SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Aksu TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Sivas Sipaş TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Konuğumuz Yasemin Hanım, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Aman Allah’ım ne çok yerde yayınlanıyor. Şeyhim ceridelerde neler yazıyor.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bediüzzaman Hazretlerini’nin vefatının 51. sene-i devriyesi olması hasebiyle birçok yerde yazılar vardı, inşaAllah. Yeni Asya Gazetesi’nde kardeşlerimiz Hutbe-i Şamiye’nin 100. yıl devreyi münasebetiyle Mustafa Sungur Ağabey ile bir mülakat yapmışlar. Sungur Ağabey kendisine sorulan bir soru üzerine, Hutbe-i Şamiye’deki ihbarların yavaş yavaş çıkmaya başladığını, bunun çok büyük bir müjde ve sevinç olduğunu, aradan 100 sene geçmesine rağmen bu hakikatlerin daha yeni kendini gösterdiğini söylemiş. Her zaman Müslümanların aralarında konuştuğu son zamanda, yani son asırda olduğumuzu, Üstad Hazretleri’nin “La tezâlü tâifetün min ümmetî” ifadesinin cifir hesabıyla 1542 ettiğini, yani dünyanın o zamana kadar devam ettiğini ama “zâhirîne ale’l-hakkı” ifadesinincifren 1506 ettiğini belirtmiş. “Bu tarihe kadar zahir ve aşikarane, belki gâlibane. Ondan sonra Risâle-i Nur vazife-i tenviriyesine gizli ve mağlubiyet içerisinde devam eder. Son asırdayız, ahir zamandayız. Neyi yapabildiysek o kadar” demiş, inşaAllah. Abdullah Yeğin Ağabey ile de röportaj yapmışlar, inşaAllah. Onun da anlatımları vardı. “Benden siyaset istiyorlar. Bu kitap benim siyasetimdir.” Üstad’ın sözü. “Çünkü o kitap İttihad-ı İslam’dan bahsediyor. İslam Birliği’nden, kalplerin birliğinden ve İslam alemindeki hastalıktan bahsediyor” demiş. Abdullah Yeğin Ağabey’e İttihad-ı İslam’a bugünlerde ne kadar ihtiyaç olduğu sorusu da sorulmuş. O da; Üstad’ın “yetmiş birde,” yani 1951’de, “fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, otuz kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak,” yani 1981 ve 1991 sözlerini hatırlatarak, son zamanlarda İslam aleminde meydana gelen hareketlerin İttihad-ı İslam’a bir vesile olacağını düşündüğünü, dünyanın her tarafından İslamiyet’e bir dönüş olduğunu, dinin esasının kardeşlik ve birlik olması nedeniyle Müslümanların ancak birlik ve beraberlik içinde düşmanlara karşı koyabileceğini söylemiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Anlamadım, duymadım yok. Çok net. Fakat Günedoğu’yu ayırmak isteyenler şunu bilecekler; birlik, beraberlik esastır. Güneydoğu’daki kardeşlerimiz de Türkiye’nin büyümesini istiyorlar. Türk-İslam Birliği’ni istiyorlar. Küçülmek, bölünmek felaket getirir. TÜSİAD’ın açıklamaları falan, onlar pek iç açıcı değil. Onlar doğru şeyler değil. Teslimiyetçi bir üslup var. Yakışık almaz. Çünkü Doğu’daki hareket Marksist, Leninist, saldırgan bir hareket. Ve civar ülkeleri de içine almayı düşünen bir hareket. Yani ‘ver, kurtul’ mantığı çok yanlış. Bu konuda samimi olacaklar. İshak Alaton’un da oradaki çıkışları gereksiz. Bu tip hareketleri desteklemesi doğru değil. O kişilerin, o üsluplarını desteklemesi doğru değil. Çünkü Museviler hakkında zaten suizan eden insanlar var, onu körüklemiş olur. Hiç gerek yok. Büyük Türkiye’yi savunsun. Türk İslam Birliği’ni savunsun. Musevilerin de kurtuluşu orada, Hıristiyanların da kurtuluşu orada, İslam aleminin de kurtuluşu oradadır; Türk İslam Birliği’ndedir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Yeni Asya Gazetesi’nin kapağı böyleydi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Yeni Asya delikanlı gazete. Çok dürüst yaklaşıyorlar, maşaAllah. Nur talebesi dediğin böyle olacak işte, tavizsiz. Bediüzzaman’la iftihar ediyorlar. Bir kısmı utanıyor Bediüzzaman’dan. Çok ayıp yapıyorlar. Biz de onlardan utanıyoruz.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Ben bugün Zaman Gazetesi’ne baktım. Kapakta ve arka kapakta hiç bir şey göremedim.
ADNAN OKTAR:Mesela onlar utandığından mı yapıyor, ne için yapıyor bilmiyorum ama çok çok ayıp yapmışlar onlar. Çok çok ayıp yapmışlar. Bediüzzaman kapaktan verilecek bir insandır. Ana haber olması gereken bir insandır. Böyle lakayıt bir haber verme tekniği şaşar beşer Faruk Beşer mantığının bir yansıması olmuş oluyor. Bu bereketsizlik ve uğursuzluk getirir. Çok büyük uğursuzluk getirir. Bunda bereket, güzellik aramasınlar. Bediüzzaman’dan bahsetmemek onur değildir; bilakis onur kırıcıdır, küçük düşürücüdür. Çok ayıp yaptılar. Onu telafi edecek bir şeyler yapsınlar, değil mi? Çok çok rahatsız edici. Çok ayıp. Hiç yakışmıyor. Onları yetiştiren Üstadları; Üstadlarını unutmuş durumdalar. Ve hatırlamak dahi istemiyorlar gibi. Hiç yakışık almıyor. Karşıtları bile onları takdir etmez bu durumda. Bu yaptıklarından dolayı kimse onları takdir etmez. Böyle bir şey takdir edilecek bir şey değil. Evet.
ALTUĞ BERKER:Milli Gazete’de Davut Şahin’in, “Derin devletin kullandığı gazeteciler” başlıklı bir yazısı vardı Hocam. Wikileaks belgelerinde bazı gazetecilerin derin devlet tarafından yargıya mesaj vermek için kullanılması konusunu ele alan bir yazı yazmış. Amerika Büyükelçisinin raporunda bu konuda Fatih Altaylı ve Sedat Ergin isimlerinin zikredildiğini söyleyerek, bu suçlama karşısında Fatih Altaylı’nın öfkelendiğini ancak daha Wikileaks belgeleri bile ortada yokken Fatih Altaylı’nın derin devletin elemanı olduğu bilgisinin birçok kişi tarafından dile getirildiğini söylemiş. Örnek olarak da Taraf Gazetesi’nden Neşet Üzer’in, Sabah Gazetesi’nin eski yayın sorumlusu Ergun Babahan ile yaptığı röportajı göstermiş. Röportajda Neşet Üzer, Babahan’a; “ajan gazetecilerin sayısı basında çok mu fazladır?” şeklinde bir soru yöneltiyor. Ergun Babahan; “çok fazladır. Meşhur bir Hayri Birler olayı vardır. Hürriyet’in Ankara bürosunda ikinci adam olarak çalışırken esas işi açığa çıkıyor ve Hürriyet’ten ayrılıyor. Gerçek işine geri dönüyor. MİT’in Diyarbakır bölge müdürü oluyor” cevabını veriyor. Neşet Üzer; “bu ajan gazeteciler ne yapar peki?” diye soruyor. Babahan; ”karakter suikastı yaparlar. İstihbarat kurumları onlara "şu adamı yıpratın"der ve onlar da yıpratırlar. Suçlayıcı ve çarpıtma haberleri ve yazılarıyla yıpratırlar. Ben Sabah Grubu’nda ajan gazeteci var mıydı, varsa bunlar kimlerdi bilmiyordum. Bir tek Ünal İnanç’ı biliyordum. O da Ankara büroda alt kademe biriydi. Ama Hürriyet grubunda Fatih Altaylı’nın, Tuncay Özkan’ın MİT ile ilişkileri biliniyordu. Biz de öyle bilinen bir gazeteci yoktu” şeklinde cevap vermiş. Babahan; “Eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür onları açıkladı. Zaten geçen gün bir gazeteci arkadaşımız anlattı. 28 Şubat’tan sonra gazeteciler, Mesut Yılmaz ile yemekteler. Fatih Altaylı, Tuncay Özkan Mesut Yılmaz’ın önünde MİT’te kim maaşlı, kim gönüllü çalışıyordu tartışması bile yapmışlar birbirleriyle.” Yani kendileri anlatıyorlar bunu. Güya biri paralı çalışıyormuş biri de gönüllü. “Kendi aralarında bu konuda atışıyorlar. Sen MİT’ten para alıyorsun. Yok ben almıyorum, sen alıyorsun” diye kendi aralarında tartışmışlar.” “Bu da şaka değil mi?” “ Yok, hayır şaka değil” demiş.
ADNAN OKTAR:Bir daha oku bakalım son kısmı.
ALTUĞ BERKER:“Fatih Altaylı ile Tuncay Özkan Mesut Yılmaz’ın önünde kendi aralarında MİT’te kim maaşlı, kim gönüllü çalışıyordu tartışması bile yapıyorlarmış kendi aralarında. Güya biri paralı çalışıyormuş, biri de paralı çalışıyormuş.” Aralarında bu konuda atışıyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Mesut Yılmaz’ın karşısında?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Mesut Yılmaz Başbakanlık yapmıştı. Onun hükümeti döneminde biz 1999’daki operasyona uğratıldık, değil mi? Başrollerde Fatih Altaylı ve Tuncay Özkan vardı. Basındaki faaliyetler malumdu, herkesin gözü önündeydi. Bu konunun araştırılması lazım. Doğru mu, yanlış mı? Gerçeği var mı? MİT mensubu olmak onurdur. Ama bakalım ki olay sırf onunla mı kalıyor. Bizim asıl merak ettiğimiz başka bağlantılar, bunların araştırılması lazım. Hem Tuncay Özkan’ın hem Fatih Altaylı’nın bütün bağlantılarını devlet tespit etmeli. Yani bu iddiaların üzerine gidilmesi lazım. Bunlar açıklığa kavuşturulsun, açıklansın. Gereken yerlerden, devletin kurumlarından sorulsun, bunların ne olduğu anlaşılsın.
ALTUĞ BERKER:Fatih Altaylı yazıyla şikayetçi arıyordu o dönemde Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Akıl almaz, 10-12 yıldan beri bizimle uğraşır. Öbürü de öyle. Tutuklanmadan önce bütün gücüyle uğraşıyordu, geceli gündüzlü.
ALTUĞ BERKER:Savcının önüne gitmeden emniyet ifadeleri, Tuncay Özkan gazetelerde, televizyonlarda yayınlıyordu.
ADNAN OKTAR:Tabii, daha savcıya gitmeden ona gidiyordu. Adil Serdar Saçan’la can ciğer kuzu sarmasıydılar. Her türlü bilgi akıyordu ona. Bunların hepsini araştırması lazım devletin.
ALTUĞ BERKER:Halen tutuklu iddia edilen Ergenekon örgütü davasından.
ADNAN OKTAR:Tabii, evet. Seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Susurluk davasından yargılanarak 4 yıl ceza alan Ayhan Çarkın, eski özel harekatçı, kendi içindeki karanlıktan ve yaptığı günahlardan kurtulmak için vicdanen bazı açıklamalar yapmak istediğini söyleyerek bazı itiraflarda bulunmuş. Ayrıca daha önce kendisiyle görev yapan arkadaşlarına da “siz de çıkın anlatın bildiklerinizi” diye seslenmiş. Ayhan Çarkın, derin devletin emri ve talimatlarıyla bine yakın insan öldürdüğünü ve Susurluk kazasının iddia edilen Ergenekon’u anlatan lambası olduğunu söylemiş. Ayrıca Abdullah Çatlı’nın iddia edilen Ergenekon örgütünün gerçek yüzünü gördükten sonra karşılarına dikildiğini, bundan dolayı o arabanın içinde öldürüldüğünü ifade ederek, Ergenekon iddianamesinin doğru olduğunu belirtmiş. Yaptığı açıklamada; “devlet, millet adına başlayıp sonra menfaat adına dönen çok şey var ortada. Ne yapmışlar devlet adına? PKK ile işbirliği, ahtapot gibi. Ben iddia etmiyorum.” İddia edilen Ergenekon iddianamesini kastederek; “Bu iddianame doğru. Hepsi Ergenekon olmuş bunların. Bir kolu PKK, bir kolu Dev-Sol, bir kolu Dev-Yol, bir kolu da Hizbullah’ta. Millete kan döktürüp, silah satmışlar. Suçlamaya bak, aldığımız cezaya bak. Bizim hakkımız o suçlamalara göre idamdı. 4 sene aldık. Bunun cezası idamdır. Herkes, herkesi biliyor. Kimse kıvırmasın. Açarsınız arşivleri. Madem biz yargılandık Veli Küçük de yargılansın, siyasiler de yargılansın” demiş. Ayrıca yine, derin devlet emriyle 1986- 1990 yılları arasında 320 kişilik özel harekat gurubuyla birlikte Güneydoğu’da görev yaptığını ve bu süre içinde çok kan akıttıklarını söylemiş. Jitem’in provokasyon amacıyla 16’sı çocuk 30 kişiyi Mardin’in bir köyünde katlettiklerini, Başbağlar katliamını, Bilan kazası olayını, Jave köylerini hep aynı ekibin yaptığını ve hepsinin kesinlikle iddia edilen Ergenekon örgütünün ürünü olduğunu söylemiş. İddia edilen Ergenekon davasının bir çıkış noktası olduğunu, ancak kendisine bu emri verenlerin hiç birinin içerde olmadığını, kimisinin kolunda serumla hastanede olduğunu, kimisinin hafıza kaybı yaşadığını, ancak asıl Ergenekon’un dışarıda olduğunu belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Evet, bunlar da tabii incelenmesi gereken önemli iddialar. İddia edilen Ergenekon terör örgütü ile mücadele bütün milletimiz için milli bir görevdir. Türkiye’nin var olma yok olma mücadelesi. Devletin verdiği şanlı bir mücadeledir. Evet, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:TÜSİAD’dan bahsetmiştiniz Hocam az önce. Onunla ilgili bugün Ertuğrul Özkök ve Fatih Altaylı TÜSİAD’ın söz konusu açıklaması ile ilgili birer yazı yazmışlar. Ertuğrul Özkök yazısında; “İyi ki TÜSİAD üyesiyim. Cem Boyner’in "Türk toplumunun mutluluğu bölünmesinden daha mı önemlidir"sözü kulaklarımda çınlıyor. Ben, "Kürtlerle yaşamak zorunda mıyız?" diyeyazdığımda epey küfür yemiştim. Ama zamanın ruhu işte böyledir. Bakın artık bölünme dahil, her şeyi özgürce konuşmaya başladık” demiş.
ADNAN OKTAR:Cem Boyner’in anlattıklarının kaale alınacak bir yönü yok. Önemli bir insan da değil ayrıca. Kendini çok önemli zannediyor ama. Konuşmaları da anormal bir konuşma. Bütün milletimizin karşı olacağı bir konuşma. Anadolu’da hiçbir insan bunu kabul etmez ve öfkeyle karşılar böyle bir ifadeyi. Boş laflar bunlar. Bir kere din, namus, bayrak, bunlar gitti mi zaten her şey gitmiştir. Adam bölünmeden bahsediyor. Sen bölünmeyi kabul ettin mi hepsi gider, her şey gitmiş olur. Orayı kabul ediyorsa başka yerleri de kabul etmişsin demektir. Onlar ‘ver, kurtul’ ile rahat edeceklerini zannediyorlar; öyle bir şey yok. Çok tehlikeli konuşmalar, çok anormal konuşmalar, yanlış. Biz bu konuşmalarını kınıyoruz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Fatih Altaylı da TÜSİAD’a cevaben; kendisinin de Türkiye’nin en az iki bölgeden oluşan federasyon olmasını, hatta ikinin az olduğu, belki on eyaletin oluşturduğu bir federal yapı kurulmasını; Kuzey Irak’ı da içine alacak şekilde bir Kürdistan eyaletimizin olmasını; Ege, Akdeniz, Doğu- Batı Karadeniz, Doğu- İç Anadolu, Marmara ve Trakya’nın ayrı eyaletler olmasını, İstanbul’un ise ayrı statüde tek başına bulunmasını; her birinin kendi parlamentosu, kendi dili olmasını teklif olarak getirebileceğini söylemiş. Ancak bunların çok iyi fikirler ve öneriler olduğu halde bazen Davutoğlu’nun dış politikası gibi kağıt üzerinde çok şahane duran şeylerin pratikte uygulamasının zor olduğunu bu nedenle TÜSİAD’ın önerilerinin de çok mükemmel olmakla birlikte pratikte zorluklarla karşılaşabileceğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Adam inanılmaz pervasız, inanılmaz pervasız. Hayrettir yani, üsluba bak sen, pervasızlığa bak. Türk İslam Birliği’ne şiddetle karşı olan adam neye taraftar. İttihad-ı İslam’a şiddetle karşı olan adam neye taraftar. 12 yıldan beri bize karşı niye mücadele verdiği buradan da anlaşılıyor; Tuncay Özkan’ın, bunun.
ALTUĞ BERKER:Ruşen Çakır’ın bugünkü yazısında; Wikileaks belgeleri arasında 22 Temmuz 2009 günü Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın onayıyla Washington’dan Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’ne gönderilen “Tarikatlar, örgütler, İslam ve Türkiye” başlıklı bir telgraf bulunduğunu, ancak belgeler arasında Ankara’nın cevabının yer almadığını, bu nedenle konuyu kendisinin cevaplamak istediğini söylemiş. Ruşen Çakır konuyla ilgili olarak; her İslami cemaatin tarikat olarak adlandırılamayacağını, Türkiye’de Nurculuk, Süleymancılık gibi İslami ekoller bulunduğunu, günümüz Türkiye’sinde Nurculuk başta olmak üzere çağdaş cemaatlerin son yıllarda iyice ön plana çıktığını, söylemiş. Türkiye’deki belli başlı cemaatler arasında; Fethullah Gülen grubu, Yeni Asyacılar, Süleymanlı kardeşlerimizi saymış. Tarikat denildiğinde ise; Nakşibendilik, İsmailağa Cemaati, Adıyaman Menzil Cemaati’ni saymış. Türkiye’deki cemaatlerin siyasetten ziyade sosyal ve kültürel yönlerinin kuvvetli olduğunu, bir tek partiye değil birçok siyasi kültüre destek olduklarını, cemaate girişte gönüllük esas olduğunu, cemaatten kolaylıkla çıkılabildiğini, ayrıca bir cemaat mensubunun tüm hayatını cemaat liderine göre belirlemesinin söz konusu olmadığını, ancak önde gelenlerden tavsiye aldığını, sonuçta kendi kararlarını kendisinin verdiğini, özellikle seçim dönemlerinde her cemaat liderinin işaret ettiği partiye oy verilir gibi bir düşüncenin doğru olmadığını ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Ruşen Çakır’ın eskiden çok vicdanlı bir üslubu yoktu. Tersti üslubu. Sonra olgunlaştı; daha halim selim, daha insancıl, daha vicdanlı yazmaya başladı. Olaylara daha akılcı bakıyor. “40 yaş olgunluk yaşı” diyor Cenab-ı Allah. Demek ki olgunlaştı. Eskiden dili çok sivriydi ve keskindi. Vicdanını o kadar kullanmıyordu. Şu an daha iyi.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Türk askerleri Libya’ya doğru yola çıkmış Hocam. Deniz Kuvvetleri, iki savaş gemisinin Libya açıklarında olduğunu, iki geminin de yola çıktığını açıklamış. Ayrıca bir fırkateyn ve bir denizaltı da gönderiliyormuş. Bölgeye uçak da gönderilecekmiş. Ancak bu uçaklar hedef vurmayacak, sadece silah ambargosunu denetleyecek. Gemileri koruma, devriye ve yakıt ikmali amaçlı görev yapacaklarmış. Sayın Davutoğlu, bu gemilerin tamamen insani amaçlarla görev yürüteceğini belirtmiş. Ayrıca Libya’ya yapılan saldırılarda tek komuta ve kontrolün NATO’da olması gerektiğini, Türkiye’nin ise Haçlı Seferi olarak anılan bir operasyonun sorumluluğunu paylaşmasının mümkün olmadığını açıklamış.
ADNAN OKTAR: Her şeyde bir hayır vardır. Allah hayır olmadan hiçbir şey yapmaz. Tamamı hayır üzerine oluyor. Hepsi Allah’ın kontrolünde olan şeyler. Şeytandan Allah’a sığınırım, “siz hayır zannedersiniz şer olur; şer zannedersiniz hayır olur” diyor Cenab-ı Allah. “Siz bilmezsiniz Allah bilir” diyor Cenab-ı Allah ayette. Hep hayır gözüyle bakıyoruz. Onlardaki hayırları sonra göreceğiz, inşaAllah. Mehdiyet’in ince planıdır o. Cenab-ı Allah’ın yarattığı ince plandır. “Her şeyi ince ince tertip edendir” diyor Yusuf Suresi’nde Cenab-ı Allah, değil mi? “Rabbim her şeyi ince ince tertip edendir” diyor. Hikmetlerini, hayırlarını sonra göreceğiz, inşaAllah. Bir kısmını görüyoruz fakat bir kısmını da daha sonra göreceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Nükleer Güvenlik Ajansı’ndan yapılan açıklamaya göre; Japonya’daki deprem ve tsunami felaketi sonrasında zarar gören Fukuşima Nükleer Santralinden havaya karışan radyoaktif madde içeren bulutlar akşam saatlerinde Avrupa Kıtası’na ulaşacakmış. Önce Fransa’ya, sonra da İtalya’ya ulaşması bekleniyormuş.
ADNAN OKTAR:Ahir zamanda bir duman zuhurundan bahsediyor Kuran. Bu duman zuhuru çeşitli kereler oldu. Bu üçüncü duman zuhuru oldu. Bir Çernobil’de oldu, bir adadaki o yanardağın patlamasıyla oldu, bu da üçüncüsü. Yani tek bir duman zuhuru yok. Bunların tamamının toplamı duman zuhurudur, duhan. Ve “Allah’a yalvarır yakarırlar” diyor. Japonya, bütün halk, olduğu gibi yalvardı yakardılar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Der Spiegel Dergisi geçenlerde Amerikan askerlerinin Afganlı sivillere yaptığı işkenceleri ve öldürdükleri insanlarla birlikte gülerken çektirdikleri fotoğrafları yayınlamıştı. Afganistan’da görev yapan Amerikalı asker Çavuş Murloc konuyla ilgili mahkemenin duruşmasında kendi birliğinden dört askerle birlikte Afganistan’ın güneyindeki Kandar’da, zevk için sivilleri öldürdüğünü ya da öldürülmelerine yardım ettiğini kabul etmiş.
ADNAN OKTAR:Ama bu arada da Türk İslam Birliği’nden bahis olmuyor kardeşlerimizde. Sadece şikayetçi oluyorlar. Halbuki Türk İslam Birliği olsa konu bitecek. TÜSİAD da çıkıyor Güneydoğu’daki ayrılıktan bahsediyor. Sonucunda da bunlar oluyor işte. Birlik ve beraberlik olsa bu olur mu? Sen, mevcut ülkeyi daha da küçültelim diyorsun. Türkiye’nin gücünü iyice azaltalım, yok edelim diyorsun; bu anlama gelir. Paramparça olmuş Türkiye’nin hiçbir şeye gücünün yetmeyeceği belli. Allah birlik ve beraberlik olmamızı istiyor. Ve aklın mantığın istediği de budur, doğru olan da budur. Avrupası, şunu, bunu herkes birleşirken bunlar ayrılıktan bahsetmekle çok büyük hata yapıyorlar. Bir de sanki kaale alınıyorlarmış gibi; falanca, feşmekanca falan. Tanımayız, bilmeyiz. Tanısak ne olur ayrıca? Onların ne dediği önemli değil. Onlar çok sarsıcı konuşma yaptıklarını ve fikirlerine de çok değer verdiğimizi zannediyorlar. Adam ne diyor? “Rahatımın peşindeyim” diyor. Konu bitmiş. Dinin menfaatlerini, vatanın menfaatlerini esas alan bir konuşma yapması lazım, değil mi? Türk İslam Birliği’ni savunması gerekir.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Sizin daha önce anlatımlarınız vardı Hocam. Söylediklerinizin gerçekleştiği bin üç yüzü aştı Hocam, maşaAllah. “Türkiye Libya’da hami devlet oldu” haberi, son 2 gündür. Siz 2008’de söylemişsiniz Hocam; “Aslında Türkiye’nin o bölgede ağabey olması lazım, yani lider olması lazım. Demek ki ağabeylik yapmalarını istiyorlar. Yani Türkiye’nin burada ortaya çıkıp, bu ağabeyliği yerine getirmesi gerekiyor, İslam ülkelerinde ve Türk devletlerinde de” dediniz. Şimdi gerçekleşiyor bu söyledikleriniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Mesela TÜSİAD’dan hiç duydunuz mu Türk devletleri birleşsin dediğini? Duymuyoruz. Yani bütün Türk devletlerinin birleşmesi bir idealdir, bir ülküdür. İslam aleminin birleşmesi bir ülkü ve idealdir. Bunu Atatürk savunmuş, Abdülhamid savunmuş. Kuran emrediyor. Mutlaka yerine getirilmesi gerekilen önemli bir idealdir, ki olacak inşaAllah. Zaten şu safhalar gelişme safhalarıdır. On yıla kadar cevabını alacak, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli Ehl-i Sünnetin Tüm Kaynaklarında, Hz. İsa (a.s)’ın Nüzulünün Mütevatir Hadislerle Sabit Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Bir tane daha film vardı. Onu da seyredelim.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s)’ın Hayatta Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocamız ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta.” Şeyh Mahmut Hocamız ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) hayatta.” Bediüzzaman ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) hayatta şu an” diyor, o açıklamasında. Muhammed Raşid Erol Hazretleri ne diyor 1980 yılında? “Şu an hayatta” diyor. Bir tane, Fatih Altaylı’nın ahbabı Cübbeli Hazretleri ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta değil. 570 yıl sonra gelecek” diyor. Fatih Altaylı da ağzına bir parmak bal sürüyor. “Ne kadar güzel konuştun” diyor. Biz de Cübbeli’yi Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet ettiriyoruz, inşaAllah. Bir film daha olması lazım. Ona da bakalım.
-VTR- Nur Talebelerinden Hasan Akar Hz. Mehdi (a.s)’ın Ahir Zamanda Üç Vazifeyi Birden Yapacağını Söylüyor
ADNAN OKTAR:Hasan Akar Hoca’yı bir daha dinleyelim.
-VTR- Nur Talebelerinden Hasan Akar Hz. Mehdi (a.s)’ın Ahir Zamanda Üç Vazifeyi Birden Yapacağını Söylüyor
ADNAN OKTAR:Hasan Ağabey daha önce Hz. Mehdi (a.s)’ı üçe bölmüştü. “Biri siyaset, biri diyanet, biri saltanat yapacak; üç tane Hz. Mehdi (a.s) gelecek” diyordu. Sonra talebeleri sorunca Hasan Ağabey iyice karıştırdı. “Üçü İstanbul’da mı toplanacaklar?” diyorsun; “olabilir de, olmayabilir de” diyor. “Biri başka ülkede de olabilir” diyor. Eli ayağına şaştı. Acayip şaşırdı. Ne yapacağını da şaşırdı. Tahmin etmiyordu, talebeleri de bayağı sıkıştırdılar. Baktı üç parçayla olacak gibi değil, sonra yeni bir formül çıkarttı. Bediüzzaman’ı Peygamber yaptı. “O kitaplı Resul” dedi. Biz, “kitaplı Resul olur mu? Son Peygamber geldi, nasıl konuşuyorsun öyle” dedik. “Onu demek istemiyorum” dedi. “İhya gibi, İmam Gazali gibi, İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı gibi kitaplı Peygamber, yani kitaplı Resul” dedi. Bırak şimdi, biz İmam Rabbani’ye kitaplı Resul mü diyoruz? İmam Gazali’ye kitaplı Resul mü diyoruz? Ne alakası var. Ama yine devam ediyor Hocamız o iddiasında. Ama düzeltir. Fazla inat etmiyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın hayattayken üç görevi birden yapacağını kabul etti. Hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat, yani hepsine manen etki edeceğini, güzel ahlaka davet edeceğini kabul etti. Fakat öyle ilaveler yapıyor ki mübarek, Allah’ım Allah’ım! Yaklaşık, yanlış hatırlamıyorsam, “30 metrelik Tabut-u Sekine yanında olacak Hz. Mehdi (a.s)’ın” diyor. Yaklaşık 30 ton falan çeker altından tabut. “İçinde kutsal emanetler var” diyor. “Her türlü emanet var” diyor. 30 metreye çıkarttı. Halbuki Tabut-u Sekine küçük bir şeydir, daha küçük bir şey. Neyse bir zararı yok. 30 metre de desin fark etmez. Fakat Cübbeli ile Bediüzzaman arası bir çizgi geliştirdi Hocamız. Yani pek tutarlı, mantıklı değil. Onları sonra açıklayacağım. Tabii biraz da bana da kızgın. Hz. Mehdi (a.s) olduğum kanaatinde ama “yanında açık hanımlar var, o nasıl Hz. Mehdi (a.s)?” diyor. Demek ki hanımlar kapalı olsa Hz. Mehdi (a.s) olduğumu garanti görecek. Ben zaten Mehdilik iddia etmiyorum. Ne alakası var, değil mi? Ben diyorum; cahil insanım ben, talebeyim, öğrenciyim diyorum. Tabii adamlar “Hocam” diyorlar, “ben hoca değilim” diyorum. Fetva istiyorlar, “ben fetva bilmem, cahilim” diyorum. “Alimlerden sorun” diyorum. Mehmet Talu Hocamız’a gönderiyorum. Benim böyle bir iddiam yok, olsa söylerdim. Dolayısıyla Hasan Ağabey çok sevimli. Yalnız konuşurken garip sesler çıkararak konuşuyor. Yakışık almıyor, çok itici duruyor. Onu yapmasın. Ağabeyimiz olduğu için, Müslümanları temsil ettiği için söylüyorum. O yaptığı ilavelerin çoğu mantıksız. Yani acayip ilaveler yapmış. Bizim dediklerimiz doğru. Benim söylediklerimi kabul etmiyor ama sonradan kabul ediyor sözümü. Güya kabul etmiyor ama. Çünkü bak üçe bölmüştü Hz. Mehdi (a.s)’ı, Mehdileri karıştırdı. “Biri Anadolu’da olabilir, biri başka yerde olabilir” dedi. “Peki, Hocam buluşacaklar mı?” diyor. “Buluşacaklar” diyor. ”Üç Mehdi bir araya gelecek, bir Hz. Mehdi (a.s)’ı oluşturacaklar” diyor. Sonra duruyor, duruyor; “buluşmasalar da olur” diyor. Yani bir konuşması var görsen, karmakarışık yapmış, ne yapacağını bilemiyor. Çocuklar da sıkıştırdılar. Onlar benden okumuşlar Allahualem. Şahs-ı manevi dese, ona inanmıyor zaten çocuklar. O artık geçti. Üçe böldü, onu da beceremedi. Şimdi teke indirdi, o oldu. Fakat bir de Cehcah ilavesi yaptı şu an. Cehcah ile de Hz. Mehdi (a.s)’ı karıştırdı. Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini Cehcah’a vermiş. Orada da iyice karışmış durumda durum. Ne yapacağını bilemiyor şu an. Cehcah ilave etmesine falan gerek yok. Sadece Hz. Mehdi (a.s)’ı açıklasın yeter. Çünkü Cehcah’ın hakkında detaylı bilgi yok, onu açıklayamaz. Başkaları da var, bunlar hakkında fazla detay yok. Bir tek topal adam hakkında detay var, o da topallığı; “siperden fırlar” diyor. Belirli şahıslar hakkında bilgi var. Mesela süfyan hakkında detay vardır. Deccal hakkında detay vardır. Hz. İsa Mesih (a.s) hakkında detay vardır. Ama Hz. Mehdi (a.s) hakkında çok detaylıdır, acayip detaylıdır Hz. Mehdi (a.s). Fakat Cehcah’a kafayı takması biraz garip. “‘Hayt’ diye bağıracak, nara atacak” diyor. Hadislerde öyle bir şey yok. Zannediyorum Hocam Cehcah olacak anladığım kadarıyla. Tamam, Cehcah olsun, ne istiyorsa olsun da, samimi anlatsın. Kenardan köşeden bir şey almak istiyorlar benim gördüğüm kadarıyla. Ama iyi yani, boş durmasındansa güzel, anlatıyor. Nasihate açık, doğruyu kabul etmeye yatkın. Fakat daha akılcı, dürüst baksın. Ben ona yaptığı hataları çok detaylı anlatacağım, göndereceğim. Veyahut burada da olabilir. Buradan da anlatırız. Çünkü Hocamız buradan öğreniyor daha ziyade. Biz de buradan anlatırız. Çünkü yazılı göndermek pek o kadar etkili olmuyor. Genel anlatımdan çok etkileniyorlar. Özel anlatımda onu bilgileri sümen altı yapabiliyorlar. Ama böyle 35 milyon kişiye, 40 milyon kişiye hitap ettiğimiz için artık gizleme imkanı kalmıyor. Mecburen açıklıyorlar. Şahsı manevicilerin hemen hemen hepsini dize getirdim, elhamdülillah. Hemen hemen hepsi hiza oldu. Şu an pek diyemiyorlar şahs-ı manevi diye, değil mi? Eskiden rahat rahat yutturabiliyorlardı, üzerine de bir bardak su içiriyorlardı bazı konularda. Şu an yalan söyleyemiyorlar. Çünkü evelAllah, boğazlarına tıkanır. Yalan söyletmem. Dürüst olacaklar.
ALTUĞ BERKER:Bir de tek vücutta birleştiğini gösteriyordunuz. O harika bir olaydı Hocam.
ADNAN OKTAR:O, biraz problemli o arkadaş. “Hz. Mehdi (a.s) öldü, Hz. İsa (a.s) da öldü” diyor. “Hepsi bir vücuda girdi” diyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Ama Peygamberimiz (s.a.v)’in sözünün tam olması çok mucizevi.
ADNAN OKTAR:Hakikaten hayret. Bak, diyor ki; “kimisi de; "Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) öldü, bir insanın vücuduna girdi" diyecekler” diyor. Bir tane adam çıktı onu söyleyen, Allah’ın hikmeti. Bir kişi çıktı, çıkmayabilirdi. Çünkü bu kadar acayip bir konuşmayı normal bir insan yapamaz kolay kolay. Onu da dediler yani. Peygamberimiz (s.a.v)’in o hadisi de tahakkuk etmiş oldu.
Atatürk’ün dindarlığını sürekli gündemde tutalım. Atatürk’ü insanlarımız daha iyi anlasınlar. Hz. Mehdi (a.s) öncüsüdür. Atatürk olmasa, Hz. Mehdi (a.s) çıkmazdı. Önce Atatürk, sonra Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah. İki parçalıdır ahir zaman, inşaAllah. Buyrun.
-VTR- Dindar Atatürk
ADNAN OKTAR:Şimdi dördüncü filmimiz de olacak. Atatürk’ün dindarlığını iyice kafalara oturtacağız, inşaAllah. Bakın, Elmalılı Tefsiri’nde gösterdiği titizlik, o yedi madde çok hayati. O, çok muazzam bir şey; çok acayip. Tefsirde insanlar çok az hususa dikkat edebilir. Baksana, kaç hususa birden dikkat etmiş.
ALTUĞ BERKER:Göstereyim Hocam, inşaAllah. Atatürk’ün ricasıyla 1926’da Elmalılı Yazır’a veriliyor tefsir, inşaAllah. Atatürk, yedi maddeyle nasıl bir tefsir istediğini ortaya koyuyor ve protokole ekliyor. Bunlar şöyle:
“1. Yeni tefsir ‘Ehl-i Sünnet’ itikadına ve ‘Hanefi’ mezhebinin görüşlerine göre hazırlanacaktı.”
ADNAN OKTAR:Bak şimdi, bu çok acayip; “‘Ehl-i Sünnet’ itikadına ve ‘Hanefi’ mezhebinin görüşlerine göre.” Diğer bir isteği de “‘ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan ayetlerin genişçe izah edilmesi’ idi.” Çok acayip. Devam et.
ALTUĞ BERKER:“Atatürk’ün tefsirde dikkat edilmesini istediği maddeler:
1-Ayetler arasında münasebetler gösterilecek.
2-Ayetlerin nüzul sebepleri kaydedilecek.
3- Kıraat-i Aşere’yi (10 okuma tarzını) geçmemek üzere kıraatler hakkında bilgi verilecek.
4- Gerektiği yerde kelime ve terkiplerin izahı yapılacak.
5- İtikadda Ehli Sünnet ve amelde Hanefi mezhebine bağlı kalınmak üzere ayetlerin ihtiva ettiği dini, şer’i, hukuki, ictimai ve ahlaki hükümler açıklanacak.
6- Ayetlerin ima ve işarette bulunduğu ilmi ve felsefi konularla ilgili bilgiler verilecek. Özellikle tevhid konusunu ihtiva eden ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan ayetler genişçe izah edilecek.
7- Konuyla doğrudan ya da dolaylı ilgisi bulunan İslam Tarihi olayları anlatılacak.
8- Batılı müelliflerin yanlış yaptıkları noktalarda okuyucunun dikkatini çeken noktalar konularak gerekli açıklamalar yapılacak. Eserin başında Kuran hakikatini açıklayan ve Kuran’la ilgili önemli konuları izah eden mukaddime yazılacak.
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim, bu kadar detayı kim düşünebilir? Çok samimi bir anlatım değil mi bu? Yani mükemmel bir Kuran tefsirinden bahsediyoruz. Kusursuz bir Kuran tefsirinden bahsediyoruz. Benim gördüğüm, samimi kanaatim Atatürk olmadan Hz. Mehdi (a.s) zuhur edemezdi. Önce Atatürk, sonra Hz. Mehdi (a.s). Yani Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlayan metafizik bir şahsiyet, olağanüstü bir insandır, çok çok olağanüstü. Bir de hayatı da çok harikadır. Atatürk’ün harika yönlerini de hazırlayalım. Onu da bir film olarak hazırlayalım. Bütün hayatı harikadır. Mesela bütün hayatı 19 ile kodludur Atatürk’ün; 19 ve 19’un katlarıyla kodlu. Mesela gelecekte olacak olayları, Allahualem, gördüğüm kadarıyla, hadislerden görmüş, hepsini anlatıyor. Ve bir mektubu var Atatürk’ün, yayınlanmıyor. Hem Hz. Mehdi (a.s)’dan hem de Hz. İsa (a.s)’dan bahsediyor. Şimdi, mahkeme kararıyla yayınlatılması için girişimde bulundular. Noterlikte muhafaza ediliyor mektup. Kenan Evren Paşa zamanında açıldı mektup. Kenan Evren okudu; “şu an halk hazır değil, okumayalım” dedi. Geri kaldırdılar mektubu, inşaAllah. Bütün bu olayları anlatıyor; ahir zamanı, her şeyi.
“Hocam sizinle tanışmak istiyoruz.” Tanışın, güzel. Ben de çok sevinirim. Ama hizmet çok önemli. Bak, bu A9 kanalını herkese tanıtın, kardeşlerinize tanıtın ki herkes seyretsin. Çünkü burada hiç reklam yok, çıkar yok. Sıfırdır reklam. Akşama kadar iman hakikatleri anlatıyor. Hep Kuran mucizeleri, hadisler, imanı güçlendirecek bilgiler, imanı teşvik eden, imanı coşturan bilgiler; ilmi, bilimsel kaynaklarla çok şahane anlatılıyor. Ve hiçbir çıkar yok. Çok pahalıya mal oluyor bu televizyon, çok çok pahalıya mal oluyor. Ama sıfır kar elde ediliyor. Hiçbir karımız yok. Arkadaşların hiçbir karı yok; sırf Allah rızası için hizmet ediyorlar. Onun için kanalı çok iyi tanıtın, çok güzel tanıtın. Eksiklerimiz, kusurlarımız olursa söyleyin. Varsa da gelin. Mesela Nur talebesi kardeşlerimiz gelsinler, anlatsınlar. Risale-i Nur’dan anlatsınlar. Atatürk’ün yakın akrabaları, tanıdıkları, onları çıkartalım; Atatürk’ün dindarlığını anlatsınlar, değil mi? Türk Birliği’ni anlatmak isteyenler çıksın, anlatsınlar. Bizim bir iddiamız yok. Bana ait bir yer de değil, kimseye ait değil. Var sahipleri de o kadar önemli değil. Onlar da dava adamı, inşaAllah. Hayır hasenat peşinde olalım. Türkiye’yi, Güneydoğu’yu bölmeye çalışıyorlar. Bilmem ne Boyner, yok ener, bilmem ne falan, bunlara gerek yok. Sanki çok çok mühim bir şahısmış gibi. “Ben dedim hadi Türkiye’de bir ayrılık olsun.” Olmaz. Ne diyor Boyner, nasıl diyor?
ALTUĞ BERKER:Bir ifadesi vardı burada ama, “Türk Milleti’nin mutluluğundan daha mı önemlidir vatanın bölünmezliği” diyor.
ADNAN OKTAR:Yani bölünmeyi ima ediyor gördüğüm kadarıyla, değil mi? Biz bunu kabul etmiyoruz kardeşim. Sen istiyor musun bölünmeyi?
SUNUCU: Hayır. Osmanlı zamanında da aynısını yapmışlardı. Müslümanları birbirine düşürüp bölmeye çalışıyorlardı.
ADNAN OKTAR:Tabii. Bölünmeyi isteyen hiç kimse yok. Bunlar ne diye böyle ortaya çıkıyorlar? Sokağa çıksınlar bakalım. Bütün modern genç kızlara, delikanlılara falan, herkese bir sorsunlar. Dindarlara da sorsunlar. Kimse istemiyor. Nereden çıkarıyorlar bunlar? Bu pervasızlık nedir? İshak Alaton niçin böyle bir şeyde ayağa kalkıp, gidip sarılıp öpmeler falan, sanki marifet yapmışlar gibi. Kardeşim, biz Musevilerin üzerindeki onlara yönelik olumsuz propagandayı, olumsuz düşünceyi ortadan kaldırmak için var gücümüzle gayret ediyoruz ki birçok kişi de olmadık laf ediyor. Çok zor durumda kalmamıza rağmen, Allah rızası için onlara şefkat gösterip, korumaya çalışıyoruz. Adam gidiyor, onları kucaklıyor. Şimdi o zaman ne der adam? “Türkiye’yi bunlar bölecek, ayıracaklar. İsrail’e verecekler. Mahvedecekler ortalığı.” Bu anlama gelir. Ne üzerine vazife kardeşim; gidersin, kucaklarsın. Türk İslam Birliği’ni savunsana; bütün millet seni bağrına bassın, sevsin. Biz sizi sevdirmeye çalışıyoruz, siz ne yapıyorsunuz. Biz ne anlatıyoruz, onlar ne yapıyorlar yani. Şimdi, mevcut dedikoduları tasdik eden bir konuşma yapıyor. Biz ne diyelim şimdi sana, onu yapınca? Nasıl anlatalım seni? Nasıl savunalım biz Musevileri? Ne gerek kardeşim? Ne güzel, koskoca Türk İslam Birliği olsun. Özgürce her yere gidelim, gelelim. Koskoca bir vatan olsun, değil mi? Devletler tabii üniter yapılarını korusun, rejimlerini korusun ama müthiş bir kardeşlik, dostluk ortamı olsun, sevgi ortamı olsun. Kardeşim, hangi Türk’ün kanında Kürt kanı yoktur, bana söylesinler bakayım. Bana bir tane Türk göstersinler ki kanında Kürt kanı olmasın. Bana bir tane Kürt göstersinler, kanında Türk kanı yok, bir tane. Güneydoğu’da, Mardin’in bir köyüne gidelim, bana bir Kürt bulsunlar; bakalım genetik koduna, mutlaka Türk kanı vardır. En halis Türk kasabasına gitsinler, mutlaka kanında Kürt kanı çıkar. Öyle saf bir ırk olmaz kardeşim. Bir de ayrıca biz ırkçı değiliz, Adem evlatlarıyız. Ne alaka, niye ayrılsınlar kardeşim? Ben Mardin’e niye pasaportla gideyim, bunlar çıldırdı mı? Onlar Türkiye’ye, İstanbul’a niye pasaportla gelsinler? Yok İstanbul ayrılacakmış, yok Antalya ayrılacakmış. Kabustan bahsediyor adamlar. Yok Kıbrıs’ı verelim.
ALTUĞ BERKER:Fatih Altaylı da öyle.
ADNAN OKTAR:Fatih Altaylı’yı boş ver. O bizim için önemli değil. Boyner de bizim için önemli değil. Bunlar benim muhatabım değil. TÜSİAD da öyle. TÜSİAD’ın hepsi değil ki; TÜSİAD yönetimini ele geçirmiş adamlar, belirli bir ekip, on kişi falan. Sevimli bir hanım var, onu da başına koymuşlar. Çünkü hanımlara genellikle bir şefkat duyulduğu için, saygı duyulduğu için, sempati duyarlar diye. Bir kere o hanımefendinin böyle işlere hiç girmemesi lazım. Ona hiç yakışmıyor, değil mi? Ne gerek var yani, niye bu insanlarla oturup muhatap oluyor? Niye böyle şeylere alet oluyor, üzerine ne vazife? Türk İslam Birliği’ni savunsana sen, çok kaliteli ve güzel bir insansın. Sen Türk İslam Birliği’ni savunsan bütün millet seni bağrına basar. Türkiye’nin bölünmeyeceği de belli, ayırmayacağımız da belli. Ben Kürt kardeşlerimi ayırmak istemiyorum, komünistlere vermek istemiyorum. Niye ayrılsınlar? Canım gibi kardeşlerim benim onlar. Birçok kardeşim var benim Kürt, nur gibi insanlar. Akrabalarım, tanıdıklarım çoğu Kürt. Niye ayrılsınlar? Hayır, bir de bunlar pratikte olacak iş değil. İstanbul’da birçok Kürt var. Ne olacak, onlara ayrı bölge mi açacağız? Her yerde Kürt var kardeşim, Ankara’da Kürtler var; Erzurum’da, İzmir’de her yerde Kürt var. Olacak iş mi? O zaman diyecekler ki; “İstanbul’un şu bölgesini Kürt bölgesi yapalım.” Bu nereye varır? Şu mantık mı? Bırakın bu sevdayı, bırakın bu kafayı. Özgür olmak istiyormuş, kardeşim herkes özgür olsun zaten. Kürt kardeşlerimiz de, herkes özgür olsun. Anadil; anadilde de konuş, ne dilden konuşursan konuş. Ne yapıyorsan yap. Sana kimsenin bir şey dediği yok. Diline kim bir şey diyor ki? Ama resmi dilin Türkçe olması son derece mantıklı. Kürt kardeşim buraya geldiğinde Türkçe bilmiyorsa mağdur olur. Bilsin Türkçe. Niçin Türkçe bilmesin? Üniversitelerde Kürtçe, Lazca, Zazaca ayrı üniversiteler olur mu? Bir tane olur, Türkçe öğrenir herkes. Mesela Amerika’ya gidiyor herkes İngilizce öğreniyor. Ortak dil İngilizce. Amerika’da İspanyol da var, şu da var, bu da var. Herkes kendi diline göre eğitim almıyor ki. Bir tane dil var, İngilizce öğreniyorlar. Dolayısıyla bu tip kargaşaya falan gerek yok, bu tip şeylere de gerek yok. Milleti tedirgin de etmesinler. Sanki şehitler boş yere şehit oldu havası veriyorlar. Yani öylesine gitti o çocuklar gibi. 30 bin, 40 bin kişi sanki öyle eğlence olsun diye haşa canlarını vermişler gibi. Kardeşim, 30 bin şehit verilmiş. Niçin verdik biz o şehitleri? Bir karış bile toprak vermemek için verdik. Vatan gitti mi, bayrak gitti mi, din gitti mi, namus gitti mi; hayat da gitsin, hiçbir şeyin anlamı yok o zaman, öyle şey olmaz. Vatan gittikten sonra geriye ne kalıyor, bitmiş yani. Yaşasan ne olur, yaşamasan ne olur. Bıraksınlar bu edebiyatı. Adamlar rahat etmek istiyorlarmış. Yok kardeşim. Bizim ecdadımız bilmiyor muydu rahat etmeyi? Allah rızası için bütün ömürleri mücadele ile geçti atalarımızın, değil mi?
Milletimiz bu bölünmeyle ilgili propagandadan hiç etkilenmesinler. Yıldırmaya çalışıyorlar psikolojik olarak; sürekli tekrar tekrar, “o zaman, aman verelim gitsin” diye. Böyle bir şey yok. Israrla “Türk İslam Birliği ” deyin siz. “Bölünme” dedikçe, “Türk İslam Birliği ” desinler kardeşlerimiz. Asla, orada bir yılgınlığa düşmesinler. Çünkü psikolojik bir mücadele bu. Israrla şunu çıkartıp, bunu çıkartıp, bizim hiç kaale almadığımız tipler. Anadolu’ya gidelim; Maraş’a sorun, hiç kimse bölünmeyi kabul etmez. Samsun’a gidin, “ne biçim soru” derler hatta “böyle soru mu olur” derler. Antalya’ya git, kabul etmezler. Edirne’ye git, kabul etmezler. Mardin, Siirt dindardır hepsi, çok temizdir. Oradan da PKK’nın silahlarını çekelim, namluları üstlerinden çekin sorun; hepsi “Türk İslam Birliği” der. Ama kardeşim kafasına G3 tüfeği dayarsan, “nereyi tercih ediyorsun?” diyor PKK tepesinde, adam da kerhen ve korkuyla, can havliyle onları kabul ettiğini söylüyor. Bu geçerli olmaz. Bir de bu polis tokatlamalar falan, bunlar çok ayıp yapıyorlar. Özgür, güzel, kardeşcil bir ortam var. Polisin şapkasını almak falan, cıvık hareketler; bunlar çok çok ayıp, çok büyük terbiyesizlik. Yakışık almıyor. Devletin bir memuru, ana kuzusu gitmiş, Allah rızası için o kadar riskli bir ortamda görev yapıyor. Üzerine düşen görev o, emredilmiş. Amirleri ne söylüyorsa onu yapıyor, değil mi? Gidip tokatlamak, bilmem ne falan, özellikle bir bayana hiç yakışmaz, çok çok ayıp. En azından özür dilemesi lazım, özür dileme de yok. “Sinirlendim, boş bulundum, böyle bir hata yaptım. Özür dilerim” demesi lazım, değil mi? Bu bir hoşluk olur. Arkasından gelen konuşmalar onu tasdik eder mahiyette. Ne istiyorlar, nasıl olsun? Oradaki vatandaşları da rahatsız ediyor. Kürt kardeşlerimiz orada rahat etsinler, bırakın. Gerginlik olmasın. Ne gerek? Seçime girin, kimsenin bir şey dediği yok. İstediğiniz gibi seçim konuşması yapın, propaganda yapın, ne yapıyorsanız yapın. Ama tedirginlik çıkartmaya ne gerek var? Olay çıkartmaya ne gerek var, değil mi? Polis görevini yapıyor. Görevinde bir hatası varsa, söyleyin. Mesela “şu hatası var” dersiniz. İçişleri Bakanı son derece halim selim bir insan, nezaketli bir insan, o dinler. Hükümet de öyle, tavrı ılımlı. Öyle sert, katı bir tutumu yok. Artık faili meçhuller yok, gece yarısı sessiz, sedasız adam alıp götürmeler yok. Her şey demokratik zeminde gelişiyor, hukuka bağlılık yoğun. Eğer varsa bu konuda bir şikayet, söylesinler. Ben de buradan söyleyeyim, değil mi? Bir can yakma, bir rahatsız etme varsa söylesinler, onun dışında ne alaka? Mesela onlar konuşma yaparken birkaç kez saldırı olmuştu; ben onu da kınadım, çok ayıp. Bırak adam konuşsun, sana ne, değil mi? Yani istediği gibi konuşacak, tabii ki fikrini söyleyecek. İnşaAllah, bunlar Türk İslam Birliği döneminde acı bir hatıra olarak hatırlanır. Geçmiş olacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MHP’den Oktay Vural dün bir cevap verdi Hocam Boyner’e.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“Bunları kimse şey yapmaz” dedi, dediğiniz gibi. “Siyasete girdin bu üslupla, yüzde bir bile alamadın” dedi.
ADNAN OKTAR:Böyle tipler var. Boyner de çok çarpıcı olduğunu düşünüyor. Halbuki hakikaten kaale alınmaz. Git dışarıda sor; “ne diyorsunuz?” diye, herkes “red” diyecektir. Bunlar kendi aralarında, 10-15 kişi viski içip, böyle entel dantel sözlerle, bütün millet ağzı açık bakıyor falan; o devir bitti çoktan, haberleri yok. Bu Aydın Doğan’ın ekip de öyle. Hakikaten eskiden insanlar gözlerinde büyütürdü bunları. Ben bunların perdesini bir indirdim aşağıya, şimdi millete çok alelade geliyor bunlar, değil mi? Eskiden acayip beğenirlerdi. Bunlar konuştu mu milletin nutku tutulurdu adeta. Sonra bak, bıyıklıyı aldılar, gönderdiler. Baktılar işe yaramıyor. Öbürü tamamen sustu. Eskiden çok iddialı çıkışları vardı. Ben eleştirdikten sonra, gerçek yüzünü gösterdikten sonra, perdesini kaldırdıktan sonra şu an hiç kaale almıyor insanlar. Daha önce onun bir demeci yeri yerinden oynatıyordu. Şu an hiç kimse kaale almıyor. Hatta bir tanesi, “en canımı yakan, bana eleştiri yapılması” diyor. Halbuki onu herkes eleştiriyordu. Benim eleştirimden sonra dümdüz oldu. “Kimdir?” diyeceksin. Söyleyeyim, Ahmet Hakan. Acayip garibanlaştı. Çünkü ben samimi anlattığım için, tam teşhis koyduğum için, röntgenini çıkartıyorum. Kendisi de inanıyor; ben anlattıklarımı çok dürüst, samimi anlattığım için kendi de kendi karakterini tanımış oluyor. Herkesin tanıdığını görüyor. İnandırıcı görüyor. Mesela ben üst perdeden, yandan falan, demagoji tarzı söylemiyorum. Ne varsa, hakikaten tam doğrusunu söylüyorum.
Bir hanım kardeşimiz, çok sevimli. “Canpare Hocam, yine yakışıklı ve ihtişamlısınız. Acaba Hz. Mehdi (a.s) neden ölene kadar bilinmeyecek?” Yok, bilinir; bilinir de, öyle hitap edilmez. Anlarız. Yani “sen Hz. Mehdi (a.s)’sın” dedin mi, “sen cennete gideceksin” diyorsun. “Sen bizden ayrısın, ayrı bir şeysin. Senin imtihanın bitmiş. Öyle mübareksin ki, senin ne namaza ihtiyacın var, ne oruca ihtiyacın var. Yüzde yüz cennete gideceksin” anlamına geliyor. O zaman imtihan kalkıyor, olur mu öyle şey? Hz. Mehdi (a.s) da bunu söyleyemez, karşısındaki de bunu söyleyemez. Hüsn-ü zan ederiz. “Allahualem, herhalde o” diyeceğiz. Ama bak söyledik; olaylar akıl almaz tırmandı. Mehdiyet’in bütün ciddiyeti, bütün ihtişamı, bütün heybeti bütün dünyayı kapladı. Nasıl, şaka mıymış sözlerim? Doğruymuş, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii ki, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demek ki söylediklerim son derece doğru ve ciddiymiş. Peygamber (s.a.v)’in hadislerinin teker teker çıktığını görüyorsunuz ki Bismillah daha yeni başladı. Yer yerinden oynayacak. Hz. Hızır (a.s) her yerde geziyor. Hatta bak, İncil’de de geçiyor Hz. Hızır (a.s)’ın özelliği. “Atı soluk renklidir” diyor. Göster görüntüyü. Var mı sende o soluk atı?
ALTUĞ BERKER:Gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
-Hz. Hızır (a.s) videosu
ADNAN OKTAR:“Atı soluk renklidir” diyor. Şu, bak. “Arkasından ölüler getirir” diyor. Ölüler getirir arkasından. Ve yeşil görüyorsunuz, inşaAllah. Bu Japonya’daki olayda da var. Aynısı, yaklaşık.
ALTUĞ BERKER:Arkasındaki iki ışıktan bahsediyordunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet ama o çok belirgin.
ALTUĞ BERKER:İncil’de okuyayım mı Hocam orayı?
ADNAN OKTAR:Oku istiyorsan, evet.
ALTUĞ BERKER:Yuhanna İncili’nde Vahiy bölümünde şöyle geçiyor; “Ve gördüm. Ve işte soluk renkli bir at.”
ADNAN OKTAR:“Soluk renkli bir at.” Evet.
ALTUĞ BERKER:“Ve onun üzerine binenin adı ölümdü” diyor. “Buradan geçen atlının özelliği olan ölümün aşağıdaki tabloda,” bir tablo veriliyor, “en altta görüldüğü gibi İncil’deki simgesi yeşil.”
ADNAN OKTAR: Evet, görüntüsü de yeşil. Hz. Hızır (a.s)’ın lakabıdır; hadra, yeşil.
-VTR- Ahit Sandığı
ADNAN OKTAR:Hasan Hoca cehcahtan bahsediyor. Cehcah bulacak falan, karıştırmış Hasan Hocamız. Hasan Hoca’ya güzelce tam tanzim edilmiş, düzgün bir açıklama gönderelim de anlatsın, inşaAllah.
Türk Birliği için, Türk aleminin birleşmesi için sevgi esastır. İtlikle, çakallıkla, kumarbazlıkla, sahtekarlıkla, yan yan yengeç gibi yürüyerek, çıkarcı egoist bir yapıyla Türk Birliği olmaz. İddia edilen Ergenekon örgütünün çakalları gittiler, yayıldılar o zaman; Kırgızistan’a, Kazakistan’a, oraya buraya gittiler. Nefret etti adamlar. Türkmenler çok efendi insanlar, Azeriler çok efendi insanlar. Onlar bilmez öyle çakallık falan. Bunlar böyle kart kaşar, tam çakal; gittiler oraları karıştırdılar. Kumarhane açmaya kalktılar, itlik yaptılar, mafya teşkilatı kurdular oralarda. Nefret ettiler, bu köpekleri kovaladılar. Ondan sonra, “biz vazgeçtik, Türk Birliği’ni istemiyoruz” dedi adamlar. Yani “eğer böyle olacaksa istemiyoruz” dediler. Bu çakallar bir daha hiç ortaya çıkmasınlar. Çünkü Türk birliğinde esas; sevgi, merhamet ve şefkattir. Sevgisiz adamlar bu birliği yapamazlar. Bir kere sevgi mutlaka şart. Sevgi olmadan adam niye birleşsin? İstenmeyen yere, sevilmeyen yere bir adam gider mi? Adam niye birleşsin kardeşim? Mutlaka sevilecek ki, şefkat duyulacak, saygı duyulacak ki birleşmek istesin, görüşmek istesin, değil mi? Misafirliğe gidiyor insanlar. Sevmediği yere gider mi? Hoşlanmadığı adamın yanına gider mi? Özleyeceksin, seveceksin, gönül birliğin olacak, muhabbet duyacaksın o da gelecek. Dolayısıyla böyle kan dökücü psikopatların, it kopuk takımının, kart çakalların yapacağı iş değildir Türk Birliği. İddia edilen Ergenekon terör örgütü bu pis elini Türk devletlerinden çeksin. Dağlık Karabağ’da, her yerde bu çakallar var, her yerde. Libya’da da varlar. Bu Muammer Kaddafi falan çok değişik bir tiptir. Şimdi ortalık karışık olduğu için onun hakkında fazla bilgi vermek istemiyorum. Türkiye’de eğitildi o, biliyorsun. Bazıları eğitti onu. Onun hayatı biraz karışık. Yani özetle demek istediğim şu; merhamet, sevgi ve şefkat, asıl olan budur. Türk Birliği’nin, Türk İslam Birliği’nin kökeninde bunlar olacaktır. Zaten Allah aksinde felaket ve bela veriyor, uğursuzluk veriyor. Allah tiplerini kaydırıyor, vatanlarını batırıyor, hayatlarını batırıyor. Böyle çakalları her yönden maddi manevi çökertiyor. Sevgi insanları dünyaya hakim olacaktır. Musevilere şefkat, Hristiyanlara şefkat, Müslüman kardeşlerimize şefkat, hepsine kol kanat germek. Dinsizlere de şefkat, çünkü onlar da potansiyel Müslümandır. Hatta onlara daha da titiz davranılıyor. Çünkü haklarının gasp edilme tehlikesi olduğu için daha da titiz davranılıyor, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in bir mektubu vardı, oku sen onu.
ALTUĞ BERKER:Bulayım Hocam hemen, inşaAllah. Biraz zaman alacak.
ADNAN OKTAR:Zaman almazsın, biz zaman dağıtalım. Bu arada Zaman Gazetesi aklıma geldi. Bediüzzaman’ın vefat yıldönümünü çok çok geriden verdiler. Kaçıncı sayfadan verdiler?
ALTUĞ BERKER:25-26.
ADNAN OKTAR:25-26. sayfadan çok flu olarak vermeleri çok ayıp. Bir kere Zaman Gazetesi’ni Bediüzzaman’a borçlular. Kurslarını Bediüzzaman’a borçlular. Zenginliklerini Bediüzzaman’a borçlular. Millet yüzüğünü, bileziğini Bediüzzaman’ı seviyorlar diye verdiler, Müslüman diye verdiler. Böyle olacağını bilse, kimse beş kuruş vermezdi. Akıllarını başlarına alsınlar. Bediüzzaman’dan utanıyorlarsa bu çok ayıp, çok çirkin. Yeni Asya’ya helal olsun. Kapaktan, boydan vermiş; delikanlıca, çok çok güzel. Zaman bunu yaptığında o Marksist sempatizanlar, onlar da soğurlar; “kendi davalarına bunların saygısı yok” derler ve çok kötü etki yapar. O entel, dantel takımına bunu yaparak yaranmış olmazlar. “Aman, ne kadar güzel, bak aferin Bediüzzaman’dan vazgeçmiş” demezler. “Davasından vazgeçmiş” derler. “Davasından vazgeçen adam, bize kim bilir ne yapar” der adamlar. Anlaşıldı mı? Fethullah Hocamız’ı aldılar, oraya götürdüler, ondan sonra tepetaklak bir sistem gelişmeye başladı. Fethullah Hoca gelince yok şu olay çıkarmış, yok bu olurmuş; hiçbir şey de olmaz. Demagoji yapıyorlar. Fethullah Hocamız’ın gelmesinin hiçbir mahzuru yok. Kardeşim, kanun kaçağı değil, bir şey değil, suç işlemiş değil; adam öldürmedi, banka soymadı. Ne yaptı? Hiç bir şey yok. Habire korkutmaya çalışıyorlar. “Gelirsen Türkiye karışır, olay olur, bilmem ne olur.” Her türlü adam geliyor. İti kopuğu da geliyor, mafyası da geliyor, herkes geliyor. Kimsenin bir şey yaptığı yok. Tertemiz insan niye gelemesin? Gelsin, Bediüzzaman’ın resimlerini Zaman Gazetesi’nde kapaktan verdirtsin. Olaya bir el koysun Hocamız. Şöyle bir titretsin. Bir garip durum var. Şaşar beşer Faruk Beşer, gece gündüz bunu duyuyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Bediüzzaman’ın ilk defa yayınlanan bir fotoğrafı vardı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakalım.
ALTUĞ BERKER:Rusya’da idam cezası verildiğinde iki rekat namaz kılacağını söylüyor. Tam o sırada çekilmiş. Rus arşivlerinden çıkartılmış fotoğraflar.
ADNAN OKTAR:Evet, Rus gizli arşivinden. O zamanlar Çar Nikola’nın yanında; Çar Nikola burada, subayları var. Bediüzzaman ayağı kalkmıyor, “ben Müslüman’ım. Müslüman adam ayağı kalkmaz. Ben Allah rızası için kıyam ederim. Senin için kıyam etmem” diyor. “O zaman sen Rus ordusuna hakaret ediyorsun. Seni idam edeceğiz” diyorlar. “Edin, kabul ediyorum” diyor. “O zaman bir namaz kılayım; ondan sonra gelin, ne yapıyorsanız yapın” diyor. “Gelin tarayın istiyorsanız, ne yapıyorsanız yapın” diyor. Namaz kıldığını görüyor Çar Nikola, “sen hakikaten samimiymişsin, gerçek Müslümanmışsın. Çok özür dilerim, beni affet” diyor, Bediüzzaman’ı salıyorlar. Ondan sonra geri geldi. Bu da oradaki fotoğrafı Bediüzzaman’ın. Üzerindeki kıyafetini beline sarmış, cübbe gibi uzun bir kıyafeti var. Başında da fes gibi bir şey var, sarık gibi bir şey sarmış başına. O zamanki genç yılları. Abdullah Yeğin Ağabey fotoğraftan tanımış. “Bediüzzaman bu” diyor. Zaten başka da yapan yok yani. Rus ordusunun karşısında kimse namaz kılmamış. Rus tarihinde yok öyle bir şey. Bir tek ona mahsus bir şey, maşaAllah. Biz mesela iftihar ediyoruz Bediüzzaman’la. O benim canım. Nasıl utanır bir insan, nasıl acayibine gider? Yok, işte “Nazmi Bey ayıplar”, yok “Cevdet Bey kınar,” böyle şey olmaz. Bilakis, olmadığında insanlar kınar. Bunu telafi etsinler, çok tedirgin olduk yani, hiç hoşlanmadım.
ALTUĞ BERKER:Üstad’ın diğer resimlerini de gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Eskiden Bediüzzaman’ı anma toplantıları yapılırdı, yer yerinden oynardı kardeşim, ne güzel. Ne oldu, birdenbire her şey değişti? “95’lik bir hoca ağır cezada…” İyi, marifet yapmışsınız. “Kastamonu’ya getirildiği polis karakolunda üst katında iki ay kaldı.” Altı, polis karakolu, üzerinde kalıyor Bediüzzaman. Fatih’te camideyken, Seyyid Salih Hocam da oradaymış, değil mi? “Ben yanındaydım” diyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Tugay’ın içindeki caminin açılışını yapıyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bediüzzaman dünya tatlısı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bulmamı söylediğiniz şeyi buldum Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne o?
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Hristiyanlara ve Ermenilere yönelik ahitnamesi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oku.
ALTUĞ BERKER:Erzurum Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Kütüphanesi’nin İslam Tarihi bölümünde bulunan Hz. Peygamber (s.a.v)’in Anadolu’daki Ermenilere verdiği ahitname: “İslam’a zorlanmazlar.”
ADNAN OKTAR:Ermeniler için değil mi bu? “İslam’a zorlanmazlar.” Kim diyor bunu? Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Evet,
ALTUĞ BERKER:“Hiçbir piskopos görevinden alınmaz. Hristiyan biri dininden vazgeçirilmez. Rahip ruhbanlıktan, gezgin gezisinden alıkonmaz.”
ADNAN OKTAR:Bak, zorla Müslüman yapmak yok. Cübbeli ne diyor? “Hz. İsa (a.s) gelecek, zorla Müslüman yapacak milleti” diyor. “"Ya Müslüman olursun ya ölürsün" diyecek” diyor. Takmış kafayı kılıca, sopaya, değneğe. Dinde zorlama olmaz. Allah ayette açıkça söylüyor, “dinde zorlama yok.” Dinin özelliği odur, severek kabul etmektir. Severek kabul etmedin mi ne olur o? Münafık olmuş olur.
ALTUĞ BERKER:Devam ediyorum. “Eski kiliselerinden hiçbiri yıkılmaz. Ne kiliseleri ne de evleri, cami veya Müslümanların evlerine döndürülmez. Müslümanlarla birlikte savaşa çıkmaya ve keşif gücü olarak düşmanla karşılaşmaya zorlanmaz. Çünkü onların savaşma yükümlülüğü yoktur. Onlara ancak en iyi şekilde davranılır. Rahmet kanatları gerilir. Her zaman ve her yerde eza ve kötülük görmeleri engellenir. Bir zalim onlara zulmederse, Müslümanlar onlara yardımcı olmak zorundadır. Başlarına bir iş gelir veya hatta cinayet olursa bu fiille düşmanları arasına sulh yoluyla girilir. Sulh, kuralların temelidir. Yardımsız bırakılmazlar, reddedilmezler ve ihmal edilmezler. Onlar, Müslümanlarla aynı hak ve yükümlülüklere sahiptir. Müslümanlardan hiç kimse, onları gece ve gündüz kitaplarını okumaktan alıkoyamaz. Onlardan biri mazlum olarak, Müslümanlardan biri yanında saklanmaya ihtiyaç duyarsa Müslümanlar bu konuda onlara yardımcı olmalıdır. Umduğunda onu düş kırıklığına uğratmamalıdır. Bu yazı kıyamete ve dünyanın sonuna dek uyulacak ve bağlanılacak bir belge olmalıdır.”
ADNAN OKTAR:Cübbeli dinliyor mu bunları? Kardeşim, bu adama Aydın Doğan’ın niye destek sağladığını insan daha iyi anlıyor. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor, Cübbeli ne diyor. Eğer doğruysa Mehmet Talu Hocamla beraber çıkacaklarmış. Mehmet Talu Hocam olayı açıklayacak Flash TV’de; eğer doğruysa. Ama rivayet de olabilir. Bilmiyoruz, bakacağız.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Talu Hocamız’ın bir resmi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ALTUĞ BERKER:Kabe’de Erbakan Hocamız’a gıyabi cenaze namazı kıldırırken.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mübarek Hocamız. Mehmet Talu Hocamız çok mübarek bir insan. Son derece mütevazı, mazlum ve çok terbiyeli bir insan. Mahmut Hocam’la nasıl olmuş konuşma, hatırlıyor musun? Anlatmıştı.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. 1999 yılında kendisine, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili keşifleri olduğunu ve yaşadığına inandığını söylediği, onun da “inşaAllah yakındır, görürüz” dediğini söyledi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Kavuşuruz, inşaAllah” demiş. Cübbeli’nin ciğerine oturdu bu, inşaAllah.
“Selamun Aleykum çok saygıdeğer Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.” Estağfirullah. Bir kere ben en iyi bilen falan değilim, onu söyleyeyim. Ben talebeyim, öğrenciyim; hoca da değilim. İşte okuyorum oradan, kitaplardan okuyarak anlatıyorum. Ama samimiyim, yani imanım güçlü, elhamdülillah. Allah’ı, dini, Peygamber (s.a.v)’i, hepsini çok seviyorum. Masumum da demiyorum; hatalarım olabilir, günahlarım olabilir. Kimseye beni örnek alın da demiyorum. “Ben ideal şahsım” hiç dedim mi ben? Ben ne diyorum; “Kuran’a uyalım, Kuran’daki Peygamberlere uyalım, sahabeye uyalım” diyorum. Yok çapkınmış, yok alemciymiş falan, bırakın bunları. Benim öyle bir iddiam yok. Ben “Kuran’daki belirtilen hususları uygulayalım” diyorum, “Peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetine uyalım” diyorum; masumum demedim, inşaAllah.
“Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah; Aydın Doğan’ın kızı Hanzade Doğan Cem Boyner’in akrabası Osman Boyner ile evliydi.” Hadi hayırlı uğurlu olsun. “Yani Boyner ailesi ve Doğan ailesi akrabalar. Açıklamalarının da paralel olması ilginçti Sayın Hocam. Derin saygı ve sevgilerimle” diyor, Salih kardeşimiz. Aydın Doğan, Cübbeli, Fatih Altaylı, şu orkestra topluca çalıyor ya, hiçbirine itibar etmesinler. Türk İslam Birliği’ni Allah cayır cayır uyguluyor, elhamdülillah. Adım adım geliyor. İstesinler veya istemesinler, oluyor. Bak, yer yerinden oynuyor. Dün televizyonu bir açtım, nefesim kesildi. Bütün İslam alemi sallanıyor. Yıkılıyor ortalık yani, her yer. Bu kadar alametlerin alenen başlaması çok şaşırtıcı, hayret verici; alenen başladı yani. Bismillah, daha 2011. 2012, yer yerinden oynayacak. 2013-2014’te “maşaAllah” diyeceksiniz. 2015, 2016, 2017, 2018… 2021’de mübareği göreceğiz. 2022-2023 gibi de Hz. İsa Mesih (a.s), inşaAllah.
Sevgisiz adamların hiç birine itibar etmesinler. Sevgiden nasibi olmayan, şefkatten nasibi olmayan kim varsa iblis takımıdır, söyleyeyim. Sevgiyi bilmeyen, merhameti bilmeyen; dostluğu, kardeşliği bilmeyen herkes deccal ordusudur. Yani bunlara hiç itibar etmesinler, güvenmesinler de. Kim sevgiyi savunuyorsa, kim kardeşliği şefkati savunuyorsa ondan yana gitsinler, inşaAllah.
Şimdi kardeşim, konuşurken tabii dikkatli olmamız gerekiyor. O yüzden çok itinalı konuşuyorum. Yoksa ben bu adamlara öyle bir döşenirim ki yani nefis anlatırım, fakat sonra artık işin yoksa o adliyede, bu adliyede sabahtan akşama kadar gezeriz. Hoş yine geziyoruz da, artık ikinci adresimiz oldu oralar. Yoksa ben bu lafları onların yanlarına bırakmam. Tam oturturum fakat nezaketiyle konuşuyoruz tabii.
İstanbul’a hiç bir şey olmaz, inşaAllah. Bütün millet şamata yapıyor. Dediler ki “büyük deprem oldu, olacak.” Bir dede var sevimli, “sabah akşam olacak” diyordu. Kızılderili gibi bir amca var, arkadaş var, o, birkaç kişi daha var; “Gitti gidiyor, her yer sallanacak. Köprünün altından geçmeyin. İstanbul batacak” diyorlardı. Ne dedim? “İstanbul’da deprem olmayacak. Çünkü İstanbul’da Hz. Mehdi (a.s) var” dedim. Bir kere benim Mehdilik iddiam yok, onu da söyleyeyim. “"Hz. Mehdi (a.s), ‘ben Hz. Mehdi (a.s)’ım’demez"diyor. O zaman yine Hz. Mehdi (a.s)’ım demek istedi” diyorlar. Kardeşim, o zaman ben size ne diyeyim? Hz. Mehdi (a.s)’ı ben size hiç anlatamam o zaman. Siz demek istiyorsunuz ki; “Hz Mehdi (a.s)’ı ağzına aldığın an, biz böyle cevap veririz. Tek kurtuluş, sen Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetme” diyorlar. Ben bahsederim. Benziyor, benziyorsa bana ne. Ne yapayım benziyorsa? Yani suç mu benzemesi? Sen benzetiyorsan benzet, ne olur yani? Hayır, ben de benzetebilirim. Benzemeyle ne olur? Milyonlarca adam benzeyebilir; bu delil olmaz. Mehdilik iddia değil, başarıdır. Neticelenir, o zaman anlarız. “İstanbul’da deprem olmayacak” dedim. Bilim adamları çıktılar geçen günler, hafif tebessüm ederek, mahruki bir ifadeyle, “İstanbul’da bu yüzyıl deprem olmayacak” dediler. Günaydın yani, maşaAllah. Kimden öğrendiniz? Benden öğrendiniz. Bilimsel bir kaynak mı? Yok. Bilimselliğe göre, “olması gerekir” diyorsunuz. Ama benim açıklamama göre “olmaması gerekir” diyorsunuz siz. Hatta “20 yıla kadar olacak” dediler. “5 yıla, 10 yıla kadar olacak” dediler. Sonra hepsinden vazgeçtiler, “bu yüzyıl deprem yok” dediler. Doğrusu bu. Kutsal şehir İstanbul’da deprem yok. Olmayacak, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) olduğu için. Ama Hz. Mehdi (a.s) çıkarsa, ne olur bilmem. Hz. Mehdi (a.s) olduğu için olmaz. Bakın, deprem Adalar’a kadar geldi, değil mi? Ne oldu? Hiç görülmemiş bir şey oldu; deprem yerin altına girdi, yeraltından ilerledi, ta Avcılar’dan çıktı. Bilim adamları bir araya geldiler; “biz bunu açıklayamıyoruz. Olağanüstü bir olay oldu” dediler. “Deprem İstanbul’u vurmadı” dediler. Adalar’dan girdi, yeraltından geçti, İstanbul’a dokunmadı, Avcılar’dan çıktı. Avcılar’ı vurdu ama ondan sonra devam etti. Bunu açıklasın bana bilim adamları, açıklayamıyorlar. Metafizik bir olay, açıklanamıyor. Deprem normal dümdüz gider, yer altından geçmez. Ama dokunmadı, oradan geçti. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) olduğu için İstanbul’da. Nerede bilmiyorum. Bir yerde duruyor Hz. Mehdi (a.s). Ben Mehdilik iddia edecek kadar saf değilim. Bayağı aklı başında bir adamım. Hiçbir ihtiyacım da yok böyle bir iddiaya benim. Çünkü ikinci yol, hiç anlatmamam. Ölümlerden ölüm beğen mantığını getirmeye çalışıyorlar. “Ya Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatmayacaksın ya da anlatırsan sensin iddiası ortaya çıkar” diyor. Kardeşim, elinden geleni ardına koyma, ne diyorsan de. Benim böyle bir iddiam yok, bitti. İhtiyacım da yok. Çünkü benim niçin böyle bir şeye ihtiyacım olsun? Her şeyin en güzeli benim elimde, Allah’a çok şükür, elhamdülillah. Mükemmel benim hayatım. Yani benim dünyevi bir hedefim olamaz. O zaman? İslam’ı da çok güzel yayıp, anlatıyorum. Niçin böyle bir şeyi hedefleyecek şekilde tavrım olsun? Tabii ki Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdelerim. Bediüzzaman da müjdeledi. Herkes müjdeliyor, ben de müjdeleyeceğim. Ama eşkalini verdiğimde yer yerinden oynuyor. Hadislerde Peygamber (s.a.v) söylüyor; ben söylemiyorum ki. Say özelliklerini de bir daha duyalım, Hz. Mehdi (a.s)’ın.
ALTUĞ BERKER:Gözleri yeşil.
ADNAN OKTAR:“Ayne’l hadra” diyor, evet. Hızır’dan geliyor, hıdırdan geliyor; yeşil.
ALTUĞ BERKER:Kaşları kavisli.
ADNAN OKTAR:Doğru.
ALTUĞ BERKER: Ten rengi beyaz, kırmızıya çalan.
ADNAN OKTAR:Doğru. “Saçları siyah” diyor. “Saçının sakalının siyahı” diyor, evet.
ALTUĞ BERKER:Sakalı kevsec.
ADNAN OKTAR:Kevsec, evet.
ALTUĞ BERKER:Yandan ince.
ADNAN OKTAR:Ona ne deniyor?
ALTUĞ BERKER:Meczum mu?
ADNAN OKTAR:Meczum, sakalın alt kısmı. Kevsec, yanlardan kevsec yani az ve ince. “Yüzü parlaktır” diyor. “Omuzları geniştir, karnı geniştir, uylukları da geniştir” diyor. Cübbeli bir türlü anlatamıyor. Komple geniş; alnı da geniş, dolayısıyla kafası da büyük, bütün vücudu boydan boya geniş.
ALTUĞ BERKER:Burnu düzgün.
ADNAN OKTAR:Burnu düzgün, hafif ortası kalkık, küçük burunlu. Evet.
ALTUĞ BERKER:Kaşlarının ortası tek çatık.
ADNAN OKTAR:Evet. Tek çizgi var ve çukur alnının ortası. Yanağında bir ben var. Sırtında bir ben var. Sırtında yaprak gibi bir ben daha var. Yani yaprak gibi düşen ve zaman zaman oluşan bir ben var, değil mi? “Mersin ağacının yaprağı gibi” diyor.
ALTUĞ BERKER:Evet, maşaAllah. Bir iz var alnında.
ADNAN OKTAR:Evet. “Ayaklarını dışarı dışarıya basar” diyor. “Zaman zaman konuşması tutulur” diyor. O zaman konuşmuyor. Bazen tutulma oluyor, bazen rahat akıcı konuşabiliyor; bazen de akıcı konuşamıyor, duruyor. Hz. Musa (a.s)’da da var o; dili tutuluyor, konuşamıyor. Yani konuşma tutukluluğu meydana geliyor. “O zaman elini depretir” diyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Yüzünde incimsi, ten renginde bir ben var.
ADNAN OKTAR:Evet. “Ten renginde bir ben vardır” diyor. Başka, “az kardeşi vardır” diyor. Yani en fazla bir tane kardeşi. “Evde doğacak” diyor, evde. “Gizlidir doğumu” diyor. “Evli olmayacak, çocuğu yoktur” diyor. Yani “Hz. Mehdi (a.s)’ın çocuğu olmayacaktır” diyor. Başka?
ALTUĞ BERKER:Beyaz elle ilgili bir şey mi vardı, Hocam?
ADNAN OKTAR:“Güzel, parlak yüzlüdür” diyor. “Ben-i İsrail görünümündedir” diyor. Çok fazla hadis var, beni İsrail görünümünde olduğuna dair. Yani genel fiziksel olarak, beni İsrail’in genetik özelliklerini taşıyor. “Alnında hafif bir çukurluk vardır” diyor. Yani alnı dışa bombeli değil, bombe hafif içe doğru kıvrılıyor, sonra devam ediyor. Burnunda da hafif bir bombe var. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisinde. Başka aklına gelen?
SUNUCU:Ben-i İsrail gibi heybetli ve acar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s) Türklerdendir” diyor. “Arapça pek bilmez” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet. “İstanbul’da çıkacak” diyor Bediüzzaman. Ve Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediğini Bediüzzaman tasdik ediyor; “1400’de çıkacak” diyor. Çok net. “1400 sene sonra çıkacak bir hakikati, asırlarında karib (yakın) zannetmişler” diyor. “Darwinizmi, materyalizmi yerle bir edecek” diyor. Açıklıyor Bediüzzaman. Yani “maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içinde intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Bunun için ihtiyacı olan yardımcı kuvveti bir kısım has talebeleridir. Her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ın bizzat bu görevi yapmaya vakit ve hali müsaade etmez” diyor. “Üzerinde özel bir hal var” diyor, Hz. Mehdi (a.s)’a has. Ve “vakit de müsaade etmez” diyor. “Ondan evvel bir taifenin uzun tasdikatıyla hazırladıkları eserleri, kendisine hazır bir program olarak alacak,” yani Darwinizme, materyalizme karşı, “onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. “Darwinizmi yıkıcı eserler hazırlayacak” diyor. “Onunla o birinci vazifeyi tam yapacak” diyor. Hasan Ağabey anlatırken dili bir türlü varmıyor ama bir ara “maymunculuk” deyip ağzından kaçırıveriyor. Şimdi Darwinizm ve materyalizm dese, direkt aklına ben geliyorum, oradan da olmaması gereken bir durum olmuş oluyor. Onu dememek için “maymunculuk” diye bir ara ağzından kaçırdı. Bir türlü söyleyemiyor; Darwinizm, materyalizm diye. Halbuki bak, “maddiyyun ve tabiiyyun,” direkt Darwinizmdir ve materyalizmdir. Bunu söyleyemiyor mübarek. Sen desen, zaten ben Hz. Mehdi (a.s) olmam. Dememen de bir şeyi değiştirmez, demen de bir şeyi değiştirmez. Benim zaten böyle bir iddiam da yok. Ne derdine düşüyorsun? Ben, Allah’ın gariban, herhangi bir kuluyum. Yani cahilim, bilgimi artıyorum, okuyarak anlatıyorum dikkat ederseniz. Ezberimde çok az bilgi vardır benim. Genellikle okuyarak, araştırarak; oradan buradan, fotokopi oluyor, bilgi oluyor. Ama samimiyim. Ve din konusunda da imani yönden, Allah’ın delisiyim. Bayağı kararlıyım, millet görüyor. Ben alimim, müçtehidim demedim. Cahilim ben, bir soru sorsalar hep alimlere yönlendiriyorum. Onların talebesiyim ben.
SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00:30’dan itibaren A9 TV, Samsun AKS, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’dan itibaren A9 TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, ne kadar çok yerdeyiz. Daha da sayılarını artıralım. Ama A9’un programlamasını kardeşlerimiz birbirlerine öğretsinler. Sen de anlat. Onu bilmeyenler var çünkü, herkes bilmiyor. O D-Smart olayını öğret, anlat. Kardeşlerimiz de birbirlerine anlatsınlar. Ve bu kanalı da herkes birbirine iyice tanıtsın. Hani diyorlar ya;“Hocam ne hizmet yapalım?” İşte alın, size hizmet; bu kanalı tanıtın. Yarından itibaren de Mehter vursun kanalda. Gece gündüz Mehter müziği dinleyelim kardeşim, değil mi? Ceddin deden, Tarihi çevir, Osman Paşa Marşı; her gün dinleyeceğiz. Bir de orijinal olarak Mehteran. Bir de ordunun mehteri çok sıkı. Telif hakkı neyse ödeyin. Peki, tamam, hadi bakalım.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...İlanlar
Devamı ...