SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Asu Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Mavi Karadeniz Radyo, HarunYahya.Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Konuğumuz Niran Ünsal. Hoş geldiniz.
NİRAN ÜNSAL: Merhabalar, sizler de hoş geldiniz, ben de hoş geldim. İnşaAllah güzel sohbetler etmek üzere geldim.
ADNAN OKTAR: Niran Hanım çok değerli bir sanatçı, çok hanımefendi; üslubuyla, kişiliğiyle, karakteriyle çok sevdiğimiz bir insan. Allah sağlık, sıhhat versin, uzun ömür versin, hidayet versin. Allah’ı seven, dinini seven bir insan.
NİRAN ÜNSAL: O’nu anmadığımız saat ve dakika yok.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdulillah.
NİRAN ÜNSAL: Hepimiz şükürler olsun O’nu zikrederek yaşamaya özen gösteriyoruz. Ama tabii insanız, hepimizin zayıf tarafları, hepimizin sıkıntılı anları, eşref saati, eşek saati demeyeyim dediğimiz durumlar maalesef olabiliyor. Çünkü hepimiz kuluz ve hata yapmaya maalesef müsaitiz. Ama en az hatayla ömrü sonlandırmanın ben peşindeyim. Yani benim hayattaki felsefem şudur... tabii hemen böyle sohbete girdim ama kusura bakmayın.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, sizi biz konuşturmak istiyoruz zaten. Buyurun.
NİRAN ÜNSAL: Ben lafınızı kesmek istemem.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, buyurun. Memnunuz.
NİRAN ÜNSAL: Benim hayattaki tek felsefem; insan olarak doğuyoruz ama insan olarak ölebilecek miyiz? Yegane hayattaki felsefem budur.
ADNAN OKTAR: Hüsn-ü hatime.
NİRAN ÜNSAL: Şükürler olsun ki bu yolun peşinden gitmeyi kendime düstur edindim. Çocuklarım, ailem, hepsini de bu yola sevk etmeye özen gösteriyorum. Budur.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşin Haktan da çok temiz, acayip temiz yüzlü, çok nurlu yüzü, çok efendi. Dikkatimi çekti. Mazlum bir insan. Sesi de çok güzel, yorumları şahane. Çok güzel yorum yapıyor; gür ve güzel sesi var, nefesi de iyi. O dikkatimi çekti, maşaAllah. Tabii, sizden iyi olmasın diyelim.
NİRAN ÜNSAL: Yani hepimizin iyi tarafları ve kötü tarafları mutlaka ki var. Dediğim gibi hepimiz insanız ve dediğim gibi hata yapmaya maalesef müsait varlıklarız ama işte ben otuz üç yaşını doldurdum otuz dört yaşımın içerisindeyim. Tam anlamıyla 13 Ağustos 1976 doğumluyum. Hayattaki düsturumu son bir senede açıkçası... yani hepimizin bir tekamülü var ve hepimiz hayattan çok şey öğreniyoruz. Gerek iş sahasında, gerek annelik sınavlarında, gerek kardeşlik, bir sürü konu ile ilgili hayatta birçok sınava tabi tutuluyoruz. Dolayısıyla bu sınavlardan hangimiz ne kadar paylar, dersler çıkartıyoruz bir sonraki adım için, bunları hesaplamaya çalışıyorum, bunların peşinden gitmeye çalışıyorum ve hakikaten... diyeceksiniz ki mesela beş vakit namaz kılıyor musun? Kılamıyorum, Allah affetsin. Kılamıyorum ama inşaAllah onu yapacağım zamana doğru da yaklaştığımı düşünüyorum. Çünkü hepimiz ölümlüyüz ve Allah’ın bizden istediği birçok şey var. Bunlar insan olmanın gerekleri diye düşünüyorum, insan olabilmek için bu gereklilikleri yerine getirmemiz gerekir. Mesela çok büyük günahlar arasında yok yere insan öldürmek, kul hakkı yemek, çok var buna benzer. İçki içmek. Daha çok var, şu an heyecanımı da çok fazla üzerimden atamadım.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, çok güzel konuşuyorsun.
NİRAN ÜNSAL: İlk defa şimdi bu tarz bir sohbet içindeyim, açıkçası çokta mutluyum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
NİRAN ÜNSAL: Çünkü böyle bir sohbetin içinde olmak, herkese de çok fazla kısmet olmuyor. İlk defa benim açımdan böyle bir durum söz konusu. Bildiğimiz o büyük günahları işlememekten de biraz yola çıkarak, insan olmayı becerebileceğimizi umut ediyorum. Yani insan olarak doğduk ama insan olarak ölebilecek miyiz? Esas bu iki arada geçen zamanda neleri kendi lehimize çevirdiğimiz, neleri kendi aleyhimize çevirdiğimiz, bunların hepsinin çok büyük önemi var diye düşünüyorum, bilmiyorum siz ne dersiniz?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yok güzel konuşuyorsun, akıcı konuşuyorsun, candan konuşuyorsun. Samimiyetini, dürüstlüğünü, güzel ahlakını, sevecenliğini herkes biliyor ama böylece bir kere daha teyit etmiş oluyorsun. Görmüş olduk biz de, daha yakından tanımış olduk.
Bütün mesele samimiyette. Allah Kuran’da, “ancak samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Sen de hem tevazunla, hem samimiyetinle dikkat çekiyorsun; üslubunda var, candan konuşuyorsun. Konuşmalarını Allah yaptırıyor sana, içinden gelerek konuşuyorsun.
NİRAN ÜNSAL: Tabii, ben kişilik itibariyle de Hocam, zorla hiçbir şeyi bugüne kadar yapmadım, Allah’a şükürler olsun. Ama ben hani kendi adıma bakmam ve değerlendirmem gerekirse, işimi yaparken benim belli kriterlerim var, çok disiplinli bir insanımdır. Yani işimde en az hata ile o işi kurtarmak durumundayımdır, onu bilirim. Çünkü annem öğretmendi, babam keza, anneannem, hepsi sanatın içinden gelmiş insanlar. Annemin ilk keman öğretmeni dedem. Dedem soy ismini Atatürk’ten almış. Annem on üç yaşında çok iyi nota okuyor, çok iyi şarkı söylüyor ve çok iyi keman çalıyor, viyola çalıyor diye on üç yaşında Ankara Radyosu’na harika çocuk olarak girmiş. Kadere inanıyorum, her şeyin Allah tarafından yaratıldığına ve yönetildiğine ve son verecek olan gücün de Yaradan olduğuna. Yani hepimizle ilgili hayattaki var olan, nefes alan, gördüğümüz, göremediğimiz her şeyle ilgili bütün komutayı O’ndan alıyoruz, bunu bir kere biliyoruz. Belli çizilen bir yol var ve biz o yola belki zikzak çizerek gidiyoruz, belki bir sol yapıyoruz, bir düz gidiyoruz, bir sağ yapıyoruz, bir düz gidiyoruz ama yine o yola ulaşıyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, kader değişmez.
NİRAN ÜNSAL: Tabii ki kader değişmez. Ama sanki yönünü ve şeklini değiştirmek konusunda bir parça biz de bir şeyler var mı? Size sorayım.
ADNAN OKTAR: Biz değiştiririz ama o yine kaderde olur. Yani en son aşamada yine kaderde, ana kaderde olur o. Mesela biz son anda bir şey değiştiririz, bir şey yaparız ama asıl bir ana kitap vardır, oradaki hiç değişmez. Yani onun içinde değiştirmiş oluruz. Derler ya, “kaderini değiştirdi,” öyle zannederler.
NİRAN ÜNSAL: Sadece şekli, modeli, rengiyle oynamış olabiliriz, diyorsunuz. Yoksa temelini değiştiremeyiz.
ADNAN OKTAR: Modelini değiştirdiği kısım da yine kaderinde oluyor en sonunda, hiç değişmez. Ama insan dışarıdan baktığı vakit öyle zanneder.
NİRAN ÜNSAL: Yani biz ne yapsak da su yine bildiği yöne akar diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
NİRAN ÜNSAL: Tamam, anladım.
ADNAN OKTAR: Mesela bak, şimdi yukarıda da konuştuk; İbrahim Tatlıses benim çok takdir ettiğim, bütün Türkiye’nin sevdiği bir sanatçı, mazlum bir insan.
NİRAN ÜNSAL: O baş tacı.
ADNAN OKTAR: Evet. Çok kızdırıcı, çok kalleşçe ve kahpece bir hareket, çok vicdansızca bir hareket.
NİRAN ÜNSAL: Sebep ne olursa olsun kimsenin kimseye böyle davranma lüksü yok. Sebep ve şartlar gerçekten ne olursa olsun. Ben de kendi adıma, ailem adıma, sevenleri adına, buradan yapmış olan kim ve kimlerse hepsini kınıyorum, şiddetle kınıyorum. Bu hunharca ve bu haince saldırının eminim ki bir biçimde karşılığı vardır. Yani Yaradan böyle şeyin, böyle şeylerin karşılığını er ya da geç, bu dünyada ya da öbür dünyada mutlaka insanların karşısına çıkartır. Çünkü canı veren Allah, alacak olan da O.
ADNAN OKTAR: Bir de sanatçı bir insan, kimseye zararı yok. İnsanların hoşuna gitsin, mutlu olsun diye gayret eden bir insan, değil mi? Oturup orada kalleşlik yapmak, kahpelik yapmak ve savunmasız bir insana bunu yapmak çok büyük alçaklık, vicdansızlık. Yani şimdi eline ne geçti? Türkiye’nin bir neşe kaynağıydı; insanlara bir güzellik sunan, insanların mutlu olması için gayret eden bir insan.
NİRAN ÜNSAL: Ben İbrahim Ağabey’den her zaman bir baba sıcaklığı gördüm. Sohbetlerimizde, onun şov programlarına katıldığımda bana karşı hep çok farklı bir yaklaşımı vardı. “Kızım” derdi, “ağırbaşlı kızım” derdi. Şükürler olsun. Onun hep takdirini topladım, kazandım yani, bin şükür. İbrahim Ağabey kime nasıl davranacağını da çok iyi bilen insandı.
ADNAN OKTAR: Nezaket, adap, edebi iyi bilen bir insan.
NİRAN ÜNSAL: Gerçekten öyle. O yüzden sanki ailemden birine yapılmış kadar canım yandı; çok ciddi söylüyorum, bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Buradan tüm sevenlerine, hayranlarına, öncelikle ailesine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum ama bunlar bile emin olun, bazen hani kelimelerin kifayetsiz kaldığı durumlar vardır, şu an gerçekten benim için o anlardan bir tanesi. Keşke bunlar olmasa.
ADNAN OKTAR: Çok kızdırıcı bir hareket. Yani insanların sevdiği bir insanı, insanların muhabbet duyduğu bir insana karşı yapılmış olması. Bir de zoru yok, kimseye bir fenalığı yok, bir şeyi yok, değil mi? Kendi halinde insan, sanatçı bir insan. Güven içinde olduğunu düşünerek dışarı çıkıyor, arabasına biniyor. Fakat böyle insanlara, önemli insanlara karşı mutlaka teklif etsinler veya etmesinler mutlaka koruma olması gerekiyor. Yani illa teklif etmeyebilirler ama sezdirmeden de olsa bir koruma yapılmasında çok büyük fayda var. Ama tabii kader. Kader değişmez. Herhalükarda Allah’ın takdir ettiği olur. Vardır bir hayır, inşaAllah. Allah hayra vesile etsin. Berkerim, sen neler diyorsun?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. Sayın İbrahim Tatlıses’in olaydan 20 dakika önce, program çekiminde bir konuşması var Hocam. Ölümle ilgili bir şey demiş. Şöyle diyor; “Bu değerlerin kıymetini bilmezsek, gittiğimiz zaman çok üzüleceksiniz. Ne güzel yaşıyoruz, bir lokma ekmeği bölüşüyoruz. Neyin peşindeyiz, neyin hıncındayız? Ben daha zenginim, ben daha yakışıklıyım, ben daha varlıklıyım, hepimizin gideceği yer aynı arkadaş, aynı. Rahmetli Sabancı da dünyanın zenginlerindendi; onun da gittiği yer aynı. Ben tanıdım, adam gibi adamdı. Onun için değerlerimize kıymet verelim, yıpratmayalım” demiş.
ADNAN OKTAR: Ama hayret, Allah’ın hikmeti, 20 dakika önce.
NİRAN ÜNSAL: İşte gerçekten o da Allah’ı içinde çok fazla yaşayan bir insandı ve sürekli zikreden bir insandı.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, doğru.
NİRAN ÜNSAL: Allah bazı şeyleri bazı insanlara hissettiriyor sanıyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, Cenab-ı Allah’ın onu söyletmesi acayip. Yani 20 dakika önce, az bir süre, çok az bir süre. İçine doğmuş olabilir, hissetmiş demek ki böyle bir saldırı olacağını, böyle bir şey olacağını. Bir kere bir eğlence gibi bir şey vardı, düğün mü neydi oraya gelmişti. Kuliste ben görüşmüştüm, kısaca. Çok nezaketli, çok efendi bir insandı. Sen var mıydın? Yoktun sen.
ALTUĞ BERKER: Hatırlayamadım Hocam.
ADNAN OKTAR: Sen yoktun evet. Kısaca bir görüşmemiz olmuştu, hal hatır sormuştuk; acayip hürmetkar, saygıyı, adabı, edebi, nezaketi çok iyi bilen bir insan. Güneydoğu insanları öyledir genellikle. Bütün Anadolumuz bizim güzel ahlaklıdır ama özellikle Güneydoğu’da insanlar adabı, edebi, nezaketi, şefkati çok çok güzel bilirler. Hürmetin bütün detaylarını çok güzel bilirler. O da oradaki almış olduğu terbiyeyi çok güzel yansıtan bir insandı. İnşaAllah Allah sağlık sıhhat versin de inşaAllah selametle...
NİRAN ÜNSAL: Amin, amin, tez zamanda. Nerede varsa bütün hastalara şifa versin.
ADNAN OKTAR: Evet, Allah hepsine şifa versin; sağlık, sıhhat versin bütün hastalarımıza, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Japonya’dan görüntüler var Hocam görmek isterseniz?
ADNAN OKTAR: Bakalım. Bu çok büyük olay.
NİRAN ÜNSAL: Çok çok büyük tabii ki. Dünya sanıyorum son 3-5 yıldır özellikle çok ciddi bir şey yaşıyor, ters yüz olma durumu sanki yaşıyor gibi.
ADNAN OKTAR: Evet. Özellikle 1980’lerden sonra yani ahir zamana girdik. Peygamberimiz (s.a.v) belirtiyor; “ahir zamanda depremlerin sıklaşacağını” söylüyor.
NİRAN ÜNSAL: Doğal felaketlerin fazlalaşacağı...
ADNAN OKTAR: Evet, “doğal felaketlerin fazlalaşacağını” söylüyor.
NİRAN ÜNSAL: Salgın hastalıkların olacağını...
ADNAN OKTAR: Evet, aynı söylediği gibi oldu.
NİRAN ÜNSAL: Terörün...
ADNAN OKTAR: Evet, “terörün artacağını” söylüyor.
NİRAN ÜNSAL: Bir tek sanıyorum dinle ilgili savaş çıkmamıştı, değil mi?
ADNAN OKTAR: Armageddon.O Armageddon benim tahminim bu Irak’a yapılan işgal. Yani ben büyük çaplı bir savaş olacağını zannetmiyorum. Yani hadislerden anladığım o. Armageddon çünkü bölge açısından Irak çok uygun. “O bölgede birçok ülkeden, yabancı ülkeden insanlar gelecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “gayri Müslimlerden oluşan bir ordu o bölgede bir katliam yapacak” diyor. Irak’ta bu oldu. Bölge tam, yer tam, yani hepsi uygun. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan önce olacak olaylar bunlar. 1980, 1990, 2000 ve 2010. Hem dünyada göktaşlarının çoğalması, ilk defa dünya tarihinde bu kadar fazlalaştı. Yani akıl almaz bir göktaşı yığılması oldu atmosfere, şu an dolu atmosfer. Depremlerde çok çok fazla artış oldu. Bu da görülmüş bir şey değil. Yani yüzlerce yıldan beri görülmüş bir şey değil. Tsunamilerde ve bu kasırgalarda müthiş bir artış oldu, bu da görülmüş bir şey değil. Fakat bunlar hep son 10-20 yıl içerisinde oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hadislerine tam mutabık. Yani hayrettir, ne söylediyse tamamı çıktı. Mesela “iki tane kuyruklu yıldız çıkacak o zaman” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Bir tanesi iki uçlu olacak” diyor, kuyruklu yıldızdan bir tanesi. “Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikameti gidecek” diyor. Lulin kuyruklu yıldızı çıktı, iki uçlu hakikaten ve diğer yıldızların aksi istikametinde gidiyor ve “çok parlak olacak” diyor, çok parlak. “Bu yıldızın çıkışından önce yağmurlar kesilecek, bir kuraklık olacak, ondan sonra da yağmurlar çoklaşacak, insanlar yağmurdan rahatsız olacaklar” diyor. Aynısıyla hadis kitabında da var. Bu kitaplar bin yıllık, yedi yüz yıllık eserler. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanından alınan hadisleri alarak, alimlerin hazırladığı kitaplar. “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor, barajla kesildi. “Ramazan ayında, on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). İki yıl üst üste oldu. “Irak işgal edilecek” dedi, gördünüz işgal oldu. “Afganistan işgal edilecek o devirde” diyor, hatta “yazık oldu Talikan’a” diyor. O devirdeki ismi Talikan Afganistan’ın. “Yazık oldu Talikan’a” diyor ve “orada çok değerli madenler var” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Daha yeni buldular, çok fazla maden yatağı olduğu bilinmiyor. Bakın 1400 sene önce Peygamberimiz (s.a.v) bildiriyor, “çok fazla maden var” diye, bilim daha yeni buluyor. 1400 sene sonra buldular Peygamberimiz (s.a.v)’in dediklerini.
NİRAN ÜNSAL:“Mucizeyi çok uzakta arama” denildiği gibi, okuyup birçok şeyi aslında anlamak mümkün.
ADNAN OKTAR: Evet. Ahir zaman içinde olduğumuz için olaylar…
NİRAN ÜNSAL: Zaman çok hızlandı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, maşaAllah. Bakın ben Niran Hanım’la yeni görüştüm. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi, “zaman hızlanacak” diyor. Hafta nefes kesecek şekilde bitiyor, nefes kesecek şekilde yani. Her seferinde gülüyoruz, “neydi bugün günlerden?” diyorum mesela, hemen Pazar.
NİRAN ÜNSAL: Aynen, aynen. Çok hızlı akıyor zaman.
ADNAN OKTAR: Zaten gün diye bir olay yok, yani akşam yıldırım gibi oluyor. Dışarı çıkıyoruz, bir iş yapıyoruz, bir alışveriş yapıyoruz, bitti; gün bitiyor. Eskiden gün bitmezdi.
NİRAN ÜNSAL: Ben küçükken canım sıkılırdı evde. Saate bakardım, saati ileri alırdım, ciddi söylüyorum. Saati ileri alırdım, saat geçsin diye. Ama hepimiz dediğim gibi, yani ben hiçbir zaman şunun altını çizmeden edemiyorum; hepimiz kuluz, hepimiz günahkarız Allah Katında. Allah çok büyük felaketlerle, çok büyük olaylarla sınamasın evlatlarımızı, kardeşlerimizi. Tüm Müslüman alemini tabii ki korusun; ailemizden olan, olmayan. Ben dostuma, düşmanıma dua edebilen bir insanım, şükürler olsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
NİRAN ÜNSAL: Dostuma da dua ederim, düşmanıma da ederim. Düşmanım da iyi olsun ki beni unutsun, gerçekten. Bilmiyorum ne kadar doğrudur Hocam, size soruyorum.
ADNAN OKTAR: Güzel söylüyorsun, güzel söylüyorsun. Hatta ayet var, şeytandan Allah’a sığınırım; “size kötülük yapana siz iyilik yapın” diyor Cenab-ı Allah. “Bir de bakarsınız ki size dost olmuştur” diyor. Yani kötülük yapana, kötülük yapmak doğru değil. Kötülük yapana iyilik lazım, hatta ısrarlı iyilik yapmak lazım. “Size dost olduğunu görürsünüz” diyor.
NİRAN ÜNSAL: Kendini ona getirene kadar.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Yani pişman olup dost oluyor. Çünkü insan en nihayetinde. Böyle azılı zalim, yani sırf yılana dönüşmediyse, insanlıktan çıkmadıysa dönüyor, düzelir.
NİRAN ÜNSAL: İşte hırslarımızdan, egolarımızdan, dünyevi zevklerden kendimizi arındırabilmek galiba en doğru yol, değil mi?
ADNAN OKTAR: Sen veli tiyniyetlisin, maşaAllah. Veli tiyniyetlisin, veli kalpsin, maşaAllah.
NİRAN ÜNSAL: Vallahi elimden geldiğince iyi insan olma çabasındayım, başka hiçbir çabam yok.
ADNAN OKTAR: Güzel insansın, o hissediliyor yani.
NİRAN ÜNSAL: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben görmeden önce konuşmalarınızı dinlemiştim, birkaç konuşmanızı; oradan hissettim, anladım. Ortak arkadaşlarımla da konuştum, onların da o yönde kanaati gelmişti. Bizim sanatçılarımızın hemen hemen tamamı iyidir, güzel huyludurlar. Sanatçıların ruhu daha latif olur, daha yufka olur, dine daha yatkın olur, daha sevgi dolu olurlar, sevgiye açıktırlar; estetikten, sanattan daha çok alırlar, daha çok etkilenirler. Allah onları özel bir güçle yaratıyor, sanatçıların ruhu daha güzelliğe yatkındır, güzelliğin detaylarını daha ince görürler. Onun için sizin böyle güzel bir yönünüz var, maşaAllah. Onu takdir ediyoruz, inşaAllah.
NİRAN ÜNSAL: Teşekkür ederim Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Berkerim sen bir şeyler anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Ben sevimli canlılar resimleri göstereceğim.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
NİRAN ÜNSAL: Allah ne güzel yaratmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Her birinde insanın böyle içini gıdıklayan bir tatlılık var. Acayip şekerler, mazlumlar. Yüzündeki şu masumluk yani o korunmaya muhtaç ifade, insanı acayip hoş etkiliyor, maşaAllah.Niran bana Kuran’dan herhangi bir sayfa aç ver. MaşaAllah.
NİRAN ÜNSAL: Bismillahirrahmanirrahim.
ADNAN OKTAR: Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Taha Suresi’ni açmışsın. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım, 77. ayet; “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah, “Biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir."” Bu gece çıkmalarının nedeni; korunmanın gece daha iyi olmasından. Çünkü geceleri, uzaktan tespiti zordur. Yani hedef tespiti zordur, insanlara kötülük yapılması zordur. “Onun için gece götür” diyor. Bir de ışık da olmuyor tabii o devirde, karanlıkta yürüyorlar; Firavun ordusundan korunmak için yapılan bir yöntem. “Onlara denizde kuru bir yol aç.” Mesela bak, Allah gösterdi o tsunamiyi, müthiş bir patlama, su patlamasıyla gösteriyor. Var mı onun filmi?
ALTUĞ BERKER: Var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Göster o filmi. Bakın, şimdi tsunami başlangıcı, görüyor musunuz? Şimdi dev dalgalar oluşuyor.
NİRAN ÜNSAL: Tsunaminin ilk başladığı...
ADNAN OKTAR: Tsunaminin ilk başladığı, ilk anı. Şimdi bu dalga devam ediyor sahile kadar. Şimdi gemiyi yutacak, geliyor, şimdi yanaşıyor, şu an gemiyi de yuttu. Ayette diyor ya “dağlar gibi oldu dalga” diyor. Bakın, görüyor musunuz yüksekliğini? Mesela yüz metre falan yükseliyor dalganın boyu, çok acayip yükseliyor, “dalgalar dağlar gibi yükseldi” diyor Kuran’da. Sonra bir ihtimal, tsunami sonucunda, bilemiyorum Cenab-ı Allah bir sebeple yaratmıştır, denizin suyu tamamen çekiliyor, yani alenen açılıyor. “Onlara denizde kuru bir yol aç.” Yani dua ediyor, öyle bir olay meydana geliyor. “Yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan.” Bak, yasaklamış Allah. “Yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan.”
NİRAN ÜNSAL: Neden korkmadan Hocam?
ADNAN OKTAR: Yani firavun ordusu, Müslümanları takip ediyorlar ama bak Allah, yetişilmekten korkmayı haram kılıyor. “Bundan korkmayın” diyor, “yetişilmeden korkmayın” diyor. Ayrıca “endişeye kapılmayın” diyor. Yani “tedirgin olmayın, ben size gereğini yapacağım” diyor Allah. “Kurtaracağım sizi” diyor. “Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kapladı” İşte Allahualem bu tarz bir olay. Önce bir tsunamiyle dev bir dalga meydana geliyor, bütün su çekiliyor. Ama tam o anda olması mucizedir. Bütün su çekiliyor. Firavun ordusu da onun arkasından giriyorlar, ortaya kadar gelince, halbuki o dalga geri döner. Geri döndüğünde de, tamamını içine almış oluyor ve çok sert vurur.
NİRAN ÜNSAL: Ama tam onun secdeye kapanacağı anda.
ADNAN OKTAR: Boğulacağı an, firavunun üslubu bu, konuşması. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Musa’nın ve Harun’un Rabbine iman ettim” diyor. Allah diyor ki; “Şimdi mi?” Tam ölüyor yani, değil mi? Allah diyor ki; “seni kurtaracağım ama senin bedenini kurtaracağım.” Yani bedenin kalacak. Çünkü bedene inandığı için o; ruha inanmıyor, ruhun varlığına inanmıyor. Bedenini istediğine göre, “bedenini bırakacağım” diyor Allah “ama ruhunu vermeyeceğim” diyor Allah. “Madem bedenden ibaretsin sen” diyor, o hakikaten o haliyle kalmıştır. Allah, “ibret olarak, onun saklanacağını” söylüyor. Firavun, bir tek o değil birçoğunun, hemen hemen o takımın tamamının cesetleri duruyor. “Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık.” Bakın, Allah bunu bir nimet olarak söylüyor. “Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik” diyor Allah. O devirdeki Allah’ın onlara verdiği nimetleri söylüyor Cenab-ı Allah. Bir sayfa daha aç. Bismillah.
NİRAN ÜNSAL: Sad Suresi.
ADNAN OKTAR: Evet, Sad Suresi’ni açmışsın. Şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Mekke’de indirilen bu sure 88 ayet. “Sad,” sadece, Allah öyle diyor, “Sad” diyor, bir şifre bu. “Zikir dolu Kur'an'a andolsun.” Yani “Allah’ın isminin çok anıldığı Kuran’a and olsun” diyor. “Hayır; o inkar edenler (boş) bir gurur ve bir parçalanma içindedirler.” Parçalanmayı, Allah istemiyor; bütünlük, beraberlik istiyor. Ülkelerin parçalanmasını, Müslümanların parçalanmasını istemiyor Allah.“Biz kendilerinden önce, nice kuşakları yıkıma uğrattık da onlar feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı değildi.” Şimdi tam konuştuğumuz konu. Bak, diyor ki, “Biz kendilerinden önce, nice kuşakları yıkıma uğrattık da onlar feryad ettiler.” Kurtuluş istiyorlar Allah’tan. Firavun nasıl kurtuluş istiyor, değil mi? “Musa’nın ve Harun’un Allah’ına iman ettim” diyor. “Feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı değildi.” Çünkü son anda kabul edilmiyor, inşaAllah. İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar.” Yani bir Hz. Mehdi (a.s)’ın, bir mürşidin, bir Peygamberin gelmesine şaştılar. “Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür."” Yani “hipnoz yapıyor, büyü yapıyor, doğru söylemiyor” diyorlar. “İlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey.” Yani şimdi de mesela teslis inancı var, Müslümanlar tek bir Allah’ı savunuyorlar, anlatıyorlar. “Onlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur diye çekip gitti."” O devrin yobazları, kendi inançlarında, kendi sapkın inançlarında kararlılar. “Biz bunu, diğer dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir.” Yani “sen bize yeni bir din getirdin, sen mürtetsin” diyorlar, “bambaşka bir şey getiriyorsun” diyorlar.
NİRAN ÜNSAL: Hocam, çok özür dileyerek bir şey sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, buyurun.
NİRAN ÜNSAL: Sorabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, ben memnun olurum.
NİRAN ÜNSAL: Söyleyeceğinizi unutmazsanız.
ADNAN OKTAR: Yok, burada hazır zaten konu.
NİRAN ÜNSAL: Şimdi sırasıyla Zebur, Tevrat, İncil, Kuran-ı Kerim, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, doğru.
NİRAN ÜNSAL: Şimdi aslında dört kitabın dördü de aynı Allah’ın. Allah tek. Şimdi benim kafamda her zaman bu soru işaretidir mesela. Allah şunu der mi; bütün kavimlere, bütün toplumlara, bütün mezheplere, en son inen kitap Kuran-ı Kerim olduğu için, Müslüman olun der mi hepsine, daha öncekilere? Bunu çok merak ediyorum.
ADNAN OKTAR: Dün okudum, Allah diyor ki;“Ehl-i kitap” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “size indirilenden dolayı, sevinç içinde olurlar” diyor. Eğer reddetse sevinç içinde olmaz zaten. Sevinç içinde olması, Kuran’ın hak kitap olmasından, hak kitap olduğunu görmesinden. Biz nasıl Tevrat’ı kabul ediyorsak, nasıl Zebur’u kabul ediyorsak -orijinalini- nasıl İncil’in orijinalini kabul ediyorsak…
NİRAN ÜNSAL: Hepsinin söylediği şey hemen hemen aynı.
ADNAN OKTAR: Tabii, yaklaşık aynı, ana hatlarıyla.
NİRAN ÜNSAL: Tabii, en çok açılımı olan Kuran-ı Kerim.
ADNAN OKTAR: Kuran, çok net anlatıyor tabii. Yani Kuran’ın anlatımları, vesveseye tamamen kapalıdır. Saf vahiy olduğu için, gayet net. Onların da aynı şekilde hak Peygambere inanmaları lazım. Yani bir Hıristiyan nasıl Hz. Nuh (a.s)’ı inkar ederse Hıristiyan olamıyorsa, Hz. İbrahim (a.s)’ı inkar ettiğinde nasıl Müslüman olamıyorsa veyahut iman etmiş olmazsa, Peygamberimiz (s.a.v)’i de kabul etmezse, yani Hz. Muhammed (s.a.v)’i kabul etmezse, yani hak dini kabul etmezse, yine dindar olamaz, mümkün değil. Gerçek Musevi olması için mutlaka Kuran’a iman etmesi, Kuran’a uyması lazım. Gerçek Hıristiyan olması için mutlaka Kuran’a uyması lazım. Çünkü biz nasıl Tevrat’ı reddedersek, Müslüman olamıyorsak, değil mi?
NİRAN ÜNSAL:Tam anlamıyla kitaba uymak zorundalar, değil mi Hocam? Sonuçta Allah’ın indirdiği kitaptır onlar da, Yaratan’ın indirdiği kitaplardır. Ama tabii ki Kuran-ı Kerim en sondur, hepsinin anahtarıdır diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyorsun. Çünkü Kuran’da; onların kitaplarındaki eksik yönlerini, yanlış yönlerini Kuran’ın düzelttiğini söylüyor Allah. Mesela teslis inancı olmaz, üçleme; belli olmayacağı. Üç ilah olur mu? Baba, oğul, kutsal ruh, yani çocuk olsa anlar. İlah tek. Allah, “Allah’ın tek olduğunu onlara söyleyin” diyor. Ama “incitmeyin onları, güzellikle anlatın Hıristiyanlara” diyor. “Mutlaka Ehl-i Kitap’a karşı güzel söz söyleyin” diyor. Sert bir üslubu yasaklıyor Allah. Ve “gelin, sizin de İlahınız tek İlahtır, bizim de İlahımız tek İlahtır. Tek bir Allah’a onları davet edin” diyor. Hıristiyan alemini. Dolayısıyla yanlış olan, eksik olan her şeyi Kuran düzelmiş oluyor. Yoksa mesela bir Musevi Allah birdir deyince, bir insan “ne güzel söylüyorsun” diyebilir. Müslüman başka ne söyleyebilir, değil mi? Mesela Hz. İbrahim (a.s)’ı bir Musevi övdüğünde, Müslüman ne diyecektir? “Çok güzel” diyecektir. Bir Musevi cennetten, cehennemden bahsedince “maşaAllah” diyeceksin, aksini söylemez Müslüman zaten. Yanlış bir şey söylediğinde işte Kuran düzeltiyor. O kadar, inşaAllah. Berkerim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bazı haberler vardı Hocam, Kıbrıs’la ilgili bir konu vardı.
ADNAN OKTAR:Kıbrıs’tan çakıl taşı vermeyiz, evelAllah.
ALTUĞ BERKER:Kıbrıs Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum yönetimi lideri Hristofyas arasındaki görüşmelerde, vatandaşlık konusu ele alınmış. Hristofyas; “yeni bir devlet kurulması durumunda, KKTC’nin önemli bir bölümünün vatandaşlıktan çıkarılmasını ve Türklerin yeni kurulacak devletin dörtte biri nüfusa sahip olmasını talep etmiş. Ayrıca bu sayının sürekli aynı kalması için, Türklerin doğurmaması gerektiğini” de dile getirmiş.
ADNAN OKTAR:O zaman tedavi olması gerekiyor bu şahsın. Başka ne diyeyim ben? Sağlıklı insan böyle bir şey söylemez. Yorgun tahmin ediyorum veyahut alkollü olarak konuşmuş da olabilir, bilmiyorum. Çocukça, mantığı da yok. Ben buna ne cevap vereyim? Türklerin sayısı artacak. Ada bizimdi; biz lütfettik, orada onlara çok büyük bir toprak parçası verdik. Ada hukuken bizim. Halen de bizim üzerimizedir. Kıbrıs savaşla falan alınmış değil. Doğrudan doğruya masa başında hukuk hilesiyle, oyunla devredilmiştir. Kıbrıs’ın tapusu bizim üzerimizedir. Kıbrıs’ın bütünü bize ait topraklardır. Biz lütfettik, kerem buyurduk, büyük bir bölümünü Rumlara verdik. Ama tabii hır durmaları şartıyla, inşaAllah. Benim Rumlara karşı içimde bir öfkem yok, oradaki densizlik yapanları kastediyorum. Yoksa ben Rumları severim, şefkat duyarım. Rumlara, Ermenilere, Musevilere hepsine şefkat duyarım ben.
NİRAN ÜNSAL:Aslında bu savaşların, geçmiş, uzak tarihten bugüne olan savaşların sebebinin aslında toprak edinimler, tahtlar, rantlar üzerine kurulduğuna dair hepimiz acaba hem fikir miyiz?
ADNAN OKTAR:Çoğunluk öyle, evet. Mesela Cengiz Han’ın, Hülagü Han’ın hiçbir derdi de yok. Bütün her yeri işgal etmiş. Toprağa da ihtiyacı yok. Aslında işin doğrusu biraz da kan dökme arzusundan başka bir şey değil.
NİRAN ÜNSAL:İhtilal hırsı, hırslar, egolar, artı tabii her şey benim olsun çabası; bu biraz tabii hırs, ego, taht ve rant dörtlüsünün ortaya çıkardığı bir anlayış.
ADNAN OKTAR:Şeytan bunları biraz dürtüyor tabiri caizse. Onlar da öyle psikopatlık yapıyorlar, başka bir şey değil. Çünkü bütün İslam alemini işgal etmişler, Roma’ya dayanmışlar. Ne istiyorsun yani? Topraksa, senin yetmiş sülalene yeter ve uçsuz bucaksız bomboş. Mal ise, zaten ele geçirmişsin. Ne istiyorsun? Burada, bu tiplerin şeytanın iğvasıyla hareket ettiği anlaşılıyor. Başka bir açıklaması yok. Nedir o köfte bakayım ben bir.
ALTUĞ BERKER:Musevilerden bahsettiniz. Sizi daha önce ziyarete gelen, Haham Moşe Linhart’ın oğlunun ikinci yaş günü.
ADNAN OKTAR:Bakın şimdi, pasta gelmiş hediye olarak, dikkat edin, bu pastanın ilk gelmiş hali. Şimdi bir yarım saat sonraki çekimi göster. Hadi geçmiş olsun. Acayip şeker. Mesela geçenlerde bir Musevi aileyi katletmişler. Çocuk küçücük tatlı bir şey. Ben Filistin’de katledilenlere, şehit edilenlere, böyle tatlı bebekleri katlediyorlar bunlara, hepsine acıyorum. Allah bütün zalimlerin kalbine iyilik ilham etsin de bu deliliklerini bıraksınlar. Musevilere de acıyorum, Filistinli kardeşlerime de acıyorum. Allah hepsine barış, esenlik nasip etsin. Mehdiyet’in o güzelliğini, sevgisini, şefkatini, koruyuculuğunu nasip etsin. Hoş bir zamandayız, güzel bir zamandayız ama çok acılar, çok zorluklar göreceğiz.
NİRAN ÜNSAL:Daha göreceğiz, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Daha var tabii. Ben daha yakın zamanlarda söyledim. “Çok büyük olaylar olacak” dedim, değil mi? Bantta var, görüyorsunuz. Hemen arkasından bu olaylar gelişti; Japonya’daki, İslam alemindeki bu olaylar gelişti. Şeyh Nazım Hocamız da söylemişti; “bütün İslam aleminde çok büyük olaylar olacak” dedi. Daha söylemesinden çok kısa bir süre sonra, olaylar süratle gelişmeye başladı. Mesela büyük bir şehrin yutulmasına, Japonya’nın bu hale gelmesine de işaret etmişti.
Çok teşekkür ediyorum. Lütfettiniz, kerem buyurdunuz.
NİRAN ÜNSAL:Bitti mi?
ADNAN OKTAR:Evet.
NİRAN ÜNSAL:Öyle mi? Ne güzel sohbet ediyorduk.
ADNAN OKTAR:Yine görüşeceğiz.
NİRAN ÜNSAL:İnşaAllah Hocam. Çok memnun oldum sizlerle birlikte olduğuma. Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR:Şeref verdin. İnşaAllah, yine görüşürüz. Allah sana sağlık, sıhhat, uzun ömür versin; iyilikler versin, inşaAllah.
NİRAN ÜNSAL:Amin, cümlemize.
ALTUĞ BERKER:Devlet Bakanı Faruk Çelik ‘Uluslararası Kuran, Sünnet ve Modern Bilimler Sempozyumu’na katılarak; Müslümanların Kuran’ı Kerim’i anlamaya çalışmalarının görevleri olduğunu, din ile bilimin birbirleriyle çatışmadığını aksine kainattaki yaratılışın ihtişamını yansıtan ayetleri araştırmanın, Kuran’ın ayetlerini incelemek kadar takdire şayan olduğunu ve Kuran’ın son mesaj olduğunu ifade etmiş.
ADNAN OKTAR:Çok iyi. Ne diyor? “Tıp, biyoloji bilimleri, yer ve deniz bilimleri, astronomi ve uzay bilimleri, insan bilimleri ve dini hikmetler ana başlıkları altında araştırmalarını paylaşacak.” Evet, güzel.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Yıllardır sizin yaptığınız, söylediğiniz şeyler.
ADNAN OKTAR:Dün gelen hocaefendiler bu toplantıya gelenlerden miydi?
ALTUĞ BERKER:Olabilir Hocam, Allahualem evet.
ADNAN OKTAR:Hadi bakalım. Neler konuşalım, başka ne var?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Taha Akyol’un Japonya’da meydana gelen depremle ilgili bir yorumu vardı; “depremin Allah’ın günah işleyen kullarına ceza vermek için yarattığı ilahi bir eylem olmadığını, sadece bir tabiat hadisesi, doğal bir afet ve 4 milyon yıl önceki yer hareketlerinin bir sonucu olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Bu deha, akıl fışkırıyor mübarekten. Her şeyi Allah yaratır. Doğal hareket, doğal olmayan hareket diye bir şey var mı? Şu an bizi konuşturan da Allah, oraya yazdıran da Allah. Allah’ın kontrolü dışında olan hiçbir şey yoktur. Buna göre, bir kısmı Allah tarafından oluyor, bir kısmı doğa tarafından oluyor, bir kısmı başka taraftan oluyor. O zaman bu şirk olur. Her şeyi Allah yaratır.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nden Nedim Hazar da aynı konuda; Allah’ın zaman zaman insanlara uyarı mahiyetinde böyle felaketler yaratabileceğini vurgulayarak; insanların suçu yeraltındaki gazlarda, suda ya da toprakta aradığını, halbuki bu kişilerin kendi ahlaklarına bakması gerektiğini, çünkü bu durumun bir uyarı olabileceğini” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Bunlar, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in olacağını bildirdiği olaylar, bunlar olacak diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametleri olarak, Hz. İsa (a.s)’ın nüzulünün alametleri olarak bildirmiş. Kelimesi kelimesine aynısıyla tahakkuk ediyor. Niran Ünsal bayağı sevimli, değil mi? Bayağı dindar da, çok güzel huylu, ahlakı da güzel, kişiliği de güzel, inşaAllah. Üslubu da iyi, çok akıcı güzel konuşuyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sayın Mehmet Şevket Eygi Hocamız bugün yine özetle, ümmetin başsız olduğundan ve birlik olunması gerektiğinden bahsetmiş.
ADNAN OKTAR:Hay mübarek, coştu Hocamız, maşaAllah. Bu kadar üst üste hiç yazmamıştı. İlk defa bu kadar üst üste yazıyor. Arada sırada yazardı eskiden. Mesela ayda bir falan yazardı, şu an hemen hemen her gün yazıyor. “Müslümanların mutlaka başı olsun. Müslümanlar birarada hareket etsinler, birlik olsunlar” diye sürekli yazıyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sayın Dışişleri Bakanımız Davutoğlu; “siyasetin bir amaç değil, toplumu mutluluğa kavuşturması için bir araç olduğunu” söylemiş. “Ortadoğu bölgesinin demokrasiye, evrensel ilkelere, hukukun üstünlüğüne yabancı olmadığını” belirterek, “Hz. Ömer (r.a)’ı örnek göstermiş. Ortadoğu ülkelerine dışarıdan müdahalenin daha da karışık hale getireceğini, ancak bölge ülkelerinin aynı kaderi paylaşması nedeniyle, bölgedeki entelektüellerin ve liderlerin bir araya gelerek meselenin çözümü konusunda bir dayanışma içerisine girmeleri gerektiğini” söylemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Türk-İslam Birliği. Dışişleri Bakanımız, dolaylı yollardan, çeşitli anlatımlarla aynı şeyi söylüyor. İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, Türk devletlerini biraraya getirmek için gayret ediyor, maşaAllah.
Kübra Güzelcan, “Selamun Aleyküm çok çok sevdiğim güzel Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Japonya’daki depremde halkın lakayt tavırlarına dikkat çekmiştiniz. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, gördüğüm bir ayet bana onların bu halini hatırlattı, inşaAllah; "Andolsun, Biz onları azapla yakaladık, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp- yalvarmadılar." (Müminun Suresi, 76. ayet) Muhammed Adnan Hocam, Kuran’ın her döneme hitap ettiğini sizden öğrendik, inşaAllah. Allah sizden razı olsun.” İstanbul’dan yazıyor kardeşimiz. Evet, lakaytlıkları normal değil. İnsanlık dışı bir lakaytlık var. Yüzlerinde de çok anlamsız bir ifade var. Süper lakaytler. Halbuki düşünen, tefekkür eden tavırları olması lazım. Bir tek depremi değil, her şeyi düşünmeleri lazım, her şeyde bir hikmet aramaları lazım.
“Hocam, siz bence bu devrin Muhteşem Süleyman’ısınız, inşaAllah” diyor Gülcan. Muhteşem Süleyman ne demek? Demirel’in lakabıydı, şimdi bu lakabı Süleyman Demirel’den bana verirlerse, Süleyman Demirel kızar. Çünkü ben çocukluğumda biliyorum, slogan şeklinde söyleniyordu “Muhteşem Süleyman” diye. Yer gök inlerdi “Muhteşem Süleyman” diye. Başka bir slogan yoktu aşağı yukarı hatırladığım kadarıyla, sürekli onu söylüyorlardı. Demokrat Parti iktidara gelmeden önce, Cumhuriyet Halk Partisi’nin zamanında, halka ekmek dağıtmak için verilen karnelerden birisi saklamış. Ekmek, 2. Dünya Savaşı zamanında karneyle dağıtılıyormuş. O karneyi gösterdi Demirel, “karneyi getirmişler” dedi kendi sesiyle. Yer gök inliyordu, açık havada Tandoğan Meydanı’ndaydı, çok iyi hatırlıyorum; orada çok düzgün aralıklarla sürekli “Muhteşem Süleyman” diye tempo tutuyorlardı ama aşağı-yukarı yüzde 70-80 sadece onu duyduk. “Barajlar Kralı” diyorlardı.
“Aziz, Hakim ve her şeye kadir olan Allah’ım bana, Niran Hanım gibi karşınıza oturup şu garip halimi arz etmeyi ve sizin güzelliğinizden bir güzellik, hikmetinizden bir damla nasip etse şu fani ömrümde bana yeter. Ahirette de yolumuzu aydınlatır, inşaAllah. Ben sizi bir gün göreceğime inanıyorum inşaAllah. Allah sizi korusun ve ümmet-i Muhammed’e bağışlasın, inşaAllah. Selam ve dua, hürmet ve en içten sevgilerimle. Hadiminiz Gülcan.” Estağfirullah, biz sizin hadiminiziz, inşaAllah. Gülcan, çok sevgi dolu, maşaAllah.
“Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: "Amacımız Türkiye liderliğinde, bu coğrafyayı bütünleştirmek" dedi” diyor. Tamam işte, Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam, maşaAllah.
“Nurlu, kutlu seyyid Muhammed Adnan Hocam, mübarek ellerinizden öpüyor, Hocam size selam ediyorum” diyor. Biz de sizin ellerinizden öpüyoruz. “En nurlusu, en huzurlusu, en onurlusu olan Allah’ın selamı ve bereketi ile selamlıyorum.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizi Allah için çok seviyorum.” Ve “Japonya’daki bu depremin ardından, ‘dünyanın ekseninin 10 santimetre değiştiğine’ ilişkin haber çıktı” diyor. 10 santimetre değil.
ALTUĞ BERKER:10 santimetre mi tam hatırlamıyorum. Bakıyım Hocam ama dünyanın hızını değiştirmişti.
ADNAN OKTAR:Evet ama ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s) devrinde, bu tarz olaylar olacağını; özellikle tsunamiler, büyük depremler olacağını biliyoruz ve devam ediyor.
Azerbaycan’dan Nermin Hanım; “Selam benim dünya yakışıklısı aslan Hocam. Hocam duanızı isteyecektim, lütfen bana dua edin. Hocam, Kehf Suresi’nde hani Hz. Musa (a.s) Hz. Hızır (a.s) ile birlikte olmaya güç yetiremiyor, siz söylemiştiniz ya; "Herkes Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olamaz. Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olmak zor" diye söylemiştiniz. Hocam, lütfen bana dua edin, ben Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olmak istiyorum. Sizi çok seviyorum. Bana dua edin lütfen, duanıza çok ihtiyacım var.” Ben de, Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olmak için gayret ediyorum, istiyorum, inşaAllah. Hz. İsa (a.s)’ın talebesi olmak istiyorum, inşaAllah.
Ebru ne anlatayım?
SUNUCU 2:Kuran’dan ayet okuyabiliriz.
ADNAN OKTAR:Bismillah, Enbiya Suresi, şeytandan Allah’a sığınıyorum, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla; “İnsanları sorgulama zamanı yaklaştı,” yani ölümleri yaklaştı, kıyamet yaklaştı, “kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.” Dünyaya dalmış, kendi kafalarına göre evlenmek, iş-güç, okul, sanayi, “gaflet içinde yüz çeviriyorlar.” Allah ile ilgilenmiyorlar. Allah, Kendisiyle ilgilenmediklerini söylüyor. “Rablerinden kendilerine bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar.” Yani “eğlence gözüyle bakıyorlar, bir türlü anlamak istemiyorlar. Hakkı, hakikati kavramak istemiyorlar” diyor. “Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır.” Facebook’ta uğraşıyor, okuluyla ilgileniyor, kız arkadaşıyla ilgileniyor, başka şeylerle ilgileniyor. “Zulmedenler gizlice fısıldaştılar. Bu benzeriniz olan bir beşer değil mi?” Yani “herhangi bir insan, bunun ne özelliği var. Bir fevkaladeliği yok, alelade bir insan” diyorlar. “Öyleyse göz göre göre büyüye mi geleceksiniz?” “Neden ondan etkileniyorsunuz?” diyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den, Hz. Mehdi (a.s)’dan da aynı şekilde; “neden ondan etkileniyorsunuz, herhangi bir insandır” diyecekler. “Dedi ki: "Benim Rabbim gökte ve yerde söylenen sözü bilir. O, işitendir, bilendir."” Her konuşmayı Allah biliyor, hepsini. “Hayır, dediler. "Bunlar karmakarışık düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurmuştur. Hayır, o bir şairdir. Böyle değilse, öncekilere gönderdiği gibi biz de bir ayet (mucize) getirilsin."” Peygamberimiz (s.a.v)’e böyle diyorlar. Şimdi ahir zamana yorumlarsak; “"Hayır" dediler, "bunlar karmakarışık düşlerdir."” Mehdiyet ile ilgili hadisler anlatılıyor, olaylar anlatılıyor. “Yok, karmakarışık düş bunlar, hayal görüyorsunuz” diyor adam. “Hayır, onu kendisi uydurmuştur.” “Yok böyle bir hadis, uydurma” diyor. "Aynısıyla tahakkuk etti" diyoruz. “Olsun” diyor. “Hayır, o bir şairdir.” “Güzel konuşuyor, güzel hitap ediyor sadece ama aslı hakikati yok” diyorlar.
Nedir bunlar? Benim kitaplar çıkmış, şahane. “Sohbetler” isimli kitabım. Tanıtalım. Bu birinci cildi mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yaklaşık on iki cilt olacak. “Sohbetler” isimli kitabım, inşaAllah. 2. cildi yakında çıkıyor. Peş peşe devam edecek; iki, üç, dört, beş, altı, yedi diye çıkacak, inşaAllah. Bayağı güzel, maşaAllah.
“Canım Hocam, misafirlerinizden ismi Zakir olan Hocaefendi katıldıkları sempozyumlarda sürekli iman hakikatleri anlatıyor birkaç gündür. Aynı sizin kitaplarınızdaki gibi, aynı sizin cümlelerinizden anlatıyor. Biraz önce sizin kitaplarınızı ve yayınlarınızı takip ettiğini söyleyince meseleyi anladım” diyor. Dün göndermişler bu maili. “Canım Hocam, gül çağındayız, güller açıyor. Gül bizim için özlemdir” diyor bir hanım kardeşimiz.
“Selamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam size sorum Kanal 7’de yayın yapan Mustafa Karataş Hoca, kıyamet alametlerini anlatıyor. Anlatıyor ama Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmiyor. Bu nasıl bir iştir, ben anlamıyorum. Peygamberimiz (s.a.v) de ayrıca Hz. Mesih (a.s)’dan da bahsediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, Hocam? Sizden istediğim, ismim Ramazan, ne olur bana dua edin” diyor. Allah hidayet versin. Allah samimiyet nasip etsin; en büyük nimet odur, derin iman ve samimiyet, inşaAllah. Evet, garip şekilde, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmek istemiyorlar, dehşete düşüyorlar. Cübbeli müthiş panik, bir başkası müthiş panik. Zaten benim söylememe gerek yok. Beni dinleyen kardeşlerimiz denesinler, ilgili bazı kişilere gidip sorsunlar; “Hz. Mehdi (a.s) hakkında ne diyorsunuz?” diye sorsunlar. Beti benzi atıyor adamların. Her konudan anlatsınlar sana; rapçilerden sor, başka şeyden sor, maç muhabbeti yap, her şeyi konuşurlar. Ama Hz. Mehdi (a.s) konusu açıldığında, muazzam bir panik meydana geliyor. Ya demagoji yapıyorlar; ya yalan söylüyorlar, kapatmaya çalışıyorlar; ya tarihi ileriye atmaya çalışıyorlar. Bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.
“Selamun Aleyküm Sayın Muhammed Adnan Hocam. Ekranda siz olmayınca çok hüzünlü oluyorum, kendimi öksüz hissediyorum. Ama sizi görünce yaşama sevincim geliyor. Allah sizi başımızdan hiç eksik etmesin, gül yüzlü yakışıklı Hocam. Dün gece mail atmıştım size, kitap istemiştim. Sağolun Hocam, bugün arkadaşlarla irtibata geçtik, gönderdiklerini söylediler. Çok sağolun Hocam, Allah razı olsun Hocam. Arife Hocamız’ın size çok ama çok selamı var. Canlar canı Hocam, benim sizden bir ricam daha var; sizi dünya gözüyle görmek istiyorum. Ne olur adresinizi verin de geleyim, ne olur Hocam, lütfen beni kırmayın. Allah sizden razı olsun gül kokulu Hocam. Allah’a emanet olun” diyor Emine Çoban. Telefon numarasını da vermiş. Tamam, buyur gel, inşaAllah. Şeref duyarız, inşaAllah. Ama gece iki gibi falan olabilir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Özbekistan’da uzun zamandır Müslümanlara yönelik büyük bir baskı söz konusu, sizin de bildiğiniz gibi Hocam. Yine gazetelerde haberler çıktı bu yönde. “Nur talebelerinin şirketlerine ve faaliyetlerine yönelik baskı ve tehdit politikası başlatmışlar. Elli tane Türk şirketini kapatmışlar. Şirketlerdeki tüm mallara el koyulmuş. Sahipleri hakkında dava açılmış. Elli dört tane işadamı da tutuklanmış.”
ADNAN OKTAR:Özbekistan’da?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Deli mi bu adamlar? Doğru mu bu?
ALTUĞ BERKER:Bir süredir Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov’un politikası sürekli devam ediyor Hocam, siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Peki hükümet ne yapıyor bu konuda? Çok büyük olay böyle bir şey varsa. Bilmiyorum, gazeteler yazdı mı böyle bir şey, gördünüz mü siz?
ALTUĞ BERKER:BBC’nin haberinde var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Basın niye haber vermedi? Hangi internet sitesi bu?
ALTUĞ BERKER:Bu RisaleHaber.com sitesi. O da BBC’den almış haberi.
ADNAN OKTAR:Risale Haber, böyle bir resim niye koyuyor? Fethullah Hoca’nın ağlayan resmini. Tamam. Bir araştırın, çok büyük olay bu. Hükümet o konuda bir müdahalede bulunabilir. Evet, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Japonya’dan biraz evvel resimler göstermiştim ama bu resimler tsunami gelen beldelerin önceki ve sonraki halleri.
ADNAN OKTAR:Bir dakika, şimdi bu evler, binalar, arabalar tsunami gelmeden önceki halinin, havadan kuş bakışı görünümü. Şimdi?
ALTUĞ BERKER:Birebir aynı yerin tsunami sonrası.
ADNAN OKTAR:Bu, tsunami geldikten sonra. Kardeşim, büyük bir felaket olmuş demek ki. Bu nedir?
ALTUĞ BERKER:Bu, başka bir yerin. Aynı yerin sonraki hali.
ADNAN OKTAR:Bu, tsunami geldikten sonra, haritadan silinmiş.
ALTUĞ BERKER:Burası da, bu hale gelmiş.
ADNAN OKTAR:Burası, tsunamiden sonra bu hale geliyor. O zaman çok çok büyük bir felaket olmuş demektir.
ALTUĞ BERKER:Şurası mesela, çok belirgin. Şimdi aynı yerin sonraki hali Hocam.
ADNAN OKTAR:Aynı hadislerde belirtildiği gibi.
ALTUĞ BERKER:Ahmet Hakan’ın bir yazısı vardı. Ben onu söyleyebilir miyim Hocam? “Son yıllardaki korkuların eskiye nazaran farklı mahiyette olduğunu” söyleyerek, şöyle örnekler vermiş; “Fethullah Gülen’den bahsedenlerin, artık başlarına bir iş gelmemesi için birkaç kez düşünmek zorunda kaldıklarını, Fethullah Hocamız’ın cemaatinden bahsedenlerin başına bir şeyler gelmesini göze alarak bu konuyu açtığını, Ergenekon davası ile ilgili eleştiri yapanların, Silivri’ye yollanma korkusu yaşadıklarını, AK Parti’ye etkili bir muhalefet yapanların da iddia edilen Ergenekon örgütünün yöntemlerini kullanmakla suçlandıklarını” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Çok uç açıklamalar, biraz vesvese dolu, samimiyetsiz bir açıklama. Çünkü hakimler, savcılar, polisler, yani bu ne Fethullah Hoca’nın ilgilendiği bir konu, ne de hükümetin ilgilendiği bir konu. Hükümet polise gidip “şu delilleri git bul” demez, polis kendisi buluyor. Başbakan, savcılara talimat da veremez. Fethullah Hoca savcıya telefonla açıp, talimat mı veriyor? Bir tane değil ki savcı. O kadar çok ki savcı. Hangi savcıya düşerse. Tek bir mahkeme de yok. O mahkeme de itiraz olduğunda üst mahkemeye gidiyor, bütün hakimler topluca karar vermiş oluyorlar. İddia edilen Ergenekon örgütü çok alçak, kahpe bir örgüt, çok tehlikeli bir örgüt. Türkiye’nin en önemli meselesi şu an. İddia edilen Ergenekon örgütünün etkisiz hale getirilmesi, Türkiye’nin var olma mücadelesidir. Var olma, yok olma mücadelesidir. Ya Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkacaklar, ya bu Cumhuriyet kıyamete kadar devam edecek. Onun mücadelesi veriliyor şu an. Nasıl yapması gerekiyor hükümetin? Ne yapsın, teslim mi olsun iddia edilen Ergenekon terör örgütüne?
ALTUĞ BERKER:Abdullah Aymaz’ın Zaman Gazetesi’nde bir yazısı vardı. Onu göstereyim, inşaAllah. Libya’da gerçekleşen bir olayı anlatmış. Ruanda Dışişleri Bakanı, İstanbul’daki başkonsolosluğunu arayarak; Libya’daki vatandaşların zor durumda olduğunu, bunların çoğunun öğrenci olduğunu, telefon irtibatını kuramadıklarını, kendilerine yardımcı olmalarını istemiş. Dışişlerimiz hemen harekete geçerek Libya’da bulunan Ruandalı vatandaşlarla tek tek irtibata geçmiş ve İstanbul’a, oradan da alıp Ruanda’ya götürmüşler. Onlar da çok teşekkür etmişler. Büyük bir kalabalık karşılamış başkonsolosluğumuzu. Türkiye’ye dua ederek, Müslüman bir ülkenin kendilerine sahip çıkmasından büyük bir mutluluk duyduklarını söylemişler. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oradaki olaylar dinmedi daha, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Dergilerinizi tanıtabilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Tanıt.
ALTUĞ BERKER:İlmi Mercek ve İlmi Araştırma Dergileri. Sizi yakından takip eden kardeşlerimiz bilirler, her ay çıkan dergilerde kitap hediye ediyorsunuz, inşaAllah. İçinde İslam aleminde yaşanan gelişmeler, iman hakikatleri, imani konular bulunuyor. Yayınevinden alabilirler kardeşlerimiz. Yayınevi bir de, bu dergilerle birlikte, Türk İslam Birliği tişörtü hediye ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bahar geldi, gül açıldı, gönlümüze imandan neşe saçıldı, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Fosil gösterebilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:50 milyon yıllık üzüm yaprağı. En ufak bir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR:Evet, o zaman da sarma yapılıp yenecek haldeymiş, şu anda da aynı.
ALTUĞ BERKER:Deniz iğnesi balığı, 23 milyon yıllık. 23 milyon yıldır aynı, hiçbir değişiklik yok. Evrimciler “değişmesi gerekirdi” diyor. Hiçbir değişiklik olmadığına göre, evrim olmamış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir filmimiz vardı, onu seyredelim.
-VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, ‘Dabbet-ül Arz’ın İnternet Olduğunu’ Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi o ikinci filmi de görelim.
-VTR- Japonya’da Yaşanan 8.9 Büyüklüğündeki Deprem, Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametlerindendir.
ADNAN OKTAR:Bir film daha var demiştin, ona da bir bakalım.
-VTR- Kristal Kafataslarında Kullanılan Teknolojinin Sırrı Çözülemedi.
ADNAN OKTAR:Evet, hemen hemen hepsini gösterdik herhalde. Başka film var mı? Madem hazır hadi onu da gösterelim.
-VTR- Maddenin Ardındaki Sır
ADNAN OKTAR:Arı çok harika bir hayvan. Bu anlatılanlar çok küçük bir bölümü. Şeyhim sen bir şeyler anlatıyordun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Kabe ile ilgili bir bilgi verebilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Muhammed (s.a.v)’in annesi Amine Hanım’ın mezarı buldozerlerle yıkıldı ve içine benzin döküldü. İslam dünyasında kimse bu yıkımı durdurmak için harekete geçmedi. Bugün Mekke’de 1400 yıl önceden kalma yirmiden az yapı kaldı. Peygamberimiz (s.a.v)’in ilk eşi Hz. Hatice (r.a)’ın evi yıkıldı ve yerine abdesthane, şadırvan yapıldı. Peygamberimiz (s.a.v)’in en yakın dostu Hz. Ebubekir (r.a)’ın evi şimdi, Hilton Oteli’nin kompleksi içinde. 1200 yıllık Ebu Kubeys Cami’nin yerinde, kraliyet sarayı var. 80 yıllık Suudi Krallığı’nın yıkımları, Hz. Muhammed (s.a.v)’in doğduğu evi tehdit etmeye kadar vardı. Ev yerle bir edildi. Yerinde, kapıları ve pencereleri kilitli uyduruk bir kütüphane var. Peygamber (s.a.v)’in eşinin mezar kalıntıları 1950’de yok edildi. Suudi polisi gece-gündüz nöbet tutarak, insanların mezarın yerine çiçek bırakmasını, saygı göstermesini engelledi. İçinde Hz. Peygamberimiz (s.a.v)’in torunlarından El Ureyd’in mezarının bulunduğu cami dinamitlendi.” Resimler var Mekke’den.
ADNAN OKTAR:Evet. Yapacak bir şey yok şu an. Yapılacak şey, Hz. Mehdi (a.s) devrindedir. Çözüm odur.
Nahl Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım; “Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet kılardı. Ancak, dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Yaptıklarınızdan muhakkak sorumlu tutulacaksınız.” “Sizi ayrı ayrı ümmetler olarak yarattım” diyor Allah. Hıristiyanlar var, Museviler var, Müslümanlar var. “Ancak dilediğini saptırır.” Sapıtan da, Allah’ın dilemesi ile oluyor. “Dilediğini hidayete erdirir.” Allah’ın dilediği iman ehli oluyor. “Yaptıklarınızdan muhakkak sorumlu tutulacaksınız.” Herkes yaptıklarından sorumlu olacak, inşaAllah. “Öyleyse Kuran okunduğu zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.”
ALTUĞ BERKER:Kardelenlerle ilgili resim gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Evet. Ne şeker bunlar böyle, maşaAllah. Bayağı güzel görünüşleri, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yeni Asya’dan Ali Ferşadoğlu kardeşimiz, Hıristiyanlarla Müslümanların ortak buluşma yerinin Avrupa Birliği olduğu fikrini ifade ederken, Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin şu sözünü kullanmış, “Hakiki dindar Hıristiyanlarla dost olunabilir, ittifak yapılabilir. Hıristiyanlık hurafat ve tahrifattan sıyrılarak, İslamiyet’e inkılap edecek. Beşeri, dünyevi, uhrevi saadete sevk edecek yalnız İslamiyet’tir. Ve İslamiyet’e inkılap etmiş ve hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak İsevilerin hakiki dinidir ki Kuran’a tabi olur, ittifak eder.”
ADNAN OKTAR:Evet, ahir zamanda bu olacak, inşaAllah. Evet, yine buyurun.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman’ın özel eşyaları vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, onlara bakalım.
ALTUĞ BERKER:Kalan mal varlığı olarak basında yer almış. Yetmiş yaması olan cübbesi Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mes lastiği, yeleği.
ADNAN OKTAR:Onda da çok fazla yama var.
ALTUĞ BERKER:Sofra bezi, yirmi parçadan birleşmiş, inşaAllah. Topuğu delik yünlü çorapları, kışlık cübbesi. Bu kadar, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte, dünyaya bağlılığı olmayan bir insan olduğunun açık bir ispatı. Hocam, sen de bayağı bir şeyler var.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. “Deccalin en büyük fitne olduğunu” Peygamber Efendimiz (s.a.v) bildiriyor, sizin de anlattığınız gibi. “Allah’ın Hz. Adem (a.s)’ı yaratmış olduğu günden bu yana, deccalin fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır.” Berzenci’de geçiyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, arkadaşlar herhangi bir konuymuş gibi anlatıyorlar. Halbuki çok büyük bir olay.
ALTUĞ BERKER:“Allah’ın gönderdiği her Peygamber, ümmetini deccal ile uyardı” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Sahih-i Buhari’de geçiyor. Her Peygamber, ümmetini deccal ile uyarmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başka ne var?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bir duası var Hocam, inşaAllah; her namazda deccalin fitnesinden Allah’a sığınmayı buyurmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v). İbni Abbas’tan; “Deyin ki; "Ey Allah’ım! cehennem azabından Sana sığınırım, kabir azabından Sana sığınırım, mesih deccalin fitnesinden Sana sığınırım, hayat ve mematın (yaşam ve ölümün) fitnesinden Sana sığınırım."” (Müslim, Mesacic 25, No.590, 1/413)
ADNAN OKTAR:Sahih-i Müslim’de bu hadis. Beril Hocam, neredeyiz yarım saat sonra?
SUNUCU:Aksu Tv’deyiz inşaAllah. Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv internet sitemizden yarım saat sonra devam edeceğiz. Bizleri yarın 22.00’dan itibaren, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Kahramanmaraş Aksu Tv’deyiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım, Furkan Suresi, 30; “Rabbim, gerçekten benim kavmim gerçekten bu Kuran’ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar” diyor. Kuran’ı terk etmeleri, hurafata dalmaları, hurafelere girmeleri Peygamberimiz (s.a.v)’in tek şikayeti. “İşte böyle, Biz her peygambere suçlu günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” Mutlaka karşılarına deccaller çıkıyor. Firavunlar, nemrutlar çıkıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın da karşıtı deccaldir, inşaAllah. Bu ayet çok önemli, her ayet çok önemli ama bu da çok önemli; “Rabbim, benim kavmim gerçekten bu Kuran’ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar.” Kuran’a çok sıkı sahip çıkacağız, inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...