SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, Samsun AKS, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden Adnan Oktar ile devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Erbakan Hocamız’a Türkiye Büyük Millet Meclisi yad etmiş Hocam, inşaAllah. Aylık çıkardığı meclis bülteninin son sayısında bir ay önce vefat eden Sayın Erbakan Hocamız için özel bir dosya hazırlanmış; “Güle Güle Hocam” başlıklı. Bir veda yazısı, yazıda Erbakan Hocamız’ın hayatı, çocukluğu, öğrenciliği, akademik çalışmaları, bilim adamlığı, sanayiciliği ve siyasi hayatı anlatılmış. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin de Hocamız hakkında güzel bir yazı kaleme almış.
ADNAN OKTAR:Mehmet Ali Şahin, Hocamız’ın talebesiydi. Başbakan talebesiydi, Cumhurbaşkanı talebesiydi. Yani çok fazla siyasetçi yetiştirmiştir Erbakan Hocamız. Bayağı kaliteli, seçkin siyasetçiler yetiştirmiştir.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, bu şekilde de yaklaşık sekiz sayfa ayırmışlar meclis dergisinin içinde.
ADNAN OKTAR:Evet, güzel olmuş. Erbakan Hocamız, efendi, çelebi bir insandı; güzel huylu, çok sevecendi. En önemli özelliği cesur olmasıydı. Bir de davasında çok kararlıydı, taviz vermezdi Erbakan Hocamız. Yani bir şeye karar verdi mi sonuna kadar savunurdu. Kim ne der diye de pek umursamazdı işin doğrusu. Yani hak neyse, o hakkı sonuna kadar savunurdu. Bir de mülayim bir insandı, herkese karşı şefkatliydi, bir katılığı yoktu. Hristiyanlara karşı da şefkatliydi, Musevilere karşı da, diğer mezhep mensuplarına karşı da. Katı, bağnaz bir tavra karşı güzel bir reaksiyon gösterirdi ama akılcıydı tavrı. Bayağı güzel insandı.
Barış önemli. Bakın, Tevrat’ta da barış anlatılır; “Ne iyi, ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak.” Mezmurlar’da 133/1. “Bütün kralları Süleyman yönetiyordu. Her tarafta barış vardı.” Bakın; “bütün krallıkları Süleyman yönetiyordu.” Bir tek kendi ülkesini değil, diğer ülkelerin siyasetine de hakim olmuş. Bir İslam Birliği oluşmuş, İttihad-ı İslam oluşmuş o dönemde. “Bütün krallıkları Süleyman yönetiyordu.” Hz. Mehdi (a.s)’ın da yapacağı budur. Bütün yönetimler manen ona bağlı olacaktır. “Her tarafta barış vardı” Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s)’ı Hz. Süleyman (a.s)’a benzetiyor. Hadiste Hz. Süleyman (a.s) gibi olduğunu söylüyor. Burada da 1. Krallar 4. Bölüm, 24’te de; Hz. Süleyman (a.s)’ın bütün krallıkları yönettiği, her tarafta da barış olduğu söyleniyor. “Kötülük tasarlayanların yüreği hileci; barışı öğütleyenin yüreği ise sevinçlidir.” Kötülük tasarlayan insanın yüreği rahat olmaz. Sürekli tedirgindir. Konuşmada dengesizlik, üslubunda tutarsızlıklar olur, anormallikler olur. Hilecidir, yani hileci olduğu hissedilir; insanlar sevemez, anlarlar onu. “Barışı öğütleyenin yüreği ise sevinçlidir.” Bak, “barışı öğütleyenin yüreği sevinçli,” çünkü içi rahat, kan istemiyor, kavga istemiyor. Kavga, kan isteyenler; onların tipi bile değişik olur, eşkali bozuk olur onların, üslubundan falan hissedilir. Kadın olsun, erkek olsun kan isteyenler daha mafyamsı, daha çirkin bir ruh halinde ve yüz ifadesinde olurlar. Ama bu dünyada çok yaygındır; kanı, kavgayı isteyenler çok çok fazladır. Barışı isteyen çok az insan vardır. Barış en kolayıdır ama çok az insan barışı ister. İnsanlar hep kavgayı isterler, büyük bölümü öyledir. Mesela biz anlatıyoruz, “olur mu ya tabii ki barışı isteyenler çok olur” diyorlar, öyle bir şey olmuyor. Kavgayı ve savaşı isteyen çoktur dünyada. “Barışı öğütleyenin yüreği ise sevinçlidir.” Çünkü vicdanı rahat, vicdanı rahat olduğu için kalbinde bir sıkıntı olmuyor. Ruhu gevşemiş. İnsancıl olduğunu biliyor, kimseye kötülük yapmayacağını biliyor. Kafasından bir kötülük tasarlamadığı için beyni kirlenmemiş ve vicdanı ona baskı yapmıyor, vicdan azabı çekmiyor. Mezmurlar, 12/20; “Kötülükten sakının.” Bunlar Kuran’a uygun olan Tevrat ayetleridir yani bunlar Tevrat’tır. Diyorlar ya; “Tevrat tahrif olmuştur, bozulmuştur, geçersizdir.” Öyle bir şey yok. Geçerli olan kısımlarını okuyorum işte. Acayip ifadeler vardır onlar geçersiz olur. Hak olan şeyler niçin geçersiz olsun? Allah, “nurdur” diyor Tevrat için. Tevrat’ın, insanları hidayete yönlendiren bir nur olduğunu söylüyor. “Kötülükten sakının.” Niye tahrif olsun bu ifade? “Kötülükten sakının” diyor Allah. “İyilik yapın, esenliği amaçlayın.” Yani ferahlığı, iyiliği, barışı amaçlayın. “Ve ardınca gidin” diyor Allah. Yani takip edin; ısrarlı, kararlı takibiniz olun. Mezmurlar 34. “Bizi yaratan aynı Allah değil mi?” diyor, Malaki 2/10 Tevrat’ta. Musevilerin Allah’ı da aynı, bizim Allah’ımız da aynı. Ama Hristiyanlar teslis yapıyorlar, öyle olmaz. Tek Allah’a inandıklarında aynı Allah’a inanmış oluruz. “Öyleyse neden atalarımızın yaptığı anlaşmayı bozarak, herkes kardeşine ihanet ediyor?” Niye mezheplere ayrılıyorsunuz, niye bölünüyorsunuz? O devirde de var mezheplere bölünme. Birbirleriyle uğraşıyorlar Müslümanlar o devirde. Nasıl bizde mezhepler var, birbirleriyle uğraşıyorlar; o devirde de var. “Neden atalarımızın yaptığı anlaşmayı bozarak herkes kardeşine ihanet ediyor?” “Yetkin adamı,” yani yetkisi olan, güçlü adamı, “gözle.” Yani “onu bekle.” Hz. Mehdi (a.s)’a işaret var. “Doğru adama bak.” Yani “yalan söylemeyen, hile hurda yapmayan doğru adama bak.” “Çünkü yarınlar barış sevenlerindir.” Hz. Mehdi (a.s)’a aittir yarınlar, Hz. İsa Mesih (a.s)’a aittir. Tevrat ayeti ona işaret ediyor. “Çünkü yarınlar,” gelecek dünya, “barış sevenlerindir.” Kavga istemeyenler, savaş istemeyenlerindir. Mezmurlar 35/37. Mezmurlar 120/7; “Ben, barış yanlısıyım ama söze başladığımda onlar savaşa kalkıyor” Girin Facebook’a, it gibi boğuşmaya müsait çok adam göreceksiniz. Yani sürekli savaş, kan, kargaşa. Hatta kendi cemaatinden olmayanlara karşı muazzam bir nefret göreceksiniz bir kısım insanlarda. Bak, “onlar savaşa kalkışıyor” diyor, “Ben barış yanlısıyım ama söze başladığımda onlar savaşa kalkışıyor.” (120/7) “Bütün dünya, esenlik ve barış içinde sevinçle haykırıyor.” (Yeşeya 14/7) Hz. Mehdi (a.s) dönemi. Bütün dünya; Amerika, Avrupa, Rusya, Çin, hepsi, “esenlik ve barış içinde.” Esenlik; ferahlık, güç, “barış içinde sevinçle haykırıyor.” Suskun değil, gürül gürül konuşuyor ama barış içinde. “Sana tunç yerine altın, demir yerine gümüş, ağaç yerine tunç, taş yerine demir getireceğim. Barışı yöneticin, doğruluğu önderin yapacağım.” (Yeşeya 60/17) Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor. “Barışı yöneticin,” yani her yeri barışla yöneteceksin, “doğruluğu önderin yapacağım.” “Son derece doğru olacaksın” diyor. Tunç yerine altın, demir yerine gümüş; Hz. Mehdi (a.s) devrinin hazinelerinin çıkmasına bakan Tevrat ayetleri, Yeşeya 60/17. Yine Zekeriya 9/10; “Savaş yayları kırılacak.” Yani her türlü silah kalkacak; tabanca, tüfek, top bunların hepsi eritilip kaldırılacak. “Kralınız (Hz. Mehdi (a.s)) uluslara barışı duyuracak.” Bütün dünyaya, Amerika’ya, Rusya’ya. Çin’e, her yere barışın haberi verilecek, Zekeriya 9/10. Yine Tevrat; Süleyman Özdeyişleri, 25/21-22; “Düşmanın acıkmışsa doyur.” Mesela komünist olabilir, dinsiz olabilir, mason olabilir, her ne olursa olsun, eğer düşmanlık yapıyorsa… Düşman değilse ayrı mesele, onun zaten hidayeti için gayret ederiz. Ama ayrıca düşmanlık yapıyorsa, bak; hem dinsiz, komünist, ayrıca düşmanlık yapıyorsa, buna rağmen ne diyor; “Düşmanın acıkmışsa doyur.” “Git, saldır” demiyor, “doyur.” “Susamışsa su ver. Bunu yapmakla onu utanca boğarsın.” Yani “düşmanlığına pişman olur, utanır” diyor. “Ve Rab seni ödüllendirir.” “Allah seni ödüllendirir” diyor. Asarak, keserek değil; sevgiyle hallolması lazım.
Mezmurlar 119/63; “Dostuyum bütün senden korkanların.” “Bütün Allah’tan korkanlara dostum” diyor. Biz de öyleyiz. “Koşullarına uyanların,” yani Allah’ın hükümlerini yerine getirenlerin, “hepsinin dostuyum.” “Kent kapılarınızda esenliğinizi sağlayan, gerçekle adaletle yargılayın.” Bir kere “adalet, hukuk sistemi, gerçek adalet olsun” diyor; tam, doğru, dürüst, samimi, haktan yana olsun. “Yüreğinizde birbirinize karşı kötülük tasarlamayın.” Çünkü çok sıkıcıdır kötülük tasarlamak. Mesela birine, “şöyle yapayım, onu protesto edeyim, rahatsızlığımı dile getireyim, bir şekilde hissettireyim,” hani derler ya; bozuldu, bilmem ne falan, bunlar çok yıpratıcıdır; uygulanan da, uygulayan da yıpranırlar. Çok canlarını yakar, çok rahatsız edicidir. “Çünkü Ben bütün bunlardan nefret ederim.” Allah bunu söylüyor; “Çünkü Ben bütün bunlardan nefret ederim. ”Bütün bunları beğenmem” diyor Allah. “Böyle diyor Rab. Her şeye egemen Rab bana yine seslendi. Her şeye egemen Rab diyor ki; ‘Bu nedenle gerçeği ve esenliği sevin.’” Doğruyu sevin ve esenliği; dürüstlüğü, samimiyeti, rahatlığı, güzelliği, iyi olan her şeyi sevin. Zekeriya Bölümü 8/16. “Huzur bulsun seni sevenler.” Yani insan sevdiğinde huzur bulması çok hoştur. İnsan sevdiğini yanında hissettiğinde, yani onu sevdiğinde bir lezzeti vardır sevginin ama bir de ilave huzur meydana gelir. Sevginin meydana getirdiği huzur vardır. Sevgi, dünyada en büyük zevktir, en şiddetli zevktir. İnsanı en çok rahatlatan şeydir, hiçbir şeyle insan rahatlamaz sevgide rahatlar; Allah korkusu, Allah sevgisi, bir de Allah için sevmek, inşaAllah. “Huzur bulsun seni sevenler.” Allah için mesela Hz. Süleyman (a.s)’ı seviyorlar, huzur buluyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’ı sevenler de huzur bulacaklar ahir zamanda. Onlarda garip bir rahatlık, garip bir ferahlık olacak, Hz. Mehdi (a.s)’ı sevenlerde. Allah kalplerde bir sekinet, bir huzur verecektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de de öyle olmuştu; onu sevenlerin kalbinde müthiş huzur ve ferahlık oluyordu. “Surlarına esenlik, saraylarına huzur egemen olsun.” Yani surlar savaş için olmasın. Korunma mevzileri artık rahatlık için, sevgi için olsun. “Saraylarına huzur egemen olsun.” Huzur egemen olmadıktan sonra saray insanı rahatsız eder, değil mi? İnşaAllah. Yani evlere, güzel olan her yere huzur egemen olsun. “Kardeşlerim, dostlarım için esenlik olsun sana derim.” Tevrat’tan kısa bazı bölümler aldım. Şimdi İncil’den. İncil’de de tahrif olmamış kısımlar Müslümanlar için geçerlidir. Cübbeli; “hiç biri geçerli değildir” diyor. Nasıl geçerli olmaz? Bu açıkça hak olan, Kuran’a uygun olan hüküm. Allah, “Tevrat diye bir kitap yoktur” demiyor ki. “Tevrat var” diyor Allah, “ve bir nurdur” diyor. Ve biz ona inanmakla mükellefiz. Hayali bir kitaptan bahsetmiyor ki Allah. Bir kitap var ama yok olan bir kitap. Var olan kitaptan bahsediyor Allah. Hak olan, Kuran’a uygun olan Tevrat hükümleri geçerlidir, inşaAllah.
Matta Bölümü, 5/9; “Ne mutlu barışı sağlayanlara.” Allah müjde veriyor, “barışı sağlayanlara ne mutlu” diyor. “Çünkü onlara, Allah’ın sevgili kulları denecek. Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin.” (Pavlus Bölümü, 12/17-18, Romalılara Mektup) Bak; “Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin.” İyilikle karşılık verin, sevecenlikle karşılık verin. İntikam almak çok çirkin bir şey; ısrarla iyilik yapmak lazım, ısrarla güzel tavır göstermek lazım. “Bana ters yaptı, ben de sana ters yapıyorum” olmaz. Israrla güzel davranması lazım. “Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya dikkat edin.” Genel olarak iyi olan nedir bilinir; yardımseverlik, sevecenlik, güzel davranmak, insanın içini rahatlatacak şekilde konuşmak, değil mi? Bak, “Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya dikkat edin. Herkesle barış içinde yaşamak için elinizden geleni yapın.” Ne gayret gerekiyorsa; mesela “illa savaşacağız” diyorlar, biz de illaki savaş olmasın diye uğraşıyoruz. Dün buraya yine Musevi hahamlar geldiler. İsrail ile Türkiye arasındaki gerilim ve bölgedeki gerilim, Filistin ile aralarındaki gerilimi konuşmak için çağırdım. Çünkü büyük bir operasyon yapmayı düşünüyorlar Filistin’e karşı, o konuda ikna ettim, konuştum. Savaşın doğru olmadığını, Hz. Mehdi (a.s) devrinde olduğumuzu yani Shiloh, Kral Moşiah, Kral Mesih’in devrinde olduğumuzu; Tevrat’ta, o devirde savaş olmadığını yazdığını söyledim. Uzun uzun onu anlattım gelen hahamlara. Bayağı kanaatleri geldi, çok olumlu izlenimleri oldu. Bu kişiler siyasete, parlamentoya etki eden kişiler. Çünkü İsrail bir din devleti. Değilmiş gibi görülüyor ama işin doğrusu öyle, din devleti. Yani Tevrat’a göre yönetiliyor ve hahamların görüşü devlet politikası oluyor, ona göre hareket ediyorlar. O savaşın durdurulması için, katliamın durdurulması için akşam özel görüşme yaptık, özel sohbet ettik. Bir de İsrail başhahamını buraya davet edeceğiz, inşaAllah; özür dilemesi için, Marmara Gemisi’ndeki katliam için. Oradaki bütün dindar Museviler adına, hepsi adına özür dilemek için gelmeyi düşünüyor. Konuştuk, kabul ettiler onu; güzel buldular, inşaAllah. Önümüzdeki günlerde bu Şas Partisi milletvekilleri, başhaham olan o kişi de gelecek, inşaAllah. İyi olması için gayret edeceğiz. Bu, Tevrat’ın da hükmüdür ama Kuran’ın da hükmüdür aynı zamanda, inşaAllah. Ben, İsrail ile Türkiye’nin gerginlik yaşamasını istemiyorum, şahsım adına. Yani savaş olsun istemiyorum, Filistin’e operasyon istemiyorum. Çünkü bu bir fayda değil ki. Filistin sürekli oraya roket atıyor. Onlar da diyorlar ki; “bunlar bize sürekli roket atıyor biz de kendimizi savunacağız, ne yapalım?” diyorlar. Savunacaksın ama havadan bombardıman yapmayacaksın, orada çoluk çocuk var, herkes var. “Onlar da bize atıyorlar” diyor. Şimdi orada yapılacak şey affedici ve şefkatli olmak ve yatıştırıcı olmak ve konuşarak halletmek. Yani kanı kanla temizlemek olmaz. Bir de İsrail yaptı mı; birse bin karşılık veriyor. Ne bir olsun, ne bin olsun; biz bunun için uğraşıyoruz. Biz, hiç olay istemiyoruz. Çünkü bombardıman oluyor, evler yıkılıyor; çocuklar yaralanıyor, sakatlanıyorlar, vücutları enfeksiyon kapıyor, acayip ızdırap çekiyorlar; binlerce, yüzlerce kişi. Bu kahramanlık değil ki kardeşim; önü yok, sonu yok bunun. Niye olsun ki bu? Bölge herkese yetecek gibi, koskoca arazi; ucu bucağı yok. İsrail’in nüfusu çok az zaten. Bölge çok geniş, arazi çok geniş. Her zaman söylüyorum; yıkalım o surları, açalım, rahatlasınlar. Gelsinler, her yere yerleşsinler; Ürdün’e yerleşsinler, Mısır’a yerleşsinler. Fabrikalar kursunlar; tesisler, okullar, hastaneler kursunlar. Ne alaka? Filistin’i çeviren sınırlar da kalksın. Otuz parça neredeyse Filistin; bir orada, bir orada, olur mu öyle şey? Yıkın, açın; istedikleri gibi gezsinler. Güvenlik bölgeleri olmasın. Ama bu Moşiah, Hz. Mehdi (a.s) zamanında olacaktır. Bir türlü olmuyor onun dışında. Aylardan beri uğraşıyoruz Filistin’e operasyon olmaması için. Konuşuyoruz. Hem dua ediyoruz, hem yardımcı olmaya çalışıyoruz. Onlar da istemiyorlar; mesela bizim konuştuğumuz hahamlar da istemiyorlar operasyonun olmasını, inşaAllah. Ama hükümetin içerisinde dinsizler de var, yani laf söz dinlemeyen tipler var. Adam gözü kapalı hareket ediyor, inşaAllah. Ama Moşiah’ın ruhu, Kral Mesih’in yani Mehdiyet ruhu dünyaya hakim olduğu için olmuyor. Tutturdular Armagedon, Armagedon, illa Armagedon. Armagedon’u yaparsan dünyada adam kalmaz, delirdiniz mi siz? “İncil’de geçiyor, Tevrat’ta geçiyor, illaki Armagedon’u yapacağız bölgede” diyorlar. Öyle bir şeyde atom bombası kullanacaksın, bütün büyük şehirlere atom bombası atacaksın; o sana atacak, sen ona atacaksın. Kimse kalmaz ki dünyada. Ve büyük bir felaket olur. “Onun arkasından Hz. Mehdi (a.s) çıkacak” diyor. İnsan kalır mı ki Hz. Mehdi (a.s) çıksın arkasından? Kimse kalmaz ki; medeniyet, insanlık hiçbir şey kalmaz öyle bir şeyde, mahvolur dünya. Yani 1. Dünya Harbi’ne, 2. Dünya Harbi’ne benzemez bu. Çok büyük felaket olur. Çünkü teknoloji acayip yüksek şu an, yağmur gibi. Ne kadar silah varsa hepsini birbirlerine karşı kullanırlar. Mesela İran, dünyanın silahını yığdı, hazırladı. İsrail de muazzam silah yığdı. İki tarafın da kabadayıları var. Hani “ah bir bulaşsalar da birbirimize girsek” kafalarındalar. Orada el kadar küçük çocuklar var; tatlı, ufacık; Filistinli çocuklar var, koşuşturuyorlar keratalar, dünya şekeri. Niye rezalet çıksın, niye kan aksın? Eğlence mi bu? Filmlerde, orada burada görüyorlar, ucuz kahramanlık yapmaya kalkıyorlar. Müsaade etmeyeceğiz, inşaAllah. Nefislerine barış zor geliyor. Barış asıl güzel, zevkli olan; barışı asıl istemeniz lazım. Savaş zevkli geliyor adamlara, eriyorlar. Eskiden de öyleydi, eski tarihlerde de öyleydi; birçok devirde öyle olmuştur. Savaş dedin mi adam eriyor, seviniyor, “hadi savaşa gidiyoruz” diyor, çığlık atıyor, koşuşturuyor, havalara sıçrıyorlar birbirlerini boğacaklar diye. Nesine seviniyorsunuz siz bunun?
Bak, “Birbirinizle barış içinde yaşayın.” Markus 9/50. Özellikle Evanjelik Hıristiyanlar iyi duysunlar; onlar da savaş yanlısı çünkü, acayip meraklılar savaşa. “Allah sizi barış içinde yaşamaya çağırdı.” (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup) Allah’ın hükmü, bak. “Birbirinizle barış içinde yaşayın.” (Pavlus’tan Selaniklilere 1. Mektup) “Ama gökten inen, Allah Kat’ından olan bilgelik her şeyden önce paktır.” “Tertemizdir, kirlenmez” diyor Allah. Zaten Allah Kuran ayetleri için de söylüyor; “ona pis olan bir şey dokunamaz” diyor, yani “şeytan dokunamaz” diyor Kuran ayetlerine. Bak, burada ne diyor Allah; “Ama gökten inen, Allah Kat’ından olan bilgelik,” yani İncil’in hükümleri, “her şeyden önce paktır.” Temizdir, yani kirli olanlar ona dokunamaz. “Sonra barışçıldır, mülayimdir, uysaldır.” Yani halimdir; mülayim, halim. “Uysaldır, merhamet ve iyilik meyveleriyle doludur.” Merhamet ve iyilik; bir kere merhamet çok önemlidir, şefkat ve merhamet. Şefkat olsa çok çok şahane olur, insanın üslubuna yansır, konuşmasına yansır. Mesela kadınlarda da oluyor gaddarlık, erkeklerde de oluyor gaddarlık. Yani kadın gaddarlığı vardır, erkek gaddarlığı vardır, ayrı ayrıdır. İkisinin ayrı ayrı bir yapısı olur. Mesela kadın gaddarlığı çok acımasızdır yani asla vazgeçmez. Kindar ve devamlı olan bir nefrete dönüşür kadın gaddarlığı. Erkek gaddarlığında da saldırganlık ve zulüm vardır. Adam “bizim kanımız aktı, onun da kanını akıtacağız” diyor. Affetsen ne oluyor? Niye kan akması gerekiyor? O cahillik yaptıysa senin de mi yapman gerekiyor?
Petrus’un 2. Mektubu; “Allah’ın huzurunda lekesiz, kusursuz ve barış içinde olmaya gayret edin. Rabbin kulu kavgacı olmamalı.” Millete dalaşmaya, boğuşmaya meraklı olmamalı. “Tersine herkese şefkatle davranmalı, öğretme yeteneği olmalı,” ders verme, öğretme yeteneği olmalı; bak Müslümanlığın özelliği olarak, ‘emr-i bil-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker’, Müslümanlıkta bu şekilde bilinir. “Haksızlıklara sabırla dayanmalıdır.” Hani; “öf dayanamayacağım, artık intifa da ettim, dayanamayacağım, dağıldım.” “Bu olmaz” diyor. Bak, “Haksızlıklara sabırla dayanmalıdır. Kendisine karşı olanları halim huyla yola getirmelidir.” “İnsancıl, güzel huyla yola getirmelidir” diyor; Pavlus’tan Timoteos’a 2.Mektup. Çok fazla İncil hükmü var. Biz bunları kitap haline getirdik. İncil’de hak olan kısımlar çok fazla, kalınca bir kitap. Tevrat’ta da hak olan kısımları ayrı yaptık. Dolayısıyla “Tevrat diye bir kitap yoktur, İncil diye bir kitap yoktur” dedin mi küfre gidersin. Tevrat da vardır, İncil de vardır. Tahrif olmuş kısımları, o zaten görülüyor gün gibi. Kuran’ın iniş amaçlarından birisi de o tahrif olan kısımları bize göstermektir, tahrif olan kısımları söylüyor bize Allah. Tahrif olmayan kısımları geçerlidir Tevrat’ın ve İncil’in. Nasıl geçerli olmasın, görüyorsunuz Kuran’la aynı. İyilik yapın deyince, yok geçerli değil bu tahrif olmuş denir mi? Nasıl tahrif oluyor, niye tahrif olsun, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Fildişi Sahili’ndeki Müslümanlara karşı saldırılar oluyor Hocam. Onunla ilgili resimler.
ADNAN OKTAR:Cübbeli; “hiçbir şey yok, dünya rahat” diyor. “Ne güzel namazımızı kılıyoruz, orucumuzu tutuyoruz, yan gelip yatıyoruz” diyor.
ALTUĞ BERKER:Son 4 aydır devamlı artıyor. Yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor Müslümanlar Fildişi Sahilleri’nde. Son bir ayda üç imam öldürüldü. Birçok camiye el bombası atılmış. Cumhurbaşkanlığı seçimleri varmış geçtiğimiz Kasım’da. Müslüman Alesana kazanmış ve galibiyeti uluslararası kamuoyu tarafından da tanınmış ancak Cumhurbaşkanı Loren görevi bırakmayı reddetmiş. O yüzden çatışmalar sürüyormuş. Ve Müslümanlar “biz burada güvende değiliz, şiddete maruz kalıyoruz ve korkuyoruz” diyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Aslında Türk ordusunun, tabii benim şahsi kanaatim, mevcudunun en az 2 milyon kişi falan olması lazım, en az 2 milyon. Yani muvazzaf olarak, görevli en az 2 milyon kişilik bir asker olması lazım. Mesela buraya bir tümen Türk askeri gitse, caddelerinde şöyle yeri göğü bir inletse konu biter. Hepsi bayılır yani, bayağı severler Türk askerlerini. Çünkü çok şefkatli Türk ordusu, çok sevecen ve insancıldır. Dünyanın her tarafında seviliyor, nereye gitseler seviliyor. Konu kökünden hallolur. Hatta bir alay gitse yeter, Türk alayı gitse konu biter.
Pınar Hanım ne diyor? “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “MaşaAllah Hocam, çalışmalarınız çok güzel. Allah güç ve kuvvet versin.” İnşaAllah. “Hocam ben 20 yaşında, genç, engelli bir bayanım ve kendimi Allah yoluna adayıp, bu yolda yaşayıp, bu yolda ölmek istiyorum. Tebliğ ehli olmak istiyorum.” Yani “tebliğ yapmak istiyorum” diyor. “Bu konuda bana çok ciddi vesile oldunuz. Sizden dua istiyorum. Sizi Allah için çok seviyorum. Allah’a emanet oldun. Pınar.” Bak, ne güzel. Allah seni ne güzel imtihan ediyor. Engelli olduğunda bizim aldığımız sevabın yüz mislini, üç yüz mislini birden alırsın. Bir namazda kat katını alırsın, bir güzellikte kat katını alırsın. Ne mutlu sana. Tabii ki Allah sana hidayet versin. Sağlık, sıhhat, iyilik, neşe versin. Kalbine inşirah, ferahlık versin. Bütün milletimize, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” ” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, ismimi söylemezseniz sevinirim. Ben cami görevlisiyim. Sizi Allah için çok seviyorum. Çalışmalarınızdan çok memnunuz. Yüz tane kitap siparişi verdim Hocam. Allah’a emanet olun. Sizinle telefonda görüşmek istiyorum. Allah’a emanet olun.” Tamam, bize internette bildirirse bir telefon numarası veririz. Veyahut kardeşimiz kendi telefonunu verir, ben ararım, inşaAllah. Ben normalde telefon kullanmıyorum yani telefonla konuşmam 30 seneden beri en fazla 2-3 keredir, 3-4 keredir. Konuşmuyorum. Adil Serdar Saçan; “konuşmuyorsun telefonda” dedi, 1999’daki operasyonda. Ne konuşacağım, sürekli değiştiriyorsunuz ne konuşsam. Tabii ki dikkatli olacağım, inşaAllah.
Rahmi Yaman; “Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri önümüzdeki hac mevsiminde Hz. Mehdi (a.s)’ın tekbir getireceğini söylüyor.” Hz. Mehdi (a.s) halen de tekbir getiriyor, devam ediyor, inşaAllah. “Yorumunuz nedir?” Şeyh Nazım Hocamız bazen batıni söyler. Mesela diyor ki; “Bursa’da Uludağ infilak edecek ve ta İstanbul’a kadar etkisi gelecek” diyor. Bursa’da bir Uludağ var benim bildiğim. Kim? Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onun etkisi, onun güzel sözleri, onun hidayete vesile olma gayretleri İstanbul, Avrupa, dünyanın her tarafına geliyor. Bir yönü de o işte, işareti, inşaAllah.
“Mübarek Hocam, bir şey dikkatimi çekti; ahir zamandaki bütün önemli mümin insanların alnı geniş, sizin gibi açık alınlı. Yani bu yönleriyle size çok benziyorlar. Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk, Adnan Menderes, Bediüzzaman Hazretleri, Erbakan Hocam” diyor, uzun bir liste vermiş. Doğru, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Libya ve Tunus’tan yaklaşık bir ay içinde 180 bin kişi kaçmış, Hocam.
ADNAN OKTAR:180 bin kişi.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Günde yaklaşık 2 bin kişi civarına geliyor. Kaçanların çoğu sınırlarda kamplarda kalıyorlarmış ve kendilerine kalacak yer arıyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Dünya liderlerinin bir kısmı deli, insanlar farkına varmıyorlar. Halbuki insanların içinde de deliye sık sık rastlıyoruz. Psikopat, cins tipler oluyor, insanlar anlıyor. Delilerde de bazen öyle deli enerjisi oluyor; bir kilit noktayı tutabiliyorlar. Adam baş belası oldu Libya’da. Halbuki Türkiye’ye saygıyla, sevgiyle bağlı olmuş olsa, kabadayılık yapmış olmasaydı, Türkiye’nin sözünü dinleseydi konu bitecekti. Aylar önce söyledik, değil mi? Söyledim buradan; makul birisine bırak hükümeti, çocuğunla şeyinle gel Türkiye ile konuş. Yine manevi lider ol, ölünceye kadar manevi lider ol, kimse sana bir şey demez, saygı duyar, şamata yapma dedik. Bak, başını belaya soktu.
ALTUĞ BERKER:Birleşmiş Milletler iki gün evvel söyledi sizin söylediğinizi.
ADNAN OKTAR:Ne diyorlar?
ALTUĞ BERKER:“Bırak, başka ülkeye git.” “Görevi bırak.” Bu şekilde şeyler Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, Birleşmiş Milletler bizi bir ay geriden takip ediyor, niyeyse.
ALTUĞ BERKER:Irak’ta da aynı şey olmuştu. Saddam’a da aynı şeyi söylemiştiniz, onlar daha sonra söylediler.
ADNAN OKTAR:Milli Gazete’de de yazılarım çıktı. Vakit’te kapaktan çıktı. Ortadoğu Gazetesi’nde iki gün peş peşe tam sayfa yazı çıktı. Anlattık adamın nasıl yapması gerektiğini, Pentagon 15 gün falan sonra açıklama yaptı, benim açıklamalarımın aynısını yaptı. Ama adam söz dinlemedi.
ALTUĞ BERKER:Dinlemedi, evet. İman hakikati gösteriyorum, inşaAllah.
-Sevimli Canlılar-
ADNAN OKTAR:Filmimiz var mı? Muhterem Şeyh Nazım Hazretleri’nin, dinleyelim Muhterem Hocamız’ı.
-VTR-Şeyh Nazım Hazretleri’nin 1981’de İstanbul Sultançiftliği’nde Yaptığı Sohbetten Bir Alıntı
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocamız şahane insandır. Hoşuma giden de, bayağı iyi oldu sağlığı; bayağı güzel, maşaAllah. Sevgi çok önemlidir. O toplulukta sevgiyi çok güzel görüyorum, çok muhteşem görüyorum. Mahmut Hocamız’a olan sevgi de çok hoşuma gidiyor, çok güzel. Gösterdikleri saygı çok hoşuma gidiyor, yani çok muhteşem bir saygı. Aynı şekilde Şeyh Nazım Hocamız’a karşı gösterilen saygı da. O saygıyı seyretmek, çok çok zevkli. Nefes alamıyorlar karşısında adeta. Hani ‘el pençe divan’ derler ya öyle, çok şahane. Normalde yanına gelenler, Şeyhefendiler onlar da, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in neslindenler, seyyidler. Sürekli ayaktalar, nefes alamıyorlar, gözlerini gözlerinin içine dikiyorlar, çok özenli. En ufak bir şeyde “emredersiniz efendim” diyorlar mesela, çok çok güzel. Her sözünde bir hikmet hayır arıyorlar. Sevgi çok güzel işte, orada bizim hoşumuza giden yönlerden birisi de odur. Saygının muhteşemliği ama görülmemiş bir saygı, çok doyurucu bir saygı, çok doyurucu bir sevgi; çok çok güzel, bayağı güzel, maşaAllah. Yani bu kolay kolay rastlanmaz. Mesela insanlar babasına saygı duyar, annesine saygı duyar ama bir dereceye kadar oluyor. Mürşide olan saygı pek şiddetlidir, pek güçlüdür. Görünüşü de çok şahanedir. Saygı çok zevklidir, büyük bir nimettir. Heyecan verir saygı insana. Mesela evlilikte de öyledir, insanlar eşine saygı duyduğunda çok şiddetli etkilenir, şiddetli saygı duyduğunda. Normal bir saygıda az etkilenir. Saygı duymadığında hiç etkilenmez. Et, kemik yığını gibi görür. Hatta Allah vermesin, tiksinir. Birbirlerini itici buluyorlar o yüzden, iğreniyorlar, boşanıyorlar. Boşanmaların birçok nedenlerinden biri de budur; saygı duymamalarıdır. Saygı duymak, ikincisi çok değer vermek. Değer vermek için de kafayı kullanmak lazım, aklını kullanmak lazım. Yani neden değer vereceğine dair delilleri güçlendirmek, kötü olan şeylerden de gözünü anında çekmek. Yani bazı insanlar çirkin olan bir şeyi iki saat irdeliyor. Çirkin; ne görülür, ne düşünülür. Çirkinden hemen göz çekilmesi lazım, çirkin bir şeyden. Yani mesela farz edelim bir kadının kıyafeti var yakışmıyor, ona ısrarla bakılmaz. Anında gözün çekilmesi lazım. Eğer aşk ehliyse, muhabbet ehliyse, kafası çalışıyorsa, sevgiyi arayan bir insan ise. Yakışık olmayan güzel olmayan bir şeye ısrarla bakılmaz ve ısrarla düşünülmez. Sadece güzel yönlere dikkat teksif edilir, güzellik aranır, güzel yönleri ile değerlendirilir. Adam mikroskop altında bir canlı inceler gibi eşini inceliyor. Yani bu çok kötü bir şey; çok akılsızca ve çok aptalca bir şey bu. Bin bir türlü kusur bulursun o zaman. Olmaz olur mu? İnsan bu yani, insanda kusur zaten mecburen olacak, imtihan gereği. Birer birer onları yakalamakla uğraşıyor. Aklı olan onların hiç birini görmez, sadece güzel olan yönleri görür, hayır yönleri görür. Sözün güzel olanını seçmek lazım, en güzel sözü seçmek lazım. İnsan zayıf yaratılmıştır.
“Sayın Adnan Bey,” şimdi bazı kardeşlerimiz oluyor, dine o kadar yakın olmadıkları üsluplarından anlaşılıyor. Ama sevgileri de anlaşılıyor, güzel oluyor. Yani böyle her düşünce insanı üslubundan anlaşılıyor, kendine has üsluplarından. Sayın Adnan Bey’le başlıyorsa daha değişiktir, yani böyle dine uzak ama güzelliği arayan bir insan akla gelir, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) olmanız ya da olmamanız (tabii ki önemli veya önemli değil.)” Aslında önemli değil ama tabii ki de önemli demek anlamında oluyor. Canım zaten benim Mehdilik iddiam yok, bu konuda ben gerçekten samimiyim. Yani ben bunu defalarca söyledim. Öyle bir şey yok. Hatta ispat etmek için bir şey gerekiyorsa, bana söylesinler, yapayım. İttihad-ı İslam’ı yapsınlar, Türk-İslam Birliği’ni kursunlar; Hz. Mehdi (a.s) İstanbul’dan çıkacak diyorlar, değil mi? Ben mesela İstanbul’dan gideyim, Konya’ya yerleşirim yani sorun değil. Eğer illa da şüphe meydana gelecekse, o şüpheyi dağıtmak için yapılması gereken bir şey varsa yaparım ben. Öyle bir iddiam yok. Bunun bu kadar üzerinde durmanın alemi yok. Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlattığımda deliller benziyor; benziyor, ne yapayım? Benzeyince yani ört bas mı edeyim? Dürüst konuşmam gerekiyor. Benziyorsa benziyor derim. Benzemesi bir iddia ortaya getirmez ki. Ama mecburen anlatacağım ben. “Alnı geniş” deyip de, şimdi alenen alnım geniş; “yok, benim alnım geniş değil” desem, çok riyakarca ve çok çirkin bir üslup olacak bu, çok kızdırıcı olur. “Yok, yanağımda ben yok” diyeceğim, “yok, sırtımda ben yok” diyeceğim. Var, sırtımda da ben var; hepsi benziyor, doğru. Ama böyle bir iddiam yok, çünkü ben Allah’ın zavallı bir kuluyum, kendimi biliyorum yani. Allah’ın herhangi bir kuluyum, böyle bir iddiam niçin olsun? Cehenneme gitmekten ciddi şekilde korkuyorum, nasıl diyeyim ben böyle bir iddia? Olacak iş mi bu, değil mi? Kimse de öyle bir iddiada bulunamaz. Dolayısıyla, ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatacağım. Her Mehdi (a.s)’ı anlatanda öyle bir şüphe meydana gelir. Mesela Mehmet Şevket Eygi Ağabeyimiz anlatıyor, ondan da şüpheleniyorlar, mübarekten. O hiçbir şey demediği halde, o mübarek Hocamdan. O mazlum insanın neyinden şüphe edersiniz? Mesela diyor ki; “İmam-ı Kebir seçilmesi lazım” diyor, vay sen misin onu diyen, “işte odur, kendisini kastediyor” diyorlar. Fethullah Hoca anlatıyordu Hz. Mehdi (a.s) konusunu, “Mehdilik iddia ediyor” dediler. Sonra Hz. İsa (a.s)’ı anlatmaya başladı, sonra dediler ki; “Hz. İsa (a.s) olduğunu iddia ediyor.” Kardeşim, bu nedir yani, hiçbir şey konuşulamayacak mı? Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini biz teker teker sayacağız. “Önemli olan insanlara ne sunduğunuz, bilime ve bilgiye verdiğiniz önem ve İslam adına bilimsel çalışmalarınız, yüreğimizde kıvanç duyguları yaratıyor.” Teşekkür ediyorum. Güzel, doğru. “Günümüzde zikri duymaya kulaklar, hissetmeye gönüller hasret. Bu zikirsizlik çölünde, kabınızdaki bir damla su, insanın gözünü açmasına vesile oluyor. Günümüzün, materyalist, yoğun kapitalist dünyasında insanların, patronlarca işlerinde adeta bir köle gibi bağlandığı ve uyku dışındaki zamanların büyük çoğunlunu harcadığı günümüz düzeninde, Allah ile bağlantımızı ve maneviyatımızı nasıl koruyacağımıza dair önerilerinizi bekliyoruz, teşekkürler. Yasin Durmuş.” Evet, güzel, çok hikmetli yazmış. Kısa ama çok hikmetli yazmış.
Dün adliyeye gittim. Bazı kendini bilmez keratalar, Facebook’ta abuk sabuk konuşmuşlar. Uyardım daha önce bak defalarca, yapmayın, etmeyin, falan feşmekan. Şimdi hepsi derdest yakalanmış keratalar. Yani illaki bu safhalardan geçecekler. Polis hepsinin bilgisayarlarına el koymuş. Özür dilerlerse, adam olurlarsa, bir daha densizlik yapmayacaklarına dair samimi açıklamalarda bulunurlarsa, affetmeyi düşüneceğiz, inşaAllah. Ama baktım, insanlar odalardalar, mesela küçük şöyle, ufacık odalardalar. Görevliler orada çalışıyorlar. Sokağa açılan küçücük bir pencereleri var. Sabah dokuzdan, akşam dört buçuk beşe kadar, yani günün en aydınlık, en şey kesimi orada geçiyor. Sonra eve gidiyorlar, yemeklerini yiyorlar, uyuyorlar, yine geliyorlar; yine o odanın içine giriyorlar, yine yazılarını yazıyorlar; yine dolmuş kuyruğu, otobüs kuyruğu, yine eve gidiyorlar, yemeklerini yiyip yatıyorlar; yine geliyorlar, aynı olay. Yüzlerce, binlerce kere tekrarladıktan sonra emekli oluyorlar. Bazen de emekli olamadan iş yerinde vefat ediyorlar. İşte benim özlediğim, Peygamberimiz (s.a.v)’in belirttiği İslam’ın dünya hakimiyetinde bürolar, evler, iş yerleri, her yer Cennet gibi olacak; ferah, geniş ve güzel. Ve her şey Allah rızası için yapıldığı için, kalplerde müthiş bir ferahlık ve esenlik olacaktır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Said Nursi’nin evindeki balyoz kalktı” haberi Hocam. MaşaAllah, siz söylediniz; evinin yanına yedi katlı inşaat, bitişiğine hemen yapmışlar bir kararla, “bu şekilde olmaz, hemen değiştirsinler, düzeltsinler” dediniz. Hemen maşaAllah karar almışlar ve durdurmuşlar.
ADNAN OKTAR:Allah razı olsun. Söz dinleyen insanlar olması gönlümüzü açıyor. Hayrı, hakkı kabul edip söz dinleyen, güzelliği yerine getiren, istirhamı yerine getiren insanlar, Allah Katı’nda inşaAllah vecih olsunlar, inşaAllah.
Hüseyin yazmış; “İncil’den herhangi bir şey okumak haramdır” diyor Hüseyin. Hüseyin yanlış biliyorsun, ne diyeyim artık yani. Allah barışı emrediyor, Kuran’la aynı hüküm. “Haramdır” diyor, peki niye haram olsun? O zaman insanların güzel sözleri de haram olmuş olacak. Mesela dese ki bize; “buraları temizleyin,” “haram, nasıl konuşuyorsun?” Olur mu öyle şey, Allah’ın hükmü, ne güzel işte. Niye haram olsun.
Şeyh Nazım Hocam ile ilgili sorularda hikmet gözüyle bakacaksınız, ledün gözüyle bakacaksınız, inşaAllah. “Hocam, geçen internette gezerken ’Adnan Oktar’a cevap’ isimli bir sitede, astronotun da resmi var” diyor. Cübbeli Ahmet’in de resmi varmış. “Sizin eserlerinizde masonik şekillerin olduğundan bahsediliyor, resim falan da koymuşlar.” Ne yetenekli çocuklar, nasıl fark etmişler? Orada aslan heykeli resimleri var. “Bak, mason sembolü aslan” diyor. Hz. Ali (a.s.)’ın lakabı aslan. Esedullah. Ne diyeyim ben bu adamlara? Tam dangal hareketler böyle.
ALTUĞ BERKER: Kuran ayetinde de geçiyor aslan, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela, Allah Ay’a, Güneş’e yemin ediyor. Bizim bayrağımızın sembolü, Türk bayrağı, aydır. “Masonik sembol” diyor. Olur mu öyle şey? Ay aynı zamanda Müslümanlığın sembolüdür. Ne konuştuklarından haberi yok bunların. “Sütun varmış” diyor, evinizin kapısında sütun olmaz olur mu, ev nasıl ayakta duruyor, ayakta durmuyor mu ev? Mutlaka her evde sütun olur, sütunsuz ev olur mu kapı girişinde?
ALTUĞ BERKER: Onları da sizin kitabınızdan öğrenmişlerdir Allahualem.
ADNAN OKTAR: Nereden de öğrettim ben bunlara. Her yerde sütun olur. Böyle saftirik izahlar insanı şaşırtıyor ama iyi, genel kültürlerinin artması açısından iyi. Mesela, burada yapraklar var, mason sembollerinde de yapraklar var. “Biz bunları indirelim aşağı o zaman.” Şu akla bak, tam atom forvet böyle.
Mahmut Öner, Mahmut bu kadar saf olma Allah aşkına, biraz kafanı çalıştır. Kasabalarına bir mehdi gelmiş onu anlatıyor. Allah’ım, Ya Rabbim! Mahmut yapma, etme Allah aşkına; çocukluk etme, biraz derin düşün şöyle. Ben ne cevap vereyim sana?
Bakü’den izliyormuş kardeşlerimiz, maşaAllah. Aferin; “200 aileye kanalınızı izlemeleri için” diyor, çalışma yapmış, o frekans ayalarını yapmış; A9’u seyretmeleri için, aferin.
ALTUĞ BERKER: Zekeriya Beyaz ile ilgili bir haber vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Nedir?
ALTUĞ BERKER: Evinde arama yapılmış 14 saat boyunca, iddia edilen Ergenekon davası ile bağlantılı olarak. Onunda, “Hepimiz Ergenekoncuyuz” diye açıklamaları vardı.
ADNAN OKTAR: Ne demek istiyor yani?
ALTUĞ BERKER: O Türk’ün çıkışını söylüyor.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon terör örgütü ayrıdır, Ergenekon olayı ayrıdır. Türklerin çıkış efsanesinde Ergenekon efsanesi vardır, ayrı konudur o. Ergenekon’dan çıkmıştır Türkler, bu tamam. Ama iddia edilen Ergenekon terör örgütü kahpe, alçak, şerefsiz, namussuz, haysiyetsiz bir örgüttür. Karmaşık bir şey yok. Kan, irin örgütüdür; dehşet örgütüdür. Acımasızlığı ister ve benim milletime, benim mazlum, tertemiz insanlarıma tepeden bakan, egoist, bencil, ukala, haysiyetsizlerden oluşan bir örgüttür, inşaAllah. Ama ben tabii bu tutuklananları, yargılananları tenzih ediyorum, ben onlara acıyorum, Allah hepsine hidayet versin, doğru yola kavuştursun. Bir gereksinim vardır, onun için yapılmıştır, bir bildikleri vardır. Savcılar, hakimler kimsenin canını yakmanın peşinde değiller, kimseyi rahatsız etmenin peşinde değiller. Zaruret olmadan bir şey yapmazlar. Çünkü tek bir hakim, tek bir savcının kararı değil; bir çok hakimin, bir çok savcının kararı oluyor, toplu alınmış bir karar oluyor. Vatandaşı rencide etmek, rahatsız etmek amacıyla yapılmıyor. Dolayısıyla kimsenin rahatsız olmasına gerek yok; son derece makul, vatandaşlık görevidir.
Bir ara bize zırt pırt Adil Serdar Saçan ekipleri gönderirdi; “Selamun Aleykum, biz geldik.” Polis, telsiz sesleri, bilmem ne, evin içine doluşuyorlar falan. Arıyorlardı, sonra tutanak tutuyorlardı; hiçbir suç ve suç unsuruna rastlanamamıştır. Kardeşim 60 eve aynı anda baskın yaptınız, hiçbir şey çıkmadı. Adil Serdar Saçan’ın bulunduğu mahallede bir baskın yapalım bakalım, 60 eve; neler çıkar, bir bakalım. Lalettayin, herhangi bir yerde, 60 tane eve baskın yap, neler çıkıyor? Hiçbir şey çıkmaması, tertemiz insanlar olduğumuzun ispatıdır, inşaAllah. Gece yarısı üçte baskın yapıyorsun; 60 tane ev, tek bir tane suç ve suç unsuruna rastlanmıyor, tek bir tane. Bundan açık ne olabilir? Cumhuriyet Savcısı ne dedi? “Hiçbir suç unsuru yok” dedi, değil mi?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR: “Dosya bomboş” dedi. Devletin savcısı söylüyor; tecrübeli, yılların savcısı söylüyor.
ALTUĞ BERKER: Başbakan Erdoğan Şiilerin ruhani lideri Sistani’yi ziyareti ile ilgili basına bilgi vermiş. Verdiği bilgilerde; Sistani’nin kendisinin ısrarla siyasetle bir ilgisinin olmadığını söylediğini, Sayın Davutoğlu’nun kitabını okuduğunu ve ondan övgüyle bahsettiğini, Türkiye’nin bölgede aldığı rolden büyük memnuniyet duyduğunu ve bu rolün artmasını temenni ettiğini, Halkalı’daki aşure töreninde ‘yeni Kerbela’lar istemiyoruz’ sözünün kendisini çok etkilediğini ve Sistani ile aralarında Müslümanları birleştiren, gönülden bir konuşma geçtiğini söylemiş. “Kendisinin 80 yaşında bir piri fani olduğunu ancak ruhunun son derece genç olduğunu ve gelişmeleri yakından izlediğini” söylemiş aynı zamanda.
ADNAN OKTAR:Bak, ne kadar güzel Şii kardeşliği, Caferi kardeşliği, Sünni kardeşliği. Görüyor musun? Cübbeli ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) hepsini pırasa gibi doğrayacak” diyor. Başbakanımız ne diyor? “Hepimiz kardeşiz, dostuz” diyor. Helal olsun Başbakanımıza. Onun ağzı Mehdiyet’in ağzıdır işte. Mehdiyet’in gölgesidir. Bütün dünyada olması gereken şey budur. Sevgi, barış ve kardeşliktir. Çok güzel savaşa karşı olması, barış ve kardeşliği savunuyor olması.
ALTUĞ BERKER:Hocam, siz 04.12.2008 tarihli Kaçkar Tv röportajınızda şöyle söylemiştiniz; “Ekonomik krize tedbir alınması konusu işleniyor Yusuf Suresi’nde. Hem tarıma hem hayvancılığa çok önem verilmesi gerekiyor. Hatta kümes hayvancılığına varıncaya kadar ağırlık verilmesi gerekiyor. Faizlerin sıfıra çekilmesi, vergilerin iyice düşürülmesi, fakir halka bolca para dağıtılması, yani maaşlarına zam yapılarak para dağıtılması, onların alım gücünün yükseltilerek piyasanın hızlandırılması gerekiyor” dediniz. “Bunlar hayati konulardır. Bu konularda devletin krize karşı tedbir alması gerekiyor. Eğer kredi verilecekse ilaç sanayine, hastanelere, tarıma, hayvancılığa ve enerjiye. Bunlar olduktan sonra bizim milletimiz bu badireden çok rahatlıkla geçer, Allah’ın izniyle” demiştiniz. Nitekim bu konuşmaların ardından tarım ve sağlık alanında insanlarımızın madden ve manen rahatlatan birçok yeni reformlar yapıldı. Bugün de yapılan açıklamaya göre, kabul edilen yeni kanun teklifi gereği çiftçilerin borçlarını ödeme kolaylığı sağlandı. Tarım ve Kredi Kooperatiflerinden 30 Ocak 2004 tarihinden önce üreticilerin kullandıkları kredi borçları silinecekmiş, inşaAllah. O duyuruldu. Kredi borcu nedeniyle cezaevine giden çiftçiler ise serbest bırakılacaklarmış. MaşaAllah, dediğiniz gibi, o yönde tedbirler alınıyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çiftçinin desteklenmesi çok hayati. Ama onlara teknik yardım da çok önemli. Toprağın kalitesinin artırılması, tohum kalitesinin artırılması; ürün kalitesi nasıl artırılır, onun hakkında bilgi verilmesi. Çünkü muazzam farklılık meydana getiriyor o zaman sistem. Onlar çok önemli. Danışmanlık hizmeti çok önemli. Ziraat mühendislerinin desteklemesi inşaAllah. Tarım güzel bir şey. Benim çok hoşuma gidiyor tarım, hayvancılık. Her yer bağlık, bahçelik olsun. Meyveler olsun. Güzel Osmanlı evleri yapalım. Bu eski Ankara evleri tarzı, Kastamonu evleri. Turhal’da, Tokat’ta var. Amasya evleri, çok çok güzel. Benim anlamadığım, o tarz mahalleler yapılsa çok şahane olur, bayağı güzel olur, niye yapılmıyor ben onu anlamıyorum. Ankara’da da o yönde faaliyetler var. Görünümü çok nefis. Beton yığını çok soğuk duruyor. İnsanların görsel zevki çok önemlidir. Ruhunun açılacağı, içinin ferahlayacağı tarzda evler olması. Osmanlı modeli evler çok zevkli ve çok hoş dizayn edilmiş evlerdir. Mesela avlulu falan. Çok şahane.
ALTUĞ BERKER: Fatih Altaylı bugünkü yazısında; Güneydoğu Anadolu’da bazı gelişmeler olduğunu, ancak bu gelişmelerin Türkiye gündeminde pek yer almadığını belirten bir yazı yazmış. Doğu’da PKK ve BDP’nin başlattığı sivil direnişin gittikçe yaygınlık kazandığını pek çok il ve ilçede kent meclisleri kurulduğunuvebelediyelerin bir kısım yetkilerininbu meclisler tarafından illegal biçimde kullanılmaya başladığını söylemiş. Terörist başı Öcalan’ın ekolojik toplum fikrini yaygınlık kazandığını ve çevre duyarlılığı eylemlerinin yapılmaya başlandığını,özetle Türkiye’nin doğusunda Türkiye’yi bölünmeye götürecek olayların gerçekleştiğini ve Türkiye’nin batısının bundan haberinin bile olmadığını belirterek; “haberi olduğunda çok geç olmaz, inşaAllah”demiş.
ADNAN OKTAR:Yani bölünmeye karşıyım mı demek istiyor?
ALTUĞ BERKER:Kendisi “federasyon yapılsın” diyor.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı eğer samimi ise Darwinizmi, materyalizmi savunmaktan vazgeçsin. Anti -Darwinist, anti-materyalist olsun ve komünizme karşı olduğunu açıkça söylesin. Anti-Marksist, anti-Leninist olduğunu açıkça söylesin. Yobazlığa da karşı olduğunu açık açık söylesin. Yobazları hiç birzaman desteklemeyeceğini açıkça söylesin. Kuran ahlakını, arı ve temiz Asr-ı Saadet dönemini beğendiğini söylemesi de güzel olur, eğer inancı o yöndeyse. Ama anti-komünist olduğunu söylemesi çok hayati.
“Esselamu Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sayın nur yüzlü Seyyid Muhammed Adnan Hocam, ismim Kemal Zengin. O nur ellerinizden hürmetle öperim.” Bizlerde sizlerin ellerinden öpüyoruz.“Allah ömrünüzü uzun ve hayırlı eylesin, inşaAllah. Hocam, öncelikle sizden hususen dua istirham ediyorum. Allah razı olsun. Hocam dünyayı titrettiniz, maşaAllah.Bunu görmeyen gözlere yazık Hocam. Bir şey paylaşmak istiyorum.Geçen programda Şeyhimiz Berker Hoca’ya ‘Hz. Mehdi (a.s)’ı anlat’ dediniz, o da gözlerini sizden ayırmadan tek tek saydı özellikleri.” Ben sana dedim; “bak, böyle yapma, dikkat çeker” dedim. Bana bakarak değil, karşıya bakarak dedim. Karşılıklı konuşuyoruz. Tabii ki bana bakarak konuşacak, ne var onda? Ben de ona bakarak konuşuyorum. “Sizde buyurdunuz ki; ‘bana bakma Berker, bazı insanlar sonra yanlış anlıyorlar.’ Hep beraber gülmüştük Hocam. Her gece çocuklarla sizi dinlemeden uyuyamıyoruz. Sevgimiz, hasretimiz o kadar büyük ki size ve oradaki kardeşlerimize. Hayırlı geceler dilerim, selam ve dua ile” diyor Kemal Zengin. Allahsevgini arttırsın, hidayetini arttırsın. İman gözü ile bakıyorsun Allah vede kalbinde güzel bir muhabbet meydana getiriyor.Bizlerde görmeden sizleri seviyoruz, maşaAllah.
Özetle kardeşlerimiz, “şu an ne yapabiliriz?” diyorlar. Bu A9 Televizyonu’nu kardeşlerimizin evinde işlevsel hale getirsinler. Yani açtın mı rahatça o kanalla bağlantı kuracakları şekle getirsinler. Ya bir tamirci getirsinler yahut biliyorsa kendisi yapsın yahut bilen bir arkadaşı vardır, onu getirsin. Çünkü biz anlatsak da o kadar olmuyor anladığım kadarıyla. Kanalın tanınması ve izlenmesi çok hayati. Çünkü bu kanal daha deneme yayınında. Biz daha asıl kapsamlı çalışmaya başlamadık. Alt yapısını hazırlıyoruz. Çünkü sürekli canlı yayın yapacağız. Birçok canlı yayın yapacağız. Mesela bir yerde, bir toplantı yerinde, bir konferans alanında sürekli canlı yayın arabası kullanarak çok hareketli, güzel programlar yapacağız; canlı programlar yapacağız. Ama tabii iyi tanınması önemli. Yani nasıl olsa bilen vardır demek doğru değil. Mesela hiç ummadığım insanlar bakıyorum hakikaten o kanala erişemiyorlar. Bilmiyor, çıkaramıyor, halledemiyorlar. Yardımcı olmak teşvik etmek çok önemli. Özellikle uydu sistemi olmayanlara uydu sistemi almalarını sağlamak, yani mutlaka o sisteme geçmelerini sağlamak gerekiyor. Çünkü en iyi yöntem bu görülüyor. Enerjilerini bu yönde artırabilir kardeşlerimiz.
Tevbe Suresi, 91; şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece,”Allah'a ve Peygambere içten bağlı kalıp,” bağlı kalmak değil; içten, candan bağlı kalıp, “hayra çağıranlar,” hayır nedir? Güzel olan her şey; barış, güzellik, esenlik, affedicilik, dostluk. “…oldukları sürece güçsüz zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk yoktur.” Güçsüzse sorumlu değil, zayıfsa sorumlu değil, hastaysa sorumlu değil, infak etmek için bir şey bulamıyorsa sorumlu değil. Günah yoktur. “İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” İyilik edenlere her yerde rahatlık var. Dünyada da rahatlık var, ölürken de rahatlık var, dirildiklerinde de rahatlık var, mahşer yerinde de rahatlık var, kıyamet anını görürlerken de rahatlık var. Adam mesela düşünüyor ne yapacağını, hiç bir şey olmaz. “Ölürken ya vesvese edersem” diyor, hiçbir şey olmaz mümin olan insana. Dirilişinde de hiç bir şey olmaz. Sürekli Allah’ın yardımı vardır. Allah insanlara güç yetiremeyeceği bir şey yüklemeyeceğini söylemiştir. Ben kendi hayatımda bunu gördüm. Hiç bir zaman güç yetiremeyeceğim bir şeyle karşılaşmadım. Mutlaka makul oluyor. Çok zor, çetin yerlere girdim; mesela tımarhanede de kaldım, hapishanede de kaldım ama hiç bir yerde ben güç yetiremeyeceğim bir şeyle karşılaşmadım. Mutlaka makul oluyor, mutlaka rahatça insanın geçebileceği badireler oluyor, inşaAllah. Ama tevvekkül şart tabii, inşaAllah.
Müminun Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım; “Mü'minler gerçekten felah bulmuştur.” Bütün müminler kurtulmuştur, rahat etmiştir diyor Allah. “Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır.” Yani konsantre olup kalplerinde Allah’a bağlanmış olanlardır. “Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir.” “Boş işlerle uğraşmazlar” diyor. Yani gereksiz, faydasız, sıkıcı işlerle uğraşmazlar. “Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir.” Yani fakirlere yardım ederler, imkanları dahilinde. “Ve onlar ırzlarını, iffetlerini koruyanlardır.” Yani “gayri meşru cinsel ilişkiye girmezler” diyor. “Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç.” Eşi ve yahut cariyesi, yani kendini hibe etmiş kadınlar veyahut cariyeler. Bu hariç, bu konuda kınanmış değillerdir, o helaldir diyor Cenab-ı Allah. “Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.” “Fahşaya girenlerdir” diyor. “Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.” Bir şeyi emanet aldığında emanete titiz olmak lazım, iyi korumak lazım. Ev olabilir, araba olabilir, bir şey olur, her ne olursa olsun. Ve ahid; sözleşme yaptığında da mutlaka o sözleşmeye uymak lazım. “Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.” Muntazam namazlarını beş vakit günde, titizlikle devam ettirenlerdir. “İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır.” Yani “Mehdiyet’in talebeleri, Mehdiyet’in insanları bu şekildedir” diyor Allah. Bak, “işte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır.” 1, 9, 8, 7. ayetler anlatıyor. Ne yapıyor? 1987, evet. Yani rakamlara yukarıya doğru baktığımızda 1987’yi veriyor.
Hac Suresi, 78“Allah adına gerektiği gibi cihad edin.” Cihad demek kan dökmek değildir. Tebliğ, cehd etmek, gayret etmek. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir.” Yani “dininiz kolaydır” diyor. İslam dini kolay, fakat yobazlar son derece zor gösterdiği için insanlar dini olağanüstü zor zannediyorlar. Diyor ki; “60 yaşına geldiğim vakit o zaman Müslüman olurum, o zaman dünyadan el etek çeker, içime kapanırım” diyor. Kardeşim, sana dünyadan el etek çek diyen kim? Din sana öyle bir şey diyor mu? Bilakis dünyayı daha güzel yaşar dindar. Daha hakkıyla yaşar, dünya zevklerini daha güzel yaşar. Ben kendimden biliyorum. Alemcinin şahıyım yani böyle. En güzel şekilde yaşıyorum hayatımı, bütün dünya zevklerinden, hepsinden istifade ediyorum. Hepsini en güzel yaşıyorum. Ama dinimi titizlikle yaşıyorum. Din olmadan zaten hiçbir zevkin anlamı olmaz. Hepsi dinin vereceği zevk içerisinde bir anlam kazanır. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir.” Yok. Yobazlar zor gibi gösteriyorlar. İnsanlar da bilmediği için dini böyle dehşet verici bir şey zannediyorlar. Din müthiş bir ferahlık, sevinç ve bayramdır. Kalpleri açar. Bedene, ruha, her şeye sıhhat ve selamettir. Hayat her yönüyle anlamlı ve güzel olur. Her şey güzel olur. İnsanlar güzel olur, çiçekler güzel olur, hayvanlar güzel olur, hayat güzel olur, evler güzel olur, her şey güzel olur dinde.“Atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi).” Onun dini de çok kolaydı” diyor Allah. Yobazlar zor gösteriyorlar. Sakın insanlar buna inanmasın.
Makaleler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...