. Yani Marksizm’i tanımamaları çok acayiptir. Kuzey Kore-Güney Kore Savaşı’nda, Kuzey Kore’ye Amerika dedi mi “gidin annenizin çorbasını için, bu konu hallolur”, “gelin okulunuza devam edin”? Dinlemez. Savaşla neticelendirirler. En sonunda adamlar dediğini yaptırdı. Olay bu. Çünkü Amerika fikri mücadele vermedi. Fikir mücadelesini kabul etmedi. “Silahla mücadele ederim ve yenerim” dedi. Komünizmi silahla yenmek mümkün değildir. İşte gördüler, yenildiler. Rusya’ya karşı da yeniktiler. Rusya kendi içerisinde çöktü. Anti Darwinist, anti materyalist çalışma yapıldığı için, bilimsel yönden çökertildiği için Rusya çöktü. Yoksa Rusya çökmezdi, niye çöksün?
ALTUĞ BERKER: Haberler vardı, uygun görürseniz. Oda TV’de başlayan operasyonda, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün darbelere zemin oluşturmak ve kamuoyunu yönlendirmek için medya mensuplarında çıkarılacak haberleri daha evvelden planladıklarına dair, gazetede haberler oluyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Özetle, millet olarak, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı samimi, kararlı, devletin yanında olmamız lazım; polisin, savcının, askerin yanında olmamız lazım, hakimlerin yanında olmamız lazım. Uzatacak bir şey yok, karmaşık bir şey de yok. Psikopat bir mafya örgütüdür, devlet içerisine örgütlenmiş en büyük mafya yapılanmasıdır. Kan dökücü ve psikopat bir yapıdır. Buna karşı mücadele aklın gereğidir. Zaten aksi hiçbir şekilde mantıklı olamaz. Yani bir insanın canına, ailesine, vatanına önem vermemesi gerekir, Allah esirgesin PKK’ya taraftar olması gerekir; iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı olmamanın anlamı budur. Mutlaka karşı olunması gerekir, mutlaka devletin yanında kararlı olarak mücadeleye devam edilmesi gerekir. Ben; “insanlar ezilsin, canı yakılsın” demiyorum. Bu örgütlenmenin durdurulması gerekiyor, o kadar.
Bediüzzaman bak diyor ki; “denizlerde vukua gelen med ve cezir gibi (git gel hareketleri gibi) evliya arasında da bast-ı zaman (az zamanda ve çok zamanda yaşamak) tayy-ı mekân, (mekanın kalkması meselesi) şöhret bulmuştur. Ezcümle: Kitab-ı Yuvâkit'in rivayetine göre, İmam-ı Şa'rani bir günde iki buçuk defa kocaman Fütuhat-ı Mekkiye namındaki büyük risaleyi incelemiştir. Bu gibi olaylar sonradan pişman olacak şekilde inkar edilmesin. Zira bu gibi garip meseleleri tasdike yaklaştıran örnekler pek çoktur. Mesela, rüyada bir saat zarfında çok zamanın geçtiğini ve pek çok işler görüldüğünü görüyorsun. Eğer o saatte o işlere bedel Kur'an okumuş olsaydın, birkaç hatim okumuş olurdun. Bu durumlar evliya için yakaza halinde meydana gelir.” Yani uykuyla uyanıklık arası, bu uyanıklıkta uyku. “Zaman genişler. Mesela ruhun dairesine yaklaşır. Ruh zaten zamanla sınırlı değildir. Ruhu bedenî varlığına gelip olan evliyanın işleri” bak “ruhu bedenî varlığına gelip olan evliyanın işleri, fiilleri, ruh hızıyla meydana gelir. Bir delil ile elde edilen Allah’ın birliğini bazı insanlar gururları nedeni ile dar zihinlerine sıkıştıramazlar veya bozuk hayalleri tahammül edemez. Bu hale karşı o kesin, açık delili reddetmek üzere, ‘bu neticeyi, bu kadar azametiyle şu delil (onu) meydana getiremez’ diye bahaneler ile kabul etmez.” Bak; “bu neticeyi, bu kadar azametiyle şu delil (onu) meydana getiremez’ diye bahaneler ile Kabul etmez.O miskin bilmez mi ki, neticenin başlangıcı imandır. Delil, ancak onu görmek için bir nüfuz edecek delik veya bir süpürge gibi o neticeye konan şüpheleri süpürür. Bununla birlikte, delil bir değildir, bin değildir; zerreler âlemi adedince deliller vardır.” Aslında bayağı güzel anlatıyor Bediüzzaman; fakat tabii çok dikkatlice incelenmesi lazım. Mesela biz hızlıca okuyoruz. Öyle değil de, çok dikkatli düşünerek okunması lazım. Şeyh Nazım Hocamız da söylüyor; “derya” diyor, “derin ilim vardır” diyor, “Risale-i Nur Külliyatı'nda” diyor.
ALTUĞ BERKER: Latif Salihoğlu'nun bir yazısı vardı Hocam, önemli, Bediüzzaman'dan bahsettiğiniz için. Risalelerde değişiklik yapmanın çok tehlikeli bir şey olduğunu söylüyor Hocam, inşaAllah. Üstad’ın kesinlikle dokundurtmadığını, orijinal öyle geldiğini, o nedenle en ufak bir tahrifatın olmaması gerektiğini söylüyor, inşaAllah; ekleme, çıkarma, tasarruf, ferdi müdahale...
ADNAN OKTAR: Latif Salihoğlu, o daha önce İstanbul Üniversitesi'nin Felsefe Bölümü’nün Beyazıt’taki ana binasının arka tarafında, orada bir kırtasiye dükkânı vardı Nur talebelerinin; Latif Hocamız gençken orada başladı, orada bulunurdu. Ben sık sık giderdim oraya, kitap almaya giderdim. Onunla karşılaşır sohbet ederdik. Güler yüzlü böyle, samimi bir insan. MaşaAllah bütün ömrünü Risale-i Nur’a verdi gençliğinden itibaren, halen de devam ediyor. İyi güzel yazılar yazmaya başlamış. Sonra karşıda güzel bir dükkân açtılar, kitapçı dükkânı açtılar. Çok şahane kitaplar vardı, oraya da sık sık giderdim ben. Cağaloğlu’ndaki binaya giderdim. Oradan alırdım kitap, elli tane yüz tane. Darwinizm’le ilgili o zaman küçük Risale’ler çıkıyordu. Onları gidip alıp, okulda dağıtıyordum. Çok iyi oluyordu.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri; “Risale-i Nurlar alim deryasıdır, ilim yüklüdür. Yani Said-i Nursi Hazretleri ilim denizi gibidir. Göl değildir onlarınki, toplama su değil; pınardır.”
ADNAN OKTAR: Bak “ilim yüklü” diyor Risale-i Nur Külliyatı için. “İlmi” diyor, “deniz gibidir Bediüzzaman’ın. Deniz gibi, ucu bucağı yok” diyor. “Toplama değildir” diyor, “pınar gibi akar ilim” diyor. Allah’tan gelen bir ilim.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bazı tipler garip garip konuşuyorlardı. Bak dedim ki ben; “Şeyh Nazım Hocamız ledün ilmine mücehhez bir insandır. O açıklaması ledüni” dedim, açıkladım. Nitekim bak şimdiki konuyu görüyorsunuz. Nefis bir izah bak “ilim yüklü” diyor, “ilmi deniz gibi” diyor, “ucu bucağı yok” diyor.
ALTUĞ BERKER: Fosilleri gösterebilirim uygun görürseniz Hocam. Bu karabatak kafatası inşaAllah. 18 milyon yıllık karabatak kafatası günümüzdekiyle aynı, hiçbir değişiklik olmamış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Ve mene balığı, bu da 54 milyon yıllık. 54 milyon yıl evvelki hali ile günümüzdeki hali aynı, hiç en ufak bir değişiklik yok. Demek ki evrimcilerin iddia ettiği gibi bir değişiklik, yani evrim olmamış.
ADNAN OKTAR: Evrimcilere bir gün söylesinler, bak bizim yaptığımızın bir benzerini bir gün yapsınlar. Alsınlar böyle fosil göstersinler. Hiçbir evrimcide fosil göremezsiniz, hep çizim getirirler, hep el çizimi. Ama biz fotoğraf da getirmiyoruz, direkt fosilin kendini gösteriyoruz. Bak 54 milyon yıldan beri hiçbir değişiklik yok.
SUNUCU: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hadis okuyabilirim, yeni hadislerden, inşaAllah. Hz. Ali (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) döneminde Müslümanlara çok baskı olacağını ama Hz. Mehdi (a.s.) cemaatinin asla korkuya kapılmayacağını şöyle söylüyor; “Hz. Ali (a.s.)’dan anlatıldığına göre, adamın biri kendisine Hz. Mehdi (a.s.)’ı sordu. Hz. Ali (a.s.) ise; ‘o, ahir zamanda çıkacaktır, kişinin Allah dediği için ölüme mahkum edileceği bir zamanda gelecektir’ diye cevap vermiştir.” Devamında; “Allah onun etrafında hiçbir şeyden korkmayan ve hiçbir menfaat için sevinmeyen bir topluluk meydana getirecektir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O topluluğu takdir, tahsin ediyor.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. Kuran’ın hangi sayfasını açarsak açalım Cenab-ı Allah, deccal güçleriyle Hz. Mehdi (a.s.) güçlerinin karşılıklı mücadelesinden bahseder, hemen hemen her sayfasında. Şimdi bak diyor ki Cenab-ı Allah, Hud Suresi 109’da; “artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma.” Mesela Darwinist materyalist düşüncede insanların çoğu kuşkuya kapılır; “acaba doğru mu söylüyorlar, hakikaten böyle bir bilimsel delil var mı?” gibisinden. Allah diyor ki bak; “sakın kuşkuda olma.” Önceden uyarıyor Allah, dikkatini açıyor insanların. “Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar.” Hiçbir düşünce yeni, orijinal düşünce olmuyor. Mesela Darwinist düşünceye baktığımızda Kuran’ın bu hükmüne göre hemen anlayacağız ki, Darwinizm üç bin yıllık, dört bin yıllık geçmişi olan bir düşünce. Yani çok eski tarihlere kadar gittiğini anlayacağız. Yani her inanç, her put düşünce mutlaka eski geçmişi vardır. Nitekim, ne diyor Cenab-ı Allah?“Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, onlar da ancak böyle tapıyorlar.” “Hiçbir farklılık yoktur” diyor. Nasıl Firavun zamanında Darwinist düşünce varsa, Nemrut zamanında varsa, Sümerler devrinde ve eski Yunan’da Darwinist düşünce varsa, “aynısı var” diyor Allah. “Şüphesiz Biz, paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız.” Tabii insanlar burada; “bunların durumu ne olacak? Müslümanlarla onların arasındaki fark nedir?” gibi akıllarına bir düşünce gelebileceği için Allah diyor; “ben onları tespit ediyorum, tam anlamıyla karşılığını vereceğim” açıklamasını yapıyor Cenab-ı Allah, insanların kalbinin rahat olması için. “Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü.” Şimdi buradaki ifadeye göre, Tevrat hakkında anlaşmazlığa düşmüşler. Cenab-ı Allah’ın hükmüdür bu açık zaten, buna kesin inanıyoruz. “Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı.” “Bir bela verecektim” diyor Allah. “Gerçekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.” Yani “olabilir de, olmayabilir de” diye şüphe ediyorlar diyor Allah. Halbuki samimi gözle bakıldığında Kuran’ın gerçek olduğu hemen anlaşılıyor. Hangi samimi vicdan Kuran’ın gerçekliğini reddedebilir? Vicdanını örseleyecek, vicdanını rahatsız edecek herhangi tek bir tane hüküm yok Kuran’ın içerisinde. Bilakis, hem bilimle mutabık, bütün modern bilimlerin açıklamalarını çok önceden bildiriyor Kuran. Diyorlar ki işte; “zorlama”. Olur mu? Diyor ki; “kâinat yokken, yoktan var ettim” diyor. Bing Bang ne diyor? “Kainat yoktu” diyor, “yoktan var oldu” diyor. Aynısını söylemiyor mu Kuran? Burada zorlama nerede var? Allah diyor ki; “zaman izafi” diyor ve izafi olduğuna deliller veriyor. Nerede burada zorlama? Net, zamanın izafi olduğunu açıkça söylüyor Kuran ve bol da örnek veriyor. Modern fizik neyi söylüyor? “Zaman izafidir” diyor, “mekan da izafidir” diyor. Kuran ne diyor? İzafi olduğunu söylüyor. Ne zaman söylemiş Kuran? Bin dört yüz sene önce söylemiş. Bunlar ne zaman buldular? Bin dört yüz sene sonra buldular. Kuran’ın haklı olduğu ortaya çıktı.
“Şüphesiz Rabbin, onlardan tümüne yapıp ettiklerini(n karşılığını) onlara tastamam ödeyecektir.”“Şüphesiz” demek, bunlar hep güçlendirici, yani Kuran sağlıklı vurgular yapar. Bazı insana dersin ki; “kanaatin geldi mi?” dersin, “evet” der. Ama bazısı der ki; “çok açık, tabii ki, net kanaatim geldi. Kalbim mutmain oldu. Hiçbir tereddüdüm yok” der. Kuran’da bu üslubu kullanıyor Allah, yani çok doyurucu, vurucu üslup. Mesela diyor ki; “şüphesiz” diyor Allah. Mesela şöyle diyebilirdi Allah;“Rabbin, onlardan tümüne yapıp ettiklerini(n karşılığını) onlara tastamam ödeyecektir.” Ama bak “şüphesiz” dendiğinde bu kalplerde rahatlık getiren bir ifadedir. “Çünkü O, yapıp-ettiklerinden haberdar olandır.”Bütün yapılıp edilenlerin hepsini zaten Allah yarattığı için biliyor Allah. “Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran.” Yani hem tevbe etmemizi istiyor Allah burada hem de “dosdoğru davran”. ‘Dosdoğru davran’ nedir? “En müspet, en olumlu, en makul, en tutarlı hareketi yapın” diyor Allah. “Ve azıtmayın.” Sapıtmayın. “Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.” Yani; “‘nasıl olsa görmüyorlar’ demeyin” diyor Allah, “görünmez demeyin, Ben hepsini görüyorum” diyor Allah. “Zulmedenlere eğilim göstermeyin”. Çünkü vicdansızlık yapmış oluyor, zulmettiği belli, “onlara eğilim göstermeyin” diyor. “Yoksa size ateş dokunur.” “Canınız yanar” diyor Allah. Yani; “dünyada da canınızı yakarım” diyor Allah, “ahirette de.” Dünyada mesela birdenbire başın bir belaya girer, yani bir uğursuzluk sarar. Mesela işlerin doğru dürüst giderken, birdenbire tahmin edemediğin şekilde belalar yağmaya başlar. Ahirette de ayrı, ahiretteki azap daha şiddetli tabii. “Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.” Allah’a tam teslim olursanız, Allah; “rahatlık veririm” diyor “ve yardım ederim. Aksinde hem canınız yanar, hem de yardım göremezsiniz” diyor Allah. “Gündüzün iki tarafında” yani sabah vaktinde ve akşam vaktinde “ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namaz kıl.” Beş vakit namazdan bir örnek veriyor Cenab-ı Allah. “Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.” “İyilik yapıldığında, kötülük yaptıysanız onları yok eder” diyor Allah. Mesela adam beş tane iyilik yapıyor, mesela iki tane de kötülük yapıyorsa, “o beş, öbürlerini götürür” diyor Allah, “yok ederim” diyor. Allah unutmaz; fakat bize unutturuyor. Hiçbir şey Allah Katı’nda kaybolmaz. Hiçbir görüntü, hiçbir ses, hiçbir duygu Allah Katı’nda kaybolmaz. Yani sonsuza kadar kaybolmaz. Ama hoşlanmadığımız şeyleri Allah bize hatırlatmaz. Yani sonsuza kadar hatırlatmıyor ahirette. “Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.” Sabır çok önemli; mesela sevgide sabırlı olmak, dürüstlükte sabırlı olmak, şefkatte, temizlikte sabırlı olmak. Mesela adam bir hafta temiz, bir hafta sonra temiz değil. Olmaz, ömrü boyunca temiz olacak. Mesela bir hafta dürüst, bir hafta dürüst değil. Olmaz, sürekli dürüst ve samimi olacak. Mesela hiç yalan söylememeyi ömrünün sonuna kadar götürmesi lazım. “Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez” Yani, “çok güzel karşılığını veririm” diyor Allah. “Sizden önceki nesillerden kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?” Bak; “yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?” Yeryüzünde bozgunculuğu kim yapıyor? Deccal yapıyor. Önleyecek fazilet sahibi kişiler kimdir? Hz. Mehdi (a.s.) cemaatidir. “Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler.” Yani onlar; işte mallar, oğullar, evlensin, yesin, içsin, işine baksın, okulunu bitirsin, iş açsın. “Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı” diyor Allah. Yani; “Allah’ı önemli görmüyorlar, ahireti önemli görmüyorlardı” diyor Allah. “Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.” Yani; “Mehdiyet’in olduğu yerde büyük bir olay olmaz” diyor. Yani “deprem gibi, savaş gibi büyük bir olay olmaz” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) nerede ise o ülkeye felaket gelmiyor. Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle de kıyamet durdurulmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi var; “bir gün olsa” diyor, “kıyametin kopmasına bir gün kala, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmesiyle Allah onu durdurur” diyor ve zaman uzatılıyor, yani kıyamet erteleniyor. Kıyametin ertelenmesine sebep olması Hz. Mehdi (a.s.)’ın çok ünlüdür, bilinir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bulunduğu yerde deprem de olmaz, büyük savaşlar olmaz, büyük felaketler olmaz. Kuran ona dikkat çekiyor. “Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.” Ebcedi zaten 2020 yılını veriyor, yani Müslümanların Türkiye’deki konumlarının olumlu neticeleneceğini, güzel neticeleneceğini. “Onlar, zulüm işlemektelerken” 102’nci ayet “ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman” yani belayla yakaladığı zaman. Zulüm işliyorlar, dini anlatmıyorlar, İslam anlatılmıyor, sadece zulüm var; “o zaman yakalarım” diyor Allah, “ya savaşla ya ona benzer bir şey ile yakalarım” diyor. “Rabbinin yakalaması işte böyledir.” “Aniden yakalarım” diyor Allah, “kaçamazsınız” diyor. “Gerçekten O'nun yakalaması pek acı ve pek şiddetlidir” diyor Allah. Adamlar diyor ki; “Allah yapmaz” diyorlar. Yapıyor görüyorsunuz. Yapmaz olur mu? “Yok, yapmaz” diyorlar, ısrarla “yapmaz” diyorlar. Ne bu gördüğünüz peki o zaman? Yapıyor, inşaAllah.
“Ahiret azabından korkan için bunda kesin ayetler vardır. O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür.”Yani, “kıyameti hepiniz göreceksiniz” diyor. Bak; “gözlemlenebilen bir gündür.” Bütün insanlık için bunu söylüyor Allah. “Herkesin göreceği bir gündür” diyor. “Biz onu sayılı bir sürenin dışında ertelemeyiz.” Demek ki bir erteleme var kıyamet için. Ne sebeple? Hz. Mehdi (a.s.) sebebiyle. Ne diyor ayette? “Biz onu sayılı bir sürenin dışında ertelemeyiz.” 104, 105; dört ve beş. Ne yapıyor? Kırk beş.
ALTUĞ BERKER:1545.
ADNAN OKTAR:Kırk beş.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Biz onu sayılı bir sürenin dışında ertelemeyiz.” Sık sık karşılaşıyoruz bu kırk beşle. “(Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez.” Ancak Allah’ın güç verdikleri söz söyleyebiliyor; konuşamıyorlar. “Sen” diyor “onları sarhoş zannedersin, halbuki sarhoş değillerdir” diyor. Yani korkunun şiddetinden pilokronik hareketler başlıyor, konuşamıyorlar. Felç oluyorlar korkudan. Şımarıklık yapanlar başı derdine düşüp vücut kontrolünü kaybediyorlar. “Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.” “Müslümanlar mutlu ve bahtiyarlar; küfür içinde olanlar azap içinde olacaklar” diyor Allah.
ALTUĞ BERKER:Bir saat önce de yeni bir deprem olmuş Hocam Japonya’da, 7.9 şiddetinde. Yeni bir tsunami dalgası bekliyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Japonlar hiç umursamıyorlar. Hiç. Allah peş peşe getiriyor. Bir düşünsenize bu neden oluyor, neden bu şeyler meydana geliyor. Allah’ı düşünmek, Allah’a tevbe etmek, Allah’a yakın olmak gerekirken adamlar işinde gücünde.
ALTUĞ BERKER:Bir film var Hocam, bayağı lakayıt olduklarını gösteren, depremde.
VTR: Japonya deprem görüntüleri.
ADNAN OKTAR:Anlamıyor adamlar. Bütün bina sallanıyor hiç muhatap dahi olmuyorlar. Memureler oturuyorlar. Baksana adamlar sanki salıncakta sallanıyorlar. Acayip rahatlar. Yani ibret alıp düşüneceklerine, hikmet gözüyle bakacaklarına öyle seyrediyorlar. Allah daha şiddetlisini veriyor, onu da öyle seyrediyorlar. Bu önümüzdeki günlerde şiddetini arttırarak depremler yine devam edecek. Bütün dünyada devam edecek, bunu göreceksiniz. Yani o grafikte bir düşme yok; Hz. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar devam. Hz. Mehdi (a.s.) çıktıktan sonra da bir bakın o grafiklere. Yine bakın, bilimsel olarak bakın; aniden düştüğünü göreceksiniz. O grafikte çok ciddi bir düşme olacaktır; bunu da göreceksiniz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hem depremlerde hem sellerde hem dünyadaki bereketsizlikte ani bir düşme olacak Hz. Mehdi (a.s.) devrinde. Mehdiyet’in önemini ve büyüklüğünü görmek açısından Cenab-ı Allah özel olarak bunu meydana getiriyor. Mesela göktaşları 1980 yılından itibaren dünyanın milyonlarca yıllık tarihinde görülmemiş şekilde birdenbire çok çok çok çok fazla katlı arttı.
VTR: Dünyayı gittikçe saran göktaşları
ADNAN OKTAR: Benim anlattığım bu şey üniversitelerinin yaptıkları araştırma, yani bilgisayarla tespit ettikleri ve teleskopla tespit ettikleri, çektikleri fotoğraflarla elde ettikleri bir çalışma. Üç, dört üniversitenin toplu çalışması bu, inşaAllah. Bir gerçek. Yani Cübbeli’nin tabii bu tür şeylerden haberi olmadığı için, Cübbeli Fatih semtinde maydanoz alıyor, oradan biraz pırasa alıyor, oradan eve götürüyor; dünyadan bir haberi yok. Bunlardan da haberi olmadığı için kıyametin son zamanında olduğumuzdan da haberi yok. Hadisleri de anlatmak istemiyor, konuları kapatmak istiyor. Yedi bin yılla ile ilgili hadisleri söylemek istemiyor. Onun için bizim sürekli anlatmamız önemli.
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Gülistandan bir gül olan Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Japonya’daki ibretlik olaya malum medyanın tavrı belli memleketimizde. Fakat dini hassasiyeti olan kanalların Allah’ın izniyle olduğuna vurgu yapması gerekmez miydi acaba? İnşaAllah demek suç mu? Duruşu, bakışı, sözleri hikmetli aslan Hocam, sizlerden Allah (c.c.) olan aşkımızın artması için eşimle dua istiyoruz.” İmanlarının artması için dua istiyormuş kardeşlerimiz İnşaAllah. “Sizleri çok seven, Diyarbakır’dan Yusuf Kardeşimiz.” Allah sizlere de ve bütün kardeşlerimize derin iman versin, imanlarını pekiştirsin. Allah kendi sanatını onlara göstersin, dünyadaki sanatını en kapsamlı en geniş şekilde onlara göstersin. Hücredeki, atomdaki, dış alemdeki, eşyadaki sanatını Allah bütün milletimize, bütün detaylarla göstersin. Kendine aşık etsin Allah. Tutkuyla, aşkla Allah’a bağlanmalarını sağlasın. Gaflet perdesini kaldırsın. Gaflet perdesinde insan Allah esirgesin, koyun gibi olur, kafası çalışmaz hale gelir. Gaflet perdesi kalktığında aklına keskinlik, zekasına keskinlik gelir. Yani olayları çok net görmeye başlar. Allah’ın sanatını net görmeye başlar. O boşvermişlik, ruhundaki boşluk gider; dolu, akıllı bir insan haline gelir. Allah öyle dolu, derin düşünen, Allah’ı derin seven samimi kullar olmamızı nasip etsin hepimize. İmtihanın sırrını Allah hissettirsin insanlara. İmtihanın sırrını bilmemekten iman zafiyeti oluyor. Yani imanın güçlenmesinin nedeni imtihanın sırrını çözmektir. İmtihanın sırrını çözemezse insanın imanı güçlü olmuyor. İmtihanın sırrını çözenler, anlayanların imanı çok güçlü olur. Allah iman sırrını çözenlerden etsin, onu anlayanlardan etsin. Onu fert fert insanlar ayrı ayrı çözerler; kendi kabiliyetine göre, kendi tecrübesine göre. Bak, “derin tetkik ve tecrübeye muhtaç olan” diyor, “nazari meseleler elbette bedihi olmaz” diyor Bediüzzaman, “ve aşikâr, herkes ister istemez tasdik edecek derecede açık ve zaruri olmaz” diyor. “Bu sebepledir ki” diyor, “böyle bir sebep meydana getirir ki” diyor, “Hz. Ebu Bekir’ler âlâ-yı illiyyîne (en yüksek noktaya) çıksınlar ve Ebu Cehil’ler esfel-i sâfilîne (en aşağı dereceye) düşsünler” diyor. “İhtiyar kalmazsa teklif de olmaz” diyor. “O yüzden” diyor, “ahir zamanda olacak meseleler aklın ihtiyarını kaldıracak şekilde olmaz” diyor Bediüzzaman. “Anlatım böyledir” diyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “Mevla’sının gülü canım Hocam.” İnşaAllah öyle oluruz. “İnşaAllah öyle olursunuz” demeniz gerekir, inşaAllah. “Allah-u Teala’yla baş başa kaldığınız o an, O’nun korkusundan gerges kuşunun kanadı misali hepimiz inşaAllah titreriz” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir vasfıdır bu. “İnşaAllah öyle oluruz” diyor kardeşimiz. “O’nun aşkıyla gözlerinizden nur damlaları döktüğünüzde, işte tam o an, o halinizle biri sizi düşünüyor ve korkunuza hayran, aşkınıza hayran haykırıyor, canım Hocam. Ey Allah’ına kurban olduğum” diyor, “sizi çok seviyoruz” diyor kardeşimiz, maşaAllah, maşaAllah.
“Hocam iyi akşamlar, benim yazımı neden okumuyorsunuz?” diyor. Allah’ım Ya Rabbim. Ruslan Aslanov, tamam, okuyayım. “Ben Bakü’den izliyrem. Sizin tüm kitaplarınızı okuyorum hem de seve seve. Ama çok kitapları Bakü’de bulmak çok zor. Soru sormak istiyorum. Japonya’daki olaylar Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametlerinden midir?” Tabii ki. Dünya tarihinde hiç depremler yüksek olmazken; dünya tarihinde yok- birdenbire, 1980’den itibaren, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışıyla beraber, özellikle 2000’lerden sonra akıl almaz bir yükselişle depremlerin yükselmesini biz ne ile açıklayalım? Göktaşları da mesela, çok normal miktarda geliyor, milyonlarca yıllık dünya tarihinde çok normal akışı; ama 1980’lerden sonra, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurundan sonra gördünüz; Amerika’daki üniversitelerin tespiti, akıl almaz boyutlarda artıyor. Tsunamiler öyle, akıl almaz boyutlarda arttı. Seller, akıl almaz boyutlarda arttı. “Hz. Mehdi (a.s.) zamanında bunlar olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). İncil’de de geçiyor. İncil’de de buna benzer detaylar var, Tevrat’ta da aynı şekilde geçiyor ve hepsi oldu, oluyor. Nedir bunun açıklaması başka? Bu da yine üniversitelerin tespitlerinden, ‘depremlerdeki artış’ değil mi?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam, evet, dediğinizi gösteren.
ADNAN OKTAR: Nurdan Hanım yazmış. “Selamun Aleykum Muhterem Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Size bir bilgi vermek istiyorum. Süleymanlı kardeşlerimiz, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin Beklenen Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu söylüyorlar.” Başka türlü zaten Süleymanlı hareketi olmaz. İnsanlar mürşitlerini Hz. Mehdi (a.s.) bilirler. Bediüzzaman’ı Nur talebeleri Hz. Mehdi (a.s.) bilir. Süleymanlı kardeşlerimiz öyledir. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’ni bile, “ben Hz. Mehdi (a.s.) değilim” demesine rağmen bir kısım kardeşlerimiz Hz. Mehdi (a.s.) biliyorlardı o devirde. Ama o sonra dedi; “Hz. Mehdi (a.s.) çok genç” dedi “daha. Devam ediyor” dedi, “şu an.” O zaman kanaatleri geldi ki, Hz. Mehdi (a.s.) sonradan gelecek. Ama Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri 2020’lerde İslam ahlakının dünyaya hâkim olacağını söylüyor. Hâkim olunca nedir? Mutlaka Müslümanların bir lideri olacak. İşte o liderin ismi Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Ama insanların sevdiklerini Hz. Mehdi (a.s.) bilmesi, yani hüsn-ü zan etmesi anormal bir şey değildir; olabilir.
Nurullah Akbaş; “öncelikle hayırlı geceler dilerim efendim. Bu akşam arkadaşlarla yaptığım sohbette aklıma bir soru işareti takıldı; cennet hakkında efendim. Ben şu şekil biliyorum. İnsan öldüğü zaman Yüce Rabbim onu sorguya aldığında yaptığı amellerden sonra cennet veya cehenneme layık görüldü. Peki, bu insanlar kıyamete kadar mı cennete veya cehenneme girmeyecek? Yani kıyametten sonra mı layık olduğu yere gönderilecek? Yoksa layık olduğu yere derhal gönderiliyor mu efendim? Rica etsem beni aydınlatır mısınız, inşaAllah? İyi geceler” diyor. Şimdi, işin doğrusu zaman diye bir şey yok; zaman izafi. İnsanın ahiretteki sorgusunda Cenab-ı Allah sorduğunda; “ne kadar kaldınız?” diyor. Adam diyor ki; “bir göz açıp kapama vakti kadar kaldım” diyor. Yani “bir saniye kaldım” diyor; işte bu, cevabı bu. Başkasına soruyor; “ne kadar kaldınız?” diyor. “Bir gün veya bir günün bir vakti kadar kaldık” diyor; çıkaramıyorlar. İlk tepkileri; “bizi” diyorlar, “bu yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyorlar. Önce onu anlamaya çalışıyorlar. “Biz komada mıydık? Baygın mıydık? Bir yere mi bizi alıp götürdüler? Burası neresidir?” onu kavramaya çalışıyorlar. Sonra çağrıcının onları çağırmasıyla belirli bir noktaya doğru koşuyorlar. Sonra öldüklerini anlıyorlar; “eyvahlar bize” diyorlar o zaman. Yani çıkaramıyorlar öldüklerini. Normal yaşadıklarını zannediyorlar. Mesela şehitler de, şehitler hiç bilmiyorlar; bayağı neşeleri yerinde şehitlerin. Yani hiçbir şekilde onların anlaması mümkün değil. Ölü olduğunu bilmiyor. Yani normal ölenler ölü olduklarını biliyorlar, öldüklerini biliyorlar ama onlar bilmiyor. Şehit olduğu anda da bilmiyor. Yani hayatını normal yaşıyor zannediyor, devam ettiğini zannediyor.
VTR: Cübbeli, zulmün son bulması için tek yolun Türk-İslam Birliği olduğunu bilmesine rağmen “Allah’ım, Türk-İslam Birliği’ni oluştur” diyemiyor.
ADNAN OKTAR: Yabancı olan arkadaşlara kitap veriyorum, çok iyi oluyor onlar. Yaratılış Atlası da veriyorum. Memleketlerine götürüyorlar, orada okuyorlar. Bayağı acayip etkileniyorlar, çok iyi oluyor.
Hakan Kaya; “Esselamu Aleykum” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sayın Hocam, zamanınızı almadan sorumu sorayım müsaadenizle. Sayın şeyhimiz Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, haziran ayında sistemin değişeceğini söyledi, inşaAllah. Bu değişim nasıl bir değişim olabilir? Bir de yine şeyhimiz büyük şehirlerden köylere gidilmesini söyledi, inşaAllah. Bu büyük felaket olacağı için mi; yoksa başka bir nedenle midir? Allah sizden razı olsun heybetli, yakışıklı, karizmatik Hocam. Bu arada sizi örnek alarak saçımı uzatıyorum. Etrafımdan tepki alıyorum. Saçı uzatmak sünnet midir Hocam?” diyor. “Yüce Allah yar ve yardımcınız olsun Sayın Hocam.” Bizim çocuklarda da beni taklit edip saçını uzatanlar var, sakal modeli filan aynı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de sahabelerinin saçları uzundu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ta omzuna dökülüyordu. Hatta örüyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iki tane buradan, iki tane de buradan. Yani sahabelerin tamamı öyleydi. Saçları toplayan ve topuz yapanlar da var sahabelerden. Onları çözdürüyor namaz kılarken. “Yere deysin” diyor “saçınız” Peygamber Efendimiz (s.a.v.). O muhtemelen vücut elektriğinin boşalmasıyla ilgili olabilir, bir hikmeti vardır. Ona titizlikle uyuyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Onun dışında saçına güzel kokulu yağ sürüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), pırıl pırıl parlıyor. Yani şimdiki briyantinin başka bir türü, güzel kokulu; o, saçın daha koyu görünmesini ve daha sıhhatli olmasına sebep oluyor. Gül kokuyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in kullandığı yağ, gül kokulu. Ama çok acayip yoğun gül kokuyormuş. Yüz, yüz elli metreden duyuluyormuş gül kokusu. Geldiğini anlıyorlarmış Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Çok güzel bir gül kokusu, en sevdiği koku gül. Hakikatten şahanedir gül kokusu. Gül reçeli, mesela hakiki gül reçeli olduğunda, çok şaşırtıcı, orijinaldir yani kokusu, hiçbir şeye benzemiyor, bayağı hoş bir şey. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dişleri pırıl pırıl. Vefatına yakın çok düzgün, çok parlak, çok sıhhatliydi dişleri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Burnu küçük, orta kısmı hafif kalkık, çekme, doğan burunlu Peygamberimiz (s.a.v.). Siyah gözlü, koyu siyah, iri siyah gözlü Peygamberimiz (s.a.v.). Kaşları hilal gibi, koyuca, hafif kalın kaşları. Kemik yapısı kalın Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Kolları çok güçlü, adale yapısı böyle pehlivan yapılı, atletik ve geniş omuzlu. Bütün vücudu kaslı ve çok güçlüdür Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Orta boylu, geniş omuzludur Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yüzü beyaz, pembeyi andıran beyazdır yüzü. Heyecanlandığında alın damarında, şurada bir damar çıkıyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Çok utangaç, Peygamberimiz (s.a.v.)’in özelliğidir. Bir şey olunca hemen kıpkırmızı oluyor, utanıyor. Veya bir şeye üzüldüğünde rengi kül gibi oluyor. Bir özelliğidir Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Allah ayette de Kuran’da da belirtmiş utangaç olduğunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. “Utanıyorsun, söyleyemiyorsun” diyor. Birçok konuda ona hatırlatıyor. Mesela mahcup ediyorlar Peygamber (s.a.v.)’i; utanıyor, birçok şeyi söyleyemiyor. Mesela; “yemek yediğiniz vakit” diyor, “gidin” diyor Allah ayette, “beklemeyin” diyor, “Peygamber’in evinde.” Peygamberimiz (s.a.v.); “evinize gidin” demiyor utancından. Sahabeler girip oturuyorlar, gitmiyorlar geç vakte kadar. Allah ayetle uyarıyor. Mesela yüksek sesle, bağırarak konuşuyorlar. “Yapmayın” diyor Allah, “Peygamber’le öyle konuşulmaz” diyor, “sesinizi alçaltın” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) uyarmıyor onları utandığı için, söylemiyor.
ALTUĞ BERKER: Kadına şiddetle ilgili bir haber vardı Hocam. “Sudan sebeplerle öldürülüyorlar” diye. Birçoğunu siz daha evvel söylemiştiniz. Bu konuda sizi söylediğiniz bazı şeyler vardı Hocam. Söylediklerinizden gerçekleşen bin üç yüzü geçti. Haberlerde; “kadına şiddete sekiz ay hapis geliyor” Meclis kararı. Siz bir yıl önce bu konuda bahsediyordunuz Hocam. “Karakol da yeteri kadar ilgilenmiyor. Mesela bak, orada da bizim devletimizin çok titiz olması gerekiyor. ‘Beni koruyun’ diyorsa bir insan, hemen acil koruma verilmesi lazım; o anda, bekletmeden. Yazışmalar çizişmeler ondan sonra araştırmalar, yazıp çizmek. Bir genç kız diyorsa korunur yani bu kadar basit, ciddi bir durum vardır” diyorsunuz. Başka bir röportajınızın devamında; “bir kadın; ‘beni koruyun’ diyorsa korunması lazım.” Uzunca anlatıyorsunuz Hocam, inşaAllah. “Bunun için kanun çıkarılması lazım. Karakoldan hemen memur gelmesi lazım. Memur bulunması lazım.” Şimdi inşaAllah kanun çıkartılıyor, Allah'ın izniyle.
ADNAN OKTAR: “Şiddete ceza vermek” yani şiddeti önlemek çok önemli. “Ceza vermek”. Yani şiddetin olmasından sonraki konum değil de, şiddetin olmasını durdurmak çok önemli. İt kopuk takımından çakallar var, kemik kafalı. Mesela gidiyor kızcağıza arkadaşlık teklif ediyor. Reddediyor. Çok ağrına gidiyor. İllaki intikam almak istiyor. Ya iftira atmaya kalkıyor yahut dövmeye kalkıyor yahut öldürmeye kalkıyor. Psikopat tıynetli olduğu için aşağılık kompleksi oluyor. Zaten aniden yapmıyor, önce uyarıyor. Böyle bir şeyde genç kız şikâyet ettiğinde ilgili şahıs mutlaka takibe alınması lazım. Kaybedecek bir şey yok ki. Ne olur? Mesela on beş gün polis takip etsin, bir ay takip etsin şahsı veya o genç kıza sürekli yakın, gizli takip yapılması lazım. Adam münasebetsizlik yaptığında da alıp götürüp karakolda yıldırılabilir. Yani polisin böyle bir yetkisi var. Mesela alır, karakolda tutar, bekletir. Üstüne çok dikkat çekilebilir, mesela polis sürekli telefonla arayabilir, evini arayabilir. Bir şey yok bunda. Polisin kendini hissettirmesi, polislik görevinin bir gereğidir böyle vakalarda. Nefes aldırmadan kendini hissettirmesi lazım. Mesela adam bir yere gittiğinde, polisin orada olduğunu anlaması lazım şahsın. Anlayacak ki psikopatlık yapamayacak. Mutlaka devletin onun yakasına yapışacağını bilmesi lazım. Ben “gidip polis yakasına yapışsın, dövsün sövsün” demiyorum. Ama nezaketiyle onu kontrol altında tuttuğunu hissettirebilir. Bu da çok caydırıcıdır. Bunun yapılması gerekiyor. Fakat genç kızlar sadece polise bildiriyorlar. Tamam, polise bildirsin ama insanları da bilgilendirmelerinde fayda var. Mesela güvendikleri, sevdikleri insanları bilgilendirmeleri de faydalı olur. Yani bir çevre edinirler, bir güç meydana gelmiş olur; daha iyi olur. Genellikle bildirildiğinde savcılığa gidiliyor, savcılık karakola bildiriyor... Uzatmaya gerek yok ki. Karakola şikâyeti yeterli olması lazım. Polis orada kendi inisiyatifini kullanıp, mesela resmi polisse, hemen sivil kıyafetini giyinip, o hanımı koruyacak bir tedbir alması lazım. Gitsin evin önünde mesela bir kahvehane olabilir, bir yerde olabilir, bekleyebilir. Fazla değil; on gün, on beş gün. Adama hissettirilirse, devlet onu koruyor izlenimi verilirse konu biter. Ama kızcağız sokağa çıkıyor, yalnız; bir yere gidiyor, yalnız. Onlar da biraz hata yapıyorlar. Hiç mi akraban yok? Git, yer değiştir. Mahalledeki insanları uyar. Esnafı uyarabilirsin. Halk yardımcı olur. Şefkatli davranırlar. Mühim bir konu. “O benim kendi meselem” diye konuyu kapatması doğru olmaz. Öyle şeyde iyi insanların desteğini almak da önemlidir. Faydalı olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylemiştiniz; “Hz. Mehdi (a.s.) her zaman insanların düşüncelerine saygı gösterecek. Demokrat ruha sahip bir insandır. Zor olduğunda mutluluk olmaz, baskı olduğunda mutluluk olmaz; nerede olursa olsun. Çocuğa bile 'sokağa çıkmayacaksın' dendiğinde, çocuk müthiş öfkelenir. Sevgisi gider çocuğun. Bir anda acayip tasalanır. Baskı azap getirir; hürriyet sevinç getirir. Hz. Mehdi (a.s.) hürriyetçi olacaktır” dediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anadolu'da da var, İstanbul'da da var; böyle bir zonta, hanzo karakteri vardır, böyle ceket omuzda yahut omzunda olmasa da, normal de giyse kabadayılık yaparak, itlik yaparak genç kızları kendine bağlama kafası. Halbuki sevgi samimiyetle olur ve içten gelerek. Adı üstündedir. Zorla güzellik olmaz. Bir genç kızın saygı duyması lazım, değer vermesi lazım. O zaman helaline karşı bir muhabbet duyabilir; öbür türlü olmayacağı belli. İtlik yaparak, çakallık yaparak diz çöktürme, hizaya getirme kafasıyla hareket ediyorlar. Bir geleneksel bir kafa var bir kısmında. Bu da işte karşı atakla, polisin dikkatli bir çalışmasıyla etkisiz hale getirilebilir. Ama iyi insanları da mutlaka haberdar etmekte fayda var. Onu daha önce de söylemiştim; mesela komşusunun haberi olması. Herkes tetikte olur, bayağı dikkatli olur. Daha önemli olur bu, daha değer verilir o zaman olaya.
ALTUĞ BERKER: İstanbul'u fetihten bahsetmiştiniz. “İstanbul'a sevgi hakim oluyor, şefkat hakim oluyor. Dürüstlük, kardeşlik, koruma hisleri ve insani bütün güzel hasletler yayılıyor. Fetih budur. Manevi fetih budur. Dolayısıyla insanların kalbinin şenlenmesi, açılması, kalplere neşe gelmesi, güzel ahlaklı olunması fetihtir. Kastedilen fetih budur. Beyinlerin güzel hale gelmesi, ruhların güzel hale gelmesi, insanların pozitif hale gelmesidir” dediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi “İslam dünyaya hâkim olacak” deyince, millet; “eli sopalı adamlar hâkim olacak”. İslam’ın hakim olması demek; pozitif düşüncenin, alabildiğine candanlığın, samimiyetin hakim olmasıdır, bu; güzel olan her şeyin, doğru olan her şeyin, iyi, pozitif olan her şeyin hâkimiyeti. Yoksa şiddetin, acının, baskının hâkimiyeti anlamında değil.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Yine şöyle söylemiştiniz; “Hz. Mehdi (a.s.) mutlu olmayan insanları mutlu hale getiriyor, neşelerine vesile oluyor, kafalarını açıyor. Sevgiyi bilmeyen insana sevgiyi öğretiyor. Ölü bir kalbi diriltiyor. Adamı şeytan esir etmiş, üzerine çökmüş. Ona mutsuzluk veriyor, neşesizlik veriyor, unutkanlık veriyor, bitkinlik veriyor, karamsarlık veriyor. Hayata karşı bıkkın gözle bakıyor. Ona hayatı azap haline getiriyor. Hz. Mehdi (a.s.) ne yapıyor? Şahısların tek tek iblislerini, şeytanlarını öldürür. Bu bir fetihtir. Şeytana esir olmuşken, şeytan onun canını yakarken şeytandan onları kurtarıyor. Hz. Mehdi (a.s.)'ın fethi budur işte. Kullandığı metot şeytanları öldürme üzerinedir” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah'a sığınıyorum. 61’inci ayette Cenab-ı Allah diyor ki; “eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, dünyanın üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı.”Yani; “insanlar o kadar çok hata yapıyorlar, o kadar çok günaha giriyorlar ki” diyor Allah, “eğer böyle bir durumda ceza verilmesi gerekseydi, dünyayı yerle bir ederdim” diyor Allah. “Ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.” Yani; “kaderde neyse o olur” diyor Allah. “Onlar, Allah'a, hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın 'kendilerinin olduğunu' düzmektedir.” Yani; “kendi hurafeci, kendi münasebetsiz düşüncelerinin en güzel olduğunu düşünürler” diyor. “Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar, (cehennemde) öncülerdir.” Yani cehennemde azap çekeceklerini belirtiyor Allah. “Andolsun Allah'a, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik.” Her devirde Mehdiler var. Yani boş olan hiçbir devir yok. “Fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir; bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azap vardır.” Yani mesela Darwinizm'i ve materyalizmi onlara süslü gösteriyor. Anormal bir şey olduğunda süslü gösteriyor. Kumarı, zulmü, acıları süslü gösteriyor. “Bugün de onların velisi odur” yani şeytandır “ve onlar için acı bir azap vardır. Biz Kitabı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman”bak, “ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman”; gerek Tevrat'ta, gerek İncil'de,gerekse yobazların ortaya çıkardıkları düşüncelerde “ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka amaçla) indirmedik.”Yani; “sapkın olan inançları ortadan kaldırmak için indirdik” diyor Cenab-ı Allah. Mesela teslis inancı insanların çok canını yakan bir şey. Allah doğrusunu söylüyor. Ama hayrettir ya koskoca insanların, aklı başında insanların… Yani Hz. İsa (a.s.)’ın peygamber olduğu açıkça belli. İnsan; yiyor, içiyor, uyuyor. Adamlara bakıyoruz; “Hz. İsa (a.s.) kimdir?” diyoruz, “Allah'tır” diyor koskoca adam. Ve yüz milyonlarca adam bunu söylüyor. Kabus gibi. Gözlerime inanmıyorum. Uyuyor, yemek yiyor, Allah'a dua ediyor, Allah'ın birliğinden bahsediyor. Adam diyor ki; “Allah'tır” diyor, “Hz. İsa (a.s.)” diyor. Yani böyle bir dünya var, böyle bir garip ortam var. Allah, bunları düzeltmek için işte Kitap'ın indirildiğini, aynı zamanda Kitap'ın bir yönünün de bu olduğunu söylüyor, bu anormalliği gidermek için olduğunu söylüyor.“Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti;işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.” Yani; “işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.”“Ben bunda bir işaret koydum” diyor Allah, “bu açıklamada.” Bu ayetin zahir anlamı bu; yağmurla ölü toprak dirilir. Ama hadiste bu ayet için, Hz. Mehdi (a.s.)'ın nüzulü ile Allah, ölümünden sonra yeri Hz. Mehdi (a.s.) vesilesi ile dirilteceğine işaret ettiğini söylüyor.
ALTUĞ BERKER: Hocam Ebu Muhammed Bakır; “direkt Hz. Mehdi (a.s.) için nazil olmuştur” diyor, “bu ayet.” “Nüzul sebebi” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.).”
ADNAN OKTAR: Evet, “nüzul sebebi” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.). Esbab-ı nuzül odur” diyor. “Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır.”Mesela hayvanları gösteriyoruz; herkes kasılıyor sevemediği için. Acayip şekerler. Biri öbüründen şeker, öbürü öbüründen şeker. İnsanın ilk aklına gelen; “bir sarılsam şuna. Bir mıncıklasam şöyle bir sevsem, bir öpsem.” Yani insan ne yapacağını bilemiyor; acayip tatlılar. Saftirik saftirik de bakıyorlar insana. “Size karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.”Yani “kan” diyor, “vücudundaki kandan” Allah “ve vücudundaki sindirilmekte olan gıdalardan bembeyaz, mis gibi süt oluşturuyorum”diyor Allah. Şimdi orada kullanılan malzemelerle süt çok zıt; vücudundaki sindirilen gıda ile kan; ve oluşan şey mis gibi süt. Süte bakıyoruz; yüksek oranda kalsiyum, yüksek oranda magnezyum. Vücudun iskeletinde kullanılan ana mineraller. Yüksek oranda D vitamini, A vitamini, B vitamini komplekslerinin tamamı, C vitamini, içinde diğer vücuda faydalı yan maddeler, protein, en kaliteli protein, yani vücudun rahatça sindirebileceği protein ve nefis bir koku, karbonhidrat, şeker, süt şekeri; hepsi onun içerisinde ama vücudun ihtiyacı olan her şey, kükürde varıncaya kadar, yani saçlar için gereken, kaslar için gereken, tırnak için gereken, vücudun bütün organları için gereken her türlü malzeme en uygun miktarda ve en kaliteli şekilde sütün içerisinde var. Malzeme ne? Yarı sindirilmiş gıdalar ve kan. “Onun içerisinden” Allah, “çıkarıyorum” diyor, “sütü.” Ki zaten peynir, süt falan kahvaltılarda, yiyeceklerde, yoğurt temel gıdalardan. Mesela yoğurdun lezzeti çok güzel. Peynirler öyle, çeşit çeşit peynirler, yoğurtlar, ayranlar, hepsi birbirinden lezzetli.
“Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz.”“Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden”. Hurmalarda, mesela hurmayı alıyoruz böyle özel baklava gibi, özel yapılmış gibi. Yani çok yoğun şeker var. Katılaşmış reçel gibi artık. Bayağı güzel. “Üzümlüklerin meyvelerinden”. Mesela kurutulmuş üzüm de çok lezzetli, yaş üzüm de çok lezzetli. “Çardaklarda hem sarhoşluk verici içki”. Kuran’da “sarhoşluk verici içki” diye geçiyor mu o ayet? Ona bir bakalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet o tam karşılığına bakalım. “Hem güzel bir rızık edinmektesiniz.” Pekmez yapılıyor, sirke yapılıyor, üzüm suyu yapılır, pestil yapılır, hepsi yapılıyor. “Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.” Yani; “eğer dikkatlice düşünür, tetkik eder, araştırırsanız çok fazla hikmet var” diyor Allah. “Hurmalıklar ve üzümler”. Yine şekerli tatlı yiyeceklerden, buradan da bala geçiyor Cenab-ı Allah. “Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.” Balarısına vahyediyor. “Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.” Yani özel olarak oluşturulan çardaklarda bir, ağaçlarda iki, dağlarda üç; her yerde arıların yuvalarıyla karşılaşıyoruz. Nasıl yuva? Mükemmel. O altıgenlerin çapı, açısı hepsi mükemmel. Balın tadı nasıl? Nefis. Hayvanın kendi ihtiyacı kadar mı? Yok değil. Yani hayvan yaptığı balın çok çok çok çok az kısmını yiyor. Doğrudan insanlar için yapıldığı, Allah tarafından yaratıldığı belli. Önce bak Allah yuvalarına dikkat çekiyor, yani o sistemlerine dikkat çekiyor Allah. Direkt bala dikkat çekmiyor. Çünkü yuvaları nefes kesici. Her yuva kapısında iki tane bekçi var; bir sağında bir solunda nizamiyede bekliyorlar. Temizlik yapan arılar ayrı. O altıgenler de belirli bir açıyla yapılıyor ki bal aşağıya doğru… Mesela böyle yapsalar akar bal. Şu yönde yapıyorlar. Balı dikine dolduruyorlar içine. Hafif bir açı veriyorlar. Tam da dik de değil; hafif açıyla yapıyorlar. Bal doldukça kapatıyorlar, bal doldukça kapatıyorlar. Tamamen dolunca o altıgen küp kapanıyor. Öbür küpe geçiyorlar. Kaç tane? Binlerce küçük küp var. Çaka çaka çok kaliteli bal dolduruyorlar ve kıvamını da çok iyi ayarlıyorlar. Ne fazla sulu ne fazla katı; tam ayarında. Bal mumu plakalar halinde alttan çıkıyor, vücutlarının altından, böyle sunta fabrikası gibi paralel, vücutlarının altından. Onları ağızlarıyla alıyorlar, çiğniyorlar o suntaları. Yeniden bir şekillendiriyorlar. Ondan sonra hem patileriyle hem ayaklarıyla hem vücutlarıyla onu sıvamaya başlıyorlar. Sıvacı ustası gibi gayet düzgün. İnceliğini de çok iyi ayarlıyorlar. Ne çok kalın ne çok ince; tam ayarında. O açıyı da tam vererek, altıgendeki o geometrik düzgünlüğü, yani içe doğru düzgünlüğü tam yapıyorlar. Yani müthiş sıvacılar. Üst tabakayı da çok güzel yapıyorlar. Böyle vücutlarının altından çıkıyor saydam plakalar halinde. Açısını çok iyi hesaplıyorlar bir kere. Altıgen açılarında en ufak bir hata yok. Açıölçerle insan ölçse yapamaz. Onlar göz kararıyla onu yapıyorlar ve kusursuz açı veriyorlar. Hepsini içine dolduruyorlar. Yavrularının bakımıyla ilgilenenler ayrı. Yavrularının bakımı çok ayrı bir konu, onlarla tek tek ilgilenmeleri gerekiyor. Hepsinin arı sütüyle beslenmesi gerekiyor. Hepsinin durumuna göre süt miktarları ayrı ayrı veriliyor. Mesela kraliçe arıya ayrı süt veriliyor, öbürlerine erken kesiliyor, onları polenle besliyorlar. Daha ayrı beslenmeleri.
Evet, şu anda da buradaki faaliyet görülüyor. Bakın görüyor musunuz düzgünlüğü altıgenlerdeki? Bunları birer birer, teker teker düzgün yapıp, birer birer elleriyle sıvayarak yapıyorlar, elleriyle ve ayaklarıyla sıvayarak yapıyorlar. Bir de bir tane iki tane değil. Mesela buradan örmeye başlıyorlar, karşıdan da örmeye başlıyorlar, birleştiğinde şu noktada tam ağız ağza tam çakışıyor iki taraftan. Yani insana sen “yap” desen, yapabilirler mi? Yapabilir misiniz? Bak buradan da örüyor adamlar, buradan da örüyorlar. Tam buraya geldiğinde ağız ağza tam çakışıyor ve jilet gibi düzgün yapıyorlar. Ağızlarını da gayet güzel, düzgün kapatıyorlar dolduktan sonra. Yani bunların olaylarını anlatmaya kalksak sabaha kadar anlatamayız. Adamlar; “bu tesadüfen oldu” diyorlar. İşte aynısını ahirette de yine anlatacaklar nasıl tesadüfen oldu. Yani beş yaşında çocuk olsa anlar oradaki fevkaladeliği. Tesadüfe benziyor mu o? İki kilometre ötedeki arı, çiçeklerin nerede olduğunu dansla gelip arkadaşlarına anlatıyorlar. Güneşe karşı dans yapıyorlar. Çiçeklerin hangi noktada nerede olduğu tespit ediliyor. Topluca gidip oradan gidip bal özü getiriyorlar ve hiç şaşmıyor adamların yaptığı dans. Yani neredeyse tam doğrusunu bildiriyorlar. Mesela kovana yabancı bir arı, hayvan girerse hemen onu etkisiz hale getiriyorlar. Yaka paça dışarıya atıyorlar. Atamadıklarının da üstünü antiseptik bir maddeyle kaplıyorlar, hayvan içeride kalıyor. Isısını yükseltip öldürüyorlar. Yani acayip ısı yükseltiyorlar. Kendilerine zarar vermiyor o ısı ama hayvana ısı zarar veriyor.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren Aba TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bismillah. Mü’min Suresi, 4. “Allah'ın ayetleri konusunda inkar edenlerden başkası mücadele etmez.” Bak, “Allah'ın ayetleri konusunda inkar edenlerden başkası mücadele etmez.” Yani; “dine, İslam’a karşı bütün güçleriyle mücadele ederler” diyor Allah, “yazılı olsun, sözlü olsun, fiili olsun yahut cebbarane olsun mücadele ederler” diyor. “Öyleyse onların şehirlerde dönüp dolaşması seni aldatmasın.” Yani; “onların gösteri yürüyüşleri yapması, nümayiş yapması, sokaklarda eylem yapmaları seni aldatmasın” diyor. Bak, Allah diyor ki bak; “öyleyse onların şehirlerde dönüp dolaşması seni aldatmasın.” Toplu yürüyüşler yapmaları veyahut başka türlü. “Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya yeltendi.” Hz. Mehdi (a.s.)’ın da neden yakalanacağını, neden hapse atılacağını biz buradaki ayetten anlıyoruz. Bak; “kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya yeltendi” diyor. “Her ümmet mutlaka yaptılar bunu” diyor Allah. “Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler.” Yani Darwinist, materyalist çalışmalar yaptılar yahut ona benzer. “Ben de onları yakaladım. Artık Benim cezalandırmam nasılmış?” diyor. “Görmüş oldular” diyor. 8’inci ayet; ““Rabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları da.”“ Demek ki insanlar eşleriyle cennete gidiyorlar. Bak; “babalarından, eşlerinden”. “Zevcetin” diyor; zevce, zevcetin. “Eşlerinden ve soylarından salih olanları da.” Yani samimi olanları da. ““Gerçekten Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.”“ Allah’ın üstün ve güçlü olması müminler için bir nimettir. “Hüküm ve hikmet sahibisin. Ve onları kötülüklerden koru. O gün Sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten ona rahmet etmişsin. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.” “Sen onları kötülüklerden koru” her türlü zorluktan. “O gün Sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten ona rahmet etmişsin. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.” Kıyametten sonra, ölümden sonra Allah’ın vereceği rahatlık, konfor ve huzur Kuran’da nimet olarak belirtilmiş.
“Şüphesiz küfredenlere de (şöyle) seslenilir: “Allah'ın gazaplanması, elbette sizin kendi nefislerinize gazaplanmanızdan daha büyüktür.”Onlar da kendilerinden nefret ediyorlar küfür, yani acayip kızıyorlar sonra kendilerine. “Allah’ın öfkesi” diyor, “daha da büyük” diyor, “sizin kendinize olan öfkenizden” diyor Allah. “Çünkü siz, imana çağrıldığınız zaman inkar ediyordunuz. Dediler ki: “Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?” Çıkış için bir yol yok tabii ki. ““Sizin (durumunuz) böyledir. Çünkü bir olan Allah'a çağırıldığınız zaman inkar ettiniz. O'na ortak koşulduğunda inanıp-onayladınız.” Bak;“O'na ortak koşulduğunda inanıp-onayladınız.” Mesela; “Darwinizm’e, materyalizme inandınız” diyor Allah, “onayladınız, kabul ettiniz.” “Artık hüküm, Yüce, büyük olan Allah'ındır.” O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez.” Bakın; “içten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez.” “Öğüt alıp düşünmek için içten Allah’a yönelip çok samimi olmak lazım” diyor Allah.
Makaleler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...