SUNUCU: ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tvsitemizden devam ediyoruz. Hocam buyrun.
ADNAN OKTAR: Şimdi A9’u seyreden kardeşlerimiz çeşitli ülkelerden bana mesaj göndersinler. Alış nasıl, ne vaziyette? Türkiye içinden de çeşitli noktalardan göndersinler. O bana biraz sonra gelecek. Ona göre, eğer teknik bir düzenleme gerekiyorsa yapacağız, inşaAllah. Şeyhim ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Hocamız’ın “Sohbetler” kitabı önemli. Demin göstermiştim. Bakın, şimdi önemli bir bilgi. “Bir kimse Gavs (k.s)’a sormuş. "Kurban, bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı. Şimdi ise hepsi gevşemişler, atâlet içindedirler. Bu nasıl oluyor?"”diyor. “Gavs Hazretleri cevaben şöyle buyurmuş;” Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin babası, “"Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimki de bu zamanda Vallahi bir idaredir. Aldatmaca gibi bir şey. Çünkü hidayeti tâmme(tam hidayet) şimdi Hazret-i Mehdi (a.s)’ın elindedir."” Ne zaman? “Şimdi Hazret-i Mehdi (a.s)’ın elindedir.” “Hidayeti tammeyi(tam hidayeti) ancak o yapacak, biz şimdi idare ediyoruz. Çoluk-çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse biz de öyle yapıyoruz, artık iş Hz. Mehdi (a.s)’a kalmış, onun zamanında hidayeti tamme olabilir.” Tam hidayet olabilir. “Bu zamanın insanlarında ilerleme olmuyor. Gün be gün, saat, dakika be dakika geriye gidiliyor. İlerleme, terakki hiç yoktur.” “Biz çalışma yapıyoruz ama etkilenmiyor insanlar” diyor. Ama Hz. Mehdi (a.s) yaptığında etkilenir, netice alırlar.” “Devamlı yönleri gerileme ve atalet üzerindedir.” Bakın, “devamlı yönleri gerileme ve atalet üzerinedir.” “Durgunluk ve gerileme var” diyor. “İnsan öyle kanaate varıyor ki artık zamanıdır.Hiç tutunacak taraf kalmamış şimdi. Onun zamanı olmasa hidayet zordur.”Ancak onun zamanında hidayet oluyor. Ümitler kırılmış. Tek ümit kapısı varsa o da Nakşibendi Tarikatı'ndadır. Durum çok kritiktir. İnsan o kanaate varıyor ki zamanı çok yaklaşmıştır.” Biliyorsunuz “zaman çok yaklaşmıştır” diyor, Gavs Hazretleri. Oğlu olan mübarek de 1980 yılında, zaten o görevdeydi. “Şu an Hz. Mehdi (a.s) faaliyetine başladı, şu an hayatta” diyor Muhammed Raşid Erol Hazretleri, 1980 yılında. “Genç delikanlı” diyor. Babası, “gelmek üzere, tam vakti” diyor. Oğlu da “geldi” diyor. “İmam-ı Rabbanî (k.s.a) zamanında kendisine gelip, "Hz. Mehdî (a.s) sensin" demişler.” İmam-ı Rabbani Hazretlerine. “Hayır, ben değilim gerçi ben de öyle zannediyordum ama ben yüzün başını,” asrın başını, “geçtim.” 28 yıl geçmiş. Ama okendisini Hz. Mehdi (a.s) zannetmiş. Bakın, 28 yıl boyunca olabilir diye düşünmüş. Eğer yüzyıl başında bir ilan olmuş olsaydı kendini düşündüğüne göre, “olabilir” diyor. Demek ki, Hz. Mehdi (a.s) kendinden emin olabiliyor muymuş? Olamıyormuş. Ama “olabilir diye düşündüm” diyor. Olabilir diye düşündüğüne göre demek ki, Hz. Mehdi (a.s) olmuş olsa, ne diyecekti? “Ben olabilir diye düşünmem, doğrudan Mehdiliğimi ilan ederim” demesi lazım. Buradan da anlıyoruz ki Hz. Mehdi (a.s), kendisinin Hz. Mehdi (a.s) olduğundan emin olamıyor, böyle bir şey yok. Bakın çünkü ne diyor İmam-ı Rabbani? “Gerçi ben de öyle zannediyordum, kendimi Hz. Mehdi (a.s) zannediyordum” diyor. Demek ki başlangıçta da olsa, sonunda da olsa kendinin Hz. Mehdi (a.s) olduğundan emin olması mümkün değil. Bakın, 28 yıl “Hz. Mehdi (a.s) olabilirim” demiş, kendisi için düşünmüş. “Alametler de çıkarsa, diğer alametler de çıkarsa Hz. Mehdi (a.s) olabilirim” demiş. Eğer Cübbeli’nin dediği gibi ilk yüzyıl başında olsaydı, o zaman İmam-ı Rabbani’nin çıkıp, ben Hz. Mehdi (a.s)’ım demesi gerekirdi veyahut denebilirdi, öyle bir mantık olurdu. Demek ki böyle bir mantık yok. Cübbeli’yi bu açıklama tam anlamıyla tekzip ediyor. “Ama ben yüzün başını,” asrın başını, “geçtim. Hz. Mehdi (a.s) asrın başında gelecek, zuhuru asrın başında olacak.” Ne oldu? 28 yıl geçmiş, zuhuru asrın başında olacak. Demek ki asrın başında kastedilen, 28 yıl geçmiş olsa dahi yine kendinden emin olamıyor, kendisi hakkında şüphesi oluyor. Hz. Mehdi (a.s) da demek ki kendisi hakkında emin olamıyor, olamaz. Bunu görmüş oluyoruz. Başka ne var? Bakın, yine Gavs Hazretleri sohbetinde; “Bir seferinde Gavs Hazretleri (k.a.s.) şöyle sohbet ettiler; (Şeyh Abdülkadir Geylani) 21 sene insanlar içine girmeden devamlı olarak çölde, yabanda taat ve ibadetle meşgul olmuştur” buyurdular. Bu zamanın en meşhur ve en makbul evliyası belki onun kadar büyük, beklide daha büyük Şeyh Abdülkadir Geylani’nin (k.a.s) velayeti gibi meşhur velayet sahipleri makamlarını amelsiz ve ibadetsiz elde etmemişlerdir. Ahiret dünyadan çok makbuldür. Şayet insan dünyayı ahiretten üstün görür ve öyle zannederse ahirette perişan olur.” Bakın, Gavs Hazretleri; Abdülkadir Geylani ile ilgili bahisten sonra şunu söylüyor; “Şayet insan dünyayı ahiretten üstün görür ve öyle zannederse ahirette perişan olur, maalesef bu zamanda görülüyor.” Bakın, “maalesef bu zamanda görülüyor. Ahireti dünyadan üstün tutan binde bir bile insan kalmamış. Ahiret hayatına dünyadan fazla kıymet veren binde bir bile yoktur. Şimdi insan dünya işleri için hastalanıyor. Dünya işlerinde bir eksiklik olsa başı ağrıyor, hasta düşüyor ve yataklara giriyor, çok zorluk çekiyor. Halbuki ahireti elinden gitse hiç umursamıyor. Böylece dünyaları ahiretlerinden bin kat daha makbul olmuş oluyor. Hal böyle olunca nasıl insanın işi iyi olur, nasıl Allah insandan razı olur? İnsanın yanında en makbul Allah (c.c)’ün rızası, Allah dostu ve ahiret olmalıdır. İnsan şayet dünya işinde bir ziyana uğrarsa bu ziyanın ahiret ziyanı kadar kendine acı gelmemesi lazımdır. Sahabeler zamanında böyleydi. Eğer birisi cemaatle namaz kılmaya yetişemezse matem tutardı, evde cenaze varmışçasına üzülürdü. Öyle bir zamanda bulunuyoruz ki bu zamanda nefis zamanı demek lazımdır. Nasıl ki kıyamette hesap vakti Allah-u Teala mizanı kurup, Peygamberimiz (s.a.v) tahtında oturduğu zaman, günahkarlardan Allah’ın emrine muhalefet edenlerden feryadı figan yükselir” diyor ve devam ediyor. İşte burada bu konuya giriyor; “Bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey” Gavs Hazretleri söylüyor.“Çünkü hidayeti tâmme şimdi Hazret-i Mehdî (a.s)’ın elindedir.” Hidayeti tâmmeyi, tam hidayeti kim yapacakmış? “Hz. Mehdi (a.s) yapacak” diyor. Bakın, İmam-ı Rabbani (k.s) zamanında kendisine gelip, “Hz. Mehdi (a.s) sensin” demişler. Cübbeli olsa demek ki orada feryat figan koparacak. Bakın, o devirde Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini düşünebiliyor, Müslümanlar. Ve İmam-ı Rabbani de Cübbeli gibi köpürmüyor, gayet makul görüyor onların sözünü. Böyle bir hüsn-ü zannı çok makul görüyor. Şamata yok, değil mi? Cübbelide olduğu gibi. “Hayır, ben değilim” diyor, o kadar. “Gerçi ben öyle zannediyordum.” Kaç sene zannetmiş? 28 sene, değil mi? Cübbeli bu konuları dikkatli okumadığı için, yüzeysel baktığı için tam anlayamıyor. Dolayısıyla da cahilce kararlar veriyor. Ondan sonra gidiyor büyük alimlere, büyük hocalara yakışmayacak sözler etmeye başlıyor. Şeyhim var mı senin anlatacağın?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Mekke’nin yeni resimlerinden gösterebilirim inşaAllah, Kabe’nin. Bunlar Kabe’nin eski resimlerinden.
ADNAN OKTAR: Osmanlı dönemi. Bir sel basmıştı Kabe’yi eski devirde, o.
ALTUĞ BERKER: 1941’de Hocam. Şu andaki görünümü. Bir de eski, birkaç yüzyıl önceki resimlerden de var, hocam. 500’lü yıllarda Kabe’nin tasviri bu şekilde. 1700’lü yıllar. 1880 Kabe’nin çekilmiş ilk resmi ve Kabe çevresindeki yapılar. 1911 yılında. 1941 yılında selden sonraki Kabe. 1950 yılındaki Kabe’nin görünümü. 63 yılı. 1970 yılında Kabe Zemzem Kuyusu girişi ve 2000 yılında Kabe’nin görüntüsü.
ADNAN OKTAR: İyi, ama etrafına o büyük binaları yapmamaları çok önemli, inşaAllah.
Cübbeli, meleklerin insanlara görünmeyeceğini söylüyor. “İnsanlara görünmez” diyor. Ama Hz. Mehdi (a.s) konusu olduğunda da, “Hz. Mehdi (a.s)’ın üzerinde melek istiyoruz. Meleği biz göreceğiz, o da bize Hz. Mehdi (a.s) olduğunu söyleyecek” diyor. Peki, başka yerde sen ne diyorsun? “Melek hiçbir şekilde görünmez, imtihanın sırrına münafidir” diyorsun. Konu Hz. Mehdi (a.s) konusunu olduğunda, “orada göreceğim diyorsun.” O bantları yayınlayalım.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Yanındaki Meleğin ‘Görünmeyeceğini’ Söylüyor
ADNAN OKTAR: Hani meleği görmeye lüzum vardı? “Meleği görmeye lüzum yok” diyor bakın, bağıra bağıra. Tutturmuş, “meleği göreceğiz” diyor. Bak, bağıra bağıra “meleği görmeye lüzum yok” diyorsun. Meleği görmüyor ama melek onun içine ilham getiriyor” diyor, değil mi? Kalbine ilham ediyor. Hemen mesela “sağa mı gideyim, sola mı gideyim?” “Sağa git.” Tamam. Yanılma var mı? Yok. “Melek olursa yanında içine ilham verir ama meleği görmeye lüzum yok” diyor. Demek ki neymiş? Meleği görmeye lüzum yokmuş. Cübbeli niye tutturuyor o zaman, “meleği görmek istiyorum” diye. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) konusunu açmaza sokmak için. Meleğin görünmeyeceğini biliyor, en olmayacak şeyi teklif ediyor. Böylece Mehdiyet’i kendince engelleyeceğini zannediyor, kurnazlık yapıyor. Bu kurnazlığı kendi ifadesiyle etkisiz hale getirmiş. Diğer bir film vardı, onu da yayınlayalım.
-VTR- Cübbeli’nin Hz. Mehdi (a.s) İle İlgili Açıklamaları
-VTR- Cübbeli Flash Tv’de İse İnsanların Melekleri Görmesinin İmtihan Ortamını Kaldıracağını Söylüyor
ADNAN OKTAR:Bakın, “meleği görürsek gayba iman kalmaz, melek görünmez” diyor. Orada ne diyorsun? “Başının üzerinde göreceğiz meleği” diyorsun. “Şart koşacağız, Hz. Mehdi (a.s)’ın bize meleği göstermesi lazım” diyorsun. Şimdi de diyorsun ki, “eğer melek görünürse gayba iman kalmaz, imtihan zayi olur. Dolayısıyla meleğin görünmesi diye bir konu olamaz” diyorsun. Bakın, kendi kendini tekzip ediyor. Doğrusu budur, melek görünmez. Melek ne zaman görünecektir? Kıyamet vakti görünecektir, kıyamet başladığında. İmtihan bitmiş, artık dünya dağılmaya başlıyor; kıyamet başlamış, o zaman.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam. A9 süper, ümmet-i Muhammed’e hayırlı olsun” diyor. Dünyanın her yerinden giriyor kardeşlerimiz. “Selamun Aleykum Hocam, az önce A9 kanalını ayarlayıp, bir numaralı kanal olarak kaydettim. Kanalı açar açmaz Mehter Marşı çıktı, maşaAllah. Bu kanalın bütün Türk İslam alemine hayır getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ederim.” Diyarbakır, İstanbul, yabancı ülkeler, her yerden var. “Selamun Aleykum Adnan Oktar Hocam, uzun zamandır beklediğim yeni kanalınız A9 hayırlı olsun, inşaAllah. Şimdi uydudan tarattım ve sorunsuz bir şekilde buldum ve izliyorum.” Diyarbakır’dan, Murat kardeşimiz. Özetle dünyanın her yerinden çok güzel alınıyormuş, güzel. İlk raporlar mükemmel, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: A9 24 saat yayında, ayrıca internet sitesinden de takip edebilirler kardeşlerimiz; www.A9.com.tr 24 saat internetten de, üstte ‘Canlı Yayın’ linki var, ona tıklayarak izleyebilirler. www.A9.com.tr
ADNAN OKTAR: Oradan da ayrıca A9 Tv’i izleyebiliyoruz, öyle mi?
ALTUĞ BERKER: Evet. O sitede üstte ‘Canlı Yayın’ linki var, o linke basıldığı zaman 24 saat canlı yayın izlenebilir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de hizmet yapmak isteyen kardeşlerimiz akrabalarına, yakınlarına uydu yayını aldırsınlar. Çünkü uydudan yapacağız hep yayını. Mutlaka evlerinde uydu yayını bulunsun. Mutlaka akrabalarına, dostlarına, kardeşlerine aldırsınlar. Bizim kanalı da kaydettirsinler. Çünkü 24 saat yayın yapacağız; sabah, akşam. Yurtdışında da çok iyiymiş alışlar, güzel maşaAllah.
İki tane birbirinden güzel Allah’ın tecellisi karşımda, maşaAllah. Sizleri böyle güzel Allah yaratıyor, Allah sevdiriyor. Güzel olurdunuz, Allah sevdirmezdi ama sevdiriyor, Allah. Allah size sağlık, sıhhat, güzellik versin; afiyet versin, inşaAllah.
“Almanya’dan çok çok selamlar. A9 kanalımız hayırlara vesile olsun.” Aynur Hanım, Almanya’dan. Kahramanmaraş’tan kardeşimiz; “A9 kanalımız hidayete vesile olur, inşaAllah. A9 kanalını televizyonuma yükledim. MaşaAllah çok net, iyi gösteriyor.” Belçika’dan; “Selamun Aleykum, A9 Belçika’dan net çıkıyor, Allah hayırlara vesile etsin.” Allah, Allah, Allah! Her yerden göndermiş kardeşlerimiz. Ankara; “Selam Muhammed Adnan Hocam, Allah’a hamd olsun yayına başlayan A9 kanalınızı uydudan, Ankara’dan çok net izleyebiliyoruz.” Bir de inşaAllah bu hafta Digiturk’ten de başlayacağız, diğerleri de var ama önce Digiturk, inşaAllah. D-Smart’ta da varız. MaşaAllah, elhamdülillah. İyi, çok güzel. İngiltere’den çok güzel izleniyormuş. İskoçya’dan kardeşimiz yazmış, İskoçya’da da çok güzel inşaAllah, güzel.
Sakarya, “A9 Kanalı’nız hayırlı olsun Hocam. Türkiye Sakarya’dan izleyebiliyoruz. D- Smart’ımız var. D-Smart’tan izleyemeyenler için anlatayım, belki size de bir yararımız olur” diyor.
ALTUĞ BERKER: “D-Smart menü tuşu ayarlar bölümüne gelip kanalları düzenle üzerine gelerek ok tuşuna basıyoruz. Çıkan ekrandan kanal ekle diyoruz ve ekrana gelen seçeneklerden 1/115 üzerine gelerek sol yön tuşuna basıyoruz. 1/115 yerine çıkan user yazısında bırakıyoruz ve alta inerek sırasıyla 12525 yazıp, altına 30000, onun altına da dikey yazıyoruz. En alttan face oranına 5.6 yazarak kırmızı tuş ile tp tara özelliğini açıyoruz. Tarama bittikten sonra sarı tuş ile listeye ekle diyoruz ve kanalımız listenin en sonuna geliyor.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Meryem Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım, 52. ayet; “Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.” Bakın, Hz. Musa (a.s)’a “Tur’un sağ yanından seslendik.” Dağın sağ yanından, Tur’un sağ yanı, o ayrı bir konu, onu zamanı gelince konuşacağız, inşaAllah. “Onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.” Bu da çok derin anlamı olan Kuran’daki bir ifadedir. Bakın, “Onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık. Ona Rahmetimiz'den kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak armağan ettik.” Allah ona bir nimet olarak Hz. Harun (a.s)’ı ona sunuyor. “Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, va'dinde doğruydu.” Müslüman vaad ettiğinde vaadinde doğru olacak. Allah ona dikkat çekiyor, vaadinde doğru olmak. “Ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi. Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu.” Kim? Hz. İsmail (a.s). Zannediyorlar ki sadece Peygamberimiz (s.a.v) getirmiş namazı. Bütün Peygamberler de, Hz. Adem (a.s) da dahil, aynı bizim bu kıldığımız namazı kılıyordu. Bütün Peygamberler bizim kıldığımız namazı istemiştir. Allah’ın emri olarak. “Namazı ve zekatı emrediyordu.” Bütün Peygamberler de zekatı emretmişler. “Ve o, Rabbi Katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı.” Allah’ın razı olması çok önemlidir bir insandan. “O da razı olunan bir insandı” diyor. “Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.” Allah tek tek Peygamberleri anlatıyor. Bakın, “Kitap’ta İdris’i de zikret.” Biz de şu an Hz. İdris (a.s)’ı zikrediyoruz. “Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.” Yalan söylemiyor, dürüst. Allah doğruluğun, dürüstlüğün, samimiyetin sürekli üzerinde duruyor. “Biz onu yüce bir mekana (makama) yükseltmiştik.” Hz. İdris (a.s)’ı. Onun özel bir makamı var. Hz. İsa (a.s) gibi, özel bir makam, özel bir boyut. “Biz onu yüce bir mekan (makama) yükseltmiştik.” “İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan.” Demek ki bütün insanlar Hz. Adem (a.s) soyundan, hepsi kardeş. “Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler.” İbrahim ve İsrail (Yakup)’in soyundan. Hz. Mehdi (a.s) da bu soydandır. “Doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler” Doğru yola eriştiren kim? Allah. Bakın, “seçtiklerimizden” diyor. Demek ki “ben Hz. Mehdi (a.s) olacağım” demekle Hz. Mehdi (a.s) olunmuyormuş. Nasıl oluyormuş? Allah’ın seçmesi gerekiyor; “seçtiklerimizdendir.” Peygamberler de Allah tarafından seçiliyor. İstemekle Peygamber olunmaz, Allah’ın seçmesi lazım. “Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda (Allah’ın ayetleri okunduğunda) ağlayarak secdeye kapanırlar.” Peygamberlerin özelliği, çok derin imana sahipler, ağlayarak secdeye kapanıyorlar. Nasıl bu? Aşktan, coşkudan, Allah sevgisinden. O kadar derin imanları var ki, o kadar kalpleri coşuyor ki secdeye kapanıyorlar ağlayarak, sevinç ağlaması. “Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler.” Asrımız işte, deccaliyetin hakim olduğu bu asır. İnsanların büyük bir bölümü, dünyanın yüzde 99’u namaz kılmıyor, yüzde 99’u. Bir tek Türkiye’de dindarlık canlı ve güçlü. “Ve şehvetlerine kapılıp-uydular.” Şehvet demek, dünyevi her türlü çıkar, her şey demektir. Sırf cinsellik değil. “Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.”Allah, “azgınlıklarının karşılığıyla cezalandıracağım” diyor. “Ancak tevbe eden, iman eden,” bakın, “tevbe eden,” tevbe etmek çok önemli. Estağfirullah deyip tevbe edecek Müslüman. “Ya Rabbi beni affet diyecek, Allah bizleri affetsin” diyecek. “İman eden,” son derece imanlı olacak, samimi Allah’a iman edecek, “ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.” Dinin özüne bakmak lazım. Dinin özünde cennet, cehennem vardır; doğru olmak vardır, insanlara zulmetmemek; iyi ahlaklı, güzel ahlaklı olmak vardır. Güzel ahlaklı olanlar Allah’ın rızasını kazanıp, cennete giriyorlar ve sonsuz yaşıyorlar. Peygamberlerine iman edeceğiz, meleklerine iman edeceğiz, kadere iman edeceğiz, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine iman edeceğiz; bu kadar, karmaşık değil. Var tabii detaylar da, aşağı yukarı bu kadar. Din çok sadedir, Allah’ın bizden istediği de çok sadedir. Sadece çok iyi insan olacağız, Allah’ı çok seveceğiz, sonunda da Allah’ın rızasını kazanıp inşaAllah cennete gideceğiz. “Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir.” Görünmez olarak vadetmiştir. Adn cennetleri görünmüyor, başka bir boyuttadır ama Allah; “size vaat ettim” diyor. “Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.” “Mutlaka bu vaadimi yerine getireceğim” diyor Allah. “Cennetteboş bir söz işitmezler; sadece selam işitirler”güvenlik işitirler,her yerde güvenlik var. Dünyada hep korkular vardır. Bir yere gidiyor adam, öldürülme korkusu vardır, yaralanma korkusu var, iftira korkusu var, alay edilme korkusu var, hata yapma korkusu var, hastalık korkusu var. Var, var, var, var. Hiçbiri cennette yok. Sadece güven var, güvenlik var; yani bir yön olarak, hayatın bir yönü olarak güvenlik hakim. “Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.” Yiyecek kazanmak için sabahtan akşama kadar çalışmıyorlar. Bakın, bütün insanlar küçük küçük dükkanlarda, küçük küçük iş yerlerinde, beton yığınları içinde bütün dünya çalışıyor. 2 metrekarelik, 3 metrekarelik, 5 metrekarelik beton yığınları içinde bütün ömürleri geçiyor.
Caner, bu sevimli Caner, daha önce televizyon programlarına çıkıyordu, biliyor musun sen onu?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yakışıklı bir delikanlı. Geçenlerde geldi buraya, hakikaten boylu poslu, çok efendi, çok nurlu yüzlü, çok mazlum, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin. O da A9’u şu an seyrediyormuş. “Hayırlara vesile olsun, inşaAllah. Sizleri çok seviyoruz” diyor. Azerbaycan’daki kardeşlerimizden güzel bir hanım kardeşimiz; “Hocam ben ayarlamayı hiç bilmiyorum televizyonu” diyor. Onu bir daha tarif edersiniz. Şu an internetten seyrediyormuş. “Hocam, maşaAllah, barekAllah, süper resmen” diyor, kanalı çok beğenmiş. “Mevlam sizi ve büyüklerimi hep böyle net görmeyi hep aklen, hem naklen uygulamayı nasip etsin” diyor. Tabii, bir de görüntü çok net hakikaten, çok keskin, bayağı güzel, maşaAllah. Ankara Dikmen, “Şu an çok güzel alıyoruz Hocam maşaAllah” diyor. Yabancı ülkelerden çok fazla kardeşimiz yazmış. Yabancı ülkeler de bayağı iyi alıyorlarmış, maşaAllah. Digitürk’ten de bu hafta içi yaparız, inşaAllah.
“O cennet; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.”Cennet çok güzel ama iyi eğitim alınması gerekiyor, cennet ahlakının iyi alınması lazım. Dünyadaki üç kağıtçı karakterle Allah esirgesin, cennete bir insanın gittiğini düşünün, değil mi? Acayip sıkıntı olur, cennet cehenneme döner, Allah vermesin. İnsanların çok güzel ahlaklı olması lazım, çok güzel ahlak için de burada eğitilmesi gerekiyor. Eğitim için ne gerekiyor? Acılar, zorluklar gerekiyor, çile gerekiyor. Başka türlü bir eğitim mümkün mü? İnsanın aklının alabileceği şekilde mümkün değil, hiçbir şekilde başka yolu yoktur. Tek yöntem bu. Cehenneme gitmekten şiddetle sakınmak lazım. Çünkü çok kolay, Allah’ı sevmek, Allah’a inanmak, Allah’a bağlanmak. Alenen Allah’ın varlığı belli. Fazla emek vereceğimiz, uğraşacağımız, derin kafa yoracağımız gibi değil, çok net. Beynimizin içinde üç boyutlu bir ekran, değil mi? Bakın, A9 için günlerden beri uğraşıyorsunuz. Beynimizdeki ekran için uğraşıyor muyuz? Yok. Kanal ayarı var mı, yok. D-Smart, şu, bu yok. Gayet güzel, net, her yeri görüyoruz; mükemmel, üç boyutlu. Üç boyutlu için hala uğraşıyorlar, yapamadılar. Ama şu an beynimizin içinde üç boyutlu seyrediyoruz. Ne kadar yerde? Şu kadarcık yer, küçücük. Üç boyutlu olarak görüyoruz. Bütün alet, edevat birkaç milim çapında. Ruhumuz da karşısına geçip, seyrediyor oradaki elektrik akımını tam renkli, üç boyutlu olarak göz olmadan, göz kullanmadan; ruhun gözü ve beyni yoktur. Gözü ve beyni olmadan seyrediyor ruh. Sesi, kulağı olmadan işitiyor ruh, beyni olmadan işitiyor. Ne kadarcık bir yerde? Bir buçuk milimlik bir yerde, mercimek kadar. Mercimek kadar bile yok daha da küçük. Şimdi adama bu böyle anlatıldığında, “ben Allah’ın varlığını anlayamadım” diyorsa, bir sorunu vardır o zaman. Anlaşılmayacak gibi mi? Allah’ın istediği şeyler ne kadar güzel şeyler. “Güzel ahlaklı olun. Birbirinizi sevin, dost olun, ayrılıp dağılmayın, parçalanmayın. Güzel olanı takdir edin, iyi olanı takdir edin, verdiğim nimetlerimi takdir edin. Bana namaz kılın” diyor Allah. Acayip güzel zaten namaz kılmak, çok zevklidir. Büyük bir nimettir namaz kılmak. Namaz kılanlar bilirler, bayağı zevklidir. “Hac edin” diyor. Hacca herkes gidiyor, toplanıyor; nefis, bayağı güzel. Bütün Müslümanları orda tanıyorsun. “Oruç tutun” diyor. Gayet güzel oruçlu olmak. Ramazan’da insanlar nasıl sevinçli oluyorlar, ne kadar güzel oluyor Ramazan, değil mi? “Zekat verin” diyor. Ne kadar güzel zekat vermek, bir Müslüman’ı sevindirmek, bir insanı sevindirmek, bir fakiri sevindirmek, değil mi? Bol bol harcayacaksın. Ne kadar bol harcarsan, o kadar bol kazandırır, Allah. Zaten ekonomi tekniği açısından da öyle. Eğer piyasada bol harcama varsa, piyasaya bol sürüm varsa bol imalat vardır ve bol kazanç vardır. Ama aksi durumda kazanç da durur, imalat da durur, çalışma da durur, hayat da durur. Neden ekonomik kriz oldu? Fakirlere yardım edilmediği için, para verilmediği için, zekat verilmediği için, sadaka verilmediği için. Kardeşim, bol bol dağıtsana. Para aksın. Ver fakire gitsin; et alsın, süt alsın, değil mi? Senin süt çiftliğin çalışsın. Süt çiftliğinde sütler bozuluyor öbür türlü, sütünü alan olmaz. Et, kasapta kalır. Ver parayı, gitsin alsın. Kasap da kazanır, mezbahalar da kazanır, o hayvanları otlatan insanlar da kazanır, hepsi kazanır. Sürekli bir hareketlilik olur. Krizin nedeni dağıtılmamasıdır. Hz. Mehdi (a.s) ne yapacak? Malı dağıtacak. Dağıtınca ne oluyor ekonomi? Coşuyor, muazzam bir zenginlik oluyor, coşuyor her yer. “Mal o kadar bollaşacak ki” diyor Peygamberimiz (s.a.v). İnsanlar geri vermek isteyecekler artık; “çok fazla aldık” diyorlar. Mal taşıyor, o kadar bol. Afrika’yı şurayı, burayı hiçbir yeri unutmayacak Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın izniyle. Ne Çad’da, ne Afrika’da, ne şurada, ne burada unutulan hiçbir kimse kalmayacak, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Sure başlarında Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla denilmesi gerekiyor. Bu, Kuran’ın şartıdır, Allah’ın bir şartıdır. Sure başlarında, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, bunu diyeceğiz. Sonra ne diyeceğiz? Şeytandan Allah’a sığınacağız. Çünkü Allah emrediyor; “şeytandan Allah’a sığının” diyor. Sure başlarında da mutlaka, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla diyeceğiz, inşaAllah. Şu anda da ben diyorum, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ta, Ha.” Nedir? Bir şifre. Zamanı gelince bu açılacak. “Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik.” Kuran neymiş? Kolaylık. Yani namazda, oruçta, ibadette, hayatta, neşemizde; “Sizin neşenizi kaçırsın, sizi huzursuz etsin diye indirmedim” diyor, Allah. “Size sevinç vermek, neşe vermek, sağlık vermek, iyilik-güzellik vermek için indirdim” diyor Kuran’ı. Kuran bize, bereket, bolluk, ferahlık, neşe getirir, huzur getirir. “İçi titreyerek korku duyanlara ancak, öğütle hatırlatma.” Bak, ne olacak? İçi titreyerek Allah’tan korkacak insan. Ona öğütle hatırlatma. Allah’tan korkmak, o da ayrı bir zevktir. Allah’ı sevmek ayrı bir zevktir. Allah dışındaki korkular azap verir, acı verir. Bir tek Allah korkusu acı vermez. Allah korkusunda sevinç vardır, neşe vardır. Dünyevi korkularda da azap, hastalık vardır. “Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.” Çünkü onlar yer tanrısına, gök tanrısına inanıyorlar, öyle sapık tipler var. Allah onlara uyarı yapıyor; “yeri ve göğü yaratan, hepsinin sahibidir” diyor Allah. “Rahman olan Allah arşa istiva etmiştir.” Yani bütün arşı kaplamıştır. “Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O’nundur.” “Her şey, yer tabakalarının altında olan her şey O’nundur” diyor. “Sözü açığa vursan da, gizlesen de birdir. Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.” “Bilinçaltınızı da bilirim” diyor Allah. Bilinçaltını yaratan da Allah’tır. “Gizlinin gizlisini de bilirim.” Yani burada Allah’ın anlattığı; “her türlü bilgi, her türlü olay, her türlü cisim, her türlü madde tamamen Benim kontrolümde, Benim yaratmam altındadır. Benim kontrolüm dışında maddi ve manevi hiçbir şey yok” diyor Allah. Bunu anlatıyor Cenab-ı Allah. “Ayetlerimizi inkar edip: ‘Bana elbette mal ve çocuklar verilecektir’ diyeni, gördün mü?” Hem Kuran’ı kabul etmiyor, hem Allah’ın varlığını kabul etmiyor; “ben mallar ve çocuklar kazanacağım” diyor. “O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman’ın Katından bir ahid mi aldı? Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azaptan da süre tanıdıkça tanıyacağız.” Yani “ona bir imkan vereceğiz” diyor Allah. “Dünyada günaha iyice girmesi için, iyice batması için, iyice battıktan sonra cehenneme alıp perişan edeceğim” diyor Allah. “Onun söylemekte olduğuna Biz mirasçı olacağız. O Bize yapayalnız tek başına gelecektir.” Yani Facebook’taki arkadaşlarıyla, ailesiyle, aşiretiyle, akrabalarıyla falan kimseyle değil. “Tek başına getireceğim” diyor Allah. Hep ifadeler alınırken tek başına alınıyor. Hiç kimse olmaz yanlarında. Allah’ın katına getirildiğinde, Allah’ın huzurunda.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz: “Bu büyük olaylar peş peşe yine önümüzdeki günlerde devam edecek. İnsanlar ister istemez dünyada bir olağanüstülük olduğunu, Allah’ın bir şey talep ettiğini anlayacaklar. Şu an da anlamazlıktan gelmeye devam ediyorlar. Öyle bir raddeye gelecek ki, diyecekler ki; ‘Allah bir şey istiyor, bir şey talep ediyor.’ Kendileri bulacak insanlar, Allah’ın ne talep ettiğini. Mehdiyet’in de asıl kökeni budur” dediniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Cübbeli diyor ki; Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, “ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” diyecekmiş. Cübbeli de çıkacakmış, diyecekmiş ki; “haydi meleği göster bize, melek gelsin başının üstüne” diyecekmiş. Asasına dayanarak. Tabii o da meleği gösteremeyeceği için onu orada mat etmiş olacak. İkinci bir tane sürprizi daha var, diyor ki; “karşısına geçeceğiz, göster bize bir keramet diyeceğiz” diyor. “O da havada uçan kuşu tutacak, keramet gösterecek” diyor. Bunların olmayacağını biliyor Cübbeli. Olmayacağını bildiği için de Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmeyeceğinden emin, gelmemesi gerektiğinden emin. Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmemesi için de çok iyi bir delil yakaladığını düşünüyor. Yani iki noktadan kurnazlık yaptığını düşünüyor. Halbuki zaten kendisi cevabını vermiş, unutmuş. Kendisi çok kapsamlı açıklamış; “melek görünmez, melek görünürse imtihan kalkar” diyor. Kendin söylemişsin işte, tamam; cevabını vermişsin. Bütün Ehl-i Sünnet’in inancı da budur. Peki, o zaman ne demeye öyle diyorsun, o şekilde konuşuyorsun? Çünkü senin amacın Mehdiyet’i kilitlemek. Oradan olmazsa oradan kilitleyecek. Apar topar Mahmut Hocamız’ı, mübareği, oradan buradan adamları topladı, müceddid ilan ettirdi. Baktı olacak gibi değil, Mehdiyet hakikaten ilerliyor, bari bir müceddid ilan edeyim de durdursun. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın yerine bir müceddid ilan edecek, dolayısıyla da Mehdiyet durmuş olacak. Çeşitli ülkelerden insanları topladı otelde; genç çocuklar, oradan buradan hocalar, insanlar, bir kısmı yaşlı; “atın şuraya imzayı” dedi. Hepsi dediler ki; “bu asrın müceddidi, müçtehidi Mahmut Hocamız’dır” dediler. Onu da süslü, güzel bir şeye raptetmiş, götürdü Mahmut Hocamız’a verdi. Mübareğin böyle bir talebi de yok, isteği de yok, ona da sürpriz yani. Çünkü kontrol edemiyor ki adamı. Ne istiyorsa yapıyor, kafasına ne eserse onu yapıyor. 29 Ekim öncesiydi herhalde, bir toplantı yapmaya kalkmıştı, biliyor musun?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Aslında tam 29 Ekim’e rast getirtecekti, 200-300 bin kişi toplayıp. Sonra erken yakalandığı için lafı değiştirdi, tamamen değiştirtti. Benim öyle bir niyetim yok, dedi. 200-300 bin kişiyi toplayacaktın orada. Sarıklı, çarşaflı insanları getirecektin; en ön planda da bu, muazzam sloganlar eşliğinde Mahmut Hocamız’a o müceddidlik belgesini sunacaktın. Senin derdin Mahmut Hoca değil. Mahmut Hoca’nın asrın müceddidi olmadığını o biliyor. Kendini ön plana çıkaracak. Yani her şeyi organize eden o olmuş oluyor, her şeyi yapan o olmuş oluyor. Dolayısıyla onun mümkün olmadığını kendisi de bildiği için o, ona söylenmiş olacak. 2 Nisan’da da şeyhlik almak için Mahmut Hocamız’ı umreye götürüyormuş. Kendisini şeyh ilan ettirecekmiş orada da. Kıvranıyor yani, bir oradan, bir buradan bir şeyler yapmak istiyor. Allah her yönden yolunu kapatıyor. Dolayısıyla Mahmut Hocamız’ın öyle bir talebi yok, talebi de olmadı. Yaptığı tamamen bir dayatmadır. Sırf Mehdiyet’i durdurmak için kendince çocuksu bir atak yaptı. Önce ne yapacağını şaşırdı. Biz dedik ki; “her yüzyılda bir müceddid geliyor, hadis var. Peki, buna ne diyeceksin?” dedik. Her yönden köşeye sıkıştırdık bunu. Son olarak da bunu söyledim ben ona, dedim ki; “her yüzyılda bir müceddid geliyor, bu konuda ne diyeceksin?” dedim. Baktı olacak gibi değil, “o zaman Mahmut Hoca’yı bari müceddid ilan edeyim” dedi. 32 yıl sonra, kafasına dank etti, ben onu delil olarak söyleyince. “O zaman bu asrın müceddidi Mahmut Hoca’dır” dedi. “Bak, ilan ediyorum, imzaları da toplattım, buyurun cevabını veriyorum şu an” dedi. Ama 32 yıl sonra. Hani müceddidin yüzyılın başında ilan edilmesi gerekiyordu? Sen 32 yıl sonra ilan ettin. Bağıra bağıra da anlatıyorsun Flash TV’de. Mahmut Hoca benim canım. Ben çok seviyorum, benim için hem müceddittir, hem müçtehittir. Ama benim dememle olmuyor ki. “Ben yaptım, oldu” ile olmaz ki bu iş. 100 kişiden, 200 kişiden imza toplamakla olmaz ki. Binlerce insan aynı tarzda binlerce belge toplayabilecek durumda şu an İslam aleminde. Mısır’a gitse bir insan, Mısır’ın bir bölgesinde bile 200 tane alimi, hocayı bir araya getirip, imzalar; “asrın müceddidir benim Hocam” der. Fas’ta insanlar toplanır, 200-300 hocayı toplarsın, imzalatırsın “bu asrın müceddidi benim” der. Ama geçerli olmaz. Yani benim kabul etmemle, senin kabul etmenle olmuyor ki. Bütün İslam aleminin kabul etmesi lazım. Mahmut Hocamız’ı, İskender Paşa cemaati kabul ediyor mu müceddid? Etmez. Nur Talebeleri kabul ediyor mu? Etmez. Muhammed Raşid Erol’un talebeleri, yani Menzil Cemaati kabul ediyor mu? Etmez, etmiyorlar da. Süleymanlı kardeşlerimiz kabul ediyorlar mı müceddid? Etmiyorlar. Sırf Türkiye’de hiçbir cemaat kabul etmiyor. İslam aleminde; onların konudan haberleri bile yok daha. Nasıl asrın müceddidi oluyor? Ama ben kabul ediyorum. Bana göre müceddiddir, büyük bir alimdir. Benim canım Hocam’dır, ben ayağına kapanırım. Son derece hürmet duyarım. Ama benim dememle, senin demenle olmaz bu. Bütün İslam aleminin kabul etmesi lazım. Hz. Mehdi (a.s)’ı bütün İslam alemi kabul ediyor ve edecektir. “Çıktığında bana söylemesi lazımdı Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Sana niye söylesin? Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliği gizli olmasıdır. Kendisi dahi kendisini bilmez Hz. Mehdi (a.s)’ın. Bediüzzaman söylüyor. Bediüzzaman’ı da kabul ediyor mu, etmiyor mu, bilmiyoruz. Gidiyor, Nur talebelerinin yanında “kabul ediyorum” diyor. Televizyona çıkıyor, Fatih Altaylı’nın yanında; “Otuz konuda Ehl-i Sünnet’e uymadığını tespit ettik” diyor. Yani o konuda da kafası bulanık. Ne dediğinden haberi yok. Ama Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hadislerinde de Hz. Mehdi (a.s) başlangıçta bilinmiyor. Hatta diyor; “Hz. Yusuf (a.s) gibidir. İnsanlar onu tanımaz ama o insanları tanır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Ama Cübbeli için hadisin önemi yok. Varsa yoksa onun kafası, kendi mantığı. Bediüzzaman, “ancak nur-u imanın dikkatiyle belki o şahs-ı ahir zaman tanınabilir” diyor. İmanın nuruyla. Peki, imanın nuruyla tanınır ne demek? Allah kalbine keşfen sunar anlamına geliyor bu, değil mi? Mehmet Talu Hocam ne dedi? “Ben imanın nuruyla, kalben, keşfen Hz. Mehdi (a.s)’ı anladım. Geldiğine kaniyim” dedi. Sen misin onu diyen. Onun taifesi, onun destekçileri var, onun şakşakçıları var; internetten, oradan, buradan veryansın ediyorlar. Günlerden beri akıl almaz sözler ediyorlar Mehmet Talu Hocam’a. O dünya iyisi, tertemiz, mübarek insana demediklerini bırakmadılar. Sırf “Hz. Mehdi (a.s)’ı hissettim” demesinden dolayı, o kadar, suçu bu. Yeri-göğü birbirine kattılar. Yahu kardeşim, bu ne büyük anti- Mehdi harekettir, bu ne Hz. Mehdi (a.s) karşıtlığıdır, bu ne paniktir? Flash TV’de 35 dakika bağıra bağıra konuştu, panik halde. Niye bu kadar dehşete kapılıyorsun koçum? Sakin ol, bir şey yok, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Mahmut Efendi Hazretleri de sizi çok sever Hocam. Ona ben şahit oldum, oradaki bütün camia da şahit; siz yanında daha çok kalasınız diye ikinci kahveyi size ikramda buyurmuştu. Muhabbeti daha çok etmek için.
ADNAN OKTAR:Müslümanlar birbirlerini sever zaten. Onda acayip bir şey yok, tabii ki seveceğiz. Biz de Hocamızı seviyoruz, Hocamız da bizi seviyor. Çok efendi, nezih bir insan. Ama onun hastalığından, onun güçsüzlüğünden Cübbeli istifade ediyor şu an. Müthiş bir baskı kurulmuş durumda Hocamız’ın üstüne. O da nezaketli, utangaç bir insan, saygılı bir insan, bir şey de diyemiyor. Hep oldu bittiye getiren, hep emri vakiyle hareket eden bir tavrı var. Ama diğer hocaefendiler çok mübarek, muhterem insanlar. Ben onların hepsinin ellerinden öpüyorum; çok değerli insanlar, yani Mahmut Hocamız’ın diğer talebeleri.
ALTUĞ BERKER:Bir hadis okuyabilir miyim Hocam?“Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık (a.s)’dan duydum ki: "Hakkı gasp olunan ve inkar olunan mazlum imamınız ve bu (gaybetin) sahibi Hz. Mehdi (a.s) onların arasında dolaşır, pazarlarında gezer, onların bastığı yerlerden geçer. Ama onlar onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı) tanımazlar, ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s)’a verdiği gibi ona izin verir.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 189)
ADNAN OKTAR:Bir kere “Hz. Mehdi (a.s) Mehdilik’i kabul etmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Cübbeli de diyor ki; “hicri 1400’de çıksın, bağıra bağıra söylesin ‘ben Hz. Mehdi (a.s)’ım’ diye” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) “kabul etmez” diyor, sen ne diyorsun. Peygamberimiz (s.a.v)’in sözü esastır, senin sözün esas değil. Senin gayen Mehdiyet’i açmaza sokmak için onu söylüyorsun. Çünkü birisi çıkıp “ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” diye söylemez. Mehdi (a.s) der mi “ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” diye? Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi var, demeyeceği belli. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadiste belirttiği bir hususu, Hz. Mehdi (a.s)’ın haşa kabul etmemesi mümkün değil. Dolayısıyla Mehdilik iddiasında bulunması da imkansız. İmkansız olan bir şeyi talep edip, Mehdiyet’i kilitlemeye çalışıyor. Ama kaç noktadan kilitlemeye çalıştı, her noktadan kırdık.
Fransa’dan kardeşimiz diyor ki: “Eğer şu an Türk-İslam Birliği kurulmuş olsaydı, bu birlik son zamanlarda farklı Arap ülkelerinde meydana gelen gösterileri ve isyanları durdurmak için, ne yapardı?” Zaten gösteri, yürüyüş olmazdı ki. Öyle bir olay olmazdı. Mesela şimdi, en ufak bir örnek verelim; biz burada mutlu, gayet rahat yaşıyoruz. İnsanlar beni ağabey olarak gördükleri için sözümü dinliyorlar. Bir şey olduğunda, mesela şunu getir dediğimde getiriyorlar. Kargaşa yok. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in zamanında nasılsa, Hz. Mehdi (a.s) zamanında da aynı o şekildedir. Biz onun talebesi olarak ona tabi olacağız. Ben mesela Libya’da olsam, Hz. Mehdi (a.s); “bu kargaşanın hemen durması lazım” derse, ne yaparım? Ben gider evde otururum. İtaat ederim, değil mi? “Sarılın birbirinize, kardeşsiniz” derse, gider sarılırız birbirimize. Bu kadar. Hz. Mehdi (a.s)’ın yapacağı budur. Hz. Mehdi (a.s) sevgi öğretmenidir. Aşkın, tutkunun, kardeşliğin öğretmenidir. İnsanlardaki eksik olan nokta sevgisizliktir, güvensizliktir. Birbirlerine güvenmiyorlar, sevgileri de yok. Dünyadaki bütün çöküntünün ana nedeni budur. Sokağa çıktığında insanlar birbirlerine güveniyor mu? Gidin Fransa’ya, gidin İngiltere’ye, gidin Almanya’ya, gidin Libya’ya, nereye giderseniz gidin herkes korku içinde yaşıyor, çekiniyorlar. Korku olduğu için de sevgi de yok. Kimse kimseye selam vermiyor. Adam selam verse, acaba ne kötülük yapacak, bir oyun mu oynayacak, bir şey mi yapacak diye çekiniyor. Mesela, “Selamun Aleykum, nasılsınız?” diyor. “İyiyim, teşekkür ederim.” “Ne alaka ya selam verdi” diyor, “acaba bir kötülük mü yapacak” diyor. Böyle bir ortamdayız. Bir tek Türkiye güzel ahlakta ileridir. İslam’ı güzel yaşıyor şu an. Mehdiyet vesilesiyle, inşaAllah. Allah vesile ediyor.
ALTUĞ BERKER:“Zalim meliklerden sonra Hz. Mehdi (a.s) zuhur eder” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet, şu an zalim melikler teker teker gidiyorlar, onu görüyoruz. Birer, ikişer, üçer, dörder gidiyorlar.
ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleriyle ilgili; “Hz. Mehdi (a.s) talebeleri kaderde tespit edilmiş talebelerdir. Yoksa insanlar Hz. Mehdi (a.s)'ın yanına yanaşmak istemezler. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)'da ledün ilmi olduğu için, Hz. Hızır (a.s) tecellileri olduğu için insanları kaçırtır ve ürkütür. Evliliğiyle çatışır, işiyle çatışır, okulu ile çatışır, Facebook’u ile çatışır, sokaktaki keyfiyle çatışır, menfaatlerinin hemen hemen tamamıyla çatışır Hz. Mehdi (a.s). O yüzden ne yapar? Nefsini tercih eder insanlar. Ancak Allah’ın emrettiği kullar ona tabi olur. Kendini bağlanmış hisseder. Allah’ın hikmeti o. İstediğin kadar konuş, gitmez. Hz. Mehdi (a.s)’ı istediğin kadar kötüle, gitmez. İstediğin kadar Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak de; mesela 570 yıl sonra de, 1000 yıl sonra de, şahs-ı manevidir de, ne dersen de, gitmez. İllaki sadık kalır” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Dün bir Nur talebesi kardeşimiz geldi. “Hocam, ben Nur talebesiyim. Hocam, bizim şevkimizi o kadar kırdılar ki, bizi o kadar ürkekliğe, meyusiyete ittiler ki artık bunalıma girdim. Allah razı olsun sizden. Sizi tanıdım çok iyi oldu” dedi. “Hz. Mehdi (a.s) konusunu açıyorum; kapatıyorlar, örtbas ediyorlar. Hiç alakasız tevillerle, alenen yalan söyleyerek kapatıyorlar diyor. Hz. İsa (a.s)’ın konusunu açıyorum; alelen, açıkça tevillerle kapatıyorlar diyor. Doğru söylemedikleri belli diyor. “Sürekli gerçeklerden kaçıyorlar. Korkak, ürkek ve çekingen bir tavırları var” diyor. Tabii belirli bir grubun, belirli bir dershanesindeki belirli kişileri kastediyor, hepsini değil. Nur talebelerinin yüzde 99’u mükemmeldir. “Allah’a dua ettim. Allah sizlerle karşılaştırdı, çok iyi oldu. Dürüstçe söylüyorsunuz Hz. Mehdi (a.s)’ın da geleceğini, Hz. İsa (a.s)’ın da geleceğini; Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini, Hz. İsa (a.s)’ın alametlerini açıkça, dürüstçe söylüyorsunuz” diyor. “Hiçbir konuda çekinceniz yok. Hepsini gürül gürül, Risale-i Nur’dan da tam olduğu gibi anlatıyorsunuz. Ne kelime ilave ediyorsunuz, ne çıkartma yapıyorsunuz. Hadisleri de olduğu gibi aktarıyorsunuz. Mükemmel anlatıyorsunuz. İnsanın da tam kanaati geliyor. Çünkü bilimsel olarak da ispat ediyorsunuz” diyor. “Mesela, Ay ve Güneş tutulması oldu deyince ispat ediyorsunuz. Kabe baskını, ispat ediyorsunuz. Ne diyorsanız ispat ediyorsunuz” diyor. “O yüzden müthiş yakinim arttı, heyecanım arttı. Kendime geldim, Allah razı olsun sizden” dedi. Dün gece iki buçuk, üç gibi falan.
“A9 TV Mersin Erdemli bölgesinde çok net, maşaAllah” diyor. Diğer illerden de kardeşlerimiz tek tek yazmışlar. Her yerde çok netmiş, maşaAllah. Bayağı güzel. Ama kardeşlerimiz dediğim gibi akrabalarına, dostlarına mutlaka uydu yayın aldırsınlar. Yani o teşkilatı kurdursunlar, ayarını da yapsınlar. Mutlaka bizi izlemelerini sağlasınlar. Çünkü her akşam veyahut her gün konuşacağız. Sohbet edeceğiz, inşaAllah.
Şimdi o sevimli yine başlar yarın. Hayır, şakacılığı falan çok hoşuma gidiyor fakat mutlaka dinden, imandan, İslam’dan bahsetmesi lazım. Dedesi Elmalılı Hamdi, çok ünlü büyük bir alim, değil mi? Dedene benze, değil mi? Dedesine benzemesi çok çok güzel olur, çok asil bir hareket olur. Her gün şamata, şen gül olmaz, değil mi? Kakara kikiri dünya öyle geçmez, öyle şey olmaz. Bir gün ölüm gelecek. Ona da, oradaki gençlere de ölüm gelecek, hepimize ölüm gelecek. Samimi düşünüp... Zeki insan, Allah’ın varlığının farkındadır, biliyordur. Dedesi nasıl kendisini Allah’a adadıysa onun da kendisini Allah’a adaması ve faydalı olması lazım. Neşesi, daha da neşeli olsun. Daha hoş sohbet olsun, daha konuşkan olsun. Çok da güzel olur. Ama onun içerisinde mutlaka, Allah sevgisini, Allah korkusunu, coşkuyu, sevgiyi işlemesi lazım. Genç kızları sürekli mahcup etmek değil, onları sürekli onore etmek çok güzeldir. Onlara şefkatle davranmak çok güzeldir, güzel yönlerini belirtmek çok güzeldir. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Mahcup olduğunda, gerçi o an güler ama içinde bir öfke olur. Çünkü biraz alaycılığı andıran bir espri anlayışı olduğu için o, ruhlarda tahribat meydana getirir. Mesela bir genç kız o şekilde refüze edilirse, mahcup edilirse o onu unutmaz. Kalbinde derin bir yara olarak kalır. Yıllarca aklında kalır. Ben orada gülenlerin de gerçekten güldüğüne inanmıyorum. Yani tedirgin, gerilimli hatta dehşet içinde izliyorlar o tip programlarda. Adeta arenanın ortasına bir insanı atıyorlar, sonra aslanları getirip onları parçalatmak gibi. Onlar da arenadan seyrediyor gibi oluyor bir anlamda; olmaz. Bir genç kızı veyahut bir delikanlıyı oraya getirip mahcup etmek, tedirgin etmek, onu insanların içerisinde garip bir konuma sokmak, insanları ona güldürmek pek yakışık almıyor, biraz garip olur. Şaka olur, neşe olur ama onore edici bir şaka olması lazım, gönül alıcı olması lazım, güzel şakalar olması lazım, güzel hatırası olması lazım. Okan Bayülgen’i de mahcup ediyorlar. O da bizi tedirgin ediyor. Ben birkaç defa gördüm, bir genç kız onu bozdu. Okan Bayülgen konuşuyordu, kız sürpriz bir hareket yaptı, onu acayip mahcup etti. Ben seyrederken utandım. Ben yapamam bunu bir insana, kötülük de yapmış olsa yapamam. Ama kız yaptı onu, kerata nasıl yaptıysa. Mahcup etti çocuğu orada. Mesela o da acı bir şey, o da güzel değil. Onun da onları mahcup etmesi güzel değil. Ne güzel gençler toplanmış, oturmuşsunuz; güzel, müzik dinliyorsunuz, dinle. Hoş şakalar yap, güzel sözler et, onore edici ol. Onore etmek çok güzel olur. Gönül alıcı bir üslup kullan. Allah’tan bahset. Allah’a şükrettir insanları; “ne güzel bak toplandık, Allah’a şükredelim” de. Bir kelime, değil mi? İçi açılır çocukların. Öbür türlü çok gerilimli oluyor. Çok tedirgin seyrediyorlar. Seyredenler de tedirgin. Hiç kimse o konumda olmak istemez o anda. Bir arena gibi oluyor. Gerilimli bir ortam oluyor. Ben Okan’a da bir şey söyleyecekler diye çekiniyorum çocuğa. Birisi kaldırıp münasebetsiz bir söz söyler. Canlı yayın, değil mi o? Çok tedirgin edici. Mesela bir densizlik yapar, laf ortada kalır, çok acayip bir şey olur. Hakikaten tedirgin oluyorum. Onu mahcup etmelerinden de çekiniyorum. “İnsanoğlunun dilinin kemiği yok” derler. Ne reaksiyon göstereceğini tahmin edemezsin ki. Bilmediğimiz, tanımadığımız insanlar, değil mi? Kaldırır bir laf söyler, acayip bir şey olur. Ama sevecen bir ortam, sevgi ortamında böyle bir şey olmaz. Olsa da zaten, ayıp yapmış olur yapan. Kimse de onu takdir etmez. Ama mesela onu mahcup ettiklerinde, Okan’ı mahcup ettiklerinde adamlar; “helal olsun, bak o da onun ağzının payını verdi” diyor. Şimdi bu olmuyor ki. Bu ızdırap verici bir ortam, bu mutluluk verici bir şey değil. Oradaki gülmelerin hiç biri gerçek gülme değil; acı gülmesi onlar, gerilim gülmesi. Çocukların hepsinin üzerinde gerilim hissediliyor. Çok elektrikli bir ortam oluyor. Herkes orada teyakkuz halinde, kendi de teyakkuz halinde, değil mi? Kaldırıp bir laf söyleyecek, bir şey olacak gibisinden. Ama ben insan olarak çok takdir ediyorum. Çok sevgi duyuyorum, şefkat duyuyorum. Şakası da hoşuma gitti. Bir film hazırlamış beni taklit ediyor, bunlar hoş. Ama mesela orada ‘inşaAllah’ı, ‘maşaAllah’ı şakanın içine koyması olmaz. Çünkü dinle şaka olmaz. ‘İnşaAllah’ ve ‘maşaAllah’ adım adım İttihad-ı İslam’ın şifresidir. O kelimelerin içerisinde bile şifre var ve ahir zamanı veriyor tarihleri. İslam ahlakının dünya hakimiyetini veriyor tarihleri. ‘İnşaAllah’ın da, ‘maşaAllah’ın da, her ikisinin de tarihleri hem Hz. İsa (a.s)’ın hem de Hz. Mehdi (a.s)’ın devirlerini veriyor. Her ikisi de ayrı ayrı hem Hz. Mehdi (a.s)’ın hem Hz. İsa (a.s)’ın devrini veriyor. ‘İnşaAllah’ı ve ‘maşaAllah’ı her söylediğimizde İttihad-ı İslam’a bir adım daha yaklaşıyoruz. Dedesi sürekli ‘inşaAllah’ı, ‘maşaAllah’ı konuşan bir insan ve tefsirinde ‘inşaAllah’ın ve ‘maşaAllah’ın hikmetini uzun uzun anlatmış bir insandır. Dedesinin tefsirinden bunu okuyup, orada anlatması lazım gençlere. Ama onun dışındaki şakalar güzel, hoş olur. Ama dinle şaka olmaz. İmani konularla şaka olmaz. Bazı çeşitli tipler var, çıkıyorlar; mesela Cübbeli Ahmet falan da yapıyor bunu, bu çok yanlıştır. Dinle insanlar güldürülmez, inşaAllah. Yani dini konular huşuyla, derinlikle, sevgiyle dinlenir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Bediüzzaman Hazretleri, siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah, ahir zamanın büyük Mehdisi’nden önce gelen Mehdilerin, o zatın birer emsali, numunesi olduğunu söylüyor. Şu şekilde: “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, her bir asırda kuvve-i maneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı manevi rabtetmek için, Hz. Mehdi (a.s)’ı haber vermiş. Âhirzamanda gelen Hz. Mehdi (a.s) gibi, herbir asır Âl-i Beytten bir nevi Mehdi, belki Mehdîler bulmuş. Hattâ Âl-i Beytten ma’dud olan Abbasiye Hulefasından, Büyük Hz. Mehdi (a.s)’ın çok evsafına câmi’ bir Mehdi bulmuş.İşte, Büyük Hz. Mehdi (a.s)’dan evvel gelen emsalleri, nümuneleri olan Hulefâ-yı Mehdîyyîn ve Aktâb-ı Mehdiyyin evsafları, asıl Mehdi’nin evsafına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüş” diyor Bediüzzaman Hazretleri.
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin bu konudan da haberi yok. Çok dar; ufku da dar, kültürü de dar. Hadis ezberi var, Kuran ezberi var. Hem genel kültürü yok hem de hadisleri yorumlamayı, hadislerdeki mantığı hiç bilmiyor, dümdüz. Yani yorumlama diye, anlama diye; hadisi hadisle çözmek, ayeti ayetle açıklamak; bunlar çok nadir görülüyor Cübbeli’de. Mesela bak bu hadisi anlaması yok adamın, anlayamamış. Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler.Orada bak diyor ki Peygamberimiz (s.a.v); “semadan bir münadi: "emriniz filandır. İşte bu yeryüzünü adaletle dolduracak olan Mehdi'dir"diye nida eder.” “Semadan bir münadi,” melek demiyor; münadi, bir ses, nida eden radyo, televizyon her şey. Nida eden ses ne demektir? Ses, herhangi bir ses. Burada melek demiyor ki, “bir münadi.” “Semadan,” yani radyodan ve televizyonlardan. Şu an nasıl insanlar radyolardan, televizyonlardan duyuyor, aynısı. “"Emriniz filandır. İşte bu yeryüzünü adaletle dolduracak olan Hz. Mehdi (a.s)'dır"diye nida eder.” Demek ki bir mürşid, büyük bir insan Hz. Mehdi (a.s)’ı açıklayacak yahut ima edecek, falanca kişidir diye. Hadisin anlattığı bu. Çünkü açıkça söyleyemeyeceğine göre bir usturubuyla ima edecek, bildirecek veyahut alenen söyleyecek, bilmiyorum. “Çok yaygın ve engellenmesi mümkün görülmeyen bir fitne çıkacak.” Tüm İslam aleminde fitne var mı şu an? Görülüyor, değil mi? İlk defa oluyor, bütün İslam aleminde. Sona ermesi de mümkün görülmüyor şu an, bir kısım insanlar tarafından. “Bu fitne semadan üç kez ‘emir Hz. Mehdi (a.s)'dır, gerçek odur’ şeklindeki nidaya kadar sürecektir.” Bak, bir nida, ses, münadi; sesi ortaya koyana nedir münadi, nida. Neymiş? “Bu fitne semadan üç kez "emir Hz. Mehdi (a.s)'dır, gerçek odur"şeklindeki nidaya kadar sürecektir.” Yani “gökten; radyodan, televizyonlardan, internetten Hz. Mehdi (a.s) hakkında açıklama yapılacaktır” diyor. Cübbeli de; “gökyüzünde melekler olacak, herkese kendi lisanından,” mesela Beyazıt’ta Alman turistler varsa, onlara Almanca, Fransız turistler varsa onlara Fransızca, İtalyanca bilene İtalyanca, “gökten melekler bağıracak ve insanlar da melekleri görecekler” diyor. Bunun olmayacağını biliyor Cübbeli. Kendisi söylüyor, çünkü aklın ihtiyarını alır. “İmanın sınanması, imtihanın anlamı kalmaz” diyor. Dolayısıyla “melek görünmez” diyor, kendi konuşmasında. Öbüründe de ne diyor Mehdi konusunu açmaza sokmak için; “bütün gökyüzü meleklerle dolacak, bütün melekler Hz Mehdi (a.s)’ı işaret edecekler; "bu Hz. Mehdi (a.s)’dır"diye” diyor. Hz. Mehdi (a.s) da “ben Hz. Mehdi (a.s) değilim” diyecek. Bütün melekler “Hz. Mehdi (a.s)’sın” derlerse, nasıl “ben Hz. Mehdi (a.s) değilim” desin? Cübbeli’nin bir açmaz politikası var. Kendince, kendisini uyanık zannediyor. Tabii Allah aklına dolandırıyor, ayrı mesele. Bak, diyor ki; “Semadan arz ehline (dünya ehline) şamil olan bir ses ki,” bütün dünyaya, şamil olan bütün dünyaya yönelen bir ses ki, “herkes onu kendi lisanı ile işitir.” Yani anında tercüme edilecek. Mesela şu an bizim konuşmalarımız Fransızca, İngilizce ve Rusça tercüme ediliyor. Herkes kendi lisanıyla duyuyor mu şu an? Duyuyor. Ne diyor? “Semadan.” Radyo dalgaları, televizyon dalgaları nereden geliyor? Semadan, havadan geliyor, değil mi? “Arz ehline (dünya ehline).” Uydudan bütün dünyaya yayılıyor şu an. Arz, dünya demektir. “Arz ehline şamil olan bir ses ki herkes onu kendi lisanı ile işitir.” Tercüme edilecek, bu anlama gelir. Ama Cübbeli ne diyor? “Melekler gelecek. Tahran’a, Konya’ya, İzmir’e, her yere gelecekler. Bütün gökyüzü, dünya meleklerle dolacak, hepsi Hz. Mehdi (a.s)’ı işaret edecekler” diyor. Yani bu da nasıl olacak, onu da anlamıyorum. Hz. Mehdi (a.s) farz edelim Kadıköy’de olduğunu düşünelim, gökyüzü meleklerle dolu. Beyazıt’ta adamlar var. Mesela Ruslar var, onlara Rusça söyleyecek melekler. Adamlar nereden görecek Hz. Mehdi (a.s)’ı? Kadıköy’de o. Yani Cübbeli öyle bir şey konuşuyor ki pratik olarak olması imkansız. Hiçbir Peygamber döneminde olmamış ve hadislerle de tamamen çelişen şeyler söylüyor. Amacı Mehdiyet’i kilitlemek ve açmaza sokmak. Daha da olmazsa “570 sene sonra gelecek” diyor. Yani mutlaka bir durdurma amacında tam bir panik havasında. Flash TV’de bunu ayarlamışlar ayarlayanlar. Oradan kendince, aklına gelen ne varsa söylüyor. Bizim böyle cevap vereceğimizi tahmin etmemiş demek ki.
Bir Hanım kardeşimiz; “Selamun Aleykum baharım, canım Hocam. Siz Hz. Hızır (a.s) tiynetlisiniz. Sizi çözmek çok zor, Hz. Hızır (a.s)’a benziyorsunuz. Ama çözdükçe tatlanıyor” diyor. Genellikle iltifatlar etmiş. Bir de bazı konuların batıni yönünü açıklamam hoşuna gitmiş, inşaAllah. Almanya’dan mükemmel alıyorlarmış; iyi, çok güzel. Habibe Hanım, o da sevgisini iletmiş, maşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’dan itibaren A9 TV, ASU TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bir de yüzlerce internet sitesinden de ayrıca yayınlanıyor yayınlarımız, biliyorsunuz. Şu an toplam yaklaşık 35 milyondu izleyenlerimiz. Yarın yeniden bir tespit yaptıracağım bakalım, inşaAllah.
Taha Suresi, 92; şeytandan Allah’a sığınırım; “(Musa da gelince:) "Ey Harun!"”Kardeşine. “"Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi? Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?"Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma."”Hz. Harun (a.s)’ın sakallı olduğunu ve saçının da uzun olduğunu anlıyoruz. Çünkü tutulacak kadar bir saçı var, inşaAllah. Kuran onu özellikle belirtmiş. Çünkü özel bir detay veriliyor. “Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin, "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin"demenden endişe edip korktum.”Demek ki İsrailoğulları arasında da ayrılık Hz. Mehdi (a.s) devrinde kaldırılacak. Kuran buna işaret ediyor, inşaAllah. İsrailoğulları da bir kurtuluşa erecekler, inşaAllah. Muhammedi ruhu, Muhammedi terbiyeyi tam almış olacaklar, Allah’ın izniyle. Ve Hz. Musa (a.s)’a daha sıkı sarılmış olacaklar. Tevrat’ın da özüne, hakikatine, gerçeğine tam sarılmış olacaklar. Çünkü Kuran’a tam sarılmaları demek, Tevrat’a tam sarılmaları demektir. Hristiyanlar için de; Kuran’a tam sarılan bir Hristiyan, İncil’e tam sarılmış demektir.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...