SUNUCU: “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza A9, Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.Harunyahya.tvsitemizden devam ediyoruz. Hocam, buyrun.
ADNAN OKTAR: Beril hocam, neler anlatalım? Neler konuşalım?
SUNUCU: Siz daha iyi bilirsiniz, Hocam.
ADNAN OKTAR: Kuran ayetlerinden, okuyayım. Tevbe Suresi, 87. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler. Onların kalpleri mühürlenmiştir. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar. Ama Resul ve onunla birlikte olan mü'minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır.”Malıyla nasıl cihad eder? Malını, harcar. Cihad demek; gayret etmek demektir, yani var gücüyle gayret etmek. “Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı. Onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, Peygamberimiz (s.a.v.) tabii bütün gücüyle Allah rızası için gayret ediyor, cehd ediyor. O devirde bedeviler, yani kırsal kesimde yaşayan cahil bir kısım insanlar vardı. İzin verilmesini istiyorlar, biz girmeyelim, tebliğ yapmayalım, öyle bir çalışma yapmayalım, diyorlar, yalan söylüyorlar, oturup kalıyorlar, oturmak istiyorlar. O çadırlarda yahut evlerde oturmak istiyorlar. “Onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir.” İnkar edenler kimse, onlara acı bir azap isabet edecek, diyor Allah. “Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp” herhangi bir bağlı kalmak değil, içten, candan. “‘İçten bağlı kalıp hayra çağıranlar’ oldukları sürece,” hayıra, hep iyiliğe, hep güzelliğe, hoşluğa çağıranlar oldukları sürece, “güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur.” İnsan güçsüz olabilir, zayıf olabilir, hasta olabilir, infak etmek için bir şey bulamayabilir, ama, ne olması gerekiyor? Allah’a ve elçisine karşı içten bağlı kalması gerekiyor; çok candan bağlı olması, bir ve hayra çağıran olması lazım, sürekli hayra çağırması lazım, iki. “Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (tebliğe çıkmamak için) senden izin isterler.” Dini yaymama konusunda, kararlı adamlar. “bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı seçerler.” Geride kalmayı; mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın cemaatinde de geride kalmak isteyenler olacaktır. Gidecek evde oturacak, gidecek iş yerinde oturacak. Müslümanlar’la birlikte mücadele etmeyecek. Geride kalanlarla birlikte olmayı akılcı tavır olarak görecek, isabetli olduğunu düşünecek. “Allah, onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar, bilmezler.” Demek ki, münafıklar özel yaratılıyor, imanı, Kuran’ı anlamayacak şekilde yaratılıyorlar. Özel varlıklar her zaman bulunur. Mesela Hz. Mehdi (as..)’ın cemaatinde de Allah mutlaka münafık bulunduruyor. Münafığın bulunması önemli bir şeydir, çünkü o şevki artırır, heyecanı artırır, mücadele azmini artırır. Münafık olmadığında, atalet olur, sakinlik olur. Münafık olduğunda, heyecan, şevk, mücadele azmi çok yüksek olur.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum, Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, “A9 televizyon açılışı, çok güzeldi. Dün geceki Mehter marşı İstanbul semalarından dünyayı, A9 nokta şiddetiyle salladı.” diyor, güzel bir ifade. “Küfür kalelerinin surlarını tek tek yıkıyor.” diyor, Allah’ın izniyle. Evet, bir kardeşimiz, iltifatlar etmiş, sevgisini belirtmiş özetle. Güzel bir faaliyet içerisinde olduğumuzu söylüyor.
“Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.”Ve Aleyna Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu, “Sayın Muhammed Adnan Hocam, sizi çok seviyorum. Ben, Belçika’dan Furkan Argu, 18 yaşındayım. Sizin vesilenizle namazı düzenli kılıyorum, inşaAllah.” MaşaAllah, bak ne güzel. “Daha çok sevilmeye başladım, toplum içinde. Sayenizde üslubum, ahlakım çok düzeldi.” Vesile oldunuz diyor, inşaAllah. “İyiye doğru gidiyor, inşaAllah. Hakkınızı helal edin Hocam, size çok şey borçluyum.” Tabii, ben vesile oluyorum, her şey Allah’tan. “Size iki sorum olacak Hocam müsaadeniz olursa. Birinci sorum; Hocam 2012’ye Azerbeycan ve Suriye ile birleşmiş olarak girebilir miyiz, inşaAllah?” Olmaması için bir neden yok, bekliyoruz. 2012-2013-2014 gibi bekliyoruz, inşaAllah. İkinci sorum; Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız; Haziran’da Türkiye’de çok büyük olaylar yaşanacak, diyor inşaAllah.” Evet, Şeyh Nazım Hocamız’ın dedikleri genelde tek tek çıkıyor ama bazen müteşabih söyler. Yani tam zahir anlamı üzerine olmaz, tahakkuk ettiğinde anlıyoruz. Mesela dedi ki; Hz. Mehdi (a.s.)’ın devrinde teknoloji yerle bir olacak, denize dökülecek teknoloji. Baktık, tsunamide bütün teknoloji yerin altına gitti, denize girdi, hepsi denize gitti. Ne kadar alet edevat varsa, televizyon, radyo şu bu, hepsi denize gitti.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben, Kumburgaz/İstanbul’dan Faruk Sarıoğlu, 13 yaşındayım. Benim yaşımdakiler Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde nasıl anlayacak? Bizim anlayacağımız şekilde anlatırsanız çok sevinirim. Bu arada A9 kanalını dün gece televizyonumuza yükledik, anında görüntü aldık, hayırlara vesile olur inşaAllah.” Faruk Sarıoğlu, diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ı nasıl anlarız? Ben olsam anlarım, inşaAllah. Nasıl anlarım? Mesela ben Bediüzzaman’ın zamanında olacağım ve anlayamayacağım, nasıl, anlayamayacağım? İşine gelmediği için adam anlamaz, nasıl anlamaz? Şimdi Bediüzzaman’ın evi var, Bediüzzaman’ın evine giren içeri girdi mi, kapıda tutuklanıyor. Hadi, aslanım gidiyoruz, diyorlar. Nedir suçu, diyorsun. Risale-i Nur yazıyorlar, okuyorlar, suçu o, diyor. Adres doğru işte, tamam, olay bu. Ne diyor Bediüzzaman? Evlenmeyeceksiniz, evlenmeyin, diyor. Başka? Çalışmanıza da gerek yok. Bütün gücünüzle Allah’ın dinine hizmet edin, çok felaket bir deccaliyet dünyaya hakim, diyor. Darwinist, materyalist sistem var, dinsizlik, yaygın, diyor. Maişetinizi Allah verir, öyle kendinizi kaptırmayın, belirli bir süreye kadar evlenmeyin. Davanıza da sıkı sıkıya sarılın, bana da sadık olun. Risale-i Nur’ları çoğaltın, İslam’ı etrafa yayın, diyor. Bir kere maddeler ilk başta ne diyor? Evlenmeyeceksin, diyor, bitti. Adam, hadi bana müsaade, diyor. İşe de girmene gerek yok, diyor Bediüzzaman, yani bir kısmına bir şey demiyor da, bir kısmına girmeyin, diyor. Çünkü Allah size maişetinizi verir, bereket verir, kazanırsınız, diyor. Bir kolaylık, bir iyilik olur, diyor. Onun yollarını da zaten meşru olarak gösteriyor. Bunu da kabul etmez, ama daha vahimi, kapıdan içeri girip de dışarı çıktığında, tutuklanıp hapishaneye içeri gidiyorsun. Sabıka alıyorsun, altı ay, yedi ay, sekiz ay. Şimdi o zaman ne olması gerekiyor? Diyor ki; yirmi cihedde Ehl-i Sünnete uygun değil Bediüzzaman. Şimdi direkt kabul etmezse, olmuyor. Ne yapması lazım? Suçlaması lazım. Duydunuz mu, akşam kasa hesabıyla rakı geliyormuş Bediüzzaman’a, diyor. Yetmiş yaşındaki insana, bakın alçaklığa bakın. Bir de geceleri genel kadınlar geliyormuş Bediüzzaman’ın yanına, iftiraya bakın. Bediüzzaman’a atılan iftira bu, resmi kayıtlarda var bu. Bediüzzaman da buna cevap veriyor. Şimdi bu nedir? Mehdilik alametidir, doğru yoldayız. Küçük Mehdi, yani Hz. Mehdi (a.s)’dan önceki, Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olan hak Mehdi hareketi, yani o devrin müceddidi olduğu belli. Öyle sırtını koltuğa yayıp müceddidlik olmaz. Müceddidlik, alimlik böyle olur işte. Otuz yıl hapiste yatmış, bakın toplam otuz yıl. Görüyor musun delikanlıyı? Ben kanunlara, hukuka kimse muhalif olsun demiyorum, ama hepsinden beraat etmiş. Hepsinden beraat etmiş, ama otuz yılı hapiste ve sürgünde geçmiş. Şimdi işte bunlar hep Mehdi alameti. Urfa’ya gidiyor, nereye gidiyorsun hemşehrim, nedir, diyorlar. Hastayım, memleketime gidiyorum, diyor. Olmaz, giremezsin, diyorlar. Allah Allah nereye gidecek? Ankara’ya gideyim, diyor. Buraya da giremezsin, diyorlar. Bakın, işte alın size bir Mehdi alameti daha. Sürgün, hapis, iftira, hakaret. Bediüzzaman’ı akıl hastası diye aldılar tımarhaneye kapadılar, Mehdi alameti. Delilikle itham edilmesi, tımarhaneye konulması, Mehdi alametidir. Hapishaneye konulması, Mehdi alametidir. Otuz yıl hapis yatması, Mehdi alametidir. Talebelerinin her tutulduğu yerde tutuklanıp içeriye sokulmaları, Mehdi alametidir. Talebelerinin evlenmemesi, Mehdi alametidir. Talebelerinin sürekli dövülüp-sövülmeleri, Mehdi alametidir. İşten atılmaları, Mehdi alametidir. Kimsenin onlarla evlenmemesi, Mehdi alametidir. Toplumun onları dışlaması, Mehdi alametidir. İman hakikatlerini muhteşem anlatıp, muazzam etki meydana getirip, küfrü allak bullak etmeleri, Mehdi alametidir. Kan dökülmesine, şiddete şiddetle karşı olmaları, Mehdi alametidir. Devletin birliğini ve bütünlüğünü şiddetle savunmaları, Mehdi alametidir. Rejimin yıkılmaması için gayret etmeleri, devletin yıkılmaması için gayret etmeleri, Mehdi alametidir. Fitneden kaçınmaları; yani devletin yıkılmasını istemiyorlar, aman devlete bir şey olmasın, diyorlar. Türk milleti necip millettir, Türk milletine sakın tavır almayın, diyorlar; ayaklananlara falan söylüyor Bediüzzaman, bu Mehdi alametidir. Sürekli aleyhinde gazetelerde yazı çıkması, aleyhinde hakaretle dolu yazılar çıkması, Mehdi alametidir. Her anlattığının hikmetli, yerli yerinde olması, Mehdi alametidir. Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdelemesi, çok detaylı anlatması, Mehdi alametidir. Her dediğinin çıkması, ama istisnasız her dediğinin çıkması, Mehdi alametidir. Son derece barış sever, insancıl ve demokrat olması, Mehdi alametidir. Nasıl anlamayayım ben o insanı? Şimdi ağır bir söz söylemek istemiyorum, ama onu anlamaması için bir insanın kafasının çalışmaması gerekiyor; bir yönüyle çalışmaması gerekiyor, başka açıklaması yok. Nasıl anlaşılmaz? Ben anlayamadım, diyor. Neyini anlamadın? Bakın bir Mehdi alameti daha Bediüzzaman ile ilgil; o devrin yobazlarının, o devrin üçkağıtçı yobazlarının, ham softa, kaba softalarının, o devrin sahtekar hocalarının Bediüzzaman’a karşı var gücüyle mücadele etmeleri, Mehdi alametidir. O devrin psikopat, aşağılık, cahil hocaları; kendilerinin de canı yandığı halde, Ehl-i Sünnet düşmanı diye Bediüzzaman’a karşı muazzam tavır almışlardır. Hatta mürtedlikle itham etmişlerdir, irtidat etti demişlerdir. Ehl-i Sünnet düşmanı diye ona her türlü kin duymuşlardır, bu da Mehdi alametidir. Meseleleri mükemmel açıklaması, iman hakikatlerine ağırlık vermesi, Mehdi alametidir ve son bin yılın en büyük müceddidi ve müçtehididir. Bak açıkça söyleyeyim; İmam-ı Rabbani’den, Abdulkadir Geylani’den, İmam-ı Gazali’den, hepsinden daha büyük alimdir. Net, ispat ederim. İmam-ı Rabbani benim canım, Abdulkadir Geylani benim canım, ama hepsinin üzerindedir. Bakın hepsini ittiba etmiştir, hepsi benim hocam demiştir. Kendini toprak gibi görmüştür, asla büyütmemiştir. Hiçbir kerameti kabul etmemiştir. Yağmur gibi kerameti görülmüştür, yağmur gibi, hiçbir kerameti kabul etmemiştir, bu da Mehdi alametidir. Çok muazzam bir alim olduğu halde kendini çok mütevazı göstermiştir, bu da Mehdi alametidir. Dolayısıyla o devirde olacağız da, anlamayacağız. Ben ne yapardım? Girerdim evine, kapıda da kendimi tutuklatırdım, hadi hep beraber gidelim derdim. Ne yapacağım, yaşayıp da ne yapacağım yani? Sokakta ne yapacağım ben? Yerim hapishane, giderim. Ne demek anlamıyorum, tanımıyorum. Bir daha çıktım, bir daha girerim. Bir daha çıktım, bir daha girerim. İstedikleri kadar yatırsınlar, bu böyledir. Anlamazlıktan geliyor, anlamazlıktan gelirse kolay, o zaman yolu var. Mesela dersin ki; haşa Allah vermesin, bakın duyduk evine rakı götürüyormuş Bediüzzaman, diyorlar. Bakın kasa ile rakı. O zaman ben böyle adamla görüşmem, diyor. Aşağılık herif, sen onun olmayacağını anlamıyor musun? Biliyorsun. Sırf ahlaksızlık olsun, vicdansızlık olsun diye kasten onu anlar havaya giriyorsun, sırf nefsini oradan uzak tutmak için. Dolayısıyla anlamayacak, anlaşılmayacak bir şey olmaz. İnsanların canı tatlı olduğu için Hz. Mehdi (a.s)’ı anlayamaz veyahut daha öncekileri, evvelki Mehdileri anlamaz. Nasıl anlamazsın sen? Mesela İmam-ı Rabbani Hazretleri, o Hindularla, o Budistlerle, putperestlerle mücadele ediyordu, aldılar İmam-ı Rabbani’yi hapise soktular. Onun taraftarı olduğunda, seni de alır hapise sokarlar, değil mi? Dövülüyorlardı, sövülüyorlardı. Gelirsen buraya; o zamanlar buraları Osmanlı idi ve Türkiye rahattı, burada rahat rahat yaşarsın, ticaretini de yaparsın. Bir şeyh efendiye bağlanırsın, oh ne güzel. Osmanlı derken; işte o zamanki halife kimse, o zamanki idare.
ALTUĞ BERKER: 1935’te Üstad’la ilgili bir gazete haberi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım, 1935’te.
ALTUĞ BERKER: Cumhuriyet 10 Mayıs 1935’te yayınlanmış. Şöyle diyor gazetede; “Said-i Kürdi, dini siyasete alet yaparak irticai propagandalara girişmiş ve bir takım adamları kandırarak doğru yoldan şaşırtmaya çalıştığı anlaşılmıştır. 30 senelik mayalı bir mürteci olup, ifsad edecek saf vatandaş aramaktadır. Şeyhin, yani Bediüzzaman’ın, bu meseledeki rolünün bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek olduğu anlaşılmıştır.”
ADNAN OKTAR: Safdil, yani talebeleri, oraya gelen genç çocuklar safdil oluyorlarmış.
ALTUĞ BERKER: Aynı gazetede farklı tarihlerde ise; “dini istismar eden Said Nursi hakkında takibat başlatıldı. Said Nursi mühimsenecek bir kimse değildir. Maddi ve manevi menfaatler sağlamak amacında olan bir kimsedir” diye gerçek dışı haberler var. Bir içki dükkanında Said’in hizmetçisi Said’e rakı aldı diye, yazılı bir kağıdın altına içki dükkanındaki sarhoşlardan imza alınmaya çalışılmış. Bu şekilde kendisine iftirada bulunulmuş. Bediüzzaman’ın verdiği cevap ise; “halbuki benim kapım geceleyin dışarıdan ve içeriden kitliydi ve sabaha kadar bir bekçi o iftira eden adamın emriyle kapımı bekliyordu.” Bekçi nezaretinde yaşıyordu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim karakolun üst katında yaşıyor zaten. Karakolun üst katında; altı karakol, üstü evi. Polis kontrolünde zaten nasıl olsun ki? Gece gündüz polis rasatında, kapıdan içeri geleni alıyorlar, alıp-götürüyorlar. Böyle bir ortamda genel kadınlar geliyormuş, birde rakı içiyormuş; rakı götürüyordu, diyorlar yani o kadar gözü dönmüş bu adamların. İşte Mehdi alameti bunlardır. İşte asrımızda da bazı angutlar aynı kafada olacaklardır. Aynı karaktersizlikte, aynı cibilliyetsizlikte olacaklardır. Aynı herzeleri karıştıracaklardır, aynı anlamazlıklardan geleceklerdir. Konu bu, karışık bir şey yok.
Şu rüya anlatımlarını Allah aşkına bırakın, Virginia’dan, Amerika’dan bile yazıyorlar. Ne kadar meraklılar rüyaya, önüne gelen rüya anlatıyor. “Selamun Aleykum Hocam, size bir sorum olacak.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin devam eden bir mahkeme ve dava hakkında yaptığı açıklamalar beni çok şaşırttı. Sizce neden böyle bir açıklama yaptı? Siz Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne hak veriyor musunuz bu konuda? Yusuf.” Kardeşim şimdi Hz. Hızır (a.s) neyse, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de odur, adeta odur. Bir şey yaptığında mutlaka bir ledüni yönü vardır, batıni yönü vardır. Gece olduğunda, gecenin üçünde ruhanilerle görüşen bir insan. Her sözünü zahir anlamı üzerinde almayacaksınız. Mutlaka bir amacı, bir sebebi olur bir şey konuştuğunda, mutlaka bir hikmetle konuşur. Bir de ne kadar çok rüya görülüyor. Ben o tip, o tarzda çok nadir rüya görürüm. Ya gezinti halinde görüyorum, ya eğlenirken görüyorum, benim rüyalarım alemlidir. Bir kere Bediüzzaman’ı gördüm rüyamda o kadar. Tabii çok isterim, inşaAllah ben de görürüm, inşaAllah.
Tunus’tan Müezzin isimli bir kardeşimiz göndermiş. “Sayın Harun Yahya iyi akşamlar. Dünyadaki Şii ve Sünni Müslümanlar, sizce İsrail ve müttefiklerine karşı güçlerini birleştirmeye hazırlar mı?” Selamını almadığım kardeşlerimin hepsine Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu diyorum. Şii ve Sünni Müslümanlar, tabii birleşip İsrail’i yerle bir etmeleri lazım; ne kadar Hristiyan varsa, ne kadar kafir varsa hepsini yerle bir edecek, sel gibi kan akıtacaklar. Sünni olmayanları doğramaları lazım! Bu deliliği, bu mantıksızlığı bırakacaksınız. İş birliği yaparak bilmem ne, öyle bir konu yok. Biz onlara sahip çıkıyoruz. Onlar bizim yedi emanımızda Allah’ın mazlum kulları. Ezim ezim eziyorlar Hristiyanları, Musevileri ezim ezim eziyorlar. Ağızlarını burunlarını kırıyor İsrail polisi, darmekeşan ediyor. Komaya sokuyorlar döve döve. Ne diye birleşiyoruz onlara karşı, niye birleşelim? Bilakis ittifak edeceğiz. Niye birleşmeyelim? Dinsizliğe karşı biz onları koruyup-kollayacağız, şefkat göstereceğiz. La ilahe illAllah kardeşiyiz. Muhammeden Resulullah demeleri için de dua ediyoruz. Muhammeden Resulullah dediklerinde de, la ilahe illAllah Muhammeden Resulullah kardeşi olacağız. La ilahe illAllah diyen insan ile ben, Allah yok diyen adamla aynı safta olur muyum? Tabii ki la ilahe illAllah diyeni ben üstün tutarım. Adam diyor ki; Allah yok diyen adamla, la ilahe illAllah diyen aynıdır. Olur mu öyle şey? La ilahe illAllah diyen ayrıdır. Onlarla ittifak vardır, onlara şefkat vardır, koruyup-kollamak vardır, merhamet vardır. Dinsize ne yapılır? Ona da zulüm yapılmaz. O da korunup kollanır, ona da merhamet. Allah vermesin, Allah seni de öyle yaratabilirdi. Bak sana Allah hidayet etmiş, dua etsene kurtulması için. Masonuna, komünistine, şununa bununa, hepsine biz sahip çıkıyoruz. Hepsi bizim kardeşimizdir. Hz. Adem (a.s)’dan gelen bir kardeşlikleri vardır. Kan kardeşiyiz, ama din kardeşi değiliz. İnşaAllah din kardeşi olacağız. Kan yönüyle aynı anadan, babadan geliyoruz; Hz. Adem (a.s)’dan, Hz. Havva (a.s)’dan geliyoruz, değil mi? Aynı evlatlarız, ama dalalete düşmüşler. Hidayet bulmaları için gayret ederiz. Mesela şimdi insanların çocukları dinsiz oluyor, kovuyor mu, sokağa atıyor mu? Dindar insanlar var; bir çok kişi var, kızı esrarkeş oluyor, uyuşturucu müptelası oluyor, uyuşturucudan ölenler var. Sokağa mı atmışlar çocuklarını? Var güçleriyle koruyup kolluyorlar. Şefkat gösteriyorlar ve iman etmesi için hem dua ediyorlar, hem gayret ediyorlar. Başkasının çocuğu olunca, paramparça olsun, diyorlar. Olmaz öyle şey. Kendi çocuklarına nasıl titizlerse, nasıl kurtulmaları için gayret ediyorlarsa, başkasının çocuğu da aynı hükümdedir, aynı şekilde kurtarmak için gayret edecekler. Ben bir çok mutasıp aile biliyorum, çocukları komünist, dinsiz, imansız, it kopuk olmuşlar. Kızları kötü yola düşmüş aileler var, biliyorum, çocuk dinsiz olmuş, dine imana, mukaddesata bayağı saldırıyor. Gece gündüz dua ediyorlar. Geldiğinde kızına karşı gayet saygılı, şefkat gösteriyor, hürmet gösteriyor, kimseye laf söyletmiyor. Başkasının çocuğu olduğu zaman niye ağzı bozuyorsun, değil mi? Hepsi bizim evladımız, hepsini korumakla mükellefiz; Hristiyanları da, Musevileri de yine aynı şekilde. Hz. Adem (a.s)’dan kardeşimiz onlar, aynı anne babadan gelen kardeşleriz. Din konusunda eksik yönlerini Allah, onlara güzellikle anlatın, diyor. Kötü bir söz söylemeyin güzellikle onlara hitap edin, diyor Allah. “En güzel bir tarzın dışında, onlar bir hitabınız olmasın” diyor Allah. Deyin ki “bir olan Allah’ta ittifak edelim” deyin diyor. Biz de işte onları, Hıristiyanları la ilahe illAllah’a davet ediyoruz. İttifakımız sevgi için, insanları boğmak için değil. Tabii ki Sünni’si ile, Alevi’si ile, Ceferi’si ile, Şii’si ile, Bektaşi’si ile Nur gibi Müslümanlarız, tertemiz kardeşleriz. La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah dedi mi, bitti zaten. Hem la ilahe İllAllah, hem Muhammeden Resullullah kardeşiyiz, bu konu açık. Ama Hristiyan kardeşlerimizin tabii ki teslis inancından dolayı biz mutazarrırız, rahatsızız, ondan kurtulmalarını istiyoruz, dua ediyoruz onlara. Ama nefretle aşağılayarak değil, şefkatle yaklaşıyoruz. Museviler; Allah bir diyorlar, cennete, cehenneme inanıyor, Hz. İbrahim (a.s) seviyor, Hz. İshak (a.s)’ı sever, Hz. İsmail (a.s) sever, Hz. Yakup (a.s)’ı sever, bütün Peygamberleri sever. Müslümanları Nuhi olarak görüyorlar, hak din olarak görürler Müslümanları. Biraz konuşulduğunda da; vicdanlı olan Musevi kardeşlerimizle konuşuyoruz, Hz. Muhammed (s.a.v) tabii ki hak Peygamber, belli diyorlar. Kuran’ın da hak din olduğu belli, ama biz Museviliği bırakmak istemiyoruz, diyorlar. Kardeşim biz de Museviyiz, Kuran’daki Tevrat’ın hükümlerine biz uymuyor muyuz; Kuran’da geçerli hükümlere? Hz. Musa (a.s)’ın söylediklerine biz uymuyor muyuz? Hz. Musa (a.s) söyledikleri ne? Aynı şekilde Tevrat’a uymak oluyor, değil mi? Çünkü Tevrat’ta da aynısı var. Tevrat’ta olan ile, Kuran’da olan aynısıysa, biz Tevrat’a da uymuş oluyoruz o durumda, ama Tevrat’ın gerçeğine uymuş oluyoruz. Tevrat’ın gerçeği nerededir? Kuran’dadır. İncil’in gerçeği nerededir? Kuran’dadır. Biz Kuran’a uyduğumuzda, hem Tevrat’a, hem İncil’e de uymuş oluruz, hakikatine gerçeğine uymuş oluruz. Bu yüzden vicdan azabı çekecek bir şey yok. Hz. Musa (a.s)’ı bırakın demiyor ki Kuran. Hz Musa (a.s)’ı daha çok sevin, hakkıyla bağlanın, Allah rızası için namaz kılın, Hz. Musa (a.s)’ın hükümlerini tam yerine getirin, diyor Kuran. Hz. Musa (a.s) namaz kılın diyordu, kılıyor mu Museviler? Kılmıyorlar. Kılın, diyor Allah işte. Zekat verin, diyor. Museviler zekat versinler, diyor Allah. İşte kurban kesin, diyor güzel. Oruç tutun, diyor, çok güzel. Hz. İbrahim (a.s)’ın mekanı Kabe’ye gidin, Hac edin, diyor. Hz. İbrahim (a.s)’in olduğu yerde, Hz. Hacer (r.a), Hz. İbrahim (a.s)’in olduğu yerler, Hz. İsmail (a.s)’in olduğu yerler, gidin oraya ziyaret edin, diyor Cenab-ı Allah. Gayet güzel işte, bunun Musevilikle çatışan neresi var? Gerçek Musevilik bu işte. Bir insan Kuran’a uydu mu, gerçek Musevi olmuş olur, gerçek Hristiyan olur ve gerçek Müslüman olmuş olur. Biz de gerçek Müslümanız, inşaAllah. Karışık bir şey yok. Dolayısıyla biz kafa, göz yarmak için değil, sevgi için birleşmek istiyoruz, dostluk için, kardeşlik için, barış için. Biz hiçbir ülkenin helakını istemeyiz, hiçbir devletin yıkılmasını istemeyiz. Mesela farz edelim İran, devleti de baki olsun, sistemi de baki olsun, nasıl istiyorsa öyle. Halkın istediği gibi, insanların istediği gibi olur, zorla dayatmayla hiçbir şey olmaz.
Fatih Altun, Twitterda din ve Allah aleyhine haşa bir faliyet yapan, hakaretamiz konuşan bir siteyi belirmiş ve bir hayli de taraftarı varmış bunun, atmış bin kişi takip ediyormuş. Dine, Allah’a, mukaddesata hakaret kanunlarımıza göre suçtur, yarın Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunuruz, sonuna kadar takip ederiz, peşlerini de bırakmayız.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Şeyh Nazım Hocamız’ın yaptığı açıklamalardan bahsetmiş. “Kendisi; ‘kırk gün sonra İstanbul’da zelzele olacak ve büyük şehirler bombalanacak’ dedi. Bu konuda Şeyh Nazım Hazretleri’nden daha yetkili birisi yoktur herhalde. Bu uyarılara ne diyorsunuz? Timur Kan.” “Kırk gün sonra İstanbul’da zelzele olacak dedi” diyor. Kardeşim şimdi Şeyh Nazım Hocamız ehl-i tariktir. Cezbe halindeyken Allah ona ilham eder, cezbe halindeyken görüntü alırlar, haller olur, vecidler olur, cezbe hali olur. Sanki Şeyh Nazım Hocamız deyince, herhangi bir insandan bahsediyormuş gibi, halktan birisi gibi değildir. İstiraklı olur, böyle vecid halleri olur, görüntüler olur, ses duyar, tarikat ehlilerinde olur bu. Müteşabih; kardeşim müteşabih dediğimiz şeyler, ben ispat ettim, gördün. Zannediliyor ki teknolojik aletler denize dökülecek, gördün işte bak. Libya da bombalanıyor, dediği doğru çıktı, değil mi? İstanbul’da zelzele; belki çok büyük bazı olaylar olacaktır, ondan bahsediyor olabilir, belki onu kast ediyor olabilir. Manevi bir zelzeleden bahsediyor olabilir, belki imani büyük bir inkişaf olacak, büyük bir zelzele olacak. O da büyük bir zilzal, zelzele, yani hareketlenme, depreşme, belki öyle bir şey olacak, bir hikmeti vardır, inşaAllah. Bazen herhangi sosyal olay olur, mesela Müslümanların aleyhine bir şey yaparlar, bu da bir zelzeledir. Müslüman dindarların aleyhine bir atak yaparlar, değil mi? Veyahut ne bileyim iddia edilen Ergenekon terör örgütü bir kalleşlik, bir kahpelik yapar, bu da bir zelzeledir, bu da bir şeydir. Bir çok hikmeti olabilir, tahakkuk edince anlaşılır. “Kırk gün” diyor işte, kırk gün beklersen, ne olduğunu görürsün. “Neden Şeyh Nazım Hazretleri’ne sormuyorsunuz?” Kardeşim benim ne haddime? Benim Şeyhim o, çok adapla ve edeple yaklaştığım bir insan, özen gösterdiğim bir insan. O öyle sokaktaki bir insan mı, ben oturup öyle Şeyh Nazım Hocamız’a siz böyle söylediniz, şöyle söylediniz diye soracağım? Ne haddime benim? Ben el pençe divan dururum, son derece saygılı hürmetli olurum, ne derse hikmet gözüyle bakarım, hayır gözüyle bakarım, vardır bir bildiği, bir hikmeti vardır. Her dediği çıkıyor, ama müteşabih çıkıyor. Dediği doğru çıkıyor, ama bir manası çıkıyor. Şu ana kadar dediği mutlaka doğru çıktı, ama teşbihatla doğru çıktı. Bir kısmı doğrudan, doğru çıktı, bir kısmı teşbihatla doğru çıktı.
“A9 TV’nin iPhone programı olursa süper olur” diyor. iPhone var mı bizde? Yeni yapılıyor. Şeyhim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Ben tekrar A9’un kurulumunu anlatayım mı inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Tabii, iyi olur. Diğer D-Smart’ı da anlat.
ALTUĞ BERKER:İkisini de anlatayım, inşaAllah. Normal uydu alıcınızın kumandasında MENU tuşuna basıyoruz. “UYDU AYARLARI” geliyor. “KANAL EKLEME MENÜSÜ”ne geliyoruz burada. Uyduyu “TÜRKSAT 3A” olarak seçiyoruz. Eski uydu alıcılarındansa sizinki, 1C de yazabilir burada. Önemli olan “TÜRKSAT” yazması. Aşağıda “TP AYAR” butonu var, “TP AYAR BUTONU”na basıyoruz. Bu ayar kısmında, “FREKANSI 12525; SEMBOL 30000; POLARİZASYONU VERTICAL/DİKEY” değerlerini girerek taramayı başlatıyoruz. Tarama bitince aşağıdaki gibi “ÖZET BİLGİSİ” veriliyor. Listede aşağıdaki gibi A9 yazısını görüyorsanız, kanal uydu alıcısına eklenmiş demektir. Bir de D-Smart’ınki vardı, onu da anlatayım Hocam, inşaAllah. D-Smart’ta da “ANA SAYFA”da “AYARLAR” bölümüne giriyoruz. “AYARLAR” bölümünde “KANAL EKLE” başlığı var. “KANAL EKLE” başlığını seçiyoruz. Burada “KANALLARI DÜZENLE” başlığı var. “KANALLARI DÜZENLEMEYİ” seçiyoruz ve “AYARLAR”da uyduyu “TÜRKSAT” olarak ayarlıyoruz. 3. satırdaki “TRANSPONDER USER” olarak ayarlıyoruz. “”FREKANSI 12525; POLARİZASYON DİKEY; SEMBOLÜ 30000; FEC ORANI da 5/6” olarak ayarlıyoruz. A9 kendisini gösteriyor tarama yapınca.
ADNAN OKTAR:Böylece bunu da anlatmış olduk, tamam. Bak, Digiturk de istiyor kardeşlerimiz. Müracaat ettiniz mi Digiturk’e?
ALTUĞ BERKER:Takip ediliyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Ama uydu olması çok önemli, tabii asıl olan uydu, bundan gerisi kolay. Muhterem Şeyhim, buyurun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Japonya’daki tsunamiyle ilgili bir görüntü gösterebilir miyim Hocam? Tam karaçamur, dediğiniz gibi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Şimdi adamlar bunları görüp diyorlar ki; yok, Hz. Mehdi (a.s) gelmedi, yok ahir zamanda değiliz, diyorlar. Kardeşim ne olmasını bekliyorsun? Nasıl bir alamet olmasını bekliyorsun? Bunlardan da anlamıyorsan, bu kadar alametten anlamıyorsan, ben sana ne söyliyeyim artık? Tek tek saydık, bütün alametleri saydık. Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler. Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri. “Abdül Gafir Farisi Mecma-il Garaib Kitabında ve ibni Cevzi Fi’l Garibil Hadis’de, ibnül Esir’de Nhaye’de tahric ettiler: Hz. Ali (r.a.)’ın hadisi hakkında dediler ki: ‘Hz. Mehdi (a.s.), Hz. Hasan (r.a.)’ın soyundandır, bacakları aralıklıdır.” Yani uylukları geniş. Hz. Mehdi (a.s)’ın tanıtıcı özelliklerinden bir tanesidir. Şeyhim sen ne anlatacaktın?
ALTUĞ BERKER:Mescid-i Aksa ve Kudüs’le ilgili bir bilgi verebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Burada resimlerini görüyoruz, El Aksa. Onun içiyle ilgili de bir fim var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kubbet-üs Sahra. O kadar net değil görüntü. Bunu daha net film haline getirin, film olarak seyredelim. Bir de anlatan şahıs da soluk soluğa anlatıyor, öyle olmaz. Bunu net, düzgün anlatanlar vardır, onlardan dinleriz, inşaAllah.
“Naim bin Hambad, Abdullah bin Haris’ten tahric etti, buyurdu ki: “Hz. Mehdi (a.s.) sanki Ben-i İsrail’den bir reculdür.’(Tavrı onlara benzer, yani heybetli ve acar)”. “Naim b. Hammad, Kâb’dan tahric etti. Buyurdu ki: ‘Hz. Mehdi (a.s.), gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi, Allah’dan çok korkan bir kimsedir.’” “Keza (N. b. Hammad) Hz. Ali bin Ebi Talib’den tahric etti. O dedi ki: ‘Hz.Mehdi (a.s.)’ın doğum yeri Medine’dir.” Yani büyük bir şehirde doğacak Hz. Mehdi (a.s.). “Peygamber (s.a.v.)’in Ehl-i Beyt’indendir. İsmi Peygamber (s.a.v.)’in ismidir.” Ama ne olduğunu söylemiyor, Peygamber (s.a.v)’in ismidir. “Hicret edeceği yer Beyt-ül Makdis (Kudüs)’dir.” Kudüs-ü Şerif’e gidecek Hz. Mehdi (a.s.), inşaAllah. “Keza (N. b. Hammad) Sabah’dan tahric etti, O dedi ki: ‘Hz. Mehdi (a.s.), insanlar arasında otuz dokuz yıl bekler. (Kırka da çıkar). Küçükler büyük, büyükler de küçük olmak temennisinde bulunur.’” Hz. Mehdi (a.s)’da 9 çoktur. Dokuz kişilik yardımcısı var, “dokuz düşman taifesini dokuz cepheye göndermiştir” diyor Bediüzzaman. Hz. Ali (r.a.) Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatırken eliyle dokuz işareti yapıyor. Burada da otuz dokuz var. “Naim b. Hammad, İbni Abbas’dan tahric etti ki:‘Hz.Mehdi (a.s.), bizim Ehl-i Beyt’ten bir gençtir. İhtiyarlarımız ona yetişmeyecek, gençleriniz ise onu ümid edeceklerdir. Allah dilediğini yapacaktır.’” Bak “gençleriniz ise onu ümid edeceklerdir” yani gelmeyecek diye beklemiyor. Gelmeyecek demiyor, ümit edecekler diyor. Cübbeli ne diyor? Ruh hastasıdır, diyor o büyük alime, o büyük müceddide, Mehmet Talu Hocamız’a, o bütün ömrünü Allah’a, dine adamış o insana ruh hastası diyor. Suçu ne? Gördüğü rüyasını Mahmud Hocamız’a anlatıyor, Mahmud Hocamız da “inşaAllah bir ferec olacak, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz, bu onun alameti, inşaAllah.” Vay sen misin bunu diyen? Çünkü Fatih Altaylı’yı çok rahatsız eden bir konuşma bu. Fatih Altaylı’yı da rahatsız etti mi, Cübbeli’yi kat kat rahatsız etmiş oluyor ve gereğini yapmış oluyor. Fatih Altaylı bastıysa düğmeye, bu da ortaya çıkıyor. Yani şu anlamda, Fatih Altaylı Hz. Mehdi (a.s) konusunda çok tavırlı, var gücüyle gayret eden bir insan, malum bir adam. Baktı ki Cübbeli bu işlere çok müsait, her şeyiyle müsait. Onun istihbari bilgisi çok muazzamdır Fatih Altaylı’nın, yani istihbarat dedin mi, bilgi dedin mi, ona soracaksın. Cübbeli hakkında muazzam bilgisi var. Onu tam anlamıyla avucunun içine aldı. Cübbeli adeta onun emrinde şu an, ne derse yapıyor. Bakın Mehmet Talu Hocamız’a karşı olan tavrında da, yine o zihniyetin etkisini görüyoruz. Bir kalemde onu harcamak için kendince gayret ediyor. Tabii Mehmet Talu Hocamız’ı baş tacı etmiş oldu o ayrı mesele. Değerini insanlar daha çok bildi, bütün dünya tanıyor şu an Mehmet Talu Hocamız’ı. Dar bir çevrede tanınıyordu, şimdi büyük bir çevre onu hem seviyor, hem sayıyor, hem değerini biliyor.
ALTUĞ BERKER:Bir küçük yavru kedi göstermek istiyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet. Cübbeli Kuran ayetiyle Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıyordu bir kasetinde, güzel bir Kuran kıraati de yapıyor, sesi güzel. Bakın bende doğruya doğru, ama kafada yanlış yönler var, onları düzeltmeye çalışıyoruz.
VTR: Cübbeli, Kıyamet’in eşiğinde olduğumuzu ve kendisinin, insanlar üzerindeki bu gafleti kaldırıp bu konuyu canlandıracağını söylüyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli ne diyor? “Biz bu Mehdi konusunu canlandıracağız, bol bol anlatacağız.” diyor. Anlatıyor mu bunu? Anlatmıyor. Ben anlattırıyor muyum? Anlattırıyorum. Nasıl anlattırıyorum? Gece gündüz anlattırıyorum. Bak hiç istemediği, ama hayatta en istemediği şeyi yapıyor. Önceleri; “Mehdi konusu hiç anlatılmıyor, herkes susmuş, biz canlandıracağız bunu.” diyor. Ama ne gördüyse gördü, birini gördü bu, beyni dağıldı, kanı iliği çekildi, aman biz Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmeyelim, aman aman hiç kimse de bahsetmesin. Bakın Fatih Altaylı da istemiyor, Aydın Doğan da istemiyor, Amerika da istemiyor, ben de istemiyorum, sakın sakın, bu konuyu kapatalım, dedi. Ama bakın Allah onu nasıl mecbur ediyor gece gündüz Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatmaya? Ne diyor? “Biz bu işi canlandıracağız.” diyor. Sen öldürmeye çalışıyordun da, bak Allah seni nasıl zorla konuşturuyor, görüyor musun? Nasıl konuşuyorsun, en istemediğin şey nasıl oluyor geceli gündüzlü? Yine anlatsın Cübbeli dinleyelim, güzel anlatıyor. O sözü yerine gelsin, “bu işi canlandıracağız,” diyor. Canlandırsın, güzel teşvik ediyoruz.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, her an çıkabileceğini, ancak bidatlara alışanların Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde inkar edeceklerini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bakın o kişiler 9 kişiymiş. Dokuz, Mehdiyet’te çok yoğun olan bir rakamdır. Cübbeli kendi söylüyor; “dokuz kişiler” diyor. Hz. İsa (a.s) ile birlikte olması da yedi veya dokuz sene. Bediüzzaman da; “dokuz düşman taifeni dokuz düşman cephesine gönderilmiş” diyor. Hz. Ali (r.a.) eliyle dokuz işareti yapıyor. Çok fazla dokuz var, ben onların bir kısmını da söylemiyorum. Bizim arkadaşların kurduğu Kanal A9’la bir bağlantı da kuruyor değilim, o bir tevafuk. O da güzel tabii, Hz. Mehdi (a.s) öncülerinde benzerlik olur, o da bir güzellik tabii.
“Arap olmayan Allah dostları Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcıları olacak.” diyor. Mesela Mehmet Talu Hocamız, Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcısıdır, Allah dostudur. Mahmut Efendi Hazretleri Allah dostudur, Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcısıdır. Bakın övgüyle, sevinçle rüyasını tebşir ediyor, müjdeliyor, “inşaAllah, görürüz” diyor. Bu ne demektir? Hz. Mehdi (a.s) dostu demektir, inşaAllah. Bakın konuşmasında ne diyor? “Her an çıkabilir” diyor. Hani 570 sene sonraydı? Bak “her an çıkabilir” diyorsun. Dürüst, samimi konuşsana, demek ki çıkabilirmiş. Çıkabilir diyen, inşaAllah çıktı diyen, gördüğüm rüyaya göre inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) çıktığı kanaatindeyim diyen Mehmet Talu Hocamız’a ruh hastası diyorsun, o zaman sana ne demek lazım? Sen de her an çıkabilir diyorsun, değil mi? Sana ne demek lazım o zaman? Mehmet Talu Hocamız’a ne diyeceksin sen? Allah razı olsun, doğru söylüyorsun, diyeceksin. Veyahut madem Fatih Altaylı’nın kafasındasın, fikrine saygı duyacaksın, ruh hastası denmez. Adap, edep bilmiyorsan, öğren. Çok çirkin konuştun. Bakın şimdi Mahmut Hocamız da demiş, şimdi haşa sen ona da mı ruh hastası diyorsun? Muhammed Raşid Erol Hazretleri; şu an hayatta, şu an yaşıyor, diyor. O zaman sen ona da ruh hastası diyorsun o zaman. Bediüzzaman’a da onu söylüyorsun, ağzını topla. Cübbeli’nin o yardımcısı olan çocuk vardı, onun yanından ayrılmış, öyle mi?
ALTUĞ BERKER: Öyle duydum.
ADNAN OKTAR: Hayırlı olmuştur, inşaAllah.
Ömer Tekin kardeşimiz bir şeyler sormuş, sen oku cevapla, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam.“Next Star Reciver kullanıyorum, ilk ayarladığımda süperdi, şimdi A9’un frekans kısmında sinyal gücü %45-50’lerde bu yüzden kanallar, kanal 1, kanal 2, kanal 3 olarak çıkıyor. Ama görüntü yok. A9 frekansı haricinde bütün kanallar çalışıyor. Cihazdan olsa diğerleri de çalışmazdı, bilmiyorum, anlayamadım. Dün çok güzeldi, bir hata mı yaptık anlamadım.” Bir hata yapmış olabilir.
ADNAN OKTAR: Evet olabilir, makineyi bir daha gözden geçir, çünkü bize gelen yaklaşık yedi binin üzerinde bilgi var, hepsinde mükemmel, yani dünyanın her tarafından geldi, her bölgeden geldi, tamamında iyi diyorlar, ama teknik eksiklikler oluyor.
“Hocam” diyor, “eğer Adana’da danışmak isteyen kardeşimiz varsa” bir telefon numarası vermiş kardeşimiz. “Ben yardımcı olabilirim” diyor, ama bu telefonu buradan vermemiz uygun olur mu? Onu bir daha soralım, inşaAllah. “Esselamun Aleykum kıymetli Adnan Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam Ve Rahmetullahi Ve Berekatuhu. “İnşaAllah ve maşaAllah’ın önemini her defasında önemle vurguluyorsunuz. Namazdan sonra zikir olarak çeksek olur mu?” Yok, konuşmalarda sık sık söylemek lazım. İnşaAllah, maşaAllah söylendikçe İslam böyle adım adım gelir. Onun bir sayısı var, ona ulaşıldığında Türk-İslam Birliği’yle yüz yüze olacağız, inşaAllah. Bütün dünyayı kaplamış olacak. Kehf Suresi’nde onu özellikle belirtmiştir Cenab-ı Allah, inşaAllah ve maşaAllah’ı. Her yerde bunları duyacağız. Zaten ebcedleri Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihlerini ve İsa (a.s)’ın iniş tarihlerini veriyor. Her ikiside de çeşitli zamanları veriyor ebcedleri. Bu arada kardeşimiz, “termosunuz şahane” diyor. Evet, çok şıktır. Ben işin doğrusu zevkliyim, benim kullandığım bütün eşyalar güzeldir, evde de öyle. Fincanlarım, çay bardaklarım, yemek tabaklarım hepsi mükemmeldir. Çok klas olmadıktan sonra pek yemem, işin doğrusu o. Güzel bir sofra zevkim vardır, inşaAllah. Tepsi güzel olacak, tabaklar güzel olacak, çatallar güzel olacak, her şey güzel olacak. Manzara güzel olacak, insanlar güzel olacak, konuşmalar güzel olacak, hitaplar güzel olacak. Her yer, her şey güzel olacak, inşaAllah. Allah hep güzellik versin, isteğimiz bu, inşaAllah. Şu Cübbeli Hazretleri’nin kitabını bir daha tanıtsana sen Berker.
ALTUĞ BERKER: Emre Bukalığı’nın yazdığı “Cübbeli Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıyor.Cübbeli’nin Hz. Mehdi (a.s) Konusundaki İddialarına Cevaplar.” Kendi sözlerinden derlenmiş.
ADNAN OKTAR: Bu yaptığı konuşmaları, röportajları var ya, onlar. Bu arada internetten en güçlü benim sesim geliyormuş. Senin var mı anlatacağın bir şey?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Osmanlı armasını gösterebilirim eğer uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, göster bakalım da şöyle bir şenlenelim.
ALTUĞ BERKER: Burada 30 ayrı motif var. Hepsinin de özel anlamı var malumunuz Hocam. Abdülhamid’e ait tuğra. Tuğra’nın etrafınd ki güneş, motifi padişahın güneşe benzetilmesinden kaynaklanıyor. Üçüncü olan sorguçlu serpûş, Osman Gazi’yi ve tahtı temsil ediyor. Dört; yeşil hilafet sancağı. Beş; süngülü tüfek, Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı oluyor. Otuza kadar devam ediyor Hocam, hepsinin bir anlamı var. Mecid-i Nişan-ı, borazan, şefkat nişanı, top gülleleri, hepsinin güzel anları var, maşaAllah. En son göbekte olan 30’uncusunda, ortasında güneş motifi ve on iki yıldız var. Rivayete göre bu on iki yıldız on iki burcu, güneş bu burçta hareket eder. Hz. Yusuf (a.s) kıssasında Kuran-ı Kerim’de bu yıldızların Hz. Yusuf (a.s)’a secde ettiğine dair bilgiyle birlikte geçiyor. Diğer motiflerin görüntüleri.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Canım bari Mehter müziği eşliğinde gösterseydin de, olayın tam hakkını verseydin.
VTR: MEHTER MARŞI
ADNAN OKTAR: Bir daha ki sefere şu mehter marşlarına bir sisteme koyalım; başta Osman Paşa marşı olmak üzere, çok önemli. Sivastopol önünde yatar gemileri, onlar çok önemlidir.
Cübbeli’nin kitabı, herhangi bir sayfasını açalım, bakın bayağı iyi. Mesela açtık, ne diyor? “İşte Hz. Mehdi (a.s)’I bekliyoruz, onlardan bahsetmeme gafletine düşmüyoruz.” Aferin, demek ki gafletmiş bahsetmemek. Şimdi bakın altını çizerek okuyalım. Hazretin çok hikmetli, güzel konuşmaları var, ne diyor? “İşte Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyoruz, onlardan bahsetmeme gafletine düşmüyoruz.” Şu an bahsetmiyorsun, demek ki gaflete düştün. “Hz. Mehdi (a.s)’ı konuşmayın, Hz. İsa (a.s)’ın inişinden bahsetmeyin diyenler de, yanlış gayeye hizmettedirler, gaflettedirler. Biz ne yapıyoruz? Onların alametlerini okuyoruz.” Nerede okuyorsun? Sen sustun. Biz okuyoruz, sen çırpınıyorsun, nerede okudun sen alametleri? Mesela ay ve güneş tutulmaları var, konuşuyor musun? 15 gün arayla oldu. Fırat’ın suyu kesilecek diyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ın büyük çıkış alametidir, söyleyebildin mi? Söyleyemiyorsun. Kabe’de kan akıtılacak diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); Hz. Mehdi (a.s) çıkışının büyük alametidir, söyleyebiliyor musun? Söyleyemiyorsun, söyleyemezsin, söylemeyeceksin, çünkü sen onu kabul ettin mi, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını da kabul edeceksin. Onun için Resulullah (s.a.v.)’in hadislerini de duymak istemiyorsun, konuşmak istemiyorsun, inanmak istemiyorsun. “Hadis-i şerifleri okuyoruz, böylece bekliyoruz. Allah’u Teala bizi onlara layık bir asker eylesin diye dua ediyoruz. Böylece bu kadar hadis-i şeriflerden haberdar oluyoruz.” Sen asker olmayı istemiyorsun ki, 570 sene sonra gelecektir, diyorsun. 570 sene yaşayacak mısın sen, nasıl asker olacaksın sen o zaman? Demek ki istemiyorsun. “Resulullah (s.a.v) 1400 sene evvel bu kadar hadisleri beyan etti de, biz Kıyamet’e yaklaştık. Ezan kulağında, yani müezzin akşam güneşi batmaya yanaşıyor, Kıyamet kopmaya birkaç zaman, kısa zaman kalmış.” Sen 570 yıl var, diyorsun. “Böyle bir zamanda konuşmayacağız da, ne zaman konuşacağız?” İşte konuşmuyorsun, böyle bir zaman gelmiş, ama sen de konuşmuyorsun. Senin anlattığın konular; bak iki cilt seksle ilgili kitap yazmışsın, İslam’da cinsel hayat diye. 2 cilt Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili konuşma yap. Sen gelmeyecek peşindesin. Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesini engelleyecek ne varsa onu yapıyorsun. Mehdi (a.s) çıktığında biz sorgulayacağız, göster bir keramet diyeceğiz, diyor. Havada uçan kuşa eliyle işaret edip, avucuna düşmesi gerekiyormuş. O zaman inanırım ben, diyor. Başka? Başının üzerinde milyonlarca melek olacak gökyüzünde, hepsi bu Hz. Mehdi (a.s)’dır diye bağıracakmış. Fransızca, İngilizce, Almanca, Sırpça, Hırvatça, Bulgarca, İspanyolca, dünyada ne kadar lisan varsa; lehçelerde de bağıracak, diyor. Bunun olmayacağını biliyor bu. Mehdiyet’i tamamen kilitleyeceğini düşünüyor kendi kafasınca, kendini uyanık zannediyor. “Sahabe-i Kiram bunları 14 asır evvel konuşuyorlardı. Dolayısıyla tam zamanıdır, zeminidir, yeridir” diyor. Sen 570 yıl geriye aldın, zamanı 570 yıl geriye götürdün. Hani zamanıydı, hani yeriydi? Tam zamanı diyorsun. Demek ki senin kafana göre tam zamanı değil. “Allah-u Teala Efendim bizleri haberdar ediyor, inşaAllah.” İşte Allah bizleri vesile ediyor, haber alıyorsun. “Kainatın Efendisi Muhammed Mustafa (s.a.v) bu kadar hadis buyurdu, bütün kıyamet alametlerini bize buyurdu. Buyurduklarının, duyduklarının hepsi o zaman için; hiçbir alamet yokken,” Bakın, Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında hiçbir alamet yokken, diyor. “Bakın şimdiden yarıdan fazlası çıkmış durumda, aynen yaşıyoruz ve görüyoruz.” Anlatmıyorsun, gizliyorsun. Fırat’ın suyu kesildi, gizledin. Ay ve güneş tutulmaları oldu; 15 gün arayla Ramazan ayında, gizledin. Kuyruklu yıldızlar çıktı; iki uçlu kuyruklu yıldız çıktı, gizledin, gizliyorsun. Kabe’de baskın yapıldı, Hac engellendi ve kan aktı; aynı hadislerde belirtildiği gibi, bunu da gizledin. Irak işgal edildi, Afganistan işgal edildi; aynı şekilde belirtilmiştir Hz. Mehdi (a.s) zamanında, bunları da gizledin, gizleyeceksin ve gizlemekle kendini memur görüyorsun. “Sen şimdi bundan sonraki buyurdukları da çıkmayacak mı zannediyorsun?” diyor Peygamberimiz (s.a.v)’in. Sen çıkmayacak zannediyorsun işte, 570 yıl sonraya attın ya. 570 yıl çıkmayacak bu alametler, diyorsun, bitirmişsin sen. Alametler birdenbire, çıkmış çıkmış, ne olduysa olmuş 1986’lardan itibaren, birden alametler kesilmiş. Cübbeli bir şey görmüş, birdenbire alametler kesilmiş. O vakite kadar görmüş, o vakite kadar devam ediyordu, diyor. Ama 1986-1987’lerden sonra birdenbire alametler kesilmiş. “Sen şimdi bundan sonraki buyurdukları çıkmayacak mı zannediyorsun?” İşte çıkmayacak zanneden sensin. Halkı, insanları suçlamaya gerek yok. 570 yıl geriye aldığına göre, 570 yıl çıkmayacak, işte alametler durdu, diyorsun. 570 yıl ne demektir? Çok muazzam bir süre. “Sen nasıl Peygamber (s.a.v)’e inanıyorsun da, dediğine inanmıyorsun? Bu nasıl bir imandır, ben bundan bir şey anlamıyorum.” Ben de sana soruyorum işte Cübbeli, sen nasıl Peygamber (s.a.v)’e inanıyorsun da, dediğine inanmıyorsun? Bu nasıl bir imandır ben bundan bir şey anlamıyorum. Ben de aynı sözleri sana söylüyorum, inkar ediyorsun sen çünkü. Afganistan’ın işgal edildiğini gördün, bütün İslam alemi ayakta, her yer kaynıyor. Fitne yayılacak diyor Peygamberimiz (s.a.v), bunları da gördün. Tsunamiler, zelzeler, depremler, yer yerinden oynuyor, görmezden geliyorsun. Haklı mıyım Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Tabii çok haklısınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu kitap şahane, herkese tavsiye ederim. “Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor, Emre Bukağılı.” Eline sağlık Emre’nin, bayağı iyi bir çalışma yapmış, inşaAllah. Tabii bizden de ilham almıştır, konuşmalarımızdan, haliyle. Böyle bir ağabeysi varsa, ilham alacaktır, inşaAllah.
Mustafa; “Hocam siz Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini söylüyorsunuz, Cübbeli de gelmediğini söylüyor, biz hangisine inanacağımızı şaşırdık” diyor. Mustafa istersen sen anlarsın, bırak şimdi, samimi değil. Nasıl anlamıyorsun? Ben delilli konuşuyorum, şakır şakır delil söylüyorum. Hadis kaynaklarından, sahih hadislerden gösteriyorum ve ispat ediyorum; belgeyle, fotoğrafla, resimle ispat ediyorum. Cübbeli’de bu var mı? İnşaAllah. Sen kapanış konuşmasını yap ben bir şeyler söyleyeceğim, inşaAllah.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’den itibaren A9, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Ya Allah, bismillah 66. ayeti oku Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım, Yusuf Suresi 66. ayet. "Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem." dedi. Böylelikle ona kesin bir söz verince dedi ki: ‘Allah, söylediklerimize vekildir.’"
ADNAN OKTAR: Şimdi bir şerh edelim, inşaAllah. "Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem."O devrin Mehdi’si olan Hz. Yusuf (a.s)’ı babası, onu çok titiz bir koruma içinde, ancak olağanüstü bir durum varsa ayrı, onun dışında kabul etmiyor.“Böylelikle ona kesin bir söz verince dedi ki: ‘Allah, söylediklerimize vekildir.’" “Ve dedi ki: ‘Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin.’” Biz de ne yapıyoruz? Sırf Darwinizm’e değil, materyalizme, vahşi kapitalizme, komünizme, komünizmin diğer türlerine, PKK’ya, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne, hepsine karşı mücadele veriyoruz. Ama özellikle iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı mücadele, bütün Türk milletinin milli görevidir. Hangi görüşten olursa olsun, hangi düşüncede olursa olsun, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in yaşatılmasına azmetmiş kim varsa, devletten yana olmak durumundadır. Devlete karşı iddia edilen Ergenekon terör örgütü savaş açmıştır. Devlet olduğunu iddia ediyor iddia edilen Ergenekon terör örgütü kendisinin devlet olduğunu iddia ediyor. CHP’nin içinde de bir kısım insanları tehdit ediyor, iddia edilen Ergenekon terör örgütü. CHP, tertemiz insanların toplandığı bir partidir. Oradaki bir kısım mazlum insanları da tehdit eden kahpe, alçak bir yapılanmadır, iddia edilen Ergenekon terör örgütü. Bütün kızlarımız, kardeşlerimiz, gençlerimiz, milletimiz, dedeler, anneler, babalar devletten yana tavır alacaklar. Ordumuz karşıdır iddia edilen Ergenekon terör örgütüne. Askerimiz, polisimiz, herkes karşı. Fakat bu kahpe örgüt, çok şirret, çok alçak, tehditkardır, köpek gibi sinsice tehdit eder. İnsanlar da genellikle yalnız oldukları için, bazen yılıp, korkup, onların emrine girebiliyorlar. Buna karşı çok dikkatli olmak lazım. Polisimize, hakimlerimize, askerimize her şeyde sahip çıkacağız, inşaAllah. Nefes aldırmasın devletimiz, sonuna kadar milletçe yanlarındayız, inşaAllah. Hakimlerimizin, savcılarımızın da her zaman yanındayız. Bu devleti böldürmeyiz, yıktırmayız. Kıbrıs’ı vermeyiz, Güneydoğu’yu vermeyiz, bilakis büyüyeceğiz, inşaAllah. Büyük Türk-İslam Birliği’ni oluşturacağız. “Vur Bozkurt’um vur Tilki’ye, vur kurtulsun Türkiye” diyor. Biz ilimle, bilgiyle, akılla vuracağız, inşaAllah. Yapacağımız budur, inşaAllah. Yasin Suresi 76; “Öyleyse onların sözleri seni üzmesin.” Bakın Allah üzülmeyi haram klmış. “Elbette Biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.” Gönlün çok rahat olsun, diyor Cenab-ı Allah.
Makaleler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...