SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Asu TV, Ankara Bey Pazarı Seyelan TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Kaddafi ile ilgili bir haberle başlamak istiyorum uygun görürseniz Hocam. Libya’ya yapılan ulusal askeri harekat bugün ikinci gününde, ancak Kaddafi geri adım atmamakta direniyor. Şimdi de bir milyon kişiye silah dağıttığını güya açıklamış. Ayrıca İngiltere Savunma Bakanlığı, Kaddafi’yi öldürmek amacıyla düzenlenecek bir saldırı ya da suikast girişiminin meşru olacağını, çünkü Kaddafi’nin ordunun baş komutanı olarak askeri hedefler arasında olduğunu açıklamış.
ADNAN OKTAR:Ben adama söyledim; “bak bunu asarlar” dedim, “çok akılsızlık yapıyor” dedim. “Türkiye’nin manevi himayesini kabul etsin, Türkiye müdahil olsun, netice tatlıya bağlansın” dedim, “gelsin Türkiye’ye” dedik. O karman çorman saçıyla, işte kadayıftan kastımız o yani, karman çorman kafasıyla, karman çorman fikirleriyle rezalet çıkardı ve Müslümanlar’ın da başını belaya soktu. Böyle tipleri hakikaten öldürüyorlar, atıyorlar bir kenara. Sonra da diyor ki; “ben şehit olacağım” diyor. Nasıl şehit olacaksa… Halbuki şehit olmanın şartları vardır. Bir kere inancının doğru olması lazım, itikadının doğru olması lazım. Hayatının doğru olması gerekiyor. Dolayısıyla çok anormal bir hareket yapmış oldu. Müslümanları da mağdur hale getirdi. Fakat tabii her şeyde bir hayır vardır. Her şeyi yaratan Allah. Mutlaka bir hikmetle, hayırla oluyor. Yani İslam ülkelerindeki olaylar, o olay, diğer olaylar, hepsi hayırla olur. Hiçbir şey öyle hikmetsiz olmaz. Mutlaka Müslümanların hayrınadır. Her olay Müslümanların hayrınadır.
Bak Emre Bukağılı nasıl bir kitap yazmış, gördün mü sen?
ALTUĞ BERKER:Şimdi görüyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Al da göster.
ALTUĞ BERKER: “Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor (Cübbeli’nin, Hz. Mehdi (a.s.) Konusundaki İddialarına Cevaplar)”, Emre Bukağılı yazar.
ADNAN OKTAR: Bayağı kapsamlı bir eser. Cübbeli’nin bütün Hz. Mehdi (a.s.) konusundaki açıklamaları var içinde ve onu şerh eden, açıklayan arkadaşın da izahları, anlatımı var. Güzel olmuş, beğendim. Tavsiyeye şayan, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu nedir? Bu Taraf Gazetesi’ni bir oku bakalım. Ben böyle şeylerden o kadar anlamam.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: En başından bir oku.
ALTUĞ BERKER: “WikiLeaks Türkiye Belgeleri. Amerika’nın Ankara Büyükelçisi, AK Parti’nin 2002’deki seçim zaferinin ardından Washington’a, ‘Türkiye’nin Derin Devleti’ başlıklı bir rapor yazdı. 1997 post modern darbesine yardım eden Batı Çalışma Grubu yine devrede. Rapordan, derin devlet yargı mensuplarına görüş aktarmak isteyince telefona başvurmuş ama kelamını daha ziyade Milli Güvenlik Kurulu ya da iktidar güçleriyle özel ilişkileri bilinen kıdemli gazeteciler aracılığıyla neşredermiş.”
ADNAN OKTAR: Onlara kim diyor, WikiLeaks belgelerinin kimler olduğunu söylüyor?
ALTUĞ BERKER:Burada, Hürriyet’te; Fatih Altaylı ismi geçiyor.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı ismi geçiyor.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR: Nedir WikiLeaks belgelerindeki iddia?
ALTUĞ BERKER:“Derin devlet yargı mensuplarına görüş aktarmak isteyince” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, ne oluyormuş?
ALTUĞ BERKER:Bu kişiyi kullanıyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Wikileaks belgelerine göre öyleymiş.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Taraf Gazetesi bunu bu şekilde yazmış.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor? “Derin devlet.” Biz; “komünist derin devlet” diyorduk. “Yargı mensuplarına görüş aktarmak isteyince telefona başvurmuş ama kelamını daha ziyade” kıdemli gazetecilerden bahsediyor. O kıdemli gazeteciler içerisinde de Fatih Altaylı’dan bahsediyor, öyle mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nedir bu? Taraf Gazetesi’nin 21 Mart 2011 Pazartesi sayısında. İlginç, araştırılması gerekir. Fatih Altaylı yaklaşık on iki seneden beri, benimle de, Bilim Araştırma Vakfı ile de uğraşır. Beraat ettiğimiz halde müdahil oluyor. Beraat ettiğimiz halde. Kanunen normalde müdahil olamıyor. Ama beraat ettiğimiz halde müdahil oluyor. Vardır bir bildikleri, bir hayır vardır yani inşaAllah. Biz kanunlara saygılıyız, mahkeme kararlarına da saygılıyız inşaAllah. Bizim mahkememizle ilgili olarak da İstanbul Adliyesi’ne gelip hakimlerle görüşürdü o zamanlar, hatırlıyoruz. Görüşür tabii, vatandaş olarak görüşmek hakkıdır inşaAllah. Neler var başka?
ALTUĞ BERKER:Amerika’nın, Afganistan’daki Amerika askerlerine, Afganistan’da öldürülen ve işkence gören savunmasız sivillere çektirdikleri fotoğraflar, Alman Der Spiegel dergisinde yayınlanmış. NATO’nun Kabil’de bulunan uluslararası güvenlik destek gücü yetkilileri, fotoğrafların Irak’taki Ebu Garip Hapishanesi’nde yaşananların bir benzerini ortaya çıkardığını söylemişler. Fotoğraflar, Afganistan’ın Kandahar eyaletinde görev yapan Tank birimine ait askerler tarafından yapılan işkenceleri gösteriyormuş. Uygun görürseniz fotoğrafları da gösterebilirim.
ADNAN OKTAR: Evet görelim.Bak gülerek resim çektiriyor. Cübbeli kafasındakiler de ısrarla Türk-İslam Birliği’nin olmasını istemiyorlar ve onu da kutsal bir şey olarak gösteriyor Cübbeli. Yani Türk-İslam Birliği’ni isteyenleri de anormal gibi gösteriyor. Baksana, Mehmet Talu Hoca’ya da “ruh hastası” diyor. Yani Hac’dayken bir rüyasını anlatıyor Mahmut Hocamız’a, diyor ki; “böyle bir rüya gördüm.” Mahmut Hocamız da diyor ki; “inşaAllah hayra alamettir” diyor, “inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’ı görürüz” mealinde bir şey söylüyor Mahmut Hocamız. “Zuhuru yakındır, inşaAllah” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın” Mahmut Hocamız diyor. Bunu aktardı diye, ruh hastası ilan etti. Lale Gül FM’deki yazılarını çıkarttırmış, konuşmalarını çıkartırmış. Böyle ilginç bir adam… Şimdi de Mahmut Hocamız’dan halifelik almak için Hac’da bir hazırlığı varmış. İlk defa, bu tarz bir adam Nakşibendi Şeyhi olacak ve halife olacak, yani onlara, o arkadaşlara, bir kısım arkadaşlara; artık kaç kişi, üç kişi, beş kişi mi, on kişi mi; kimse, kendi kafasına göre tabii, kendi mantığına göre. Mehmet Talu Hocamız da ona bir mektup yazmış, uzunca bir mektup yazmış. Bayağı da uygun, güzel bir üslup kullanmış.
ALTUĞ BERKER:Putin bir açıklama yapmış, Libya ile ilgili. Libya’ya yapılan askeri harekat ile ilgili yaptığı bu açıklamasında, Birleşmiş Milletler kararının eksik ve hatalı olduğunu, her şeye izin veren bu kararın Ortaçağ’daki haçlı seferlerini hatırlattığını ve aynı zamanda bu kararın bağımsız bir devletin işgaline izin verdiğini kaydetmiş. Amerika’nın güç kullanma kararlarını uluslararası arenada bu kadar kolay almasını ise endişe verici bulduğunu belirtmiş. Amerikan Başkanı Bill Clinton’ın Belgrad’ı, Bush yönetiminin Irak ve Afganistan’ı bombaladığını hatırlatarak; “şimdi de sırada sivil nüfusun korunması bahanesiyle Libya var. Mantık ve vicdan nerde acaba? İkisi de yok” demiş.
ADNAN OKTAR:Putin’in tabii böyle şeyler söylemesi ilginç. Fakat Türk-İslam Birliği olmuş olsa, Rusya içinde olacak. Çok büyük bir güç olacak. Rusya tek başına ancak bu kadar konuşabiliyor. Türk-İslam Birliği’nin içerisinde olsa çok etkili, çok ses getiren bir üslup olurdu. Bayağı güzel olurdu.Gecikme acılara sebep oluyor.
ALTUĞ BERKER: Yiğit Bulut, Libya’nın Fransız, İngiliz ve İtalyan güçleri tarafından bombalanmasını eleştirerek, bu üç emperyalist ülkenin Libya’nın kaynaklarına el koymak amacında olduklarını, bunun için sivilleri öldürdüklerini, bu durumun asla kabul edilmeyeceğini yazmış. Libya’daki Müslüman halkın Sarkozy, Berlusconi ikilisinin inisiyatifine bırakılmaması gerektiğini ve Türkiye’nin bu konuya acil olarak el atmasının şart olduğunu söylemiş. Ayrıca İngiltere’nin Libya’ya yolladığı uçakları Kıbrıs’taki üstünden kaldırdığını hatırlatarak Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne terk edilmemesinin ve Türkiye’ye bağlanarak Türkiye’nin bir vilayeti olması konusunun ne kadar önemli ve acil olduğuna da vurgu yapmış.
ADNAN OKTAR: Evet, ama her halükarda Türkiye’nin tek başına yapacağı bir şey yok. Mesela “Rusya niye tek başına şunu yapmıyor?” diyorlar, “Türkiye niye tek başına bunu yapmıyor?” diyorlar. “Bir elin nesi var?” derler; “iki ekin sesi var” derler, değil mi? Topluluk olması lazım. Bütün İslam aleminin, Türklük aleminin birleşmesi gerekiyor. Uzaması acılara, felaketlere sebep oluyor. Amerika’nın da hayrına olur, Avrupa’nın da hayrına olur, Türk-İslam aleminin de hayrına olur Türk-İslam Birliği.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Star’da Hocam, siz daha önce “AK Parti’nin oyları neden arttı?” diye bir soru vardı ona karşı; “iddia edilen Ergenekon terör örgütünün kudurması ve bazıları tarafından savunuluyor olması nedeniyle, yani böyle kahpece örgütü desteklemenin mantığını millet anlayamadığı için bütün millet AK Parti’ye yöneliyor” dediniz. “Daha da artar. En az yüzde altmışa kadar çıkar. Adamlar; ‘Türkiye’yi yirmi ikiye böleceğiz’ diyorlar. Böyle olunca hiç alakası olmayan insanlar bile AK Parti’yi destekliyorlar” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Doğru.
ALTUĞ BERKER: Bugün de Şamil Tayyar, Star Gazetesi’ndeki yazısında, AK Parti’den aday olduğu için bir haftadır Gaziantep ve beldelerinde köy köy, ilçe ilçe dolaştığını ve halkın, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı mücadeleyi sonuna kadar desteklediğini gördüğünü anlatmış. Vatandaşlar, iddia edilen Ergenekon örgütüyle mücadele eden yürekli insanlar olmasından dolayı duydukları huzuru ve memnuniyeti dile getiriyorlarmış. Hatta kendilerinin komünist olduğunu söyleyen vatandaşlarımız bile, “biz komünistiz ama bu mücadelenin devamı için AK Parti’nin bir süre daha iktidarda olması lazım” diyerek, solcu olmalarına rağmen sırf iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı mücadelesinden dolayı AK Parti’yi desteklediklerini söylüyorlarmış. Bu konudan dolayı AK Parti’yi destekleyenlerin oranı o kadar fazlaymış ki, en ücra köşelerdeki beldelerde bile aynı konuyu dile getiriyorlarmış. Nitekim Şamil Tayyar da yazısında, AK Parti adayı olarak Gaziantep’te en yüksek oyu aldığını, ancak bu teveccühün kendisine değil iddia edilen Ergenekon zihniyetiyle mücadeleye olduğunu ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Bayağı samimi bir üslup. Ben de mesela aynı görüşteyim. AK Parti iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı tavır aldığı için ve bu konuda çok güçlü bir kararlılık gösterdiği için net başarı elde edeceğini düşünüyorum. Çok ezici şekilde başarı elde edeceğini düşünüyorum. Ama diğer yönler için değil; yani özellikle bu yönden. Çünkü bu hayat memat meselesi. İnsanlar can havliyle kendini koruma durumundalar. Yani bir katil sürüsü var, devlet içerisinde resmi görevli konumundalar görünüyorlar, öyle gibi gösteriyorlar kendilerini, azgın ve psikopatlardan oluşuyor, “üç milyon kişiyi yirmi dört saatte, kırk sekiz saatte yok edeceğiz” diyorlar, “şehit edeceğiz” diyorlar, “ne Türk milliyetçisi bırakacağız ne Müslüman bırakacağız” diyorlar. Peki kardeşim buna karşı nasıl susulur? “Türkiye’yi” diyorlar, “yirmi ikiye böleceğiz” diyorlar, “PKK’yı da destekleyeceğiz” diyorlar, “biz gayet güzel iş yapıyoruz” diyorlar, “bizi ellemeyin” diyorlar. Kabus gibi bir şey. Buna karşı bir insan susuyorsa, ben onun aklına şaşarım. Tabii ki insanlar kendilerini koruyacaklar, can havliyle.
VTR: Samimi Bir Dindar Atatürk
ADNAN OKTAR: Evet, gayet güzel.
VTR: Sevimli canlılar
ADNAN OKTAR: “Merhabalar Adnan Bey.” Merhabalar. “Adım İbrahim Dukure. Afrikalıyım, Fransa’da yaşıyorum. Fransızca canlı yayınlarınız vesilesiyle sizi dinleme şerefine nail oldum. Hz. Mehdi (a.s.) bir peygamber midir?” Değil, bir velidir. “Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. Hızır (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) arasındaki en büyük farklar nelerdir?” Hz. Hızır (a.s.) istediğinde madde haline geliyor, istediğinde çıkar. Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) insandırlar. Bir kere o dünya boyutuna girdikten sonra da Hz. İsa (a.s.) da bütün insanların vasıflarını gösterir. Hz. Mehdi (a.s.)’de öyledir. Fakat Hz. Hızır (a.s.) insanla ruh arası bir varlık, değişik; istediğinde madde olabilen, istediğinde zaman ve mekan değişikliğine gidebilen bir insan.
“Allah’ın dualarımızı kabul etmesi için ne yapmamız lazım?” Samimi olacağız. Çok samimi, dürüst olacağız. Candan olacağız. “Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
ALTUĞ BERKER:Hocam dünyanın geçiciliğine dair bir artist resmi gösterebilir miyim, eski hali ve yeni halini?
ADNAN OKTAR: Kim bu bayan?
ALTUĞ BERKER: Anita Ekberg, gençlik fotoğrafıydı.
ADNAN OKTAR:Olabilir insanlık hali de, yalnız bakış niye öyle sert? Bir rahatsızlığı var herhalde zannediyorum. Ama gençliğinde bayağı güzelmiş. Tabii dünyanın geçiciliği; her insan bu şeye giriyor aşağı yukarı. O zamanlar “dünyalar benim” diyordur tabii çok gururlu oluyor. Ama düşünmüyordur tabii bu hale geleceğini. İbret vesilesidir tabii ki her insan için.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Peygamber (s.a.v.)’in ahir zamanda çıkacağını bildirdiği Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele edecek yobazın İstanbul’un en büyük alimi olacağı belirtiliyor.” Büyük alim olacağı belirtiliyor, evet. “Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, o zaman bu yobaz daha sonra kendi cemaatinin de başına geçeceği anlamı çıkıyor. Hocam bu yobaz hakkında biraz daha kapsamlı açıklama yapar mısınız? İstanbul’dan Emin Yüksek.” Benim o kadar derin bir ilmim yok. Bunu kim bilir? Cübbeli’ye sormak lazım, onun bayağı bir ilmi var. Kim olduğunu o araştırıp bize anlatır. Lalegül FM’den dinleriz inşaAllah, değil mi? Delilleriyle anlatsın.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum Hocam. “Deccal Nasıl Öldü?” isimli kitabınız. Deccalın en büyük oyunlarından Darwinizm. Siz bu kitapta deccalın oyununun nasıl bittiğini, kitle aldatmacasının nasıl sona erdiğini, Allah’ın hak dini karşısında nasıl yerle bir olduğunu anlatıyorsunuz, inşaAllah. Ahir zamanın bu en büyük olayının nasıl olduğunu anlamak için kardeşlerimiz bu kitabı temin edip okuyabilirler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Benim de ne kadar çok kitabım var maşaAllah, değil mi? Say say bitmiyor.
ALTUĞ BERKER:Üç yüz kitabı yetmiş dile çevirtmiştiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şu kitaplarımın bir filmi vardı. Göstersene onu. Evet, maşaAllah maşaAllah. Bir tane, iki tane, on tane de değil…
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
VTR: Harun Yahya kitapları
ADNAN OKTAR: Evet bir hayli kitabım varmış. MaşaAllah, maşaAllah. Allah daha da sayısını arttırsın. Çünkü yaklaşık on kitabım daha hazırlanıyor, inşaAllah. Bu da, bu ay içerisinde. Artık ondan sonrasını sen düşün, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Kumran Yazıtları’nda Hz. Mehdi (a.s.)’a işaretler olduğu anlaşıldı Hocam, inşaAllah. Uygun görürseniz onunla ilgili göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Kumran yazıtlarında Mehdiyet anlatılmaktadır. 1947 yılında, Ölüdeniz’in kuzeybatısında, Kirbet Kumran adlı yerdeki mağaralarda Ölüdeniz Yazmaları adı verilen metinler bulunmuştur. Metinlerin en eskisinin M.Ö. 200, en yenisinin ise M.S. 68 tarihine ait olduğu tespit edilmiştir. Bu bulguların içinde o döneme ait Tevrat metinleri ve daha önce hiç bilinmeyen Yahudi dini metinleri, bu yazmaların sahibi olan Esseniler isimli bir Yahudi grubun günlük yaşamlarını ve inançlarını anlatan metinler ortaya çıktı. Esseniler isimli bu grup Ürdün Vadisi’nin ıssız bölgelerinde yaşıyorlardı. Hz Musa (a.s.)’ın getirdiği şeriatı en titiz şekilde uyguluyorlardı. Allah’ın birliğine, ahirete, kadere, meleklere, cennet ve cehenneme inanıyorlardı. Ölüdeniz yazıtlarının Habakkuk adlı bölümünde Mehdiyet anlatılır. Bu bölüm ahir zamanda gelecek olan Mehdiyet ve deccaliyet arasındaki mücadeleden bahseder. Ölüdeniz yazıtlarındaki Mehdiyet’le ilgili bölümlerden bazıları şu şekildedir: ‘(Mehdin (a.s)’ın) ilim kalbinde olacak. Gençlik yıllarında, önceleri hiçbir şey bilmeyen sonra üç kitabı öğrenen kişi gibi, usta ve becerikli olacak… Erdemli olacak… Dizlerinin üzerindeyken ilim ona gelecek… Uzun yaşayacak, insanların gizli yönlerini bilecek ve onun ilmi tüm insanları kuşatacak ve tüm canlıların gizli yönlerini bilecek, aleyhindeki tüm tuzaklar bozulacak ve tüm canlıların düzeni, intizamı muhteşem olacak… Çünkü o Allah tarafından seçilmiştir.’ (Ölüdeniz Yazıtları’nın tercümesi, sf. 539.) ‘Bize son günlerin işaretlerini ver… Kulumu yücelttiğimi, seçtiğimi bana sevinç vereni, ruhumdan üflediğimi gözle: onun hükmü inkar edenlere gidecektir. O ne ağlayacak, ne bağıracak, ne sesinin dış mahallelerde duyulmasını sağlayacak. Tek bir kamış kırmayacak, tek bir ocak söndürmeyecek, çünkü o hükmünde doğru olanı getirecek. Ne gücünü yitirecek, ne cesaretini; yeryüzüne adalet getirecek…’ Kumran Yazıtları’nda kıyamet alametlerinden biri olarak Güneş’in batıdan doğması da haber verilmektedir. ‘Güneş’in batıdan doğması sonucunda benden başka ilah olmadığını bilecekler. Ben Allah’ım, başka birisi yok. Ben ışığı yaratanım, karanlığı yaratanım: iyiyi ve kötüyü var edenim. Bunların hepsini yapan Ben Allah’ım.’” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mehdiyet hem Tevrat’ta, hem Kumran Yazıtları’nda, hem Zebur’da, hem Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde, hem İncil’de; hepsinde vurgulanan bir hakikat.
ALTUĞ BERKER: Hocam, dün Sayın Başbakanımızın konuşmalarından bahsetmiştim. Orada iki nokta var dün bahsetmediğim. Bugün arz etmek istiyorum. Cidde Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmasında Başbakanımız, daha önce sizin defalarca vurguladığınız, İsrail’in uyguladığı dehşet politikalarıyla sadece Filistin’e zülüm etmediğini, aynı zamanda kendi halkına da zülüm ettiğini söylemiş Sayın Başbakan. Bölgede kan döken ve sivillere saldıran bir hükümet oldukça İsrail halkının da rahat etmeyeceğini ve İsrail hükümetinin hem Filistin’e hem de kendi halkına zulümden vazgeçmesini beklediklerini belirtmiş, ilk olarak. İkinci olarak da, vizelerin kaldırılmasıyla ilgili; İstanbul’dan yola çıkan bir vatandaşımızın Beyrut, Şam, Amman’a kadar istediği yere kadar ziyaret edeceğini söyleyerek, Suudi Arabistan ile de en kısa zamanda vizeleri kaldırılması konusunu gerçekleştirmek istediklerini, Türkiye’den çıkan bir kişinin Yemen üzerinden Hint Okyanusu’na kadar seyahat özgürlüğünü sağlamayı arzuladıklarını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hadislerin aynısı, Mehdiyet devrinin bir özelliğidir, aynısı hadislerde geçiyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İlk siz zikrettiniz Hocam vizelerin kaldırılmasını dört sene önce. Hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği bir konu şimdi gerçekleşti. Atmış ülke üzerinde vize kaldırıldı Türkiye’de.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O zamanlar söylüyordum; “buradan çıkacağız, akşam yemeğini Şam’da yiyeceğiz” diyordum, anlatıyordum; bak gerçek oldu, maşaAllah. Biraz daha beklerseniz daha başkaları da gerçek olacak, onu da göreceksiniz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Orkideleri taklit eden orkide mantisi resimleri Hocam. Nektar arayan böceklerle besleniyorlar, bildiğiniz gibi inşaAllah. Düşmanları olan kuşlar ve kertenkeleler onu bir çiçek olarak algılıyorlar. Bacaklarının kalkık kenarları çiçeğinin taç yapraklarına benziyor. Göğüs kısmının yeşil kenarları ise çiçeğin sapı gibi, ayak kısımlarındaki kahverengi izler ve karın kısmıysa çiçeğin solmuş kısımları gibi gözüküyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Ahir zamanla ilgili filmlerimiz vardı, ahir zaman alametlerini anlatan; o filmlerden bir tanesini rica edelim.
VTR: Yoğun yağışların neden olduğu büyük seller ahir zamanın işaretlerindendir.
ADNAN OKTAR: Bakın Mehmet Talu Hocam, Cübbeli’ye verdiği cevapta, 21 Mart 2010 tarihli bir yazı, Ali Barış Uygur Kardeşimiz’in sitesinde yayınlanmış, Facebook’taki sitesinde. Ali Barış Uygur da, Mehmet Talu Hocamız’ın damadı. Evet, o geçenlerde gelmiş, Kuran okumuştu. Çok güzel kıraatı, maşaAllah. Bakın diyor ki; “Mahmut Efendi Hazretlerimiz ile birlikte, 1999 sonlarına doğru yaptığımız Umre’de, Medine-i Münevvere’de gördüğüm bir rüyayı Mahmut Efendi Hazretlerimiz’e anlattım. Mahmut Efendi Hazretleri; ‘maşaAllah, bu bir zuhurattır. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru yakındır. İnşallah görürüz’ buyurup rüyamı tasdik etmeleri üzerine” diyor, “o günden beri ahir zaman alametleri üzerine yaptığım bütün konuşmalarımda ve yazdığım yazılarda; ‘bir takım araştırma ve keşif ve zuhuratlara göre, öyle zannediyorum ki, Hz. Mehdi (a.s.) şu an yaşamaktadır ve huruc vaktini beklemektedir’ demişimdir” diyor.Bundan normal ne olabilir? Diğer alimler ne diyor? Mesela Muhammed Raşit Erol Hazretleri ne diyor 1990’da, 1980’de, 1975lerde? Mesela 1975lerde ihvanından arkadaşlar yazı göndermişler, bak burada var. Murat Kurultay diyor; “Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu Hocam. Muhammed Raşit Erol Hazretleri 75’li yıllarda Hz. Mehdi (a.s) için; ‘şu anda bizim gibi yiyip içiyor, hayatta ve eğitim görüyor’ diye bir sözü var. Bunu bir seyyid ağabeyimiz söyledi” diyor. Ama asıl Hoca Efendi, Şeyh Efendi, o mübarek insan, mübarek üstat ne diyor? “1980’lerde beraber kendi oğlu da vardı yanlarımızda” diyor, “Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin oğlu da vardı” diyor, “mübarek” diyor, “yanımızda, 1980’lerde; ‘şu an Hz. Mehdi (a.s.) yaşıyor, hayatta” dedi” diyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri; “Ağustos, ‘80 Ağustos”. Onu da söylemiş. “Feyzettin Efendi de, oğlu da yanındaydı” diyor.
ADNAN OKTAR: ‘80 Ağustos’ta evet, “‘75” demişti, sonra; “yok” dedi, “‘80” dedi, düzeltti, tashih etti. Gittiğinizde o konuyu bir daha sorun, Hocamız o konuyu bir detaylı anlatsın görüştüğünüzde.
“Sizi sevmek imanımı kuvvetlendiriyor” diyor, maşaAllah. “Ben; ‘A9’u nasıl ayarlayacağım?’ demiştim Hocam ama aşk nelere kadir” diyor, “Allah aşkından” diyor, “Allah için” diyor, “size olan aşkımdan” diyor “bunu başardım” diyor maşaAllah. “Ayna gibi gösteriyor” diyor, “maşaAllah” diyor. “Görüntü mükemmel” diyor. Kayseri’den, maşaAllah.
Tayfun Ersoy; “Hocam yeni kanalınız hayırlı uğurlu olsun. Bu zamana kadar görüntü kalitesi ve yayıncılığı oldukça amatör olan yerel kanallarda sizi izlemekten hoşnuttuk” diyor. “İnşaAllah” diyor, “bu kanal hem çok daha iyi olacak hem de her gün ayrı bir kanal aramaktansa hazır bir kanal olmuş oluyor” diyor, “o yönden iyi” diyor.
ALTUĞ BERKER:Bir de D-Smart’ta A9’un kurulumu var. Onu gösterebilir miyim inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Göster. Anlat.
ALTUĞ BERKER: İlk çıkan sayfada, ana sayfadan ayarlar bölümüne geliniyor. Ana sayfadan ayarlar bölümüne geliniyor. Orada “Kanal Ekle” kısmına giriliyor. “Kanal Ekle” bölümüne girilince “Kanalları Düzenle” başlığına gireceğiz. Orada Uydu: “Turksat” olacak. Ona dikkat etmemiz önemli. Sonra Transponder’da “User” ayarlanacak. “User”a getirilecek. “User”a getirilince Frekans: “12525” olarak giriliyor. Polarizasyon: “Dikey (Vertikal)”, Sembol de “30000”, FEC Oranı da “5/6” olarak giriliyor. Sonra o otomatik kaydediyor, A9 TV olarak çıkıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir daha rica etsek, mümkün mü?
ALTUĞ BERKER:Estağfirulah Hocam, inşaAllah. D- Smart’ın “Ana Sayfa”sında, “Menü”de “Ana Sayfa”da “Ayarlar”a giriyoruz.
ADNAN OKTAR:Orada “Ayarlar” diye bir bölüm var, öyle mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. “Ayarlar” bölümünden “Kanal Ekle” bölümü var, “Kanal Ekle” bölümüne giriyoruz. “Kanalları Düzenle” başlığı var.
ADNAN OKTAR:“Kanalları Düzenle”.
ALTUĞ BERKER:Evet. “Kanalları Düzenle”ye basıyoruz. Orada ayarlama sayfası çıkıyor. Orada Uydu’yu “Turksat” olarak ayarlıyoruz. Sonra “Transponder” bölümü var üçüncü satırda, onu “User” olarak ayarlıyoruz. “User” ayarladıktan sonra Frekans’ı “12525”, Polarizasyon’u “Dikey”, Sembol’ü “30000”, FEC Oranı’nı da 5/6 olarak ayarlıyoruz. Kendisi otomatik olarak A9 TV’yi veriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Böylece…
ALTUĞ BERKER:D-Smart’ta görmüş oluyorlar A9’u.
ADNAN OKTAR:Görmüş oluyorlar, evet. Dünkü olay neydi? Anlatmıştın. Bu kanal bulma, kayıt işi.
ALTUĞ BERKER:O da uyduydu. Bu da D-Smart’ın kendine ait kutusu var, onun.
ADNAN OKTAR:Onu bir zahmet bir daha anlatsana.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Uyduyu nasıl ayarlayacağız A9’u izlemek için? Kumandadan “Menu” tuşuna basacağız. “Uydu Ayarları” bölümü çıkıyor, onun altındaki başlıklardan “Kanal Ekleme” başlığına gireceğiz. Uyduyu “Turksat 3A” olarak seçeceğiz. Eski Uydu alıcılarında 1C de yazabilir, önemli olan Turksat yazması. Burada “TP Ayar” butonuna basacağız. Bu bölümde, “TP Ayar” kısmında, Frekans’ı “12525”, Sembol’ü “30000”, Polarizasyon’u “Vertical (dikey)” değerlerini girerek “Taramayı Başlat” düğmesine basacağız. Tarama bitince aşağıdaki gibi bir özet bilgisi veriyor. Sonra otomatik olarak A9 yazısını görüyoruz inşaAllah.
Ben bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum; www.AyetBul.Com. Tam bir fihrist şeklinde, inşaAllah. Kuran ayetleri konularına göre tasnif edilmiş. Örneğin kardeşlerimiz diyelim namazla ilgili ayetlere bakmak istiyorlar. “N” harfine geliyorlar, “N” harfinin üstüne tıklayınca N ile ilgili kelimeler çıkıyor. Orada “Namaz”a bastıklarında namazla ilgili bütün ayetler yanda hemen beliriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şahane, bayağı güzel.
ALTUĞ BERKER:Tam yedi yüz altmış dört konu başlığı var bu şekilde.
ADNAN OKTAR:AyetBul.Com
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kuran Fihristi, çok güzel.
ALTUĞ BERKER:Yedi yüz altmış dört başlık var. Tam bir fihrist. AyetBul.Com, inşaAllah.
VTR: Atatürk Samimi Bir Müslüman’dı.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra programımıza devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadis-i şerifi var, ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini, zuhur eden ahir zaman hadiselerini gizleyenlerle ilgili. Şöyle diyor; “Hz. Cabir (r.a.) anlatıyor: Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: ‘Bu ümmetin sonradan gelenleri önce gelenlerine lanet ettiği vakit kim bir hadisi söylemez ketmederse (gizlerse) Allah’ın indirdiğini ketmetmiş (gizlemiş) olur.’” Başka bir hadis-i şerifinde; “kim bir ilimden sorulur, o da bunu gizlerse, kıyamet günü ateşten bir gem ile gemlenir.” Ebu Davud’da geçiyor bu inşaAllah ve Tırmizi’de. Başka bir hadiste; “Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki; ‘kim insanların dini işlerinde Allah’ın faydalı kıldığı bir ilmi gizlerse, Allah kıyamet günü onu ateşten gem ile gemler.’” (Buhari, İlm 34., 603)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bizim hiç okumadığımız ahir zamanla ilgili hadisler var. Onları bir araya getirelim, muntazam anlatalım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, her gün bir hadis sohbetimiz olsun. Yalnız şu çok önemli; Mehmet Talu Hocamız’ın bu açıklaması. Ben bunu bilmiyorum. Bir daha anlatıyorum. “Mahmut Efendi Hazretlerimiz ile birlikte 1999 sonlarına doğru yaptığımız umrede Medîne-i Münevvere'de gördüğüm bir rüyayı Mahmut Efendi Hazretlerimiz’e anlattım.” Mehmet Talu Hocamız anlatıyor; bir rüya görmüş, Medine’de Mahmut Hocamız’a anlatıyor. Mahmut Efendi Hazretleri diyor ki; “MaşaAllah, bu bir zuhurattır. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru yakındır. İnşaAllah görürüz.” “Göremeyiz, imkânsız” demiyor bak, “İnşaAllah görürüz” diyor. “Olamaz” demiyor. Yani Cübbeli gibi değil. Cübbeli’nin tam zıddı bir açıklama yapıyor. “‘İnşaAllah görürüz’ buyurup rüyamı tasdik etmeleri üzerine o günden beri Ahir zaman alametleri üzerine yaptığım bütün konuşmalarım ve yazdığım yazılarda; ‘bir takım araştırma, keşif ve zuhuratlara göre öyle zannediyorum ki Hz. Mehdi (a.s.) şu anda yaşamaktadır ve huruç tarihini beklemektedir’ demişimdir” diyor. Cübbeli adeta çıldırdı bunu duyunca. Taraftarları olan arkadaşları anlamıyorlar mı? Bu adam yani bu kadar, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurundan niye bu kadar rahatsız oluyor? Niye panik halde? Hiçbir şekilde ağzına dahi almak istemiyor. İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyor. Çok çok ısrar ettim. Dedi ki; “Efendi Hazretleri’ne” bana öyle hitap ediyor. Ne dedi sana?
ALTUĞ BERKER: O şekilde söyledi Hocam, “Efendi Hazretleri” şeklinde.
ADNAN OKTAR: “Efendi Hazretleri’yle görüşmek istiyorum. Himmet buyursun” demiş. Ben de üç şart koydum. Dedim ki; “bir; İttihad-ı İslam’ı savunacak” dedim. Çünkü ısrarla kaçınıyor İttihad-ı İslam’dan. “Hz. Mehdi (a.s.)’a haydi karşısın, İttihad-ı İslam’ı savun. İttihad-ı İslam’dan ne istiyorsun? Haydi Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı tavrın var; İttihad-ı İslam’a karşı niye tavır alıyorsun? Onu söyle” dedim. İkincisi; Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne çok ağır konuştu, çok galiz, hakaretamiz konuştu. “Özür dile” dedim. “Üç; Bediüzzaman’la ilgili özür dileyeceksin” dedim herkesin içinde. Bediüzzaman’a da iftira attı çünkü. Bediüzzaman’ı, eh şöyle böyle, kabul etti yani oradaki hatasını, İttihad-ı İslam’dan da biraz bahsetti, bir kere, o Flash TV’de. Ama ben bak, bir yıldan beri ısrar ediyorum. Israrlarımla daha yeni söyledi. Fakat Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’yle ilgili özür dilemedi. Bediüzzaman’la ilgili de dolaylı olarak özür diledi. Olmadı. Kabul etmediği için ben de görüşmedim. Mehmet Talu Hocamız’a da, onu da aracı yapmış görüşmek için, benle görüşmesi için. Seni de aracı yaptı, Mehmet Talu Hocamız’ı da aracı yaptı; ben de bu şartları ondan istedim haklı olarak. Ama Mehmet Talu Hocamız’ın bu açıklaması çok hayati, yani Mahmut Hocamız’la ilgili bu konuşması çok hayati. Bu Cübbeli’ye çok büyük bir darbe. Bak, “Mahmut Efendi Hazretlerimiz’le birlikte 1999 sonlarına doğru yaptığımız umrede Medîne-i Münevvere'de gördüğüm bir rüyayı Mahmut Efendi Hazretlerimiz’e anlattım.” Bakın, Mahmut Efendi Hazretleri’nin yorumuna bakın. “Öyle bir şey yok. Uzak tarihlerde. Böyle bir olmaz” demiyor. Ne diyor? “MaşaAllah” diyor. Yani “beş yüz yetmiş sene sonra” demiyor Cübbeli gibi. “MaşaAllah” diyor. “Bu bir zuhurattır. Demek ki zuhuru, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru yakındır” diyor. Bakın, en can alıcı yere geliyor; “inşaAllah görürüz” diyor. Cübbeli ne diyor? “İmkânsız” diyorsun sen. Bak, o; “inşaAllah görürüz” diyor. 1999 yılında söylüyor bunu. “‘İnşaAllah görürüz’ buyurup rüyamı tasdik etmeleri üzerine” diyor, “o günden beri ahir zaman alametleri üzerine yaptığım bütün konuşmalarımda ve yazdığım yazılarda; ‘bir takım araştırma ve keşif ve zuhuratlara göre öyle zannediyorum ki Hz. Mehdi (a.s.) şu an yaşamaktadır ve huruç tarihini beklemektedir’ demişimdir” diyor. Bakın, sırf bunu dedi diye akıl almaz tavır aldı Mehmet Talu Hocamız’a. Cübbeli’nin ve Cübbeli zihniyetinin; maazAllah, neuzübillah, Müslümanların başında olmaları durumda neler olacağını tahmin ediyor musunuz? İşte gericilik denilen olay bu işte. Gericiliğe karşı Allah’ın tavrının sebebi de budur. Yani, çok ürkütücü bir sistemdir gericilik, çok felaket bir sistemdir. Bakın, en yakın dava arkadaşını, büyük âlimi, gece gündüz beraber olduğu, Mahmut Hocamız’ın göz bebeğidir Mehmet Talu Hocamız; bir kalemde gözden çıkarttı. Mesela Lalegül FM’i Cübbeli’nin yapacağı ne yeteneği var, ne imkânı var, ne de işte başka özellikleri var yani öyle bir şeyi meydana getirecek. Lalegül FM’in meydana gelmesinde oradaki tertemiz Müslümanların ve özellikle Mehmet Talu Hocamız’ın çok büyük emeği geçmiştir. Radyoya adeta el koydu ve Mehmet Talu Hocamız’ı da uzaklaştırdı, yazılarını da oradan çıkarttırdı; böyle bir stili vardır Cübbeli’nin. Hem aklı ermez hem başkaları bir şey yapar, sonra gider o onun üstüne çöreklenir. Gitti radyonun üstüne çöreklendi. Kiliseye gidiyor, Müslümanlara da “kiliseye gitmeyin” diyor herkese. “Ya ne mermerler, ne işçilik ya” diyor kapıdan girerken. Bayılıyor. Tepeden giden nedir o? Teleski, ona acayip seviniyor bu. Ayakları da dışarıda, parmakları da hava alıyor böyle. Bastonuyla etrafı seyrederek geziyor. İşi yoksa gücü yoksa gezsin.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Talu Hocamız’ın bir cümlesi vardı dikkatimi çeken Hocam, onu okuyabilir miyim? Mektubunda Cübbeli’ye hitaben diyor ki; “icraatlarıyla Efendi Hazretlerimiz’e, İmam-ı Rabbani Hazretleri’ne ve meşaiha kim muhalefet ediyor onu Allah daha iyi bilir” diyor.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER: “İcraatlarıyla Efendi Hazretlerimiz’e, İmam-ı Rabbani -kuddise sirruh- Hazretleri’ne ve meşaiha kim muhalefet ediyor onu Allah daha iyi bilir” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi Mehmet Talu Hocamız da, diğer cemaat mensupları da Cübbeli’nin ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Cübbeli kafasını kuma sokuyor devekuşu gibi. Yani bütün gövde dışarıda, kafa kumun içerisinde. O zannediyor ki, kimse görmüyor zannediyor. Hâlbuki Cübbeli herkesin alenen bildiği bir adam.
ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s.) hakkında nakledilen hadis ve rivayetlerin istatistiği var Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Birkaç tane okuyayım Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın ortaya çıkışını müjdeleyen hadislerin sayısı altı yüz elli yedi. ‘Hz. Mehdi (a.s.), Hz. Ali (a.s.)’ın evlatlarındandır’ diyen hadislerin sayısı iki yüz on dört. Hz. Mehdi (a.s.)’ın Ehli Beyt’ten olduğunu söyleyen hadislerin sayısı üç yüz seksen dokuz. ‘Uzun ömürlüdür Hz. Mehdi (a.s.)’ diyen hadislerin sayısı üç yüz on sekiz. ‘Hz. Fatıma’nın evlatlarındandır Hz. Mehdi (a.s.)’ diyen hadislerin sayısı yüz doksan iki. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yeryüzünü adaletle dolduracağına dair hadislerinin sayısı yüz yirmi dokuz. ‘Uzun gaybeti olacaktır Hz. Mehdi (a.s.)’ın’ diyen hadislerin sayısı doksan bir. Çok uzun bir liste var Hocam. Böyle beş sayfa liste var Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Resulullah (s.a.v.) geceli gündüzlü anlatmış Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Cübbeli ne diyor? “Anlattırmıyorlar” diyor, “bu zamanda” diyor. “Deccaldan, Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedilmemesi ahir zaman alametidir” diyor. Bak, kendin yapıyorsun, anlatmıyorsun işte. Eski anlattıklarını biz sana anlattırıyoruz.
VTR:Cübbeli; Deccalın Çıktığını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Evet, ahir zaman alametlerini zamanında anlatmış. Hepsini anlatmış. “Minberlerde” diyor, “okunmayacak” diyor. “Deccaldan bahsedilmeyecek, Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedilmeyecek” diyor. “Sürekli bahsetmemiz lazım” diyor. Şimdi ağzında fermuar mı var senin? Ne oldu? Niye susuyorsun? Ne gördün de susuyorsun? Niye panik oldun? Öyle hırçınlaşmış ki, yani acayip saldırganlaşmış. Oradaki adama da, Flash TV’deki, neredeyse adamı dövecek. Gördün mü sen? Acayip sinirlenmiş. Bastonu kapıp, girişecek yani neredeyse. O anlamazlıktan geliyor. Onun hafifçe damarına basıyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmiş olduğunu söylüyor, “ben öyle anlıyorum” gibi diyor. O iyice barut gibi oluyor…
Mehmet Talu Hoca Efendi de gayet güzel yazmış. Çok usturuplu ve nezaketli bir üslupla yazmış. Çok nezih bir insan, maşaAllah. Yani onun üslubuna girmemiş, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini söyleyen sahabelerin sayısı ve isimleri var Hocam: Enes İbni Malik, Katade, Hz. Ayşe, Ebu Hureyre, İmran bin Husayn, Nafi bin Utbe, Ebu Berze, Hüzeyfe bin Esir el Gıfari, Keysan, Osman bin el-As, Cabir bin Abdillah, Ebu Ümame, İbn-i Mesud, Abdullah bin Amr, Semüre bin Cündüp, Nevvas bin Seman, Amr bin Avf, Hüzeyfe bin el Yeman, Ebul Eşas es Sanani, Ebu Umame el Bahili, Ebud Derda, Ebu Rafi, Ebu Said El Hudri, Ebu Malik el Gıfari, Rebi İbni Enes, Şehribni Havşeb ve yirmi altıncı sahabe olarak Ammar İbni Yasir.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Fethullah Hocamız da söylüyor, değil mi? Fethullah Hocamız’ın o bandını yayınlasana.
VTR: Fethullah Gülen Hoca Efendi, Hz. Mehdi (a.s.)’ı Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Fethullah Hocamız’ın bu konuşması da birçok kişinin ciğerine oturuyordur. Çünkü net konuşuyor. “Bu kadar çok sahabe hiçbir konuda böyle ittifak etmemiştir” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) konusu kadar” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor, “karşımıza gelir” diyor, “insan olarak, şahıs olarak.” Hani şahs-ı maneviydi? Bak en yetkili ağızlardan birisidir Fethullah Hocamız, evet.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ile ilgili anma toplantıları başlıyor Hocam, iki gün sonra, inşaAllah. Bursa’da beş gün sürecek olan bu toplantı haftasında panele Vatikan İstanbul Temsilcisi Profesör Doktor Thomas Michael de katılarak, Bediüzzaman hakkında bir konuşma yapacak, inşaAllah. Aynı zamanda, aynı gün Fahri Özcan Ağabeyimiz, Mustafa Sungur Hocamız, Abdullah Yeğin Ağabeyimiz, Mehmet Fırıncı Hocamız, Sait Özdemir Ağabeyimiz, Abdullah Badıllı Ağabeyimiz, Hüsnü Bayram Ağabeyimiz ve Ahmet Aytemur Ağabeyimiz, Mehmet Çalışkan Ağabeylerin de katılacağı “Bediüzzaman’dan Hatıralar” isimli bir panel de düzenlenecekmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, evet.
“Böyle bir cemaat-ı azîme (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen büyük seyyitler cemaati) içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek (harekete geçecek) ve uyandıracak hâdisat-ı azîme (büyük olaylar) vücuda geliyor (meydana geliyor).” Yani bu Libya’daki orada burada meydana gelen olaylar, bunlara işaret ediyor. Ahir zamanda olacak olan olaylar. “Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvetteki) bir Hamiyet-i aliye (yüce bir gayret) feveran edecek (harekete geçecek) ve Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip” bak “Hz. Mehdi (a.s.)” şahıs olarak “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip, Tarik-ı hak ve Hakikate sevk edecek.” “Şahs-ı manevi başa geçecek” demiyor Bediüzzaman. Bak; “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor, “Hz. Şahs-ı Manevi” demiyor. “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip, Tarik-ı hak ve Hakikate sevk edecek.” Mektubat, sf. 473. Bunu ağabeylerin sohbetlerinde kardeşlerimiz sorsunlar, bunu okuyarak sorsunlar. Okumadan sorduğunda bazı nevzuhurlar atışa geçiyorlar, hayali konuşmalar yapıyorlar, doğru olmayan konuşmalar yapıyorlar.
“Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın”. Ümmet bekliyormuş bak. Hz. Mehdi (a.s.) gelse, “ümmet bekliyor” der mi Bediüzzaman? Yalancılığa, sahtekarlığa ne gerek var? Ne ihtiyacınız var yalan söylemeye? Niçin sahtekarlıkla uğraşıyorsunuz? Manen hem kendinizi çökertiyorsunuz hem etrafındaki insanları ümitsizliğe, yeise, korkaklığa sürüklüyorsunuz. Ahlaksızlığa ne gerek var? Bak “ümmetin beklediği”. ‘Beklediği’ demek ne demek? Beklenen, daha gelmemiş. “Beklediği, ahir zamanda gelecek”. Bak gelmemiş, ‘gelecek’. “Zatın”. Şahs-ı manevinin değil, bak; “zatın üç vazifesinden”. Bir değil, iki değil; “üç tane vazifesi var” diyor Bediüzzaman, bu beklenen şahsın üç vazifesi. “En mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak”. “İman hakikatleriyle ilgili kitaplar yazacak” diyor, “bunlarla ilgili çalışmalar yapacak ve ehl-i imanı da” diyor, “Darwinizm’e, materyalizme düşmekten koruyacak, kurtaracak” diyor. “İlk, birinci vazifesi budur” diyor, “ama üç tane vazifesi var” diyor Bediüzzaman, “bu gelecek şahsın. Birinci vazifesi bu” diyor. Ama bak; “bir tane” demiyor bak “vazifesi.” İki, üç; üç tane.
“Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” bakın, “sonra gelecek o mübarek zat”. Daha nasıl desin? “Sonra” diyor, “sonra”. “Sonra gelecek.” “Geldi” değil. Gelene, gelmiş olsa “geldi” der. Onlardan mı korkacak? Bakın “sonra gelecek o mübarek zat”. “O mübarek şahs-ı manevi” demiyor. “O mübarek zat” kişi, insan. “Risale-i Nur Külliyatı’nı bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Yani Risale-i Nur’dan istifade edecek, Risale-i Nur’dan anlatacak. Onların gizledikleri, anlatmak istemedikleri, kapattıkları konuları anlatacak.
Yine bakın Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9; “O zatın ikinci vazifesi”. Şimdi bak; “o zat” diyor ya burada, “sonra gelecek o mübarek zat”, “ahir zamanda gelecek zat”. Şimdi bazı ahmaklar ama azılı ahmak, normal ahmak değil; “ya” diyor, “şimdi burada bir zat geçiyor” diyor, “buradan, ‘sonra gelecek o mübarek zat’ etti mi iki?” diyor, “‘o zatın ikinci vazifesi’” diyor, “etti üç” diyor. “Demek ki” diyor, “kalabalıkmışlar” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) ekibi” diyor. Bu kadar karaktersizlik görülmemiş bir şey. Milletin, insanların aklıyla alay ediyorlar adeta, zekasıyla alay ediyorlar. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyorsa sürekli “o zat”, “o zat”, “o zat” diye o onu pekiştiren bir şeydir. Nerede orada çok adam? “Çok fazla kişi olduğu ortaya çıkıyor” diyor. Bak; “o zatın ikinci vazifesi”. Hani bir taneydi vazifesi? Bak; “ikinci vazifesi” diyor. “şeriatı (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini) icra (uygulamak) ve tatbik etmektedir (hayata geçirmektir).” Yani; “İslam ahlakını en mükemmel şekilde yaşayacaktır” diyor Üstadımız. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 9.
“O zatın üçüncü vazifesi”. Hani bir taneydi? Bak “ikinci vazife” diyor, “üçüncü vazifesi” diyor. Sahtekarlıkla insanların beyinlerini uyuşturuyor bazı bunaklar. Bir de yalan söylerken de doğrudan atış halindeler. Yani bir kaynak, bir şey de gösterdikleri yok. Yani sahte kaynakları da yok. Doğrudan yalan söylüyorlar. Adamların yüzüne teneke çakılmış. Onun için bu tipler dikkat ederseniz -yani cahil olanları tenzih ediyorum, cahilliğinden yapan, saflığından yapanları tenzih ediyorum- fakat böyle sahtekarlık yapanlar hiçbir şekilde Risale-i Nur’dan kaynak göstermezler, yani okuyarak anlatmazlar. Hep atış halinde, hep atış halindedirler. “O zatın üçüncü vazifesi” diyor bak; “hilâfet-i İslâmiye’yi (İslam halifeliğini), ittihad-ı İslâm’a bina ederek (İslam birliği üzerine alarak), İsevî ruhanîleriyle ittifak edip din-i İslâm’a hizmet etmektir.” “Hilafet-i İslamiye” demek, yani manevi liderlik, bütün Müslümanların manevi lideri. Resmi lider değil; manevi lider. “İttihad-ı İslam’ı bina ederek” bütün İslam ülkelerinin bir araya gelmesiyle oluşan, NATO gibi, Birleşmiş Milletler gibi bir topluluk. Onun manevi lideri oluyor, Hz. Mehdi (a.s.). Ama bak ne yapıyor? İsevî ruhanîleriyle, dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle ittifak ediyor Hz. Mehdi (a.s.). Hıristiyanlara; “ey kafirler, ey lanetler” demiyor. Onlarla da ittifak ediyor. Küfre ve dalalete, Darwinizm’e ve materyalizme karşı, dinsizliğe karşı onlarla ittifak ediyor. “İttifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla (fedakarane katılımlarla) tatbik edilebilir (yerine getirilebilir)” diyor. Yani milyonlarca Müslüman’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ı destekleyeceğini söylüyor. “Pek büyük bir saltanat” yani; “büyük bir güzellik, büyük bir ihtişam olacak” diyor. ‘Saltanat’, sanatın zirvesi demektir, ihtişamın zirvesi demektir. ‘Kuvvet’ de, zaten Müslümanlar bir araya geldiğinde zaten kuvvet oluşmuş oluyor, büyük bir kuvvet oluşmuş oluyor, manevi kuvvet. Ama mesela bak şunları ben tenzih ediyorum. Bir, Hz. Mehdi (a.s.) rahat faaliyet yapsın diye düşünenler var. Gerçi böyle bir şeye ihtiyaç yok. İkincisi;ümitsizlik, ye’s, yeis, yese kapılmak. Bunu körüklüyorlar işte gençlerde, insanlarda. Hem ümitsizliği, ümitsizlik, yeisi, hem de korkaklığı. Onun sonucunda böyle bir üslup kullanıyorlar. Haydi diyelim korkaksın, neyse, Allah cesaret versin. Ona bir şey demiyoruz. Diyoruz da işte bu kadar diyoruz. İkincisi; belki işte Bediüzzaman’ın şanına bir zarar geleceğini düşünüyorlar ki zaten genellikle onu söylüyorlar. Halbuki Bediüzzaman’ı asıl tanıtacak olan Hz. Mehdi (a.s.)’dır, dünyaya tanıtacak olan Hz. Mehdi (a.s.)’dır inşaAllah.
Bak mesela diyor ki Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 138; “ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde (Risale-i Nur Külliyatı’nın) asıl sahipleri,” “asıl sahipleri” bakın şimdi açıklık getiriyor Bediüzzaman “yani” diyor, “yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”. Nerede burada şahs-ı manevi? Hz. Mehdi (a.s.) var, şakirtleri var. Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri oturmuyor tabiî ki, faaliyet yapıyorlar. Bu faaliyetlere de şahs-ı manevi denir tabiî ki. Ama bir Hz. Mehdi (a.s.) var. Onu niye söylemekten kaçınıyorsunuz? Talebeleri var, şakirtleri. Bunu niye söylemekten kaçınıyorsunuz? Bol bol “şahs-ı manevi”, “şahs-ı manevi”, “şahs-ı manevi” diye bunu konuşuyor. Çünkü onda bir risk görmüyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.)’ı ağzına bile almak istemiyor. Haydi Mehdi (a.s.)’dan bahsetmiyorsun, talebelerinden de bahsetmek istemiyor. Yani bu kadar mesela bak Cübbelisi de öyle, kubbelisi de öyle; hep öyle. Şiddetli bir Hz. Mehdi (a.s.) karşıtlığı, şeytanın ifasıyla gelişti ama çok şiddetli. Artık bak Mehmet Talu gibi büyük bir alimi ruh hastası olmakla itham ediyor sırf “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” dedi diye. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini umuyorum” diyor mübarek. Yani “bu rüyaya göre, bu delillere göre Hz. Mehdi (a.s.) hayatta” diyor. Bunu dedi diye “ruh hastası” diyor ona. Yani bu kadar nevri dönmüş vaziyette. Halbuki içtihatta da farklılıklar oluyor alimler arasında, mezheplerde ayrılıklar var; kimse kimseyi ruh hastalığıyla itham etmemiş. Dört mezhebin dördü de ayrı içtihat yapıyor. Fıkhi konularda ayrı ayrı içtihatlar yapıyorlar. Hiçbiri birbirine “ruh hastası” dememiş. Ama bak sırf bunu dedi diye, ki Mahmut Hocamız’ın tasdik ettiği bir rüya. Bak “inşaAllah görürüz” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğine o da kani oluyor, Mahmut Hocamız da. “Mümkün” diyor, “inşaAllah” diyor. Bunu dedi diye “ruh hastası” diyor. “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, (Risale-i Nur’un) asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir,” “geldi” demiyor bak, “gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” Neredeymiş Bediüzzaman o anda? “Ben ölü olacağım” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde” diyor, “kabirde olacağım” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi” mi diyor? Yok. Bak ne diyor? “Yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” Hz. Mehdi (a.s.) da var, talebeleri de var. Ne oldu birdenbire böyle ağzınız burnunuz kavruldu gitti? “Şahs-ı manevi”, “şahs-ı manevi”. Bak şahs-ı manevi İslam alemini paramparça yaptı. Şimdi bak Libya’yı da bombardıman ediyorlar. İşte sizin şahs-ı maneviniz İslam alemini bu hale getirdi. Nur talebeleri paramparça, Müslümanlar paramparça, bütün İslam alemi paramparça. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Bak mesela şu an Libya bombalanıyor. Ton hesabıyla bomba yağdırıyorlar. Kimsenin umurunda bile değil. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” kafasındalar. “Nasıl olsa bizim eve atmıyor bombayı” diyor. Kendi evine atsa bile “nasıl olsa bomba bana gelmedi” diyor, “şarapnel bana çarpmadı” diyor. Yine adam rahat. Bir mahallesine atıyorlar; “çok şükür” diyor, “bizim eve gelmedi” diyor, “komşunun eve geldi” diyor, seviniyor ona seviniyor. Tamam, şükret, güzel ama faaliyet yap, değil mi? Kurtuluşun peşinde ol inşaAllah. İttihad-ı İslam’ı iste, Türk-İslam Birliği’ni iste.
ALTUĞ BERKER:Bugün Nevruz Bayramı Hocam, inşaAllah. Televizyonun açılış günü de aynı oldu.
ADNAN OKTAR:Televizyonumuzun açılış günüyle aynı gün mü oldu?
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, başka çok tevafukatlar vardır. Bu, gün dönümüne de rast geldi, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, 21 Mart inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Efendim, on üç dakikamız var.
ALTUĞ BERKER:Bir iman hakikati gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Ahtapot. “Sizin için hayvanlarda elbette ibretler vardır.” Nahl Suresi, 16’ncı ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Ahtapotun mükemmel kamuflajıyla ilgili bir film izleyeceğiz.
VTR: Ahtapotun Kamuflajı
ADNAN OKTAR:Vay kerata vay. Müthiş kamufle oldu, hakikaten onun fark edilmesi çok zor.
ALTUĞ BERKER:Bütün rengini, parlaklığını ve dokusunu tam olarak, su yosununa tam olarak uydurmuş maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bismillah. Meryem Suresi. “Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah,) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir.” Biz gaybi olarak iman ettiğimiz için bunun değeri çok yüksek oluyor, bu imanın değeri. Gaybe iman çok önemlidir. Allah’ın çok beğendiği bir durum bu. Yani alenen olan bir şeyde zaten insan yaşar ama gaybe iman Allah’ın en önem verdiği konulardan birisidir, gaybe iman. “Şüphesiz” diyor Allah. Yani çünkü insanlarda şüphe eğilimi olduğu için sürekli Allah o telkini yapıyor, onu sürekli söylüyor. Ayetlerde sık sık geçer. “Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.” Yani Allah’ın vadi yerine gelecektir. “Onda ‘boş bir söz’ işitmezler;” boş söz o kadar sıkıntı vericidir ki. İnsanların bunalmasının nedeni boş sözdür. Mesela bir yere gidersin konuşuyor adam boş söz, kahvehaneye gidiyor boş söz, eve gidiyor boş söz. Boş söz insanı içten içe kemirir. Güzel, hikmetli sözler insanın içini ferahlatır. Cennette de hep güzel sözler var, hep hoş sözler var. “Sadece selam(ı işitirler).” Yani güvenlik sözünü işitirler. Mesela bir insan birini seveceği vakit ne diyor? “Güvenmem lazım” diyor, değil mi? Güven, güven olmadan sevemiyor. İstediği kadar uğraşsın sevemiyor. Sevgiden daha önde oluyor güven. Çok hayati bir konu oluyor. Önce güven, sonra sevgi. Onun için ayette;“sadece selam” yani güvenlikle ilgili sözü “(işitirler.)” “Sabah akşam,” yani süreklilik içinde “onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.” İnsanlar sabahtan akşama kadar rızık gailesi içerisinde çırpınırlar. İşe giderler, sokaklara gidiyorlar, işte o beton binaların içerisinde, kimi sokakta çalışıyor; hep rızık elde etmek içindir genelde. Allah rızası için yapıyorlar fakat bir yönü de rızıktır. Hazır rızık insan için çok büyük bir nimettir. Yani uyku ihtiyacı olmaması, yiyeceklerin sürekli hazır olması, makyaj yapmaya ihtiyaç olmaması, temizlenmeye ihtiyaç olmaması, baş ağrısı olmaması, diş ağrısı yok, sırt ağrısı yok, bel ağrısı yok, hiçbir ağrı yok, toz yok. Cennette toz yoktur. Toz özel olarak yaratılır. Toz mucizedir. Çünkü katrilyonlarca küçük partikülden oluşuyor toz. Onların hepsinin geleceği yer belli. Havada uçar mesela tozlar, gemi gibi. O tozların içine bir girin bakalım, o alemde yaşayanlara bir sorun bakalım “o toz öyle küçük mü?” O mesela kilometrelerce genişlikte bir alanda geminin içinde gibi oluyor o tozun içinde olanlar. Uçuyor onla beraber. Yani toz dediğin şey öyle küçük bir şey değil. İçinde milyarlarca, trilyonlarca atom oluyor, ufacık bir tozun içerisinde. Atomların içerisinde alemler var. Alemlerin içinde yine alemler var. O alemlerin içinde yine alemler var. Atomun içerisine gir. Atomun içindeki canlıya sorduğunda; “ne” diyorsun “burası?” “Samanyolu Galaksisi” diyor. Samanyolu Galaksisi’nden dünyaya geliyorsun, dünyadaki insanın yanına gidiyorsun, orada tozun içindeki atomu soruyorsun, atomun içine giriyorsun. ”Bu nedir” diyorsun “nasıl bir yer”. “Samanyolu Galaksisi gibi bir yer burası” diyor. Onun içine giriyorsun; yine diyor, “Samanyolu Galaksisi gibi bir yer” diyor, silsile ondan ona ondan ona... Sonsuz alemler vardır, sonsuz. Yani ucu bucağı yoktur. Allah’ın büyüklüğünü, Allah ayette de diyor; “Allah’ın kadrini, şanını hakkıyla takdir edemediler” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hep Allah’ı belirli; “işte bu evren içerisinde en fazla birkaç tane evren vardır.” Halbuki sonsuz evrenler var, sonsuz alemler var. Sonsuz alemlerin içerisindeyiz biz. “Allah’ın sonsuz gücü var” derken buna da işaret vardır.
“O cennet; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.”“Samimi, dürüst, iyi olan Müslümanları oraya varisçi kılacağız” diyor Allah. Cennette sevgi çok yoğun hakimdir, sevgiden aldığımız haz da çok şiddetli olacaktır. Şimdi biz mesela burada tavşanlar, kedileri gösteriyoruz. Hakikaten bir gerilim oluyor sevemediğimiz için. Yani hayal ediyoruz, tahayyül ediyoruz, tahayyülü bile insanı bayağı geriyor. Yani insan alıp böyle poposuna vura vura sevmek istiyor o kedileri. Çok şekerler yani, acayip tatlılar. Onların hırlaması, oturup mesela seviyorsun, o da sana ikram olarak elini yalıyor böyle. Çok tatlı ama ondan insan haz duyuyor, değil mi? Şiddetli bir haz duyuyor. Cennette o haz çok şiddetleniyor işte, çok çok şiddetleniyor. Burada kısmen, tanımamız için Allah bir kısmını veriyor. Mesela çiçekte de; gülü görüyoruz, hakikaten insanı hipnotize ediyor, gül bile, yani bir bitki. Bir kokluyoruz; şahane bir koku. Açılışı, ilk goncası da çok ayrı güzel, goncası ayrı bir tatlı, açılma safhaları ayrı bir güzel, açtığında bir güzel. Ama bakıyorsun, o da ölüyor bir süre sonra. Mesela soluyor, kararıyor, o güzelim gülün yerinde kararmış, kavruk bir şey, tozlanmış, kirlenmiş bir şey kalıyor. Ama cennette işte ölüm yok, hiç yok. Mesela ne bitki ölüyor, ne hayvan ölüyor, ne insan ölüyor. Ne kadar süre? Sonsuz. Sonsuz ne demek? Bin katrilyon sene geçiyor, bin katrilyon sene çarpı bin katrilyon sene geçiyor. “Daha ne kadar süre geçti?” diyorsun. Daha başlangıcında oluyor. Daha hiç süre geçmemiş oluyor. Çünkü sonsuzluğa göre o rakam sıfır hükmünde oluyor, başlamamış oluyor daha, hiç yani. “Katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyon sene”yi ömrü boyunca insan söylese; “ne kadar geçti bu süre?” diyorsun; sonsuzluğa göre hiç hükmünde oluyor, başlamamış oluyor daha. Allah’ın insanlara layık gördüğü, güzel gördüğü hayat budur inşaAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00.30’da A9 TV, Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Bir ayet okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınırım. Tevbe Suresi, 128. “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden,” sıkıntıya düşmenizi istemeyen, “size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” “Bir elçi gelmiştir”in ebcedi 1990; tam Hz. Mehdi (a.s.)’ın tarihini veriyor. “Eğer onlar yüz çevirirlerse,” seni dinlemezlerse yani “de ki:” şeytandan Allah’a sığınırım “"Bana Allah yeter."” İster dinleyin, ister dinlemeyin, “"O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur."”
Basında Harun Yahya
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...