SUNUCU:İyi günler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, Adnan Oktar ile Sabah Sohbetleri programımıza hoşgeldiniz.
ALTUĞ BERKER: Ben haberlerden bir şey sormak istiyorum Hocam, Yemen’den. “Türkiye’de olup bitenleri beğeniyoruz ve Türkiye’yi model alıyoruz” demişler, Yemenliler. “Biz Allah’a, İslam’a inanırız. Bir insan eğer dindar olmak isterse olur. İslamiyet bunu kimseye zorlamaz.” Siz bu konunun üzerinde çok duruyorsunuz Hocam. Özgürlükçülük ve zorlama olmadığı dinin. Aynı şeyleri söylemişler, sizin cümlelerinizi ve Türkiye’yi de örnek aldıklarını söylemişler inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, Hz. Mehdi (a.s.) terbiyesi bütün dünyaya yayılıyor, Hz. Mehdi (a.s.) ahlakı, Mehdiyet ahlakı. Kuran’da anlatılan Mehdiyet ahlakıdır. Yobaz ahlakının yerini, Kuran ahlakı, Mehdiyet ahlakı alıyor. Çünkü Yemenliler istemez mi Türkiye’ye istediği gibi gelsinler, Türkiye oraya gitsin? Yemen bizimdi eskiden biliyorsunuz. Osmanlı’ya bağlı bir vilayetti. Gayet rahattık, gayet güzeldi. Bu eski günlerin ihtişamı yine kapıda. İnşaAllah. Ama yeter ki, Resulullah (s.a.v.)’in gösterdiği çizgiye, gösterdiği yola tam uyalım. Herkes kendi kafasına göre modern çözümler bulmaya kalkarsa olmaz. Allah’ın gösterttiği çözümün dışında çözüm yok, inşaAllah.
Akşam delikanlılarla ne konuştunuz?
ALTUĞ BERKER:İman hakikatleri, Kuran mucizeleri, onlar da bayağı bir sohbet, hep beraber.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hepsi süper yakışıklı maşaAllah. Allah hepsinin hidayetini artırsın, Allah uzun ömür, sağlık sıhhat versin. Şerirlerin, zalimlerin kem nazarlarından, kem düşüncelerinden muhafaza etsin bütün Müslümanları, bütün kardeşlerimizi, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Yunanistan okul müfredatında ve televizyon yayınlarında genel olarak yer verilen Osmanlı karşıtlığı ilk defa değişiyor. Allahualem, sizin, İslam’ın sevgi anlayışını ve Türk-İslam Birliği’nin Yunanistan’ı da kurtaracağını söylediğiniz açıklamalarınızın bir etkisi Allahualem. Yunan televizyonunda ilk defa Osmanlı gerçeğini anlatan belgeseller yayınlanmaya başladı. Diziler var, bu dizilerde Osmanlı yönetiminde uygulanan vergilerin dışında, zorla Müslümanlaştırmanın olmadığı, okulların yasaklanmadığı, Yunan din adamlarının imtiyazlı oldukları ve zaten bu nedenle Patrik dahil bir çok din adamının ayaklanmaya karşı geldikleri, ticaretin serbest olduğu ve birçok Yunan köyünün bu dönemde zenginleştiği gibi, okullarda okutulan efsanelere taban tabana zıt düşen yaşam koşulları ortaya çıkarıldı bu yeni anlatımlarda Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yunanlılar bize çok benzerler tip olarak. Kızlar da, çok güzeldir Yunanlı kızlar; delikanlılar da aslan gibidirler. Çiftçiler aynı pos bıyıklı, aynı bizim Anadolu’da var ya amcalar dedeler, aynı o tarzdadırlar. Bizim evlatlarımız, yani biz iç içe yaşadık onlarla. Karadeniz’de bizim yanımızda yaşadılar, İzmir’de bizim yanımızda yaşadılar. Her yerde beraberdik Osmanlı döneminde. Hiçbir sebep yok, hiçbir sebep yok. Onlar bizim canımız. İnşaAllah Türk İslam Birliği’nde en canlarımızdan olacaklar. Rumlar, Ermeniler, Museviler hep baş tacı inşaAllah. Müslüman kardeşlerimiz, Alevisi, Sünnisi, Bektaşisi, Caferisi, Şiisi gönül gönle, kalp kalbe birbirlerine sarılacaklar. Çok şahane güzel bir dünya olacak. Hepsini koruyup kollayacağız. Hiçbirinin kılına zarar getirtmeyiz. Ne Musevilerin, ne Hıristiyanların ne diğer arkadaşlarımızın, mesela değişik inanç, felsefelere sahip kişilerin kılına zarar getirtmeyiz. Dinde zorlama yok, acı yok. Mutlu olmaları esastır ki İslam’ı daha çok sevsinler, Müslümanları daha çok sevsinler, güvensinler. Yobazlığın, Allah’ın izniyle kökünü kazıyacağız. Ama nasıl bir kazıma biliyor musun Berker’im? İnan bana bir daha geri dönmeyecek yobazlık.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mümkün değil bir daha. Öyle bir kazıma yapılacak ki, tarih olacaklar, yok olacak. Yobazlık kalmayacak inşaAllah. Asr-ı Saadet dönemi gibi olacak inşaAllah. Resulullah (s.a.v.)’in o güzel sevgi anlayışı, muhabbet anlayışı her yerde. Ne güzel Peygamberimiz (s.a.v.), sokakta geziyor, herkese gidip sarılıyor. Onlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e sarılıyorlar, elini öpüyorlar, ayağına kapanıyorlar, mis gibi kokusunu böyle derin derin çekiyorlar. “Ya Resulullah (s.a.v.)” diyor mesela “falanca adam fakir.” “Hemen” diyor, “yardım edin” diyor mesela. “Falanca hasta”; “hemen yardımcı olun” diyor. “Ya Resulullah (s.a.v.) ne kadar güzel şu sendeki eşya” diyor, hemen götürüp veriyor. Yufka yürekli ve çok temiz, dünya tatlısı bizim Peygamberimiz (s.a.v). Dünyaya iyi tanıtmak lazım, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i. Onun için, Peygamberimiz (s.a.v.)’i tanıtan bir dizi halinde program hazırlıyoruz inşaAllah, Resulullah (s.a.v.)’in hayatını anlatan. Hem İngilizce, hem Türkçe. Onu dünyaya tanıtabilmek için, anlaşılması için. Önümüzdeki günlerde o yayına başlayacak inşaAllah.
“Esselamu Aleykum, Seyyid Adnan Hocam. Nacizane bir şiirim var.” Astronota şiir yazmışlar. “As kadroda Astronot / anlat anlat anlamaz / delil göster tınlamaz / hurafeler geçimidir” diyor. Tabii bir şeyler var ama onları söyleyemem. “Allah astronota akıl fikir versin, inşaAllah. Yoksa bu kafayla giderse hem kendine hem de yanındakilere çok zarar verir” diyor. “Çünkü samimi değil. Yeni sloganı buldum; ‘Hep çelişki, Tam çelişki’” diyor, Murat Kurultay. Yani “Cübbeli’de sürekli çelişki görüyorum” diyor. Doğru söylüyor, tabii. Cübbeli diyoruz, pardon, Astronot’ta.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Ben bugün Nihat Hatipoğlu’nun Facebook sitesinde bir yorum göndermiştim, az evvel. Siteye baktığımda benim yorumumun silindiğini hayretle gördüm. Hocam yaptığım yorumda sadece, Müslümanların birleşmesi gerektiği ve bunun tüm sohbetlerde en önemli konu olarak anlatılmasının öneminden bahsetmiştim. Bununla ilgili dört tane de Kuran ayeti göndermiştim. Hepsini silmiş ve beni sayfadan atmışlar Hocam. Aşağı yukarı her gün, Mehdiyet’le ve İttihad-ı İslam ile ilgili yaptığım tebliğlerde bir şok yaşıyorum, hiç ummadığım kişilerden karşı çıkmalar oluyor. Mehdiyet’in ne kadar zorlu yollardan geçerek ilerlediğini hayretle görüyorum. Gördükçe şevkim daha artıyor, elhamdülillah. Hocam sizi Allah korusun, yollarınızı sonuna kadar açsın inşaAllah. Allah’a emanet olun. Talebeniz Hakan Genç.” Ama bu hakikaten çok acayip bak, Müslümanların birleşmesi gerektiğini söylemiş sadece, dört tane de Kuran ayeti koymuş; siteden çıkartmışlar ve iptal etmişler.
ALTUĞ BERKER:Çok manidar evet.
ADNAN OKTAR:Böyle havadan sudan, boş, dünyevi şeyler sorsa hiçbir sorun çıkmaz.Ayrıca Nihat Hatipoğlu çok iyi bir insan, mülayim, şefkatli, sevecen bir insan. Bilmiyorum onun sitesini başkası mı yönlendiriyor, kendisi mi yönlendiriyor. Ama çok acayip bir durum. Hocamız’a da selam ediyoruz. Nihat Hatipoğlu iyi bir insandır.
“Batılıların sahte bahanelerle İslam ülkelerine saldırıp, zenginliklerine el koymalarından bıktıklarını ifade eden ASKON Başkanı Mustafa Koca, artık İslam ülkelerini kaplayan ortak bir savunma gücünün oluşması gerektiğini söylemiş. ‘İslam Ortak Savunma Gücü oluşturulmalı’ demiş.” Helal olsun çok güzel demiş Mustafa Koca, ASKON Başkanı, çok güzel. “Batılıların sahte bahanelerle” diyor, bak; İslam ülkelerine saldırıp, Müslüman ülkelere saldırıp zenginliklerine, doğal kaynaklarına el koymalarından bıktıklarını ifade ediyor. Çözüm; İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği, Mehdiyet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ahmet Kartal; “Milli Görüş lideri Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamız’ın vefatından sonra sanal bir metin internette yaygın olarak dolaşıyor” diyor. “Muhyiddin İbn-i Arabi isimli İslam âliminin kaleme aldığı yazıda şöyle deniyor” diyor. “‘Dini necm eden adamın alameti yirmi sekiz kez ihrama girmesidir.’” Yani; “çok kere hacca gitmesidir” diyor. “‘O merih şafağa çaldığında zalim hükümdarlar düşürüldüğünde ölür.” Tabii ki, açıkça net isim vererek Erbakan Hocamız’dan bahsediyor Muhyiddin İbn-i Arabi. Çok net anlatıyor zaten. Baksana, daha ne desin? “Dini necm eden adam” diyor. Necmeddin, necm eden, evet.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Sayın Muhammed Adnan Hocam” diyor, “Yüce Allah’ın selamı sizlerin üzerinize olsun. Size çok teşekkürler. Allah’a hamd ediyoruz. Vesilenizle İslam’ı anlayanların sayısı artıyor. Efendim size bir sorum olacak. Eğer cevaplandırırsanız memnun olurum. Çünkü bir şahsın kadere inanmaması ve kaderle ilgili ayetleri reddetmesi huzurumu bozdu” diyor, Bakü’den Fatih isimli kardeşimiz. Kardeşim Allah’ı inkâr eden var da, kaderi inkâr edene niye şaşırıyorsun? Allah’ı inkâr ediyor, dini inkâr ediyor, Peygamber (s.a.v.)’i inkâr ediyor; kaderi de inkar eder, olabilir; önemli değil. Darwinizmi savunuyor, materyalizmi savunuyor. Onlar savunuyor diye biz olumsuz etkilenmeyiz; daha atak oluruz, daha kararlı oluruz.
“Hocam daha önce çok denedim” diyor, “üç dört saat uykuyla yetinmeye çalıştım” diyor. Yok yok, olmaz. Siz beceremezsiniz onu. Sakın öyle işlere girmeyin. En az yedi saat uyuyun. Bana özeniyorlar. Aman ha! Hayır hayır hayır, olmaz. Haydi en en en az altı saat olur. En az altı - yedi - sekiz saat uyumaları lazım. Olmaz.
ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) dönemindeki sevgi, muhabbet ortamından ve silahların yok olacağından bahsediyorsunuz her zaman. Şu anda dünyada silahlanmaya harcanan parayı gösteriyorum. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) döneminde silahlanma son bulacak. Amerika’da 684 milyar dolar ayrılıyor silahlanmaya. Avrupa’da 424 milyar dolar. Asya 275 milyar dolar. Ortadoğu 94.1 milyar dolar. Orta ve Güney Amerika 59.2 milyar dolar. Afrika 27.7 milyar dolar. Ülkelerin silahlanmaya bütçelerinden ayırdıkları pay. Amerika %46.5, Çin %6.6, Fransa %4.2, Rusya % 3.5. Sünen-i Ibn-i Mace’deki hadis-i şerifte Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş; “düşmanlık ve kini de kaldıracaktır.” Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor inşaAllah Peygamberimiz (s.a.v.). “Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını bırakacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla bu silahlanmaya ayrılan katrilyonlarca lira para, fakire fukaraya yiyecek olarak, elbise olarak, hastane ihtiyaçları olarak, bakım ihtiyaçları olarak, eğitim ihtiyaçları olarak geri dönecek. Dolayısıyla dünyada fakirlik kalmayacak. Asıl sorun silahlanma yarışının durdurulması, silaha para yatırılmasının durdurulmasında. Ekonomideki canlanmanın ana nedenlerinden birisi o olacaktır. Bir; cömertliğin artması, cömertlik, fakirlere şefkat ve muhabbetin artması. Tabii hepsinin üstünde Kuran ahlakının yaşanması. Silahlanmaya da para ayrılmaması.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Hocam bildiğiniz gibi Dubai ultralüks yapılarıyla, zenginliğiyle, gökdelenleriyle ünlü bir emirlik. Ancak Dubai ile ilgili, geçtiğimiz aylarda “Dubai’nin Karanlık Yüzü” isimli bir kitap yayınlandı. Çok sayıda belgesel ve haber programı da yapıldı BBC, El-Cezire gibi kanallarda. En büyük inşaat şirketlerinin, buradaki Pakistan, Bangladeş ve Hindistan gibi ülkelerden getirilen işçilere ne kadar büyük zulüm yaptıkları anlatılıyor bu programlarda. Çok ilkel şartlarda, sağlık şartlarının çok kötü olduğu; yemek yapacakları, yıkanacakları yer olmadan salgın hastalıkların yaşandığı bir ortamdalarmış. Birkaç metrelik odalarda onlarca kişi kalıyormuş. Çok pis, havasının suyunun olmadığı, yaşam şartlarının korkunç olduğu ortamlarda yaşıyorlarmış. Çok az maaş veriliyormuş. Elli derece sıcak altında, hiçbir güvenlik alınmadan gökdelenlerin en üst katlarında çalışıyorlar. Çok sayıda ölüm oluyormuş bu nedenle. Çatılarda yatıyorlarmış genelde, havasızlık ve pislik nedeniyle. Ve sigortaları olmadığı içinde ölümlerde bir hak elde edilemiyormuş.
ADNAN OKTAR: Yine İttihad-ı İslam’ın olmamasından; başta bir şefkatli, merhametli, sevgi dolu, aklı başında bir liderin olamamasından kaynaklanıyor. Halbuki hepsine o zaman sahip çıkar. Böyle bir zulme de asla imkân vermez, kapı açtırmaz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. İman hakikatleri gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Baharda ortalık acayip güzel olmuş, çiçekler açmış. Çok dikkatlice onların güzelliklerini seyretmek lazım. MaşaAllah, bunlarda altın oranı görüyoruz. Altın oran çok hayati, onu sık sık anlatın. Her şeyde hakim o çünkü. Mümkün mertebe delilleri çoğaltalım. Çok fazla delille gösterelim. İnsan yüzünde, insan elinde, insan vücudunda, çiçeklerde, hayvanlarda; her yerde altın oran var. Yani bütün kainatta altın oran var. Bu genel olarak gökcisimlerinde de aynı şeyler görülüyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, başka Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Hocam siz deccaliyeti her zaman anlatıyorsunuz. “‘Deccaliyet nerede?’ diye soranlar Irak’taki zulümleri görmezden geliyorlar. İşte belgelerdeki Amerika vahşetinin sadece birkaçı: ‘Hamile Kadını Vurdular: Yüzlerce sivil Amerika’nın kurduğu kontrol noktalarında hayatını kaybetti. Hamile bir kadın bu kontrol noktalarının birinde vurularak öldürüldü.’ ‘Sokakta İnfaz: Telafer’de gözaltına alınan bir kişi sokak ortasında infaz edildi. Bu infaz görüntüleri belgelerde yer aldı.’ ‘Parmak Kestiler: Bir tutuklunun parmakları kesilerek asitle yakıldı.’ ‘Havadan Ateş Açtılar: Yarısı sivil olmak üzere yirmi altı Iraklı 2007 yılında bir helikopterden açılan ateşle öldürüldü.’ ‘Matkaplı İşkence: Tutuklulara elektrik verildi, elektrikli matkapla işkence yapıldı ve hatta infaz edildi.’ Irak’taki Zulme Tek Çözüm Türk-İslam Birliği: ‘Irak’ta zulüm gören milyonlarca mazlumdan, İslam âleminin birliği için gayret etmeyen her Müslüman sorumludur’” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Gece gündüz gazetelerde yazan olayların, çekilen acıların tek çözümü insanların birbirini sevmesi, Müslümanların birbirini sevip kollaması, hepsinin Allah’a sığınması, dürüst olmaları, iyi niyetli olmaları, sevecen yaklaşmaları birbirlerine.
ALTUĞ BERKER:Hocam, rahmetli Alparslan Türkeş’in vefat yıldönümüydü dün, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin. Türkeş çok efendi bir insandı. Ben rahmetliyle İstanbul’da herkesle görüştüğü büyük bir bina vardı, orada gidip görüşmüştüm. Üç kişi gidip görüşmüştük. Ayakta karşılamıştı. Acayip hürmetkârdı, çok nezaketli bir insandı. Bayağı uzun konuştuk. Çay, kahve içtik. Sohbet ettik. Bana, o Yahudilik & Masonluk kitabını yazmıştım o zamanlar, çok önemli bilgiler vermişti; kitaba koyarım veya koymam, bana bırakmıştı. Ama çok hayati, çok önemli sır olan bilgileri vermişti. Daha hala da söylemiyorum yani, inşaAllah. Çok vatansever, milliyetçi, Türk-İslam alemini can-ı gönülden savunan, Türk İslam Birliği için bütün gençliğini veren, Allah rızası için gayret eden muhterem bir insandı. Beş vakit namazını kılardı Alparslan Türkeş, ki insanlar bilmiyordu onu. Onun mühim bir özelliğiydi. Biliyorsunuz yani dinin bütün vecibelerini yerine getiren bir insandır.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Dün bir yazı vardı, Kenan Akın’ın, Yeniçağ gazetesinde; beraber Hacca gitmişler. Onunla kutsal topraklardaki anılarını anlatmış. Nasıl gözyaşı döktüğünü Hac sırasında, manevi özelliklerinden bahsetmiş Hocam.
ADNAN OKATR:Hacıydı, evet. Gayet güzel ahlaklı, çok titiz, sevgi dolu bir insandı, maşaAllah.
Evet, gündüz izleyenler bana göndermeye devam etsinler. Üç bin altı yüz on bir kişiden mesaj var. Bu çok az. Böyle olursa sadece akşam programı yaparım. Olmaz. Seni dinliyoruz Berkerim.
ALTUĞ BERKER:Hocam bir tavşan gösterecektim, inşaAllah. Temizleniyor.
ADNAN OKTAR:Ben bu herifin göbüşü möbüşü, o patilerini, hepsini yerim. Bak şu titizliğine bak, şu temizlik titizliğine. Pis olan insanlar işte düşünsünler işte bak hayvan ne kadar titiz; onun kadar titiz olabiliyorlar mı? Bak elini yüzünü, bak yemek yedikten sonra nasıl özenle temizliyor ağzını, ellerini, patilerini.
“Selamun Aleykum Hocam” Aleykum Selam. “Şu an işyerimdeyim ve internetten sizi izliyorum. Bilgi vermek istedim. Ve tabii ki sizi çok seviyorum. Melike” Evet. “ Selamun Aleykum canım Muhammed Adnan Hocam, şu anda büyük bir dikkatle sizi izliyor ve Allah için çok seviyoruz. Beytullah Aydın.” Zonguldak’tan yazmış. “İstanbul Fatih’ten sizi çok beğenerek izlemeye devam ediyoruz. Sait Tekin.” “Selamlar, gündüzleri yayınlansa daha iyi olur. Senan Kazımov, Azerbaycan.” “Canlı yayını takip ediyorum inşaAllah. Murat Öztürk” “İzlenme rekoru kırar inşaAllah” diyor. Yedi bin dokuz yüz on bir daha sayısı; bu çok düşük. Geçen sefer çok yüksekti. Bakıyorum, bekleyeceğim. Yarım saatte, bir saatte eğer yükselmezse gece devam edeceğim, inşaAllah. “İzlenme rekoru kırar inşaAllah.” “Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam. “Her gün nasibiniz, gücünüz daha artıyor, maşaAllah. Size her gün dua ediyoruz. Siz de kardeşlerinize dua edin. Allah’ın yolunda olalım inşaAllah. Allah yar ve yardımcınız olsun. Aleykum Selam” diyor, Yasemin Çuvadar. Evet. “Seyyid Adnan Oktar Hocam. Sözlerime nereden başlasam bilemiyorum” diyor. “Hocam sohbetinizi izliyorum, açıklar mısınız?” Bir rahatsızlığı varmış, onu söylüyor kardeşimiz. Getir bakayım. Hah, şimdi oldu bak. Yirmi bir bine çıkmış, güzel. Böyle olursa olabilir, inşaAllah. “Hocam” diyor Gülsenim Seyhun; “Hocam sizi izliyoruz” diyor.
“Muhammed Adnan Hocam” diyor, “Kim Kardashian bir röportajında soyadının Türkçe olduğunu, büyüyene kadar meyve ve sebze isimlerini Türkçe olarak bilip kullandığını ve atalarının yurdu olan İstanbul’u bir gün mutlaka görmek istediğini söylemiş. Türk ve Ermeni halkları arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğine dair bir soruyu ise komşuların dost olması gerektiğini, ihtilaflı bir geçmiş olsa da her iki tarafın yaralarını sarıp dost olmaları gerektiği şeklinde bir cevap vermiş. Ermeni-Türk kardeşliğini herkes istiyor Hocam, tam sizin söylediğiniz gibi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” diyor. Kim Kardashian çok sevimli, çok şeker bir tip, bayağı tatlı. Tanıyorsun değil mi? Acayip sevimli, maşaAllah. Güzel huylu ve sevecen bir insan. Doğru söylüyor. Hoş söylemiş. İnşaAllah İstanbul’a da gelsin. Burası onun ana yurdu gibi, inşaAllah. Ermeniler, millet-i sadıkadır. Onlar bizim canımız. Soyadı, doğru, Kardaşyan Türkçe soyadı. Meyve, sebze isimlerini Türkçe bilip kullandığını diyor. Bak işte İstanbul’un bereketi, Osmanlı’nın bereketi. Hakikaten onun o huyuna da yansımış. Çok sevecen, şefkatli, değil mi? Öyle saldırgan falan öyle bir şeyi yok. Güzel böyle yani hoşsohbet bir insan. İnşaAllah. Tabii, insandır; hataları, eksikleri olabilir ama ana zeminde sevecen, tatlı ve iyi huylu bir insan.
Şenay Hanım; “Hocam, sizleri izliyoruz” diyor. “Allah rızası için çok seviyoruz” diyor, “duanızı bekliyorum” Şaban Sönmez. Evet, Mersin’den öğretmen bayan; “Selamun Aleykum Hocam. Okuldayım. Hem işimi yapıyorum, hem de kulaklıkla sizi dinlemeye çalışıyorum” diyor. “Hocam, benim üç tane kızım var. Sizin konuşmalarınızı onlara dinletmekte zorlanıyorum. Onlar için bana dua eder misiniz? Şimdiden Allah sizden razı olsun. Allah tüm İslam alemine birlik verecek inşaAllah. Buna tüm kalbimle inanıyorum ve istiyorum.” Evet. “Üç tane kızım var.” Yaşı küçük olunca tabii onlar anlamayabilirler, normal. Fakat dua ederiz, inşaAllah. Allah hidayetlerini arttırsın. Allah onlara sevgi versin. Kalplerini açsın. Onları da çok seviyoruz, ayrıca. İnşaAllah. “Muhterem Hocam, Astronotun niye ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın hiçbir alameti çıkmadı’ dediği ortaya çıktı. Meğersem astronot bu alametlere” bu şaka yapmış tabii ama değişik bir şaka.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam. “Zonguldak’ta sizi keyifle izliyoruz, inşaAllah. Gece ve gündüz izlemek çok güzel, inşaAllah. Siz ne zaman sohbete çıkarsanız, biz izlemek için her türlü çabayı sarf ederiz inşaAllah. Fakat ben şahsım adına geceleri daha rahat izleme imkânına sahibim.” Güzel bir işaret ama her hâlükârda sabaha da alışın. Sabah da bana daha uygun geliyor, inşaAllah. Ama bir de çok erken de olabilir, onu da düşünsünler, sekizde de olabilir, inşaAllah. Günlük haberleri de, durum değerlendirmesi yaparak da konuşabiliriz. On da iyi. Bilmiyorum işte, bakacağım. Deniyorum şimdi, anlayacağım inşaAllah. “Saygılar sunar, ellerinizden öperim.” Biz sizin ellerinizden öperiz. Gökhan kardeşimiz yazmış. “Selamun Aleykum Sayın Muhammed Adnan Hocam. Deccalın hipnoz yöntemlerini ve korunmayı müsait olduğunuzda lütfen anlatır mısınız? Allah’a emanet olun.” Gülçin Medeni kardeşimiz, o da izliyormuş.
ALTUĞ BERKER: Ermeni vatandaşlarımızdan, Ermenilerden bahsetmiştiniz. Hasan Cemal’in bir yazısı var. İstanbullu Ermeniler Derneği’nin konuğu olarak New York’a gitmiş. Kökleri Türkiye’nin çeşitli şehirlerine dayanan, ancak özellikle 1915 sonrasındaki tarihlerde yurtdışına göçen Ermeni kardeşlerimizin Türkiye’ye olan özlemini dile getirmiş yazısında. Amerika’da yaşayan Türkiye kökenli Ermeni kardeşlerimizin içlerinde; “neden buralara geldik?” diye hep bir burukluk duyduklarını, bir kısmının Ermenice bile bilmediğini, Türkçe konuştuklarını, hayatlarının göç etmekle geçtiğini, aralarından birinin annesinin Los Angeles’ta yaşadığını ancak sürekli; “oğlum, şu pencerenin altından geçenlerden Allah için biri çıkıp da bir kere selam vermez ki” diyerek İstanbul özlemini dile getirdiğini ve Türkiye’yi yani asıl vatanlarını çok özlediklerini, uzak olmanın kendilerine acı verdiğini dile getirdiğini yazmış.
ADNAN OKTAR: Onlar bizim canımız. Hemen gelsinler, hemen gelsinler. Onlar bizim canımız ciğerimiz. O geçmişteki olaylar, o devrin faşistlerinin, o devrin delilerinin, acımasız gaddarların psikopatlığı. Müslümanları, Ermenilerle böyle zıt kardeşler haline getirmeye çalıştılar, zıt arkadaşlar haline getirmeye çalıştılar. Bunda da kısmen başarılı oldular, kendilerince, o devirde. Bu yarayı yeniden tedavi edeceğiz, düzelteceğiz. Böyle şeylere hiç gerek yok. Olanlar olmuş. Geçmişteki olaylardan dolayı biz onlara karşı bir öfke duymuyoruz. Onlar da, bazı olaylar olduysa, onlar da bize öfke duymasınlar. Helalleşiyoruz. Biz hakkımızı helal ediyoruz. Onlar da haklarını helal etsin. Konu kapansın. Nur gibi tertemiz insanlar.
VTR: Cübbeli evrenin yoktan yaratıldığını anlatan Big Bang teorisinin gereksiz olduğunu anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Tam Cübbeli kafası. “Evrim konusunda ne düşünüyorsunuz?” diyor. “Evrim ne ki?” diyor. Ama yoğun olarak da sakalı böyle haşır huşur kaşıyarak. Şimdi “Big Bang teorisi falan, bunlar ne alaka?” diyor, “nerden çıkarıyorsunuz böyle şeyleri? Bunlara hiç gerek yok” diyor. Halbuki Allah; “yaratılışı araştırın” diyor, açık ayet var, Kuran ayeti var. Bilime bizi teşvik ediyor, bilim farz. “Hiç böyle şeylere, hiçbir şeye gerek yok” diyor. “Çorbaya sinek düşerse içine batırıp çıkaracaksınız” diyor; böyle oturup hurafelerle uğraşıyor.
VTR: Cübbeli, Türkiye’ye İslam aleminin bayraktarlığının nasip olması için Allah’a dua ediyor.
ADNAN OKTAR: Bak o zamanlar İttihad-ı İslam’ı nasıl coşkuyla istiyor, görüyor musun? Yıllar önce. Bir de, Hz. Mehdi (a.s.)’a kavuşamama diye bir konusu yok; “bizi kavuştur Yarabbi” diyor. “Beş yüz yetmiş sene sonra Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak” demiyor; “bizi kavuştur” diyor. Zaten sekiz on yıl “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmış” diye anlatmış herkese, üç yüz altmış beş gün, her gün “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” diye anlatmış. Sonradan bu böyle ters takla attı. Yani herhalde işine gelmeyen birileriyle karşılaştı, anladığım kadarıyla. Bir şeyler anladı yahut Mehdiliğin bir hurafe değil de, bir gerçek olduğunu fark etti. Şimdi ajite halde var gücüyle direniyor. Böyle kolunu kaptırmış kedi gibi. Artık öyle diyeyim. İnşaAllah. Öbür bandı da seyredelim.
VTR: Cübbeli; “her yüz senenin başında birçok müceddid gelebilir ama Hz. Mehdi (a.s.) başkadır” diyor
ADNAN OKTAR: Mahmut Hoca olmuş olsa, “kavuşmayı nasip etsin” diye dua eder mi? “Mahmut Hoca’dır” der. Demek ki Mahmut Hoca’nın kutbul aktab olduğuna inancı yok. Müceddidlerden bir müceddid olduğuna inanıyor ve söylüyor. “Çok fazla müceddidler vardır, her ülkede müceddid vardır” diyor, “Türkiye’nin müceddidi de ayrıdır” diyor. Türkiye’deki müceddidlerden biri olduğunu açıklamış oluyor Mahmut Hoca’nın. Biz zaten amenna saddakna kabul ediyoruz. O farkına varmadan, ben müceddid olduğunu biliyordum. O, otuz iki sene sonra farkına vardı Mahmut Hoca’nın müceddid olduğunun. Ben ta hicri 1400’lerde biliyordum onun müceddid olduğunu inşaAllah. Ama o otuz iki sene sonra ilan etmek gereğini duydu; Mehdiyet’e karşı çözüm olarak kendince.Mahmut Hocamız’ı kendi kafasınca putlaştırmaya kalktı, Mehdiyet’e karşı onu bir silah gibi kullanmaya kalktı; Allah ayağına dolandırdı. Kendisi söylüyor; “birçok müceddid var” diyor, “çok fazladır müceddidler” diyor. Demek ki tek müceddid olmuyormuş. “Hicri yüzyıl başı” da, alimlerden mesela Berzenci Hazretleri bu konuyu çok açıklamış. “Otuz sene de geçse, kırk sene de geçse” diyor, “yüzyıl başı geçmiş olmaz” diyor, açıklıyor. “Otuz, kırk yıl önce de gelebilir” diyor, “yüzyılın öncesinde” Mehdi (a.s.) için. “otuz, kırk sene sonrasında da ortaya çıkabilir” diyor. “Yani, öyle bir şart yoktur” diyor. Çünkü “yüzyıl başı” demek, izafi bir şey. Yani elli bir olmadıktan sonra yüzyıl başı geçilmiş olmaz. İmam-ı Rabbani’nin demesi, diğer alametleri görmediği için, hiçbir alamet görmediği için, deccalı, süfyanı, hiçbir şeyi görmediği için “başlangıçta gelmedi” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Zevkle izliyoruz efendim, devam edin” diyor. “Süpersiniz “diyor, “maşaAllah” diyor Ufuk Sarıaltın. “Selamun Aleykum, ben sizi seyrediyorum” diyor ama Ermenileri hiç sevmiyormuş. Küçük düşmüş olursun, ezilmiş olursun. Doğru yapmıyorsun ki. Ayıp yapmış olursun, çirkinlik yapmış olursun. Çünkü Allah’ın kulları onlar. Hz. Adem (a.s.)’dan, Hz. Havva (a.s.)’dan gelen bizim kardeşlerimiz. Annemiz babamız bir. Hz. Adem (a.s.)’dan geliyor. Yani, soy olarak kardeşiz. Aynı anneden babadan gelenler ne olmuş olur? Kardeş olmuyor mu?
ALTUĞ BERKER: Tabii.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yazıktır, günahtır. Bak, Osmanlı döneminde de, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde de biz onları sevgiyle, şefkatle bağrımıza bastık. Çok fazla Osmanlı döneminde paşalarımız vardı, Ermeni paşalar. Türk ordusunu yönetiyorlardı. İnsaf etsinler, çok ayıp yapıyorlar. Zulüm yapanlar ayrıdır, zulüm yapanı sen ayır. Mazlum Ermeni’den sen ne istiyorsun? O sevimli Kardashian’ı da çağıralım buraya bir gün, Türkiye’ye çağıralım. Gelsinler, burada konuşturalım. Türk-Ermeni kardeşliği üstüne konuşturalım. Onları bir çatlatsın şöyle o köfte, acayip şeker bir şey o inşaAllah.
SUNUCU:Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Deni Şahinoğlu; “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, akrabalarıma ve tanıdıklarıma gidip A9 TV’nin frekanslarını ayarlıyorum.” Helal olsun. Çünkü kaç ay, kaç yıl seyredeceklerse, onların hepsinin sevabını alır kardeşimiz.
MaşaAllah, helal olsun. “Her gün en az iki - üç ev akrabalarıma gidiyorum ama yine yetişemiyorum. Hocam, size olan sevgi çığ gibi büyüyor. Sizdeki bu hikmeti bizler görüyoruz. Allah (c.c.) görmeyenlerin gözlerini açsın” diyor. Çok iyi bir hizmet, çok şahane.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanın müntesiplerinden olmak bir ayrıcalık. Yani ara yılların insanı olabilirdik ama ahir zamanın talebeleri olduk. Şahane bir şey. Yani, hiç kimsenin görmeyeceği şeyleri görüyoruz ve göreceğiz. Hiç kimsenin alamayacağı sevapları alacağız, ahir zaman zor olduğu için. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “onlar beni görmediler” diyor, “sizlerden daha çok sevap alacaklar” diyor sahabelere. “Daha çok sevap alacaklar” diyor. Çünkü o devirde deccaliyetin azgınlığı ve şiddetinin pek büyük olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Dolayısıyla, Müslümanların alacağı sevap da çok yüksek olacak” diyor.Biz o devirdeyiz. Mesela, İslam’ın yavaş yavaş hakimiyetinin nasıl olduğunu Allah bize gösteriyor. Mesela biz, geçmiş tarih kitaplarında okurduk; Hz. İbrahim Peygamber (a.s.) geldi, Hz. İshak Peygamber (a.s.), Hz. Yakup Peygamber (a.s.) şöyle mücadele ettiler. Biz, onları duyardık. Kuran’dan biliriz. Ama şimdi fiilen o günlerin bir başkasını yaşıyoruz. Mesela İslam yavaş yavaş hakim oluyor, yavaş yavaş gelişiyor.
Mahmut Efendi Mekke’de hastanede tedavi görüyormuş. “Esselamu Aleykum” ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhterem Hocam, hayırlı programlar. Mahmut Efendi Hazretleri, Mehmet Talu Hocamız’la umre yaparken rahatsızlanmış. Şu an hastanede. Dua buyurun, inşaAllah. Programlarınızda kardeşlerimiz de dua etsinler” diyor. “Ellerinizden öperim, selam ve dua ile” diyor Ali Barış Uygur. Mahmut Hocamız’ın talebelerindendir Ali Barış Uygur. Mahmut Efendi’nin sağ kolu Mehmet Talu Hocamız’ın damadı. Mehmet Talu Hocamız’a Allah uzun ömür versin.
Şeyh Mahmut Hocamız hastalanmış. Allah ona sağlık versin, üzerindeki kem nazarları kaldırsın. Zalimlerin, şerirlerin şerrinden, fitnesinden onu korusun. Çok değerli ve büyük bir insan. Allah sağlık, sıhhat, afiyet versin, güzellik versin. Her şeyde bir hayır vardır; fakat Hocamız’ın etrafında it kopuk, şüpheli adamlar olmasın. Mahmut Hocamız’ın etrafındaki insanlar çok hayatidir. Seçmece insanlar bulundursunlar etrafında. İhtiraslı, muhteris çakallardan bir kişi bile olmuş olsa çok tehlikeli olur. Önüne gelen yanına gitmesin Mahmut Hocamız’ın. Çok titiz bir koruma zinciri oluşturulsun. Yediğine, içtiğine, bütün yiyeceklerine dikkat etsinler Hocamız’ın. Bak muhteris, ihtiraslı çakallar var, tehlikeli insanlar var. Onun için yemeğine, içeceğine çok dikkat etsinler. Her şeyine çok dikkat etsinler. O, bize Allah’ın bir emaneti. Öyle insan çok zor gelir dünyaya. Nurlu, mübarek, muhterem, çok yüksek ahlaka sahip bir insan, çok asil de. Tam Osmanlı terbiyesi almış. Gerçek şeyhtir. “Ahir zamanda ilim kaldırılır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); işte kastedilen o. Gerçek şeyh efendiler kalmıyor. Mesela Mahmut Hocamız gerçek şeyhtir. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri gerçek şeyhtir. Çok nadirdir gerçek şeyhler, çok az inşaAllah. Hocamız’a herkes dua etsin, inşaAllah. Allah ona sağlık, afiyet versin inşaAllah.
Banu Çiçek, Azerbaycan’dan; “Hocam, sizi seyrediyorum” diyor. “Sizi büyük bir zevkle gece gündüz seyrediyorum. Selamun Aleykum” diyor. Aleykum selam. “Canım, bir tanem Muhammed Adnan Hocam” diyor. Ne güzel bir sevgi bu böyle, maşaAllah. Banu Çiçek. İsmi de güzelmiş.
Azerbaycan’da acayip kalabalık bir ekip var bizi seven. Geçenlerde ziyaretime geldiler. Çok sevimli hanımlar. Bir tane, iki tane değil; çok çok fazla doluştular eve. Ama yani delice bir sevgileri var, tarif edemem. Gençler de öyle. Aslan gibiler maşaAllah. Çok güzel faaliyet yapıyorlar Azerbaycan’da.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam, vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Devlet de seviyor çocukları, maşaAllah. Çünkü vatana, millete faydalı çocuklar, vatana, millete hayırlı insanlar, temiz insanlar, güzel insanlar.
“Selamun Aleykum Hocam, evimizin huzur kaynağısınız. Gece gündüz fark etmez. Yeter ki siz anlatın” diyor Beyza Hanım. “Beyza Uçkun.”
Reyhan Bayrak; “Adnan Hocam, sizi sabah görmek beni çok mutlu etti. Sakın Hocam sabah programı yapmaktan vazgeçmesin” diyor. “Daha kimse bilmiyor sabah programı yaptığınızı. Zamanla çoğalır inşaAllah.” Yok, şu an altmış üç bini aştı, iyi, inşaAllah. “Yılbaşı gecesi gelmiştik Hocamız’ı görmeye, tekrar görmek istiyorum” diyor, “inşaAllah” diyor Reyhan. Emre Karaca; “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, programınıza katılım oranınız her geçen gün gelişiyor” diyor. “Programınız başlıyor, bir bakıyorsunuz, yoksunuz” diyor. “Bu duruma üzülüyoruz” diyor. “Şeyhimiz yanlış anlamasın, onu da çok seviyoruz ama sizi özlüyoruz” diyor Emre Karaca. Geçen günler birisi yazmış, şimdi söyleyecek gibi de değil ama nasıl söyleyeyim? Özetle; “biz Hocamızı istiyoruz” diyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Doğru, biz de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hilal Aktekin” Hilal Hanım yazmış; “hayırlı yayınlar, Muhammed Adnan Hocam. Biz de sizi izliyoruz, eşim ve ben. Hocam, benim bir sorum olacak. Ben Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin bir videosunu izledim. Onun sözlerini çok dikkatli aldığım için etkilendim. Videoda Ankara’da bir felaket –Allahualem- olacağını çıkardım. Biraz tedirgin oldum. Bugünlerde aileme ziyarete gitmeyi düşünüyorum. Ne yapmam lazım? Bana bir tavsiyeniz var mı Hocam? Dualarınızı eksik etmeyin, Hilal Aktekin.” Ya Şeyhimiz -ben daha önce de söyledim- o hal ehlidir, cezbe ehlidir. Mesela gece üçte kalkıyor. Yani trans halinde oluyor, cezbe halinde oluyor. Görüyorlar zaten, yayınlıyorlar da. İlham geliyor. İlhamla açıklıyor. Yani o görüntüler görüyor. Mesela, Akdeniz’de büyük bir olay olduğunu görüyor, Ankara’da büyük bir olay olduğunu görüyor, mesela Bursa’da büyük bir olay olduğunu görüyor, anlatıyor. Mesela Kıbrıs’ta, “Akdeniz’de büyük bir olay olacak, bir şey olacak” dedi. “Akdeniz’in suları taşacak” gibi mesela. Altı onda bilmem kaç şiddetinde deprem oldu Akdeniz’de. Söylemesinden çok kısa bir süre sonra, dediği doğru çıktı. Yaklaşık tam söylüyor ama tabir ve tevil gerekiyor, inşaAllah. Bazen tam mutabık söylüyor. Doğrudan düz anlamında söylüyor. Bazen de müteşabih oluyor. Dolaylı olarak çıkmış oluyor.
“Hocam, ben Avusturya’dan Rumeysa. Başka din ve kültürler içerisinde yaşıyoruz. Çocuklarımızı iyi yetiştirmemiz için ne yapmamız lazım?” diyor. “Benim dört tane kızım var. Sizi çok severek seyrediyorlar” diyor Arzu Hacıkerimoğlu. “Selametle güzel Hocam” demiş. Sizler de çok güzelsiniz. “Ben de öyle ama” diyor, “eşim için maalesef aynısını diyemem. Onun için dua istiyorum.” “Kanalınız hayırlı olsun, inşaAllah. Çok sevindik bu kanal açılınca. Şimdi radyoyu bekliyoruz. İnşaAllah o da yakında olur.” İnşaAllah. Rasim; “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, bu gece rüyamda sizin nur yüzünüzü gördüm” diyor. “Her taraf karanlıktı, birden içimi bir huzur kapladı ve yeşil ışıkların sizin yürüyerek bana doğru geldiğinizi gördüm.” Allah razı olsun, sevginden, şefkatinden, muhabbetinden, saygından. Allah kalbine güzel bir sevgi vermiş, iman sevgisi. İnşaAllah cennet kardeşi oluruz. “İnşaAllah o da yakında olur” diyor. “İstanbul’dan annem de canlı yayını izliyor.” Çok güzel. Bütün akrabalarınıza izletin. “Fatma Hacıkerimoğlu. Onlar size mail atamayacağı için ben söylüyorum.” Annemizin de ellerinden öpüyorum. Allah uzun ömür versin, hayır, bereket, bolluk versin. “Onun için bu maili iki kişi adına sayın. Allah’a emanet olun. Selametle güzel Hocam” diyor. Bu kardeşimiz diyor ya; “gittim evlerde tek tek kurdum sistem.” Şahane o. Başında dursunlar; “bak, Hocamız’ın programı bu, beraber seyredelim” diye akrabalarına. Mesela her gün bir akrabasına gidip, bir kilo da bisküvi yaptırsın, alsın. Güzelce çayları da döktürsün, hazırlatsın. Açık çay ama limonlu hafif. Bisküviyi içine batırarak, böyle çıtır çıtır yiyerek seyredecekler. “Sevgili Hocam, gündüz programlarınızın hayırlara vesile olmasını dilerim. Benim işim müsait olduğu için gece gündüz seyredebiliyorum.” Şimdi öyle düşündüm. Yani iş yerleri açık, şimdi iş yerlerinde berberler var, bakkallar var; bunların hepsi izleyebilirler, bir. Ev hanımları var; onlar seyredebilir, iki. Küçük çocuklar artık cin gibiler, maşaAllah. Altı yaşında, okula gitmemişler, beş, altı; onlar da çok iyi, onlar olabilir. Okula öğlen giden öğrenciler oluyor. Bilmiyorum, şimdi var mı? Bizim zamanımızda sabahçı, öğlenci vardı. Şimdi tek mi, nedir?
SUNUCU:Yine aynı.
ADNAN OKTAR: Yine aynı, değil mi? Tabii, sabah erkenden kalkardık, giderdik. Sabahçı olurduk. Bir sene öğlenci olurduk. Öğlencilerin büyük bir bölümü seyredebilir. İş yerlerinde seyredebilirler. Yolda, radyodan yayın yaptığımız için radyodan dinleyebilirler, inşaAllah. Radyoları sık sık anons edelim ki radyoları bilsinler, dalga boylarını da söyleyelim. Ama büyük, daha kapsamlı, bize ait bir radyo da olsa iyi olur, inşaAllah. Cuma namazlarını kılamıyormuş kardeşimiz, onu söylüyor, Nadir Başar. Tekirdağ’dan, Çerkezköy’den yazıyor. Ya kardeşim bir kere özel iş yerleri cuma namazlarına saygı göstersinler, imkân sağlasınlar. Ne olacak? Yarım saat müsaade etsinler. Beş dakika da hemen farzını sünnetini kılıp çıkıp gelsinler, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berekettir bolluktur yani. Yarım saat ne olacak?
“Yakışıklılar yakışıklısı canım Muhammed Seyyid Adnan Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah ama akşam derslerinizi de istiyoruz” diyor. Akşam da olur, akşam çeşitli saatlerde deneyebiliriz. En iyi saat kaç olur akşam? Sence en iyi saat kaç olur?
SUNUCU:Bence 22:00 en iyi saattir. Yani herkesin en azından izleyebileceği bir saat olabilir.
ADNAN OKTAR: Ahmet Şebin; “Selamun Aleykum, sabah programınız hayırlı olsun Hocam. Selam ve dua ile. Esenlikler dilerim. Allah’a emanet olun. Erzurum’dan saygılar.” Kardeşim şimdi yani olay anlaşıldı. Sabah programları da şahaneymiş bak, bayağı güzel.
Şu açık bayan edebiyatını bir kere bırakın. Dün çıktım gezdim, herkesin başı açık, bütün hanımların. Benim Türkiye’min ve vatandaşımın yüzde sekseni, yüzde yetmişinin hanımların başları açık. Nedir bu ya böyle “başı açık, kapalı”? Başı açık, yüz kere söyledim o da yüzde yüz Müslüman’dır, başı kapalı da yüzde yüz Müslüman’dır, çarşaflı da yüz de yüz Müslüman’dır. Bu ayrımı bırakın. Fitnedir bu. Siz ne yapıyorsunuz böyle? Bir de bu mu çıktı? Başı açıklar, başı kapalılar, çarşaflılar, bilmem ne filan. Çünkü başı kapalıyı da kabul etmiyorlar kardeşim. Yani net fasık olarak görüyor. “Hiç kapatmasın daha iyi” diyor adam. “Hiç gerek yok” diyor, “çarşaf olmadıktan sonra.” Kardeşim ne istiyorsun? Olur mu öyle şey? Hepsi, gönülleri müsterih olsun yüzde yüz Müslümanlar, tertemizler. “Niye bakımlı?” diyor. Senin gibi sakallı bıyıklı mı gezsin kerata? Ne güzel, bakımlı, tertemiz geziyor yani. Bir vatandaş biliyorum da onun için özellikle ona söylüyorum yani. “Peygamberimiz (s.a.v.); ‘hiç dokunmayın’ dedi” diyor. Kaşları birbirine girmiş, bıyıkları fışkırmış, sakalları fışkırmış, öyle geziyor takva olarak. Çok büyük zulüm yapıyorsun, Müslümanlara zarar veriyorsun. Müslüman böyle olur imajını veriyorsun sen. Müslüman bakımlı olur, kaliteli olur, klâs olur, mis gibi parfüm kokar. Leş gibi ter kokuyor. Ne kadar kötü bir şey! Genç kıza yakışır mı? Yok, deodorant kullanırsa işte bilmem şöyle olurmuş, böyle olurmuş. Kardeşim bahar açıyor, her yer menekşe çiçek kokuyor. Güzel koku niye acayip bir şey olsun ki? Her şeyden bir mana çıkarıyorlar. Yok varil eğer kadına benziyorsa ona bakılmazmış, yok barbi bebek… Cübbeli diyor ya; “bacakları şöyle” diyor, “saçları böyle” diyor, “barbi bebeğe bakılmaz” diyor. Allah, akıl fikir versin. Şimdi de bilime karşı çıkıyor. “Ne gerek var” diyor “bilimle uğraşmaya?” Gördün değil mi filmini?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani eğer bunlara bıraksaydık ortalığı Allahualem bitmişti. İşte Atatürk onun için böyle tiplere karşı ciddi bir tavır aldı. Diyorlar ki; “Atatürk niye böyle bir tavır koydu?” İşte bunu yaptığınız için böyle bir tavır koydu işte. Ne yapsaydı? Sizi mi seyretseydi yani böyle yaptığınız hareketleri? Bilime karşı, sanata karşı, sevgiye karşı, bakıma karşı, güzelliğe karşı, iyiliğe karşı. Karşı olmadığın ne var ki yani? Ne diyorsun Beril Hocam?
SUNUCU: Haklısınız Hocam, inşaAllah. Estetiğe de karşılar.
ADNAN OKTAR:Evet. Benim kızıma bakın, nur gibi, tertemiz. Bakışının şekerliğine bak, şunun tatlılığına, kuzu gibi yani. Yüz tane yobaza tercih etmem yani. Yani yüz tane yobaz getirseler bana, yine ben bu sevimliyi isterim, inşaAllah. Bak, mesela Şeyh Nazım Hocamız mis gibidir, tertemiz, bakımlı, çok özen gösterir. Üstü başı, bütün talebelerine bakın, pırıl pırıldır. Sarığı böyle ışıl ışıl parlar. Kıyafetleri ışıl ışıl parlar. Eli yüzü, yani nur gibiler. Üslup çok güzel, hanımlara iltifat eder, sohbet eder, onların halini hatırını sorar, nasihatte bulunur. Gayet güzel insan. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da öyle. Şeyh Adnan Hazretleri var, Şeyh HişamKabbanî Hazretleri var. Mübarek bir ekol. Mahmut Hocamız da öyle, Allah sağlık sıhhat versin, Allah bereket versin, Allah üstündeki hastalığı kaldırsın, rahmetiyle onu kuşatsın, kem nazarlardan korusun Hocamız’ı. Ama bak, tekrar söylüyorum, orada fırsat bilip adilik yapmaya çalışan kahpeler olabilir. Çok çok dikkat etsinler, yediğine içtiğine özellikle çok dikkat etsinler Hocamız’ın. Sıcağa çıkarmak olmaz. Yiyeceklerine dikkat etmek en hayati konudur. Genellikle hep o tarz şeylerden olur bu işler, inşaAllah. Diğer Müslüman kardeşlerimiz de dua etsinler. Bana da an an Hocamız hakkında bilgi gelirse iyi olur. Siz Mahmut Hocamız’ın hastalığı hakkında bilgi alın. Şimdi orada gereken özeni gösteriyorlardır ama benim yine de içime sinmedi, rahatsız oldum. Sebebini araştırın, yani direkt bağlantı kurun hocalarımızdan birkaç kişiyle. Anlaşıldı mı? Bana bilgi verin; saat saat takip edin. Hastanesini de öğrenin. Oradaki doktorlarla da bağlantıya geç. Doktordan doğrudan bilgi al, bana ver.
Hüseyin Gültekin; “Selamun Aleykum Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sizi yeni keşfettim” diyor, maşaAllah. Yalnız keşiften bahsetme, Cübbeli alerji gösteriyor. “Fikrinizi almak istediğim birkaç konu var. Cevaplarsanız beni aydınlatmış olursunuz. Şimdiden çok teşekkür ederim. İslamiyet’te ‘Tağut’ kavramı sizce nedir? Devrimizin Tağutları sizce nelerdir? Birkaç örnek verebilir misiniz?” Tağut; deccal, şeytan, iblis, sahtekârlar, dinsiz imansız, zulüm yapan, acı çektiren insanlardan tipler. Yani sevgisiz, merhametsiz, kan dökücü vampirler.
Yine kardeşimiz yanımdaki bayanların sırrını sormuş. “Saçları niye açık?” diyor. Kardeşim bak, ben size bırakmış olsam milleti Allah esirgesin feci şekilde dinsizliğe sürükleyeceksiniz. Modern olmayı, Allah’ın izniyle biz öğrettik. Şimdi bana tek tek saydırmayın yani. Sevecen olmayı biz öğrettik birçok kişiye. Mahvedecektiniz Müslümanlığı. Müslümanları ezdirecektiniz. İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’ne mahvettirecektiniz Müslümanları. Ucu ucuna Allah kurtardı, vesile olduk, haberiniz bile yok. Nur gibi, aslan gibi bu genç kızları küfrün eline itiyordunuz. Küfrün eline itilmesini durdurduk, vesile olduk. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Başı açık diye hepsini deccalın kucağına itmeye kalkıyorsun sen. Nur gibi insanlar, tertemiz insanlar. Başı açıkları da deccaliyetin kucağına itiyorsunuz, onları da küfürle itham ediyorsunuz, onları da fasıklıkla itham ediyorsunuz. Size göre normal adam yok ki. Ermeni’ye karşı, Rum’a karşı, Yahudi’ye karşı, Alevi’ye karşı, Bektaşi’ye karşı, Caferi’ye, Şii’ye karşı, kendi tarikatından olmayana karşı, başı açığa karşı, başı kapalıya karşı, çarşaflı olursa yüzü açık olanlara da karşı. Bu nedir bu? Bütün hayatları muhalefetle geçiyor. Olmaz. Sevgi insanı olacaksınız.
VTR: Yakınlarının dilinden Atatürk’ün dindarlığı.
ADNAN OKTAR:Atatürk’ü bizim anlatmamıza bir bakın. Bir de buz gibi anlatanların üslubuna bakın. Bak biz anlatıyoruz, herkes çok seviyor. Yani o muhaliflerin hepsini sevdirttim. Büyük bölümüne sevdirttim. Bizim çocukluğumuzda, üçüncü hamur kağıda böyle soluk yazılarla yazarlardı Atatürk şiirleri. Biz bir türlü konuyu tam anlayamazdık. Sonra ben yazdım, kitaplar yazdım Atatürk’le ilgili. Şahane, birinci hamur kağıda, böyle kuşe kağıdı, renkli böyle çok güzel, çok anlaşılır, arı Türkçeyle nefis eserler oldu. Ondan sonra birçok kişi örnek almaya başladı, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, kesinlikle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Haydi, bakalım. Olaylar tamam. Allah’u Alem sabahçı oluyoruz gibi görünüyor. Güzel. Doksan bir bin beş yüz elli sekiz, güzel. Gelen mesajlar da iyi. Şimdi oldu. Şimdi oldu.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Barış Karzai, Yasin Akbulut, hepinize şimdi cevap vereceğim. Gülcan; “Selamun Aleykum güzeller güzeli Hocam. Karelerdesiniz, maşaAllah.” O ne demek, karelerdesiniz?
KAMERAMAN:Sizi ekran tam çekiyor. Yani sürekli sizi görüyorlar, “karelerdesiniz.”
ADNAN OKTAR:O anlamda? Anladım. “MaşaAllah. Allah daim etsin. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.” Evet, bir ayet sormuş kardeşimiz. Tamam. “Gece yayın, sabah tekrar olsun sevgili Hocam. Sizleri muhabbetle izliyoruz. Naçizane fikrim; gece yayınlansın, sabah 10.00 – 14.00 arası da gece yayının tekrarı yayınlansın. Böylece her iki kuşak izleyiciye hitap eder” diyor. İşte gece gündüz her zaman konuşuruz canım yani fark etmez inşaAllah, değil mi? “Selamın aleyküm deva ve şifa vesilem” diyor. MaşaAllah. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Canım Hocam” diyor, “cumartesi - pazar Bursa’da Şeyh Ahmet Efendi’nin dergahındaydık.” Ne güzel. Ne mutlu. Ne muhteşem, ne büyük nimet. Elhamdülillah. “Ondan önce cuma ve Perşembe de yoktunuz. Geldim. Pazartesi de yoktunuz. Tam beş gündür burnumuzda tüttünüz. Bu arada kendime bir baktım. Yokluğunuzdan bedenim çökmüş. Ruhum özleminizden şaşkınlaşmaya başlamış. Neyse ki pazar sabahı yaptığınız sohbetlerin tekrarını dün gece dinleyerek ruhumu yatıştırdım. Aman canım Hocam bizi uzun süre bırakmayın. Vukuat çıkartırız sonra” diyor. Ne güzel, maşaAllah. “Canım Hocam gece eski saat güzeldi. Ama dokuz ila bir arası da olabilir. Canım Hocam dayanamayacağım” diyor, “ellerinizden” diyor, “öpüyorum” diyor. Evet, başka güzel sözler de söylemiş. Çok sevgi dolu bir hanım kardeşimiz.
“Selamun Aleykum Hocam. Yorulmayacağınızı bilseydim ‘hiç gitmeyin’ derdim. Ama size de kıyamayız Hocam. Ama radyoyu da istiyoruz Hocam. Bu arada Mahmut Hocamız’a Allah şifa versin. Sevenlerine kavuştursun. Esselamu Aleykum.” Oralar sıcaktır, tahmin ediyorum. Çok fazla insan üstüne geliyor, çok yoruyorlar, sürekli soru soruyorlar. Bir sakin olun. Mahmut Hoca’yla görüşmek çok büyük bir olay olsun. Yani öyle kolay, her önüne gelen gidip eline sarılıyor. Grip olan eline sarılıyor, nezle olan eline sarılıyor. Kardeşim ne biliyorsunuz onu? Bir kere eli steril olmasını mecbur tutmak lazım. Antiseptik bir şeyle elini önce bir sildirtin. Tamamen şey yapsın. Nezaket, hürmetle. Her gelen ağzınla da öpüyor. Rahatça grip bulaştırılır, nezle bulaştırılır. Allah vermesin, sarılık da bulaştırılabilir. Yapmayın, etmeyin. Şeyh Efendi çok değerli bir insan. Öyle her önüne gelen “Selamun Aleykum.” Olmaz öyle şey, inşaAllah. Sevmek tamam, hepimiz seviyoruz. Ama seven, sevdiğini korur. Yiyeceğine dikkat edeceksin. Ele sarılmalar, o çok zor olması lazım. Serin, böyle rahat, güzel bir yerde tutulacak. Çok önemli bir zevat. Bak mesela bin kişi adına, iki bin kişi adına gelir. Elini öpeceği vakit güzelce elini, yüzünü yıkayacak, tertemiz. Bunda utanacak bir şey yok. Bu yani onur kırıcı bir şey değil bu. Allah rızası için yapılacak bir şey bu. Antisepte edecek elini, ayağını, her yerini. Ondan sonra gidip elini öpecek. Grip olan adama gidip el öptürülür mü? Nezle olan adama el öptürülür mü? Adam sarılık mı değil mi bilmiyorsun. Gidip öpüyor. Olduğu gibi geçer virüs eline. Olur mu? Her yerden geçebilir yani. En iyisi biz iyi takip edelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum Hocam. Ben de şu an iş yerinde internetten izliyorum şu anda. Fakat patronum izin vermiyor” diyor. Niye? Patron kendi, o da izlesin. Berekettir, güzelliktir. Ne olacak? Sürekli teksif olmaya gerek yok. Mesela bir kulağı bende olur. Bir yandan da işini de yapabilir. Nedir nihayet yani değil mi? Çok hassas bir işse belki başka gün şey yapabilir. Mesela farz edelim mesela konfeksiyon dükkanında bir iş yapıyor. Kardeşim ne alaka? Rahatça yapabilirsin. Berber yapabilir, değil mi? Dişçi de olabilir. Ses açarsın ses, sesini duyarsın. Ne mahsuru var? Evet, zaten her yerde, her iş yerinde radyolar açık oluyor, televizyonlar açık oluyor, değil mi? Engel olmaz, inşaAllah. Hassas işlerde belki olur.
Hüseyin Gültekin; “Türk-İslam Birliği’nin Amerika’nın ‘Ilımlı İslam Projesi’ kapsamı altında İsrail’in güvence altına alınması, korunması ve burada rahat rahat at koşturulabilmesi için ‘Ortadoğu Projesi’ kapsamındaki bir çalışma olduğunu söylüyorlar, Hocam” diyor. “Sizin de bunun bir parçası olduğunuz iddia ediliyor.” Yani Amerika tarafından benim Hz. Mehdi (a.s.) adayı olarak ortaya konduğumu. “Kendisi Türk-İslam Birliği değil ama Türk Birliği’ni savunuyor. O kişi ile aramızda bir yazışma var, size yolluyorum” diyor. Türk Birliği’ni savunuyor, İslam Birliği’ni savunmuyorsa bitti; o adamla ne yazışıyorsun? “Türk Birliği’ni savunan Müslüman”. Allah takvayı esas alıyor, kavmi esas almıyor ki. “Türk Birliği”. Din yoksa nerenin Türk Birliği, neye göre Türk Birliği? Sen dinsizsen niye Türkler birleşsin? Ne alaka yani? Türk seni ne yapsın o zaman? Yani dinsiz Türk ne yapabilir? Hangi sevgiyi göstersin sana? Hangi şefkati, hangi heyecanı, hangi dava atağını göstersin? Ne yapsın yani? Dinsiz Türklük olmaz. Bir kere bunu unutacaklar. Din yoksa Türklük biter. İslam’la beraber Türklük vardır. İslam olmadı mı Türklük diye bir şey kalmaz, inşaAllah. Çünkü Türklük demek bizim anladığımız zaten İslamlık anlamına geliyor, İslam ahlakı terbiyesi. Türklüğü biz ahlakından dolayı beğeniyoruz, karakterinden dolayı beğeniyoruz; Elektron mikroskopta genetik yapısından dolayı değil, yani genetiğinden, etinden, kemiğinden dolayı değil. Amerika’nın projesiymiş. Allah Amerika’yı da kullanır, Rusya’yı da kullanır; sen derdine bakma. Sen neye bak? Türk İslam Birliği oluyor mu, olmuyor mu; ona bak sen. İttihad-ı İslam oluyor mu, olmuyor mu? Allah fasık kulunu da hizmet ettirebilir, kafiri de hizmet ettirebilir, değil mi? Allah nemrutu da, firavunu da hizmet ettirir, şeytanı da hizmet ettirir. Şeytan, Hz. Süleyman (a.s.)’ın emrinde değil miydi şeytanlar? Sen ne derdine düşüyorsun? Tabii ki Amerika da hizmet edecek Türk İslam Birliği’ne, Rusya da hizmet edecek. Ama biz onlara şefkatle bakıyoruz; nefretle bakmıyoruz. CIA de yardımcı olacak, FBI da yardım edecek, Rus gizli servisi de yardım edecek. Hepsi Allah’ın kontrolünde. Mecburen hizmet edecekler. Hepsi de Allah’a teslim olacak sonunda. İsteyerek, istemeyerek hizmet edecekler. Bak Kuran ona işaret etmiş; şeytan, Hz. Süleyman (a.s.)’a hizmet ediyor, Müslümanlara hizmet ediyor. O devirde İttihad-ı İslam’ı sağlıyor Hz. Süleyman (a.s.). Ordusunda on binlerce, milyonlarca şeytan var. Şeytanı kullanıyor. Alenen şeytanı kullanıyor. İslam’ı hakim ettiriyor onlara. Ne güzel! Biz de ettiririz. Dinsizi dindar hale getirir, hizmet ettiririz. FBI, ona da hizmet ettireceğiz; CIA, ona da hizmet ettireceğiz; İsrail’deki dinsizler, onlara da hizmet ettireceğiz. Dindar Musevileri, dindar Hıristiyanları yanımıza alacağız; Türk İslam Birliği’ni kuracağız. Sonra da, Hz. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde de hepsi; “la ilahe illAllah, Muhammeden Resulullah” diyecekler. Ne derdine düşüyorsunuz? İlk aşamada zaten Hz. Mehdi (a.s.) Tevrat’ın gerçeğiyle onlara hükmediyor. Hadis, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Hıristiyanlara da İncil’in gerçeğiyle hükmediyor. Bunu kim söylüyor, biliyor musun? Cübbeli Hazretleri söylüyor. Hadise dayandırarak. Cübbeli’nin o filmini yayınlasana.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Yahudiler’e Tevrat’la hükmedeceğini ve birçok Yahudi’nin Müslüman olacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s.) neymiş? Demek ki Hıristiyanlarla, Musevilerle iç içeymiş; doğru mu? Biz de Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Hıristiyanlarla, Musevilerle iç içeyiz işte, bu kadar. Hz. Mehdi (a.s.) ne yapıyorsa biz onu yapıyoruz, onun yolundayız inşaAllah. Karışık bir şey yok. Masonlarla da işbirliği halindeyim İttihad-ı İslam oluşması için, Türk İslam Birliği’nin oluşması için adamlar coşuyorlar. Binlerce mail geliyor masonlardan. Yine ziyaretime gelecekler dünyanın en ileri gelen, en yüksek dereceli, yani asıl liderleri, genç kadro. Yani yaşlılar, artık ikinci kuşak, ayrılmış onlar. Yeni kuşak bu yani, masonluk, dünya masonluğuna hakim. Yani bu önümüzdeki elli, altmış yılın masonları seçilmiş. Yani artık onların kontrolüne girmiş. O asıl liderler şimdi geliyorlar. Hepsini İslam’a hizmet ettireceğim, Türk İslam Birliği’nin oluşması için hepsini teşvik ediyorum ve edeceğim. İşbirliği halindeyim. Tapınak Şövalyeleri’yle de işbirliği halindeyim. Onlar da geliyorlar. Çok sevgi duyuyorum, şefkat duyuyorum. Ben gizli mizli de değilim. Adamları getiriyorum buraya, diziyorum, konuşuyoruz. Gizli kapaklı bir şey yapmıyorum ben, değil mi? Yani çaktırmadan, el altından yapmıyorum. İftihar ediyorum. Çok kafalı adamlar, bayağı da zekiler. Çok da samimiler. Hakikaten Allah’tan korkuyorlar. Namaz kılmak; eridiler ya namaz kılmaya maşaAllah. Nasıl hoşlarına gidiyor! Doyamıyorlar namaz kılmaya. Abdest alıyorlar. Çok soğuktu o gün. Görüyorsun, buz gibi soğukta yaşlı başlı adamlar cami avlusunda abdest aldılar. Acayip seviyorlar namaz kılmayı. Kendi aralarında konuşmuşlar; “Müslüman olsak acaba ne yapar ailemiz?” diye. Yani reaksiyon olur mu, bir şey olur mu, onları konuşuyorlar. Durum değerlendirmesi yapıyorlarmış.
ALTUĞ BERKER:Resimleri var inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Göster. Bak maşaAllah sıra sıra. Yalnız şu Altuğ Eti. Onu mason zannetmeyin, inşaAllah. Ne güzel, maşaAllah. Evet. Bayağı kafalı çocuklar, çok zekiler, bayağı da samimiler imanları. Konuşuyorum; müthiş bir iman sevgileri var, müthiş Allah’a karşı sevgileri var. Gayet derin düşünüyorlar. İstanbul’u da çok seviyorlar. Barış, kardeşlik çok güzel buluyorlar. Nefretle olmaz İslam, sevgiyle olur. Alevi’ye karşısın, Bektaşi’ye karşısın. Bak ağızlarını burdum. Bir daha Alevi, Bektaşi hakkında laf söyleyemiyorlar. Duyuyor musunuz hiç? Diyemezler, inşaAllah. Çünkü ben bizzat biliyorum Alevileri. Çok şahane insanlardır Aleviler. Acayip delikanlıdırlar, müthiş vatanseverdirler. Çok onurlu, şerefli, namusuna, haysiyetine çok düşkün insanlardır Aleviler. Allah’ı acayip aşkla severler, Peygamber (s.a.v.)’i acayip aşkla severler. Hz. Ali (r.a.) dedin mi, sarhoş olurlar sevgiden, maşaAllah. Allah sevgisinden, peygamber sevgisinden sarhoş haldeler. Ne istiyorsunuz bu nur gibi insanlardan? Dolayısıyla kıllarına dokundurtmam. İslam hakim olurken tabiî ki FBI da yardım edecek, CIA da yardım eder, şeytan da yardım edecek, iblis de yardım edecek. Hepsini hiza edeceğiz Allah’ın izniyle. İslam dünyaya nasıl hakim olur başka türlü?
ALTUĞ BERKER:Tabii ki, inşaAllah
ADNAN OKTAR:Onlar dışarıda kalırsa zaten İslam hakim olmuş olmuyor ki. Dünyaya hakimiyetin adı nedir? Dünyada herkesin İslam olmasından bahsediyoruz biz, değil mi? Her yer barışla, kardeşlikle dolacak. Tabiî ki Amerika’nın da işine gelir, İsrail de rahat edecek tabiî ki. Amerika zengin olur. Olsun. Devletleri baki olsun kıyamete kadar. Biz Amerika yıkılsın istemiyoruz ki. Ben Amerikalıları çok seviyorum, insan olarak çok seviyorum ben. Avrupalıları da çok seviyorum. Çok şahaneler. İçim açılıyor baktığımda adamlara. Sanatlarını da seviyorum. Zengin olsunlar, güçlü olsunlar. Niye yıkılsınlar ki? Rusya da öyle. Hepsi güzeldir Rusların. Çok seviyorum ben Rusları. Yunanlılar acayip güzel insanlar, nur gibiler, çok şahane insanlar. Niye perişan olsunlar? Tabii imanlılarını kastediyorum. İmansızın da düzelmesi için gayret ederiz, inşaAllah. Ne oluyoruz; küçücük dünya. Kardeş olalım, birbirimizi sevelim, değil mi? Kuralım masaları böyle inşaAllah, neşeli ortam olsun, fasıl yapalım, ağır masa oluşturalım böyle. Doğru mu Berker’im?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Namazımızı kılalım, Allah’a şükredelim, genç kızlar filinta gibi olsunlar, çok güzel giyinsinler, aslan gibi delikanlılar gezsin, değil mi? Fabrikalar falan, az çalışsınlar. Kaliteli hayat yaşasınlar. Şimdi bak çok çalışmak kalite alameti değildir. Kültüre vakit ayırmak, sanata, bilime vakit ayırmak kalite alametidir. Çok fazla çalışmak gerilik alametidir. Sabahın sekizinden, akşamın bilmem kaçına kadar çalışma olmaz. 11.00’de işe başlayacak, 15.00 gibi bitirecek. Budur. Avrupa bu şekildedir. Yani onlarda gittikçe saatler geriye düşer. Asıl olan insanların güzel, kaliteli yaşamalarıdır. Biz makineyi çalıştıracağız, robotları, aletleri çalıştıracağız; insanlar çalışmayacak. İnsanlar sadece kafa kullanacaklar. İnsanlar sevgiden, sanattan, bilimden sorumludur, imandan, şefkatten, güzel ahlaktan sorumludur; makine parçası değildir.
Kardeşim bu nedir, adliyeler falan. Dedim ya geçen günler gittim adliyeye. Koridor boydan boya adam dolu. Ne oluyoruz ya? Herkes birbirini her şeyden şikayet ediyor. Bir kere Mehdiyet devrinde şikayet ayıp olacak. Ne şikayeti? İki arkadaş aranızda anlaşırsınız, konuşursunuz. Milyonlarca dosya var adliyede, milyonlarca. Ne oluyor? Ne gerek? Önüne gelen, “şu eşkıya”, “şu çete”, “şu bilmem ne” falan herkes birbirini şikayet ediyor. Tertemiz insanlar, bir şey yok. Güven göstermek, sevgi, şefkat duydun mu konu biter. Bu kadar karmaşık hale getirmenin alemi yok, inşaAllah. Hakimler de dinlensinler mübarekler. Gece gündüz o savcılar, hakimler küçücük dar odalarda, beton odalarda akşama kadar uğraşıyorlar vatan millet için. Gezsinler parklarda, bahçelerde rahat rahat, torunlarıyla veyahut eşiyle. Az çalışıp kaliteli bir hayat, budur. İdeal olan budur. Spor yapsın gençler. Çıkıyorum, sapsarı insanlar. Zinde insan çok nadir görüyorum. Gençlerin elinde fosur fosur sigaralar. Marifetmiş gibi. Keratalar. Limon gibi ciltleri, derileri. Genç oldukları için anlamıyorlar. Çökertir o. Ne yapar insanı o? Yirmi yıl duman, çek çek çek çek çek. Yasaklanınca daha da fazla içmeye başlıyorlar. Yasaklayınca daha bir ayrıcalıklı olmuş oluyor; “yasak delen” gibisinden. Yapmasınlar, etmesinler. Zeytinyağlı yiyecekler, bol meyve sebze. Sigara yok, içki de. Çok zararlı bir şeydir içki. Geçici bir canlılık verir ama çok çökertir. Hepsi öyle. Bira da dahil. Yani makbul bir şey değildir. Bunu bıraksınlar. Beyni tahrip eder, karaciğeri tahrip eder, bitaplık verir, sersemlik verir.
Bir de bende mason alametlerinden bahsediyorlar. Şimdi mesela kırmızı masonlukta kutsaldır, siyah da masonlukta kutsal. Oh, tamam. Lacivert zaten var masonlukta, arkada fon lacivert. Dokuz rakamı da masonlukta var. On iki rakamı da var. Yedi rakamı da var, üç rakamı da. Ama aynısı Kuran’da da var. Bu heriflerin kafa çalışmıyor mu ben anlamıyorum. Siyah sünnettir bir kere, Peygamberimiz (s.a.v.)’in giydiği kıyafet. Yeni atom forvet tipler var böyle şifre çözücüler. Benim saklı gizlim var mı keratalar? Açık açık. Masonluğu benden öğrendiniz, bana akıl veriyorsunuz keratalar. Ben anlattım. Haberleri bile yoktu, ne olduğunu bile; renkleri, şunları bunları hepsini öğreten benim işte. Masonik sembolleri öğreten benim. Benim öğrettiklerimi bana edebiyat yapıyorlar keratalar. Yok aslan resmiymiş. Bir kere Hz. Ali (r.a.)’nin lakabı Esedullah; Allah’ın aslanı. Ali Haydar-ı Kerrar; döne döne dövüşen Allah’ın aslanı. Ali Haydar. O da masonik sembol mü o zaman. Bu keratalara ben ne diyeyim ben bunlara? Lahmacunun arasına soğan doldurup, böyle yiyip, elinin tersiyle burnunu silip gezen tipler oturuyorlar bana akıl veriyorlar. Neyse artık. Ay, yıldız, hepsi mason sembolüdür. Bizim Türklüğün de sembolü. Masonlar öğrendiyse Türklükten öğrenmişlerdir. Mesela Hz. İbrahim (a.s.) zamanından var. Ta Hz. İbrahim (a.s.)’ın da mesela Ay’dan, Güneş’ten, yıldızlardan bahsediyor. Ama mesela aynı zamandan nemrutun da kutsal saydığı, nemrut mesela masondu, o da Ay ve yıldızı kullanmıştır, Nemrut. “Mason suyu içti, biz su içmeyelim; mason yemek yedi, biz yemek yemeyelim; mason müzik dinledi, biz müzik dinlemeyelim.” Öyle şey var mı? Yıldızı kullanmışsa kullanmıştır, bize ne? Bizim için yıldız kutsaldır. Türk yıldızı, hilal kutsaldır. Bana ne masonlukta olup olmaması? Bizi ilgilendirmez. Renkler; laciverti kullanmayacağız o zaman, bordoyu kullanmayacağız, erguvaniyi kullanmayacağız yani. Ne diyorsun Berker bu gençlere?
ALTUĞ BERKER:Allah razı olsun Hocam. Sizden öğrendiler hepsi bilgileri, daha da öğrenecekler inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ah ah. Rengin ne suçu var? Masonluk bir şey kullandıysa bir daha o kullanılmaz diye bir konu var mı? “Mason, şu arabaya biniyor. Biz de binmeyelim.” Olur mu öyle şey?
Evet, kahvem çikületa gibi. Çikületa özellikle diyorum, birisinden duydum, hoşuma gitti. “Anuştayn” diyorsa adam ben de çikületa derim tabiî ki. Koskoca profesör “Anuştayn” diyor. Neydi o senin adamın adı, evrimci dede?
ALTUĞ BERKER:Ali Demirsoy.
ADNAN OKTAR:“Anuştayn” diyor Einstein’ın ismi Anuştayn oldu. “Dehşetli alim” diyorlar, “çok büyük profesör” diyorlar.
“Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Atatürk’ü yıllar sonra anlıyoruz, dindarlığını fark ediyoruz. Buna sizler vesile oluyorsunuz. Allah sizlerden razı olsun. Hocam, Şeyhimiz maşaAllah çok sevimli. Onu da çok seviyoruz. Fatih Ateş.” En iyisi ben sana direkt biat edeyim de Hocam, şeyhliğini de ilan edelim, bitsin bu iş. Herkes bak şeyh olduğuna kani. Ne yapacağız?
ALTUĞ BERKER:Hocam, af buyurun inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bana şeyh gibi geliyor ama bilmiyorum. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR:“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Biraz geç açtım. Konuklarınızı yeniden tanıtabilirseniz çok seviniriz. Almanya’da Almanca internet sitelerinizden çok faydalanıyoruz. Almanca sitelerinizde makalelerin Türkçelerinin tercümelerinin çoğalmasını bekliyoruz” diyor Bremen’den Erol Öz.
Şimdi diyor ki, yobazların ipsiz sapsız konuşmalarından bahsediyorlarmış ve “onları koz olarak kullanıp bize; ‘İslam işte budur, İslamiyet budur’ diye karşıma çıkıyorlar” diyor arkadaş özetle Bremen’den Erol Öz. Ben açıkça söylüyorum bizi göstersinler örnek olarak ve gelsinler tartışalım. En alayı, en delikanlısı gelsin. On dakika dayanamazlar. Herkese bizi adres göstersinler. Kim olursa olsun yeneriz ve İslamiyet’e tek kelime söyletmeyiz. Ama Cübbeli olursa tabii pestilini çıkartırlar, ayrı mesele. İflahını keserler. İnşaAllah.
“Fransa’dan Selamun Aleykum.” Ne olur isim versen? Seni ne yapacağım yani? Şikayet mi edeceğim kerata? Ne korkuyorsun? Ben fikir hürriyetine taraftarım. Bir şey dediğim yok. Yani size şefkatliyim. Hatta bak birini şikayet ettim. Bugün pişman oldum. Salak herif, abuk subuk hakaretler yapmış, tehditler, ölüm tehditleri, kepazelik böyle diz boyu gidiyor. Akılsız oldukları için, hukuku da bilmedikleri için cahiller. Baktım, çok ağır cezası. Salak, başını belaya sokacak. Dedim bugün avukata; “hemen şikayeti geri alalım” dedim, “başı belaya girer” dedim. Ne yaptığından haberi yok. Allah esirgesin en az on, on beş yıl alır yani. Deli yani. Ne yaptığından haberi yok. Ağzına geleni söylemiş. Şimdi konuşacağız, “hemen kapatalım” dedik “dosyasını.” Çok pervasızlar, acayip cahiller yani. Fransa’dan cevap, ismini verirsen konuşacağım, böyle olmaz. İsmin olmadan olmaz. Ne olur ismi? Mesela farz edelim, “Ahmet Taşçı” diyelim. Milyonlarca Ahmet Taşçı var. Ne korkuyorsun? Bu ne çekingenlik. Haydi en en olmasa artık, hiç olmasa nezaketen müstear isim koy, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Tabii ki, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir de ben deli miyim oturup seni şikayet mi edeceğim? Ne zorum yani? Fransa’dan sen kendini biliyorsun. İşte ben sana Hızır kıssasını söylüyorum. Hızır kıssasını otuz kere söyledik. Aç, ledün ilmini öğren. Beni hep zahir değerlendiriyorlar. Ben aynı zamanda batın yönü olan bir insanım, ledüni yönü olan bir insanım. Bir şey söylüyorsam öylesine söylemem. Düşünerek, her konuştuğumu ben tartarak ve seçerek konuşuyorum. Yani çok özenli seçiyorum kelimeleri. Yani öyle akıcı konuşunca hani diyorlar; “Hocamız aklına geleni söylüyor.” Öyle değil, seçerek konuşuyorum.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...