SUNUCU: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Konuklarımız Başak ve Nihan Hanım, hoş geldiniz. Hocam.
ADNAN OKTAR:Bana sözü tebliğ ediyorsun ben de, Berker Hocam’a tebliğ ediyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Güzel kuşlarla başlayabilir miyim Hocam, iman hakikati olarak.
ADNAN OKTAR:Başla bakalım. Hadi bakayım, inşaAllah. Bu ne şeker şey, maşaAllah, tablo gibi, bayağı güzel. Tam sevmelik bunlar. Huyları da çok şeker oluyor bunların.
ALTUĞ BERKER:Simetri ve altın oran, dediğiniz gibi, bütün hayvanlarda tam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tabii bunlara iman gözüyle bakılırsa görülür. Yoksa iman gözüyle bakılmazsa, bambaşka görülecektir. Hepsinde hem simetri var, hem altın oran var, hem de mükemmel renkler var, hem de bir tatlılık var, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, başka neler var?
ALTUĞ BERKER:Risale haber sitesinde güzel bir haber vardı Hocam bugün. Metin Karabaşoğlu “Hutbe-i Şamiye’nin yüz yıllık serencamı” başlıklı yazısında; “Günümüzden 100 yıl önce Bediüzzaman’ın Şam’da verdiği Hutbe’de söylediklerinin bir bir gerçekleştiğini görüyoruz” demiş. “Bediüzzaman, İslam dünyasının dörtte üçünün doğrudan Batı’nın esareti altında olduğu, Osmanlı’nın yıkılmakta olduğu o dönemde, Şam’daki Emevi Camii’nin kürsüsüne çıkmış ve ilk cümlesinde; Allah’ın rahmetinden kesinlikle ümit kesilmeyeceğini, ifade etmiştir. Sonrasında en ufak bir yeis, ümitsizlik zerresi dahi göstermeden kesin bir kanaat ile “İstikbal (gelecek) yalnız ve yalnız İslâmiyet’in olacak. Ve hâkim, hakâik-ı Kurâniye (Kuran hakikatleri) ve imaniye olacak” müjdesini vermiştir. Bu bir hayal, zan ya da temenni değil harikulade bir imani muhakemeye dayanan bir hakikattir” demiş. “Nitekim içinde yaşadığımız zaman da din dışı bir yeryüzü cennetinin imkansızlığını ortaya koyarak, tüm insanların dine yönelişine vesile olmuştur” şeklinde yazmış. Ve yazısını şöyle bitirmiş; “Rahmeti Rahman’dan umulur ki,Bediüzzaman’ın Hutbe-i Şâmiye’de dile getirdiği hakikatli rüya, 100 yıl sonra gerçek olacak.” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet, dünya tabii bir imtihan ve eğitim yeri. Burada milyonlarca insan sunuluyor dünyaya. O milyonlarca insan içerisinden çok az insan istenilen derecede kaliteli olabiliyor. Mesela, belirli bir yüzde veremiyorum ama dünyada; iş yeri, çocuklar, düğün, evlenmek, yemek içmek, güzel giyinmek, şöhret olmak gibi düşünüyorlar. Ama bunlara akılcı bakıldığında mesela, yemek yiyen adam, yemeğin görüntüsüyle muhatap oluyor bir kere, bir. Yemek yediğinde de yemeğin meydana getirdiği kolesterol, şu, bu falan onlardan rahatsız oluyor yani yemek yediğinde yemek ona illaki şifa olmuyor. Yemekten de rahatsız olabiliyorlar. Yese bile, mesela 20 yaşındaysa iki on sene sonra 40 yaşında oluyor. Bir, iki on sene sonra da 60 yaşında oluyor. Yani, hayat süratle gidiyor. Yemek yemeye bir vakit ayırıyor, dişlerini yıkıyor onunla uğraşıyor, ertesi gün bir daha yemek yemeye vakit ayırıyor, bir daha vakit ayırıyor ama günler anında geçiyor, bütün yediği içtiği burada kalıyor, toprağın altına giriyor adam. Ve toprağın altında da paramparça oluyor etleri. Yani emek emek geliştirdiği etleri paramparça olmuş oluyor. Mesela vücut yapıyor, bodycilik yapıyor, toprak, o gelişmiş vücudu daha iyi parçalıyor, daha geniş imkanı olmuş oluyor. Mesela kadın olağanüstü güzel oluyor ama toprak güzel dinlemez, toprak paramparça eder. En güzel delikanlıları, en güzel kadınları içine aldığında toprak, lime lime ediyor, dümdüz eder. Bu ortamda biz de imtihan olmuş oluyoruz. Kişiliğimizi, karakterimizi; mesela mülayim miyiz, insancıl mıyız, affedici miyiz, şefkatli miyiz, yardımsever miyiz, kendi kendimizi görüyoruz. Allah bizi zaten biliyor. Kişiliğimizi görmüş oluyoruz. Aslında akılcı bakılırsa, dünya bu kadar çılgınlık yapılacak bir yer değil. Bu kadar hırs yapılacak bir şey de yok. İnsan, baştan sona acz içinde. Yüzünü yıkamasa ne hale geldiğini görüyorsunuz. Mesela kadınlar makyaj yapıyor, saçını tarıyor, bakım yapıyor, yemek yiyor ancak kendine geliyor, ancak yüzüne bakılacak hale geliyor. Ama bu her gün oluyor aşağı yukarı. Aczi insanlar gizlediği için, insanlar birbirlerini çelik gibi görüyorlar. Halbuki herkes aczi yaşıyor fakat acz gizleniyor. Mesela her gün burnunu yıkar, her gün ağzını yıkar, her gün kulağını yıkar, temizlemek durumunda kulağını, saçlarını yıkamak durumunda, mesela saçında acz oluşuyor, vücudunda acz oluşuyor. Koltuk altlarına her gün deodorant tarzı bir şeyler kullanıyor. Yoksa çok rahatsız edici hale gelebiliyor. Ama vücudunun bütün bölgeleri öyle, tek tek rahatsız edici özel olarak öyle yaratılmıştır. Yani her bölgesi ayrı olarak rahatsız edici yaratılmıştır. Doğal ihtiyaçları her gün insanların karşısına gelir. O bütün aczine rağmen mesela, kanser, ülser, baş ağrıları, bel ağrıları, sırt ağrıları insanın üzerinde o kadar yoğun oldukları halde, insanlar bunları birbirlerine sezdirmedikleri için, bütün insanlar kendilerini çelik gibi yaşayan bir görünümde sunuyorlar etrafa. Halbuki öyle değil. İnsanların hemen hemen tamamına yakını ilaç kullanıyor, bin bir türlü ilaç kullanıyor; baş ağrısı için, diş ağrısı için, enfeksiyonlar için, birçok rahatsızlıklar için ilaç kullanıyorlar. Fakat birbirlerine sezdirmedikleri için bunun farkına varamıyorlar ve aczini de o kadar göremiyorlar. Allah bunların hepsini kendisini düşündürtmek için yapıyor. Yani dünyaya bağlanmasınlar diye yapıyor. Ama buna rağmen bir rekabet ortamı olduğu için, insanlar dünyaya deliler gibi bağlanıyorlar. Ama akılcı bakıldığında da hiç bir şey olmadığını görüyoruz. O şekilde çılgınca bağlanılacak maddi bir şeyin olmadığını görüyoruz. En sevilen şeye baktığımızda, Allah’ı sevmenin en güzel olduğunu görüyoruz. En zevkli olanın, en tükenmez olanın, O olduğunu görüyoruz. O’nun dışında hepsi boş. Yani yemek yesen de boş, insan da, mesela bir süre sonra ölüp, parçalanıp gidiyor. Araba da çürüyor, parçalanıp gidiyor, modası geçiyor, geçersiz hale geliyor. Makam mevki hemen insanın elinden gidiyor. Mesela şöhretli oluyor ama şöhreti kısa süre sonra gidiyor. En ünlü insanlar bakın, bugün ortada yoklar. Her ünlü insan unutulur bir süre sonra. Sakıp Sabancı’yı herkes severdi eskiden, her gün gündemdi, şu an ortada yok. Sosyetenin birçok tanınmış ismi yok, birçok başbakan yok, birçok siyasetçi ortada yok, sanatçı yok, birçok yazar yok, çok ünlüydü çok tanınmışlardı ama hepsi yok. Teker teker, sıradan insanlar çıkıyor, bir yandan da sıradan yerin altına giriyorlar. Bir kısmı topraktan çıkıyor, bir kısmı toprağa giriyor, sürekli, bu devam ediyor. Bunun düşünülmesi için tabii kısa kısa da olsa anlatımlar gerekiyor. Yani uzun anlatım şart değil. Ara ara insanların birbirlerine bunu hatırlatması çok hayati. Hatırlatılmazsa; insan rahatça gaflete düşebilir. Mesela alkışlar arasında Marilyn Monroe çıkardı zamanında, yer gök birbirine karışırdı. Kadının cesedinin resmini çekmişler, eli yüzü şişmiş perişan şekilde. Kennedy çok ünlüydü, hemen gitti. Amerikan Cumhurbaşkanları o devrin yenilmez, yıkılmaz adamları olarak görünüyorlardı, teker teker hepsi gittiler. En ünlü paşalar, en ünlü askerler, insanlar, sanatçılar falan teker teker gidiyorlar. Fakat ölüm hatırlatılmadığı için, insanlar sadece diri ve zinde insanları gördükleri için, ölümü düşünmek istemiyorlar, ahreti de düşünmek istemiyorlar. Fakat kısa anlatımlar, halkın arasında yapılan kısa anlatımlar çok önemli, çok büyük faydası olur. Yani derli toplu düşünmeye sebep olur. Hiç kimse anlatmadığında çok az insan düşünecek halde oluyor ama bu şekilde kısa da olsa anlatılması tefekküre neden olur.
Evet, Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Yaşlılık da demiştiniz, Hocam. Onunla ilgili bir resim gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Evet, bakalım.
ALTUĞ BERKER:Anita Ekberg zamanının yıldızı, şimdi yaşlanmış, bu hale gelmiş.
ADNAN OKTAR:Evet, bakın, o zamanlar “dünyalar benim” diyor. Bir de mezardaki halini de düşünün.
ALTUĞ BERKER:Sayın Davutoğlu ile ilgili; “Ehliyetine inandığımız herkesi, Türkiye’yi temsilen görevlendirebiliriz” demiş Hocam. Bir Ermeni vatandaşımızla ilgili. Türk vatandaşı olan Ermeni asıllı Daron Acemoğlu’nun OECD daimi temsilciliğine atanma durumu varmış. Dışişleri Bakanımız da “Kendisi gurur duyduğumuz bir vatandaşımızdır. Yıllardır kendisini takip ederim. Akademik çalışmaları izin verirse, neden olmasın?” demiş. Ünlü bir ekonomistmiş, ihtisas alanında.
ADNAN OKTAR:Çok şahane, bayağı güzel. Millet-i sadıka dönemi işte. Ermeni’ye düşman, Yahudi’ye düşman, Rum’a düşman, Ortodoks’a düşman, Katolik’e düşman, Caferi’ye, Şii’ye, Alevi’ye, Bektaşi’ye düşman, kendinden olmayan adama düşman, herkese düşman, sana düşman, bana düşman, bu böyle olmaz. Allah hepsini, bizim şefkat duymamız için yaratıyor, onları koruyup kollamamız için yaratıyor. Böyle bir zulüm sistemine Allah müsaade etmiyor ve etmeyecek, onu da göreceksiniz. Evet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Bir internet sitenizi tanıtabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:www.dindezorlamayoktur.com; İslam dini sevgi ve şefkati temel alan, barışa çağıran, Allah’a karşı mutlak samimiyet ve dürüstlük içinde yaşamayı teşvik eden bir dindir. Dolayısıyla İslam dinini yaşayacak bir kimsenin severek ve isteyerek Müslüman olması, Allah’ın emir ve tavsiyelerine canı gönülden, kendi vicdani kanaatiyle yerine getirmesi çok önemlidir. Siz de bu sitede bu önemli konuyu çok detaylı anlatıyorsunuz, maşaAllah. Site aynı zamanda müzikli Hocam, onu da söyleyeyim. Tekrar ediyorum, www.dindezorlamayoktur.com
ADNAN OKTAR:Yani müzikten kasıt ne? Hafif müzik, olabilir. Benim, evde çok güzel bir müzik setim var. Daha önce Romen vatandaşlarına çok güzel parçalar çaldırmıştım, onu banda almıştım. Hepsini yükledim, şahane, o gün çalıyorlarmış gibi bayağı güzel; klarnet, cümbüş falan çok nefis.
Din, bir süre sonra bize çok güzel bir arkadaşlık ortamı sağlayacak, inşaAllah. Şu an insanlar birbirlerine güvenemiyorlar. Güvenemedikleri için mutlu değiller, rahat etmiyorlar yani. İnsan güvenemediği bir ortamda huzurlu ve rahat olmaz, gerilim içinde olur. Sanatçılar bile korumalarla, şunlarla, bunlarla geziyorlar. Öyle hayat olur mu? Buna rağmen çok rahat çekip, vuruyorlar veya başka şeyler oluyor. Bu gergin ortam ortadan kalkacak. Kimse korumayla gezmek durumunda kalmayacak. Mağazalara girerken kimsenin üstü aranmayacak, kontrol kapılarından geçmeyecekler. Yani geniş bir güven ve sevgi ortamı olacak, inşaAllah, şefkat ortamı olacak. Özellikle genç kızlar, göğüslerini gererek, çok rahat sokaklarda gezebilecekler. Şu an, ben bakıyorum, insanlar başını yerden bile kaldıramıyorlar, birçoğu. Birbirlerinden uzaklar, birbirlerine selam dahi vermiyorlar, sevgisiz bir ortam var dünyanın birçok yerinde. İnşaAllah, bunlar ortadan kalkacak.
ALTUĞ BERKER:“Büyük kucaklaşma” diye verilmiş haber, Hocam. “Başbakan Erdoğan’ın, Şiilerin liderini ve Hz. Ali (r.a)’ın türbesini ziyareti büyük bir sevinçle karşılanmış.”
ADNAN OKTAR:Çok güzel. Başbakanımızın bu jesti, bu güzel ahlakı mükemmel. Tam Mehdiyet’in bir tecellisi. Mehdiyet’in gölgesine girdiğimizin açık göstergesi. Daha önce Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yok değil mi?
ALTUĞ BERKER:İlk defa.
ADNAN OKTAR:İlk defa oluyor, çok mükemmel. Alevi, Sünni ayrımına karşıyız. Böyle bir şey yok. Bütün hepsi, “La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah” diyen herkes Müslüman’dır, hepsi tertemiz insandır. Bektaşi, Alevi, Şii, Sünni; böyle bir şey yok. Doğru mu?
SUNUCU 2:Muhakkak doğru.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. “La ilahe İllAllah Muhammeden Resullullah” yeterlidir, inşaAllah. Benim sevimlim Tuncelili. Bütün Tunceli’ye selam. Hepsi koç yiğittir, tertemiz insanlardır. Hepsini çok seviyoruz; Güneydoğu’daki kardeşlerimizi, Mardin’de, Urfa’da, Siirt’te olan kardeşlerimizi ki şu an ayrıca Güneydoğu kanalında da bir yayınımız var aynı anda. Hepsi mübarek ve muhterem insanlardır. Evet.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Güzel çiçek resimleri gösterebilir miyim, Hocam?
ADNAN OKTAR:Tamam, gelin gibi süslenmiş bu, maşaAllah. Bugün çiçekçiye gideyim diye düşünmüştüm, “daha açmadı” dediler bir kısmı, gül almaya gidecektim. “15 gün sonra çıkacak” dediler, tamam dedim bende. Ama yine de çıkanlardan alacağım. Saksıda, canlı çiçek çok hoşuma gidiyor. Koparılmış çiçek yok, yani onu kabul etmem.
SUNUCU 3: Çabuk da soluyor.
ADNAN OKTAR:Ben vicdanen de rahatsız oluyorum, canlı olursa güzel. Baksana tiplere, çok şeker. Fabrikadan çıkmış gibi hepsi birbirinin aynısı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Tam bir altın oran göstergesi, simetri.
ADNAN OKTAR:Çiçeğin hücreleri biliyor nerede duracağını. Gelişiyor yaprak, isterse devam eder ama bütün kendi soyu o noktadan sonra ilerlemiyor, hücre biliyor oraya kadar geldikten sonra. Mesela kaş da öyledir; belirli bir noktaya gelir, ondan sonra uzamaz. Mesela kirpik de belirli bir noktaya gelir, durur. Ama saç öyle değildir, saç alabildiğine uzar. Çünkü süs o, onda bir sabitlik yok. Çiçekler de öyleler.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Bir kedi gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Bakayım. Bu ne şeker şeymiş bu böyle. Bak, seslere bak seslere. Büyük bir iştahla yiyor. Elbisesi de çok şıkmış, maşaAllah. Kıyafeti panda kıyafeti, şeker olmuş bayağı.
Gökyüzündeki göktaşları filmini, onu bir gösterelim. Arkasından Nemesis’i gösterelim.
VTR-Dünya Göktaşlarının Tehdidi Altında (Nemesis)
ADNAN OKTAR:Nemesis, bir kahverengi cüce yıldız. Dünyaya yakın duruyor. Görünmeyen bir yıldız, içinden dev göktaşları ve kuyruklu yıldız fırlatıyor, aniden. Nerede olduğu belli değil, bir orada oluyor, bir burada, dans ediyor adeta. Kıyametin bu Nemesis’in vesile olmasıyla başlayacağına dair bilim adamlarının kanaati var.
Evet, Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, ben bir yavru kaplan göstereyim film olarak.
ADNAN OKTAR:Çok şeker, tam bebek sesleri çıkarıyorlar. Hareketleri de tam bebek hareketi. Uyuyor bu, anladığım kadarıyla. Büyüse bu yani pek öyle… Evet, başka bir film göster.
ALTUĞ BERKER:Başka bir kedi.
ADNAN OKTAR:Ne yapıyor bu? Kabın içinde bir şey mi arıyor? Ama çok şekermiş bu, bayağı güzel, maşaAllah. Gözler. Bir de bayağı gürbüz, kim baktıysa çok iyi bakmış.
SUNUCU 1: Bu, yemeği bitmiş de onu istiyor.
ADNAN OKTAR:Onun için şamata yapıyor. Bir an önce yemek yemesi gerekiyor. Haklı hayvan, nasıl anlatsın? Bir bağırıyor, bir de böyle şamata yapıyor, böyle akıllı olması çok şeker.
Bak, Muhammed Ali Eryüksel diyor ki; “Ben Hocamla tanışmak, görüşmek istiyorum. Arkadaşlar engelliyorlar” diyor. Engellemiyorlardır da, pek fırsat olmamıştır. Öyle bir şey olmaz. Gelirsen görüşürüz, inşaAllah. “Bu notumu da lütfen Hocam’a iletiniz. İletmezseniz ben mektup olarak APS ile Hocam’a ulaştıracağım” diyor, maşaAllah. Evet, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz, Hocam: “Hz. Mehdi (a.s), Müslümanların ağabeysidir, babasıdır. Onları koruyanı, şefkat göstereni, onları bağrına basanı, sevgi öğretmeni, muhabbet öğretmenidir, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın vazifesi budur. Hz. Mehdi (a.s) sadece Kuran’ı sevdirir, sevgiyi öğretir. İnsanlar onun sevgisiyle, muhabbetiyle coşacak, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) mutlaka adaletlidir. Ahkamda masumdur. Zahiren hata yapıyor gibi görünse de mutlaka doğru yapıyordur, inşaAllah”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Atatürk’ün dindarlığıyla ilgili son hazırlanan bir film vardı. Onu göreyim.
VTR-Dindar Atatürk.
ADNAN OKTAR:Evet, Atatürk’ümüzün dindarlığını anlamayan hiç kimse kalmadı Türkiye’de.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR:Bölgede, dünyada, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Peygamberimizin (s.a.v.) güzel ahlakla ilgili hikmetli sözlerinden okuyabilirim, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, hadis dinleyelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Sonradan özür dilemeyi gerektiren şeyleri yapmaktan kaçınınız.” Bir başka sözünde; “İnsanların en hayırlısı, ahlakı en güzel olanıdır.” “Başkalarının kusurlarından bahsetmek istediğin vakit, kendi kusurlarını hatırla, o zaman başkalarının kusurlarıyla alakadar olmaya hakkın olmadığını hatırlarsın” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı iyilikleridir” diye buyurmuş. “İyilik yap, ehli olana da olmayana da. Ehline isabet ederse yerini bulur, etmez ise ehli sen olursun” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Sana emanet edilen şeyi iyi sakla. Birinin hıyanetine uğradığın zaman hoş gör ve hıyanete hıyanetlikle karşılık verme.” “Erdemin en büyüğü; seninle ilişkilerini kesene iyilik etmen, senden esirgeyene vermen, sana kötülük edeni bağışlayıp, dost elini uzatmandır. Son olarak,; “Şeref edep iledir; soy ile değildir” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Irk yok, değil mi? “Üstünlük ancak takvayladır”; ırktan dolayı bir üstünlük iddiası olamıyor.
“Merhaba sevgili Hocam, ben Derya Gül. Münih’te yaşıyorum. 11 yaşındayım. İnşaAllah, bir an önce Türk İslam Birliği kurulur. Her namazımda böyle dua ediyorum” diyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şeyh Nazım Hazretleri’nin 1981’de yaptığı bir konuşma var Hocam, Mehdiyet’le ilgili.
ADNAN OKTAR:Dinleyelim. 1981’de?
ALTUĞ BERKER:Evet. Tasavvufi Sohbetler 2. baskı 2010 yılında; “İstanbul’da bir veliyullah var, Boğaz’da. Sen onu bilmezsin. Bir tek Peygamber (s.a.v.)’den doğrudan emir alan evliyadan, büyük bir zat burada bulunuyor. O, İstanbul’da emanetleri gözeten bir zattır. Yedi düvelin kuvveti gelse, onların çemberini kırıp da içeriye atacak bir kuvvet yoktur. Bu emanet Hz. Mehdi (a.s)’ındır. Kim çalacak? Kim yaklaşabilir oraya? Yaklaşan bir kişi yanar, onun alevi görünür. Vaktin sahibi tevhit sancağını açıp, tamamıyla zulmü ortadan kaldırıncaya kadar, bu insanlar arasındaki ihtilaflar devam edecektir. Hak sahibinin hakkını, herkesin hakkını, hukukunu adaletle taksim ettiği vakit; ihtilaf, kavga, ikilik, üçlük bitecektir. Şimdi herkes kendi yanında haklıdır” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet, bunu film olarak da hazırlayalım. Önemli, inşaAllah. Hocam, sen birbirinden güzel şeyler anlatıyorsun, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. Sizin bilgilerinizi aktarıyorum, inşaAllah. Bir yavru panda gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu, annesi mi, nedir o? Ne şeker şeyler bunlar böyle annesine sıkı sıkıya sarılıyor.
SUNUCU 2:Büyüyünce çok fazla olmuyor herhalde böyle şeyler. Küçükken annemizin, babamızın çok fazla gölgesinden çıkmayız ama büyüyünce daha çok şey oluyor; hep kaçıyoruz herhalde. Ve şöyle bir şey var aslında; dünyadaki tek karşılıksız sevgi annenin çocuğa duyduğu sevgi. Babada bile yok, ya da kardeşte, ya da başka birisinde ama mesela annenin çocuğuna duyduğu sevgi karşılıksız sevgi. Ama herhalde çok fazla kıymetini bilmiyoruz, değil mi? Çok fazla dikkat etmiyoruz belki de çoğu zaman.
ADNAN OKTAR:Sevgi, tabii çok güzel bir şey ama dünyadan çok silindi, şimdi yeniden canlanıyor. En büyük nimettir sevgi. İnsanın ruhunu en çok besleyen, değil mi? İnsana sevgi, hayvana sevgi, çiçeklere sevgi, güzelliğe sevgi müthiş bir hazdır. Zaten sevgi gittiğinde, zaten dünya gitti demektir. Geride ne kalıyor yani. Ama inşaAllah, o günler en güzel şekliyle karşımıza gelecek. Sevginin hakkını tam anlamıyla vereceğiz, inşaAllah.
Kaan yazmış. “Hocam, iyi akşamlar. Öncelikle sizi severek izliyoruz” diyor. Arkadaşımız Türkçüymüş, iyi, olabilir. “Ama sizin de milliyetçi oluşunuz bizleri mutlu ediyor” diyor. Evet, her Türk zaten milliyetçidir. Ama biz Türk dediğimizde; Çerkez, Abaza, Kürt, Laz hepsi, Türk’üm diyen herkes Türk’tür. Yani hars anlamında biz milliyetçiyiz. Atatürk’ün anlattığı budur; hars milliyetçiliği vardır. Yoksa genetik milliyetçilik anlamında değildir. O faşizm olur, kana dayalıysa faşizm olur. Ama harsa dayalıysa, bu çok asil bir duygudur. Yani Türk’üm diyen herkes Türk’tür, inşaAllah. Mesela var Türkiye’de; Araplar var, Zazalar var, hepsi var. Her türlü insan var. Çerkez de var. Mesela benim soyumda Araplık da var, Çerkezlik de var, aynı zamanda Oğuz Türküyüm de. Mesela anneannem Oğuz Türk’ü. Bana sordukları zaman ben, Türk’üm diyorum. Yani Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür. Ama genetik anlamda, saf ırk anlamda böyle bir şey çılgınlık, böyle bir şey olmaz tabii ki.
SUNUCU 2:Zaten şöyle bir şey yok mu; birbirimizden ne kadar farklı olsak da bir araya geldiğimizde aslında bir anlam taşıyoruz. Bir bütün oluşturuyoruz.
ADNAN OKTAR:Tabii ki, zaten Hz. Adem (a.s)’ın evlatlarıyız. Yani Hz. Adem (a.s); aynı atadan geliyoruz. Hz. Adem (a.s) ile Havva’dan geldiğimize göre, annemiz de babamız da bir. Aynı annenin babanın evlatlarıyız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir yazı vardı Hocam bugün, dikkatinize arz etmek istediğim. Melih Aşık, Milliyet Gazetesi’nde; “BDP’nin Mardin’de düzenlediği Nevruz mitinginden bazı bilgiler aktarmış. Mitingde; ‘Öcalansız bir dünyayı başınıza yıkarız’ yazılı pankartlar açılmış. Büyük boyutlarda PKK ve KCK bayrakları taşınmış. Ardından da Ahmet Türk yaptığı konuşmada; ‘Öcalan’ın istekleri Kürt halkının istekleridir. Kürtler demokratik özerklik istiyorlar. Halkın istekleri karşısında hiçbir güç duramaz. Mısır, Libya ve Tunus’tan daha yüksek sesle özgürlüğümüzü isteyeceğiz.’ demiş. Melih Aşık da; “Bu tabloda barış isteği görülüyor mu?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR:Barış, Türkiye’nin ana özelliğidir. Bütün bölgeye barışı getirecek Türkiye, bir tek kendisi içinde değil. Ortadoğu, Balkanlar ve bütün İslam ülkelerine barış getirecek yegane ülkedir, yegane lider ülkedir. Kürtler, Lazlar, Zazalar hepsi bizim kardeşimiz, hepsi canımızdır. Bütün Türkiye’nin özgür olması gerekir. Biz egoistçe düşünmüyoruz. Herkes özgür olsun. Demokrasi her yere gelsin. Hürriyet her yere gelsin, değil mi? Yani sırf Laz’a özgürlük, Kürt’e özgürlük, Türk’e; öyle bir şey yok ki. Türkiye’deki bütün vatandaşlar, bizim için hepsi Türk’tür. Ve hepsine en güzel hayat şartları layıktır. En güzel ortamda yaşamalarını isteriz, huzur içinde yaşamalarını isteriz, demokrasinin, sanatın, bilimin en güzel şekilde uygulanmasını isteriz. Bunu, belirli bir topluluk için istemek egoistlik olur, anormal bir hareket olur.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.); “mümin için her şeyin hayır olduğunu” buyurmuşlar bir sözünde, Müslim’de, şöyle ki; “Müminin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hali kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece müminde vardır. Sevinecek olsa, şükreder; bu, onun için hayır olur. Başına bir bela gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur” buyurmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Güllü Araç isimli hanım kardeşimiz, “Master tezini tasavvuf olarak vermiş. Fakat imani bir sarsıntı geçiriyormuş.” Tamam, bizimle görüşsün, konuşsun, bağlantıda olalım, hiçbir şeyi kalmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, bir okuyucumuz, dinleyicimiz, sevenimiz, sizi seven şöyle yazmış: “Biz Sultan Baba’nın evlatları olarak, oluşturulmuş olan kütüphanemizi sizinle paylaşmak istedik” diyor. Resim göndermiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakın, bayağı güzel.
ALTUĞ BERKER:“Bize sizleri sevdiren Fatma Nur Özkırağı Hanımefendi’nin öncülüğünde oluşturulmuş kütüphanemizde, özellikle Harun Yahya eserlerini çekip, sizinle paylaşmak istedik” diyor. “Allah yardımcınız olsun, elinizi çabuklaştırsın” diye devam ediyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Orada tefsirleri de koymuşlar. Ama çok önemli, bayağı güzel bir hizmet.
ALTUĞ BERKER:Rukiye Sevinç, Ankara’dan.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah şevklerini artırsın. Çok iyi olmuş.
Berker Hocam ilim deryası, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Sizin ilminizi aktarıyorum ben, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani Kuran’dan, hadisten ve benden öğrendiklerin.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. Şöyle söylemiştiniz Hocam: “Tekrar ezberlemeyi sağlar. İnsan feraseti, basireti, dikkatli kapanmaya müsait bir varlıktır, ama tekrar çok önemlidir, feraseti basireti açar, en aklı zayıf olanın bile aklını açar. O sebeple biz her tür insanı düşündüğümüz için mükerrer (tekraren) anlatıyoruz. İslam telkinle kaimdir, din telkinle kaimdir. Telkinde de tekrar çok hayatidir. Peygamberimiz (s.a.v.) de mühim bir konu olduğunda en az üç kere tekrarlıyordu” demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, doğru. Biraz şu astronottan bir şeyler anlatın. Bilgimiz artsın, inşaAllah.
VTR- Cübbeli-Çelişkiler
ADNAN OKTAR:Aysel Karaçam; “Adnan Bey, ben sizin hayranınızım. Programdaki hanımlar gibi ben de sizin programınıza katılmak istiyorum. Ne yapabilirim?” Buyurun gelin. Çok güzel olur, şeref duyarız, inşaAllah. Arkadaşlarla bağlantıya geçin. “Bu Cumartesi akşamı, sizleri ziyaret etmek istiyorum” diyor, Hüseyin Köksal, kardeşimiz. Ankara’dan gelecekmiş. Telefon numarasını vermiş. Buyursun, misafirlerimize kapımız açık.
ALTUĞ BERKER:Hocam, şöyle söylemiştiniz: “İnsanları en açan şey iman, samimiyet ve sevgidir. Bu eksildiğinde insan hasta olur, dengesi bozulur, yani ruhen ve bedenen çöker insan. Dünya da çöküyor, insanlar da çöküyor. Dünyadan sevgi alındığında, dünya divane olur artık, iman gittiğinde, samimiyet gittiğinde, sevgi gittiğinde dünya maddi ve manevi çöküyor, kıyamet kopuyor ondan sonra Allah esirgesin, onun için Hz. Mehdi (a.s) dünyaya, samimiyeti, sevgiyi ve imanı getiriyor. İmanın, sevginin, samimiyetin öğretmenidir Hz. Mehdi (a.s)” dediniz.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah. Şeyhim, Rad Suresi 41 ve 42. ayeti, şeytandan Allah`a sığınırız, oku, sonra şerh ederiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten Biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz. Allah hüküm verir. O'nun hükmünün peşine düşecek yoktur. Ve O, hesabı pek çabuk görendir. “Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.
ADNAN OKTAR:Ebcedi 1990 veriyor. Değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Dünya’nın çevresinden eksiltme, ne o? Neye bakıyor ayet?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah, açıklıyorsunuz, dünyanın basıklık durumu.
ADNAN OKTAR:Evet, bir o var, baskının artması, ikincisi; insanların sürekli ölmesi, yok olması, üçüncüsü; sürekli erozyon sonucu, toprağın denize akması, denizlerin sürekli toprakları yontması, eritmesi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İman edip Salih amellerde bulunanlar ne mutlu onlara varılacak yerin güzel olanı onlarındır.” Allah cennetle müjdeliyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam şöyle; “Arapça bilmeyen bir insanın Kuran’ı Türkçeden ezberlemesi daha faydalı olur” dediniz. “Asıl sorumlu olduğumuz; Kuran’ın anlamıdır, biz onunla mükellefiz” dediniz. Allah bize Arapça, Fransızca, Sırpça biliyor musun? demeyecek, Kuran’ın hükmünü bileceğiz, Kuran’ın anlamını bileceğiz, helalleri, haramları, doğruları, yanlışları bileceğiz inşaAllah” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, Cübbeli diyor ki: “gelsin”, herkesi davet ediyor, “bir Fatiha okuma yarışmasına katılalım” diyor. Kardeşim biz ahirette tecvitten sorulmayacağız ki, Fatiha Suresi’nin manasından sorulacağız. O galgalelerden, idgamlardan, onlardan sorulacağız zannediyor. Kuran’da öyle bir hüküm yok. Kuran’da manadan sorulma var, anlamından sorulacağız. Allah Kuran’ın hükümlerini yaptık mı, yapmadık mı onu soracak bize. Tecvit imtihanı, ayrıdır o. Öyle bir şey yok ahirette inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Said Nursi Uhuvvet Risalesi’nde; “bir insana sürekli iyisin denildiğinde, o kişinin iyi olacağını” ifade ediyor, siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah. “Fena bir adam iyisin iyisin desen, iyi olur, iyi adama fenasın fenasın dersen fena olur” diyor.
ADNAN OKTAR:Tabii, telkine açıktır insanlar, adama dersen; “sen çok yorgunsun” dersen, yorgun hisseder, “maşaAllah çok dinçsin” dersen “çok açıksın” dersen, dinç ve açık hisseder. Ben çok gördüm “rengin solmuş” diyor başkasına söylüyor, adam hakikaten kendini öyle zannediyor, çok yaygındır o.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadis-i şerifinde; Buhari`de, Müslim`de, Ebu Davut`ta geçiyor: “ Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca insanlar görür ve hepside iman eder ancak daha önce inanmamış veya imanın şevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz” diyor peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Evet ama o, Cübbeli’ye göre öyle değil.
ALTUĞ BERKER:“120 sene” diyor.
ADNAN OKTAR:“120 sene daha ibadetlerine devam edecek” diyor. İnşaAllah. İman hakikati filmlerimizden seyredelim.
VTR-İman Hakikatleri.
ADNAN OKTAR:Bakın hepsinde aynı mühür var. Yani tek mühür, hep Allah’ın yaratmasının mührü vardır. Hepsinde bir munislik, hepsinde bir tatlılık, hepsinde bir şekerlik, hepsinde bir sevme hissi meydana geliyor insanda, değil mi? Hepsinde bir altın oran, hepsinde bir düzgünlük, geometrik düzgünlük ve kusursuz güzellik, maşaAllah.
Atatürk’ün bahsettiği Türklük; “hars milliyetçiliği”, daha önce de söyledim. Yani “Türküm diyen herkes Türk’tür” diyor Atatürk. Genetik ırk anlamında demiyor. Yani o çok önemli. Murat Yahya, Cübbeli’yi boş ver, anlatıyoruz onu zaten. “Sevgili Hocam, acayip bir tecelliniz var” diyor, “bunun hikmeti nedir?” diyor. Allah öyle gösteriyor, sevgi gözüyle bakarsan, güzel görürsün. “Gözlerinizden bir pozitiflik insanı yakalıyor” diyor. “Uğur Özer.” Sevgiyle baktığın için, Allah sana öyle iyi, güzel göstertiyor maşaAllah. Elli kişiye yakın arkadaş grubu şu an Nazilli’de bir yerde, bizi seyrediyorlarmış maşaAllah. “Bin kişiye yakın üyesi olan fikir ve düşünce akımı isimli bir öğrenci topluluğumuz var” diyor, maşaAllah çok güzel. En güzel izlemeler böyle olur, kırk kişi elli kişi, çok güzel olur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Cübbeli Ahmet; “Müslümanların sayıca çok olduğunu” söylüyor, ancak İslam aleminin içinde bulunduğu zulmü görmezden geliyor. Televizyon konuşması var: “Hz. Mehdi (a.s) çıktığında, Müslümanların sayısı çok az olacağını, şu an 1,5 milyar Müslüman olduğunu, o dönemde dinin çok gerileyeceğini ama şimdi böyle bir durum olmadığını” söylüyor. 18 Mart’ta Flash Tv`deki konuşması: “Şu anda, dünyanın her tarafını sarmış Müslümanlık diyor. 200 milyon sırf Hindistan’da Müslüman var. Bütün Arapların nüfusu var, bütün Arapların nüfusu kadar Hindistan’da Müslüman var. Böyle saçmalık mı olur? Bütün Müslümanlık bitecek oralarda o zaman. Din çok gerileyecek, o zaman Hz. Mehdi (a.s) çıkacak. Şu anda öyle bir durum yok, İslam parlıyor, Müslüman sayısı çoğalıyor, Pakistan’da çok güzel hizmetler var. Hindistan ulemasının çok güzel hizmetleri var. Afganistan’da var, Araplarda var. Yemen’de var” diye devam ediyor. “Ben ziyaret ettim. Büyük bir fıkıh, medrese, on bin talebe var” diyor. Ama şu anda Irak’ta 2003’ten bu yana bir milyon ikiyüzbin insan hayatını kaybetti bunu görmüyor. Afganistan’da Amerikan işgalinin ilk dört ayında, yirmi bin sivil hayatını kaybetti. Doğu Türkistan’da bugüne kadar 35 milyon Uygur Türk’ü şehit edildi. Filistin’de 500 kadar kent, kasaba ve köyde yaşayan 950 bin Filistinlinin sayısı 38 bine düştü şu anda. Çeçenistan savaşı sırasında nüfusun dörtte üçü gitti, dış Çeçenistan’ın. Bosna’da 300 bin Müslüman şehit oldu. Daha uzunca bir liste var. Devam edebilirim.
ADNAN OKTAR: İslam aleminin yüzde 99’u esir konumda. Cübbeli çok iyi biliyor. Bak her yerde hercü merc var, her yerde katliamlar var, Müslümanları feci şekilde eziyorlar. Suriye’de de var, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, Libya’da, her yerde. Yer yerinden oynuyor. Ama Cübbeli her yeri Fatih, Çarşamba gibi gördüğü için son derece rahat. Darwinist düşünce dünyanın yüzde 99’unu kapladı. Üniversitelerde, Allah’tan bahsedilmesi yasak. Dinsizlik bütün dünyayı kaplamış durumda, adam görmezden geliyor. Muhammed Raşid Erol Hazretleri söylüyor: “Binde dokuzyüz doksandokuzu diyor. “Bir kesimden binde dokuzyüz doksandokuzu dinsiz oldu dünyanın” diyor. Deccaliyet bütün dünyayı kaplamış durumda. Buna karşı cihad yapılması gerekiyor. Cihad nedir? Cübbeli’nin cihad anlayaşı ayrı tabii. Cihad; cehd, gayret anlamına gelir. İlimle, bilimle, sevgiyle, akılla, gayretle İslam’ı yaymak. Cehd, cihad budur. Bir kısmı da eline sopa alıp ortaya çıkmak anlıyor. Öyle değil. İnsanlar sevgiden anlar, insanlar sopadan anlamaz. Sopada aksine hareket eder, tersine hareket eder. Dinini, imanını götürürsün sopayla. Sevgiyle dine çağrılır insanlar. Şefkatle, akılla, ispat ederek, delillendirerek, vicdanına yönelerek olur değil mi? Cübbeli bu propagandalarıyla, Müslümanlığın dünyaya hakim olmasını durdurmaya çalışıyor. Büyük Ortadoğu Projesi’ni, Türkiye’de uygulamaya gayret ediyor. “Müslümanların dünya hakimiyetini acaba ne kadar durdurabilirim? Ne kadar durdurabilirim? 570 yıl durdurabilirim” diyor adam. “570 yıl bekleyin” diyor. Bizim 570 saniye bekleyecek durumumuz yok. Bakmıyor adam Suriye’ye, Fas’a, Tunus’a, Cezayir’e, Afganistan’a, hiçbir yere bakmıyor. Sadece Fatih Çarşamba’daki kendi evine bakıyor. Bakıyor orada hiçbir şey yok. Herşey canının istediği gibi. “O zaman gerek yok, 570 yıl bekleyin” diyor. Arkasındaki adamlar da bir kısmı, “ne kadar güzel konuştu” diyorlar. İslam dünyaya hakim olmaya başladı ama Mehdiyet vesilesiyle oldu. 50 sene önceki duruma bakın, şu anki duruma bakın. Mehdiyet’in dev atağıyla, Müslümanlıkta gelişme olmaya başladı. Bunun farkında, Mehdiyet’i görmemezlikten geliyor kendi kafasınca. Bütün İslam alemi yer yerinden oynuyor. Ama Mehdiyet vesilesiyle oynuyor. Allah onu vesile ediyor. Anlamazlıktan gelmesi, sadece onu bağlar ve etrafındaki beş, on kişiyi bağlar.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz Hocam: “Türkiye’nin bölgede çok rahat Türk-İslam Birliği oluşturabileceğini gördüğü halde, görmemezlikten gelmek bu konuda çok yakışık alacak bir şey değil” dediniz. “İslam alemi zaten fıtratı, inancı itibarı ile birleşmesi an meselesi olan bir yapılanmadır. İslam aleminde zaten temel inanç İttihad-ı İslam, birlik olmak, beraber olmaktır. Allah’ın en büyük emridir. Namazdan, oruçtan daha büyük bir emirdir, daha önemli bir emirdir. Dolayısıyla en kolay uygulanacak sistemdir İttihad-ı İslam” dediniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın Enfal Suresi çıkmış açtığımda, 39. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin” diyor Allah. “Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.” Din Allah’ın oluncaya kadar, biz dini yaymakla mükellefiz. Adam, “her yer süt liman, bir şey yok ki, ne var ki?” diyor. Başka konuşmalarında da; “her yerin felaket içinde olduğunu” söylüyor. Canı nasıl isterse öyle konuşuyor. Canı tatil isterse, Malta’ya gitmek isterse, “hiçbir şey yok, rahat olun” diyor. O konuşmasını yayınlayın. İslam aleminin her yerinin herc-ü merc olduğunu anlatıyor, kendi anlatıyor. Sürekli çelişiyor kendi konuşmaları.
VTR- Cübbeli, Zulmün Son Bulması İçin Tek Yolun Türk İslam Birliği Olduğunu Bilmesine Rağmen, “Allah’ım Türk İslam Birliği’ni Oluştur” Diyemiyor.
ADNAN OKTAR: Yana yakıla anlatıyor. “İslam alemi herc-ü merc içinde, perişan vaziyette” diyor. Fakat kurtuluşu asla söylemiyor. “En fazla bizi şehit ederler” diyor. “Gelsin beni öldürsünler” diyor. Kendini öldürteceğine sevgiyle, akılla, bilimle İslam’ı yaysana. Sen ölürsen geride kalan çoluk çocuk ne olacak? Kadınlar ne olacak? Yaşlı amcalar ne olacak? Memleket ne olacak? Vatan ne olacak? Bunları düşünmüyor musun?
VTR- Cübbeli: Hz. Mehdi (a.s)’ın Türk İslam Birliği’ni Kuracağını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, işte Cübbeli’yi görüyorsunuz. Bir türlü Türk-İslam Birliği’nden, İttihad-ı İslam’dan bahsedemiyor. Hep muğlak bırakıyor. Çünkü bunu söylediğinde, Mehdiyet’i de kabul etmiş olacağı için, Mehdiyet’e karşı da içinde müthiş bir öfke beslediği için, asla söylemiyor, konuşmuyor.
“Hocam saçın bağlanmasının hükmü nedir?” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, sahabeler kimi saçını topluyordu, bağlayanlar da vardı, topuz yapanlar da vardı, Peygamberimiz (s.a.v.) iki taraftan örüyordu. Fakat bağlayanlara namaz kılarken çözdürüyor. “Bu şekilde namaz olmaz” diyor. “Namazınızı kılarken, saçınız yere değsin” diyor. Zaten bağlıyor sahabeler saçlarını namaz kılarken, hepsi değil de epey bir kısmı bağlıyor. Fakat “namaz kılarken çözün” diyor. Hükmü budur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de, iki taraftan örgülüydü saçları uzun, göğüs hizasına kadar uzundu saçları.
Ne mutlu Türküm diyenden kasıt; ırk anlamında, genellik anlamında değildir. Hars anlamındaki Türklük için, Ne mutlu Türk’üm diyene deniyor. Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür. Çerkez, Laz, Kürt, Türk, kim olursa olsun, Türküm dedikten sonra Türk’tür. Olay bu.
Can Aykol, sevimli Can bayağı teknik bilgi göndermiş, tamam onları değerlendireceğim. “Selamun Aleykum Hocam, sizi özlüyorum. Bunun hikmeti nedir bilmiyorum? İlk defa böyle şeyler başıma geliyor.” MaşaAllah, çok sevdiğinden, maşaAllah.
“Selamun Aleykum, şerefli, erdemli, canım Hocam. MaşaAllah, A9 kanalımız açıldığından beri eşim oturma odasında, ben sürekli bilgisayar başında.” Sürekli bilgisayar başında seyrediyormuş. Tataristan’ın Kazan’dan yazmış kardeşimiz, Enes, maşaAllah.
VTR- Cübbeli Ahmet’in Flash Tv Ramazan Konuşmalarından.
ADNAN OKTAR: Evet, “ölelim, kurtulalım” diyor. Bunu bize Kuran söylemiyor ki. Kuran bizim cehd etmemizi, gayret etmemizi, İslam’ı yaymamızı, anlatmamızı, İttihad-ı İslam’ı istememizi istiyor. Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele etmemizi istiyor. Adam Müslümanları pasifize ediyor, şevkini kırıyor, heyecanını kırıyor. “Hz. Mehdi (a.s)’da yok, Hz. İsa (a.s)’da yok, İttihad-ı İslam’da yok, Türk-İslam Birliği de yok. Yan gelin, devam edin” diyor. Mantık bu.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle demiştiniz: “Şimdi insanları çok düşündürecek, insanların şevkini artıracak olaylar olacak önümüzdeki yıllarda. Çünkü insanlar uyuyor, Allah insanları uyandıracak. Ashab-ı Kehf gibiler, mağarada uyuyor gibi uyuyorlar. O uyanma sağlanacak. Uykuda olan insana ne dersin? Uyan dersin, değil mi? Uyanmazsa omzundan bir sallanır, daha da uyanmazsa, daha kuvvetli sallarsın. Allah da insanları uyandıracak. Önümüzdeki yıllarda bunu göreceksiniz. Birçok konuyla, birçok olayla insanlar uyanacaklar, inşaAllah. Allah’a güvenmeyi öğrenecekler” demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) kendini tanıtmayacak, Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıtacak. Hz. Mehdi (a.s) insanları aramayacak, insanlar Hz. Mehdi (a.s)’ı arayacaklar. Ama bu zaruret ve mecburiyetten kaynaklanacak, inşaAllah. Hatta bak ayette diyor ki; Secde Suresi 28. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Derler ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, şu fetih ne zamanmış?" Yani “bu dünya hakimiyeti ne zamanmış?” Ebcedi tam; 2041 tarihini veriyor. “De ki: "Fetih günü, inkar edenlere (o gün) inanmaları bir yarar sağlamaz ve onlara bir süre tanınmaz." “Öyleyse, sen onlardan yüz çevir ve bekleyedur; gerçekten onlar da beklemektedirler.” O devirde tabii fiili savaş da vardı. Kıtal da vardı. Ama ahir zamanda ilimle, sevgiyle ve bilimle, inşaAllah. Selamını almadığım herkese Aleykum Selam diyorum.
Ahzab Suresi, 1. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Ey Peygamber, Allah'tan sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme.” Yani iraden zayıf olmasın, itaat etme. “Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Sana Rabbinden vahyedilene uy.” Yani Kuran’a göre hareket et. “Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.” Hiç tedirgin olmana gerek yok. Rahat rahat dünyaya İslam dünyaya hakim olur, İslam’ın nuru yayılır, sen sadece vazifeni yap. Gerisine karışma. Derin bir iman içinde ol, samimi ol. Allah, “ben vaadimi yapacağım” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir hadis-i şerifinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.); Hz. Mehdi (a.s) ashabında olmak isteyen bir Müslüman’ın sabırlı, takva ve güzel ahlaklı olması gerektiğini söylemiş. “Kim kaimin, Hz. Mehdi (a.s)’ın ashabından olmak isterse, beklemeli ve bekleyiş halinde kendisinden takva ve güzel ahlak sergilemelidir” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Rum Suresi, 60. ayet, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Öyleyse sen sabret.” Demek ki sabırlı olacağız. Densiz insanlar olur, cahil insanlar olur, akılsız insanlar olur, dinle alay edenler olur, Müslümanlarla alay edenler olur, lakayıttırlar, hiç onlardan etkilenmemek lazım. Allah, “sabredin, sabırlı olun” diyor. “Şüphesiz Allah'ın va'di haktır.” Mutlaka İslam dünyaya hakim olacak. “Kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe sürüklemesin.” Çünkü zayıf insanlar olabilir. İmanı zayıf insanlar, onlara bakıp “insanlar lakayıt işte dini yaşamıyorlar, herkes de yaşamıyor, o zaman ben de yaşamıyorum demeyin” diyor Allah. “Bu böyle değil, bekleyin, göstereceğim” diyor. Herkes derken tabii belirli bir kesim. Bu ayet de İslam’ın tam hakim olduğunu tarihi veriyor, 2077. Kutuplara kadar hakim olduğu tarih, 2077’yi veriyor. Bakın, “Allah’ın vaadi haktır” diyor, 2077, maşaAllah. Vaat ettiyse mutlaka yapıyor.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’dan itibaren A9 Tv, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Furkan Suresi, 56. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” Yani başka bir şey değil. “Müjdeci ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik” Ebcedi; 1981 tarihini veriyor. 25. Sure, 56. ayet, çarptığımızda yine hicri 1400’ü veriyor. Yine 1981 tarihini veriyor iki yönüyle de. “De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum." Yani ben bu tebliği yaparken, dini yayarken sizden herhangi bir çıkar peşinde değilim. Para da istemiyorum, imkan da istemiyorum, sadece samimi olarak Müslüman olmanızı istiyorum o kadar. Allah rızası için. “Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et.” Sürekli Allah deyin diyor. Sürekli kaimdir, güçlüdür. O’na tevekkül et, kendini bırak. Telaş etme, tedirgin de olma. Acaba ne olacak? Nasıl bitecek? “Sen bana bırak” diyor Allah. “Ve O'nu hamd ile tesbih et.” Elhamdülillah. “Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.” “Hepsinden ben haberdarım” diyor Allah. “De ki: "duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Demek ki dua çok önemli."Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Allah diyor.
Taha Suresi, 60. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini bir araya getirdi, sonra geldi.” Ebcedi; 1960 yapıyor. 1960 yılında, bir felaketten bahsediyor Kuran, 1960 yılında. Bak, “hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) bir araya getirdi.” Demek ki bir topluluk meydana getiriyor. “Sonra geldi” diyor. Bir melanet yapacak 1960 yılında, yapmış 1960 yılında. 60. ayet aynı zamanda, hem ebcedi 60, hem 60. ayet. "Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik (Hz. Mehdi (a.s)) kıldı” diyor. Ebcedi; 2016 tarihini veriyor. Beşik; Hz. Mehdi (a.s). Arapçası; Mehdi’dir beşiğin."Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin." 68. Ayet Taha Suresi, 1956 yılını veriyor ebcedi, net 1956. Bak, "Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin." İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’ın dünya hakimiyetine bakıyor. Çünkü 1956 yılında başlayan bir hareket, 2056’larda bitmiş olacak, inşaAllah.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...