SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 Tv, Çay Tv, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan, Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Her zaman olduğu gibi şeyhimizin desturuyla başlayalım inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Suriye’de de olaylar gerildi Hocam siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah. Hükümet ile protestocular arasındaki gerginlik her geçen gün artıyor. Gelen görüntülerde “Mahir El sadr komutasında bir grup, Cumhuriyet muhafızının protestocuları canice öldürdüğü belirtilirken, videoda kolları ve bacakları kopmuş insanlar, başlarında askerler ve bir de askerlerin yanında cep telefonuyla ölenlerin görüntülerini çeken birisi var” Hocam. Görüntüleri gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Mehmet Talu Hocamız Flash Tv’deki konuşmasında; ‘Cübbeli’nin’; astronot diyelim, astronotun, “bundan sekiz sene önce, ‘Hz. Mehdi (a.s)’ın şu an hayatta ve otuz yaşında olduğunu’ söylediğini’ söyledi. ‘Ve Mahmud Efendi Hazretleri’nin de o zaman bu görüşte olduğunu’ söyledi. İyi de Hocam, bu Cübbeli’ye ne oldu da” bu astronota ne oldu da diyelim, çünkü astronot bana daha güzel geldi, cübbesini boşver. “Şimdi ‘Hz. Mehdi (a.s), 560 sene sonra çıkacak’ diyor. Kafasında yeni bir düşünce mi var” diyor. “Hocam Cübbeli kimlerle bağlantı halinde” diyor. “Emin Yüksek.” Bir kere 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl “Hz. Mehdi (a.s) geldi” dediyse bir insan, Mahmud Hocamız dediyse, Mehmet Talu Hocamız dediyse, Cübbeli kendi dediyse, hatta “şu an 27 yaşında, şu an 28 yaşında, şu an 30 yaşında” diye tarih de veriyorsa, bu ne demektir biliyor musunuz? Geri dönülmez şekilde, Hz. Mehdi (a.s) geldi demektir. Yani bunun pardonu olmaz. Mesela şimdi desem ki; ben anlattım anlattım ama yanlış söylemişim yahu desem, Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek desem, bana keşif oldu böyle desem, kim inanır buna, kim inanır? Çünkü öyle net deliller ortaya koydum ki, o kadar kesin ki, ben istediğim kadar yanlış keşifmiş diyeyim, hiç kimse inanmaz. Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiği net. Cübbeli de yıllardan beri, 20 yıldan beri, 30 yıldan beri “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyorsa ve yaşını da söylüyorsa, an be an yaş gelişmelerini de söylüyorsa, bütün ulema bunu söylüyorsa, Muhammed Raşid Erol Hazretleri başta olmak üzere, Bediüzzaman başta olmak üzere bütün meşayih alimler bunu söylüyorsa, Cübbeli’nin sonunda çark etmesinin nedeni, vazgeçmesinin nedeni; Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğinden, dikkat edin, yüzde 100 emin olmasından kaynaklanıyor. Yani bakın yüzde 99 değil, yüzde 100 emin olmasından kaynaklanıyor. O, Mehdiyet’i hikaye zannediyordu, baktı ki Mehdiyet hakikaten gerçekmiş, eli ayağına karıştı. Çünkü milleti öyle uyutuyordu kendince. “Hz. Mehdi (a.s) gelecek, şöyle olacak, böyle olacak, Roma’ya bir tekbir getirecek, Roma’nın camı çerçevesi binaları aşağıya düşecek, Adriyatik denizi kuruyacak, deccal çıkacak 20 kilometrelik deccal, 300 metrelik eşeğin üstüne binecek, gezecek. Bilimsel olarak açıklayınca ne kadar mantıklı geliyor değil mi?” diyor. “Sakın, benim gibi açıklayamıyorsanız konuşmayın siz” diyor, “ben açıklayayım” diyor, “o kadar mantıklı ki açıklamam” diyor, tam kanaatiniz geliyor. 20 kilometrelik deccal olacak iş mi şu? 20 kilometrelik deccal, bir bassa yeri çökertir. Adamı neyle besleyeceksin? Denizde balık da kalmaz. Ama şimdi o da diyebilir, denizde balıklar tükendi, deccal tüketti diyor da olabilir. Balık neslinde azalma var ya, şimdi Allahualem iddia da edebilir. Yalnız ben artık Amerika’nın teknolojisine inanmıyorum! “Atlas Okyanusu’nda adada oturuyor” diyor, “20 kilometrelik kazulet deccal, Amerika tespit edemiyor” diyor. Amerika’nın ilk yapacağı şeyiin, İngiltere ile ittifak edip, oraları helikopterle gezip, Cübbeli’nin dediği yerde, deccali bulmaları olması lazım. Yani bu gerekiyor!
Şeyhim sen bir şey mi söyleyeceksin?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, haberlere devam edebilirim uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Nedir o, söyle bakalım.
ALTUĞ BERKER:İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir açıklama yapmış Hocam. “İddia edilen Ergenekon operasyonları kapsamında Oda Tv ve Ahmet Şık’tan ele geçirildiği dokumanın taslaklarında açık şekilde, ‘iddia edilen Ergenekon örgütünün yazılı talimatlarının görüldüğünü’ açıklamış Başsavcılık.”
ADNAN OKTAR:İddia edilen Ergenekon terör örgütünün hakkında savcılar, mahkemeler açıkça bir ifadede bulunamıyorlar. Basın da coşuyor. Adamı tutukluyorlar, “olur mu işte yazısından dolayı tutuklandı” diyor. Nereden biliyorsun yazısından dolayı tutuklandığını? Bütün delilleri incelendin mi? Gizli deliller, kimse bilmiyor, sen nereden biliyorsun? Hiç olmazsa birkaç ay bekle, dosyası ortaya çıksın değil mi? Bir anda aklama. Kardeşim ben işin doğrusu, cinayet dışında hiç kimsenin hapiste yatmasını istemem. Yani şahsım olarak istemem ben. Bir tek cinayet, onda hakikaten yatması lazım. Benim şefkat anlayışım, merhamet anlayışım bu. Ben kimsenin hapiste yatmasından dolayı mutlu değilim. Ama iddia edilen Ergenekon terör örgütü çok kahpe, alçak bir örgüt, çok şerefsiz bir örgüt, çok haysiyetsiz bir örgüt. Mutlaka tepelenmesi gerekiyor. Kardeşim ne kadar güzel memleketimiz, vatanımız var. Adam, “Yirmi iki parçaya ayıracağım” diyor. Sen deli misin sen? “Ne kadar güzel” diyor. Rüya görüyorum adeta, gözümüzün içine baka baka söylüyor adamlar ve alenen savunuyorlar iddia edilen Ergenekon terör örgütünü. Bırakın bu densizlikleri. Bunlar psikopat bir örgüt ve komünist bir örgüt. Bir de utanmadan, milliyetçi söylemlerde, konuşmalarda bulunuyorlar. Sizin milliyetçilikle ne alakanız var? Türkçülükle, Türk milliyetçiliğiyle sizin ne alakanız var. Türk milletine karşı müthiş kin duyuyorsunuz, bunu açıkça söylüyorsunuz. Çünkü Darwin’in kafasındalar. Darwin nasıl Türklere bakıyor, aynı kafadalar. Türkiye’nin mahvolmasını isteyen şeytani, manyak bir örgüt. Ordumuz da farkında, polis de farkında, devlet de farkında, var gücüyle milletimiz, polise, askere, devlete destek olmak durumunda, bu vatanseverlik görevi. Yani bir Kurtuluş Savaşı veriliyor. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin var olma savaşı bu, mücadelesi. Yani Kurtuluş Savaşı’ndan sonra en büyük olaydır bu, en büyük olay. Herkes var gücüyle destek olsun, sözlü, konuşarak, her vaziyette. Hükümet de başarılı gidiyor, hükümete sırf bu yüzden helal olsun diyorum ben. Şimdi bu hayat memat meselesi yani senin burada canın gidecek, ailen gidecek. Şimdi bizim ekonomi düşünecek durumumuz var mı? Kim kurtarırsa bizi, biz onu takip ederiz, hükümet olmasını isteriz. Kim talep ediyorsa, fark etmez. CHP yapıyorsa, CHP’yi destekleriz. Kim yapıyorsa onu destekleriz. Ama şu an AK Parti bunu becerebildiği kadar yapmaya çalışıyor. Daha iyi yapan varsa, söz bir Allah bir, ben onları destekleyeceğim. Yani iyi bir program ortaya koysunlar, kararlılıklarını söylesinler, onları destekleyelim.
Virginia-Amerika’dan, “Sayın Hocam, Gülen cemaati, Bediüzzaman’ın eserlerini burada Virginia’da okutturmuyor. Defalarca cemaatte Risale-i Nur dersleri verilmesi üzerine başvurdum.” Herhalde Risalelerden ders yapılması için talepte bulunmuş. “Taleplerin hepsi boşa çıktı, bunun sebebini bir türlü anlayamıyorum. Bediüzzaman cemaatte silinmiş gibi görünüyor, Selamlar Cevat.” Kardeşim ben anlayamıyorum bu kadar, hadi diyelim orada böyle bir şey var. Acaba hakikaten korktular mı ki, çekinme mi var? Çünkü onların üzerlerine çok gelenler var. Birçok kişi bunları tehdit ediyor, üstlerine geliyorlar, CIA’den tehdit alıyorlar, FBI’dan tehdit alıyorlar, iddia edilen Ergenekon terör örgütü bunları tehdit ediyor, önüne gelen tehdit ediyor. Onlar da korkudan sinip, hepsini ellerinden bırakmış olabilirler. Bediüzzaman’ı da, başka şeyi de. Allah vermesin bu sefer Kuran’ı da bırakacak hale gelebilirler. Mesela namaz kıldığını gizliyor, oruç tuttuğunu gizliyor yani Allah vermesin bu kadar sıkıştılar mı? Velev ki öyle bir şey olsa bile, yani ne olur Risale-i Nur okusalar? Çekiniyorlar demek ki, bir şeylerden korkmuşlar Allahualem, üstlerine çok gelindiği için. Çok hassas bir cemaat. Yani böyle ufacık bir şeyden işkillenen, ufacık bir şeyden tedirgin olan, çabuk ürkebilen bir cemaat. Bir de diyorlar ki: “Şuraya, buraya hakimler.” Öyle bir şey yok. Çok çekingen insanlar. Güzel okullar açıyorlar, hakikaten okulları çok güzel. Okullarda da dini bir eğitim yok okullarda, dinden imandan bahsetmiyorlar. Ama Allah yok demiyorlar okullarında, o güzel yani “Allah var” diyorlar. Darwinist, materyalist bir eğitim yoktur, zannetmiyorum. İşte Türkçeyi öğretiyorlar, o iyi. Yani Türkiye’yi ve Türkçeyi sevdiriyorlar, “Allah var” diyorlar, sırf bu ikisi bile yeterlidir, “Allah vardır, Allah birdir” demeleri, bir de Türkçeyi sevdiriyorlar. Bence korkudan kasılmış olabilirler. Korku derken yani aşağılamak amacıyla söylemiyorum yani bir kısmının üstüne insani bir korku gelmiş olabilirler, tedirgin olmuş olabilirler. Aslında tevekkül etseler, bir şey olmaz Allah’ın izniyle de, artık olmuş. Çünkü kardeşim olmadık laf söylüyor. Fethullah Hocamız Papa’yı ziyaret etti, “Kardinal oldu orada” diyorlar. Ne Kardinal olacak bu yaşına gelmiş insan, Müslümanlık tertemiz din, ne zoru var ki gidip Kardinal olsun? Kardinal olmak için oraya mı gitmesi gerekiyor? Kardinal olmaktan ne çıkarı olabilir? Allah’a yakınlıksa, Kuran mis gibi din getiriyor bize. Kuran’daki din, anlatılan din, Peygamberimiz (s.a.v.)’in getirdiği din, Muhammedi din mükemmel, şahane. İncil’e neden ihtiyaç duysun bir insan? Neden Hristiyan olmak ihtiyacı duysun? Kuran’da ne eksik var? Hiçbir eksik yok. Herşey mükemmel, her şey düzgün, her şeyi tam, oturmuş ve yerli yerinde, kusursuz bir din. Kusursuz bir din varken, bozulmuş, tahrif olmuş bir dine girer mi bir insan? Şimdi her yerin üstüne gittikleri için, Fethullah Hocamız da çok hassas, her şeye ağlıyor, ufacık bir şey oluyor, ağlıyor. Şimdi benim gördüğüm cemaat de hassasiyet kazanmış. Fethullah Hoca’ya paralel olarak onlar da hassasiyet kazanmışlar, onlar da çok tedirginler. Genelde bu insanlar, iyi insanlar. İnsanlar bunların üzerlerine gitmesinler, günahtır, ayıptır, yazıktır. İnsancıl bunlar, merhametli insanlar, kendi halinde insanlar. Bu kadar toplu baskı felç eder bunları. Mesela bir kısmı namaz kıldığını göstermiyor, namaz kılmıyor, bir kısmı oruç tuttuğunu gizliyor. Adamları delirtecek misiniz? Bırakın yakalarını, bırakın rahatça ibadetlerini yapsınlar. Risale-i Nur’u okumak isterler onlar normalde, neden istemesinler? Bir acayiplik var, çok üzerlerine gidiyorlar. Cübbeli gidiyor üzerlerine, astronotu gidiyor, herkes üzerlerine gidince, Müslüman cemaatler de öyle, büyük bir bölümü karşı, karşı olmayan yok gibi bir şey. Hep karşılar. Nur talebeleri bile karşılar. Onlar da bu baskıdan, psikolojik olarak müthiş bir gerilime düşmüş olabilirler. La ilahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyen, tertemiz kardeşlerimiz. Bir insanın, bir topluluğun bu kadar üzerlerine gidilmez. Allah rızası için bunu yapmasınlar, ayıp yapıyorlar. “Görüşleri yanlış”. Senin de görüşün yanlış olabilir, herkesin yanlış görüşü olabilir. La ilahe İllaAllah Muhammeden Resulullah dedikten sonra, bunun üstüne daha ne denir? En azılı dinsize bile saygılı davranıyorsun, çoluğun çocuğun dinsiz oluyor, ses çıkartmıyorsun değil mi? Bu insanlar nur gibi insanlar. En azından faydalı insanlar, zararları yok, nedir zorunuz? Benim göremediğim bir şey varsa yazsınlar kardeşim, bileyim yani. Hakikaten bizi de şüpheye düşürdüler bir ara, dediler ki: “Size yapılan operasyonlarda onların parmağı var, onlar size haset ediyorlar” dediler, insan da vesveseye açık yani Allah’ım acaba olabilir mi dedim, araştırdım, öyle bir şey yok. Dedim ki: “Bizim mahallede Fethullah Hocacı var mı” dedik, araştırdık, bulamadık, yok. Okullarda arıyoruz, çok nadir. Herkes kendini gizliyor. Bu kadar üzerlerine gitmenin ne alemi var? Bırakın açıkça okusunlar, desinler, mesela Zaman Gazetesi’nde alenen Risale-i Nur’dan ders yapılsın, anlatılsın. Allahualem sıkıştırıyorlar, anladığım kadarıyla onlar da ne yapacağını şaşırdılar. Çünkü Aksiyon Dergisi’nde dediler ki: “Hz. İsa (a.s) gelecek.” Bir kelime yani o da ima yoluyla denmiş, bir kelime gördüm, vay sen misin onu diyen, yeri göğü birbirine kattılar. Onların da üzerlerine gelindiğinde çok panik olan bir yapıları var. Benimde üzerime gelindiğinde, çok açılan bir yapım var Allah’ın hikmeti, yani benimle uğraşmazlarsa, bir şekilde üzerime böyle bir sakinlik geliyor, ben de bundan hiç hoşnut olmuyorum, bir parça bile benimle uğraşmak çok büyük fayda veriyor, acayip açılıyorum, illet oluyorum benimle uğraşmazlarsa. Bende Cübbeli’yi buldum artık, ne yapayım yani? Gidip onun yakasına yapıştım. İllaki benim zıttım olması lazım ki ben canlanayım. Mesela o Cübbeli evelAllah elime geçti Allah’ın izniyle ama şefkatle tabii ilimle, bilimle yani bana teslim, göreceksiniz. Bütün anormal konuşmalarının hepsini ispat edeceğim, anlatacağım. Bakın Mehmet Talu Hocamız’ı, “ruh hastalığıyla, astronot olmakla” falan itham etti, kendisi astronot oldu şu an. Artık bundan sonra astronot o. Cübbeli dememeye çalışıyorum, gittikçe dilimi hazırlıyorum, astronot dediğimde bilin ki Cübbeli’dir. Şimdi bakın o günkü konuşmasında nasıl dilbazlık yapıyor, Mahmud Hoca için, diyor ki; “eliyle böyle” yaptı, yani “ben göremeyeceğim, vefat edeceğim” gibi. “İhvanımız da göremeyecek dedi” diyor, acayip ilaveler yapıyor, kendi kafasınca sağlama almaya çalışıyor. Altı yaşında çocuk bile ihvan oluyor, nasıl o çocuğun göremeyeceğinden emin olsun Mahmud Hoca. Olacak iş mi şu? Kardeşim bu Hz. Mehdi (a.s) zıtlığı, Hz. Mehdi (a.s) karşıtlığı ne kadar şiddetli bu Cübbeli’de. Bu çok tarihi bir vaka. Yani bu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerde belirttiği bir şahıstır Cübbeli. Ahir zamanın çok önemli bir şahsı. Bu durum çok harikadır. Yani kendini kaybediyor adeta, diyor ki; “madem ’Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek’ dedi” diyor, ‘Hz. Mehdi (a.s) şu an dünyada yok dedi’ diyor, “o zaman onunla barışırım ben” diyor. Konuşmasına dikkat ettin mi? Yani barışma gerekçesi buymuş. “O zaman barışırım ben” diyor. “Sırf bu nedenden dolayı barışırım ben” diyor. Hz. Mehdi (a.s) var derse” diyor, isterse Hocamız denesin, yine aynı şekilde tavır alır. Dese ki: “Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta” desin, aynı şekilde aforoz eder. Ama Hocamız tabii ledüni bir tavırla, akılcı bir tavırla bunu dengeledi. Yani bunun kendine zarar vermesini durdurmuş oldu. Akılcı hareket etti, konuşmalarının hepsi akılcı. Çünkü emek emek güzel bir fıkıh çalışması var. Şimdi Cübbeli’yi şeytan kışkırtıyor, haberi yok. Şimdi o çalışmasını da durduracak bir girişimi oldu. Fetvaların kaynaklarını araştıran, güzel, mükemmel bir fıkıh çalışması var, bir rüyasında ona işaret edilmiş yani Hz. Mehdi (a.s)’a, sen hazırlık yapıyorsun, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlıyorsun, Hz. Mehdi (a.s)’ın faydalanacağı kitapları hazırlayacaksın gibi, o da Mehmet Talu Hocamız’a şevk vermiş, hoşuna gitmiş tabii, o şevkle çalışırken, onun bu çalışmasını durduracak bir noktaya gelindi. Onun için hocamız da akılcı bir tavırla onu bağladı yani zarar vermesini durdurdu, güzel yaptı, iyi yaptı. Ama şimdi bakın bir dese ki; “hayır Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta” desin, aynı aforoz devreye girecektir. Şimdi Mahmud Hocamız’ın üzerinde de müthiş bir baskı uyguladığı anlaşılıyor. Mahmud Hocamız da cemaatteki dengeleri korumak için, bunun da ne olduğunu bildiği için, biraz bunun suyunda gidiyor. Yani Cübbeli’yi karşısına almamaya dikkat ediyor. Çünkü bu yaşında, bununla uğraşması çok zor. Cemaat içinde de bunu destekleyen ilginç tipler var, böyle garip görünümlü, garip tipli insanlar var. Onları halk tanımıyor. Aslında bir ara mümkünse resimlerini falan göstersek, insanlar ne demek istediğimi anlarlar. Etrafında da bir ekibi var. Yani garip bağlantıları var, garip işleri var böyle. Fakat tabii biz bir kısmını ancak aktarabiliyoruz, bir kısmını aktaramıyoruz. Mahmud Hocam da bu durumda müşkül durumda kaldı, fazla da açıklama yapmıyor. Mesela “ben göremeyeceğim” dedi sadece, bu kadar demiş. Bakın onu nasıl açıklıyor, tefsir ediyor ilavelerle, eklerle, “ihvanı da göremeyecek, şunlar da göremeyecek, bunlar da göremeyecek” diyor. Zaten Hocaefendinin konuşmaya takati yok mübareğin. Sadece bu kadar demiş, “Hocam siz görecek misiniz?” demiş, o da “ben göremeyeceğim” demiş, o kadar. Bunun konumu çok harikadır, Müslümanlar çok dikkat etsin bu şahsa, hayret edilecek bir insandır. Çünkü Hak ile batılı karıştırıyor. Hak olan izahları var, mesela hakikaten sapkın akımlara karşı tavrı güzel. Ehl-i sünnet harici akımlara karşı tavrı güzel. Yoksa hakikaten ehl-i sünneti parçalamış olsalar, mesela birçok hadisin muhafazası mümkün olmazdı. Mesela bu şaşar beşer Faruk Beşer tarzı akımlara karşı tavrı iyi ama Faruk Beşer’i karşısına almıyor, ona çıtı çıkmıyor, çok uyanık. Nerede ne yapacağını da çok iyi biliyor, dengeleri çok iyi ayarlıyor. Mesela Fatih Altaylı buna fikir olarak tamamen zıt olduğu halde, ona kendini dost ilan etti. O da onu dost edindi. Çünkü ittifak ettikleri bir nokta var; Mehdiyet’e karşı olmak. Dostluk açısından o, onlara yetti. Cübbeli o kadar utanacak ki, Allah esirgesin çoluğu çocuğu da utanacak, onlara da etki edecek bir durum bu. Yani böyle bir babaları olduğu için, sonradan çok mahcup olacaklar. Böyle bir insanın tanıdığı olmaktan utanç duyacaklar. Yani Hz. Mehdi (a.s) konusunda, bu kadar şiddetli tavır alan, tarihi bir insanla beraber olmak, onlara çok acı gelecek onu da söyleyeyim. Ama herkes kendinden sorumludur, bu acıyı da çekmemeleri lazım, bu zorluğu çekmemeleri lazım. Ama çevresindeki insanlar, Allah rızası için akılcı bakıp uyansınlar. Mehmet Talu Hocamız’a yaptığı tavrı bir düşünsünler ve sırf “Hz. Mehdi (a.s) gelmiştir” demenin karşılığını nasıl veriyor adam. Hz. Mehdi (a.s) karşıtlığının şiddetini orada görün.
Fethullah Hocamız’ın cemaatinin tabii yüzde 99’u delikanlıdır. Namazlarını da kılarlar, oruçlarını da tutarlar, zekatlarını da verirler, hepsini yaparlar. Ama çok az bir kısmının çekindikleri için namazlarını kılamadıklarını biliyorum, oruçlarını gizlediklerini biliyorum. Bir tek o değil, birçok cemaatte var bu, birçok toplulukta var. Yani bu, ahir zamanın acı bir olayıdır. Birçok genç kızın başında peruk var, dikkatlice bakınca anlaşılıyor. Neden peruk takıyorsun dediğinde, “altında başörtüsü var” diyor, ne acı bir olay. Bir genç kızı buna mecbur etmek ne demek? Perukla, utanıyor çocuk, istemiyor öyle olmasını. Peruğun altından türbanı görünüyor, yazık değil mi? Bu mealde benim anlatımım. Yani nasıl genç kızlar kendilerinin başörtülü olmak istedikleri halde gizlemek durumunda kalıyorlarsa, bir kısmı da namaz kıldıklarını gizlemek durumunda kalıyor. İftiharla namazını kılacak, başörtülüyse iftiharla başörtüsüyle girecek, olay bu, bizim anlattığımız bu. Yoksa tabii ki dindar, muttaki bir cemaat. Ben Fethullah Hocamız’a laf söyletmem, cemaatine de laf söyletmem, temiz insanlar inşaAllah.
Bediüzzaman ile ilgili haberi biz kapaktan bekliyorduk. Leyla Aytemur kardeşimiz yazmış, “’Üstad Bediüzzaman ile ilgili haberlere Zaman Gazetesi’nin yer vermediğini söylemiştiniz. 25 Mart tarihinde, Cuma ekinde sayfada Bediüzzaman ile ilgili tam sayfa haber vardı. Diyeceksiniz ki, biz söyledik de haber yaptılar. Sizin bu konuya değindiğiniz program, 24 Mart akşamı olan programdı. Sıkı bir takipçinizim, yanlış hatırlıyor olamam bilgilerinize sunuyorum” diyor. Ben 24’ünde söylemişim, 25’inde yayınlanmış. İnsan gayri ihtiyari şüphelenebilir tabii ki, benim uyarmamla olduğu belli yani. Bunda şaşılacak bir şey yok, ilk defa rastladığım bir şey de değil. Kardeşim bakın Bediüzzaman’ın ölüm yıl dönümünde Yeni Asya Gazetesi, helal olsun delikanlı gazetedir, boydan böyle sekiz sütuna manşet, neredeyse bir metrelik Bediüzzaman’ın resmini vermiş ve çok güzel rahmetle yad ediyor. Nur talebesi olmak böyle olur. Zaman Gazetesi’nde, 25. sayfasında mı nedir, küçücük bir haber, “Bediüzzaman’ın vefat tarihi” diye. Şimdi bu olmadı. Zaman Gazetesi’ni, Zaman Gazetesi yapan, Bediüzzaman’dır, sizi zengin eden Bediüzzaman’dır, okulları açtıran Bediüzzaman’dır, Cenab-ı Allah onu vesile etti. Yeni Asya Gazetesi’nin haberi, “İstikbal İslam’ın Olacaktır.” Ne kadar güzel. “Bediüzzaman 100 yıl önce, Şam’daki Emevi Caminde böyle seslenmişti.” Şimdi bu berekettir, güzelliktir, delikanlılıktır bu, helal olsun Yeni Asya Gazetesi’ne. Asla da taviz vermiyorlar, asla da Bediüzzaman’ı bırakmadılar. Koç yiğitler, böyle olur delikanlılık. Asla da, Allah’ın izniyle bırakmazlar. Fakat şimdi şaşar beşer Faruk Beşer, Yeni Asya Gazetesi’ni elinin kenarıyla sağ tarafa bir itti. Bu cemaatte tasvip gördü, bu açık. Ne Samanyolu’nda, ne Mehtap Tv’de, biz Risale-i Nur derslerini görmüyoruz artık. Yani Risale-i Nur’un haşa bir nevi dışlandığı hissediliyor, görülüyor. Bunu dürüstçe kabul etmek lazım. Biz bundan mutazarrırız. Fethullah Hocamız’ı, Fethullah Hoca yapan, Risale-i Nur Külliyatı’dır, Bediüzzaman’dır ve Mehmet Kırkıncı Hocamız’dır. Allah onları vesile etti. Cemaatteki bu ruh, heyecan, bu coşkulu deli aşık heyecanını, Risale-i Nur verdi Allah’ın dilemesiyle, Kuran, Hadis ve Risale-i Nur inşaAllah. Şimdi aslını inkar eden bir tavır olmuş oluyor. Bediüzzaman’ın 25. sayfada ne işi var. Kapaktan verilecek, çok mühim hayati bir haberdir bu.
ALTU BERKER:O da onların haberi değildi Hocam. İlan sayfasında, Bediüzzaman ile ilgili toplantı yapacak olan vakfın verdiği ilandı.
ADNAN OKTAR:İlan. Bakın daha da vahim, daha da vahim. Hiç haber yok. Nitekim ben buradan uyarınca, ertesi gün haber yapmışlar. Tabii ki yapar gece yarısı neden karar alamasın yani akşam 10’da söylemiş olsak, hemen 11’de hazırlanır, beş dakikalık işi var. Zaten haberler hazırdır. Yani zor bir şey değil ki haber yapmak, bu sözümüz doğru. Utanç verici bir şey de değil, benim uyarmam sonucunda yapmış olmaları, onlar için onurdur, benim için de onurdur, bir şey değil ki, demek ki bir imanı var, bir heyecanı var, mahcup olmuş, utanmış, Allah rızası için değiştirmiş, düzeltmiş. Biz bundan sevinç duyarız, bu kötü bir şey değil ki. Bu anlamazlıktan gelinecek bir şey değil.
Şaşar Beşer-Faruk beşer’i dinleteyim, nerede o adamın bandı? Çoktan beri hazreti dinlemiyorduk. Hadi bakalım.
VTR-Faruk Beşer.
ADNAN OKTAR:Bakın hazret büyük müceddid, müçtehid, asrımızın en büyük alimi, asıl alim bu! Cübbeli; Mahmud Hocamız’a, “en büyük müceddid” diyor ya, al o arkadaşların en büyük müceddidi de bu. “Bunun üzerine alim varsa getirin” diyor adamlar. Bakın Bediüzzaman’ı da beğenmiyor adam. Bu dediği “yüzde 95’in içerisinde” Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’u var, İmam-ı Rabbani’nin Mektubatı var, İmam-ı Gazali’nin İhya’sı var, Mülteka’sı var, Tac Tercümesi hepsi var. “Hepsinden daha iyiyim ben, daha akıllıyım ben” diyor. Konuşmasının devamında da; “daha da fazlası yani yüzde 99’a çıkartıyor, bir tek benimki doğru” diyor. Şimdi Bediüzzaman; “ümmetimin ömrü hicri 1500’e kadar” diyor, açıklıyor, hadislerde de var; “ümmetimin ömrü 7000 yıldır, 5600 yılı geçmiştir” diyor, oradan 1400 ile 1500 arasında ümmetin ömrünün biteceğini anlıyoruz. Bunu Bediüzzaman da söylüyor, Bediüzzaman bunu Risale-i Nur’da çok açık, çok kapsamlı anlatıyor. Sungur Ağabey de zaten halkın gözleri önünde anlattı, şimdi adam Bediüzzaman’ın bu anlatımını kabul etmiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlatımlarını da kabul etmiyor, “en iyisini ben bilirim” diyor, “on binlerce yıl var” diyor. Adam dershaneler kuracak, hastaneler açacak, torunu devam edecek. “Daha on binlerce yıl var” diyor. Cübbeli’yle aynı kafada, ittifak halindeler. Bu da Mehdiyet’e karşı, o da karşı, bu da İttihad-ı İslam’a karşı, o da karşı. Dikkat ederseniz, birbirlerine de hiç dokunmuyorlar. Şimdi Sungur Ağabey’in Bediüzzaman’ın bu sözüyle ilgili konuşmasını dinleyelim.
VTR-Bediüzzaman’ın Has Talebesi, Sungur Ağabey.
ADNAN OKTAR:Şaşar beşer Faruk Beşer, Hocamız’ın talebeleri var ya, ağabeyler; hiçbiri kabul etmiyor. Bediüzzaman’ı da kabul etmiyor, anlatımlarını da kabul etmiyor. Ve bu adamı, Samanyolu Tv, Zaman Gazetesi, Mehtap Tv baş tacı yaptı ve bunun dediklerine göre hareket ediyorlar. Kardeşim işte burada Risale-i Nur devreden çıkmış, net adam söylüyor işte, “Bediüzzaman yanlış söylüyor” diyor, “doğrusunu ben biliyorum, on binlerce yıl var” diyor. Bediüzzaman; “kıyamet çok yakın” diyor. Bütün ahir zaman alametleri çıktı, gece gündüz sayıyoruz, “70 yıl var” diyor Bediüzzaman. Kendisi de farkında, anlamazlıktan geliyor. Kendisinin bilmediğinden değil ve Risale-i Nur’u net olarak reddeden bir adam. Ve Bediüzzaman’ın eserleri değil, bu adamın konuşmaları esas alınıyor Samanyolu Tv’de de, Mehtap Tv’de de. Zaman Gazetesi’nin çizgisi de bu adamın konuşması çizgisinde. Şimdi biz bunu anlamazlıktan gelecek gibi değiliz. Ama Allah razı olsun cemaatin yüzde 99’u sadık Bediüzzaman’a, bu ne derse desin, o kişiler ne derse desin, her halükarda Risale-i Nur’u okuyorlar, Bediüzzaman’ı hayırla yad ediyorlar, ama bu da bir gerçek, bunu anlamazlıktan gelemeyiz.
ALTUĞ BERKER:Sizden başkası da söylemez Hocam onlara bunu. Yani onlara bir nimettir bu inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben Nur talebelerinin hepsini seviyorum. Mesela Fethullah Hoca’nın cemaatindeki arkadaşların tüylerine dokundurtmam yani bayağı titizim. Ama doğru söylediklerim, gerçek, bunu da uyarıyorum, hatırlatıyorum. Yoksa la ilahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyen herkes, bizim kardeşimizdir.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza, 00:30’da A9 Tv, Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...