SUNUCU:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Pakistan’da yaşanan sel felaketinden sonra sel sularından kaçan milyonlarca örümcek ağaçları mesken tutmuş ve çok ilginç görüntüler oluşmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ağaçlar yamulmuş. Ne şeker şey onlar öyle. Ne yapsın hayvanlar? Tezgahı çok geniş açmışlar ama yapacakları bir şey yok. Panayır yeri gibi olmuş oralar. Allah Allah, hayret! İlk defa görüyorum böyle bir şeyi. Evet, başka ne var?
ALTUĞ BERKER: Ekrem Dumanlı’nın yazısı vardı Hocam, Zaman Gazetesi’nde; “Ergenekon’u neden bu kadar seviyorsunuz?” başlığıyla yazmış. İddia edilen Ergenekon davası kapsamında el konulan ‘İmamın Ordusu’ kitabı hakkında yazmış. Kitabın Fethullah Gülen cemaatine iftiralarla dolu olduğunu ve normalde kendilerinin böyle iftiralara mukabil etmediklerini, ancak bu fitnenin ahir zaman çağrışımlarına da denk gelmesi nedeniyle bazı çevrelerin ortaya çıkıp bu iftiraları atan karanlık ittifaklara ‘deccalin ordusu’ tanımlaması yaparlarsa buna engel olamayacaklarını belirtmiş. Böyle karşılıklı bir misillemenin de Türkiye’ye fayda getirmeyeceğini ve kutuplaşmaya sebep olacağını söylemiş.
ADNAN OKTAR:Niye? İddia edilen Ergenekon terör örgütü deccalin ordusudur, orada şaşılacak ne var? Bu yanlış bir ifade değil ki, doğru. Biz bunu aylar önce, yıllar önce söyledik. İddia edilen Ergenekon terör örgütü deccalin ordusudur tabii ki. Hz. Mehdi (a.s)’a karşı kurulmuş özel bir ordudur. Daha önceki yayınlarımda ben en az otuz kere söylemişimdir.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri’nden anlatmıştınız, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’dan deliller vererek çok kapsamlı anlattım. Ama şunu demek istiyor Ekrem Dumanlı; “deccalin ordusu Fethullah Hocamız’a saldırdığına göre, o da ne olmuş oluyor? Mecbur etmeyin, bu durumu ortaya çıkartmayın, bu anlam çıkıyor sonunda” demek istiyor. Ne çekiniyorsunuz, doğru bir nevi Mehdi’dir Fethullah Hocamız. Çekinecek bir şey yok. İnsanların hidayetine vesile oluyor tabii ki. Allah razı olsun. Deccal de tabii ki ona karşı mücadele veriyor. Bu bir gerçek. Ama iddia edilen Ergenekon terör örgütünün hedefi bir tek Fethullah Hoca değil ki. Biz burada iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle göğüs göğse mücadele yapıyoruz. Türkiye’de, İstanbul’da göğüs göğse mücadele ediyoruz. Amerika’da Fethullah Hoca’ya yapabileceği bir şey yok ki deccalin. Amerika’da zaten deccalin tesir sahasından çıkmış durumda Fethullah Hoca. Biz deccalin tesir sahası içerisindeyiz, kalbinin içinde yaşıyoruz biz deccalin ama hiç bir şey yapamıyor. İlimle, fenle, akılla, sevgiyle deccalin beynini patlatıyoruz. Deccal var gücüyle bize saldırıyor. Biz kamuoyuna yansıtmıyoruz. Kudurmuş köpek gibi saldırıyor iddia edilen Ergenekon terör örgütü. Adamlarıyla, elemanlarıyla, devletin belirli noktalarındaki gizli militanlarıyla var gücüyle saldırıyor. Ve göğüs göğse ilmi, akılcı bir mücadele veriyoruz. Onların çakallığına sevgiyle, şefkatle, merhametle ve sabırla mukabele ediyoruz, inşaAllah. Ama Fethullah Hocamız mazlum bir insandır. Oturup, bu kadar bu konunun üzerine gitmeleri doğru değil. Eğer Fethullah Hocam’da bir anormallik görüyorlarsa haşa, bana söylesinler. Söz bir Allah bir, yeri göğü birbirine katıp söyleyeceğim. Ben çekinmem. Ben bir tek Allah’tan korkarım. Diyorum ben; Allah’ın delisiyim, Allah aşkıyla yaşayan bir insanım. Ben öyle bir şeyden çekinmem. Söylesinler şakır şakır söyleyeyim. Yok, atıyorlar. Yok CIA’miş, yok KGB’miş. Kardeşim, bana bir tane belge getirin, bir şey getirin, bir alamet getirin. Bu nasıl CIA’e hizmet oluyor? ‘Ceddin deden’ söyletiyorlar zenci çocuklara Fethullah Hocam. Çocuklar inim inim inletiyorlar, ‘Ceddin deden’. CIA öyle bir hizmet yapıyorsa ne ala. Yani Türkçe öğrettiriyorsa gençlere, ‘Ceddin deden’ de söyletiyorsa iyi, güzel hizmet ediyor demektir. Var mıydı o ceddin deden, görelim.
-VTR- Yabancı çocuklar Ceddin Deden’i Söylüyor
ADNAN OKTAR:İşte Fethullah Hoca bunu öğretiyor. Ne var? Gayet güzel, ne haset ediyorsunuz? İnim inim inletiyor ortalığı mehter müziğiyle, ne güzel işte. Çocuklara Türkçe öğretiyor, mehter öğretiyor. Bir de adaplı, edepli yetiştiriyor çocukları, değil mi? Anti-komünist oluyor çocuklar. Benim gördüğüm kadarıyla, it-kopuk pek çıkmaz, çok zor. Doğru, İslamiyet’i anlatmıyorlar, Müslümanlığı anlatmıyorlar ama bir Türklük sevgisi, Türkiye sevgisi veriyorlar. Güzele işte, daha ne olsun? Sırf mehter müziğini, ‘Ceddin deden”i öğrenseler yine yeter, inşaAllah. Haset etmeyelim, haset etmesinler. “Haset etme ne olur, çalış senin de olur” diyorlar, inşaAllah. Hocamız’a haset etmeyi bırakacaklar, inşaAllah. Güzel, Allah razı olsun. Dünyadan onun bir çıkarı da yok ki. Hastalıklı, bin bir türlü derdi var. Tansiyonu var, şekeri var, şusu var, busu var; canıyla uğraşıyor Hocamız, değil mi? Canını kurtarmanın peşinde. Dolayısıyla onun dünya hırsı olduğunu iddia etmek falan çok büyük vicdansızlık olur. Öyle makam, mevki hırsı yok. Yok Türkiye’nin başına geçeyim, yok CIA Türkiye’ye hakim olsun; ne alaka, niçin istesin? Bu yaşından sonra ne çıkarı olur? Odadan dışarıya çıkmıyor Amerika’da kaldığı yerde, orada öyle oturuyor. Çok nadir arada sırada bahçeye çıkıyor. Allah’tan korkun. Bir kere o insanı o hale getirmiş olmanız çok ayıp. Vatanına gelemiyor, ne büyük rezalet. Cinayet suçu olsa bile böyle bir şey olmaz, ne yapmış? Yok iddia edilen Ergenekon terör örgütü davasını yönetiyorlarmış, yok hakimlere etki ediyorlarmış; yok kardeşim, öyle bir şey yok. Bizzat ben araştırdım, öyle bir şey yok. Nesine lazım adamın? Bayağı içine kapalı insanlar. Baksana kendilerine bulaşanlara bile ses çıkartmıyorlar, çıtları çıkmıyor. Hakikaten de öyledir, hiç ses çıkartmazlar. Çok çarnaçar kalırlarsa bir köşe yazarı nezaketiyle kapalı bir üslup kullanır. Ben öyle değilim, ben düz giderim; ağzıma ne geliyorsa söylerim, yağmur gibi yağdırırım yani. Öyle dikkatli, temkinli falan olmam. Deli dolu hareket ederim, Allah rızası için. Tabii kanunsuz, hukuksuz bir şey yapmam ama yağdırırız evelAllah. Yine kökeninde sevgi vardır, şefkat vardır. Fethullah Hocam’la uğraşmayı bıraksınlar. Bir şey yok, ayıp yapıyorlar. Kardeşim, normal hakimler, bildiğin hakim; Fethullah Hoca’yı tanımaz, bilmez, etmez, öyle bir şey yok. Savcılar nereden tanısınlar Fethullah Hoca’yı? Devletin normal savcısı. Bir de kurayla seçilip getiriliyor, inşaAllah. Dolayısıyla bunlara gerek yok. Çok güzel hizmet etti işte, Allah razı olsun. Hiç bilmediğimiz yerler, hiç bilmediğimiz ülkeler, oralarda Türkçeyi öğretiyor olması, yani Hz. Mehdi (a.s)’ın dilini öğretiyor olması bile çok dehşet bir şey, muazzam. Bu keratalar da şimdi ‘Ceddin deden’ ile Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olacaklar, inşaAllah; Allah’ın izniyle. Güzel yapıyor, doğru yapıyor Fethullah Hocam, iyi gidiyor. Yalnız, Bediüzzaman’ı unutturma faaliyetlerine Allah aşkına Hocamız bir müdahale etsin. Bereketsizlik, uğursuzluk getirir. Bediüzzaman bizim canımız; o nur parçası, ne muhteşem insan. Son bin yılın en büyük müceddidi, en büyük alimidir; yapmayın, etmeyin. Nur ala nurdur, baş tacıdır Bediüzzaman. İftihar ediyoruz. Daha dünya onu tanıyacak, daha dur bakalım.
ALTUĞ BERKER: Son günlerde Ahmet Hakan ve Ertuğrul Özkök başta olmak üzere birçok köşe yazarı okullarda okunan andımızın ırkçı ve militarist özellikler taşıması sebebiyle kaldırılması konusunda yazılar yazıyorlar. Andımızda yazılanları Ermeni ve diğer dinlerden vatandaşlarımıza okutturmanın doğru olmadığını, metinde Türk ırkına hitap olduğunu, bir Kürt’ün bu sözleri söylemek istemeyebileceğini ve ayrıca Türklük’ün doğruluk ve çalışkanlığın garantisi olmadığını, dolayısıyla “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” demenin anlamsız olduğunu söylüyorlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bunlar lafı böyle hep ters anlıyorlar, konuşmaları ters anlıyorlar. Türk’ten kasıt; Kürt, Laz, Çerkez, Musevi, Ermeni, kim olursa olsun hars olarak “ben Türk’üm, Türkiye’ye aitim” diyorsa Türk’tür. Kardeşim, 30 kere söyledim, benim anneanne tarafım Oğuz Türk’ü, baba tarafım seyyid, Peygamberimiz (s.a.v)’in neslinden. Neyim ben? Türk’üm ben. İftihar ediyorum Türklüğümden de. Senin soyuna baksak başka türlü, köken olarak nerelisin sen?
SUNUCU 2:Ermeni.
ADNAN OKTAR:Bak, buyur Ermeni. O benim canım, ruhum, tertemiz insan, Hz Adem (a.s)’dan, bir anneden bir babadan geliyoruz. Hepimiz aynı anneye, babaya aitiz; Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva. Benim kızım bak nur gibi tertemiz insan. Ne bu ayrım, bu nedir bu kafa böyle? Türk’üm dedin mi Türk’üm. Musevi vatandaşlarımıza sorduğumuzda ne diyor? “Türk’üm” diyor. Ermeni kardeşlerimiz ne diyor? Türk’üm diyor. Türkiye’de olan, hars olarak Türklüğü kabul eden insan, yani Anadolu’daki bu ruhu kabul eden, bu vatan içerisinde yaşayan her insan Türk’tür. Amerika’ya gittiğimizde adama “nerelisin?” diye sorduğumuzda, “Amerikalıyım” diyor adam. Meksika kökenli Amerikalı. İtalyan’a soruyoruz, “nerelisin?” diyoruz; “Amerikalıyım” diyor, İtalyan’ım demiyor. Türkiye’de olanlara da Türk denir, bu kadar. Bir anlaşılmaz yön yok burada, karmakarışık hale getirmesinler. “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım;” doğru olmanın, çalışkan olmanın önemini anlatan bir konuşma o, yani bir telkin, bir güzellik. “Doğru olmak, çalışkan olmak güzeldir” anlamında söyleniyor orada; “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.” Arap da olsa, Ermeni de olsa, Laz da olsa, Çerkez de olsa kim olursa olsun, kendisini Türk olarak gören herkes, Türkiye’de yaşayan insan zekidir, çalışkandır; bir övgüdür bu, değil mi? Olumlu bir telkin, güzel bir telkin bu. Anlaşılmayacak bir yönü yok ki bunun. O kafayla, o mantıkla gidersek karmakarışık olur her şey, bambaşka bir şey olur. Hiçbir ülkenin yapmadığı mantığı bunlar uyguluyor. Hiçbir ülkede yok böyle bir şey. Fransa’da Cezayirliler var, “nerelisin?” diyorsun; Cezayirliyim demiyor adam, “Fransız’ım” diyor. Fransa’da yaşadığı için “Fransız’ım” diyor; uzatmaya gerek yok, inşaAllah. Bir de biz büyük Türkiye’yi hedefliyoruz, Türk-İslam Birliği’ni hedefliyoruz. Oturup bölmeye, parçalamaya yönelik şeylerde, üslup eğer oraya doğru gidiyorsa şiddetle kaçınmak lazım.
“Selamun Aleykum Hocam. Benim adım Harun Yahya Akbulut. 10 yaşındayım. Babam, sizin gibi olmam için adımı Harun Yahya vermiş. Sizin kadar yakışıklı olmasam da ben de fena sayılmam. Sizin yerinizde gözüm yok ama şeyhiniz olan ağabeyin yeri de fena değil. Çocuklar için yazdığınız kitapları okudum, inşaAllah. Büyüyünce diğer kitaplarınızı da okurum. Kendi elinizle imzaladığınız bir kitabınızı yollarsanız sevinirim. Ellerinizden öperim, Harun Yahya Akbulut.” Bu ne şeker şey böyle. Harun Yahya’nın burada oturması lazım, inşaAllah.
“Hocam, yaratmak kelimesini insanlar için kullanmakta bir beis var mı?” Canım kastettiği yaratmak tabii ki Allah’ın yaratmasına vesile olmak anlamında. Yoksa “ben yaratırım” demez Müslüman tabii ki.
Bediüzzaman’ı öven güzel bir yazı yazmış kardeşimiz.
“Merhaba Hocam. Peki Hocam, bu Cübbeli neden size hiçbir yerde cevap veremiyor? Beykoz’dan Mustafa Topçu.” Cevap verdi mi abandone ediyorum da onun için. Kendi cevabıyla kendisi boğuluyor. Gizlemiş, hem de 10 yıl gizlemiş. Her yerde anlatmış Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini. Hadislerin uyduğunu anlatmış. “Hz. Mehdi (a.s) çıktı, şu an yaşıyor” demiş. Mehmet Talu Hocamız’dan Allah razı olsun, onun sırrını ifşa etti.
ALTUĞ BERKER:“İspat da ederim” diyor. Bir şey diyemiyor.
ADNAN OKTAR: Çıtı çıkmıyor. “Hayırlı günler Hocam. Ablam bir buçuk ay önce aniden sara nöbeti geçirdi. Şu an hala uyuyor. Doktorlar bir teşhis koyamadı. Beyninde siyah bir lekenin olduğunu, iltihap olduğunu söylediler. Her türlü ilaç kullanmasına rağmen o leke hala var. 5 aylık hamile. Çekilen onca MR’a ve ilaçlara rağmen bebek sapasağlam. Alınıp alınmaması, dualarınızı bekliyoruz. Doktor ‘okunmuş su getirirseniz içiririz’ dedi en son. Herkes çaresiz, Allah sizden razı olsun. Ayşe.” Okunmuş suyla tedavi edeceksiniz, doktor da “içiririm” dedi diyorsun. Kardeşim, şimdi ben ne diyeyim? Okunmuş suya gerek yok, dua edersiniz, tamamdır, inşaAllah. Bir de kim okuyor, o da önemli, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’a okutturun, olur o zaman, inşaAllah. O zaman olur, inşaAllah. Beyin cerrahı, Oktar. Ne diyorsun Oktar? Beyinde siyah bir leke olduğunu, iltihap olduğunu söylemişler. Yani uyuması bir nevi komaya girmiş. Nedir?
OKTAR BABUNA:Damarsal bir hasar olmuş olabilir Hocam. Elektrik dalgalarına bakılabilir. Bir de film raporlarını gönderebilirse bize belki oradan çıkarabiliriz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, bize internetten her türlü bilgiyi gönderiyorsun Ayşe, biz de bakacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir kum fırtınası görüntüsü var Hocam Kuveyt’ten. Göstereyim mi onu, inşaAllah?
-Kuveyt, Kum Fırtınası-
ADNAN OKTAR:Allah Allah hayret, çok muazzam bir şey, şehrin üzerini yavaş yavaş örtüyor. Ama hayat devam ediyor, herhalde alışıklar Allahualem. Çok acayip. Baksana, bayağı neşe içinde gülüyorlar. Konfeti gibi görüyor olabilirler, şu Cübbeli’nin kafaya serpilen konfetiler var ya, inşaAllah. Evet, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Şöyle söylemiştiniz Hocam; “Ahir zamanın müntesiplerinden olmak bir ayrıcalıktır. Ara yılların insanı olabilirdik ama ahir zamanın talebeleri olduk. Hiç kimsenin görmeyeceği şeyleri görüyoruz ve göreceğiz. Hiç kimsenin alamayacağı sevapları alacağız, inşaAllah; ahir zaman zor olduğu için. Peygamberimiz (s.a.v.) sahabeye; "Onlar beni görmediler, sizlerden daha çok sevap alacaklar" diyor. Çünkü o devirde deccaliyetin azgınlığı ve şiddetinin pek büyük olacağını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Dolayısıyla "Müslümanların alacağı sevap da çok yüksek olacak" diyor. Biz o devirdeyiz” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Bugün de işyerinde sizleri izlemeye çalışıyoruz, telefondan fırsat kaldıkça, inşaAllah.” O zaman akşam içinde bir şey yapmamız gerekiyor. Gerçi ev hanımları için falan çok büyük kolaylık oldu. Öğrenciler için kolaylık oldu. Onlar rahat izleyebiliyorlar. Fakat çalışan kardeşlerimizin zor tabii dinlemesi. Akşam 8 ile 10 arası sabahki yayının tekrarına bu akşam başlıyoruz. 12 ile 2 arasında da ikinci bölümün tekrarı var. 12-2, 8-10; çok güzel. Tamamdır, konu hallolmuş.
ALTUĞ BERKER:Bir panda gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet, göreyim.
-Kızıl pandalar-
ALTUĞ BERKER:Kızıl pandalar bunlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bunlar ne şeker şeyler böyle.
ALTUĞ BERKER:Nesilleri az kalmış, 1000 tane falan kalmış.
ADNAN OKTAR:Çok süslüler, bayağı şekerler. Acayip haşaralar, her eve bir tane lazım bunlardan. Bunların özenle neslini çoğaltıp her yere yaymak lazım. Baksana, acayip şekerler. Surat da battı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Çok tembellermiş ve günde 40 kilo kadar bambu yiyorlarmış. Düşmandan, onu kovalayandan kaçsa bile, kurtulunca hemen ağaca çıkıp tembellik yapıyorlarmış veya bambu yiyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Ama çok şekerler, bayağı güzeller, süsleri çok hoş.
Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’nı detaylı incelemek çok güzel olur. Kardeşlerime tavsiye ederim, inşaAllah. Seni dinlemeye devam ediyoruz Berker’im.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Şöyle söylediniz; “Bir insan Türk Birliği’ni savunuyor, İslam Birliği’ni savunmuyorsa bitti, olmaz. Allah takvayı esas alıyor. Kavmi esas almıyor ki. Dinsiz Türklük olmaz bir kere bunu unutacaklar. Din yoksa Türklük biter. İslam ile beraber Türklük vardır. İslam olmadı mı Türklük diye bir şey kalmaz. Çünkü Türklük dediğimizde bizim anladığımız İslam ahlakı terbiyesi. Karakterinden dolayı beğeniyoruz. Genetik yapısından dolayı değil. Etinden, kemiğinden dolayı değil” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bediüzzaman diyor ki, 330. sayfa, 24. Söz’de; “Beynennas iştihar bulmuş bazı hikâyeler bulunuyor ki, durub-u emsal hükmüne geçer, hakikî mânâsına bakılmaz. Ne maksat için sevk edilir, ona bakılır. İşte, bu neviden, beynennas teârüf etmiş bazı kıssa ve hikâyâtı, Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir maksad-ı irşadî için temsil ve kinaye nev'inden zikretmiş. Şu nevi meselelerin mânâ-yı hakikîsinde kusur varsa, örf ve âdât-ı nâsa aittir ve teârüf ve tesâmu-u umumîye râcidir. Pek çok teşbih ve temsiller bulunuyor ki, mürur-u zamanla veya ilmin elinden cehlin eline geçmesiyle hakikat-i maddiye telâkki ediliyor.”Bak, yani alimin elinden, ilim ehlinden cahilin eline geçmesine; var ya zır cahiller, “onların eline geçmesiyle hadis bambaşka bir şekle girer” diyor. “Hakikat-i maddiye telâkki ediliyor.”Yani gerçekten öyle zannediliyor. Mesela daha önce de söyledim, “aslan gibi bir insan” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v); cahilin eline geçince o, yelesinden bahsediyor, pençelerinden bahsetmeye başlıyor. Halbuki doğrusu ne? Yapılı, gösterişli, ihtişamlı insan anlamındadır, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli Birkaç Yıl Öncesine Kadar Hz. Mehdi (a.s)’ın Her An Çıkabileceğini Söylüyordu
ADNAN OKTAR:Ben, eğer Mehmet Talu Hocamız bu konuşmayı yapmamış olsaydı bu bilgilere ulaşamayacaktım. Meğer cemaatin bir sırrıymış bu. Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine 10 yıl inanmışlar ve Mahmut Hoca da sürekli Hz. Mehdi (a.s)’ın hayatta olduğunu söylemiş. Mehmet Talu Hoca; “ispat ederim” diyor, Cübbeli de kafasını sallıyor, “doğru” diyor. Yalan söylüyorsun demedi. Arkasından “ Mahmut Hoca’nın hiçbir şekilde böyle bir ifadesi olmadı şu ana kadar” diyor. 10 yıl kendin savundun, 10 yıl; “Hz. Mehdi (a.s) çıktı” dedin 10 yıl ve yaşını söyledin. Mahmut Hocamız da çıktı dedi. Televizyonda herkesin gözü önünde kabul ettin, anlattın. Buna rağmen sanki onu diyen o değilmiş gibi yeniden çevirmeye çalışıyor lafı. Zaten dua ediyorsun, “Ya Rabbi bize göster” diye yüksek sesle Allah’a dua ediyorsun. Hz. Mehdi (a.s)’ın hayatta olmadığına inansan böyle dua eder misin sen? 570 yıl sonra geleceğini bilsen böyle dua eder misin? Mehmet Talu Hoca söyledi; “Sapanca’da açıkça söylüyordu, Hz. Mehdi (a.s) şu an 30 yaşında dedi” dedi. “Ve Mahmut Hocamız da bunu tasdik ediyor.” Dedi. “Bu hep böyleydi, hep böyle konuşurdu” dedi. Şu an halkın önüne çıkınca, televizyonlarda bunu reddetmeye çalışıyor. Bu konu kapanmıştır. Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğinin açıkça farkında Cübbeli; biliyor, net biliyor. Mahmut Hocamız da biliyor. Mehmet Talu Hocamız, “Mahmut Hocamız şöyle yaptı” diyor. “Çık git odadan” diyor, ne diyecek? “Çekil git başımdan” diyor, anlamı budur. “Uzaklaş” diyor yani, inşaAllah. Ne anlama gelir bu? Benim anladığım budur, değil mi? Nitekim de gitmiş hacda da musallat olmuş mübareğe. Orada da Hocamız’ın tansiyonunu çıkarttırdı. Orada da uzaylı, astronot takılıyor; konuşmalarında, üslubunda, dini konuları tenzih ederim.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Vesilenizle, Mehdiyet’e karşı bir mühendislik çalışması var demiştiniz, onu siz durdurdunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bakın, şu hareketi adam nasıl yorumluyor. Diyor ki; “"sen de göremeyeceksin, cemaatimiz de göremeyecek, ihvan da göremeyecek" dedi” diyor, “"yaşamıyor" dedi” diyor. Sen öyle yorumlayabilirsin o hareketi. Biz de, “çekil git,” “işine git” anlamında anlıyoruz, değil mi? İnşaAllah. Onu demiş, sen anlamazdan geliyorsun. Evet, şimdi Kuran’dan okuyalım biraz.
Kehf Suresi, 28’den başlayalım. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.” İşte bak, biz de sabah da, akşam da Allah’ı anıyoruz. Sabah 10’da, akşam 10’da, değil mi? Ne diyor Cenab-ı Allah? “Sabah akşam O'nun rızasını,”sadece Allah’ın rızasını isteyerek; para için değil, çıkar için değil, geçim için değil, ne için? Sadece Allah’ın rızasının en çoğunu isteyerek;“Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.” Allah’la bağlantı kuran, Allah’a dua eden, Allah’tan güzellikler isteyenlerle birlikte sabret. Yani onda kararlı ol, devam et. Bir değişiklik olmasın, bıkma olmasın, -Allah esirgesin- veyahut ümitsizliğe düşme olmasın, güçsüzlüğe düşme olmasın, gayretsizliğe düşme olmasın, şevksizlik olmasın; bilakis artırarak gayret et. “Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma.”‘Dünya hayatının aldatıcı süsü’; boş işler. Boş işlere girip bu güzel çalışmayı durdurma. “Gözlerini onlardan kaydırma.”Gözün hep güzelliğin, hayrın, hakkın üzerinde olsun. “Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz,” insan kalbinde sürekli Allah’ı düşünür. Eğer kalbinde Allah’ı düşünmüyorsa gaflete düşmüş demektir. Kalbinde Allah’ı düşünüyorsa gafletten kurtuldu demektir. “Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan”yani kendi çıkarlarına, kendi nefsi düşüncelerine uyan, sadece dünyevi amaçları olan “ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.”Yani Kuran ahlakına uygun olmayana; Kuran’a göre hareket etmeyen bağnazlar da bunun içindedir, yobazlar da bunun içindedir, Darwinist-materyalistler de bunun içindedir; “ona itaat etme” diyor Allah.
ALTUĞ BERKER:Mürekkep balığı -şu an resmini gösterdiğim- ağzındaki uzantıları av sırasındaki en büyük yardımcısı Hocam. Bu iki uzantı sicime benziyor. Normalde ağzının içinde hareketsiz duruyor. Bir av ile karşılaştığında hızla kement gibi atıyor, çok başarılı bu konuda. Sonra kolları devreye giriyor. Bir yengeç bile olsa, kolları hemen kabuğunu parçalayıp içindeki beyaz etini çıkartabilecek beceride, maşaAllah. Bir de bir film göstereceğim mürekkep balığıyla ilgili.
-Mürekkep balığı-
ADNAN OKTAR:Nedir bu?
ALTUĞ BERKER:Mürekkep balığı bir tehlike anında suda hemen dağılan duman gibi bir mürekkep atıyor, şimdi gösterecek. O sayede düşmanıyla arasına bir bulut gibi bir şey, perde çekmiş oluyor. O vesile ile kaçıyor, av olmuyor.
ADNAN OKTAR:Bayağı şahane, bayağı güzel.
Gösterdiğimiz filmlerden bir önceki filmi de seyredelim. Çünkü son filmleri tekrarlı anlatmak çok iyi anlaşılmasına vesile oluyor, iyi oluyor.
-VTR- Cübbeli Dua Ediyor
ADNAN OKTAR:Bak, o zamanlar İttihad-ı İslam’ı istiyormuş, Türk-İslam Birliği’ni istiyormuş; Hz. Mehdi (a.s) 30 yaşında dediği dönemlerde. Yeri göğü inletiyormuş. Cübbeli birini gördü, bir insanı gördü, felç oldu. Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine yüzde yüz kanaati geldi. Ondan sonra anti-Mehdi kesildi. Bakın, daha önceki konuşmalarındaki şevki, heyecanı görüyor musunuz? O zamanlar Mahmut Hocamız da “Hz. Mehdi (a.s) geldi, şu an hayatta” diyor. Ve cemaatte muazzam bir heyecan var, herkes o kanaatte. Cübbeli yaşını da söylüyor, “şu an 30 yaşında” diyor. Öbür sene “şu an 31 yaşına girdi, şu an 32 yaşında” diyor, “faaliyette, hayatta” diyor Hz. Mehdi (a.s) için. Ama sonra bütün üslubu değişti. Bak, orada bütün İslam aleminin felaket bir ortam içerisinde olduğunu, deccalin zuhur ettiğini, Müslümanların muazzam canının yandığını, azap içinde olduklarını, bir kurtuluş gerektiğini söylüyor ve İttihad-ı İslam’ı istiyor, Türk İslam Birliği’ni istiyor o devirde, yıllar önce. Bu üslubu sürekli tekrar edeceğiz ve Cübbeli’nin en istemediği şey olmuş olacak. Hz. Mehdi (a.s)’ın askeri olmaya devam edecek ve ediyor da, inşaAllah.
Hz. Mehdi (a.s)’ın bir de güzel bir yönü; ahir zamanda bilimi ve sanatı teşvik etmesi, Kuran’ın bu emrini yerine getirmek için insanları bu konuda aydınlatmasıdır. Fakat Cübbeli bilim karşıtı bir tavır aldı, yeni bir gelişme oldu. Var gücüyle bilime de karşı şu an. Bilimin, Kuran’da teşvik ettiği bütün alanlarını kapatmaya çalışıyor. Allah yeryüzünü, gökyüzünü incelememizi istiyor. Yaratılışın nasıl başladığını araştırmamızı, incelememizi istiyor. Bir de Cübbeli Hazretleri’nin bilime bakış açısını şimdi bir daha görelim.
-VTR- Cübbeli; Evrenin Yoktan Yaratıldığını Anlatan Big Bang Teorisinin Gereksiz Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Cübbeli bağnaz bir üslup içerisinde ve çok zıt bir üslup kullanıyor. Kuran’ın genel ruhuna, genel mantığına zıt bir üslup kullanıyor. Bunu bir kısım insanlar göremiyorlar. Ben de görmeleri için ısrarla anlatıyorum ki tehlikeyi ve yanlışlığı daha iyi kavrasınlar. Bundan evvel bir film daha olması lazımdı, onu da gösterin.
-VTR- Cübbeli; “Her Yüz Senenin Başında Birçok Müceddid Gelebilir Ama Hz. Mehdi (a.s) Başkadır” Diyor
-VTR- Cübbeli, Müceddidlik İçin Yüzyılın Başında İlan Gerektiğini İddia Ediyor
ADNAN OKTAR: 32 sene evvel ilan etmesi gerekiyorsa, sen niye 32 sene bekledin? 1432’de açıkladın, değil mi? 1432’deyiz. 32 sene sonra açıkladın, Mahmut Hocamız’ın müceddidliğini ilan ettin. Niye 1400’ün başında ilan etmedin sen? Çünkü 1400’ün başında, “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyordun, “Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta diyordun” sen. Yıllarca bunu savundun sen. Cemaatindeki büyük alimler de savundu, sen de savundun, Mehmet Talu Hocamız da savundu. Bunun böyle olduğunu zaten çıktın televizyonda anlattın, değil mi? Demek ki 32 sene sonra müceddid ilan edilebiliyormuş. Sen bir kere bunu çok açık gösterdin. 32 de olur, 42 de olur; ta 50’ye kadar yolu var, 51’e kadar. 50’yi aştı mı olmaz, 50’ye kadar var. Dolayısıyla sen de bu imkandan istifade ile 32 sene sonra Mahmut Hocamız’ı müceddid ilan ettin. Doğru, o cemaatin müceddididir, o topluluğun müceddididir. Ben de kabul ediyorum. Ama İslam aleminin müceddidi değildir. Kendin söylüyorsun, “çok fazla müceddid vardır” diyorsun, “her ülkede ayrı bir müceddid vardır” diyorsun, değil mi? Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın hepsinin üzerinde olduğunu söylüyorsun. Doğru. Ama sen “şu an hayatta” diyorsun. “O zamanlar 30 yaşında” diyorsun, şimdi kim bilir kaç yaşında? Biliyorsun demek ki. Bundan sonra konuşurken daha dikkatli konuşacak, inşaAllah. Ve Mehmet Talu Hocamız’ı hiç hesaplamadı, onu hiç düşünmedi. Allah onun karşısına onu nur gibi dikti. Normalde konuşmak da istememiş. Mahmut Hocamız’ın baskı yapmasıyla konuşmuş. “Telefonla katılsın” demiş. Biliyor öyle darmadağın olacağını. Hakikaten de darmadağın oldu. Bütün saklayıp gizledikleri her şeyi ortaya çıkmış oldu. Mehmet Talu Hocamız’ın da efendiliğini, nezaketini, saygısını, adabını, edebini, doğruluğunu, dürüstlüğünü, ilmini bütün alem görmüş oldu. Aradaki büyük farkı görmüş oldular ve Cübbeli’nin rengi ortaya çıkmış oldu, inşaAllah, astronotun.
Halil Gönenç Hocamız’a ben 1978’lerde, bir fıkhi konu vardı; ben Şafi mezhebini taklit ediyordum. Hanefi mezhebinin üstüne ayrıca Şafi mezhebinin zorluklarını da uyguluyordum. Bir konuda bilgim eksikti, Hocam da anlatmış zaten. Hocam’a gece yarısı yıldırım telgrafı çektim, cevaplı. Kar, buz ortalık. Bir metre kar var Ankara’da. Postaneden yıldırım telgrafı çektim, cevaplı; Hocamız’a gece gelmiş, acayip korkmuş Hocam da, ne oluyor böyle diyerekten İstanbul’dan? Fıkhi bir konu; acildi, hemen öğrenmem gerekiyordu. Hocamız’a o zaman telgraf çektiğimi de anlatmış. Onu da göreceğiz. Tamam Halil Gönenç Hocamız’ı dinleyelim.
-VTR- Sayın Halil Gönenç Hoca, Ahir Zamanda Mehdi (a.s)’ın Mezhepleri Kaldıracağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Evet, Halil Gönenç Hocam ünlü bir fıkıh alimidir. Pek bilinmiyor olabilir ama çok büyük, değerli bir alimdir. Arapçayı çok iyi bilir, Kuran’a çok vakıftır, hafızdır. Yani çok müthiş bir fıkıh alimidir. Büyük bir alimdir, inşaAllah. O da açıkça söylüyor; “Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde mezhepleri kaldıracak” diyor. “Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi diye mezhepler kalmayacak” diyor. Şiilik de kalmayacak, Caferilik de kalmayacak, hiçbir mezhep kalmıyor. Aynı Asr-ı Saadet devri gibi olacak. Zaten Cübbeli de onu söylüyor. Cübbeli’nin onu söylediği filmi de yayınlayın, mezhepleri kaldırmasıyla ilgili.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Mezhepleri Kaldıracağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR:“Hz. Mehdi (a.s)’ın hocası olmayacak, şeyhi olmayacak, tarikata bağlı olmayacak” diye bir konuşması var, onu da bir yayınlayalım. O da çok önemli. Cübbeli’nin taraftarı bazı gençler var, onlar aydınlansın. Bak, bir de Cübbeli’nin olumlu yönde aleyhinde değilim, faydalı olan bilgileri sürekli aktarıyorum. Onun kendi imkanlarıyla bu bilgiyi bu kadar yayma imkanı yok. Ama ben muazzam imkanlarla Cübbeli’nin konuşmalarını bütün İslam alemine yayıyorum, anlatıyorum. Doğru, bu anlattıklarının hepsi doğru ama şu an işine gelmez, anlatmaz. Bunlar ta 15-20 yıl önceki anlattıkları. Şu an biz, ona yeniden hakkı-hakikati herkese beyan ettiriyoruz. En istemediği konular bunlar, asla ağzına dahi almak istemediği konular. Allah bak onu konuşturuyor. Bilimi hiç aklından geçirmedi, televizyonları aklından geçirmedi, videoları aklından geçirmedi. Böyle Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olacağını, ki hayatta en istemediği şey, Hz. Mehdi (a.s)’a asker olacağını, pişdar bir nefer olacağını, Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeleyeceğini aklının ucundan dahi geçirmiyordu. Allah, hayatta en istemediği şeyi ona yaptırıyor. Hz. Mehdi (a.s) zıttı olan bir insanı Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet ettiriyor Allah. Biz de Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olduğumuz için bu Mehdiyet ile ilgili bilgileri ona anlattırıyoruz, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Hiçbir Tarikata Bağlı Olmayacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s) herhangi bir alimden, hocadan ders almayacakmış. Bu hakikaten hadislerde de bu şekildedir. Vehbidir Hz. Mehdi (a.s)’ın ilmi. Allah onu yetiştirecek. Bir medreseden mezun olacak değil. Mesela Cübbeli medrese eğitimi almıştır, medrese öğrencisidir. Zaten üslubu, stili de medrese stilidir. “Hiçbir alime bağlı olmayacak” diyor, kendisi bir alime bağlı. Zaten açıkça söylüyor. “Bir üniversiteden de mezun olmayacak” diyor, bu da çok manidar; “üniversite mezunu da değil” diyor. “Bir şeyhe de bağlı olmayacak” diyor, “herhangi bir şeyhe de bağlı olmayacak” diyor; kendisi şeyhe bağlı, değil mi? “Bir alimden ders görmeyecek, ders almayacak” diyor. “Arapça da bilmeyecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v); “Arapçası da yoktur” diyor. Ama vehbi ilmi olacak, ledüni ilmi olacak, Allah ona bir meleği yardımcı kılacak; hikmetle, arifçe, derince mükemmel açıklamaları olacak; hikmet saçılacak ağzından o mübareğin. Bizler de onun talebesiyiz. Ona benzemeye çalışacağız, inşaAllah. Gayret edeceğiz. Ama bak, burada bu konuyu açıklığa kavuşturmuş Cübbeli, değil mi? Evet. Başka var mı? Filmler iyi oluyor, onun üzerinden anlatıyoruz. Bir evvelki filmi gösterin.
-VTR- Cübbeli, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) Döneminde Huzur ve Barışın Hakim Olacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR:“Hz. Mehdi (a.s) döneminde savaş, kıtal, kan, hiçbir şey yok” diyor. Barış, barış, muhabbet, değil mi? “Kıtal yok, savaş yok, kan yok” diyor. Öbür konuşmalarında ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) dediğin kırıp geçirecek, beni de kesecek” diyor. Onu da kesecekmiş Hz. Mehdi (a.s). Hz. Mehdi (a.s)’ın kimseyi kestiği mestiği yok. Kabusu bırak, kendini toparla, aklını başına al. Kendin söylüyorsun barış insanı olduğunu, sevgi insanı olduğunu. “Kimse kimseyle çatışmayacak” diyor, değil mi? “Herkes dost olacak, herkes kardeş olacak, ahbap olacak” diyorsun, açık açık anlatıyorsun. Kan-kıtal yok, savaş yok, kendin anlatıyorsun. Nereden kaynaklanıyor bu açıklamaların? Hadisten kaynaklanıyor, Peygamberimiz (s.a.v)’in açıklamalarından kaynaklanıyor, değil mi? Bir de, “bir tekbir getirecek Roma’da ne kadar şehir varsa yerle bir olacak” diyorsun. “Her gittiği yerde bir tekbir getirecek, bütün binalar çökecek” diyor. Çoluk çocuk, kadınlar falan o enkazın altında kalacakmış. “Deprem etkisi meydana getirecek” diyor. Cübbeli’nin açıklamaları bu tarz. Yani, Hz. Mehdi (a.s)’ın her tekbir getirmesinde kan revan içinde kalacakmış ortalık. “Hz. Mehdi (a.s) dediğin kırıp geçirecek” diyor. Bak, demek ki bilmiyormuşsun. Doğrusunu Allah sana söyletti, doğrusu bu. Doğrusu, benim hadislerden anlattıklarım. Sonunda benim anlattıklarıma geldin, doğruyu kabul ettin. Ama şu an anlatır mısın? Anlatmazsın. Ben anlattırır mıyım? Anlattırırım tabii. Bülbül gibi şakıyacaksın. İslam dünyaya hakim oluncaya kadar bülbül gibi şakıyacaksın. Allah, en istemediğini sana sürekli yaptıracak, inşaAllah. Ve yaptırıyor, inşaAllah. Tamam, bir evvelki konuşmasını yayınlayalım.
-VTR- Cübbeli en sonunda; İslam devletlerinin birlik olması gerektiğini ve Libya’ya asıl İslam Birliği’nin sahip çıkması gerektiğini söylüyor (24 Mart 2011)
ADNAN OKTAR: Peki niye 570 yıl erteliyorsun o zaman? Niye 570 yıl ileriye alıyorsun İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni? Niye tek kelime Türk İslam Birliği’nden bahsetmiyorsun, niye İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyorsun? Söyleyemiyor bak, daha hala söyleyemiyor. Hala felaketten bahsediyor. “Sıfırın altında itibarımız” diyor. “İttihad-ı İslam olsun, Türk İslam Birliği olsun anlı-şanlı; bir birlik oluşsun, konu hallolsun” desene. “Ya Rabbi, bizi Hz. Mehdi (a.s)’a kavuştur” desene. Diyemiyorsun. Çünkü İttihad-ı İslam’ı isterse, İttihad-ı İslam eşittir Hz. Mehdi (a.s), Mehdiyet. Diyemiyor. Ne yapacağını şaşırdı. Kafası karmakarışık şu an.
ALTUĞ BERKER:Peygamberimiz (s.a.v); Müslümanların, birlik olmazsa deccalin etkisi altına gireceklerini buyurmuştur. Hakim, Müstedrek’inde; “O günlerde araları bozuk olan müminler Deccal'in hedefi olmaktan kurtulamazlar”buyuruyor. Deccalin de Peygamberimiz (s.a.v)’in yoluna davet edecekmiş gibi gösterdiğini söylüyor Hocam ve “benim yoluma davet eder” diyor Buhari’de. Aynı zamanda deccali de gerçek mürşid sanıp yanına giden Müslümanların olacağından bahsediyor; “Onu sahici bir mürşid sanıp peşine takılacaklar” diyor Taberani’de. İmam-ı Ahmed Ebu Davud’da da; “Allah’a yemin olsun ki kişi kendini mümin zannederek onun yanına gider ve deccalin şüphelendirmesiyle onu takip eder” buyuruyor.
ADNAN OKTAR:Tabii bu küçük deccallere de bakıyor. Birçok deccalden bahseden hadislerden bir tanesi bu. Bu benim gördüğüm, Allahualem küçük deccale bakıyor. Küçük deccal olan; yani ahir zamanda çıkacak olan, İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin söylediği küçük deccale bakıyor. O çünkü sarıklı olarak çıkacak. Ve gerçek bir mürşid iddiasıyla, yani sünneti savunan kişi olarak ortaya çıkacak. Hadiste belirtiliyor açıkça; “benim yolumu savunarak ortaya çıkacak” diyor. “Sünneti savunarak ortaya çıkacak ve başında da taylesan (sarık) bulunacak bu deccalin” diyor. Peygamberimiz (s.a.v); “70 bin sarıklı ona uyacaklar” diyor, sayısını da veriyor. “Başları tıraşlı 70 bin kişi” diyor ve “Peygamberimiz (s.a.v.)’in yolunu savunarak Hz. Mehdi (a.s)’a karşı mücadele edecek” diyor. Kim bilir kim? Biz bunu sorduk Cübbeli’ye, “kim olabilir acaba Hocam? Sen büyük alimsin, derin alimsin, bilirsin” dedik, cevap vermiyor. Böyle birinden bahsediliyor hadiste. İstanbul’da çıkacak bir yobazdan bahsediliyor; sahtekar bir yobaz, bir deccalden bahsediliyor. Ki bu başarılı da olacak hadislere göre. Yani Allah ona belirli bir ömür veriyor, o görevini yapıncaya kadar ömür veriyor. Bu küçük deccal kimdir, bunu söylemiyor. Muhtelif deccaller var, onların rivayetleri birbirine karışmış; bir deccalinki birine uymuyor, bir deccalinki birine uymuyor. Ortak yönleri de var fakat ayrı yönleri de var. Mehdiler de öyle, Mehdilerle ilgili muhtelif rivayetler var; Kahtani var, Cehcah var, Zülkadap var. Başka da var, çeşitli isimlerde çıkmış çeşitli Hz. Mehdi (a.s) öncüleri, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlayan, Hz. Mehdi (a.s) devrinde de hareket eden, Hz. Mehdi (a.s) talebesi olan; pişdar, öncü asker olan kişiler var hadiste. Ama bunların rivayetleri birbirine karışmış. İlimde rasih olanlar bunları birbirlerinden ayırt edebiliyorlar. Ayırt edip ona göre açıklamalarda bulunuyorlar.
ALTUĞ BERKER: Acun’un bir ifadesi vardı Hocam. “19 yaşından beri ölümle yaşıyorum” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet. O zaman 19 yaşındaydı, benim yanımdaydı, talebemdi o zamanlar Acun. Kaç yıl benim talebem olmuştu, 10 yıl mı?
ALTUĞ BERKER: Olmuştu Hocam.
ADNAN OKTAR:10 yılın üstündedir evet. Eşi de talebemdi, kendisi de talebemdi. O zamanlar hakikaten annesi, babası da büyük bir trafik kazası geçirdi. Trafik kazasında yanarak öldü annesi, babası. Kızı, küçük köfte, her tarafı kırıldı, kemikleri falan. Sonra tedavi oldu. Bayağı sevimli bir şeydi, çok şekerdi. Onun evine giderdim. Bizim çocuklarla orada sohbet ederdik, ders yapardık. O, bir giderdim sokakta top oynuyorlar. Ayartmış, öbür çocukları da ayartmış. Ne zaman gitsem eve ders yapmaya, sohbete bunlar sokakta, mahallede top oynar vaziyette; Ali Acun, Coşkun, Esat. Esat şimdi onun yanında, yine arkadaşı. Başka kimler vardı?
ALTUĞ BERKER:Herhalde Seyhunlar falan vardı.
ADNAN OKTAR:Evet, Seyhun falan hep ekiptiler. Mahalleye bir gidiyorduk, üstlerinde formalar falan teşkilat, altlarında da kocaman şortlar.
ALTUĞ BERKER:Dizde.
ADNAN OKTAR:Evet dizde. Alt kattaydı onun evi, hemen onları toparlıyordum, “hadi içeri” falan diyordum. Maç duruyordu ben gelince, içeriye girip dinliyorlardı, sohbet ediyorduk. Ali Acun’u öyle idare etmiştik yıllarca. Kocaman da bir kedisi vardı, dev bir kedisi. Çok hazır cevap ve çok yamandır, bayağı zekidir Ali Acun. Bazen doğru söylemezdi, onu köşeye sıkıştırırdım; daldan dala atlardı. Yine bir delil verirdim; “bak, öyle söylüyorsun ama şöyle” derdim, “ha öyle mi” derdi. Ona yine bir cevap verirdi, en köşeye kadar sıkıştırırdım, en sonunda pes ederdi. Hatırlıyor musun?
ALTUĞ BERKER:Tabii, çok iyi hatırlıyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ağabeyi de talebemdi, Doktor Ilıcalı. O da talebemdi, o da talebemdi. Yıllarca. Ilıcalı da 20 yıl falan talebemdi.
ALTUĞ BERKER:Cenker.
ADNAN OKTAR:Evet, Cenker. “19 yaşından beri ölümle yaşıyorum.” Ama ibret alıyor musun bakalım, işte sorun orada, değil mi? Programlarında Allah’ı anabilir, Kuran’dan bahsedebilir, İslam’dan bahsedebilir, Darwinizme karşı yapılması gerekenleri anlatabilir, kısa kısa. Kuran bilgisi iyidir bayağı. Çok iyi eğittik biz bunu zamanında. Darwinizme karşı da çok iyi bilgilendi. Çok konuşabilen de bir tipti, bilgilidir ama aşağı yukarı hiç konuşmuyor programlarında, değil mi? Hiç anlatmıyor, hiç bahsetmiyor. Halbuki hayat kısacık. Yarın bir gün hayat bitecek, herkes için bitecek, değil mi? Dünyaya bu kadar bağlanmanın bir alemi yok. Esat da bir hayli yaşlanmış. O da onun yanında sürekli. O da talebemdi, 10 yıl falan talebemdi.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi. “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar.”“Yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi,” Allah’ın bu ayetinin ebcedi 2025 tarihini veriyor. Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor aynı zamanda. Peygamberimiz (s.a.v)’e bakıyor ayet ama işari manası Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor. Bak; “Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar.” 2025 tarihini vermesi, çünkü Hz. Mehdi (a.s) da ümmi olacak. Tevrat ve İncil’de Hz. Mehdi (a.s)’a da işaret var. Peygamberimiz (s.a.v)’e işaret var ama Hz. Mehdi (a.s)’a da işaret var, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...