SUNUCU: ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tvsitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: Sayın Dışişleri Bakanımızın bir açıklaması vardı, malumunuz. Türkiye’nin vizyonunu açıklarken; “amacımız Türkiye liderliğinde bu coğrafyayı bütünleştirmek” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’a çok şükür. İşte dediğimiz Türk-İslam Birliği’ni millet, çok uzak bir şey gibi görüyordu. Son derece makul olan bir şey, anlatırken bile bak, inandırmaya çalışıyor gibi konuşuyoruz. Bundan doğal ne olabilir? Aynı inançta, aynı düşüncede olan mesela Türk devletlerinin birleşmesi. NATO birleşiyor, Avrupa Birliği birleşiyor, Akdeniz bilmem neyi diyorlar o birleşiyor, Varşova Paktı birleşmişti bir aralar; “Türklük alemi birleşemez.” Nasıl oluyor bu? “İslam alemi birleşemez.” Nasıl oluyor bu? Olur mu öyle şey? Atatürk net açıklamayı yapmıştır, rahmetli; “Türklük alemi de birleşecek” diyor, “İslam alemi de birleşecek.” Bunun adı nedir? Türk-İslam Birliği işte. ‘Türklük alemi’ dediğim; Allah ayette diyor ki; “sizi kavimler olarak yarattım” diyor. Şimdi kavimlerin birleşmesi, yani bir arada olması çok derece makuldür. Ayrı ayrı olamaz. Yani birbirlerini sevecekler, birbirlerini koruyup kollayacaklar ki hepsi zaten Müslümandır.
Şimdi ben Şeyh Nazım Hocam’ı bir göreyim, kalbime şöyle bir inşirah gelsin. Sonra devam edelim.
-VTR- Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’ı Anlatıyor (3 Mart 2011, Kıbrıs)
-VTR- Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin, Sayın Adnan Oktar İle İlgili Sohbetinden (Ocak 2011)
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocamız’ın güzel bir yönü, kalbe hitap etmesidir. Allah sevgisini, iman neşesini çok güzel, insanlara halle aktarır. İnsanlar zannediyor ki; “sadece ilminden istifade edilir.” Öyle değil. Böyle değerli mürşit efendilerde, büyük insanlarda -ki benim kanaatim asrın kutbudur Şeyh Nazım Hocamız- hal denen bir olay vardır. Sohbetinde bulunduğunda insanların kalbinde, şahıs daha farkında olmadan, bir inşirahlık, ferahlık olur kalbinde. Bir iman neşesi gelir üzerine, tarif edemediği bir neşe gelir, bir ferahlık. İbadete karşı lezzet ve istek meydana gelir ruhunda. Ufku açılır. Beyninde bir ferahlık olur. Mürşitlere has bir özelliktir. Şeyh Nazım Hocamız’ın sohbetlerinde bulunanlar bu nimetten çok istifade ederler. Onun için, Hocamız’ın videolarını izleyenler de aşağı yukarı aynı güçte olmasa da ona yakın istifade ederler. Bir özelliğidir. Mesela bakın; yüzündeki ifadeden gülüşü, neşesi, üslubu, manevi derinliği hemen hissediliyor. Bu İslam alemindeki olaylar olmadan önce söyledi; “çok büyük olaylar olacak” dedi. Saydı teker teker; şu, şu, şu, şu. Tamamı da oldu. Büyük şehirlerde teknolojinin yerle bir olacağını söyledi. Böyle ona benzer bir şeyler söyledi ama biraz kapalı bir üslupla söyledi. Bak Japon teknolojisi yerle bir oldu. Yani bütün Japonya yerle bir oldu. Büyük şehirlerden insanların kaçınmasını söylüyor. Yani demek ki bir büyük şehir gördü, bir yerler gördü; ona dikkat çekti. Mesela dedi ki; “teknoloji de” dedi, “denizin dibine girecek” dedi, “teknoloji” yıllar önce. Hatırlıyor musun?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: “Bütün teknik aletler, her şey” dedi, “denizin dibine girecek” dedi. Bak, Japonya’da bu olayla karşılaştık, aynısıyla oldu, inşaAllah. Bunun için Hocamız’a hikmet gözüyle, sevgi gözüyle bakmak lazım.
-VTR- Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin, Sayın Adnan Oktar İle İlgili Sohbetinden (Ocak 2011)
ADNAN OKTAR: Hocamız’a Allah duaları çok güzel vesile etti, çok zindeleşti, çok iyi oldu. Kardeşlerimiz sürekli dua etsinler ömrünün uzun olması için. Çünkü Hz. İbrahim (a.s) yüz yirmi yaşına kadar yaşadı. Hocamız daha genç, maşaAllah. İnşaAllah. Allah bizlere bağışlasın; sağlık, sıhhat, zindelik nasip etsin. Bu topluluğun, bu camianın güzel özelliği çok insancıl olmalarıdır; sevecen, sevgi dolular. Ama bazen tipler ortaya çıkar; “ben şeyhim,” “ben mürşidim,” şuyum, buyum… Nereye bağlısın? “Şeyhefendiye bağlıyım, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne bağlıyım” diyorlar. Sahtekarlık yapıyorlar, öyle bir şey yok. Orada, burada her sarık takan Şeyhefendi’ye bağlıdır anlamına gelmez. Hocamız’ın tasdiki olması lazım öyle bir şey olması için. Ona da özen göstermek lazım.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Depremden bahsetmiştiniz, bazı fotoğraflar vardı, onları gösterebilir miyim, depremden öncesi ve sonrasıyla ilgili?
ADNAN OKTAR: Tamam.
-Japonya; Deprem Öncesi ve Sonrası Görüntüler
ADNAN OKTAR: Evet, şeyhim, sizde güzel bilgiler var, devam edin, dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bahreyn’le ilgili bazı görüntüler vardı, onu gösteriyorum, inşaAllah.
-Bahreyn’de ayaklanma görüntüleri
ADNAN OKTAR: Evet, bütün İslam aleminde bir acı, zulüm dalgası yayıldı. Bunu daha önceden söylemiştik. Benim dediklerimin aynısıyla olduğunu görenlerin nefesleri kesiliyor ve müthiş şaşırıyorlar, müthiş hayret ediyorlar. Çünkü yıllar öncesinden söyledim; kelimesi kelimesine, teker teker her dediğim doğru çıkıyor. Önce zannettiler ki, biraz hafif bir benzerlik var. Baktılar ki, çok ciddi anlattıklarım, bayağı ciddi ve kelimesi kelimesine, harfi harfine, milimi milimine doğru ve bu yönde de devam ediyor ve devam edeceğini de söylüyorum. Ahir zaman alametleri devam edecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz yıllardır söylüyorsunuz Hocam. Sayın Başkanımız da dün bu konu üzerine birlik mesajı vermiş. “Biz yine Kerbelalar yaşamak istemiyoruz” demiş, “kardeşlerimizin birlik ve dayanışma yerine birbirleriyle uğraşmasını, çatışmasını, kamplaşmasını, kutuplaşmasını artık gururumuza yediremiyoruz” demiş, birleşme mesajları vermiş inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Başbakanımızın bu tavrı çok güzel, Alevi-Sünni kardeşliğini çok güzel vurguluyor, o fitneye karşı çok güzel tavır alıyor.
ALTUĞ BERKER: Bugün 16 Mart, Halepçe Katliamı’nın yirmi üçüncü yılı. Resimleri var.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Müslümanlara yapılan zulmün fotoğrafları.
ALTUĞ BERKER: 1988’de, Irak’ın kuzeyindeki Halepçe kasabasındaki Kürtlere karşı Saddam Hüseyin’in yaptırdığı, Kimyasal Ali tarafından zehirli gaz bombalarının kullanıldığı; kadınlar, çocuklar ve bebekler başta olmak üzere beş binden fazla kişinin hayatını yitirdiği Halepçe Katliamı. Yedi binden fazla da insan yaralandığı açıklandı ama bu sayının daha büyük olduğu sonradan tespit edildi. Kimyasal Ali 2010 yılında idam edildi.
ADNAN OKTAR: Chemical Ali, İngilizcesi. Adamın öyle cins bir ismi var. Önce Amerika teşvik ediyor, sonradan da “niye yaptın?” diye yakalarına yapışıyor. İstese Amerika en başından engellerdi, adamların biliyorlardı ne mal olduklarını, bir şey demediler.
-VTR- Cübbeli, Ahir Zamanın Büyük Mehdisi (a.s)’ın, Peygamberimiz (s.a.v)’in Hadislerinde Tarif Ettiği Özel Bir Sat Olacağını Anlatıyor
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ı Görmek İçin Allah’a Dua Ediyor
-VTR- Cübbeli, İslam Ahlakının Hakim Olacağını ve Kendisinin De O Günlere Hazırlık Yaptığını Anlatıyor
-VTR- Cübbeli, İslam Ahlakının Hakimiyetinin Çok Yakın Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Cübbeli bilse, bu konuşmaları hiç yapmazdı ama acayip hizmet etmiş, acayip. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın emir eri gibi, Allah’ın izniyle. Onun kadar Mehdiyet’e hizmet eden var mı şu an? En karşı olduğu konuya Allah onu hizmet ettiriyor. Hayatını Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmamasına adadı adeta. “Adın ne?” desen, “Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak” diyor. Şu anki görevi bu. Ama bak, Allah ayağına doladı; mükemmel hizmet ettiriyor, mükemmel.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehmet Talu Hocamız’ın resmini gördüm.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, Şeyh Mahmut Efendi Hazretleri’yle birlikte olan resimleri inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Mehmet Talu Hocamız bir tanedir. Mahmut Hocamız’ın yanında, toplantıda. Alimler, hoca efendiler. Bak, mesela bu insanlar çok değerli insanlar. Bakın buradaki şeyhefendiler, hoca efendirler, bunlar büyük mürşitler. Bizim rahatsız olduğumuz Cübbeli’nin tavırları, kişiliği ve anormal tavırlarıdır; yani garip tavırlarıdır, yanlış olan tavırlarıdır. Ama buradaki insanlar, tertemiz insanlar; bunların hepsi eli öpülecek insanlar. Hepsi, Mahmut Hocamız’ın bir parçası gibi.
-VTR- Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, Ahir Zamanda Olduğumuzu Anlatıyor
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın Şu Anda Hayatta ve Görev Başında Olduğunu Söylüyor (Lalegül FM, 24 Ocak 2011)
ADNAN OKTAR: Çok büyük bir alim olduğu için Cübbeli’nin bütün anlattıklarını çok etkisiz hale getiren bir konuşma yaptı. Allah ondan razı olsun. Cübbeli’nin kapısı kapandı böylece. Az da olsa inanan vardı. En yetkili ağız, Cübbeli’nin kat kat üstünde olan büyük bir alimdir, Mahmut Hocamız’ın değerli talebelerindendir, aynı zamanda kelam alimidir de Hocamız. Hem tasavvufta, hem kelamda, hem fıkıhta, hem de fetva alimidir. Yani Cübbeli’yi –kıyası kabil değil- katlar böyle ilimle. Net açıklama yapınca Cübbeli’nin nevri döndü ama yapabileceği bir şey yok; konu bitmiş oldu. Bütün Ehl-i Sünnet alimleri ittifakla Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini söylüyorlar. Kim? Biz bilemeyiz. Allah’ın bir kulu. Birçok insan kendini Hz. Mehdi (a.s) zannediyor olabilir, hiçbir mahsuru yok, zannediyorsa zannetsinler. Çünkü kaderde olan Hz. Mehdi (a.s) eninde sonunda karşımızda olacak, inşaAllah. Bize kılavuzluk edecek, bize yardımcı olacak, faydalı olacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız’ın Risale-i Nur Külliyatı’nı öven güzel bir konuşması vardı; birçok şom ağızlının, şom kafalının da kafasına bir manevi ışık. Kafaları aydınlanır Hocamız’ın konuşmasıyla, inşaAllah. Dinleyelim.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri; “Risale-i Nurlar alim deryasıdır, ilim yüklüdür. Yani Said-i Nursi Hazretleri ilim denizi gibidir. Göl değildir onlarınki, toplama su değil; pınardır.”
ADNAN OKTAR: “Nakil değil” diyor bak, “ilimdir” diyor. Hakikaten Risale-i Nurlar ilimdir ve her gencin mutlaka okuması gereken bir eser. İmanı son derece güçlendiren, aklı açan, derinlik veren, samimiyetin ne olduğunu insanların anlamasına vesile olan, sevgi dolu İslamlık anlayışını insanların kalbine yerleştiren, Kuran’ın nasıl yorumlanacağını insanlara gösteren, kalpte ferahlık meydana getiren, derin Müslüman ruhunu teşekkül ettiren, vesile olan çok değerli bir eserdir. Ama bakar bakmaz hemen anlaşılacak gibi değildir tabii. Derin tetkik etmek lazım, derin incelemek lazım, derin düşünmek lazım.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum; Ehl-i Sünnet’in Önemi. Bu kitapta Ehl-i Sünnet itikadının esaslarını anlatıyorsunuz ve önemini vurguluyorsunuz, inşaAllah. Ve sünnet-i seniyyeyi terk etmemek gerektiğini, aksi halde kişinin sevap kaybına uğrayacağını, sünnet-i seniyyenin önemini, Ehl-i Sünnetin önemini anlattığınız eseriniz, inşaAllah. Kardeşlerimiz www.GlobalKitap.comsitesine kayıt olabilirler bu kitabı edinmek için. Ya da 444 444 1 no.lu telefonu arayabilirler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Azerbaycan’dan Kamran Gurbanov, Esma Mehdiyeva, Hamza Demir, Yaşar Balcı, Ahmet Kartal, Zeynep Hanım, Emel Kurtuluş, Burcu Sipahi; hepinizin mesajları geldi; Musaye Fikret, Uğur Yavuzer. Yani, “Hocamız habersiz” demesinler diye, onun için söylüyorum. Kefil İk, Paris’ten; “Sayın Muhammed Adnan Hocam, size bu sorularımı Paris’ten yolluyorum. Acaba Hz. Hızır (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’a ne şekilde yardım edecek?” İşte görüyorsunuz, her yerde faaliyet halinde. Bir yerde yıkıyor, bir yerde yapıyor. Devletlerin yıkılışında, yeniden imarında görev alır. ‘Yıkılış’ derken, mesela değişiklik oluyor, Mısır’daki değişiklik, orada görev alır. Müslümanlar şefkatle, sevgiyle yaklaşır ama Hz. Hızır (a.s)’ın yöntemleri başkadır. “Hacca gittiniz mi, ne zaman gitmeyi düşünüyorsunuz?” En kısa zamanda inşaAllah, hep birlikte Hz. Mehdi (a.s)’la, Hz. İsa (a.s)’la birlikte gideriz. Beril Hocam da gelir inşaAllah, buradaki hazirun da inşaAllah. Hep beraber gideriz.
ALTUĞ BERKER: Bir internet sitenizi tanıtıyorum Hocam, inşaAllah; PKK’ya Çözüm, PKKyaCozum.com; PKK’nın Marksist, Leninist, Stalinist, komünist örgütlenme olduğunu her zaman anlatıyorsunuz internet sitenizde de. “Komünizmin temeli materyalizm, materyalizmin temeli Darwinizmdir. Darwinizmin olmadığı yerde materyalizm olmaz” demiştiniz. “Materyalizmin olmadığı yerde komünizm olmaz, komünizmin olmadığı yerde de PKK olmaz” demiştiniz. Bu konuyu delilleriyle anlatan internet sitesi, inşaAllah; www.PKKyaCozum.com, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’ın konuşmalarından almış Hülya Polat. “Hocam, Şeyhimiz burada ne demek istiyor?” diyor. Hocamız bazen ledüni açıklamalar yapar, batıni açıklamalar yapar. Bazen insanların anlayamayacağı, ehlinin anlayacağı açıklamalar yapar. Hikmet gözüyle bakarsanız bir süre sonra Hocamız’ın ne demek istediğini göreceksiniz. Dedikleri doğrudur fakat bazen de müteşabih konuşur. Dikkatlice izlendiğinde hak, hakikat anlaşılır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İman Hakikati olarak güzel çocuklar, sevimli canlılar.
ADNAN OKTAR: İlim deryası Hocamız, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam estağfirullah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlat bir şeyler dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Bir de kırmızı bir yabanarısı resimleri var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Renkleri şahane, bak hepsi metalik; metalik yeşil, metalik kırmızı. Çok güzel maşaAllah, metalik mavi.
ALTUĞ BERKER: Ali Ferşadoğlu, Yeni Asya’dan kardeşimiz, İslam Birliği konusunda, bu zamanın en büyük farz vazifesinin İttihad-ı İslam olduğunu söylemiş. “Müslümanlar arasındaki iman, fikir, ibadet, ilim birliğinin sağlanması gerekir” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte bunu şahs-ı manevi mi sağlayacak? Bakın, diyorlar mesela “birlik sağlansın” ama Ferşadoğlu’nu kimse dinlemez, Yeni Asya’yı da kimse dinlemez, Zaman Gazetesi’ni de kimse dinlemez; dinlemiyorlar, dinlemezler. Yani şahs-ı manevi olunca dinlemez. Dinliyorlarsa bana göstersinler, desinler ki mesela; “şunlar dinliyor” desinler. Dinlemezler. Fakat Hz. Mehdi (a.s) söylemiş olsa yer yerinden oynar. Arada çok büyük fark var. Bak Allah gösteriyor burada, çok açık. Mesela “şahs-ı manevi yapar” diyorlar. Yapmıyor işte, görüyorsunuz. Yine deneyin, yine olmaz. Sürekli söylüyorlar, sürekli yazıyorlar, kaale almazlar. Ama bakın Hz. Mehdi (a.s) döneminde göreceksiniz, Hz. Mehdi (a.s)’ın iki dudağının arasındadır birçok şey. Bir açıklaması, bir konuşması yeri yerinden oynatır. Ama sevginin, şefkatin, merhametin, muhabbetin açıklamalarıdır. ‘Yeri yerinden oynatır’ derken; şurada ayaklanın, burada devleti yıkın tarzında değildir. Hz. Mehdi (a.s) ne devlet yıkılmasını ister, ne devlet kurulması. Böyle bir çalışması olmaz Hz. Mehdi (a.s)’ın. Rejimlere, siyasete, şuna, buna karışmaz. Bediüzzaman; “Hz. Mehdi (a.s) siyasete dahil olmaz” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın işi sevgidir, ustalığı sevgi üzerinedir; sevgi, şefkat, merhamet, Allah aşkı, Allah korkusu.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Japonya’da dalgaların nasıl yuttuğunu gösteren bir film var, inşaAllah.
-VTR- Japonya tsunami görüntüleri
ADNAN OKTAR: İşte şeyhimizin söylediği bu; “deniz teknolojiyi yutacak” dediği budur. Bir yönüdür bu. Demin de kardeşimiz sordu; “Hocamız ne demek istiyor?” diye. Tahakkuk edince anlaşılır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Siz, Japonya’daki deprem gibi olayların hikmetlerinden birinin de insanların düşünmesi olduğunu anlatmıştınız Hocam. Bediüzzaman Hazretleri de, zahiren kötü gibi görünse de, felaketlerde bir hayır olduğunu anlatıyor. Okuyabilir miyim inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: “Her şeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, gerçek bir güzellik yönü vardır. Evet, kâinattaki her şey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir; veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr (neticeleriyle güzel olan) denilir. Bir kısım hadiseler var ki, zahiri çirkin, düzensiz, karmaşıktır. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve düzenler vardır. Fırtına, zelzele, veba gibi hadiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevi çiçeklerin inkişafı (gelişimi) vardır. Tohumlar gibi büyüyüp gelişmeden kalan birçok istidad çekirdekleri, zâhiri çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güyâ umum inkılâblar ve bütün değişimler birer mânevî yağmurdur” diyor Üstad Hazretleri, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şam’ın neresi olduğunu da sonra açıklayalım; daha geniş, haritada detaylı olarak gösterelim. Şam dar bir alan değildir, geniş bir alandır. Hülya Hanım sormuş, inşaAllah. Küçük bir bölgenin adı değildir Şam, geniş bir bölgenin adıdır.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın yazısından bahsediyorum. Şöyle diyor; dünyanın hızla bozulmaya doğru, kıyamete doğru yol aldığını; depremlerin, volkanların, tsunamilerin, sellerin, kasırgaların, kanlı devrimlerin ve bunun yanı sıra bir sürü deccal ortaya çıkmasının kıyamete giden süreçte görüldüğünü söyleyerek; büyük deccalın ise tümünden zalim ve beter olacağını belirtmiş. Ancak büyük deccal ile birlikte Hz. Mehdi (a.s)’ın da çıkacağını hatırlatarak; bu süreçte kıtlık, açlık, pahalılık, nükleer santrallerin çökmesi gibi birçok büyük olayın zuhur edeceğini; ancak ardından, haber verilen ve kesin doğru, hak olan bir Altınçağ’ın yaşanacağını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Hay, maşaAllah. Hocamız coştu, coştu, maşaAllah. Bak, günlerden beri Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeliyor, günlerden beri. Bir ışık görmese, bir güzel manevi koku almasa bu kadar üzerinde durmaz. Ben ilk defa görüyorum hayatında Hocamız’ın bu kadar çok Hz. Mehdi (a.s)’ın ve İttihad-ı İslam’ın üzerinde durduğunu. Nefes aldırmadan devam ediyor. Zaten bak açıkça da söylüyor; “nükleer santraller çökecek, Hz. Mehdi (a.s) çıkacak” diyor. Daha ne desin? Daha ne desin? Çok açık anlatıyor. Daha önce de net tarih vererek de konuşmuştu Hocamız.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam, evet. Şeyh Nazım Hazretleri’nden bahsedince, Kıbrıs’la ilgili bir konu vardı. Yiğit Bulut, Kıbrıs sorununa tek çözümün, “Kıbrıs’ı Türkiye’nin bir vilayeti haline getirerek, oradaki sistemin tümünün Türkiye’yle bütünleşmesi” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Hay ağzına sağlık. Ağzından nur akıyor. Atasına rahmet olsun, maşaAllah. Bu kadar. Bu kadar.
ALTUĞ BERKER: Siz söylemiştiniz birkaç sene evvelinden, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ta başından beri söylediğimiz budur.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bir referandum, o kadar. Türkiye’den ayrı olması çok acayip; bize ait bir yer zaten, tapusu üzerimize yani. Açın bakın tapu kayıtlarına, tamamının tapusu üzerimizedir. Osmanlı devrinden kalma tapuları açın, resmi tapusu üzerimizedir. Adamlar, oyunla Kıbrıs’ı elimizden aldılar kendilerince, güya. Kalan kısım mutlaka Türkiye’ye vilayet olarak eklenmesi lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Zaman Gazetesi’nde İhsan Dağı, 28 Şubat sürecinde Erbakan Hocamız’ın tehdit edilerek istifaya zorlandığını, siyasi partilerin ve binlerce derneğin kapatıldığını, tüm bunlar olurken ekonominin yağmalandığını ve bankaların soyulduğunu söylemiş. Ancak bir kısım medya mensuplarının da bu organizasyonun tam göbeğinde olduğunu belirterek; “bugün” demiş, bu kimselerin, Ergenekon soruşturmasında sıranın kendilerine geleceği korkusuyla, mesleki dayanışma adı altında yürüyüşlere katıldıklarını, çünkü zamanında emir komuta zinciri altında nasıl manşetler attıklarını, nasıl yalan haber yaptıklarını, nasıl kasetler icat ettiklerini unutmadıklarını yazmış. Kısacası, zamanın genel yayın yönetmenleri, haber müdürleri ya da Ankara temsilcileri 28 Şubat sürecinde yaptıklarından dolayı yargılanacakları ve sıranın kendilerine de geleceği korkusuyla iddia edilen Ergenekon davası konusunda gürültü kopartmaya çalıştıklarını söylemiş.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütü davası Türkiye’nin, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin var olma mücadelesidir, istiklal mücadelesidir, devletin kendini koruma mücadelesidir. İstisnasız bütün vatandaşların devleti bu konuda desteklemesi lazım. Polisi, askeri, mahkemeleri, savcıları desteklemesi lazım. Bir kısım şahıslar panik olabilir, önemli değil o. Milletin bütünlüğü önemlidir, kararlılığı önemlidir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu; “biz her türlü sivil toplum örgütünü savunuyoruz” demiş, “düşünce ve inanca yasak getirmekten yana değiliz. Dini inanç gruplarının bir araya gelerek yaşamalarını, örgütlenmesini kimse yasaklayamaz. Biz inanç gruplarına saygılıyız. Ancak siyasete belli bir mesafe içinde olmasını istiyoruz. İnanç birlikteliği siyasetin ötesinde olmalı. Etnik ve inanç örgütlenmesi Türkiye’ye özgü değil, Avrupa’da da var. Devletin insanların manevi dünyasına, inançlarına müdahale etmesini doğru bulmuyoruz” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kılıçdaroğlu böyle güzel bir konuşma yapmış. Sayın Kılıçdaroğlu, benim gördüğüm muhterem bir insan, saygıdeğer bir insan, nezaketli bir insan; adap, edep bilen bir insan, mazlum bir insan. İnsanlara tepeden bakan bir insan değil; insancıl, güzel huylu bir insan. İnşaAllah, partisindeki diğer kişiler de onun bu güzel fikirlerine katılır, güzel gelişmeler olur. Ayağına çelme takanlar olmaz, inşaAllah. Çünkü daha evvelki tavrı hiç beğenmedik. Lidere sahip çıkılması lazım. Lidere sahip çıkılır; seyredilmez.
ALTUĞ BERKER: Japonya’dan yine başka bir görüntü var. Bu sefer yanardağ patlamış Japonya’da, inşaAllah.
-VTR- Japonya’da Yanardağ Patlaması
ADNAN OKTAR: Cübbeli bunları gördükçe soğuk terler döküyor. Anlıyor bunların Hz. Mehdi (a.s) alameti olduğunu fakat anlamazlıktan geliyor. Bunlar ne bunlar, peş peşe? Kıyamet alameti, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametleri. Cübbeli istediği kadar dirensin. Bak, oradan ne güzel insanlar çıkıyor. Mehmet Talu Hocamız çıktı, Cübbeli’nin ağzına sözü tıkadı. Artık istediği kadar çırpınsın, yapacağı hiçbir şey yok. Yani en yetkili ağız, açıklamayı yaptı. Ayrıca bak diyor ki; “Muhterem Mahmut Efendi Hazretleri’nin yanında da söyledim alametlerin çıktığını, olayları anlattım.” Hz. Mehdi (a.s)’ın elan hayatta olduğuna kanaat getirdiğini belirtmiş. Mahmut Hocamız’ın tavrı ne olmuş? “İnşaAllah” demiş. Eğer Cübbeli’nin mantığında olmuş olsa, “yok öyle şey” der, “yüzlerce yıl var” der, “beş yüz yetmiş yıl var” der. “İnşaAllah” demesi ne demek? “Bekliyoruz” demektir, “inşaAllah, zuhuratı bekliyoruz” demektir, inşaAllah. Büyükler böyle konuşurlar, net. Bir de dürüst bir insanın ağzından duyduk, bu çok önemli. Mehmet Talu Hocamız’ın ağzından duyduk. Mehmet Talu gibi büyük bir kelam aliminin, fıkıh aliminin, fetva aliminin ağzından duyduk, bu bize yeterli. Cübbeli artık istediğini söylesin, kimse dinlemez. Hak, güzel bir şey söylerse tabii ki dinlenir. Ama yanlış bir şey söylediğinde kimse dinleyemeyecektir.
ALTUĞ BERKER: Fosil gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Hocam bu gösterdiğim inşaAllah 1 milyar 200 milyon yıllık Stramatolitler, özellikle siyanobakteri gibi mikroorganizmaların biyofilmlerinin tortu tanelerinin bir araya gelip yapışması, birikmesi ve donmasıyla sığ sulardaki kaya katmanlı yapılar. Üç buçuk milyar yıl yaşında olanları da bulundu bunların. Bu elimizde gösterdiğimiz 1 milyar 200 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Neyi ispatta delil olarak kullanıyoruz bunu?
ALTUĞ BERKER: Yaratılışın delilleridir, inşaAllah.
SUNUCU: Evrimin olmadığının.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bir başka fosilimiz, 95 milyon yıllık kalamar. 95 milyon yıl önceki haliyle günümüzde yaşayan hali aynı, hiçbir değişiklik olmamış. Evrimin olmadığını gösteriyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Alenen mermer bu kardeşim, maşaAllah. Bak aralarında kalmış, maşaAllah. Seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Kuş gözleri resimleri gösteriyorum Hocam inşaAllah. İnsanlardan daha hızlı bir görüş gücüne sahipler, daha geniş bir açıyı çok daha detaylı tarayabiliyorlar. İnsanın parça parça görerek algıladığı birçok görüntü karesini tek bir bakışta bir bütün olarak görebiliyor kuş gözleri. Avlanmada büyük bir avantaj onun için. İnsanla kıyaslandığında altı kat daha uzağı görebiliyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Kübra Hanım yazmış; “Hocam sizi çok seviyorum. Saçınızı toplasanız ayrı güzel, salsanız ayrı güzel. Gözlerimi alamıyorum, maşaAllah. Allah ne güzel yaratmış sizi. Bayılıyorum size” diyor, “hayran kaldım, maşaAllah. Kamera sürekli sizi çeksin” diyor. Niye sürekli beni çekmiyorsunuz? Hocam, doyamıyorum diyor, “Allah sizi korusun güzel Hocam” diyor, İstanbul’dan. Evet, ayrı bir kameranın bana sabitlenmesi lazım. Sürekli köşede var ya böyle oluyor, teknik. Kesintisiz.
Mustafa Emre Yalba yine Şeyh Nazım Hocam’ın bir sözünü soruyor. Bakın müteşabihtir bazı sözleri Hocam’ın, bazısı zahirdir. Bekleyin, beklerseniz görürsünüz, inşaAllah. Bazen batıni açıklama yapar Hocamız. Her söz her şey değil. Mesela bak benle ilgili de çok detaylı açıklama yapmıştı, aynısıyla çıktı. Bütün dedikleri çıktı. Dedi ki; “sen hücrende, ayakta bu asrın insanlarına Kuran’ı tefsir edeceksin. Sana bu konuda yetki verildi” dedi. “Sırf sana mahsus yetki verildi” dedi, “Allah sana yetki verdi” dedi. O zaman bizim çocuklar, herkes dinlemiştik. “Asrın insanlarına sunacaksın bu bilgileri” dedi. “Ayakta okuyacaksın Kuran’ı” dedi. Hakikaten de benim bir yerim var böyle mermerden, sandalye yok. Hakikaten ayakta okuyorum. Hakikaten de böyle Kuran yüksekte. Bak, “yüksekte olacak” dedi, hakikaten yüksekte. Sürekli, hiç unutmam, her Kuran okuyuşumda Şeyhim aklıma gelir; her okuyuşumda, istisnasız. “Aklına gelen her şeyi zapt et” dedi. Hakikaten her Kuran okuyuşumda yeni bir fikir, yeni bir düşünce, Kuran’dan yeni bir ilham aklıma geliyor. “Sana sürekli ilham olunacak” dedi, “sürekli sana bilgi akacak” dedi, “onların hepsini zapt et” dedi. Ben de sürekli yazıyorum. Sonra da kitap haline getiriliyor. Kardeşlerimiz kitap haline getiriyorlar. Dediği çıktı. Ama şimdi zahir gözüyle bakarsan birdenbire anlayamayabilirsin. Çok fazla söz söyledi. “Hz. Yusuf (a.s)’ın makamı verildi sana” dedi, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR: Çok fazla hüsn-ü zanları da var, maşaAllah. “Allah sana velayet verdi” dedi. “Veliullahtansın” dedi. Sevgisinden, maşaAllah. İnşaAllah öyle oluruz. Çok sırlar söyledi. Eğer o konuşmaları dikkatlice incelersek içinde o kadar çok anlam var ki. Ben sonra onları kelime kelime inceledim. Baktım, derya. Gayet sakin anlattı. Gözünü sabit bir noktaya dikti Hocamız, böyle gayet sakin, teker teker, teker teker teker anlattı. Mesela orada dedi ki hanımlara; “bu beyi tanıyor musunuz?” dedi. Teyp bandına alınıyor ama; “Kimdir bu bey?” dedi, “Adnan Hoca” dediler. Şimdi, amacı, onların tanımadığından değil; biliyor tanıdığını. Banda kayıt yapıldığı için bantta olayın zapt edilmesi, kiminle konuşulduğunun netleşmesi için bir sorudur. İnsanların bir kısmı bunu fark etmez. Sohbetinde de mesela hiç tahmin etmediğin bir açıklama yapar; birine bir işaret vermiştir düzeltmesi için tavrını. Hemen o kendine bir çeki düzen verir, bir şekil şemail alır. Muhterem bir insandır, çok derin bir insandır. Onun için “her sözünü hemen anlarız” diye bir konu yok. Şeyhefendiler kapalı konuşurlar, hikmetli konuşurlar. Mesela Mahmut Hocamız’ın “inşaAllah” demesi gibi. Bak, tek kelime; “inşaAllah.” Uzun uzun Mehmet Talu Hocamız kıyamet alametlerini, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışını anlatıyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur ettiğine kani olduğunu söylüyor, “efendim, ne buyurursunuz?” diyor, tek kelime; “inşaAllah” diyor. Bu ne demek? İtiraz yok, tamamdır. İlave bir kelime kullanmıyor. Neden? Bir hikmeti var da onun için. Kabulü bambaşka bir üslupta yapmış oluyor. Kabulü bambaşka bir üslupta yapmış oluyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Antik Mısır’da ince altın işlemesi sanat eserleri Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunları incecik kablolardan yapıyorlar, bak bunu yapan adam bilgisayar da yapar. Sayıları belirli, bunlar çok ince ipliklerden oluşuyor, çok ince kablolardan oluşuyor. Saf altından yapılmış. Mesela bu da incecik altının sarılmasıyla elde ediliyor. Böyle büyük bir parça aslında bu, altı yedi kiloluk bir parça.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah. Altın sandalet var; yine altın ince işçilik. O devirde üstün bir teknoloji olduğunu gösteriyor, bu kadar ince bir altın işçiliği olduğuna göre.
ADNAN OKTAR: Bunda müthiş bir ince çalışma var. Çünkü tek tek tel sayısı belli bunlarda, kaç telden oluşacağı belli. İncecik altın tellerden yapılmış. Kaç parça olacağı, kaç telden oluşacağı belli bunların. Sayılı yapılmış. Mesela buradaki sayılar belli, bunların sayısı da belli.
ALTUĞ BERKER: Sfenkslerle ilgili görüntüler var Hocam isterseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, bakalım.
ALTUĞ BERKER: 1925 yılına kadar boynuna kadar çöl kumlarına gömülüymüş sfenks. Tek parça kireç taşından oyularak yapılmış Hocam, inşaAllah. İçindeki koridor ve odaların temsili resmi var.
ADNAN OKTAR: Normalde kumun altında kalmış bir şey, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet. Ağırlığı 17 bin ton civarında. Yirmi metre yüksekliği var, yetmiş üç metre uzunluğu var.
ADNAN OKTAR: 17 bin ton. Bu taşı yüzlerce kilometre öteden buraya getirmişler. 17 bin ton taşı taşıyacak siz bir alet edevat düşünebiliyor musunuz? Var mı şu an teknoloji? Tek yekpare bir kayadan yapılmış bu, tek yekpare. Çölde böyle bir kaya yok, bir tek burada bu kaya var. Yüzlerce kilometre öteden getiriliyor. Bana otuz tane buldozer getirin, otuz tane başka şey getirin, yine çekemezsiniz. Kumların içine gömülür, felaket olur. Mümkün değil, kazır atar yani. Şu an bilinemiyor nasıl getirdikleri, yani bilimle açıklanamıyor. Bu kadar ağır bir cismin yüzlerce kilometre öteden nasıl getirildiği açıklanamıyor. Bir de bunun içinde odalar, bölümler var; daha girilemedi. Dünyadaki birçok olayla ilgili önemli bilgilerin ve hayati bilgilerin, derin bilgilerin bu odalarda saklı olduğu yazıtta var, Mısır yazıtlarında var. Ama içine girilemiyor. Mısır hükümeti müsaade etmiyor. Sfenks parçalanır diye müsaade etmiyorlar. İçindeki odalara girildiğinde, oradaki belgeler ele geçirildiğinde dünya tarihi ile ilgili çok fazla bilgiye ulaşmış olacağız. Yalnız, bu sfenks Mısırlılar zamanında yapılmış bir şey değil; o yanlış biliniyor olabilir. 12 bin yıllık geçmişi var. Mısır tarihi 3 bin, 4 bin yıllık, inşaAllah. Bu, 12 bin yıllıktır. 12 bin yıl önce içerisine bir oda yapılmış ve içine bilgiler konmuş. Nasıl bilgi konduğunu bilmiyoruz. Hz. Mehdi (a.s) zamanında bu bilgiler ortaya çıkarılacak. Hz. Mehdi (a.s) sfenks mfenks dinlemez; direkt girer, ne varsa içinden çıkarttırır. Yok turistikmiş, yok artistikmiş, öyle dinlemez; ben size söyleyeyim. Direkt içine girer. Bu piramitlerin altındaki odalara da girilecek, bu sfenksin içine de girilecek. 12 bin yıllık bir bilgiye ulaşmak çok büyük bir olaydır. Darwinistler, materyalistlerin böyle ayakları dört metre havaya sıçrayacak oradan çıkan bilgileri gördüklerinde. Dünya tarihini sarsacak çok önemli bilgilere ulaşılacak, bunu da göreceksiniz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yapılan yorum sizin söylediğinizle bire bir tam Hocam, inşaAllah. 2012’de kova çağına girmekle tekrar maneviyatın yükseleceği dönem olacağına dair söylüyorlar Hocam sizin söylediklerinizi.
ADNAN OKTAR: Aslana benzetmeleri de tabii ayrı bir konu. Hep bir aslan beklenmiştir. Yüzyıllardan beri, binlerce seneden beri bir aslan beklenmiştir. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor Hz. Mehdi (a.s) için?
ALTUĞ BERKER: “Aslan” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Aslan” diyor, değil mi? Hz. Ali (a.s) için de, Allah’ın güzel halifesi için de “Allah’ın aslanı” deniyor. Esedullah, Allah’ın aslanı. Haydar-ı Kerrar, Ali Haydar, döne döne dövüşen aslan. İnşaAllah. Allah’ın aslanı, Haydar-ı Kerrar, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’a bakan bir semboldür aslan, inşaAllah. Aslan çağı bitti, onun tam karşıtıdır kova çağı. Kova çağı başladı, inşaAllah. 2012’de başlıyor kova çağı, Hz. Mehdi (a.s)’ın çağı. Hz. Mehdi (a.s)’ın çağı kova çağıdır, inşaAllah. İncil’de de çok detaylı anlatılmıştır. Kovayı, “su kabını taşıyan kişinin peşinden gidin” diyor Hz. İsa (a.s), “onun gittiği eve gidin” diyor, “o ne yapıyorsa onu yapın” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’a işaret ediyor, “Hz. Mehdi (a.s)’ın peşinden gidin” diyor. İncil’de birçok yerde geçiyor, inşaAllah. Anlatacak çok şey var ama zamanı gelince anlatacağız tabii, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Siz şöyle söylemiştiniz; “her şeyin en güzeli Hz. Mehdi (a.s) zamanındadır. Barış da o zamandadır, kardeşlik de o zamandadır, şefkat de o zamandadır, demokrasi de o zamandadır, fikir özgürlüğü de o zamandadır. Devletlerin hiçbirinde fitne olmayacaktır. Her devlet üniter yapısını korur. Bölünme olmaz devletlerde, rejimlerinde de bir şey olmaz. Sevgileri değişir, şefkatleri değişir. Merhamet anlayışları, adalet anlayışları, kardeşlik anlayışları değişir. Koruyup kollama, Allah aşkı anlayışları değişir. Hepsinin üzerinde Allah korkusu anlayışları değişir. Dolayısıyla çok çok güzel günler olacak, inşaAllah” dediniz.
ADNAN OKTAR: Bakın, bir hanım kardeşimiz diyor ki; “Sevgili Muhammed Adnan Hocam, her zamanki gibi hem TV’den hem de internetten sizi izliyorum ama TV ile internet arasında iki dakikalık fark oluyor. İnternet sürekli takılıyor, geriden geliyor” diyor. Şimdi ben istirham ettim, dedim ki; “neyse o teşkilattan alın, böyle bir şey olmasın” dedim. Gıdım gıdım yapıyorlar, olmaz. Ferah ferah bir akıcılık olsun. O server mıdır nedir? Ondan iki tane daha alalım. İki veyahut da üç tane daha alın. Çünkü sürekli sayı artışı var. Arttıkça ikişer daha ekleyin, ne olur?
ALTUĞ BERKER: Tabii ki Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne oldu anlamadım, ne sebepten, astronomik sayıda arttı girişler. Ben de şaşırdım. “Bir yanlışlık mı var?” dedik, uzman tuttuk maaşlı. “Yok” dedi, “yanlışlık yok, bu şekilde” dedi. Akıl almaz katlamalı bir artış oldu, maşaAllah. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hz. Mevlana Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili şöyle söylüyor Hocam; “Ey yol arayan, Mehdi de odur, hadi de o. Hem gizlidir, hem senin karşında oturmakta. O, nura benzer; akıl onun Cebrail’idir. Ondan aşağı olan veli de onun kandilidir” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: En başından okuyayım. “Şu halde her devirde nebi yerine bir veli vardır; bu sınama kıyamete kadar daimidir. Kim de iyi huy varsa kurtulmuştur. Kimin kalbi sırçadansa ısınmıştır. İşte diri ve faal imam, o velidir; ister Ömer soyundan olsun, ister Ali soyundan . Ey yol arayan, Mehdi de odur, hadi de o. Hem gizlidir, hem senin karşında oturmakta. O, nura benzer; akıl onun Cebrail’idir. Ondan aşağı olan veli de onun kandilidir.”
ADNAN OKTAR: Mesela bak, çok anlamlı, çok derin bir açıklama. Şimdi bunu bana adam sorsa; “ne anlama geliyor?” diye, bunun üzerine kitap yazılır. Şimdi arkadaşlar diyorlar ki bize; “Şeyh Nazım Hocamız ne demek istedi?” Aynı işte.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “Hocam, Selamun Aleykum.” Aleykum Selam. “Cübbeli Ahmet ile ilgili bir sorum olacaktı. Kendisi kertenkele öldürmenin sevap olduğu yönünde fetva veriyor, ne diyorsunuz?” diyor. Ne diyeyim ben bu adama? Kertenkeleler çok şeker hayvanlar, ufacık böyle. Geçenlerde bahçede buldum bir tane böyle pıtır pıtır pıtır gidiyor; küçük, ufaklık, köfte gibi. Pırıl pırıl her yeri parlıyor. Minicik, küçücük de bir dili var böyle yarım milim, küçücük, ufak. Et verdim normal, yemedi. Ben de haşlanmış etten böyle, etin telinden çok incecik bir şey verdim. Onu bıcır bıcır, bıcır bıcır büyük bir iştahla yedi böyle. Çok şeker bir şey, patiler falan. Bir de beni görünce saklanıyor. Kafasını bir şeyin içine soktu böyle. Kendinden çok emin, yani saklandığından. Müthiş saftirik, acayip sevimliler böyle. Cübbeli öldürmeyi bıraksın da diriltmenin peşinde olsun; akıllı olsun, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) kesecek” diyor, şunu kesecek, bunu kesecek, “Hz. Mehdi (a.s) Şiileri kesecek, Caferileri kesecek.” Hep kesme, biçme. Şu salam doğrayan aletler var ya, Cübbeli onun gibi bir üslup geliştirmiş. Sevgi, şefkat ve merhamet kalbine oturması lazım. Öyle öldürme, asma, kesme, bunlar yok. Mehdiyet devrinde sevgi hakim. Hayvanlara da, kuşlara da, balıklara da, hepsinin üzerinde insanlara derin bir sevgi, merhamet, muhabbet, dostluk, kardeşlik hakim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Çiçeklerle ilgili bir film gösterebilir miyim Hocam inşaAllah, iman hakikati. Hepsinde tam bir altın oran hakim, tam bir simetri, tam estetik gözümüze. Kainatta her şeyde bu altın oran var, inşaAllah. Allah’ın bir ölçü ile kıldığını söylüyor Kuran’da. Hepsinde, bütün gördüğümüz her şeyde var o ölçü inşaAllah. Renkleri, kokusu apayrı tabii. Topraktan, kuru topraktan rengarenk, simetrik, altın oranlı, çok güzel kokulu çiçekler Allah’ın delilleri, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evrimcilere bir tokattır altın oran. Müthiş bir matematik denge üzerine kurulmuş. Bütün canlılar, bütün çiçekler böceklerde altın oran var. Hem simetri var, hem altın oran var, hem de geometri kullanılıyor. Matematik düzgünlük var.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi. “Ben sadece Hocamız’a selam iletmenizi ileteceğim.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Dün yine Hocam’ı göremedim, üzüldüm.” Bakın, şu üzülme lafını kaldırın Allah aşkına. Üzülmez Müslüman. Üzülmek Müslümanlıkta yok. Kuran’da birçok ayette yasaklanmıştır. “Şöyle ki, Hocam bana şifa sanki. Onu görünce kalbimi huzur kaplıyor. İbadetlerime şevke geliyorum” diyor. “Görmediğimde boşluk oluyor” diyor. “Bu aralar eşim de on ikiye kadar izliyor ama biraz pürüz çıkarıyor” diyor Sevim Hanım. “"İlle de Hz. Mehdi (a.s) olduğunu iddia edecek" diyor” diyor. Yani benim eninde sonunda Mehdilik iddia edeceğimi söylüyormuş. Allah’ım, ya Rabbim. Yemin ediyorum, lanetleşiyorum, daha ne diyeyim? Yazılı belge vereyim, ne diyeyim yani? Ne var, niçin böyle bir şeye takıldılar anlamıyorum. Televizyon programlarında da tek konu yine ben oluyorum. Mesela yüzlerce Avrupa’da, İslam aleminde net olarak, alenen Mehdilik iddia edenler var. Ben yemin ettiğim halde tutturdular, kilitlenmiş vaziyette; “Mehdilik iddia edecek.” Yok öyle bir şey. Allah Allah. Yemin ediyorum, daha ne diyeyim? “Ben de, öyle bir iddiasının olmadığını, Mehdilik’in Rabbim tarafından verileceğini, Allah’ın emriyle olacağını belirttim” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) için, Allah rızası için canımı veririm, inşaAllah” diyor. “Peygamber (s.a.v) aşığı Hocam’a sevgiler” diyor Sevim Hanım. Eşiniz beyefendi rahat olsun, öyle bir iddiam olmayacak, olmaz da. Yani ben mantıklı, akıllı olan şeylerden yanayım. Ben tutarsız, mantıksız bir şeyi kabul etmem, abuk subuk bir şeyi kabul etmem. Ben zaten hurafelerle mücadele ediyorum. Niye öyle bir çılgınlık yapayım? Niye böyle bir şeye ihtiyacım olsun? Hz. Mehdi (a.s) kim ise gider elinden öper, peşinden giderim, bu kadar. Allah’ın takdirine benim kabulüm var, herkesin kabulü vardır. Kader içinde kimse odur Hz. Mehdi (a.s). Çalışmakla, gayret etmekle Hz. Mehdi (a.s) olunmaz, talep etmekle Hz. Mehdi (a.s) olunmaz. “Benim kaşım benziyor, gözüm benziyor; gayret edeyim, Hz. Mehdi (a.s) olayım” böyle bir şey olmaz. Allah’ın takdir ettiği kişi olması lazım. Benzeyebilir de; yüzlerce, milyonlarca insan benzer. Ben de benziyorum, bir başkası da benziyor. Ahmet Yasin Hocamız da benziyor, başka şeyhefendiler de benziyor. Benzeyen o kadar çok ki, her yerde var. Benzemek yeterli değildir; o kişinin, o kişi olması lazım. Allah’ın kastettiği kişi olması lazım. Kaderi ona göre dizayn olmuştur onun, Allah öyle yaratmıştır onun kaderini. Allah’ın dizayna ihtiyacı yoktur da, ben anlaşılması için söylüyorum.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şerifinde Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin Kalu bela’danAllah’ın kendilerinden ahit aldığı müminlerden olacağını şöyle buyurmuş; “Kaim (a.s) (Hz. Mehdi (a.s)) kıyam ettiğinde halkın çoğu onu inkar edecektir. Çünkü o reşit bir genç olarak zuhur edecektir. Onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı) sadece Zer aleminde Allah’ın ahit aldığı müminler kabullenecektir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v).
ADNAN OKTAR: Evet, Hz. Mehdi (a.s) talebeleri, kaderde tespit edilmiş talebelerdir. Yoksa insanlar Hz. Mehdi (a.s)’ın yanına yanaşmak istemezler. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’da ledün ilmi olduğu için, Hz. Hızır (a.s) tecellileri olduğu için insanları bu kaçırtır ve ürkütür. Yanaşmazlar. Yani birçok şeyle çatışır. Evliliğiyle çatışır, işiyle çatışır, okuluyla çatışır, facebook’uyla çatışır, sokaktaki keyfiyle çatışır, menfaatlerinin hemen hemen tamamıyla çatışır Hz. Mehdi (a.s). O yüzden ne yapar? Nefsini tercih eder insanlar. Ancak Allah’ın emrettiği kullar ona tabi oluyorlar. Gayri ihtiyari gibi olur. Yani kendini bağlanmış hisseder. Allah’ın hikmeti o. İstediğin kadar konuş, gitmez. Hz. Mehdi (a.s)’ı istediğin kadar kötüle, gitmez. İstediğin kadar “Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak” de, mesela “beş yüz yetmiş yıl sonra” de, “bin yıl sonra” de, “şahs-ı manevidir” de, ne dersen de gitmez, illaki sadık kalır.
ALTUĞ BERKER: Siz bunu anlatınca Kehf Suresi’nden bir ayet aklıma geldi. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. “Onların kalplerine raptetmiştik” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Allah “onu raptettik” demesi Kuran’daki, aynısıdır işte. Hz. Mehdi (a.s) da kalplerine raptedilmiş oluyor. Ta Zer alemindeyken, daha dünyaya sunulmadan Allah’a söz veriyorlar. Ne söz verdiyse aynısıyla tutuyor, aksini yapamaz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Ben sevimli pandalar filmi göstereyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresi, 83; “"Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?"” diyor Allah. Liderler başta olmadığında insanlarda bir bozulma olabiliyor, eksiklik olabiliyor. Demek ki şahs-ı manevi yeterli değilmiş. Liderin önemine Allah dikkat çekiyor. “Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim."” Yani, “onlara ben zaten anlatılanları anlattım, dinin hükümlerini anlattım, izim üzerindeler” diyor, zaten gereğini yapıyorlar, İslam’ı yaşıyorlar diyor. “Sana gelmekte acele ettim Rabbim” diyor. “Dedi ki:” Cenab-ı Allah, “Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.” Hemen münafık bir hareket gelişiyor. Lider olduğunda böyle bir şey olmuyor. Yani şahs-ı maneviye verilen bir cevaptır Kuran’da bu. Başsız bir toplumun, başsız Müslümanlığın ne hale geleceğini Allah gösteriyor. Hemen münafık bir rejimin, münafık bir düşüncenin Müslümanların içerisinde gelişebileceğini Allah gösteriyor. Nitekim de İslam aleminin büyük bölümü öyledir. Bir tek Türkiye kurtulmuştur bundan, inşaAllah. “Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."”Hani şahs-ı maneviyle oluyordu? Bak, lider olmayınca ne oluyor görüyorsunuz. Ne diyorlar? “Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.” “Sapıtmış vaziyette devam edeceğiz” diyorlar. Lider gelince anında duruyor. Şahs-ı maneviyle olmayacağını Allah gösteriyor işte. Hem de herhangi bir lider değil, güçlü bir lider, inşaAllah; akıllı bir lider, inşaAllah.
Armageddon’la ilgili soru sormuş bir hanım kardeşimiz. Öyle büyük çaplı, yani dünya çapında bir savaş yok ama ilmi bir savaş Hz. Mehdi (a.s) ile deccaliyet arasında olacaktır. Yani çünkü dünya zaten perişan, bunun üzerine bir savaş kaldıracak gibi değil dünya. Irak’ta yapılan savaş Armageddon’dur. Bütün ülkelerden gelmişlerdir, bir savaş olmuştur. Ama ilmi anlamda Armageddon bütün şiddetiyle devam ediyor şu an tabii. Şeytanla yapılan Armageddon? Onu göremiyorsunuz, o ayrı. Yani milyonlarca şeytan katlediliyor şu an. O ayrı bir konu. Onu görseniz, bambaşka bir alem var dışarıda. Ona kalırsa kan revan içinde dünya. Şeytanla çok şiddetli bir çatışma devam ediyor şu an. Hz. Mehdi (a.s)’ın ruhaniyeti Mehdiyet’le, Hz. Mehdi (a.s) ile şeytan ordusu arasında, dünyadaki şeytan ordusu arasında muazzam bir çatışma devam ediyor. En sonunda şeytan Hz. Mehdi (a.s)’ın dizinin dibinde can verecek, ayağının altında; hadislerde var bu. Bu Armageddon devam ediyor. Yani deccal güçleriyle, deccalın ordusu olan şeytan ordusuyla Hz. Mehdi (a.s)’ın bir mücadelesi var. Bu, insanların göremediği bir savaştır. Bunu görse insanların yüreği ağzına gelir. Bu ayrı, ama ilmi savaş ayrıdır. İlmi savaşı da ayrıca devam ettiriyor Hz. Mehdi (a.s). İlmi Armageddon ayrıdır, şeytanla yapılan Armageddon ayrıdır, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Bizi yarın 22.00’den itibaren Aksu TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Ya Allah, Bismillah. Taha Suresi, 25; “Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç. İşimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz."” Bu Hz. Mehdi (a.s)’da da olacaktır. Bak; “Rabbim, benim göğsümü aç. İşimi kolaylaştır.” Aynı şekilde Ashab-ı Kehf’in de söylediği bir husustu bu; işlerinin kolaylaşması konusu, biliyorsun.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: “Dilimden düğümü çöz.”“Konuşma güçlüğü çekiyorum” diyor. “Dilimden düğümü çöz.” İnşaAllah. “Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.” Mükemmel tebliğ yapmak istiyor ama dilinde düğüm var, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Canlılar Dünyası
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...