SUNUCU: İyi günler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. “Adnan Oktar ile Sabah Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Bugün konuğumuz Ramona Hanım bizimle birlikte. Nasıl başlamak istesiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Ramona 5 yabancı dil biliyor, bayağı akıllı. Türkçe de biliyor. Çok güzel huylu, maşaAllah. Nasılsın?
SUNUCU 2: İyiyim, ya siz?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, ben de çok iyiyim, maşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER: Hocam, İskandinavya’da Müslüman olanların sayısı 10 yılda 2 kat artmış, inşaAllah. Amerikan merkezli bir kuruluş tarafından yapılan bir araştırma. “İskandinavya’da yaşayan Müslüman sayısı son 10 yıl içerisinde 2 kat arttığını ortaya çıkarmış. Araştırmaya göre, günümüzde Danimarka’da yaşayan Müslüman sayısı, 1990 yılındakinden 2 kat daha fazlayken, İsveç’teki artış yüzde 200, Norveç’teki artış yüzde 60’ın üzerinde. Özellikle Danimarka’daki karikatür krizinin ardından İslam’a ilgi büyük bir hızla artmaya başlamış. Aynı merkezin araştırmaları, İsveç’te yaşayan Müslüman sayısının rekor bir artış göstererek, 20 yılda yüzde 200 arttığını belirtmiş. Aynı zamanda, dünya genelindeki Müslüman sayısının artışının gayrı Müslim ülkelerde daha fazla olduğu da açıklamaların arasında yer alıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Müslümanlık en makul, en mantıklı, en tutarlı dindir. Baktığımız zaman hemen anlaşılıyor. Öyle özel olarak, derin derin düşüneceğimiz bir durum yok, çok aşikar, hemen bakar bakmaz anlaşılır. Cennet, cehennem, ahiret, niçin dünyada olduğumuz, her şey çok müthiş vurgularla, güzel anlatımlarla, çok sarih olarak anlatılır. Tevrat’ta, ahiret inancını aramak durumunda kalıyoruz, kolay kolay bulamıyoruz, çok nadir. Benim hazırladığım kitapta; özel olarak çalıştık, belirli yerlerde çıkartabildik, hatta tartışılıyor; ahiret inancı var mı, yok mu diye, ama Müslümanlık’ta öyle değil. Çok net ve sarihtir, cennet, cehennem açık açık anlatılır, çok sarih anlatılır. İncil’de de teslis var, üçleme; böyle bir şeyi 5 yaşındaki çocuk yapmaz. Allah’ın bir olduğu çok açıktır. Üç tane Allah olur mu? İnsan, Allah olur mu? Hz. İsa (a.s.)’ı, Peygamber’i Allah olarak kabul ediyorlar, ona iftira atmış oluyorlar, çok acayip bir şey. “Gökler neredeyse bu sözlerden dolayı parçalanacak” diyor Allah. Makul düşünen bir insan da tabii bunu çok mantıksız gördüğü için, Hıristiyan olmuyor, olamıyorlar, Avrupa’da da Hıristiyanlık sürekli geriliyor. Aydın, aklı başında üniversiteli bir gence, yemek yiyen, Allah’a dua eden, uyuyan bir insan için, haşa bu Allah’tır dersen, adam senin aklından şüphe eder. Yemek yiyen, uyuyan, Allah’a dua eden, Allah’ın birliğinden bahseden, Allah’a iltica eden, Allah’a yalvaran bir insan, bir Peygamber için; kimdir bu insan diye soruyorsun, Allah, diyor haşa. Şimdi bu ne oldu? O zaman insanları mahvetmiş olursunuz o zaman, Allah esirgesin. Dolayısı ile Avrupa’da dinsizlik çığ gibi gelişti. Deccaliyet zaten konu arıyordu, deccaliyete muazzam bir konu vermiş oldular. Sizi dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. Üçlemeye inanmayan bazı Hıristiyanlar’ın; Hz. İsa (a.s.) için kullanılan; haşa Allah’ın oğlu sıfatının mecazi bir anlatım olduğunu dair delil olarak gösterdikleri İncil’de bir söz var, onu okuyorum Hocam, inşaAllah. “Hz. İsa (a.s.) konuşmaya başlayıp, onlara şunları öğretti. ‘Ne mutlu yumuşak huylu olanlara, çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar. Ne mutlu doğanlara, acıkıp-susayanlara, çünkü onlar doyurulacaklar. Ne mutlu merhametli olanlara, çünkü onlar merhamet bulacaklar. Ne mutlu yüreği temiz olanlara, çünkü onlar Tanrı’yı görecekler. Ne mutlu barışı sağlayanlara, çünkü onlara Tanrı’nın oğulları denecek.’”
ADNAN OKTAR: İşte kastettikleri o, oradan onu almışlar. Tanrı’nın oğlu; Allah herkesi yarattığı için, bütün insanları yarattığı için, bütün insanlara Tanrı’nın oğulları demişler mecazi anlamda. Yani Allah’a baba, insanlara Allah’ın oğulları, bu bir müteşabih bir anlatım, mecazi bir anlatım. Oradan, Tanrı’nın oğulları denildiğine göre, Hz. İsa (a.s.) da o zaman Tanrı’nın oğlu, demişler haşa. Gereksiz yere insanları mahvettiler, acı çektirdiler, yüz yıllarca insanların dinsiz kalmalarına, sıkıntı çekmelerine sebep oldular. Ne gerek var şu söze? Allah birdir desene. Allah’ın bir olduğu belli, açık. 5 yaşında çocuğun dahi inanmayacağı, onu dehşete düşüren bir açıklamayı niçin yapıyorsunuz, ne gerek var? Bu sevgi gösterisi mi? Hz. İsa (a.s.) çok rahatsız olur böyle bir şeyden, rahatsız oluyor zaten. Geldiğinde, en çok üzerinde duracağı konu bu, şu an, inşaAllah. Fakat işte biz zeminini çabuk hazırlayalım ki, Hz. İsa Mesih (a.s.) da zuhur etsin. Hz. Mehdi (a.s.) zuhurunda dua önemlidir, Hz. İsa (a.s.)’ın zuhurunda da dua önemlidir. Mesela; bir yere yağmur yağmaz, insanlar toplanır; 5-10 kişi dua ederler, yağmur yağmaz. Ama mesela yüz bin kişi-iki yüz bin kişi dua ediyor, Allah dualarını kabul ediyor, ondan sonrada yağmur yağıyor. Veyahut bir felaket oluyor, dua ediyorlar, Allah durduruyor onu. Mesela adam hasta oluyor, dua ediyor, hastalığı geçiyor, bunu herkes bilir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişinde de, dua çok önemlidir. Müslümanlar’ın dünya çapında dua etmeleri; “Ya Rabbi, Hz. Mehdi (a.s.)’ı zuhur ettir, Hz. Mehdi (a.s.)’ı bize göster” demeleri gerekir. O zaman kader o yönüyle harekete geçiyor. Kaderin o yönü harekete geçiyor, bu Allah’ın bir kanunu. Ama tabii deccaliyet de, sürekli Hz. Mehdi (a.s.) çıkmayacak, Hz. Mehdi (a.s.) yok, Hz. Mehdi (a.s.) geçti, şahs-ı manevidir. Bir insanın ruhuna girdi, 570 yıl sonra gelecek, 600 sene sonra gelecek, gibi söylemlerle Müslümanlar’ı kandırıyor. Müslümanlar da, tabii bunun farkına varmıyorlar. Deccal onları kandırırken farkına varmıyorlar. Büyük bir kesim; mesela Cübbeli de, deccalin farkında olmadan etkisine girmiş durumda, haberi bile yok şu an. Şeytanın etkisine girmiş, haberi bile yok. Müslümanlar’a sürekli; siz İslam’ı hakim edemezsiniz, siz güçsüzsünüz, siz acizsiniz, siz dünyayı seviyorsunuz, dünyaperestsiniz, Hz. Mehdi (a.s.)’ı istemezsiniz, kısa sürede Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmesini istemeyeceğiniz açık, sizin kişiliğiniz buna müsait değil, kafanız, aklınız buna müsait değil, gibi telkinler yaparak Müslümanlar’ı pasifize edip, güçlerini kırıyor, aksi yönde dua ediyor. Farkına varmadan şeytana hizmet ettirecek şekilde dua etmiş oluyor. Şeytanın zuhurunu, şeytanın etkisini arttıracak şekilde negatif dua yapmış oluyor, haberi yok. Mesela adam “şahs-ı manevi” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) geldi-geçti” diyor, negatif dua yapmış oluyor, haberi yok, farkında değil. Veyahut diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) görünmez bir güçtür, ruhtur” diyor, şeytana hizmet ediyor, haberi yok, farkında değil. Şeytanın galip olması için dua ediyor, şeytanın hakim olması için dua ediyor haberi yok, farkında değil. Ona baksan, o çok olumlu bir şey yaptığı kanaatinde. Zaten sorulduğunda da, “biz ancak ıslah edicileriz” diyorlar, farkına varmıyorlar yahut bir kısmı da farkına varıyor, ama bu zevat farkında değil, görülüyor farkına varmadıkları. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın zuhurunda da dua çok önemlidir, çünkü çok büyük bir nimettir, önemli bir nimettir. Çok heyecan verici, büyük bir olaydır. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, bütün Müslümanlar’ı duaya çağıracak, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişinde, yani zuhurunda büyük bir sevinç olacak, ama ondan önce İmam Mehdi (a.s.), bütün Müslümanlar’ı yoğun olarak duaya davet edecek. Bakın Bediüzzaman diyor ki; hatta buna işareten, bu konuya işareten, bu çok mühim bir sırdır: “Hakikaten Hz. İsa (a.s.) ölseydi, hakikaten ahiretin en uzak köşesine gitseydi, böyle mühim bir netice-i azime için, onu yeryüzüne indirmek, O’nun gücünden ayrı değildir, uzak değildir. Nitekim vaad etmiştir, vaad ettiği için de elbette yapacaktır” yani mutlaka olacaktır, diyor. Gerçekten ölse dahi, Allah indirecektir, diyor. Bu duanın gücünü gösteriyor. Mesela en olmayacak zannedilen işleri bile, Allah dua edildiğinde oldurur o zaman. Kuran’da ona da çok işaret vardır. Mesela Ashab-ı Kehf mağaraya giriyorlar, 300 küsur yıl. Kaç yıl olduğu, zamanı tam belli değil aslında, çok daha fazla da olabilir, uyuyorlar. Normalde 300 sene uyuyan bir insan ölür, ama ölmüyor, bir şey olmuyor; duanın etkisi ile Allah vesile ediyor. Mesela bir insan 100 sene sonra; ölü olan bir insan diriliyor. Yaşlı bir insanın çocuğu oluyor; çok çok yaşlı bir insanın. Kısır bir kadının çocuğu oluyor. Dünyada bütün sistem dua üzerine döner. Biz şu an negatif duayı kırmaya çalışıyoruz, çünkü yoğun negatif dua var, yani olumsuz yönde şeytanın hakim olması için, bilmeden Müslüman kardeşlerimizin epey bir bölümü dua ediyorlar şeytanın hakimiyeti için. Mesela ne diyor? Hz. Mehdi (a.s.) 570 yıl sonra gelecek, bu şeytanın hakimiyeti için, şeytana 570 yıllık bir zaman limiti tanımış oluyor, 570 yıl dünya senin, istediğin gibi at koştur, diyor. Bir başka hoca çıkıyor diyor ki; 1000 yıl sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, 1000 yıl at koştur diyor şeytana. Haberi var mı? Haberi yok, çok iyiylik yaptığı kanaatinde, bilmiyor, negatif dua yapıyor. Şahsı-ı manevidir, diyor. Belli ki şahs-ı manevi bir şey yapamaz. Şahs-ı manevi nerede? Göremezsin ki. İnsanlar Hz. Mehdi (a.s.)’a biat ediyorlar, elini tutuyorlar. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzünü görüyor, gözü ile karşılaşıyor, sesini duyuyor, ona Hz. Mehdi (a.s.) der adam. Görünmeyen bir güce Hz. Mehdi (a.s.) der mi? Görünmüyor, şahs-ı manevi görünmüyor. O da farkında olmadan şeytana hizmet etmiş oluyor, o zaman da hakimiyet olmuyor tabii. Bakın Mehmet Şevket Eygi Hocamız son günlerde yoğun olarak, sürekli, Müslümanlar’ın birliğinden bahsediyor. Allah razı olsun, çok güzel. Başsız olur mu? Asla. Yeni Asya Gazetesi, maşaAllah coştular, Allah razı olsun, onlar samimi insanlardır. İslam ahlakı hakim olsun diye coşku ile anlatıyorlar; İttihad-ı İslam olsun, Türk-İslam Birliği olsun. Başından bahsediyorlar mı? Yok. Başından bahsetmezsen, asla ve asla İttihad-ı İslam olmaz. Çünkü Peygamber (s.a.v.) sana nasıl olacağını belirtmiş, formülü anlatmış, bütün sistemi anlatmış. Bir Mehdi göndereceğim, onun etrafında toplanacaksınız, Ben de sizi dünyaya hakim edeceğim, diyor. Haşa Allah’a diyorlar ki; Senin gönderdiğin Hz. Mehdi (a.s.)’ı biz istemiyoruz, haşa. Biz kendi kendimize bir Mehdi çıkarttık, diyorlar. Bizde onlara, nedir diyoruz. Şahs-ı manevi, şahs-ı manevi Mehdi’si, diyorlar. Bu nerede, diyoruz. Görünmez bir güçtür, diyorlar. Allah, görünür bir Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor. Görünmeyen bir Mehdi’ye kimse biat etmez, bağlanmaz, sözünü de dinlemezler. Görünür Hz. Mehdi (a.s.)’a biat edeceklerdir. Bu inadı bırakacaklar. Bu inat devam ettiği müddetçe, farkında olmadan şeytana dua edeceklerdir ve şeytanın hakimiyeti sürekli devam eder. Bakın adamlar Libya’yı havadan yeni bombalarla, yeni hazırladıkları bombalarla; ki bir kısmının miadı dolmak üzereydi, Fransa’nın eski bombaları falan, yağmur gibi bomba yağdırıyorlar. Binaları yıkıyorlar, fabrikaları yıkıyorlar, köprüleri yıkıyorlar, Müslümanlar’ı şehit ediyorlar, yollar böyle hallaç pamuğu gibi atılıyor. Şimdi Fransa diyecek ki; ben buraya dünyanın harcamasını yaptım. Ne kadar yaptın? İşte en az bir 50 milyon dolarlık bomba atmışımdır, parayı rica ediyorum, diyecek. Arkadaş bizi masrafa soktunuz, bize o kadar bomba attırdınız, diyecek. Uçaklar gitti, sorti yaptılar. Halbuki onlar tatbikat olarak onu yapıyorlar. Yani hem uçaklarla tatbikat olmuş oluyor, hem ellerindeki bomba stokunu tüketmiş oluyorlar, hem fabrikalar yeni bomba imal edebilmek için imkan bulmuş oluyor. Çünkü stok dolmuş, bomba stokları dolmuş, adam bombayı nereye koyacağız, burası sıkıştı, depo doldu, diyor. Git boşalt, sorun mu, diyor. Libya bomboş arazi, git tepelerinden yağdır. Bombayı tükettiniz mi, diyor fabrikalara, hadi çalışın bakayım, diyor. Alın size maaş, para; Amerika’nın yaptığı da bu, Fransa’nın yaptığı da bu. Tabii ki sonrada tazminat istiyorlar, paralarını geri istiyorlar. Fransa da alıyor parasını, orada ya petrolüne el koyuyor ya da bilmem neyine el koyuyor, bankalarına el koyuyor, bütün harcamalarını alıyorlar. Böylece sistemleri de işlemiş oluyor, yani silah fabrikalarının hareketli olması için, satışını rahat yapabilmesi için, şeytan böyle bir imkan meydana getirmiş oluyor onlara. Cübbeli de, farkında olmadan kapıyı sonuna kadar açmış oluyor; şahs-ı manevici kardeşlerimiz de. Sonuna kadar şeytana kapıyı açmış oluyorlar, haberleri yok ama. Çok güzel hizmet ettikleri kanaatindeler. Evet, seni dinliyorum Şeyhim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bugün Trabzon’da bir konferansımız var, onu duyurabilir miyim Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Bugün akşamüstü saat 18.00’de Trabzon’da, “Doğadaki Teknoloji ve Evrenin Yaratılışı” konferansları olacak, inşaAllah. Adresi veriyorum; Park Restoran, Uzun sokak, 1 no’lu Sağlık Ocağı yanında konferansımız. Girişler ücretsizidir.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şeyh Nazım Hocam’ın ifadeleri ile ilgili bana sorular soruyorlar. Benim Şeyh Nazım Hocam can paredir, can tatlıdır, dünya tatlısıdır, dünya şekeridir. Dünyanın en güzel şeyhidir, en iyi şeyhidir. Bir şey söylüyorsa, bir hikmeti vardır, ama konuşmalarının bir kısmı müteşabihtir. Siz Hocamı, Şeyhim’i çok çok sevin, gerisine kafayı takmayın. Onun gerisinde rahat olun. Çok sevin, çok hürmet edin, onun sevgisini anlayın. Sevgi anlayışını, şefkat anlayışını, saygı, nezaket anlayışını anlayın, İttihad-ı İslam anlayışını anlayın. Hocam kısa sürede İslam ahlakının dünyaya hakim olmasını istiyor. Çok güzel istiyor, çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Güzel işte, bu yönlerini sevin. Her sözünde bu hikmetleri arayın, inşaAllah. “Ya Allah, bismillah. Sizleri seyrediyoruz Allah için Hocam. Allah zihninize ve dilinize kuvvet versin, inşaAllah.” Abdullah Özkaya Kardeşimiz yazmış, maşaAllah. Bu sabah işine bir çözüm bulacağım, aceleci olmayın. Her yerden yazı geliyor, Hocam illa ki akşam sohbetleri istiyoruz, diyorlar. Şeyhler biraz akşamları konuşsun, akşamları da yine ders yapacağız, sohbet edeceğiz, inşaAllah. “Canım Muhammed Adnan Hocam, ben sabahları izleyemiyorum. Sabahları o saatlere tekrarını koyun.” diyor, evet. “Canımın yoldaşı, gönlümün sultanı canım Muhammed Adnan Hocam. Sizi göremediğim gönler hayatımda yeri doldurulamayan bir boşluk oluyor. Allah sizi, bize lütfetti, inşaAllah. Sizi gösteren, dinleten, anlamamızı sağlayan, bizlere gözler, kulaklar veren, gönüller veren Rabbimiz’e hamd olsun. Allah razı olsun. Allah’a olan aşkımız, O’nun Resulü (s.a.v.)’e olan aşkımız bu yüzyılda sizde tecelli ediyor, inşaAllah. En derin sevgi ve hürmetlerimle.” diyor kardeşimiz, maşaAllah. Tamam, tamam gece de yapacağız, inşaAllah. Hep aynı şeyleri söylüyorlar.
ALTUĞ BERKER: Uygun görürseniz yayın saatlerini tanıtabilirim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, söyle.
ALTUĞ BERKER: Sizin yayın saatlerinizi gösteriyorum ekranda, inşaAllah. Sabah saat 10.00 ile 12.00 arasında sizin sohbetlerinizin birinci bölümü var canlı yayın olmak üzere. Yine hemen arkasından 12.30’dan 14.00’e kadar sizin canlı yayın sohbetleriniz var. Akşam da bu sohbetlerinizin tekrarı oluyor. Saat 20.00 ile 22.00 arasında birinci canlı yayınınızın tekrarı. Gece saat 0.30 ile 02.00 arasında da ikinci bölümüzün tekrarı oluyor, inşaAllah. Diğer yayınların da tanıtımını yapayım. Sabah sizin yayınlarınız. Akşam saat 20.00’de tekrarlarınız. Saat 22.00’de Ahir Zaman ve Yaratılış Gerçeği programı canlı yayın olarak oluyor. Gece 00.30’dan 02.00’ye kadar da yine sizin tekrarlarınız. Gece 03.00’te sabah 05.00’e kadar da Ahir Zaman ve Yaratılış Gerçeği programı İngilizce canlı yayın oluyor, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir kardeşimiz yazmış; “bunca astronomi kitapları okumuş da, astronot dahi olamamış, acemi” diyor, öyle bir şiir yazmış Cübbeli ile ilgili. Evet, Cübbeli’nin ismi astronot, o kadar. Ondan gerisine kafayı takmayın, inşaAllah. “Selamun Aleyküm yüzü nur, kalbi gül olan Muhammed Adnan Hocam. Size bir sorum olacak. Burada Hollandalı Hıristiyan bir bayan İslam’a ilgi duyuyor ve Müslüman olmak istiyor. İslam’ı ona nasıl anlatabilirim?” Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ayrıca hangi eserlerinizi tavsiye edersiniz? Hocam dualarınızı bekliyorum, inşaAllah. Ellerinizden öperim. Hollanda’dan kucak dolusu sevgiler ve selamlar.” Feyza Serpil Hanım yazmış. Benim kanaatim, en güzeli bizim sitelerimizden bilgi aktarmak, oradan okuyup, aktarmak, anlatmak. Çünkü bizim sitelerimize hiç bir insan cevap veremez, karşı cevap veremez. Mesela Cübbeli’yi adam okuduğunda hurafe olduğunu anlar, birçok açıklaması olumsuz etkiler, normal imanı varsa da gider. Ama bizi okuduklarında, ki o zamanlar ben Cübbeli ile görüştüğüm dönemde kendileri anlatıyorlardı. Sizin kitaplarınızı okuyanlar çok güçlü şekilde iman ediyorlar, iman edince de çok kalıyorlar. Bize de geliyorlar, camiye de geliyorlar demişti. Sen hatırlıyor musun onu?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Epey bir zaman oluyor.
ALTUĞ BERKER: Evet, çok oluyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Israrla onu anlatıyorlardı. Sizin kitaplarınızı her yerde dağıtıyoruz, çok etkili oluyor, diyorlardı. Sonra Cübbeli’nin bir haset damarı mı tuttu diyeyim artık, bir şeyler belirdi. Evet Şeyhim, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Mehmet Şevket Eygi Hocamız, dediğiniz gibi bugün de yazısını yine Müslümanlar’ın tek bir ümmet olmaları, birlik olmaları ve başlarına bir lider seçmeleri konusunda yazmış. Müslümanlar’ın bugünkü durumunu, Haçlı Seferleri sırasında Orta Doğu Müslümanları’nın durumuna benzetmiş. O dönemde de Müslümanlar’ın birbirlerinden kopuk olduğu, Şam’da, Halep’te, Musul’da ayrı prenslikler ve ayrı devletçikler bulunduğunu, her birinin kendi hükümdarı, ordusu ve kendi bütçesinin olduğunu ve ilk Haçlı ordusunun bu Müslümanlar’ı darma dağın ettiğini söylemiş. Ancak başlarında Selahaddin gibi adil, dindar, mürüvvetli ve ihlaslı bir baş geçince, o zaman kuvvetlenip Kudüs’ü geri aldıklarını, dolayısı ile Müslümanlar’ın da bugün böyle bir birlik ve beraberlik içerisinde olması ve başlarında böyle dindar bir lider bulunması gerektiğini ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, atasına rahmet. Bakın bu sefer mükemmel. Hocam her zaman söylüyor zaten, bir baş olsun, bir lider olsun ama daha netleştirmiş. Hocamız’ın kastettiği Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Hz. Mehdi (a.s.)’ı nezaketli bir dille, uygun bir dille, usturuplu bir dille çok güzel anlatmış. Mehmet Şevket Eygi Hocamız bir tanedir, dünya tatlısıdır. Çok efendi, çok halis muhlis bir insandır. İstanbul efendisidir. O yüzden de bir hayli düşmanı vardır, karşıtı vardır. Ehl-i keyf olanlar, ehl-i dünya olanlar, güya kendini Müslüman gibi tanıtıp, bütün hayatını ticarete, keyfine, oğluna, çoluğuna çocuğuna adayanlar pek hazzetmezler Mehmet Şevket Eygi Hocamız’dan. Ama dava adamları severler Hocamız’ı. Evet Şeyhim, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Süryani bir vatandaşımız AK Parti’den aday olmuş, Markus Ürek isimli. Eğer milletvekili olabilirse, sadece Türkiye tarihinde değil, Osmanlı tarihinde de Meclis’e seçilen ilk Süryani olacağını belirtmiş. Yaptığı açıklamalarda; Türk demokrasisinin geliştiğini, kendisinin bundan cesaret alarak adaylığını koyduğunu söylemiş. 8 yıl önce böyle bir görev için aday olmanın düşünülemez olduğunu, şimdi ise seçilebilme ihtimalinin olduğunu ve tüm bu değişikliklerin, AK Parti’nin çalışmaları sonucunda gerçekleştiğini belirtmiş. Aynı zamanda birçok Ermeni ve Rus asıllı vatandaşımız da AK Parti’den aday olacaklarını açıklamışlar. New York Times Gazetesi de, Türkiye’de yaşanan bu olumlu değişikliği, “Türkiye’de siyaset azınlıklara açıldı” başlığı ile haber yapmış.
ADNAN OKTAR: Süper, çok şahane olur. Mesela bir Rus milletvekili seçilse; Rus asıllı bir Türk kardeşimiz, iftihar ederiz. Bir Ermeni asıllı olan Türk kardeşimiz yine Meclis’e seçilse iftihar ederiz. Milletvekili olurlarsa, inşaAllah olurlar, çok şahane olur, bayağı güzel olur. Evet, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu, Bahreyn’e gitmiş Hocam. Başbakan Prens Halife Bin Salman ile bir araya gelerek, dinimizin insanları birleştirici olması özelliği üzerinde konuşmuş. Bahreyn’de her türlü mezhepsel ayrılığa karşı olduklarını, mezhep farklılıklarının siyasette de sorunlar oluşturduğunu ve dinin insanları ayırmak için değil, birleştirmek için var olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Tam Hz. Mehdi (a.s.)’ın üslubu. Tam Mehdiyet’in gölgesi, tam Mehdiyet’in güler ve güzel yüzü, sevgi dolu, barış dolu, kardeşlik dolu yüzü. Bakın Mehdiyet her yere kendisini ram etmiş, her yerde kendisini gösteriyor, her yerde kendisini tecelli ettiriyor. Nereye baksak Mehdiyet’in gölgesini, kokusunu görüyoruz, maşaAllah. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Sayın Davutoğlu için, “herkesle görüşen adam” ismini takmışlar yurt dışında Hocam. Cengiz Çandar da bugünkü yazısında; hiperaktif bir Dışişleri Bakanımız’ın olduğunu söylemiş. Önceki gece, yani 48 saat önce Bahreyn ziyareti tasarlanırken, Şam’dan Ankara’ya döndüğünü, ancak o sırada da akılının Mısır’a gitmeye takıldığını ve Şam’dan neden Kahire’ye uçmadığına hayıflandığını yazmış. Programında yer olmasa bile, uçağın rotasını havada değiştirecek kadar hareketli ve şevkli olduğunu yazmış Hocam. Bir gece vakti Şam’a uçacakken, aniden kendilerini Katar’ın başkenti Doha’ya giderken bulduklarını anlatmış.
ADNAN OKTAR: Kaderde Allah onu, Sayın Ahmet Davutoğlu’nu Mehdiyet’e hizmet edecek şekilde yaratmış. Kaderde Allah onu, oradan oraya götürüyor, oradan oraya götürüyor. Havada onu bir yere götürme kararını Allah verir, o da kaderde ona uyar. Çünkü Mehdiyet asrında yaratılmış, Mehdiyet’in gölgesi içerisinde yaratılmış bir insan. Farkında olmadan Allah ona Mehdiyet’e hizmet ettiriyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İhsan Atasoy Ağabeyimiz, siyaset Mehdisi diye farklı açıklamalar yapmış.
ADNAN OKTAR: Tabii ki siyaset Mehdisi. Dışişleri Bakanlığı da siyaset Mehdisi’dir. Başbakan da siyaset Mehdisi’dir. Hükümet de siyaset Mehdisi’dir. Yani manevi anlamda, tecelli anlamında doğru, ama Hz. Mehdi (a.s.) anlamında; bir tane Hz. Mehdi (a.s.) vardır, siyaset de, Diyanet de, saltanat da onun bedeninde ve ruhunda toplanmıştır, Allah onda tecelli ettirir. Siyasete etkisi de şöyledir; sevgiyi, barışı, kardeşliği, insancıllığı, affetmeyi, savaş karşıtı olmayı insanlara yaşatır. Siyasete etkisi budur, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER: Fatih Altaylı’nın yazısında bugün, önce Cemil Çiçek’in adını zikrederek, AK Parti’de ağabeylerin feda edilmeyeceği ve mutlaka seçileceği garanti olan bir yerden adaylık konulacağı ve mutlaka seçilecekleri konusunu yazısında ele almış Hocam.
ADNAN OKTAR: Cemil Çiçek’in seçilmesini ben hiç istemem işin doğrusu. Hiç, hiç mi hiç, yani istemeyen o kadar çok insan var ki. Hiç de sevmem, herkes de bilir. Tabii ama kaderde olursa, Allah takdir ederse o zaman da hayır vardır, ama yani durum böyle. Normalde benim bildiğim, AK Parti’nin tüzüğünde; üç dönem seçilenler bir daha seçilmesin gibi bir madde vardı, eğer yanlış hatırlamıyorsam. O maddeye göre zaten seçilmemesi gerekiyor. Mehdi Eker, Cemil Çiçek defalarca milletvekili seçilmiş kişiler. O madde eğer yürürlükte ise bir daha seçilmemeleri gerekiyor. Ama tabii Allah ne takdir ederse o olur. Evet, Şeyhim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Yeni Asya Gazetesi’nde Ali Ferşadoğlu; dine hizmet etmek için deccalizmin sonuçları olan ifsat, dinsizlik ve ahlaksızlık ile mücadele etmenin şuurunda olmak gerektiğini ve bu mücadeleyi yaparken birçok kayıp verilebileceğini, pek çok sıkıntı ve problemlerle karşılaşabileceğini, insanın karşına bazı engeller çıkabileceğini, ancak bunlara hazırlıklı olmak gerektiğini yazmış. Ayrıca böyle bir mücadele verilirken özellikle Müslümanlar’ın birbirlerine yardımcı olmaları ve birbirlerini yıpratmaktan kaçınmaları gerektiğini hatırlatarak, gerçek hizmetin tüm engellere ve zorluklara rağmen ihlasla, sadakatle ve sebatla bu hedefe yönelerek mücadeleyi yapmak gerektiğini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Hayret ediyorum ben bu kadar halis, samimi insanların dünyada olmasına, maşaAllah, helal olsun, çok güzel. Tam bir Mehdiyet üslubu, tam bir Mehdiyet kokusu, çok candan, Kurani bir üslup, maşaAllah, çok güzel. Evet, Şeyhim dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Libyalı isyancıların namazda olduğunu gösteren bir fotoğraf var.
ADNAN OKTAR: Libya’da herkes namaz kılıyor da, fakat havadan bombardıman da devam ediyor. Uçsuz, bucaksız bir coğrafya. Laf, söz dinlemiş olsaydı o deli, şu an son derece rahat edecekti, halk da rahat edecekti, ekonomik yönden de çok güzel neticeler verecekti. Boş yere trilyonlarca lira heba oldu, Müslümanlar perişan oldu, çok fazla sayıda insan şehit oldu, sakat kaldılar, yerlerinden yurtlarından oldular. Adam daha hala çok ferah, hiçbir şey olmamış gibi hali.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Ali Birand, Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerinin tehlikesine dikkat çeken kişilere cevaben, Müslümanlar’ın da misyonerleri olduğunu, bu Müslüman misyonerlerin İslam dininin tüm dinlerden üstün ve ileri olduğunu herkese anlattığını, dünyanın dört bir yanına dağılmış olan okulların, din adamlarının ve imamların da İslam dinini anlattığını, dolayısıyla Hıristiyanlığı anlatan misyonerlere karşıda daha duyarlı olmamız gerektiğini ve ortada korkulacak bir durum olmadığını yazmış.
ADNAN OKTAR: Adam anlatabilir Hıristiyanlığı, Hıristiyanlığı anlatıyor diye gidip üstlerine çökmeye, onları yaralamaya, olay çıkarmaya kalkmak haram olur. Hıristiyan ibadetini yapabilir, dinini anlatabilir, İncil dağıtıyorsa dağıtır, adama karışamazsın, öyle şey olmaz. Olur mu? O zaman sen de Kuran dağıtamazsın, sen de camii açamazsın, sen de namaz kılamazsın, sen de İslam ahlakını anlatamazsın, olur mu? Anlatsın, anlatmasından bir şey çıkmaz. İlla ki zaten insanlar Hıristiyanlığı öğrenmek durumundadır, Museviliği de öğrenmek durumundadır, İslamiyet’i de öğrenecektir. Aradaki tercihi onlar yapacaklar, insanlar yapacaklar. Hakkı, hakikati eğer insanlar samimiyse Allah zaten gösterir onlara. Şuraya bir vakit koyun, saat koyun da insanlar oradan da takip edebilirler, ara ara gösterilir. En azından yayının kenarına küçük bir saat göstergesi iliştirin, saatin ne kadar ilerlediği orada görülsün, vaktin ilerlediği. Namaza gidecek olan insanlar olabilir, başka türlü bir ihtiyacı olan olabilir, vakti sürekli saatine bakarak değil de, oradan tespit etmesi daha iyi olur. Program şu kadar dakika sonra bitiyor, sürekli geriye doğru giden bir şey, mesela 10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3 tarzı. Şeyhim dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Amerikan Savunma Bakanlığı bir açıklama yapmış. Buna göre 2011 yılı sonu itibariyle Amerika’nın 2001 yılından bu yana Irak ve Afganistan’daki toplam savaş masrafı 1,3 trilyon doları aşacakmış. Obama 2012 yılı bütçe hazırlıkları sırasında sadece askeri operasyonlar için 127 milyar dolar talep etmiş. İngiltere ise sadece bu sene Afganistan ve Irak’ta 4,5 milyar pound harcamış.
ADNAN OKTAR: İşte, adam onun on mislini onlardan çıkartır. Benim harcamalarım bu, benim masraflarımı ödeyin diyecektir. Cübbeli’de şehir şehir geziyor ayağında tokyolarla, elinde asasıyla. Ha bire Müslümanlar’ın İttihad-ı İslam’a karşı olmaları için gayret ediyor, Türk-İslam Birliği’ni durdurmak için gayret ediyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını durdurmak için gayret ediyor. Onu da kutsal bir şey gibi gösteriyor, çok hikmetli, isabetli, faydalı bir şeymiş gibi iftiharla anlatıyor. Halbuki şu ana kadar Hz. Mehdi (a.s.) çıkmayacak için uğraştığını, Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak diyerek geçirmiş olsaydı, diğer Müslümanlar da, şu şahs-ı maneviciler de şu üslubu bırakıp, Mehdiyet’e dikkat çekmiş olsalardı, İttihad-ı İslam çoktan olurdu, Türk-İslam Birliği çoktan olacaktı. Ama kaderde belli bir vakit olduğu için, Allah o vakti tamamlatıyor, bunları vesile ediyor Allah. O hızı Allah bunlarla durdurmuş oluyor, çünkü Allah’ın kastetmiş olduğu vakte doğru gidiyoruz. O vaktin dışında mümkün değil, o vakit geldiğinde zaten onlar şahs-ı manevici de olsa, bilmem ne de olsa hiç kimse durdurmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde, ahir zamanın ilk döneminde büyük savaşların, iç çatışmaların, kargaşaların olacağı, masum insanların öldürüleceklerini bildiriliyor, malumunuz. 1980’lerden bu yana, son 30-40 yıl içinde yaşanan savaş ve iç çatışmalardaki ölümlerle ilgili bazı bilgiler vermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: 1960’tan 1995’e kadar süren Ruanda ve Burundi savaşında 1 milyon 350 bin kişi ölmüş. Etiyopya’daki sivil savaşta 2 milyon kişi, Angola’da 500 bin kişi, Mozambik’te 800 bin kişi, Uganda’da 300 bin kişi, Afganistan’da 1979’dan 2001’e kadar 1 milyon 800 bin kişi, İran-Irak savaşında 700 bin kişi. Böyle uzun bir liste var Hocam, milyonlarca insanın ölümüne dair.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu iman hakikatleri ile ilgili videolarımız vardı, bir de ahir zamanla ilgili, ahir zamanı anlatan bir videomuz vardı. Önce ahir zamanı anlatan videomuzu bir dinleyelim, ondan sonra yine yorum yaparız. Hazırlanıyormuş video, tamam biz de bekliyoruz hazırlanıncaya kadar. Ama benim gördüğüm ekip hep akşamcılar, akşam da akşam tutturdu herkes, kardeşlerimizin büyük bir bölümü. Hazırmış, seyredelim.
VTR: Ahir zamanda gerçekleşen Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleri
ADNAN OKTAR: Mesela bu A9 Televizyonu, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmesi, İttihad-ı İslam için bir duadır. Bizim gece gündüz Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetmemiz, İttihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmemiz Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru için duadır, Hz. İsa (a.s.)’ın zuhuru için fiili bir duadır, sebebe sarılmış oluyoruz. Sürekli Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleriyle insanları müjdelememiz bir duadır, Kuran ayetleriyle İslam’ın hakimiyetini anlatmamız bir duadır. İnsanları duaya davet etmemiz yine bir duadır. Çünkü aksi, negatif dua, şeytani duayı biz ancak böyle dağıtabiliyoruz, inşaAllah. Bu yöntemle dağılır. Bizim duamız daha güçlü olacaktır, şeytani dua dağılacaktır, inşaAllah. Şeytani dua yapan çok fazla insan var, haberleri yok, farkında bile değiller. Onun için geniş çaplı dua; mesela şu an İslam ahlakı hakim olamayacak, İttihad-ı İslam olmaz, Amerika bize müsaade etmez, Fransa, İngiltere bize müsaade etmez, biz zaten bitmişiz, zaten ehl-i dünyayız, hayatımız kaymış, ticarete atılmışız, dünyayı unutmuşuz, bilmem ne falan; var ya Cübbeli sürekli telkin yapıyor. Bu telkinler dursa, aksi telkin, hak olan telkin devam etse inanın birkaç aya bile İslam ahlakı hakim olabilir dünyaya, çok kısa sürede hakim olur. Negatif dua çok şiddetli bir şeydir. Biz ona karşı var gücümüzle mücadele ediyoruz şu an. Negatif duanın durdurulması gerekiyor. Mesela Şeyh Nazım Hocamız sürekli pozitif, olumlu yönde dua ediyor, o çok güzel. Kıbrıs tarafından bir nur, bir ışık geliyor, ferahlık geliyor. Diğer yerlerden yine bir pozitif elektrik geliyor. Ama deccaliyetin duası da çok fazla, deccalin ordusunun duası da çok fazla. Ona farkında olmadan hizmet edenlerin duası da çok fazla. Hatta Bediüzzaman da “Medine’de ben dua ediyordum, Harem-i Şerif’teki Kutb-ul Aktab da dua ediyordu, ama aksi yönde dua ediyordu benim duamın yanında, benim duamı etkisiz hale getiriyordu, nötr hale getiriyordu” diyor. Onu ben bulayım da Risale-i Nur’dan anlatayım, inşaAllah. Duanın üstün gelmesi çok önemlidir, Müslümanlar’ın daha çok dua eden olması çok önemli, inşaAllah. Kuran’dan herhangi bir sayfa açalım, Öykü açsın. Ya Allah, bismillah.
SUNUCU1: Ankebut Suresi.
ADNAN OKTAR: Ankebut Suresi, tamam. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bizim elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: ‘Gerçek şu ki, biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular.’” Hz. İbrahim (a.s.) diyor ki: “Dedi ki: ‘Onun içinde Lut da vardır.’" Lut Peygamber de var. “Dediler ki: ‘Onun içinde kimin olduğunu Biz daha iyi biliriz.’” diyorlar melekeler. Çünkü Allah’ın emriyle gelmişler melekler, tabii ki çok iyi bilirler. Bir yeri helak edecekleri vakit kimin olup, kimin olmadığını meleklerin bileceği aşikar, değil mi? Ona göre gidiyorlar. “Kendi karısı dışında onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız.” Bakın, “Kendi karısı dışında onu” yani Hz. İbrahim (a.s.)’i. “Ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır.” Bakın, Peygamber karısı olduğu halde kadın sapık, hasta, anormal, manyak kadın, normal değil. Ama bir şehirde demek ki hak olan biri varsa, büyük bir veli varsa, Hz. Mehdi (a.s.) varsa oraya helak inmiyor, Kuran’ın bir başka ayeti de budur. Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e: “Sen içlerinde olduğun müddetçe oraya bir helak getirecek değildi” diyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu ayet de ayrı bir ayettir, bu da yine aynı konuya işaret ediyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bulunduğu yerde helak olmaz, toplu helak olmaz, yani deprem gibi büyük felaketler olmuyor, yıkıcı felaket olmuyor. Peygamber de olsa bazen karıları, hanımları, eşleri anormal olabiliyor. Hz. Nuh (a.s.)’da da öyledir, hasta kadın, normal değil. “Elçilerimiz Lut’a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı.” Muhtemelen taşikardi oluşmuş, Allahualem tansiyonu çıkmış olabilir, bunalmış sıkıntıdan mübarek Peygamber, içi daraldı, diyor. İçi daraldı, yani kalbinde sıkıntı, kalpte basınç yükseldiği için, kan basıncı yükseldiği için, bir daralma, sıkıntı meydana geliyor. Kötüleşti dediği de o, tansiyon yükselmesine bağlı bunalma meydana geliyor Allahualem. “Dediler ki korkma ve üzülme.” Farzdır bakın, Müslüman korkmayacak bir, üzülmeyecek iki. Neden olmuş oluyor tansiyon? Korkma ve üzülmeden kaynaklanıyor, oradan anlıyoruz. Bir insan aşırı korktuğunda, birden bakın tansiyonuna acayip yükselir, üzüldüğünde tansiyon yükselir ve kolesterol de çok çıkar. Birçok vefat olayı öyle oluşur, ani korkma, ani üzüntülerde enfarktüs oluşur, bilinir. Hatta söylemezler, mesela birinin vefatını söylemezler, birinin bir şeyini söylemezle, çünkü söylendiği an o da ölür adam, hemen fenalaşır ölür. Çünkü üzüntüde, şiddetli üzüntüde kolesterol normalin çok çok üzerine çıkıyor, bir anda yükseliyor kan kolesterolü. Kan basıncı da inanılmaz artıyor, çok tehlikeli bir durum. Allah onun için bu ayette “Korkma ve üzülme” diyor, bu haramdır, Müslüman ne korkacak, ne üzülecek. “Karın dışında, seni ve aileni muhakkak kurtaracağız.” Hiçbir şey olmaz. Bakın ahir zamanda da Hz. Mehdi (a.s.)’a olmadık suikast, oyun yapacaklardır, hiçbir şey olmaz. “Seni ve aileni muhakkak kurtaracağız.” Hz. Mehdi (a.s.)’ı ve talebelerine, has talebelerine hiçbir şey olmaz, ona işaret ediyor. Ailesinden kasıt budur; işari manası, Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri. “O ise, arkada kalacaktır.” Sizden ayrı kalacak diyor Allah, tabii Allah belasını veriyor sonra. “Şüphesiz bir fasıklık yapmalarından dolayı...” günaha girmelerinden dolayı, harama girmelerinden dolayı. “... bu ülke halkı üzerine gökten iğrenç bir azap indireceğiz.” Sonuçta iğrenç ve korkunç bir görünüm olacak, kan revan içinde kalacak, tiksinti verici bir ortam meydana gelecek, Allah o şekilde mahvedeceğim bütün kitleyi, diyor. “Andolsun, Biz akledebilecek...” düşünebilecek, akledebilecek “... bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır.” Bu nedir? Arkeoloji, arkeoloji ilmi. Çünkü Allah delil kaldı, diyor. Kime hitap ediyor? Bizlere de hitap ediyor. Ne yapıyoruz? Sodom ve Gomore’yi incelediğimizde; arkeoloji bilimiyle, orada kalan bütün delilleri görüyoruz. İnsanlar yanmış, perişan olmuşlar, taşlaşmışlar, binalar yanmış. Binalardaki resimlere bakıyoruz, olayın şekli anlaşılıyor. Bütün yapılan haramların resimlerini evlerinin duvarlına işlemişler, olduğu gibi kalmış resimler, altta da insanlar yanmış ve taşlaşmışlar. O resimle yanmış adamları bir araya getirdiğimizde olay çözülüyor, anlaşılıyor. Ayet ne diyor, “Andolsun, Biz akledebilecek bir kavim için orada...” olay yerinde “apaçık” apaçık ne demek? Net anlayacağınız gibi “bir ayet” delil “bırakmışızdır” diyor Allah. Gidin-bakın, bakarsanız-anlarsınız, diyor. Baktığımızda görüyoruz, resimler son derece net, evin duvarlarını doldurmuşlar, her türlü ahlaksızlık. Adamlara bakıyoruz, yerde, yanmış ve taşlaşmışlar. İkisi birleşince ne anlama geliyor? Ayetin anlamı çıkıyor işte. “Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı...” Şuayb; şubecik demektir, küçük bir topluluk. Hz. Mehdi (a.s.) için de denir Şuayb, küçük topluluğu olan, 313 kişi, ufak topluluk, şubecik, küçük şube. “Şuayb’ı (gönderdik) Böylece dedi ki: ‘Ey kavmim Allah’a kulluk edin...’” Hz. Mehdi (a.s.)’ın lakaplarından birisidir Şuayb, şubecik, o da aklınızda olsun, daha önce de söylemiştim. “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin ve ahiret gününü umut edin.” Bakın, bir; Allah’a kulluk edin, Allah’a bağlanın, birliğini kabul edin, Allah’ı sevin, Allah’a şükredin, ahiret gününü umut edin. Dirileceğinizi, cennete gideceğinizi ümit edin. ”... ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” Fitne çıkarmayın, Darwinist, materyalist, ateist, böyle sapkın düşüncelere kapılmayın, hakkı savunun, dürüst olun, iyi olun, güzel olun. “Ancak onu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakaladı...” Muazzam bir deprem. “... böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.” Dizüstü çökmek, yani ayaktayken yere düştüler, öldürdüm diyor Allah. “Ad'ı ve Semud'u da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır.” Bakın, “Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır.” Gidin bakın, anlarsınız, diyor Allah. Orada da baktığımızda; kazılarda, arkeoloji kazılarda, adamları bulduk. Ayetin hükmü çıktı mı? Çıktı. Gidin-bakın, duruyorlar, diyor Allah. “Kendi yaptıklarını şeytan süsleyip-çekici kıldı...” Anormallik yapıyor ama şeytan süslediği için güzel görünüyor gözüne. Mesela Cübbeli de bir şey yapıyor, şeytan süslediği için fark edemiyor. “... böylece onları yoldan alıkoydu.” Mesela birçok Müslüman’ı İttihad-ı İslam’dan alıkoyuyor Cübbeli şu an. Türk-İslam Birliği’nden alıkoyuyor, Hz. Mehdi (a.s.) sevgisinden alıkoyuyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ı beklemekten alıkoyuyor. 570 sene sonra dersen, adam İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği için gayret eder mi? Etmiyor, sen de istemiyorsun, değil mi? Çünkü İttihad-ı İslam deyince zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul etmiş oluyorsun. “Oysa onlar görebilen kimselerdi.” Gayet güzel biliyorlardı, diyor Allah. Hani derler ya, eşek gibi biliyorsun ama anlamazdan geliyorsun derler ya, onlar da demek ki çok iyi biliyorlarmış hakkı, hakikati, güzelliği, ama anlamazdan geliyorlardı. Tabii dini konuları tenzih ederim, mesela bazı insanlara dersin, şu karşıdaki evde yanlış insanlar var orada, kötü insanlar var diyorsun, eşek gibi anlamazlıktan geliyor. Halbuki biliyor ne anlama geldiğini, iki saat sorguluyor falan, onu kastediyorum, tabii dini konular için bu ifadeyi kullanmam, Allah affetsin.
“Aydın Yıldız. Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun, cümleten cumanız mübarek olsun.” Allah, bu haftalık bayramımızı herkese mübarek etsin, bütün kardeşlerimize. “Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Sultanahmet Meydanı’nda inşaAllah görüşürler Hocam.” diyor. Allah o meydanı zaten önceden, yüzyıllar öncesinden ona göre hazırlıyor, o camiyi de ona göre hazırlamış. Ayasofya da ona göre hazırlanmıştır, Sultanahmet de ona göre hazırlanmıştır, o alan da ona göre hazırlanmıştır, alt yapısı ona göre hazırlanmıştır, altındaki hazineler de ona göre hazırlanmıştır, altındaki emanetler de ona göre hazırlanmıştır, Topkapı da ona göre hazırlanmıştır, Topkapı’daki kutsal emanetler de ona göre hazırlanmıştır. Neye göre? Mehdiyet’e göre, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişine göre hazırlanmıştır. Koca koca selvi ağaçları da onları bekliyor. Koca koca Selahaddin Camiiler de onları bekliyor, bu güzelim şehir de onları bekliyor, inşaAllah. Allah’ın İstanbul’u bu kadar güzel hazırlaması ve Türkler’e vermesindeki hikmeti yine Mehdiyet’e hazırlıktır, inşaAllah. “Bir de istirhamımız var. Çok sevdiğimiz bir kızımız; kendisi baldızım olur, akciğerinde kötü bir hastalık olduğu tespit edildi, tırnak büyüklüğünde. Sizden ona dua etmenizi istirham edeceğim. Sizleri seviyoruz, bizlere dua edin inşaAllah. Aylin Yıldız.”
ADNAN OKTAR: Nerede Oktar? Oktar’ı çağırın bakalım. Allah sağlık, sıhhat, afiyet, güç, kuvvet versin. Oktar, akciğerlerdeki habis tümörlerde ne yapıyorlar tedavi olarak?
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Tedavi olarak ya ameliyat veya ışın tedavisi veya kemoterapi de olabilir tümörün büyüklüğüne göre, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Daha küçükmüş, tamam. Bir yere de sıçramadığına göre mesele yok. Tırnak büyüklüğünde, diyor. Zaten modern bilimin imkanları iyi şu an. İnşaAllah Allah daha da geliştirecek Hz. Mehdi (a.s) devrinde, çok mükemmel hale gelecek. Allah şifa versin o güzel kardeşimize, o güzel hanıma. Ona şefkat, sevgi göstersinler. Neşesini açsınlar, ruhunu ferahlatsınlar, iman hakikatleriyle ve Kuran hakikatleriyle ona manevi bir destek sağlasınlar, şevklensin. Bedeninin güçlü olması çok önemli. Bakın bizim Oktar’ın hastalığında yüzde yüz ölüm vardı, normalde dünyada hiç kurtulan olmamış Oktar’ın hastalığından. Ama çok imanlıydı, acayip şekilde, ne tevekkülsüzlük yaptı, ne korktu, ne tedirgin oldu. Yüzü davul gibi şişti böyle burada hastalandığında. Burada doktorlara gönderdik, “bir şeyi yok, virüsal bir hastalıktır, bir şey olmaz’’ dediler. Olmaz olur mu? Adamın yüzü şişmiş, koskoca. Bunda bir acayiplik var dedim, alıp götürün Amerika’ya, dedim. Gitti Amerika’ya, birkaç gün sonra kan kanseri olduğu söylediler, hem de en ileri derecesiymiş. En hızlı gelişen, en azgın türü, dediler. Ama Allah’a çok şükür kurtuldu, ama çok tevekküllüydü, değil mi? Neşesi, şevki falan, çok yerindeydi, maşaAllah. Kanserde neşe çok önemlidir, sevinç çok önemlidir. Onun için kanser hastasından para istemek falan olmaz. Bakın hükümet o sözümü yerine getirdiler, Allah binlerce kere razı olsun. Kanser hastasından para istemek çok ayıptır. Mesela çoluğu çocuğu da bazen korkuyorlar, onların yüzüne karşı hastalıkla ilgili bir şey söylerken, bir tümör var, ama kolay tedavi edilebilir, dersin. Korkutmaya falan gerek yok. Bir de imani yönden; en önemlisi budur, çok şevklendirmek lazımdır. Eğer neşesi, sevinci yerindeyse, bünyesi ona evelAllah Allah’ın da dilemesiyle ve ilaçlarında vesilesiyle yener, dümdüz eder, inşaAllah. Ama korkar, panik olur üzülürse, adamın malını mülkünü elinden alırsan, evini barkını elinden alırsan, çoluğunu çocuğunu perişan edersen, adam onların perişanlığını görünce daha da çöküyor, buyrun, Allah vermesin. Onun için kanser hastalarından beş kuruş para alınmasın dedik, Allah razı olsun benim bildiğim uygulamaya başladılar.
ALTUĞ BERKER: Kısmen uygulanıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kısmen, onu tam yapsınlar, Allah rızası için, tam. Kardeşim bizim evin yolu çamur olsun, çamur, ben istemiyorum. Bize hizmet etmesinler, önce şu kanser hastalarına hizmet edilsin. Adamın mesela işi var, güzel iş yapıyor, ama hastalığından dolayı iş yapamıyor. Aynı parayı devlet ona versin, eski hayatlarını yaşasın adamlar. Bir de böyle güzel, bakımlı, kaliteli hastaneler kursunlar onlar için, tedavi olsunlar. Çok büyük sevap olur, inşaAllah. Allah razı olsun derler o zaman, inşaAllah. “Hocamın sohbetleri akşam olsa daha iyi olur, inşaAllah. Gündüzleri erkeklerin, beylerin evde olup izleyebilme şansları yok ya da işte oluyoruz. Sanırım diğer birçok kardeşimiz de böyle istiyor. Hocamız bu konuyu tekrar gözden geçirebilir mi? Saygıyla Hocamız’ın ellerinden öpüyorum. Doktor Kamil İlyan.” Doğru, artık dış politikamızla iç politikamızda değişiklik yapacağız.
ALTUĞ BERKER: Hocam, tekrarları izleyebilirler, yeni başladı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, belli de olmaz, bakarız, belki akşam da sohbet yapabiliriz, ama bir şeyler yapacağım, inşaAllah. “Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam, hayırlı Cumalar dilerim. Öncelikle programın bu saatte olması çok güzel oldu, inşaAllah. Gece geç saatte bazen programı kaçırma riski olabiliyordu. Hocam bir de şu an mail atma imkanı olmayan bir arkadaşımın sorusunu iletmek istiyorum. Cevabı sizin ağzınızdan duymak istiyorum Hocam. Sayın Ahmet Davutoğlu Hz. İsa (a.s) olabilir mi? Selam ve dualarımız sizlerle olsun. Allah’a emanet olun. Ahmet Tevfik.”
ADNAN OKTAR: Eğer kardeşimiz bunu saflığından söylüyorsa, Allah hidayet versin, ne diyeyim? Çok acayip bir soru. Ne alakası var? Hz. İsa (a.s)’nın ne annesi var, ne babası. Davutoğlu normal Dışişleri Bakanımız. Hükümetin, devletin resmi politikasını uyguluyor, devletin bir memuru. Halk tarafından seçilmiş, herhangi bir bakan da gelse aynı görevi yapmak durumunda. Davutoğlu’nun bir özelliği yok, bir harikuladeliği yok. AK Parti Hükümeti herhangi bir başka bakan getirse, yine aynı görevi yapmakla mükelleftir. Bu hükümet politikası. Hükümetin Dışişleri Bakanlığı’nın personeliyle, MİT’in katılımıyla, ordunun da içinde ilgili birimleriyle, desteğiyle yaptığı bir dış politika uygulaması bu. Bu sırf Ahmet Davutoğlu’nun tek başına yapabileceği bir şey değildir. Bunun Türkiye’de bir zemini hazırlandı bir kere, millet buna hazırlandı. Millet bunu ister hale getirildi. Millet bunu istemeden Ahmet Davutoğlu ortaya çıkamazdı. Mehdiyet bunu istetti, millete istettirdi, hükümet de milletin istediğini yapmak durumunda kaldı şu an, olay bu.
ALTUĞ BERKER: Vizelerin kaldırılması söylediniz dört sene önce, yaptılar.
ADNAN OKTAR: Evet, bunu millet istedi. Türk-İslam Birliği’ni millet istiyor, Türk Milleti istiyor. İttihad-ı İslam’ı Türk Milleti istiyor, Türk Milleti buna ikna edildi, Türk Milleti bunu ister hale getirildi. Hükümet de bunu milletin isteği olarak uygulatıyor. Hükümetin bir bakanı, herhangi bir bakan gelse, başka bir bakan gelse, aynı görevi yapmakla mükellef. Bu Türkiye’nin resmi dış politikasıdır. Devlet politikası uygulanıyor şu an, yani kim gelirse gelsin bunu yapar şu an. “Programdaki kardeşlerimize İngilizce Risale-i Nur seti hediye etmek istiyoruz, kabul ederseniz onur duyarız. Saygılarımla, Ertuğrul Sait Coşkun.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bal, baklava, börek getirebilir miyiz Hocam dersen, onu da belki düşünürüz de, Risale-i Nur’da insan düşünülür mü? Getirin tabii, dağıtalım. Öyle lafla olmaz. Bir kere hediye teklif edilmez. Sen al getir, bak buraya birçok yabancı kardeşimiz geliyor, değil mi? Ama şunu demek istiyorsan o ayrı mesele. Hocam Risale-i Nur Külliyatı’nın İngilizcesi’ni de hediye etseniz iyi oluru nezaketen böyle söylüyorsan, bu da güzel fikir olarak. Ama benim kitaplarım zaten Risale-i Nur kaynaklı. Bediüzzaman ne diyor: “İman hakikatlerini anlatın ahir zamanda” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) ne yapacaktır, diyor. İman hakikatlerini anlatacaktır, diyor. Biz ne yapıyoruz Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, iman hakikatlerini anlatıyoruz. Dolayısıyla Risale-i Nur’un fotoğraflı belgelisi bizim kitaplarımızda. Risale-i Nur Külliyatı’nın belgelendirilmişi, detaylandırılmışı, ispat edilmişi. Bilimsel delillerle şerh edilmiş Risale-i Nur, aynısı Risale-i Nur’un, ama güzel. Önce Risale-i Nurlar’ı getir, bir göreyim ben, ondan sonra söyleyeceğim. Getir masanın üzerine bir koy. Biz soruyor muyuz? Bak burada duruyor kitaplar, her gelene şakır şakır veriyoruz. Öyle olmaz. Mesela misafir gelmiş, sofrayı kurarsın, buyrun dersin. Sofrayı kurmadan yemek yer misin? Yarım ağızlı. Ne diyecek adam? Tabii ki yemem diyecek. Öyle denir mi? Kitabı da öyle, İngilizce kitap getireyim mi, ister misin olmaz. Getirirsin kitabı koyarsın, hazır veriyorum, dersin, olmaz. Tabii yemek gibi değil Risale-i Nur, tenzih ederim, Allah affetsin. Yalnız benim bazen üslubum sert olur, onu oturup kale almasınlar kardeşlerimiz, çok önemli değil o. Yani kızdığımı falan düşünüyorlar, Hocam yine kızdı diyebilirler. Ne kızacağım, öyle bir şey yok, üslubum böyle, yani onun özel bir anlamı yok. Ahmet Davutoğlu, Mehdiyet’in gölgesi altına girmiş bir insandır. Hükümet de Mehdiyet’in gölgesi altındadır, Amerika da Mehdiyet’in gölgesi altına girmiştir, Obama da Mehdiyet’in gölgesi altına girmiştir, bütün İslam alemi Mehdiyet’in gölgesi altına girmiştir, İslam aleminin hepsi birden hurûc etti. Düğmeye mi basıldı? Değil, Hz. Hızır (a.s.) şöyle bir gezindi o kadar, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yardımcısı olan Hz. Hızır (a.s.), konu bu, inşaAllah. Olaylar tamamen Mehdiyet ile bağlantılıdır. Yoksa rahmetli Turgut Özal da Türk-İslam Birliği’ni oluşturmak için çok emek vermişti. Vefatından önce zaten Türki devletleri gezip-gelmişti. Tam o yönde bir çalışma yapacaktı, ömrü vefa etmedi. Türk Ordusu’nun da, Türk Dışişleri’nin de yüz yıllık ülküsüdür Türk-İslam Birliği. Herkes bilir, yazılmış bir maddesi yoktur. Yazılmış değildir ama kalpten herkes bilir. Her devletin bir yazılmamış politikası vardır, yazılmamış; dilden dile, kalpten kalbe aktarılan. Türk Milleti’nin de bir Turan aşkı vardır; bütün Türk devletlerinin birleştirilmesi. Her kim gelirse gelsin, bundan vaz geçmez. İster sağcı olsun, ister solcu olsun, hemen hemen birçoğunda vardır bu, Türki devletlerinin tamamının birleştirilmesi ve Türk-İslam Birliği’nin oluşması, bütün İslam aleminin birleşmesi. Bu aynı zamanda milli bir ruhtur. İbadettir, Allah rızası için yapılır, ama birçok insan için de milli bir hedeftir bu, inşaAllah.
SUNUCU: Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, ayet okuyalım. Bismillah. Bu güzel kızımız Alman asıllı, Hıristiyan iken, Müslüman oldu, maşaAllah. Beş yabancı dil biliyor, çok çok efendi, acayip nurlu ve bayağı akıllı bir insan. Evet, Meryem Suresi. MaşaAllah sen de Hz. Meryem (a.s.) gibisin, tertemizsin, bak Meryem Suresi’ni açmışsın. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Cenab-ı Allah: “Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol.” “O’na ibadette kararlı ol” mesela ibadet ediyor ama ibadette kararlı olmuyor, bir süreye kadar, bir yere kadar; çok insan vardır, bilirsin. Namaz kılar kılar, birden vazgeçer. İbadet eder, birden vazgeçer. Mesela 40 yaşına gelir, sapıtır. 45 yaşına gelir, sapıtır. Bakın Allah diyor ki: “O'na ibadette kararlı ol.” Son nefesine kadar kararlı olacak. “Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?” diyor Allah. Başka hiçbir ilah yok anlamına geliyor, inşaAllah. “İnsan demektedir ki: ‘Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?’" Dünya tarihi boyunca insanlarda hep ana şüphe budur; acaba hakikaten dirilecek miyim? Zaten bunu demezse, imtihan olamaz. İmtihanın nirengi noktasıdır, en ince noktası budur. Dirilmeyeceklerini zannettikleri için, her türlü kepazeliği birçok insan yapıyor. Bir de bakıyor, “eyvah, vaad edilen doğruymuş, hakikaten dirilme varmış” diyor. Ne zannettin? Daha önce var mıydın sen? Daha önce yoktun, oldun. Buna şaşırmıyorsun da, yeniden dirilmeye niye şaşırıyorsun? Bir kere yapan, bir daha yapar, bir daha yapar, niye yapmasın, değil mi? Bütün mesele bir kere yapmakta. Bir kalemi bir fabrika imal ediyorsa, yüz kere de imal eder, değil mi? Dünyayı da bir kere yaratan, bir daha yaratamaz, diyor. Bir kere yarattığını görmedin mi? Gördün. Bir daha niye yaratamasın? İnşaAllah. “Selamun Aleyküm Hocam. MaşaAllah, yine nur gibisiniz. Ne güzel giyiniyorsunuz, ne kadar güzel konuşuyorsunuz, gerçek bir Müslüman böyle olmalı.” diyor Deniz Şahinoğlu. Allah Allah, doğru, maşaAllah. Rasim Doğan: “Selamun Aleyküm Hocam. Yakın zamanda Ankara’ya gelmeyi düşünüyor musunuz? Geçenlerde Hacı Bayram Veli’den bahsetmiştiniz, maşaAllah. Hacı Bayram Veli Camii restorasyonu ve çevre düzenlemesi yapıldı, çok da güzel oldu, inşaAllah. Gelirseniz gezersiniz, biz de sizleri görmüş oluruz.” Rasim Doğan. Belediye Başkanı’ndan Allah razı olsun, çok güzel bir şey yapmış, çok isabetli hareket etmiş. Cami güzel de, cemaatinin de çok olması önemli. Caminin içerisinde rüzgarlar esiyorsa, bomboş ise bina yeterli değil. Mesela bir yerde; isim vermeyeyim, yol üzerinde büyük bir camiye uğradık. Müezzin efendi geldi; genç bir delikanlı, hürmet etti, selam verdi. Caminin cemaati nasıl, dedim. “Hocam bazı günler hiç cemaat olmuyor, tek kalıyorum. Bazen çok nadir, tek tük insan geliyor” dedi. Uçsuz bucaksız bir cami, acayip büyük. Bu nasıl oluyor böyle? Çok vahimdir. Onun için Hacı Bayram Veli Camii’nin içini de maneviyatla, ilimle, bilgi ile süslemek ve güzel, zengin bir cemaat meydana getirmek çok önemli, inşaAllah. “Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sevgili Muhammed Adnan Hocam, ne zamandır sizi izleyemiyordum. Allah’a hamdolsun yeniden siz izleyebilmek lütfunu Cenab-ı Allah nasip etti.” diyor, iltifatlar etmiş kardeşimiz, maşaAllah. “Selamun Aleyküm kardeşlerim.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Selam vermediğim herkese, Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu diyorum. “Size en kalbi duygularımı arz ediyorum. Televizyon programı yapmak için iki sefer mail attım, ama maalesef dönen olmadı. Bir kardeşiniz olarak sizin en engin İslam ahlakınızı sığınarak ilgilenmenizi rica ediyorum. Allah’a emanet olunuz. Surur Çelebi.” Bu delikanlı ile, kardeşimiz ile ilgilenin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Olur Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Üstadım, Cuma vakti hangi camidesiniz? Biz de sizinle aynı camide Cuma kılmak isteriz, inşaAllah” diyor Serhat Karaçam. Serhat şimdi söylersek, tabii birçok kardeşimiz gelir, sohbet ederiz, ama benim hangi camiye gideceğim sürprizdir, inşaAllah. Bazen de kendi aramızda, kardeşlerimizle kılıyoruz, inşaAllah. Mail atılmış, tamam. O zaman mesela yok, kardeşimiz ile bağlantıyı kurmuşlar. Şeyhim, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Yunanistan ve İrlanda‘dan sonra Avrupa’daki üçüncü kale olan Portekiz de ekonomik krize yenik düşerek Avrupa Birliği’nden yardım istemek zorunda kalmış. Başbakan José Sócrates televizyondan halkına yaptığı konuşmada ülkenin finansal durumunun hızla kötüleştiğini ve maddi yardım istemek zorunda kaldığını belirterek görevinden istifa ettiğini açıklamış. Konuşmasında; “Bu ülkemiz için özellikle önemli bir an ve hiçbir şey yapılmazsa her şey kötüye gidecek. Her şeyi denedim, ancak doğrusu bu karar alınmadığı takdirde, ülkenin almaması gereken risklerin ortaya çıkacağı bir ana geldik. Kurtarma son çareydi.” demiş.
ADNAN OKTAR: İşte ahir zamanın bu harika durumu şu an devam ediyor. Böyle bir ekonomik kriz hiç görülmedi. Bu kadar uzun süren görülmemiştir, ilk defa oluyor ve gittikçe katlanarak gelişiyor ve gittikçe dünyayı sarıyor. Bir kanser gibi gittikçe sarıyor. Hz. Mehdi (a.s.) döneminin mühim bir olayıdır. Hadislerde çok açık, sarahaten belirtilmiştir. Bir Mehdi alameti olarak görülmeyecek gibi değildir, herkes görüyor ve devam edecek. Daha önümüzdeki yıllarda da katlanarak devam edecek, 2014’e kadar. 2014’te Mehdiyet güçleneceği için, Mehdiyet’in bereketi ile açılma başlayacak, ferahlama başlayacak. Dünyada bir imana dönüş hareketi başlayacağı için, farklılık meydana gelecek, inşaAllah. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, Cin Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “De ki: ‘Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik’" Şu anda da dinliyorlar cinler. Ne zaman bir yerde Kuran okunsa, cinler dinlerler, inşaAllah. "O (Kur'an), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik.” Bakın bu cinler samimi yaklaşmışlar. “O (Kur'an), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip-iletiyor.” Bakın hem gerçeğe, hem de doğruya yöneltip-iletiyor. “Bu yüzden ona iman ettik.” Kuran’a iman ettik. Allah’a iman ediyorlar, Kuran’a iman ediyorlar. “Bundan böyle Rabbimiz'e hiç kimseyi ortak koşmayacağız." Demek ki cinler daha önce şirk koşuyorlarmış, bir kısmı. Şirkten vazgeçmişler, müşriklikten kurtulmuşlar. “Elbette, Rabbimiz'in şanı Yücedir.” Kuran’ın gelişi ile onlarda ferahlık olmuş, demek ki teslis inancındaydılar, sapkın bir inançtaydılar cinlerin bir kısmı. “Elbette, Rabbimiz'in şanı Yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk." Hıristiyan cinler bunlar. Eski Hıristiyan, Müslüman olmuşlar. "Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler." Cinler atıyorlar işte, abuk subuk konuşmalar yapıyorlar, yanlış şeyler konuşuyorlar, onun için diyorlar ki: “Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler. Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.” Cinlerin ve insanların yalan söylemelerine hayret ediyorlar. "Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı. Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı." Bakın dedim ya cinlerden iman etmeyen var diye, dirilmeye inanmıyor. Binanın içerisinden geçiyor, taşın içerisinden, çeliğin içerisinden geçiyor, fakat iman etmiyor. Dirilmeye ve ruhun varlığına iman etmiyor. "Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk." Gökte de rahat hareket edilmediğini gördük, gökte de bir olağanüstülük var, diyor. Cinler, göğün özel olarak korunduğunu gördük, diyorlar. "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur." Orada yakıcı bir cisim ile karşılaşıyoruz, diyor. Ve dinleme, yani şehadet alemine gelmiş bilgileri alma imkanımız olmuyor, diyor. Gaybı zaten öğrenemiyorlar. Ama şehadet alemine girmiş bilgileri önceden öğrenme imkanımız olmuyor, diyor. "Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?" Yerde, yeryüzünde bir fevkaladelik var, diyorlar. Tabii ki hayır, tabii ki İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, şeytanların faaliyetlerine dur deniyor Cenab-ı Allah tarafından. "Gerçek şu ki, bizden salih olanlar vardır” samimi olanlar, samimi, gerçek Müslüman olan cinler. “... ve bunun dışında (ya da aşağısında) olanlar da.” Yanlış yolda olanlar da var, diyor. “Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz." Kimi Ermeni, kimi Yahudi, kimi Hıristiyan, kimi Katolik, kimi mecusi, kimi böyle ateşe tapıyor, çeşit çeşit cin toplulukları var. "Biz şüphesiz, Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de O’nu hiçbir şekilde aciz bırakamayacağımızı anladık." Allah bela vereceği zaman; hani ışık hızı ile kaçabiliyor ya onlar, nereye kaçarsak kaçalım, Allah’ın bizi mutlaka yakalayıp-cezalandıracağını anladık, diyorlar. Hiçbir şekilde ondan bağımsız hareket edemeyeceğimizi de anladık, yani kendimize ait bir gücümüz olmadığını anladık, diyorlar cinler, oradaki cinler. "Elbette biz, o yol gösterici (Kur'an'ı) işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından." Allah’a tam tabi olursa, Kuran’a tam tabi olursa, ne sevabı eksilir, ne ondan korkar, ne de haksızlığa uğrayacağından korkar Müslüman, diyor. Mümin cinler bunlar. Bazen 1000 yaşında, 1300-1400-1500 yaşında cinler oluyor. Bu konuşmayı yapan cinlerin bir kısmı da yaşıyor olabilir şu an. Ömürleri çok acayip uzun oluyor, insan gibi değil ömürleri. "Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var.” İşte Müslümanlar’a faydalı olanlar onlar. Hz. Süleyman (a.s.)’a yardımcı olanlar da onlar ve Hz. Mehdi (a.s.)’a yardımcı olacak olanlar da bunlardır, Müslüman cinler. “... zulmedenler de.” Bir de zalim cinler vardır, şeytan cinler. Onlar da baş belasıdır, insanları sapıttırır. Mesela mason localarındaki adamların bir kısmını manyağa çeviriyorlar, savaş başlattırıyorlar, olay çıkartıyorlar, psikopatlık yaptırıyorlar. Ama çok şükür artık Müslüman masonlar harekete geçtiler, onları da etkisiz hale getiriyorlar, inşaAllah. “İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır." Allah’a teslim olduğu an ne yapıyor? Gerçeği ve doğruyu araştırıp-buluyor. Gerçek ve doğruyu nasıl araştırıyor? Kuran’a bakıyor, düşünüyor, araştırıyor, ilmi kaynaklara bakıyor, iman hakikatlerine bakıyor, doğruyu buluyor ve kafası mutmain oluyor, ruhu mutmain oluyor. Bakın Cenab-ı Allah diyor ki: “İşte (Allah'a) teslim olanlar” Allah’a kendini bırakmış. Ne yapıyor? “... artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır." Gerçek nerede ise, nedir gerçekler? Bilimsel kaynaklar, araştırıyor. Doğrular nedir? Araştırıp-buluyor ve imanı derinleşiyor, derin bir imana sahip oluyor. “Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır.” Cin de olsa, insan da olsa, cehennemde yanıyorlar. “Eğer onlar (insanlar ve cinler), yol üzerinde 'dosdoğru bir istikamet tuttursalardı',” yani “ihdinas-sırat-el mustakim” Allah’ın doğru yolundan ayrılmasalardı, “... mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirir (tükenmez bir rızık ve nimet verir)dik.” Biliyorsunuz cinler susuz duramazlar, onların gıdası sudur. Cin çağıranlar mutlaka bir kap su koyarlar ki içsinler diye. Çok az bir şey içiyorlar, belli belirsiz. Ama onlara yetiyor benzin gibi, ne hikmetse. Yaklaşık 10 tane falan kardeşimiz bu konuda çalışmalar yapıyorlar. Bir kız arkadaşımız çok yetenekli, maşaAllah o ne sorarsa doğru söylüyor. Parmağında o görüntü şeklinde oluşan o sistem, onu iyice öğrendi. Meğerim bu binlerce yıllık bir konuymuş. Ben böyle bir şey olduğunu bilmiyordum; bu tırnak çağırması, tırnak duası ile yapılan cin çağırma, ta Hz. Süleyman (a.s.) devrinden beri bilinen bir gerçekmiş. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da biliniyordu. Duası var, duası yapıldı mı mutlaka oluyor, inşaAllah. Tabii ben öyle şeylere girmedim, bu konulara girmedim, ama ilgilenen arkadaşlarımız, kardeşlerimiz var. Evet Şeyhim, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Brezilya’da eski okuluna gelen silahlı bir genç, 13 kişiyi öldürmüş, 18 kişiyi de yaralamış. Okulun güvenlik görevlisine ‘konferans vereceğim’ diyerek içeri girip, üçüncü kata çıkmış ve sırt çantasındaki silahını çıkartarak rastgele ateş açmış. Bir sınıftan diğerine girerek, tam 31 öğrenciyi vurmuş. Ölen kişiler başlarından ve göğüslerinden yaralanan gençlermiş. Saldırgan polislerin gelmesinden sonra intihar etmiş. Ülkede, yapılan bu saldırıdan dolayı büyük bir şok yaşanıyormuş.
ADNAN OKTAR: Canım çocuk çıldırmıştır, aklını atmıştır. Okullarda genellikle polis bulundurmuyorlar. İşte özel koruma falan; kardeşim ne alaka? Tamam özel koruma da, ama mutlaka orada her okulda sivil polis bulunması lazım. En az birkaç tane sivil polis bulunması lazım. Kapıda ayrı, katlarda gezinen ayrı, ama tabii çocuklara rahatsızlık vermeyecek; normal müstahdem görünümünde olabilir, müstahdem şeklinde de olabilir, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hiçbir mahsuru olmaz. Müstahdemlik de yapar ama polistir. Mutlaka okullarda polis bulundurmak lazım. Genç çocuklar bunlar; cahillik yapar, birbirlerini bıçaklarlar, dövüşürler, söverler. O her yönden çok iyi olur. Mesela bir okulda en az dört polis bulunsa, konu hallolur. Koskoca kurum, 3000 öğrenci oluyor, 2000 öğrenci oluyor, 4000 öğrenci oluyor, 4 tane polis ile ne olacak? Çocuklar için bir güvenlik. Kız çocukları var, ufak gençler var, çok iyi olur. Evet Şeyhim, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. “Kuran yakma eylemine Afganistan’da kanlı tepki.”
ADNAN OKTAR: Nasıl olmuş tepkileri?
ALTUĞ BERKER: Şöyle resimler var Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama ne yapmışlar? Kanlı dedin.
ALTUĞ BERKER: Protesto tarzında, haberde okuyacağım şimdi Hocam, inşaAllah. 24 kişi ölmüş Hocam. Birleşmiş Milletler çalışanlarına saldırmışlar Afganistan’da. 24 kişi ölmüş, onlarca kişi de yaralanmış. Amerika Başkanı Barak Obama da bu Kuran yakma eylemi için; “bağnazlık” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi sivil hedeflere saldırılması çok anormal bir hareket; masum çocuklara, genç kızlara falan, öyle şey olmaz, o haram olur, inşaAllah. Kim olursa olsun, Amerika yapıyorsa o da harama girer, Fransa yapıyorsa onlar da harama girer, Müslüman yapıyorsa Müslüman da harama girer. Çoluğa çocuğa, kadınlara olmaz, ama savaş varsa bir savaş hukuku vardır; Kuran’a uygun olması şartı ile, savaş hukukunda tabii bir nefis savunma vardır, onu da devlet belirler, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, Neml Suresi, 50: “Onlar hileli bir düzen kurdu.” Demek ki Müslümanlar’a karşı hep hileli bir düzen kuruluyor, mesela Darwinizm hileli bir düzendir, materyalizm hileli bir düzendir. “Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk.” Mesela Yaratılış Atlası da Allah’ın kurduğu; onların farkında olmadığı, bir karşı düzendir. Çünkü ani yakalandılar, şok oldular ve hiçbir şey de yapamadılar, birdenbire küt diye aşağıya indiler, yerle bir oldular. Bakın, “Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak;” Yaratılış Atlası’nın etkilerini yayınlayın, orada bir bakalım. Tabii ayetin birçok işari anlamı var, bir anlamı da budur, bir işari anlamı da budur, inşaAllah.
VTR: Yaratılış Atlası’nın etkileri.
ADNAN OKTAR: Evet, bakın Cenab-ı Allah Neml Suresi, 52. ayette ne diyor? “İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır.” Tabii ayetin zahir anlamı açık olmakla beraber, ikinci anlamı da; onların şu an üniversiteleri, enstitüleri falan ıpıssız hale geldi, hiçbir etkileri yok. Ne Darwinizm’i anlatabiliyorlar, ne materyalizmi anlatabiliyorlar, anlattıklarına kendileri de inanmıyorlar, dümdüz oldular. Gazetelerde artık haberlerde çıkmıyor, haber çıksa da kimse inanmıyor, kendi yazdıklarına kendileri de inanmıyorlar artık. Haberi çıkartmak adamın içinden gelmiyor, inanmıyor çünkü. İnanmadığı bir haberi niye yapsın? Adamları sıkıntı bastı, afakan bastı yani, inşaAllah. Sıkıntı dedim de, bakın hemen ayet de dikkatimi çekti, 62. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren...” mesela kötülüğü açıp-giderdi Allah, Darwinizm ve materyalizmi yok etti. “... ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı?” Mehdiyet’e bakıyor. Yeryüzünün halifesi kim oluyor? Mehdiyet. “Allah ile beraber başka bir İlah mı?” Başka ilah yok, tek Allah var, la ilahe illaAllah, Muhammedun Resulullah olacak, inşaAllah. “Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.” diyor Allah, inşaAllah. Bende öyle çok sık oluyor, mesela sıkıntı dedim, gözümü bir çevirdim, hemen sıkıntı kelimesi gözüme geldi. Konuşurken de falan, arkadaşlarımın çoğu da bilirler.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Televizyonda da çıkardı söyledikleriniz.
ADNAN OKTAR: Çok sıktır böyle olaylar bende, yüzün üzerinde olay vardır, bilirler, inşaAllah. Bir film var demiştiniz, bakayım ona nasıl.
VTR: Kutup Işıkları (Aurora)
ADNAN OKTAR: “Rengi Ben yaratıyorum” diyor Allah, çünkü dışarıda renk yok. Renk, insanın beyninde oluşuyor, Allah tarafından oluşturuluyor. Bizler sadece dalga boyları farklı dalgalar alıyoruz, o kadar. Ses de bir dalgadır, ışık da bir dalgadır, dalga boyları farklıdır. O dalgaları bedenimiz bu şekilde algılıyor. Kimini ses olarak algılıyor, kimini görüntü olarak algılıyor, kimini renk olarak algılıyor. Başka hangi filmimiz var? Bana evde bir başka film daha göstermişlerdi, deniz dalgalarında oluşan renkler var. Hatta denizciler korkuyorlarmış, cinler bastı denizi diye. Deniz boydan boya bakterilerden ışık saçıyor. Dalga olduğunda bakteriler bir şey var zannediyorlar, savunma olarak refleksle dalgalar şiddetli vurduğunda ışık saçmaya başlıyorlar. Boydan boya alenen pırıl pırıl parlıyor, floresan lamba gibi bütün sahil aydınlanıyor dalga oluştuğunda. Onun filmini gösterin. Denizciler eskiden beri korkuyorlarmış; denizi cinler mi bastı, ne oluyor diye. O da buna benzer bir şey, ama çok güzel o, bayağı hoş. Mesela deniz 4-5 kilometre, simsiyah karanlıkta pırıl pırıl parlıyor, acayip güzel, maşaAllah. Bir şey mi anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER: Hocam bakteri dediniz; beton çatlaklarını tamir eden mucize bir bakteri var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nasıl yapıyorlarmış?
ALTUĞ BERKER: BacillaFilla; betonarme yapılarda oluşan çatlaklar içerisinde çoğalan ve bir tür yapıştırıcı üreterek çatlağın kapanmasını sağlayan bir tür bakteri Hocam. Beton içine yerleştikten sonra, betonun pH’ı ile etkileşime girerek çimlenmeye başlıyor. Daha sonra kalsiyum ve karbonat karışımı olan ipliksi bakteri hücreleriyle birleşerek, yapışkan bir madde üretiyor. Çimlenen bakteriler, betondaki çatlakları sararak hızla tırmanıyorlar ve çatlağın sonuna ulaştıklarında kümeler oluşturuyorlar. Bu aşamada hücreler 3 tipte farklılaşıyor ve üç farklı kalsiyum karbonat kristal türüne; yani çatlakları tamir etme özelliğine sahip özel bir beton yapıştırıcısına dönüşüyorlar. Bu bakteri türü tıpkı bir duvar ustası gibi çalışarak duvarı tamir ettikten sonra betondan uzaklaşınca genetik yapısından dolayı kendi kendisini yok ediyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu da yeni duyduğumuz bir şey, daha önceden haberim yoktu, şahane, bayağı güzel bir şey.
SUNUCU: Adnan Oktar ile Sabah Sohbetleri programımıza birazdan devam edeceğiz.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...