SUNUCU: ‘Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeyhim çok şahane konular anlattınız, gelirken baktım.
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun Hocam, vesilenizle, estağfirullah.
ADNAN OKTAR: İman hakikatlerini, her şeyi detay detay anlatıyorsunuz.
ALTUĞ BERKER: Sizden öğrendiğimiz; Kuran ve sünnet dışında, sizden öğrendiğimiz bilgilerle anlatıyoruz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama bence en büyük delil nedir biliyor musunuz? Bu benim şahsi kanaatim, Allah’ın varlığında en büyük delil; bu görüntünün beyinde oluşması olayıdır. Ben bunun üzerine başka bir harika şey bilemiyorum. Kardeşim şu kadarcık yerde bütün alem oluşuyor, bütün kainat oluşuyor ve tam renkli, üç boyutlu. Ses, en kaliteli müzik aletinde yok. En gelişmiş müzik sistemi bu dediler aldım, yine üç boyutlu değil. Bir kere üç boyutlu bir ses sistemi var ve üç boyutlu ses sistemini duyan biri var içimizde. Bu kim, yani nasıl oluyor bu? Çok acayip bir şey, Allah’ın hikmeti. Ruhu Allah çok acayip yaratmış; görüyor, duyuyor, kokluyor, dokunuyor. Eli olmadan dokunuyor, burnu olmadan kokluyor, gözü olmadan görüyor, kulağı olmadan duyuyor. Mesela kulağı uzun uzun anlatıyorlar, kardeşim kulağın hiçbir işlevi yok ki. Kulağın yaptığı, ses dalgalarını elektriğe çevirmesi, başka bir şey yok. Kulağın duyduğu falan yok; bütün kulaklar sağırdır. Kulak sadece bir alet, makine. Yani ses dalgalarını topluyor, sonra içerde elektrik akımına çeviriyor o kadar, duyan muyan bir şey yok. Beyine götürüyor, duyma merkezinde idrake geliyor. İdrakte de bir şey yok, orada da bir et parçası var, şu kadarcık bir et parçası. İdrak ne yapsın o gelen elektriği? Elektrik gelir oraya, o kadar. Onu orada duyan biri var, hem de çok net. Bu çok acayip bir şey. Mesela görüntüde de öyle; bütün gözler görmez, hiçbir göz görmez, sadece makinedir gözler. Sadece görüntüyü alıp beyne götüren bir makine; elektrik akımına çevirir idraka getirir, idrakta da şu kadarcık yerde görüntü elektrik akımı olarak verilir beyine. Onu orada üç boyutlu, derinlikli, bu kadar kaliteli kim görüyor? Ruh görüyor. Ama bu çok acayip bir şey ve bilim adamlarının da en üzerinde durmadığı konu da bu. Kardeşim konu bu zaten. Ondan gerisi makine, makinesinden bahsediyorsun sen, makine önemli değil ki. Asıl önemli olan onu gören, duyan. Biz şimdi görme deyince, bu görmeden bahsetmiyor muyuz? Biz görme deyince makine sisteminden bahsediyoruz ki, kulaktaki sistemden de bahsetmiyoruz. Yani kulağın sistemi elektronik aletlerle elde edilebilir. Sesi alır, titreşimi alır, elektriğe çevirir. Böyle bir makine yapmak mümkün. Tamam da, o elektrik akımını kim duyacak? Sorun o, konu o. Çünkü ruhu laboratuvara götüremiyorsun, tüpün içine girmez, yani insanın kendi vücudunun dışına çıkamıyor bir kere. Her insan kendi beyninin içinde yaşıyor, şu kadarcık yerde yaşıyor beynin içerisinde. Mesela dışarıya o kadarcık yerin içerisinden bakıyor. Bizim beynimizin içerisinde küçük bir odamız var, bir büromuz var ve önümüzde bir monitör var, o monitörden dünyayı seyrediyoruz. Sesleri de oradan duyuyoruz, görüntüleri de oradan görüyoruz. Beden altımızda, yani koskoca dev bir makine düşünün, dev bir cisim düşünün, o dev cisim içerisinde bizim bir büromuz var, küçük, 1 mm kadar, o büronun içerisinde yaşıyoruz. Orada kavgalar oluyor, olaylar oluyor, savaşlar oluyor; kader denen olay işte, kaderde olan görüntülerin hepsini orada görüyoruz. Asıl konu budur, çok hayatidir bu. Darwinizm, materyalizm şu bu; bu bütün konuların üzerindedir. Şimdi bizim arkadaşlar iman hakikatlerini anlatıyorlar, tamam, harika, güzel, diyeceklerdir. Mesela kuşlar acayip güzel yuvalar yapıyorlar, örümcekler çok mükemmel ağ kuruyorlar, peki bu olay? Bu hepsinin üzerinde, yani çok büyük bir olaydır bu. Mesela atomun yapısı, hakikaten harika, mühendislik harikası. İnsan mühendis gözüyle baktığında, müthiş bir matematik oran ve müthiş bir teknoloji kullanıldığı görülüyor, ama ruh? İncelenemiyor ki, vücudunun dışına çıkamıyor ki insan ruhunu incelesin. Hiç bir insan bedeninin dışına çıkamıyor. Şimdi biz diyoruz ki görüntü; mesela şimdi ben sana bakıyorum, pırıl pırıl, çok tatlı, sevimli bir varlık diyorum. Şimdi biz onu beynimizin içerisinde görüyoruz ama, bilimsel açıdan dışarıdaki görüntüsüne bir bakıyoruz, simsiyah karanlık. Çünkü ışık denen şey dalga, aydınlık değil, dalga veriyor. O zaman dalgayı, simsiyah ortamda meydana gelen dalgayı beyin, aydınlık ve pırıl pırıl olarak görüyor ve renkli olarak görüyor. Dışarıda renk de yok, dalga boylarının farklılığını renk olarak yorumluyor beyin. Dalga boylarının farklılığını renk olarak algılıyor beyin, o, konu bu. Mesela ses de öyle, çıt yoktur dışarıda, dalgalar vardır. Radyo dalgaları, televizyon dalgaları ve ses dalgaları var. Belirli bir dalga boyundaki sesleri bizim vücudumuz alıyor, radyo gibi; onun üzerindekileri almıyor. Mesela eğer televizyona göre yaratılmış olsaydık, bütün televizyon kanallarını görebilirdik biz beynimizde. Bütün kanalları seyredebilirdik, bütün radyoları dinleyebilirdik, yani radyo haline gelirdik biz, mükemmel bir radyo tesisi haline gelebilirdik. Ama bizim radyomuz, çok küçük boyuttaki, belirli frekanstaki, belirli dalga boyundaki sesleri alabiliyor. Onları yorumluyor sadece beynimiz, sadece onları yorumlayacak şekilde. Hepsini yorumlayacak şekilde olsaydı, bütün kanalları seyrederdik, tamamını; tabii eğer beyinin çapı genişletilmiş olsa. Böyle bir sistem vardır. İşte cennette bütün kanalları alacak güçte oluyor insan beyni. Mesela onu da görüyor, başkasını da görüyor, başka arkadaşını da görüyor, yemekteki arkadaşını da görüyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i de görüyor, sahabeleri de görüyor, bir başka yerde arkadaşını, eşini görüyor, hepsini alıyor, bütün dalgaların tamamını alıyor, yani beyin yayımın tamamını alıyor, hepsini görüyor. Mesela bütün sesleri duyuyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sohbetini de duyuyor, eşiyle konuşmasını da duyuyor, oradaki kuşların ötmesini duyuyor, ağaçların şarkı söylemesini duyuyor, hepsini ayrı ayrı duyar. Ama biz sadece bulunduğumuz yerdeki bilgileri alacak şekilde dizayn edilmişiz, Allah bizi öyle yaratmış. Dizayn derken, anlaşılması için söylüyorum. O yüzden de ana konu, yani asıl etkileyici konu budur, çok hayatidir bu. Simsiyah bir dünyayı renkli ve aydınlık olarak görmek; mesela güneş diyorlar ki pırıl pırıl, bakmayın gözünüz kamaşır. Güneş simsiyah karanlıktır, güneşin göz kamaştırıcı bir özelliği yok. Beyin öyle algıladığı için göz kamaşıyor. Güneş sadece dalga üretir, o kadar, dalga üreten bir sistemdir. Mesela sıcaklık; onu biz öyle algıladığımız için sıcaktır. Bir başkası için o buz gibi soğuk olur. Bir başka varlık için de, hiçbir şey yoktur. Mesela cehennem melekleri var, hiçbir şekilde ısıyı hissetmezler ve gayet de mutlular cehennemin içinde. Onlara ortam bayağı hoş geliyor, rahatsız olmuyorlar. Onları rahatsız edecek, huzursuz edecek bir görüntü olmuyor, maşaAllah. Ne diyorsun Berker’im bu anlattıklarıma?
ALTUĞ BERKER: Hocam anlattıklarınızla ilgili bir Kuran ayeti okumak istiyorum. Enfal Suresi, 17. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın ama Allah attı. Müminleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.”
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Her şeyi yaratan Allah’tır.
ADNAN OKTAR: Evet siz astronot muhabbeti yapmadınız, astronottan konuşmadınız. Astronottan dinleyelim, sonra ben tekrar devam edeceğim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
-VTR-Cübbeli Deccal’in Çıktığını Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Evet, Cübbeli’nin kendi vicdanına da ders bu, onun taraftarlarına da ders. Bizlere de tabii bilgi akmış oluyor. Bizim zaten kabul ettiğimiz konular, ama Cübbeli kendisi kabul etmiyor bu anlattıklarını, sorun o. Anlattıkça herhalde vicdanı da harekete geçecektir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Başbakan Erdoğan’ın bir ziyareti vardı Necef’e. Irak’ta Şiiler’in kutsal kenti Necef’e gelen Sayın Başbakan Erdoğan, burada bulunan Hz. Ali (r.a.)’ın türbesini ilk ziyaret eden Sünni lider olmuş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hz. Ali (r.a.)’ın türbesini ziyaret eden ilk Sünni lider, çok güzel.
ALTUĞ BERKER:Türbenin resimlerini göstereyim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bayağı güzelmiş, Necef’te.
ALTUĞ BERKER: Evet, 200 milyon Şii’nin üçüncü kutsal bildiği yer Hz. Ali (r.a.)’ın türbesi.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Şiiler bayağı samimi Müslümanlardır. Caferiler, Şiiler, Aleviler, Bektaşiler, Sünniler hepsi kardeştir. Ayırım yapanlar fitne çıkarıyorlar, çok büyük günaha giriyorlar.
Bakın, İmam Cafer-i Sadık (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu Ebu Cafer-i Sadık (r.a.). “Ebu Abdullah (İmam Cafer-i Sadık (r.a.)) dedi ki: ‘Ey Hişam, kaç duyun var?’” diyor yani kaç tane vücut duyun var, diyor. “Dedi ki: ‘Beş duyum var.’Buyurdu ki: ‘Bunlardan hangisi daha küçüktür?’ Dedi ki: ‘Görme duyusu.’ Buyurdu ki: ‘Peki görme duyusunun çapı ne kadardır?’ Dedi ki: ‘Bir mercimek kadar veya ondan daha küçüktür.’” Yani o idraktaki, görme merkezindeki beyinle ilgili kısmın küçüklüğünü söylüyor. Bakın, daha o devirde biliniyor benim demin anlattığım konu. Ben hep mercimek gibi derdim, hadiste de aynısı. “Buyurdu ki:’Ey Hişam! Ön tarafına ve üst tarafına bak ve bana ne gördüğünü bana anlat.’ Dedi ki: Göğü, yeri, evler, saraylar, kara parçaları, dağlar ve nehirler görüyorum.’Dedi ki : ‘Senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük bir şeyin içine girdirmeye güç yetiren Allah, dünyayı küçültmeden ve yumurtayı da büyültmeden bütün bir dünyayı yumurtanın içine sokabilir.’” Demin anlattığım konunun çok güzel, böyle vazıh bir özeti. “Hişam derhal İmam’a sarıldı; ellerini, başını ve ayaklarını öpmeye başladı ve şöyle dedi: ‘Bu kadarı bana yeter ey Resullullah (s.a.v)’ ın oğlu!’” Ben, senin demek istediğinin hepsi anladım, diyor. Demin anlattığım konuyu özet olarak çok şahane anlattığı için, tam kavradım, diyor. Bakın; “Senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük bir şeyin içine girdirmeye güç yetiren Allah, dünyayı küçültmeden ve yumurtayı da büyültmeden bütün bir dünyayı yumurtanın içine sokabilir.” Dünyayı küçültmüyor Allah, yumurtayı da büyültmüyor, fakat buna rağmen bütün dünyayı yumurtanın içine sokabilir, diyor inşaAllah. Evet, Şeyhim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Yiğit Bulut, Başbakan ile birlikte Irak’a gitmiş. “Hoş geldin Erdoğan, hoş geldin ey lider” diye selamlamışlar orada ve kalabalığın ellerinde Türk bayrakları varmış. Burada kendi bayrağını arabalarının üzerine çekerek yol alabilen tek devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu söylemiş. Uzun uzun anlatmış ve övmüş. “Türkiye cihan devleti oluyor. İstesek de oluyor, istemesek de oluyor, anlamayanlar bir daha baksınlar” demiş.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut’a helal olsun. Bu çok tarihi bir şahsiyet, bayağı dürüst bir delikanlı. İlerde ondan çok büyük vazifeler bekliyoruz, inşaAllah. Kendisini çok güzel yetiştirmiş. Halis vatan evladı. Hem Türk milliyetçisi, yani milletini seven bir insan. Müslümanlara, bütün Türklük alemine sevgiyle bakan, birleşmelerini canı gönülden isteyen bir insan. Tabii muhalifleri de çok, iblis takımından düşmanları çok, üçkağıtçı sahtekarlardan düşmanları çok. Ama helal olsun, o yiğitçe mücadelesine devam ediyor, gayet güzel, Allah yolunu açık etsin, Allah hidayet versin.
ALTUĞ BERKER:Kazım Güleçyüz; geçen hafta Hutbeyi Şamiye’nin 100. yıldönümü vesilesiyle, Şam’da bir kongre düzenlenmişti. Kazım Güleçyüz, bu kongreden ortak kanaat olarak çıkan sonuçların bazılarının; “İslam dünyasının İttihad-ı İslam’a muhtaç olduğu, Müslümanlar arasında ittifak ve ittihad sağlanması için hamiyet-i diniyenin ortaya çıkarılması, Müslümanlar’ın birbirlerini çok sevmeleri, “Müminler ancak kardeştirler” ayetine dayanan yeniden kardeş olma, kardeşçe yaşama çağrısında bulunması” olarak sıralamış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok güzel, maşaAllah. Fakat bunu Bediüzzaman çok açık anlatmış. Bediüzzaman ne diyor? “Benden 100 sene sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Kazım Güleçyüz’ün ana görevi Mehdiyet’e karşı olmak. Hiçbir şekilde Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul etmiyor. “Hz. Mehdi (a.s.) gelmiştir, bitti” diyor. Peki, bitmiş Mehdiyet’le sen nasıl Müslümanları birleştireceksin? Yeni Asya’daki köşe yazınla nasıl yapacaksın bunu? Müslümanlar kimin etrafında birleşecek? Mehmet Kutlular Ağabey’in etrafında mı toplanalım? Senin etrafında mı toplanalım? Mahmut Hocamız’ın etrafında mı toplanalım? Fethullah Gülen Hoca’nın etrafında mı toplanalım? Menzil’deki insanların etrafında mı, Afganistan’daki Müslümanların etrafında mı, Fas, Tunus, Cezayir’deki Müslümanların etrafında mı, nerede? Hz. Mehdi (a.s.)’ın etrafında toplanacağız. Sen bunu kabul etmiyorsun. O zaman nasıl birlik olacak? Bir merkez yoksa, bir baş yoksa, toplanma nasıl olur böyle bir durumda? Toplanma diye bir şey olmaz. Başı olan topluluğa birlik denir. Başı olmayan topluluğa, başı olmayan, başsız denir. Var gücüyle, bütün gücüyle; Kazım Güleçyüz Hocamız’ı ben bilirim, gençliğinden beri Mehdiyet’e karşı mücadele eder; “Mehdi yoktur, Mehdi yoktur.” Bediüzzaman’ın bütün sözlerini kabul etmiyor. Bediüzzaman; “Hz. Mehdi (a.s.) üç görevini birden yapacak” diyor. “Yok, bir vazifeyi yapacak” diyor. Bediüzzaman; “Hz. Mehdi (a.s.) şahıstır” diyor. “Yok, o şahs-ı manevidir” diyor. Bediüzzaman; “100 yıl sonra gelecek” diyor. “Yok, geldi” diyor. Çok açık söylüyor Bediüzzaman; “Mehdi ve şakirtleri Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. “Yok, orada Hz. Mehdi (a.s.)’dan kasıt şahs-ı maneviyi kastetmiştir” diyor. Bediüzzaman Türkçe bilmiyor mu? Şahs-ı maneviyi gayet güzel açıklıyor. Şahs-ı manevinin anlamını çok güzel şerh ediyor, açıklıyor. Yani bunu bilmeyen bir insan değil ki Bediüzzaman, gayet güzel açıklayan bir insan. O yüzden müthiş bir bereketsizlik devam ediyor. Yeni Asya mesela çok büyük bir Nur camiasıydı, büyük bir topluluktu, parçalana parçalana küçücük kaldı, ufacık kaldı. Her gelen gitti; Hz. Mehdi (a.s.)’ı reddin bereketsizliği işte bu, Mehdiyet’i reddin bereketsizliği. Allah bir uğursuzluk meydana getirdi. Sürekli bölündü, bölündü, küçücük, ufacık bir parça haline geldiler. Ve her cemaati ayrı şu an Nur camiasının, küçük küçük bölümler halindeler ve alsa da birleşemiyorlar. Birbirlerine selam vermeyenler var. Ama mesela tabanda bakacak olursak, ben bakıyorum, tabii ki birbirlerini severler, ama birbirlerinin çayını içmez, yemeğini yemez, evine gitmez. Biz çağırıyoruz; mesela zoraki geçenlerde bir kısmını toplayabildik. Onlar varsa biz gelmeyiz, diyorlar bir kısmı. Yani açıkça söylemiyorlar ama lisan-ı hal ile böyle. Bu vaziyette nasıl olacak? İşte bakın Mehdiyet’i reddin meydana getirdiği bela bu. Bir de bir tek Hz. Mehdi (a.s.)’ı değil, Hz. İsa (a.s.)’ı da reddediyorlar. Hz. İsa (a.s.)’ı da gömdük, diyorlar. Sen Hz. Mehdi (a.s.)’ı öldürüyorsun, Hz. İsa (a.s.)’ı da gömdüm, diyorsun, o zaman bir uğursuzluktur sarar işte ortalığı böyle. Allah sana Hz. Mehdi (a.s.)’ı bir müjde olarak veriyor. Hz. İsa (a.s.)’ı müjde olarak veriyor, Kuran ayetiyle belirtmiş Allah. Sen her şeyi öldürüp, bitirip yok etmeye çalışıyorsun. Şimdi de, Kıyameti bekliyoruz, diyorsun. 70 yıl kaldı, artık Kıyamet’i bekliyoruz, diyor. Yan gel yat o zaman. Kazım Güleçyüz, iyi maşaAllah, uyanmış, ama neyin etrafında birleşeceğini söylemiyor, böyle olmaz.
“Selamun Aleykum değerli Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Her akşam sizi izlemeye çalışıyorum akşam saat 22.00’dan 03.00’e kadar, siz neden yoksunuz?” diyor. “Sizi izlemeden yatmak istemiyorum, ama uyku düzenimiz kalmadı. Siz 03.00’ten itibaren başlıyorsunuz programa. Eğer mümkünse eskiden olduğu gibi akşam 22.00’dan sonra sizi görmek isterim” diyor, Muhammed kardeşimiz. Kardeşlerimizin anlattığını kabul etmiyorlar gördüğüm kadarıyla halbuki çok şahane şeyler anlatıyorsunuz siz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Onlar size muhabbetlerini dile getiriyorlar maşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama ben bilgilenmelerini de çok istiyorum, çünkü anlatılan şeyler çok hayati konular, gayet güzel, akıcı da anlatıyorlar. Teknik konular da var akılcı. Ben de tabii anlatacağım, inşaAllah.
“Selamun Aleykum değerli Hocam. Ellerinizden öperim.” Estağfirullah, biz sizlerin ellerinizden öperiz. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, deccali nasıl tanıyabiliriz?” İşte, Cübbeli anlatıyor. Atlas Okyanusu’na gideceğiz hep beraber helikopterle. 20 kilometre yani, görülmeyecek gibi değil ki; 1 metre, yarım metre, 50 santim falan değil, 20 kilometre. Ayağını denize sarkıtmış bir adam zincirlerle bağlı oturuyor, balık avlıyor. Eşeğini de, genetikçiler yaptı, yeni yaptılar eşeğini, diyor. Çünkü zaten deccalin eşeği var, ama anladığım kadarıyla genetik bir ilave eşek daha yapılmış. Deccali de, 1400 yıl öncesindeki genetikçilerin yaptığını söylüyor, anladığım kadarıyla. Çünkü bu söylediği eşek genetik olarak yapılmış, 20 metreymiş kafa aralığı, yani kafatasının genişliği 20 metre, buradan caddeye kadar falan. 300 metre de boyu var. Yalnız o kazulet adam nasıl onun üstüne biniyor, ben onu tam anlamadım, onu açıklamadı. Diyor ki; ben açıklayınca mükemmel açıklarım, siz sakın açıklamayın, diyor. Ben nefis açıklıyorum, görüyorsunuz, nasıl akla uygun açıklıyorum. Siz açıklarsanız dini, imanı gider milletin, imanlarını kaybederler. Onun için siz cahillik edip sakın siz anlatmaya kalkmayın, bana bırakın, bana getirin, ben çok mükemmel anlatıyorum, diyor. Onun için en iyi anlatana bizim sormamız gerekiyor. 1 buçuk kilometrelik çorba tasları varmış yanında, et yemekleri. Onlarla beraber yürüyormuş deccal. Boyu da 20 kilometre, ne olacak, genetikçiler yapar beş dakikada. 1400 sene önce yapmış genetikçiler, orada duruyormuş. Yalnız Amerika’nın beceriksizliğine bak, adamı tespit edemiyorlar; o kadar radarı var, bilmem neyli helikopteri var. Onun için biz bir helikopter tutacağız hep beraber; iki üç tane, arayacağız Atlas Okyanusu’nda. Cübbeli’yi de yanımıza alacağız bastonuyla; yine o tokyolarını giyer parmakları dışarıda, ferah ferah, serin serin, püfür püfür denizin üstünde uçarak, asasıyla sakalını kaşıyarak deccalin yanına gideceğiz. Helikopterin kenarına da o maytaplarından yakarız, inşaAllah. Ona, tepesinden konfetiler serpeceğiz, o da bastonuyla girecek deccale. Bakın, bu konuşmalarının insanların dinine, imanına zarar vereceğini çok iyi biliyor. Diyor ki; siz anlatmayın millet dinini, imanını kaybeder. Ben bu adama ne diyeyim? 1400 sene evvel bilim adamları, genetik mühendisleri 20 kilometrelik deccal imal etmişler, yakın zamanda 300 metrelik eşek imal edilmiş. Getireyim, konuşuyor adam, anlatıyor. Bir de yanında da çorba dağları var, diyor. Deccal yanında sürüklüyormuş, herhalde tekerlekli arabayla götürüyor. Ne diyeyim ben buna, astronota? Fatih Altaylı bayılıyor.
“Lütfen Hocam, bu yazıyı okuyup bir açıklama yapın. Ben sizden doyurucu bir açıklama bekliyorum.” Bir öğretmen bayan yazmış, kardeşimiz. Edip Yüksel ile ilgili beni eleştiren yazısına cevap istiyor. Kardeşim, şimdi biz herkesle tek tek uğraşmaya kalkarsak çok vaktimizi alır. Edip Yüksel, Amerika’da bir adam vardı, onu peygamber ilan etti; normal peygamber, ahir zaman peygamberi, dedi. Bana da gelmişti, bizim eve de geldi. Allah’ın peygamberine uy, dedi. Hz. Muhammed (s.a.v.)’den sonra bir peygamber daha geldi, dedi. Ben de, herhalde bunun kafasında bir serinlik oluştu, dedim. Yani, sıkıntı bastı herhalde onu, serinlik derken, coştu herhalde dedik. Akıl almaz yorumlar; Kuran’ın iki ayeti çıktı, Kuran’da iki ayet fazla, diyor. Şimdi böyle bir adam, ben buna ne cevap vereyim? Cevap da verecektik, buraya gelmişti, Cevat Babuna’nın evine geldi. Cevat Babuna onu bize bir manevi silah gibi görmüş, çünkü çok dilbazdır Edip Yüksel, genel kültürü iyidir, Kuran’ı ezbere bilir, hadis bilgisi de çok iyidir, ama değişiktir, ilginçtir. Bu, çeşitli suçlardan aranıyordu. Biz, Edip Yüksel’in Cevat Babuna’nın evinde olduğunu öğrendik. Polise kolaylık olsun dedik, şu an Cevat Babuna’nın evinde diye avukat arkadaşlarımız polise bildirdi. Polis eve gelince, bu arka kapıdan kaçtı, sabaha kadar da saklandı, oradan da Amerika’ya kaçtı, bir daha da gelmiyor. Şimdi hakkında birçok suçtan tutuklama emri var. Gelse, burada bilgilerinden istifade edeceğiz. Değişik bir tiptir. Oturup onunla uğraşayım mı ben şimdi? Kuran’ın iki ayeti fazla diyor, ben bu adama ne diyeyim? Peygamber geldi dedi, sonra da; ben vazgeçtim peygamber değil, dedi. Bu sefer; bana vahiy geliyor, ilk vahyimi aldım, dedi. Ne konuşayım ben bununla? Onun için, böyle şeylerle pek uğraşmaya gerek yok. Mantıklı bir şey söylerseniz konuşuruz, cevap veririm.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Mehmet Fırıncı’nın kendisine, İslam dünyasındaki ayaklanmaları sormuşlar, o da; “1950’lerde yeniden gözden geçirdiği Hutbe-i Şamiye eserinde, Bediüzzaman ışık tutuyor” diyor. “İstikbalde hürriyet-i şer’iye inşaAllah bütün İslam aleminde hakim olacak, şimdi fecr-i kazip de olsa 50 sene sonra fecr-i sadık çıkacak” diyor. Şimdi 50 sene geçti, hatta 60 sene oldu, demek ki zamanı geldi” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın, Ağabeylerimizde bir manevi heyecan, bir manevi güzellik kendini göstermeye başladı, çok hayatidir Fırıncı Ağabey. Bu, Mehdiyet müjdesinin kapalı olarak verilmesidir. Bediüzzaman’ın zaten “fecr- kazip, fecr-i sadık” dediği Hz. Mehdi (a.s.)’dır, Mehdiyet’tir, İslam ahlakının hakimiyetini anlatıyor. İttihad-ı İslam’ı anlatıyor. “Şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fecr-i sadık çıkacak, yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. “9 düşman taifesinin, 9 cephesine gönderilmiştir” diyor, yani Darwinizm, materyalizm. Düşman derken, bizim anladığımız düşman değil, fikri karşıtlık anlamında söylüyor. Oralara Hz. Mehdi (a.s.)’ı göndermiş, cihazatını verip, her türlü tecrübeyi alıp insan sevgisini, marifeti, güzelliği, iyiliği 9 cepheye göndermiş. “İnşaAllah, yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. Hocamız da onu anlatıyor, maşaAllah. Bayağı sevimli Fırıncı Ağabey, maşaAllah. Bediüzzaman’ın has talebelerinden.
İmam-ı Rabbani Hazretleri 263. Mektubunda diyor ki; “Bu fakire göre,” yani benim kendi kanaatime göre diyor İmam-ı Rabbani, “bu dünyada olan her şey suret ve hayaldir.” Yani beynimizde maddenin görüntüsüyle muhatap oluruz, kendisiyle muhatap olamayız, diyor. Maddenin kendisi ayrıdır, fakat biz görüntüsüyle muhatap oluruz, diyor. Bakın: “Bu fakire göre bu dünyada olan her şey suret ve hayaldir.” diyor. “İnsan dünyada rüya ile hayal ile oyalanıp kalır” diyor. Allah’ın gösterdiği görüntülerle, inşaAllah. Dünyaya da itibar eder diyor, insanlar da o beyinlerinin içindeki görüntüye aldanıp, birbirlerini boğmaya çalışıyor, o onu dövüyor, o onu kesiyor, asıyor. Hepsi Allah’ın beyninde ona gösterdiği görüntüler. Dışarıda bedenleri vardır, cisimleri vardır fakat onu asla göremezler, inşaAllah. Bediüzzaman diyor ki: “Hem mecburen madde öz değil, esas değil.” Madde öz değildir, esas da değildir madde, diyor. “Müştekar değil ki; işler ve iyilikler ona takılsın, ona bina edilsin. Belki yarılmaya, erimeye, yırtılmaya hazır bir elbisedir, bir kabuktur ve köpüktür ve bir surettir” diyor. Evet, Bediüzzaman çok uzun anlatmış. Bediüzzaman’ın açıklamalarını ayrıca değerlendiririz, inşaAllah.
İnşaAllah. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. İki-üç aydır MPL kanalından İskender Ali Mihr diye bir kişi yanlış açıklamalarda bulunuyor” diyor. Bırakın garibanla uğraşmayı, Allah aşkına, bir avuç insan yani. Değişik işte; yanlış görüşleri, düşünceleri yanlış, çoğu yanlış, ama bizim asıl hedefimiz Darwinizm ve materyalizmdir, küfür ve deccaliyettir. Onlar, kaale alacağımız insanlar değiller, o anlamda önem vereceğimiz kişiler değiller; yüz-yüz elli kişilik bir topluluk. Oturup büyük bir olaymış gibi büyütmeye de gerek yok. Dinsiz, imansız da olabilirlerdi, öyle olacağına işte öyle olmuşlar. Allah hidayet versin, eksik yönlerini Allah düzeltsin, inşaAllah. Açıkladık, yanlış eksik yönlerini anlattık. Ne yapayım başka? İnşaAllah.
Astronotumuz konuşmaya devam etsin, dinleyelim.
VTR: Cübbeli’nin saygıya uygun olmayan tüm ifadelerinden Allah’ı ve ayetleri tenzih ederiz.
ADNAN OKTAR: Evet, işte üslubundan görüyorsunuz, ben yorumlamıyorum, yani dine bakış açısı böyle, kişiliği böyle, açık açık, gizlemiyor da zaten, söylüyor adam. Buna rağmen adamlar şakşaklamaya kalkarlarsa, bu adam da böyle faaliyetine devam eder işte, bu kafayla devam eder. Nedir bu, burada?
ALTUĞ BERKER:Cübbeli ile Nimetullah Hoca’nın fotoğrafı, Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, Nimetullah Hoca çok büyük bir alimdir. Bak, Hocaya karşı sevgisi çok derin. Mesela Niimetullah Hoca Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda geldiğini söylüyor, Şeyh Efendi. Cübbeli ona da karşı. Astronotluğu tuttu, her yere bir tavır alıyor. Nimetullah Hoca’nın filmi varsa onu bir yayınlayalım.
VTR: Nimetullah Hocaefendi, bu yüzyılın İslam’ın yüzyılı olacağını söylüyor.
ADNAN OKTAR:“İyi geceler, ben İstanbul’dan Tufan Başkır. Programınızı büyük bir topluluk olarak, hayranlıkla izliyoruz. Program için başta Adnan Hocamıza ve sizlere çok teşekkür ederim.” Kampüsten seyreden gençler, öğrenci arkadaşlar yazmışlar. Okullarının ismini vermeyeyim. “Şu an kampüste seyrediyoruz” diyor, maşaAllah. “Gün geçtikçe daha geniş kitlelere ulaşıyorsunuz, maşaAllah” diyor. O doğru, maşaAllah. “Hocam, gündüz de canlı yayın programı yapsanız” diyor Enis. Olur, inşaAllah. Sabah yapalım, sabah. Sabah kaç iyi? Bana yazsınlar sabah kaçta istiyorlarsa. Çok uzun değil de, sabah öyle bir program yapabiliriz, inşaAllah. Şimdi haber bekliyorum. Sabahları başka bir yerden yapalım canlı yayın, inşaAllah. Buradan eve giderken arabada canlı yayın yapabiliriz. Bazen gezintiye çıkıyorum oradan canlı yayın yapabiliriz; canlı yayın arabasıyla yapabiliriz. Ama saat kaç iyi, uygun söylesinler kardeşlerimiz, ona göre de sabahları bir program yapalım.
Enis Ceyhan; “Hocam İttihad-ı İslam niye bu kadar önemli? Türk İslam Birliği niye önemli? Hz. Mehdi (a.s.) niye bu kadar önemli? Hz. İsa (a.s.)’ın inişi niye önemli? Daha önemli konular var.” diyor. Daha önemli işte; senin pilav, mercimek yemen, evlenmen, düğünün, yemen içmen, uyuman, uyumadaki sünnetlere uyman, pilav yemedeki sünnetlere uyman, sakalının boyu, değil mi? Daha önemli ne olur? İttihad-ı İslam’dan, Türk İslam birliğinden daha önemli ne var yani? Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışından, Hz. İsa (a.s.)’ın inişinden daha önemli ne var? Sen bunları önemli görmüyorsan, zaten senin din anlayışın ne? Ne kalmış geriye? Cübbeli size; Hz. Mehdi (a.s.) karşıtlığını, İttihad-ı İslam karşıtlığını, Türk İslam birliği karşıtlığını yedirdi adeta, içirdi kromozomlarınıza kadar. Sizin kime uyduğunuzdan, neye uyduğunuzdan haberiniz yok ve bin pişman olacaksınız ahirette, inşaAllah. Kardeşim, adamlar İttihad-ı İslam’a karşı olmayı marifet biliyorlar, yani takva alameti olarak görüyorlar, mümin alameti olarak görüyorlar. Mehmet Talu Hocamız, “Hz Mehdi (a.s.) çıktı” dedi diye, mübareği aforoz ettiler adeta, akla hayale gelmedik laflar ettiler. Bak sen; “İttihad-ı İslam niye önemli?” diyorsun. Al, sana niye önemli göstereyim.
ALTUĞ BERKER:Filmi var Hocam, uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Göster, evet. Afgan sivilleri vuruyorlar Amerikalı askerler.
ALTUĞ BERKER:Normal, bisikleti ile giden Afgan sivillere pusu kurmuşlar, öldürmüşler, Hocam bilerek.
ADNAN OKTAR:Yani Afganistan’da bisikletle gezmek suç, böyle oluyor işte. Tenha bir yerde gezersen, bittin. Ana caddede de fark etmiyor, çekip vuruyorlar. Bak, çocuğun bisikleti yere devrilmiş.
ALTUĞ BERKER:Onlar da; “ayakkabısına bak” diyor, dalga geçer vaziyette konuşuyor. “Hepsinin resmini çektim” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak, delik deşik ediyor sokakta, o kadar. Bu, avukat mı tutacak, savcıya mı şikayet edecek, kime şikayet etsin Afganistan’da? Şikayet edecekse, Amerikan Kuvvetleri Komutanlığı’na şikayet edecek. Şikayet edeceği yer burası. “Niye öldürdünüz? “ diyor askere adamlar soruyorlar, en fazla yani fevkalade bir şey olursa; zaten sorulma yok da, illaki bir başka Amerikalı asker şikayet ederde, hakikaten iş ciddiye binerse, adamın başına bir silah koyuyorlar; bize silah sıkmıştı, biz de çektik vurduk diyorlar, o kadar basit. Bunların elinde çok mevzul miktarda ruhsatsız silah var. Zaten oradan buradan sürekli topluyorlar. Adamı çekip vuruyorlar, birkaç el havaya ateş ediyor, yanına koyuyor silahı, buyrun. Zaten savcı falan yok orada, öyle bir şey yok. Sadece silahı görmesi yeterli adamların, bakıyorlar, doğru diyorlar. Tutanak tutuyorlar, silahla ateş ettiği için o da onu çekmiş vurmuş, başka bir şey yok, konu bu” diyor. Enis kardeşimiz de bize, Enis Ceyhan da; “niye İttihad-ı İslam’dan, Türk İslam Birliği’nden bahsediyorsun, o kadar mı önemli?” diyor. Şimdi ben buna öyle okkalı bir cevap veririm ki, yani bu Enis’e, fakat gitmez şimdi. Dünyanın her yeri kan ağlıyor, bütün Müslümanlar kan ağlıyor, nasıl önemli olmaz? Her yer perişan. Bunun durdurulması için sevginin, şefkatin, merhametin, dostluğun, arkadaşlığın dünyaya hakim olması lazım, değil mi? Hristiyanları da perişan ediyorlar, Musevileri de perişan ediyorlar, Müslümanları da perişan ediyorlar. Hepsini kurtarmak istiyoruz. Adamın kafasına sarık sarmasıyla, geğirerek pilav yemesiyle olmuyor ki bu olaylar, değil mi? Biraz akılcı bakmaları lazım, felaketi görmeleri lazım. Bakın, Libya yerle bir oldu, diğer İslam ülkeleri sırada, daha hala seyrediyorlar. Cübbeli ne diyor? İttihad-ı İslam’a gerek yok diyor adam, Türk-İslam Birliğine gerek yok, Hz. Mehdi (a.s.)’a gerek yok, 570 yıl sonra olsun diyor. Deccaliyet, küfür Müslümanların üzerine çökmüş, perişan durumdalar. Böyle bir durumda 570 yıl beklenecek durum var mı? Niye bekleyelim 570 yıl? Bir an önce İslam dünyaya hakim olsun. Sevinç hakim olsun, güzellikler hakim olsun, medeniyet hakim olsun. Nedir o?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Afganistan’daki o askerler mahkemede neler yaptıklarını söylemişler. Ben biraz daha detay vereyim o kardeşimize. Köylere girerek etrafta öldürecek kişi aramışlar. İlk olarak, çiftlikte tek başına işçi olarak çalışan 15 yaşında bir çocuğu seçip, onu öldürmüşler ve ardından, sağır ve zihinsel özürlü bir Afganlıyı öldürerek, kafasından bir parça alıp hatıra olarak saklamışlar. Bir başka köyde rast gele bir eve girerek, kalabalık aile ortamının içinden yaşlı bir din adamını sürükleyerek dışarı çıkarmışlar. Bir hendeğin yanına götürerek yere diz çökmeye zorlamışlar ve üzerine el bombası atarak ayaklarını koparmışlar. Ardından, ceplerinden çıkardıkları makasla ölen yaşlı adamın serçe parmağını kesmişler ve bir dişini söküp, alıp saklamışlar. Askerler, öldürdükleri kişilerle böyle fotoğraf çekip e-mail göndermişler arkadaşlarına.
ADNAN OKTAR: Tabii internette en çok övündükleri konu bu. Afgan kızlara tecavüz ederken resimleri; bir de sapıklar da her türlü ahlaksızlığı yapıyorlar, onların resimlerini gönderiyorlar. Öldürdükleri, şehit ettikleri insanların başına böyle çökmüş ayağının altında, postalın altında resimler çekinip gönderiyorlar. Şu an en çok övündükleri konu bu. Arkadaşları da, helal olsun, ne yaman delikanlıymışsın, diyorlar. Bak, görüyor musun? Ölünün gözünü açıyor zorla, onun resmini çekiyor; hatıra olarak göndermek için arkadaşlarına. Yani Amerika’ya hatıra olarak göndermek için. Adam da bana diyor ki: “İttihad-ı İslam’a ne gerek var, neden buna gerek duyuyorsun ki? Sabaha kadar tesbih çekelim, oturalım, bekleyelim” diyor. Tesbih çekmek sünnet, İttihad-ı İslam farz, vaktimiz yok. Başka resimler var mı? Nedir onlar?
ALTUĞ BERKER:Yok Hocam. Bir de Amerikan askerinin resmi var.
ADNAN OKTAR:Bakın öldürmüşler çocuğu, vücudunu da yarmışlar, onu filme alıyor, arkadaşlarına, övünmek için gönderiyor, inşaAllah. Cübbeli Ağabeyiniz de, Cübbeli Hocanız da, “Müslümanlar 570 yıl daha uyusun, diyor. Ona uyutma görevi vermişler, bir de takva adına; bakın benim sarığımın boyu şu kadar, sakalımın boyu bu kadar. Bakın sakalımı şöyle kaşıyorum, böyle takvayım, takva böyle olunur, diyor. Takva, İttihad-ı İslam’ı istemekle olur, Türk İslam Birliği’ni istemekle olur, birlik ve beraberliği istemekle olur. Barışı, kardeşliği, sevgiyi, dostluğu istemekle olur. Adam, Şiilerin pırasa gibi doğranmasını istiyor, Caferilerin pırasa gibi doğranmasını istiyor. Müslümanlara da adam göz açtırmıyor. Bir de 570 yıl da bekleyin, diyor. Adamı da maytaplarla, alkışlarla karşılıyorlar, ne güzel, karşı geliyor ne kadar hoş, diyor. İttihad-ı İslam’a karşı olmasını, Türk İslam Birliği’ne karşı olmasını, Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı olmasını, Hz. İsa (a.s)’ın gelişine karşı olmasını bir kalıbına oturtmuş, diyor ki; 570 sene sonra gelecek. Kardeşim zaten adamlar birçok yol bulmuş kimi, şahs-ı manevi diyor engelliyor, kimi ruhtur görünmez diyor engelliyor, kimi 570 yıl sonra diyor, kimi bin yıl diyor. Herkes kendine bir yol bulmuş, çeşitli yollar bulmuş, maksat Mehdiyet’i engellemek, İttihad-ı İslam’ı engellemek, Türk-İslam Birliği’ni engellemek. Türk-İslam Birliği olduğunda, sanat, bilim, hayat, demokrasi, özgürlük tam rayına oturur, her şey çok güzel olur, bu cinayetler de aniden durur, bu kepazelik de anında durur. Ne Musevileri dövüp, söverler, bombalarlar, ne Hıristiyanları asıp keserler, ne Müslümanları asıp keserler. Bütün dünya huzura, rahata, barışa kavuşmuş olur.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Musevi çocuk resimleri var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Bakın mesela bu küçücük çocukları, bunları öldürmeyi adamlar yiğitlik, delikanlılık olarak algılıyorlar. Acayip şeker. Mesela bakın bir ayyaş var, konuşmasını bir gün yayınlayayım. En ufak çocuk, mesela bu çocuk; hepsi lanetlidir bunların, diyor. Mesela şu an onun kafasına göre bu çocuk lanetliymiş ve hepsinin öldürülmesi gerektiğine inanıyor adamlar. Ben böyle bir manyaklık şekli görmedim, böyle anormallik görmedim. Bu el kadar çocuğun, bu sabinin ne suçu var, neden öldürülsün, neden zulüm yapılsın? Onlarda da cins tipler var, Filistinlileri katlettiriyorlar, arabayla eziyor, diyor. Müslüman’ım diyen adamlarda, onlarda böyle bir şey var. Mehdiyet her ikisini de durduracaktır. Filistin’in çektiği acıları da durduracaktır, İsrail’in çektiği acıları da durduracaktır. Her yerin yobazı var, mesela bak Amerikalıların yobazları da bunlar. Musevi’nin de yobazı oluyor, Müslüman’ın da yobazı oluyor. Akılları fikirleri kan, irin, asmak, kesmek, dövmek, sövmek. Ne gerek var kardeşim? Barış içinde, kardeşlik içinde, güzel yaşamak varken, değil mi? Bütün enerjini sanata ver, bilime ver, estetiğe ver, güzelliğe ver, herkes kardeş olsun, bayram ortamı olsun, huzur içinde yaşayalım. Para veriyorsun silaha yatırıyorlar, para veriyorsun bombaya yatırıyorlar.
Serhan Karaçam: “Cübbeli Ahmet Hoca’nın deccal ile ilgili anlattıkları hadis” diyor. Tamam, doğru hadis, ama müteşabih. Müteşabihi olduğu gibi aldığında sen, dine zarar vermiş olursun, dine saldırmış olursun. Mesela arslan gibi bir adam dediğinde, Peygamberimiz (s.a.v.) birisine arslan gibi dediğinde, adamın yeleleri şu kadar, dişi bu kadar diye anlatırsan, vicdansızlık yapmış olursun, dine saldırmış olursun, dine en büyük zararı vermiş olursun. Arslan gibi adam demek, iri yarı, gösterişli, heybetli demektir. Sen onu tutup, kuyruğundan bahsedersen, efendim dişlerinden bahsedersen, dört ayak üzerinde yürüyor dersen, bu akıllı bir hareket olur mu, normal bir hareket olur mu? Bu hadis böyle mi anlatılır? Dolayısıyla müthiş tahribat yapıyor Cübbeli. Bunu Bediüzzaman söylüyor. “Avam-i müminine büyük zarar verirler” diyor Bediüzzaman. “Hakikat telakki ederek müteşabih olan hadisleri bazı zahir ulemalar, zahir şekliyle açıklayarak avam-ı müminine zarar verirler” diyor. Şu anda da zarar veriyorlar. Biz de biliyoruz hadis olduğunu, ama bizim açıkladığımız tam oturuyor. Mesela, “Hz. Mehdi (a.s.) avucunun içine bakar, arkadaşlarını görür” diyor. Nedir bu? iPod, telefon, asrımızdaki yeni teknolojik gelişmeler. Mesela “Hz. Mehdi (a.s.) gece konuşur, bütün insanlar onu duyarlar ve yattıkları yerlerden onu görürler” diyor. Bu nedir? Televizyon. “Her insan kendi dilinde duyar” diyor. Nedir? Anında yabancı dillere tercüme edilecek demektir. Cübbeli’nin anlatımına bir bakın? Gökyüzü meleklerle dolacak, diyor. Mesela İstanbul’da farz edelim, Beyazıt’a gelecek, Hz. Mehdi (a.s.)’ı bütün melekler gökyüzünden İstanbul’da gösterecek; milyonlarca Melek. Herkese kendi dilinde söyleyecekler, bağıracaklar, diyor. Fransızca, Almanca, İngilizce, Rusça gökyüzünde bağıracakmış Melekler, Hz. Mehdi (a.s.) bu diye. Hz. Mehdi (a.s.) de diyecekmiş ki, ben Hz. Mehdi (a.s.) değilim. Tahribat değil mi bu yaptığı? Serhan, yanlışım varsa söyle.
“Sayın Hocam, Türk-İslam Ülkücülüğü hakkında ne düşünüyorsunuz, kısaca anlatır mısınız? Saygılar, Sedat.” Koç yiğitliğin diğer adıdır, Türk-İslam Ülkücülüğü nedir? Türk-İslam Birliği’ni savunuyorsa bir insan, koç yiğittir. Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Suriye’de de gösteriler vardı Hocam, onlarla ilgili görüntü gösterebilir miyim? Hafız Esad’ın heykellerini yıkıyor Suriyeliler.
ADNAN OKTAR:Hafız Esad süfyandır.
ALTUĞ BERKER:Oğlu Beşir Esad şimdi biraz reformlar yapmaya başladı, bu isyanlarla birlikte. Sıkıyönetimi kaldırdı, ama devam ediyorlar hala.
ADNAN OKTAR:Beşir Esad’ın, Suriye’yi direkt Türkiye’ye teslim etmesi lazım. Türkiye’nin yönetimine verilmiş olsa şahane olur, bir anda olay düzelir. Hafız Esad’ın heykellerinin ne işi var Suriye’de? O kadar katliam yapmış, o kadar cinayet işlemiş adamın heykeli dikilir mi, alay eder gibi? Adam azılı katil, on binlerce, yüz binlerce Müslüman’ın kanına girmiş adam. Bir de heykelini dikmiş marifet gibi. Oğlu iyi ama, daha yumuşak huylu, insancıl. Fakat o da son zamanlardaki politikası, sertlik politikası doğru değil. Bir kere halka silah kullanılmaz. Orada kan akıtması hiç doğru bir hareket değil, çok anormal bir hareket yaptığı, çok yanlış. Mesela polis Türkiye’de kimseye silah sıkmıyor. Ne yapıyor? En fazla basınçlı su sıkıyorlar, böyledir. Böyle, tabancayla, tüfekle halkın üzerine böyle gitmek çok çok yanlış. Çok büyük hata yaptı Beşir Esad da.
ALTUĞ BERKER:Kırk bin Şii katletmiş Hocam Hafız Esad.
ADNAN OKTAR:Ne kırk bini, ne dört yüz bini, çok acayip tahribat, katliam yaptı.
ALTUĞ BERKER:Suriye’de hükümet istifa etmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum, ahlak ve hikmet kapımız”. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Herhalde vesile oluyoruz, inşaAllah “Gömleği beyaz, fikri beyaz, mendili beyaz canım Hocam” diyor, bir hanım kardeşimiz, maşaAllah. “Hakikaten astronotun anlattıkları masal gibi. İnsanların uyuması için uğraşıyor. Canım Hocam, az önce gece üçten sonra geliyorsunuz dediler, ama bizim bundan haberimiz yok. Üçten sonra sohbet mi veriyorsunuz” diyor. Üç değil de sabah olabilir. Sabah işe gidenler oluyor ya, o saatlerde, yedi-sekiz gibi olabilir belki, değil mi? O saat iyi, yedi sekiz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Dokuz geç olur. Evet.
Enis işte, aşağı yukarı aynısı, ben özetini söylüyorum. Sen Mehdiyet’e karşıysan, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişine karşıysan, İttihad-ı İslam’a karşı olmuş olursun. Sırf Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı olmak zaten yeterlidir. Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı olmak demek, hepsine karşı olmak demektir. “Ben onu demek istemedim”, şimdi Cübbeli Ağabey’in gibi sen de böyle, ne bileyim hafif hafif olayı çevirirsen, olmaz. O da öyle demagoji yapıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’a, Mehdiyet’e karşı olmak ne demektir? İttihad-ı İslam’a karşı olmak demektir. Adam 570 yıl sonra diyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Demagojiye gerek yok, dürüst olun. Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı olan, Hz. İsa (a.s.)’a da karşı olur. 570 yıl sonra, Hz. İsa (a.s.)’da 570 yıl sonra, ittihad-ı İslam da 570 yıl sonra, Türk-İslam Birliği? O da 570 yıl sonra. 570 yıl Müslümanları mahvedecek o zaman küfür, bu anlama geliyor. Yanlışsa söyle, demagojiye girersen, o zaman uğraşmak zor olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İbrahim Tatlıses ile ilgili bir resim var Hocam. İyileşmeye başlamış, onu normal odaya almışlar, yoğun bakım odasından. Sayın Başbakan da ziyaret etmişti onu. “İyi olduğunu, sevenlerinin duasını beklediğini” söylemiş.
ADNAN OKTAR:İyi geçmiş olsun, Allah şifa versin. Mazlum kendi halinde bir insan. Çok ayıp yaptılar, çok büyük bir vicdansızlık, değil mi?
ALTĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Sanatçı, kendi halinde bir insan. Bu yiğitlik değil. Çok çok çok çirkin bir hareket.
“Hidayetin ne olduğunu anlatabilir misiniz” diyor, Fırat İnce. Hidayeti Kuran anlatıyor, size Kuran yetmiyor ki kardeşim. Kuran yetmiyor, diyorsunuz. Allah diyor ki; “Kuran yeterli.” Siz yeterli değil, ayrıca vahye ihtiyaç var, diyorsunuz. Adam bana vahiy geldi diyor, çırpınıyor, bu güzel, diyorsunuz. Kuran yeterli değil diyen adama ben ne anlatayım? Allah yeterli diyor, siz yeterli değil, diyorsunuz. Aç bak istersen, internette yazıyor adam, bana vahiy geldi diyor, açıkça anlatıyor, detay detay anlatıyor. Hidayeti Allah açıklıyor Kuran’da. Yok o yeterli değil, ben bilirim, diyor. Yani Allah anlatamadı, ben anlatırım, diyor. Allah anlattığına göre Kuran’daki neyse odur.
ALTUĞ BERKER:Bir Dawkinsçi ateist Rıchard Morgan’ın dine döndüğüne dair bir haber vardı Hocam, inşaAllah. Anlamış yanlış olduğunu Dawkins’in ifadelerinden. En son uzaylılar demişti.
ADNAN OKTAR:Ama ben buna benim kitabımı gönderdim, Yaratılış Atlası gitti bu şahsa, Yaratılış Atlası’nı okudu. Hakikaten Darwinistti, ünlü ateistti, felsefeci ve Dawkins’in izahlarının yanlış olduğunu; kendi sitesinde de zaten okudu, oradan da anladı, benim kitabımla karşılaştırınca kanaati geldi, anladı ki Dawkins atıyor, inşaAllah. Serbest atışta, poligoncu, inşaAllah. Dolayısıyla konu bitmiş oldu. Bir tek o değil, Dawkins’in bütün arkadaşları aşağı yukarı vazgeçtiler. Tebrik ediyoruz Rıchard kardeşi de. Haydi bakalım.
ALTUĞ BERKER:İman hakikati resimleri gösteriyorum, inşaAllah.
Yeni tsunami görüntüleri vardı Hocam Japonya’dan.
ADNAN OKTAR:Bakalım.
VTR:Japonya’dan tsunami görüntüleri.
ADNAN OKTAR:Suyun gücünün bu kadar yüksek olması hayret verici, Allah’ın hikmeti.
ALTUĞ BERKER: Eğer görmek isterseniz bir tane daha var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Su ile helak, Kuran’ da çok geçen konulardan bir tanesi. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, çokça olacağı belirtilen bir husus ve çokça karşılaşıyoruz, herkes de görüyor. Büyük olaylar olduğunu ağabeyler de anladılar, şahs-ı maneviciler de anlamaya başladılar. Bakın ben dedim, Hz. Mehdi (a.s.) kendisini anlatmayacak, olaylar Hz. Mehdi (a.s.)‘ı anlatacak. Olaylar Hz. Mehdi (a.s.)’ı ispat edecek, Hz. Mehdi (a.s.) kendini ispat etmeyecek. İnsanlar bakacaklar, başka bir açıklaması yok bunun diyecekler. Kendileri anlayacaklar, kendileri bulacaklar. Biri var dünyada diyecekler, bir şey var, bir olay var, biz bunu bulacağız diyecekler, kendileri bulacaklar. Allah insanların kendilerine bulduruyor. Cübbeli’nin dehşeti de bundan, dehşete kapıldı şu an, Hz. Mehdi (a.s)’ın varlığının farkında. Yıllardan beri, bakın 1980’den beri biliyorlarmış Hz. Mehdi (a.s)’ın hayatta olduğunu. Bakın bunu biz bilmiyorduk, yeni öğrendik. Şeyhim Ahzab Suresi, 27 ve 28. ayetler.
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, herşeye güç yetirendir. Ey peygamber, eşlerine söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir tarzda sizi salıvereyim.” “Eğer siz Allah'ı, Resûlü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır."
ADNAN OKTAR: Demek ki evlilik ne için yapılıyormuş? Allah için, Allah yolunda mücadele için ve ahiret yurdu için. Çıkar için evlilik olmuyormuş Bakın evliliğin ruhunu Allah iki ayetle açıklıyor, çok net. Allah’ı, Resulü’nü ve ahiret yurdunu, inşaAllah. Ahzab Suresi, 23.
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Mü'minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şehitlikten bahsediyor Kuran, inşaAllah. Şeyhim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Bir papağan gösterebilir miyim.
ADNAN OKTAR: Seyfullah Tokgöz, Seyfullah sana cevabı ne zaman verelim. Şimdi misafirlerim var. Bir saat sonra sana cevap vereyim. Bir kere Cübbeli Ağabey’ini kurtarmaya hiç çalışma, adam alenen Mehdiyet’e karşı, net olarak. Fatih Altaylı ve Aydın Doğan’la beraberler, siz onun gerçek mahiyetini daha anlayamadınız, daha hala saf saf 570 yıl sonra Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağını düşünüyorsunuz. Yer yerinden oynuyor, İslam aleminde yer yerinden oynuyor; 570 yıl, Allah’tan korkun. Yüz yıl geçiyor, yüz yıl geçiyor, yüz yıl geçiyor daha hala İslam hakim olamıyor, 570 yıl sonra, diyor. Bir de nasıl bir vicdanla bunu savunuyorsun, ben anlamıyorum. Evet ne yapıyoruz Berker’im?
ALTUĞ BERKER: A9 TV’den ve HarunYahya.TV’den devam ediyoruz, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00 ‘den itibaren A9 TV, Samsun Aks, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...