ALTUĞ BERKER: Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk. Ne var ne yok Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, iman hakikatleri anlattık, ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametleri ve hala günümüzde şu an yaşadığımız alametlerden bahsediyorduk, teşrif ettiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Misafirimiz kim var?
ALTUĞ BERKER:Bora Gencer.
ADNAN OKTAR:Evet, biraz sonra onunla sohbet edeceğiz inşaAllah. Değerli bir müzisyen, sanatçı, çok da efendi bir delikanlı maşaAllah. Bugün ben kimi ziyarete gittim?
ALTUĞ BERKER:Sungur Ağabeyimiz’i.
ADNAN OKTAR:Sungur Ağabeyimiz’e gittim maşaAllah bayağı iyi gördüm. Bana seccadesini hediye etti Hocamız maşaAllah. Güzel el yazması bir kitap.
ALTUĞ BERKER:Hafız Ali’nin el yazması kitabını.
ADNAN OKTAR:Bir kutu da hurmayla döndüm. Sungur Ağabeyimiz, çok tatlı, dünya tatlısı, bayağı güzel bir hal gelmiş üstüne, nuraniyeti daha da artmış. Güzel bir şeyler anlattı ama izin almadan anlatmam. Hocamızdan izin alır, anlatırız sonra.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Hocamız ile ilgili bir resim var, uygun görürseniz göstereceğim. Oğlu Muhammed çekmişti.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Sungur Ağabey ile biz sohbet ederken. Çok tatlı maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Baya tebrik etti Hocam, “sizin çalışmalarınızı tebrik ediyoruz” dedi maşaAllah, övdü.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah. “Yine sizinle uğraşıyorlar mı” dedi, “Hocam” dedim, “”şimdi adliyeden geliyorum” dedim. Memlekette önüne gelen şikayet ediyor, kağıt bol, işin yoksa uğraş onlarla inşaAllah. Şikayet eden diyor ki; “kanlı İslami cihad çağrısı yaptığım” yönünde bir ihbarda bulunmuş, aklı ilerde diyelim. Bizim gece gündüz anlattığımız barış, kardeşlik, sevgi değil mi? Ne alakası var? “Kanlı İslami cihad çağrısı yaptığım” iddiasıyla.
ALTUĞ BERKER:“Cihadın, tebliğ olduğunu” hep açıklıyorsunuz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cihad; cehd etmektir, gayret etmektir. Sevgiyi anlatırsın, kardeşliği anlatırsın, barışı anlatırsın, televizyonla, internetle, radyolarla, kitaplarla anlatırsın, buna; cihad denir, cehd denir, gayret denir. Allah akıllarını arttırsın ne diyeyim. Sungur Ağabeyin bu bayağı hoşuna gitti, böyle mücadele insanı olduğu için, dava insanı olduğu için bayağı bir neşelendi. Risale-i Nur’un zaten meşrebinde de yoktur. Risale-i Nur’un meşrebinde; devleti muhafaza, nizamı muhafaza, adaleti muhafaza, fitneye karşı olmak, şefkat, merhamet, hatta Bediüzzaman diyor: “Elimizde topuz yoktur, nur var” diyor. Yani Risale-i Nur’un meşrebidir o.
ALTUĞ BERKER:Hocam, “Hz. Mehdi (a.s) kanı durduracak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), siz de her zaman anlatıyorsunuz. Kanı akıtan, deccaliyettir. Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliği, o kanı durdurması. Dünyada şu an kan akmaya devam ediyor. Libya’nın son durumu ile ilgili fotoğraflar var Hocam.
ADNAN OKTAR:Millet silahlanmış mı nedir? Bunlar Kaddafi’nin kafasının çalışmamasından oluyor, laf söz dinlemiyor, kendi aklını çok beğeniyor. Halbuki Türk İslam Birliği oluşmuş olsa, konu çoktan bitmişti. Gece gündüz anlatıyoruz.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda Mustafa Özcan Ağabeyimiz’in yorumu tebliğ olmuş. Sizin söylediklerinizi tekrarlayan anlatımı. Risale-i Nur kongresi, Şam’da yapıldı inşaAllah, anma toplantıları çerçevesinde. Mustafa Özcan Ağabeyimiz verdiği tebliğde şöyle demiş: “Kanaatim şudur ki, Efendimiz (s.a.v.)’den sonra, hilafet döneminin ardından, emirlikler dönemi daha sonra otokrat ve totaliter, diktatörler rejimleri yaşandı. Şimdi bunları aşıyoruz, şu anda yaşadıklarımız bunlar” demiş. “Yeniden asr-ı saadet esas alınacak, yeni bir döneme gidiyoruz” demiş inşaAllah. Mehdiyet’in müjdesini de vermiş Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Evet, “tüm bunların Hutbe-i Şamiye’de 100 yıl sonra gerçekleşmesi çok manidardır” diyor. Çok güzel, herkes gitmiş. Ahmet Taşgetiren Hocamız ve diğer alimler de oradalar demek ki, çok iyi olmuş. “Yeis, ümitsizliğin çirkinliğini” anlatıyor Bediüzzaman, muhabbet ve şura.
ALTUĞ BERKER:İman hakikati resimleri gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Evet bakayım. Bu hayvanların tatlılığı normal mi? Bunların aczi insanların çok hoşuna gidiyor. Mesela şu yüzdeki tatlılık ondan maşaAllah. Kirpi çok şeker bir hayvan maşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Programımıza dostumuz sanatçı Bora Gencer ile birlikte devam ediyoruz. Hoş geldiniz.
BORA GENCER:Hoş bulduk.
ADNAN OKTAR:Bora maşaAllah günbegün daha da gençleşiyor. Biz yıllar önce, bayağı oluyor görüşmüştük, aynı bu şekildeydi, yine böyle maşaAllah. Babası İlham Gencer Ağabeyimiz de maşaAllah sağlam sanatçıdır. Daha hala spor yapıyormuş değil mi? Sağlığı yerinde maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Allah öyle değerli sanatçıların sayısını arttırsın. Çok şahane insan. O zaman en güç şartlarda sol görüşün, anarşinin en tırmandığı dönemde, o hakkı hakikati savunuyordu, bayağı candan bir tavır içersindeydi. Cesaretle, delikanlıca savundu maşaAllah, Allah ona daha iyilikler, güzellikler versin.
BORA GENCER:Hocam, şimdi günümüzde, bir yola gitmenin türlü türlü sebepleri var. Neyi ne için yapmış olmak çok önemli bir şey. Ben hep diyorum arkadaşlarıma, dostlarımıza, babamı tanıyan kişilere de söylüyorum, belki diyorum bazı özelliklerini biz alamadık yani çok güzel özellikleri var mesela şimdi siyaseti Türkiye’de rant için kullanan milyonlarca insan var. Ama meclise girmek için, ama sanat aleminde de böyle bu gerçekten ve bu çok yaşandı, isim vermeye gerek yok, ancak ben babamı çok iyi tanıdığım için, babam hiçbir şeyi herhangi bir beklenti için yapmadı. Doğru da olsa, yanlış da olsa. Çünkü herkese göre değişebilir bu. Biz doğru olduğuna inanıyoruz ama bazıları yanlış görebilir. Ancak yaptığı şeye inandığı için ve sadece beklediği şey, Türkiye sınırlarını muhafaza etsin, bayrağımız dalgalansın, İstiklal Marşımız söylensin, herkes ülkesini sevsin, insanını sevsin ve bu şekilde yürüsün. Atatürk düşünceleriyle beraber, bu uğurda mücadele etti ve hala da ediyor, geri vitese hiçbir zaman atmadı. Çok güzel özellikleri var, mesela vefa duygusu olsun, dediğim gibi kişilerle ilişkilerini hiçbir menfaat gözetmeden korumuş olması her zaman bizim babamızla iftihar ettiğimiz onur, gurur duyduğumuz olaylarıdır. Allah uzun ömür versin.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir gün üstadımızı inşaAllah ağırlarız. Çok anlatacağı şey vardır.
BORA GENCER:Tabii programlar yetmez.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Ayşe Arman bildiğiniz gibi güzel yazılar yazıyor. Yani Doğan Grubu gazetecileri arasında kendisi gibi, Allah’tan bahseden çok az gazeteciler var. Bugün de yazısında; “kızının kendisine sayıların bir sonu olup-olmadığını, bir yerde bitip bitmediğini sorduğunu ve kendisinin de cevaben ‘sayılar sonsuzdur, bir yerde bitmezler’ dediğinde, kızının; sonsuzluk kavramını hemen Allah’ın varlığıyla bağdaştırdığını ve ‘Allah gibi mi sonsuz’ diyerek, konuyu anlatmaya çalıştığını” anlatmış. “Kendisinin de kızını teyit ederek, evet Allah gibi sonsuz cevabı verdiğini” belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Ayşe, çok delikanlı kız, helal olsun ona maşaAllah, gittikçe sevgim artıyor, çok dürüst yaklaşıyor maşaAllah, Allah sevgisi sürekli kalbinde, sık sık böyle Allah’a inancını samimi olarak ifade eden konuşmaları oluyor, bayağı candan oluyor, çocuğunu öyle dindar yetiştirmesi, Allah’tan korkan, Allah’ı seven yetiştirmesi de çok güzel, Allah ona bağışlasın, ona da ömür, sağlık, güzellik, iyilik versin, Allah hidayet nasip etsin, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ertuğrul Özkök; “Türkiye’nin 100 yıllık hasreti bitiyor” diyerek, “sıfır sorun politikasıyla tekrar yakınlaşmaya çalıştığı İslam ülkelerinin bulunduğu topraklara yani Ortadoğu’ya ait olmadığını” söyleyerek, “Türkiye’nin yeri Doğu değil, Batı’dır” demiş. Türkiye 100 yıllık hasretini Doğu ile değil, Batı ile gidermelidir” diyerek, “dış politikada, bölgedeki komşularla yakınlaşma ve onlarla birlik olma hedefinin, Türkiye’nin lehine olmayacağı” vurgusunu yapmış. “Ayrıca bizim” haşa “Kabe’miz de, eksenimiz de, hedefimiz de Batı olmalıdır. Avrupa Birliği’ni zorlamalıyız, Avrupa Birliği’ne söke söke girmenin tam sırasıdır” demiş.
ADNAN OKTAR:Avrupa Birliği, tabii ki bizim de istediğimiz bir şey. Biz Avrupa’yı seviyoruz, Amerika’yı seviyoruz, halkını seviyoruz, insanlarını seviyoruz, fakat biz Müslümanız. Müslüman ülkeler var, tabii ki onlara biz sahip çıkacağız, şefkat göstereceğiz. Türk devletleri tamamen sahipsiz. Yüzyıllardan beri ihmal edildiler. Başı olmayan bir sistem içinde kaldılar. Bir kere bütün Türk devletlerinin birleşmesi şart. Allah; “sizleri kavimler olarak yarattım” diyor. Bütün o Turani devletleri, Allah’ın izniyle birleştireceğiz bir, iki; İslam ülkelerinin NATO gibi, Avrupa Birliği gibi birleşmesi şart. Ve onlara sevgiyi, şefkati, merhameti, medeniyeti, aydınlığı, güzelliği öğretecek olan da yine Türkiye’dir. Güzel olmaz mı bütün Avrupa bize dost olsa ama bütün İslam alemi de bize dost olsa, iki tarafı birleştirsek, birbirine yakın etsek, bu bölünmeyi ortadan kaldırsak, Türkiye katalizör görevi yapsa, İslam ülkelerini de Avrupa haline getirelim, Türk devletlerini de Avrupa haline getirelim. Avrupa anasından Avrupa doğmadı ki, sonradan Avrupa oldular değil mi? Yani kafa işidir Avrupa olmak, gayret işidir, aşk işidir, iman işidir. Biz bunu yapacağız. Yani bütün dünya güzel olsun. Neden Doğu hasta kalsın, zayıf kalsın aciz kalsın da Avrupa aydınlık zengin olsun, biz sadece oraya hasret olalım veyahut ona mahkum olalım, öyle bir şey olmaz. Durup durup hazret bir şeyler söylüyor, bazı cevahirler böyle ortaya koyuyor, fakat yanlış anlatıyor, egoist bir anlatım olmuş oluyor, olmuyor böyle. Çoktan beridir bunun sesi çıkmıyor diyordum, sürekli eleştirdikçe bu tırstı herhalde diyordum, yani bunun dimağı durdu, bir şey oldu buna. Yani insan pırıl pırıl bir şeyler anlatır, iç açıcı bir şeyler anlatır. Fas’a, Tunus’a, Cezayir’e, Libya’ya yazık değil mi? Çok güzel ülkeler, Akdeniz ülkeleri. Pırıl pırıl beyaz Akdeniz evleri yapsınlar, pırıl pırıl olsun caddeleri, çok klas kaliteli insanlar gezinsin, sevgi her yerde olsun. Mısır’a gidelim, faytonla gezelim, her yer çok çok güzel olsun. Neden sadece Avrupa güzel olması gerekiyor? Bir de Avrupa çok eskidi, çöküyor, yaşlandı Avrupa. Binalar ayakta duramıyor, adamlar ayakta duramıyorlar.
BORA GENCER:Bir de Hocam, bir mantığa göre biraz daha ilerledikçe her şeyin daha iyiye doğru gitmesi gerekmiyor mu aslında, bazı şeyler kötüye gidiyor dünyada. Yani yaşanan afetleri biraz önce yukarıda da izledim. Bazı şeylerin iyiye gitmesi gerekmiyor mu aslında bir yerde de yani insanoğlu yaşadıkça daha farkındalığa ulaşması gerekir diye düşünüyorum. Yani bazı şeylerin bu sevgi, biz ülkemizde bile yaşıyoruz da, bunları nasıl biz bu dünyada kardeşliği, sevgiyi tesis edebileceğiz? Yani bana şu an için özür diliyorum, benim kalan ömrümün zamanı içerisinde çok ütopik geliyor, çok hayal geliyor. Ben böyle bir şeyi göremeyeceğim. Ben hep şunu istemişimdir; öyle bir ülkede yaşayayım ki, şu an için Türkiye’de yaşıyorum ama kader, insanın ne zaman, nerede yaşayacağı belli olmuyor. İşte bir arkadaşım “ben artık Bodrum’da yaşayacağım” diyor, yarın da bir bakıyorsunuz, çocukluk arkadaşınız Bodrum’a gitmiş orada yaşıyor veya Amerika’ya gidiyor veya başka bir dünya ülkesine gidiyor. Peki nasıl olacak? Daha iyiye gitmek varken, neden biz şimdi her geçen gün bazı olaylar daha kötüye gidiyor, içimizde çözmemişken, dediğim gibi kalmış ömrümde daha güzelliği yaşayacağımı tahmin ediyorum. İstiyorum ki mesela arabamın kapısı açık uyuyayım, evimin kapısı kilitlenmemiş olsun, kimsenin benim evimin kapısına dayanmayacağını o kadar bileyim ki, emin olayım ki, öyle bir huzur içerisinde yaşayayım ki ama bu dünyada mümkün olmadığı gibi, birde çok belki katılmayacağınız bir şeyi söylemek istiyorum ama bununda bir dengi olduğunu söyleyen düşünceler, yazan kitaplar var. Yani ölümler bu şekilde olmalı, insanlar birbirinin üstüne saldırmalı, birileri birilerini öldürmeli, deprem olacak, oradan bir temizlik olacak, kötüler olacak, çocuklar sakat doğacak, yani bütün bunların hepsi olacak, denge bu. Savaş da olacak, insanlar da ölecek, o yüzden bu bir hayal, sevgili Bora Gencer, Allah’ın kulu, düşünme böyle bir dünya, kimsenin birbirine saldırmadığı, silahların sustuğu, hırsızlıkların olmadığı, her şeyin adil bir şekilde paylaşıldığı, insanların çalıştığı kadar hak alabildiği, şimdi bir de böyle de bir adalet var, biliyorsunuz yani ben bir anda sözü Oktar bey gibi aldım ama şimdi ben Altuğ Bey’in takım elbisesini çok sevdim örneğin, diyelim ki benim elbisem bir lira, onun elbisesi beş lira. Ben o takım elbiseyi almak istiyorum ama almak istiyorum sadece. Onu almak için gereken gayreti, emeği ve çabayı sarf etmiyorum ama aklım orada ve sinsice planlar yapıyorum ve kıskanıyorum. Bu çok kötü bir şey. Yani onu benim hak etmem lazım diye düşünüyorum her zaman. Yani o yüzden de hiçbir kimsenin muhakkak çok kötü huylarım vardır, günahkar olabilirim, hata yaptım ben de bir insanım ama şu özelliğimi severim, kimsenin bir şeyinde gözüm yoktur hiçbir zaman, sadece kızarım, onu hak etmeden kazanmış insanlara kızarım. Yani hak etmediğini bildiğim bir şekilde emin olduğum insanların böyle bir şaşaa içinde olmasına kızarım. Bu tarafta çok hak eden insanlar var ve kötü bir hayat yaşıyorlarsa, onları bir araya getirdiğim zaman üzülürüm. Tabii İlahi adalete inanan bir insan olarak, bunun da geçici bir şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz 50 yıl, 100 yıl, geçenlerde dünyada 129 yaşında mı Türkiye’de galiba biri rahmetli oldu, uzun yaşayan, tabii böyle insanlarda var ama maksimum kaç yıl diyebiliriz yaşama işte 150 yıl diyelim, ama sonsuz bir alem var, öyle düşündüğümüz zaman İlahi adalete inanan insanlar için, bunun da herhalde bir şekilde bir karşılaştırması olacak diye düşünüyorum her zaman. Olamaz diyorum, çünkü nasıl olabilir yani böyle bir şey?
ADNAN OKTAR:“Hocam ne diyorsun” diyorsun. Şimdi Darwin’in sakalını tarayan tipler, tabii ki dünyayı böyle kaos ortamı olarak görüyorlar. Yani vuran vurana, ezen ezene, güçlü olan kazanır gibi bir düşünceleri vardır. Bir de Allah’a inananlara, Allah bir müjde vermiş; “ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini, İslam’ın dünyaya hakim olacağını, asr-ı saadet dönemi gibi olacağını” söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediklerinin tamamı, tek tek teknik anlamda, teknik delillerle oluştu. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti olarak; “Fırat’ın suyu kesilecek” dedi, oldu. “Irak işgal edilecek” dedi, oldu. “Afganistan işgal edilecek”, dedi, oldu. “Ramazan ayında on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” dedi, oldu. “İki tane kuyruklu yıldız çıkacak” dedi, “bir kuyruklu yıldızın bir tanesinin iki ucu da parlak, iki uçlu” dedi, o da oldu. “Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikametine gidecek” dedi, o da oldu. “Çok parlak olacak” dedi, o da oldu. “Ondan evvel yağmurlar azalacak, duracak” dedi, o da oldu. Hatta bunlar “küresel ısınma dediler, “yağmurlar o yüzden yağmıyor” dediler. Bir de bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı, bunlar bu sefer küresel soğumaya işi çevirdiler. Ne diyeceklerini şaşırdılar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedikleri, aynısıyla çıktı. Bakın İslam alemindeki tiranlar, deccaller bir anda on beş gün, bir ay içerisinde hepsi tepetaklak gittiler. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor bunları, “tiranlar bir anda devrilecekler, hepsi gidecekler” diyor. Takır takır takır hiç durduk yere yani kimse de teşvik etmedi bunları, bir şey de yok, Hızır (a.s)’ın dışında teşvik eden de yok, bir tek Hızır (a.s). Dünya şaştı kaldı. Yani neden böyle olduğu açıklanamıyor şu an. Mesela Mısır’daki sistem, tepmez devrilmezdi. Adam 30 yıllık deccallik sistemini tam oturtmuştu. Adam apar topar dar gitti, dar kaçtı. Diğerleri de öyle. Her yer şu anda sallanıyor. Aynı Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği gibi. Senin dediğin asr- ı saadet dönemi, olacak o. Aslında o kadar kolaydır ki, sadece iyilerin ümitvar olup, yeise ümitsizliğe düşmeyip kararlı olması ve en az yüzde on insan topluluğunun “biz Türk İslam Birliği’ni istiyoruz arkadaş” demeleri bu kadar, başka bir şey yok. Yani bunun ütopik olacağı diye bir konu yok burada. Bilakis evinin kapısı kapalı yatan sistem zordur. Onu elde etmek çok zordur. Evinin kapısının açık yatılması daha kolaydır, daha güzeldir ve insanların hakkıdır bu. Yani bütün insanlar bunu istiyor. Çünkü bu konuda ittifak var. Diğer konuda ittifak bulamazsın.
BORA GENCER:Herkesin de istediği bir şey değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Tabii. Sadece güçlü bir iradenin organize etmesi gerekiyor. Başsızlıktan kaynaklanıyor. Çünkü herkes istiyor ama başta bir lider olmadığı için organize olunamıyor. İşte bu baştaki lidere Peygamberimiz (s.a.v.); “Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Yani bir bedeni, ruhi, insanlardan farklı olan bir varlık değil. Allah sadece onda tecelli ediyor, o kadar. Yani bütün güç Allah’a ait. Hz. Mehdi (a.s)’ı sadece vesile ediyor. İnsanlar zannediyor ki, Hz. Mehdi (a.s)’ın şahsi kabiliyeti ortaya çıkacak. Öyle bir şey yok. Allah’ın bir insanı vesile etmesi gerekiyor, orada da onu vesile ediyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklaması bu. İyilerin organize edilmesi için, iyilerin asr-ı saadet dönemini, ahir zamanı kabul etmesi gerekiyor. Şimdi bir de Hz. Mehdi (a.s) zıtları var, onlar da bu konuyu kapatmaya çalışıyorlar. Kimi “şahs-ı manevi” diyor, kimi “570 sene sonra” diyor, kimi ümitsizlik içerisinde, kimi şöyle, kimi böyle. Halbuki Cübbeli konuşuyor, perişan. “Müslümanlar eziliyorlar, mahvoluyorlar, dağılıyorlar” diyor. Kardeşim Müslümanlar birleşsin desene. Bir kelime söyle, inanamıyorsan da söyle. Bunu söyleyecek takat gösteremiyor, bunu söyleyemiyor. Çok çok ısrar ettim, benim görüşme şartlarımdan, üç şartımın bir tanesiydi, zoraki onu söyledi. “Evet, İttihad-ı İslam’ı istiyoruz” dedi. Bir kere.
BORA GENCER:Cübbeli Ahmet Hocadan mı bahsediyorsunuz? Bugün izledim onu, sizin hakkınızdaki konuşmalarını da dinledim. “Fatiha Suresi’ni okursa, on tane yanlış bulurum” diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi o, geleneksel bakış açısı içerisinde olduğu için, medrese kafasında o. Medresede yetişen öğrenciler, mesela “Fatiha Suresi’ni en iyi kim okuyacak” derler. Ezberi kimin daha fazlaysa, o daha takdir edilir, daha beğenilir. Yani medrese ruhu. Osmanlı döneminde de öyleydi. Bu da çok klasik kafada olduğu için, medrese ruhuyla baktığı için, o tarzda bir rakip olduğumu düşünüyor. Halbuki ahir zamanda, İslam’ın dünya hakimiyetinde Mehdiyet düşüncesinde, ki ben Hz. Mehdi (a.s)’ın bir talebesiyim; asıl olan genel kültürdür, iman hakikatleridir, insanların Allah’ın varlığına ve birliğine inanmalarıdır, Darwinist ve materyalist felsefenin de yok edilmesidir. Onun için de çok iyi bir felsefe bilgisi ve genel kültür gerekiyor. Şimdi Cübbelide bunlar yok. O zannediyor ki, Fatiha Suresi’ni iyi okursa, iyi kıraati olursa, bol ezberi olursa, çok da hurafe bilirse, konu biter zannediyor. Halbuki hiçbir şey olduğu yok. O kendi çapında, kendi dünyasında, küçücük bir dünya kurdu. O küçük dünyanın içinde yaşıyor, zaten ümitsiz de o. Yani biliyor bir şey yapamayacağını anlamış o. O yüzden de İslam’ın dünyaya hakim olmayacağından emin olduğu için üslubu da son derece ümitsiz ve insanları da biraz yatıştırmaya çalışan, “kıyamet çok uzakta” diyor. Halbuki Allah ayette diyor ki; “Kıyamet her an olabilir” diyor. Kıyametin her an olabileceğini söylemesi gerekirken, “kıyametin kesinlikle uzakta olduğunu, 570 yıl sonra olacağını” söylüyor. Hatta diyor ki; “güneş Batıdan doğduktan sonra, insanlar 120 yıl daha yaşayacaklar. Camilere gidecekler, ibadetlerini yapacaklar” diyor. Güneş Batıdan doğduktan sonra, aklın ihtiyarı kalkıyor. Bütün ehl-i sünnet uleması, bu konuda ittifak halindedir. Bütün alimler, herkes bilir ki, güneş Batıdan doğarsa, aklın ihtiyarı kalkar ve imtihan kalkar. İmtihan kalkınca adamın camii de ne işi var? Camiye neden gitsin? Namaz niçin kılınır? Oruç niçin tutulur? İmtihan varsa. İmtihan kalktıktan sonra artık ibadet olmaz. 120 yıl imtihan kalktıktan sonra, teklif kalktıktan sonra ibadet olur mu? “120 yıl devam edecek” diyor. Yani Mehdiyet’i reddetmek için, her şeye razı. Yani çocuk gibi akla hayale gelmedik şeyler yapıyor. Biz de onları tabii detaylı olarak anlatacağız. Fakat asıl Darwinist düşüncenin, materyalist düşüncenin büyük bir deccali bir fikir olarak karşımızda olduğunu herkes görüyor. Yani dünyayı kaplamış, ezici bir etki meydana getiriyor. Bütün insanlar iyi olmak istiyor ama bilemedikleri bir güç onları tutuyor. İşte bu deccaliyettir. Herkes iyi olmak istiyor ama bilinemeyen bir güç, insanları tutuyor. Bir büyü gibi. İşte deccaliyetin büyüsü bu ve insanlar bunlardan kurtulamıyorlar. Sokağa çıkalım, herkes rahatlığı, iyiliği, güzelliği istiyor. Tamam gelin birleşip yapalım diyorsun, “olur mu ki imkansız, bu dünya mahvolmuş” diyor. Kardeşim senin bu sözünden dolayı dünya böyle mahvoluyor. Senin ümitsizliğinden, çekingenliğinden, biraz da korkaklığından oluyor. Eğer normal cesaret göstersen, ümitvar olsan, yani bunu söyleyen insanların sayısı yüzde on olsa, konu bitecek, karmaşık bir şey yok, son derece kolay.
BORA GENCER:Bu arada Hocam, Altuğ ve sizin de maşaAllah, o bahsettiğimiz yıllar aynı yıllar, o yıllardan bu yana hiçbir değişikliğiniz yok, onu da ben söylemek istiyorum. Programın başında bana söylediniz ama gerçekten sizde de bir sürü bu yaşanan zaman ve olaylara rağmen ben Altuğ’u gördüm, şok oldum hakikaten, sizi de aynı şekilde, gerçekten maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, yaman maşaAllah.
BORA GENCER:Aynı sudan mı içtik acaba. Ümitvar olmak çok güzel bir şey ama gerçekten. Madem yaşamaya devam ediyorsun, insanın zaten normalde, hep öyle olması lazım. Şimdi bana soruyorlar, ben 46 yaşındayım ama son bir senedir diyebilirim, gerçekten son bir sene öncesinde hiç böyle değildim, nasılsın diyorlar, muhteşemim, çok iyiyim diyorum. Yani ne var, ne oldu diyorlar. Şimdi onların aklına, çok mu para kazanıyorum nedir yani bu muhteşemlik nereden ileri geliyor, diyorum ki: nefes alıyorum. Bitti, benim için daha güzel bir şey olamaz. Ben olayı buraya toparladım. Burada ben böyleyim, ben her sabahta çok mutlu kalkarım, tabii ki sonra gün içinde istemeden sinirlendiğim, kendime hakim olamadığım, sonradan kendime kızdığım yani yapmamam gerekirdi dediğim zamanlarım olabiliyor ama biliyorum ki, mutlu kalktığım zaman, mutlu devam ettiğim zaman, her şey daha pozitif bir şekilde gelişiyor. Nefes almaya şükretmek lazım gerçekten. Ondan sonrası zaten insanın içsel yaşantısı her zaman değişebiliyor. Bir günde çok iyi olabilirsiniz, bir günde her şeyinizi kaybedebilirsiniz. Hele böyle bir ülkede, Avrupa’da, Avrupa Avrupa diyoruz tabii, benim eşim Alman vatandaşı, Avrupa’da şöyle şeyler var, bizim gıptayla baktığımız bazı olaylar var, orada yok olmak diye bir şey yok. Yani dara düştüğünüz zaman, iflas ettim dediğiniz zaman, devlet beş sene boyunca size bakıyor orada. Burada tabii ülkemizde garantimiz yok diye ileriye doğru bir korku var her zaman. İnşaAllah bu da günün birinde çözüldüğü zaman, insanlarımız daha da mutlu olur. Ben her ne olursa olsun, yarın ne olacak diye hiçbir kaygım olmadan mutlu kalkıyorum. O mutlu kalkmak, mutlu düşünmek hem işinizde de, hem de geleceğiniz de size son derece güzel kapılar açıyor, pozitif düşünce de gerçekten, pozitif şeyleri getiriyor. Yani düşünün ki her sabah ben çok kötüyüm, ne olacak bu dünyanın hali; görüyoruz tabii kötü şeyler var dünyada onu da görüyoruz, onu görmemek mümkün değil ama hep bu kafayla gitmek ve bu şekilde kalkmak, bu şekilde hayata doğru yürümek her zaman negatif dönüşler veriyor. Onu da yaşadım, tecrübelerimden söylüyorum.
ADNAN OKTAR:Aslında çok kolay olan şeyleri insanların görmesi için gayret ediyorum. Mesela bakın Cübbeli çocuk gibi sanki Fatiha Suresi’nin doğru okunması, dünya hakimiyeti sağlayacakmış gibi, halbuki bütün İslam alemi, mesela Arap alemi yüz milyonlarca kişi, bunların ana dili zaten Arapça, Fatiha Suresi’ni çok çok mükemmel okuyorlar. Ne oluyor? Dinsiz, imansız çoğu, perişan vaziyette sürünüyorlar, ezim ezim eziliyorlar. Demek ki Fatiha Suresi’ni doğru okumakla ya da tecvitli okumayla alakası yok. Demek ki Fatiha Suresi’nin anlamını bilmek çok önemli. Ben Fatiha Suresi’nin anlamını çok iyi biliyorum, o da Fatiha Suresi’ni tecvitli çok iyi okuyor. Ama Allah, asıl anlamının üzerinde duruyor. Anlamından biz sorulacağız. Tecvitten sorulmayacağız biz. O, medrese ruhuyla baktığı için, öyle çocuksu bir mantık geliştirmiş ve çocuksu bir rekabet içinde olacağımı zannediyor. Geçenlerde röportaj yapıyorlar, Yiğit Bulut buna sordu, “Evrim hakkında ne diyorsun” dedi, Yiğit Bulut’a kafasını kaldırdı, sakallarını kaşımaya başladı, “evrim ne ki” dedi. Tamam işte, böyle adamları fikren ezmek, adamlar için çocuk oyuncağı gibi, gayet kolay, onu çok rahat ezerler. Yani dini konuları tenzih ederim. Çünkü “evrim ne ki” diyor artık olayın boyutunu buradan düşünün. Onun için, onun küçük dünyasında, yüzlerce hurafe ezberlemiş olmak, Fatiha Suresi’ni tecvitli okuyabilmek yeterli oluyor. Dünyaya geniş açıdan, geniş perspektiften bakmıyor, tehlikeyi görmüyor. Tehlike nasıl yatıştırılır, insanlara nasıl davranması gerekir, mesela Hristiyan alemine nasıl davranılması gerekir, Musevilere nasıl davranılması gerekir, dinsizlere, Marksistlere nasıl davranılması gerekir, onlarla nasıl konuşulur, nasıl ikna edilir, bunları bilmiyor. Bambaşka bir stili var. O, Fatih Çarşamba’daki insanlara, onlara veryansın ediyor, onları suçluyor, “hepimiz korkağız” diyor. “Ödlek, korkak bir şeyiz, benden adam olmaz” diyor. “Ben bizzat kendimi söylüyorum” diyor. Yani hem kendine olumsuz telkin yapıyor, hem çevresindekilere olumsuz telkin yapıyor. Diyor ki: “Siz Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmasını istemezsiniz” diyor. “Çünkü siz dünyaya dalmış adamlarsınız” diyor. “O yüzden ben size bir kolaylık göstereyim” diyor özetle bu, “Hz. Mehdi (a.s), 570 sene sonra gelecek” diyor, “haydi size müjdeler olsun” diyor. “Günaha da girseniz, bir tövbe edersiniz, affedilirsiniz” diyor. Fatih Altaylı da garip bir gülümsemeyle gülüyor, diyor ki; “ben her gün tövbe ediyorum, her gün günaha giriyorum, her gün de tövbe ediyorum” diyor. Yani bunun çocuksu dünyasında, çocuksu mantık geliştirmesini, herkes tarafından görülüyor. Halbuki Müslümanlar, büyük günahlarda ısrar etmiyorlar, ayet var. Adam günaha girecek, insanları dolandıracak, tövbe edecek, insanlara zarar verecek, tövbe edecek, bir şey yapacak, tövbe edecek, önü yok, arkası yok. O zaman küfür nedir? O zaman sen küfre yol göstermiş oluyorsun. Her türlü her şeyi yapın, sonra tövbe edersiniz konu biter anlamına geliyor. Halbuki günahlardan kaçınmak, son derece kolay. Doğru ve güzel insan olmak da çok kolay, zevklidir ve hoştur, Allah’ın bizden istediği de budur.
Biz Bora’yı bugün gördük, çok sevdik, konuştuk, hasret giderdik. Ama önümüzdeki günlerde inşaAllah yine bekliyoruz, yine görüşeceğiz. Onun da bugün gideceği yerler varmış, sohbet ediyoruz ama sohbete doyum olmaz. Sabaha kadar devam ederiz inşaAllah. Babanıza Selam, saygılarımı, hürmetlerimi sunuyorum inşaAllah ellerinden öpüyorum, Allah uzun ömür versin. Sana da Allah sağlık, hidayet versin, seni de çok iyi gördüm maşaAllah, inşaAllah yine görüşeceğiz.
BORA GENCER:İnşaAllah Hocam aleyküm selam, çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR:Kısa bir ara verelim.
SUNUCU:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Hakan Kılıç kardeşimiz, “bir arkadaşımızın mağdur olduğunu” belirtmiş. Şimdi buradan değil de, onu yarın inşaAllah ilgili mercilere başvurarak yardımcı oluruz. Buradan söylememiz etkili olmaz ama ilgili yerlere başvuru yaparsak, etkili olur inşaAllah, yarın gereğini yaparız inşaAllah.
Mehmet Çelik’ten güzel bir yazı; “Ey Müslümanlar artık ağlamayı ve sızlanmayı bırakın, viraneye dönüştüren İslam dünyasını işgallerden ve diktatörlerden kurtarmak için gayret edin, birleşin ve birbirinizi sevin.” Evet, güzel.
ALTUĞ BERKER:Fatih Altaylı, Yiğit Bulut’un “büyük Türkiye hedefine sahip olmasıyla” ilgili yazılarına, üstü kapalı bir şekilde alay eden bir yazı yazmış. Yazısında; “Yiğit Bulut’un uzun zamandan beri ‘büyük Türkiye’ fikrini savunduğunu ve sürekli ‘yaşasın Emperyal Türkiye’ yazıları yazdığını söylemiş. Kendisinin de lise yıllarında sol görüşe yakın olduğu zamanlarda, demokratik Türk imparatorluğu hayali kurduğunu, ancak büyüdükçe aklının başına geldiğini ve bunun bir hayal olarak kalacağını anladığını” yazmış. “Büyük Türkiye olabilmek için, teknoloji, sanat, ekonomi, fikir dünyası gibi konularda, dünyanın önünde koşan bir üretime sahip olması gerektiğini, bunlar olmadan büyük Türkiye fikrinin sadece gece görülen bir rüyadan ibaret kalacağını” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Türkiye’nin bölgede çok rahat Türk İslam Birliği’ni oluşturabileceğini gördüğü halde, görmemezlikten gelmek, bu da çok yakışık alacak bir şey değil. Zaten İslam alemi fıtratı, inancı itibariyle birleşmesi an meselesi olan bir yapılanmadır. İslam aleminde zaten temel inançtır İttihad-ı İslam, birlik olmak, beraber olmak, Allah’ın en büyük emridir. Yani namazdan, oruçtan daha büyük, daha önemli bir emirdir. Dolayısıyla en kolay uygulanacak sistemdir İttihad-ı İslam. Türklük aleminin birleşmesi de son derece makul ve mantıklıdır, ki Atatürk hem Türk Birliği’nin, hem İslam Birliği’nin üstünde durmuştur ve bunun olacağını söylemiştir. Ve “ben bunu göremiyorum ama gelecek nesiller bunu görecek” demiştir. Yiğit Bulut’un söylediği de budur. Ama bir kısım insanlar da buna karşı direnecektir tabii. Bunlardan birisi de Fatih Altaylı’dır. Gece gündüz şeytandan Allah’a sığınsın, kalbini arındırsın, sevgiden şefkatten bahsetsin. Ağzından hiç sevgi duymuyoruz, şefkat duymuyoruz, merhamet duymuyoruz, dostluktan kardeşlikten bahsetsin, hiç duymuyoruz. Sevilen insan olmaya gayret etsin, güzel konuşsun, hayır konuşsun. Benim, ona tavsiyem bunlar. Türkiye’nin de yakın bir gelecekte, Türk İslam aleminin lideri olduğunu görecektir.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s)’ın da elini öpecek” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s)’ın da elini öpecek. Önce tabii abdest alacak, elini yüzünü yıkayacak ve Hz. Mehdi (a.s)’ın elini öpecek inşaAllah. Bunları görecek. Bu zihniyet hep Türkiye’yi kavurmuştur. Hep böyle sevgisizlik, şefkatsizlik, gerilime sebep olmuştur. İnsanlar hep tedirgin yaşamışlardır. “Acaba benim hakkımda bir şey mi söyleyecek, acaba bir şey söyleyecekler de hakkımda dava mı açılacak, gazetelerde aleyhimde bir yazı mı çıkaracak” gibisinden insanlar hep gerilimle yaşamıştır, herkes bilir. Türkiye’de insanların birçoğu sabah gazetelerde manşet olmaktan hep korkarak yaşamıştır. Hürriyet Gazetesi’nde sürmanşet olmak, mesela birçok hakim için de, savcı için de, bir devlet memuru için de yahut herhangi bir insan için de tedirginlik vesilesi olmuştur. Yıllardan beri hep bu gerilimle yaşamışlardır. Ve bunun sonucunda işinden atılmaktan korkmuştur, halk arasında kötü bir imaj edinmekten korkmuştur, çekinmiştir ve bu hiç tarif edilememiş gizli bir korku olarak insanlarda kalmıştır. Mesela Fatih Altaylı dediğinde, insanlar bir anda irkilirler. “Acaba hakkımda bir şey mi yazacak, bir şey mi söyleyecek.” Çünkü gazetenin çapı geniş. İnsanların cevap imkanı olmuyor. Mesela Hürriyet Gazetesi bir yazı yazıyor, adam cevap veriyor ama ya internette cevap verebiliyor, ya bölge gazetesinde cevap verebiliyor, cevabı kayboluyor. Sadece iddia ortada kalıyor. Adam, bütün Türkiye’de manşet olmuş oluyor. Bu yüzden insanların gizli korkusu olarak devam etti. Fatih Altaylı dediğinde, kime sorarsanız sorun, insanlar hep tedirgin olur. “Acaba bir şey mi söyleyecek, köşesinde bir şey mi yazacak, hakkında dava açılmasına mı sebep olacak, kötü bir iddiada bulunup, yanlış bir iddiada bulunup hakkında yakışıksız bir imaj mı geliştirecek” diye hep tedirgin olmuşlardır. Fatih Altaylı da gücünü hep buradan almıştır. Yani Türkiye’de bir korku ruhunun yayılmasında bu tip insanların çok büyük etkileri oldu. Hürriyet Gazetesi’ni eline alan insanlar, hep tedirginlikle bakarlar. İlk kapakta kimin canı yanacak acaba, kime bir şey olacak acaba gibisinden hep tedirgin olmuştur insanlar. Bir haber çıkar, ertesi gün bakarsın adam işinden olmuş, yerinden yurdundan adam gönderilmiş, evini terk etmiş gitmiş başka yere yahut yurt dışına gitmiş, mesela hep böyle olaylara sebep olmuştur. Yakın zamana kadar öyleydi, son zamanlarda gücünü kaybetti Hürriyet Gazetesi ve orada yazan bir kısım zevat, son zamanlarda gücünü kaybetti. Fakat onlar içinde en dikkat çekenlerden birisi budur; Fatih Altaylı’dır. Bakın 12 yıldan beri, beni ve arkadaşlarımı takip eder. Mahkemeler açar, davalar açar, sürekli bir uğraşma ruhu içerisindedir. Bakın burada ne diyor, hemen Türk İslam Birliği’ne bir set. Bakarsın ertesi gün hayırlı bir şey olur, ona set. Bakarsın güzel bir konuşma olur, ona set. Tabii Allah hidayet versin, benim ona bir düşmanlığım, kinim yok. Allah akıl fikir versin, Allah kalbine hidayet ihsan ederse, üslubu da değişir, kafası da değişir, mantığı da değişir. İllaki düzelecektir inşaAllah. Mesela Oktay Ekşi falan bundan daha ehvendiler. Ama Fatih Altaylı dendiğinde, her zaman insanları titretmiştir. Beni değil. Ben bir tek Allah’tan korkarım. Ben öyle tipleri kaale almam, bilirler. Zaten kaale almadığımız da malum. Ama bunu kaale alan, bundan çekinen çok fazla insan var. Daha suratına bakınca adamlar, irkiliyorlar. Doğru değilse bana söylesinler, yazsınlar, göndersinler. Yani Türkiye’de bunu seven, hemen hemen yok gibi bir şeydir. Ama herkes, çekindiği için saygı duyuyor. Böyle olmaz. Mesela Cübbeli’yi desteklemesi; nereden bulursun adamı? Cübbeli tamamen onun zıttı bir düşünce. Tamamen karşıt olduğu bir düşünce, “çok tatlı adam” diyor. O da, ona “baba” diyor. Hayret edilecek olaylar gelişiyor.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren, A9 Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Sunumlar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...