SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Çay TV, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Şeyhim nasıl başlayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bugün Milli Gazete’de bir kapak konusu vardı Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. “İslam Konferansı örgütü sadece konferans örgütü mü?” diye başlık atmışlar. “Cılız kınamalar ve pasif duruş örgütün sorgulanmasına neden oluyor” demişler Hocam. Onunla ilgili de bir yazı vardı bugün Milli Gazete’de,Hüseyin Altınalan’ın. Altınalan; NATO’nun Kaddafi’yi öne sürerek Libya’ya bomba yağdırdığını, İsrail’in Gazze’de sivil katliamlara hız verdiğini, Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da, Çeçenistan’da, Filipinler’de, Çin’de soykırımlar yaşandığını, ancak büyük sıkıntıların yaşandığı bu dönemdeBirleşmiş Milletler’den sonra, uluslararası en büyük kuruluş olan İslam Konferansı Örgütü’nün olanı biteni seyrettiğini ve bu durumun Müslümanlar nezdinde büyük bir hayal kırıklığına yol açtığını” söylemiş. İslam Konferansı Örgütü’nün daha önce, Müslümanlara karşı yapılan saldırıları caydıracak ciddi bir güç olması ve İslam ülkelerinin kendi içinde ortak bir ordu kurması yönünde bir fikir ortaya attığını, ancak aradan geçen yıllar içerisinde hiçbir girişimde bulunmadığını” yazmış. Bir güç oluşturulmadığı takdirde tüm bu zulümlere bir son vermenin mümkün olmadığını, İslam Konferansı Örgütü’nünbu konuda acil olarak harekete geçmesi gerektiğini” belirtmiş, Hocam.
ADNAN OKTAR: Hüseyin Altınalan kardeşimiz, maşaAllah, çok samimi ve güzel konuşmuş. Ama dinde önemli bir konu vardır, çok önemli çok hayati bir konu vardır; din derin heyecan ister. Derin heyecan yoksa din yoktur. İman, derin heyecan üstüne kuruludur. Eğer sükunet varsa, imanda bir zaaf vardır, bir gariplik vardır. Derin heyecanın oluşması için Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gösterdiği, Cenab-ı Allah’ın vahiyle bildirdiği bir yol var; ahir zamanın haritasını çıkartmış Peygamberimiz (s.a.v.), ahir zamanda ne yapılacağını bize bildiriyor. Bu çok heyecan verici, çünkü vahiy destekli, Peygamberimizin (s.a.v.)’in garantisinde, Cenab-ı Allah’ın garanti verdiği, sonuçta mutlaka başarı oluşacak bir sistemden bahsediyor Cenab-ı Allah. İkinci yol da; insanların kendi kafasına göre araştıracağı yoldur. Onda bu olur, işte böyle olur. İslam Konferansı örgütü, işin doğrusu İttihad-ı İslam amacıyla kurulmuş, Müslümanları tek güç olarak dünyaya sunan, Müslümanlara bir baş sunan, Dünya Müslümanlar Birliği, İttihad-ı İslam örgütü gibi bir şey. Bakın, pratikte bu olmuyor işte, görüyorsunuz. Olmaz, hiçbir şekilde olmaz. Burada akılcı ve samimi davranılması lazım, Kuran ahlakıyla davranılması lazım. Kuran’da Cenab-ı Allah, Müslümanların başsız olduğuna dair hiçbir ifade kullanmıyor. Her yerde Müslümanlar başlı. Mutlaka Müslümanların bir lideri oluyor, değil mi? Hatta Müslümanlar Allah’tan lider istiyorlar, Kuran ayeti var. “Bize bir lider, bir baş gönder” diyorlar, değil mi? İnşaAllah. Bakın Müslümanların, Allah’tan bir baş istemeleri, bir lider istemeleri Allah tarafından beğenilmiş Kuran’da. Ve Cenab-ı Allah Hz. Mehdi (a.s) ile müjdelemiş. Hz. Mehdi (a.s) çok heyecan verici bir olay ve alametlerini de oluşturmuş Cenab-ı Allah, her şeyini oluşturmuş. Sadece “Müslümanlar istesin” diyor Cenab-ı Allah,“Ben size çok güzel bir sistem kuracağım ve rahat edeceksiniz, güzel olacak” diyor. “Yok, biz bunu beğenmiyoruz, biz kendimiz buluruz” dendiğinde, sürünme ve perişanlık meydana geliyor yani olay bu. Eğer isteniyorsa, diyorlar ki; “biz yaparız, şahs-ı maneviyle yaparız.” İşte tamam şahs-ı manevi ile İslam Konferansı Örgütü’nü yani İttihad-ı İslam örgütünü oluşturmuşsunuz, bütün devletler de resmi olarak desteklemiş, oluşmuş zaten tamam. Hadi oluştur, İttihad-ı İslam oluşmuyor. Yönetim tamam, kurullar tamam, her şey tamam yani tam teşkilat, ama etkisi hemen hemen sıfır. Müslümanların haberi bile yok. Ne heyecan veriyor, ne şevk veriyor, ne bir anlamı var, ne bir amacı var, ne bir gayreti var, hiç bir şey olduğu yok. Çünkü onun görevlisi olan Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında, kimse o görevi ifa edemez. O heyecanı duyamazlar, o şevki bulamazlar, Allah o şevki, o heyecanı vermez, yapamazlar. Olmuyor, olmaz da. Olmadığını da Allah gösterdi, yüzyıldan beri görüyorlar. Onun için de bu konu da fazla direnmeye gerek yok, samimi olarak yaklaşıp, Allah’ın dediğini yapmak gerekir. Allah’ın dediği; Mehdiyet’tir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı sevmek, Allah’tan onu istemek, Hz. Mehdi (a.s)’ı başa geçirmek; kurtuluş budur. Kimse kim, yani Allah kaderde kimi kast ettiyse o olsun. Ben kim olursa ayağının altını öpüp, söz bir Allah bir, emrine gireceğim, kim olursa olsun. Bakın, söz bir Allah bir, en ufak bir tereddüdüm olmaz. Ben köle olmayı çok iyi bilirim, hizmetçi olmayı da çok iyi bilirim, yeter ki yapsınlar.
Cübbeli zihniyetinde gurur anlayışı hakim oluyor. Bir kısım cemaatlerde en iyi cemaat biziz mantığı gelişiyor. Tabii Mahmut Hocamız’ın böyle bir iddiası yok, o çok mazlum bir insandır. Cemaatin de böyle bir iddiası yok fakat Cübbeli’nin böyle bir iddiası var, yani böyle görünüyor üslup olarak. Bazı cemaatlerde bu vardır; yani “en akıllı, en güçlü, en üstün cemaat biziz” mantığı. Şimdi Cübbeli, kurnazlık yapıyor. Şöyle yapıyor; beyaz kıyafetler, entari üstüne beyaz cübbe, beyaz şalvar, beyaz sarık, uzun sakal, saç güzel tıraş edilmiş pırıl pırıl, hacca gidiyorlar mesela kalabalık bir topluluk, çok nurani bir topluluk doğru, hepsi çok güzel. Hakikaten görsel olarak insanı bu etkiler, psikolojik olarak görsel çok güzel etkiler. Hanımlar çarşaflı bir tarafta, beyler sarıklı hacdalar yani psikolojik olarak çok heyecan verir. Şimdi, yalnız Cübbeli’nin düşündüğü bir husus oluyor; bu insanlara ben Mehdiyet’i sunarsam, bunların keyfi kaçar, rahatı kaçar. Çünkü diyor; “sizin çocuklarınız var, işiniz var, aileniz var, ticaretiniz var; Hz. Mehdi (a.s)’ı istemezsiniz siz” diyor, açık açık söylüyor. Şimdi Mehdiyet’i çektiğinde, hakikaten cemaatte bir kısım insanlar, bir rahatlık duyuyorlar hakikaten. Çünkü bütün sorumluluk üstlerinden kalkmış oluyor. İttihad-ı İslam, Türk İslam birliği çünkü bunlar çok zor şeyler; malını mülkünü vermeyi gerektirir, zamanını vermeyi gerektirir, tebliğ gerektirir yani çok yoğun faaliyet gerektiren bir şey. Bir kere üstünden bunları kaldırıyor. Fakat onun psikolojik tahribatını ortadan kaldıracak tedbiri de alıyor, diyor ki; “570 yıl sonra gelecek, biz şimdiden hazırlanalım” diyor. “Ben şu andan itibaren kasetler hazırlayayım. Hz. Mehdi (a.s)’ı öveyim, Mehdiyet’i teşvik edeyim, anlatayım” diyor. “Siz de konuşun” diyor. Bu çok kolay tabii. Hiçbir masrafı yok bunun, yani bu bir zora da sokacak gibi değil. 570 sene sonraki gençliğe hazırlık yapıyorsun. “Şimdiden asker hazırlayın” diyor, acayip rahat iş, değil mi? Hiçbir gayrete gerek yok, bir şeye gerek yok. “Benim CD’lerim duracak, 570 sene sonra dinlersiniz, Hz. Mehdi (a.s) çıktığında” diyor. Kıyamet tehlikesi de yok. “Kıyamet de 570 sene sonra” diyor. Kıyametin gerilimi, heyecanı, şevki, o insanın ruhunu tahrik eden, harekete geçiren, heyecanlandıran, insanı yerinde duramaz hale getiren gücünü, ortadan kaldırmış oluyor. Kıyametin tabii bir de korkutucu yönü de var, onu üstlerinden kaldırıyor, asıl onun üstünde duruyor. “Kıyamete de çok var. 570 sene de kıyamete var” diyor. Daha fazla hatta 700 yıl var diyor. Şimdi, kıyamet korkusunu da, insanların üstünden kaldırıyor Bu da onlara bir konfor oluşturmuş oluyor. Arkasından da, cinsi münasebetin nasıl uygulanacağını uzun uzun anlatıyor, cinselliğin detaylarını uzun uzun anlatıyor. Yemek yerken nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyor, hangi yemeklerin sünnete uygun olduğunu anlatıyor, onun dışında bol bol menkıbeler ve hurafeler anlatıyor. Böyle bir sistem alabildiğine rahat. Hem gururu tatmin edecek gibi çünkü gayet mükemmel giyinmişsin, diğer adam grand tuvalet geziyor, “işte bak fasık onlar” diyor. “Sen sarıkla, cübbeyle geziyorsun” diyor, adam; “hakikaten ben evliya gibi insanım, muazzam insanım” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’a askersin sen zaten” diyor. “570 sene sonra Hz. Mehdi (a.s) çıkacak diyor. Başka bir topluluk yapıyor mu bunu? Yapmıyor, sen yapıyorsun, o yönden de çok iyi” diyor. “Kıyamete çok var, ona da hazırlık yapıyoruz ama şu anda” diyor. Halbuki altta bütün görevlerden onları almış oluyor, tamamını. Yani İttihad-ı İslam görevini almış oluyor, Türk İslam birliği görevini almış oluyor, Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olma görevini elinden alıyor, kıyamete hazırlanma görevini alıyor hepsini almış oluyor. Onu etkileyecek, tahrik edecek, etkileyecek bütün güçleri ortadan kaldırmış oluyor. Buna karşılık gururlarını ve enaniyetlerini okşayacak herşeyi ortaya koymuş oluyor. Yani misvakı en iyi kullanan, sarığı en iyi takan, cübbeyi en iyi giyen, sık sık umreye giden, sabaha kadar tespih çeken insan konumu. Şimdi, böyle olunca, hem gurur tam tatmin olmuş oluyor, hem de faaliyet hemen hemen hiç olmamış oluyor ve İttihad-ı İslam’ın olması, bu konumda imkansız hale geliyor, mümkün değil. İslam Konferans Örgütü ne yapsın, biçareler, onlar da devlet memuru gibi oturuyorlar, çayını içiyor, kahvesini içiyor sohbet ediyorlar, sabah oluyor gazetesini okuyor, akşam evine gidiyor, yine gidiyor, yine gazetesini okuyor, öğlen olunca yemeğini yiyor, oradan işine gidiyor ve dava heyecanı tamamen ortadan kalkmış oluyor. Dava heyecanı sıfır olmuş oluyor. Tabii ki Mahmut Hocamız’ın cemaatinin yüzde 99’u çok mükemmel insanlardır, çok tertemiz insanlar. Gurur ve enaniyet içinde de değiller, ama Cübbeli’nin küçük bir ekibi var kendisi de dahil, bu demin anlattığım kısım, onlarla ilgili. Ama cemaatinin bütününü çok olumsuz etkiliyor. Mesela Mehmet Talu Hocamız, hakikaten Mehdiyet heyecanı içinde yaşayan bir insandır. Kıyametin yakın olduğunu bilir, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını biliyor. Mahmut Hocamız da, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını bilir, cemaat de bilir yani onlar onun heyecanı içindeler. Ama Cübbeli gidip musallat olunca, Mahmut Hocamız da eliyle bu işareti yapmış yani “git” diyor, uygun bir şekilde “git” diyor. Tabii ki o görünüş hoşuma gidiyor. Tavırları, dindarlıkları çok hoşuma gidiyor, topluluk olarak da güzeller. Onlar Hz. Mehdi (a.s)’ı bekleyen bir topluluk, fakat Cübbeli’nin stili onlardan çok çok ayrı, apayrı bir model. Onun bir psikolojik analizini yaptım, inşaAllah. Yeni Asya’nın, yeni tavrı güzel. Onların vicdanları biraz daha güçlü. Gerçi Mehdiyet’i ört bas ediyorlar ama sonuçta kabul edecekler gibi görünüyor, uzun veya kısa vadede kabul edecekler gibi görünüyor. Fethullah Hocamız’ın cemaati, topluluğu çok baskı altında. Onlar ancak bu kadar götürebiliyorlar. Bir de büyük bir topluluk, büyük bir cemaati idare etmek çok zordur, çok tehlikelidir. 3-5 tane psikopat çıkar, bütün topluluğu batırabilir. Çok büyük bir risktir büyük cemaatler. Öyle zannedildiği gibi kolay değildir. Hani diyorlar ya; Fethullah Hoca çıksın onu desin, bunu desin, öyle bir şey olmaz, çok tehlikelidir. Üç tane it yeter, üç tane. Bunlar onu yapıyor, şunu yapıyor der, bir iftira atar, buyurun, tak sistem devreye girer ve çok büyük olay çıkar. Onun için bu vakte kadar böyle hizmet ediyor olmaları bir mucizedir, hakikaten mucize. Küçük topluluklar daha kolaydır, nispeten. Mesela bizim arkadaş topluluğumuz çok küçük, toplam 200-300 kişi falan vardır benim yakın çevrem. Bizde bile üç tane köpek çıktığında, üç tane çakal çıktığında, çok büyük sorunlar yaşıyoruz. Bir iftira atıyor adam, deli bir kuyuya taş atar 40 akıllı çıkaramaz, işin yoksa uğraş. Çok rahat oluyor, çakal adam. Yani ya para beklentisi oluyor, ya çıkar beklentisi oluyor, bakıyor elde edemiyor, kuduruyor adam. Oturuyor masanın başına bir dilekçe yazıyor;“bunlar şunu yaptılar, bunu yaptılar, böyle hatalar yaptılar, şöyle suçlar işlediler” diyor, sevk edip gönderiyor. “Gel” diyor savcıda, geliyor, “şahitlik ederim ben, anlatırım, gözümle gördüm” diyor. Buyur, işin yoksa uğraş, adam pervasız. Haraç isteyenler çıkıyor. Adam “bana 200 milyar ver” diyor, “biz 6 arkadaşız, şikayet ettik seni, 200’er milyar verirsen şikayetimizden vazgeçeriz” diyor. “Yoksa, bizim çekinecek bir şeyimiz yok cayır cayır anlatırız” diyor. O kadar zor oluyor ki bunlarla uğraşmak, inanılmaz zor. Bunların bir tane ekibini yakalattık ama anlımızın derisi çatladı. Çünkü polisin bunları yakalaması için, o kadar delili bir ayara getirmek gerekiyor ki operasyon olması için, net ispat etmen gerekiyor. Acayip uğraştık ispat edeceğiz diye. Operasyon oldu, Allah razı olsun polisten, bilgisayarlarına el koydular, bütün konuşmalar falan hepsi var; para istedikleri, şu bu, yazmış zaten “200 milyar alacağım, parayı bankaya yatıracağım” diyor. Parayı çantada keklik görüyor adam, o kadar ferah. Biz bu tiplerle uğraşıyoruz. Onun için Müslüman toplulukları öyle zannedildiği gibi kolay bir yapı içerisinde olmuyor, çok çok zordur. Mesela Süleyman’lı kardeşlerimiz, helal olsun, yıllardan beri onlar belli bir istikamet üzerine giderler. Yeni Asya öyle istikamet üstüne giderler. Ama aldıkları tedbirler de çok makul. Çünkü Müslüman’ın zıttı çok oluyor, şeytanın adamı çok oluyor. Güzel iyi insan sayısı az oluyor. Mahmut Hocamız’ın cemaatinde de öyle. Benim kanaatim Cübbeli’den çekiniyorlar. Cübbeli ortaya çıksa 3-5 tane adamıyla, o topluluğu çok perişan hale getirebilir ve çok zora sokabilir. Çünkü biliyorum herşeyi yapabilir, mümkün elinde imkanı var. İllaki yapar demiyorum ama çekiniyorlar, hissediyorum mesela Mehmet Talu Hocamız’ın üslubundan anlıyorum. Alenen çekiniyorlar, hepsi çekiniyorlar. Cübbeli dediğinde, adamlar şöyle bir duruyorlar. Çünkü Fatih Altaylı’nın desteklemesi, Aydın Doğan’ın desteklemesi çok olağanüstü bir olaydır yani görülmüş bir şey değil. Üstelik de Cübbeli gibi bağnaz bilinen, bilime karşı bilinen bir insan yani klasik karikatürlerden bilinen tip olarak algılanıyordur o çevrede, onlarda. Ama adam esrarengiz bir şekilde, devletin içindeki bir kısım şahıslar tarafından da destekleniyor, Fatih Altaylı tarafından da destekleniyor, Aydın Doğan da destekliyor. Şimdi, öyle bir konumda da musallat oldu ki, Mahmut Hocamız’ın en yaşlı, en zor döneminde, mesela; konuşamıyor, hastalığı artmış durumda, Cübbeli’ye destek artmış durumda. Adam çıktı televizyona “ben deliyim” dedi Cübbeli. “Ben herşeyi yaparım” diyor adam. “Çıkar basın toplantısı yaparım, bütün gazeteciler toplarım” diyor. Hakikaten de toplar, gelir de Aydın Doğan’ın ekibi, hepsi desteklerler. Hakikaten konuşsa, bütün konuşmaları manşet olur. Onun için cemaat benim gördüğüm, bundan çekiniyor, çok ciddi şekilde çekiniyorlar. Onun için ne derse yapmaya yönelik tavırları var, sessiz olup alttan olayı kapatmaya çalışıyorlar. Bir şekilde, bir kısım arkadaşlar orada buna yakalarını kaptırmışlar. Böyle gibi görünüyor. Zor konumdalar yani benim gördüğüm kadarıyla. Onun için bunun muhalif hareketleri, öyle pek kaale alınmaması gereken hareketler. Mahmut Hocamız’ın daha önceki sözleri geçerlidir, Mehmet Talu Hocamız’ın on yıl söylediği sözler geçerlidir, Mahmut Hocamız’ın on yıl konuştuğu konuşmalar geçerlidir, cemaatin genel inancı geçerlidir. Cemaat mükemmeldir, çok nezih bir topluluktur, çok komployla karşılaşmıştır, çok tuzak kurulmuştur, çok oyuna getirilmek istenmiştir ama Allah korumuştur. Düşmanı çok olan bir topluluktur. Ama benim gördüğüm kadarıyla, Cübbeli’den de çekiniyorlar. Müslüman cemaatler, Müslüman topluluklar, arkadaş gruplarının muhafazası zannedildiği kadar, o kadar kolay değildir bir şey değildir. Çok riskli ve zordur. Çok dikkatli hareket edilmesi gerekir yani birçok kristal taşıyan bir yapıdır. Bu mantık içinde tabii Müslümanların yapacağı en güzel şey, yine aynı noktaya geliyorum, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği bereketli yola girmek. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediğinde, bereket olur. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.); “Hz. Mehdi (a.s) gelecek” diyor, açıklamış, anlatmış, o, Allah’a güvenmektir, Peygamber (s.a.v.)’e güvenmektir ve nurlu ve bereketli bir yola girmektir. Ondan hayır çıkar, ama başka bir yoldan hayır olmaz Allahualem, bereket olmaz uğursuzluk olur, bir kavrukluk olur. Başka yolu denemek yanlış. Bediüzzaman’ın anlattığı gibi o çıkacak olan Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olup, Bediüzzaman “1400’de çıkacak Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Bediüzzaman’ı Allah bir nimet, rahmet olarak göndermiştir. Boş bir alim değildir, dolu bir insandır ve dedikleri doğrudur. Herkes biliyor doğru olduğunu ve Türkiye’ye damgasını vurmuştur Bediüzzaman. Bütün cemaatlerin, toplulukların derinden etkilendiği bir insandır. Herkes genel ana sistemi ondan öğrendi, biz dahil.
“Canım Hocam, hasretle bekliyorum canlı yayını, çok özledim sizi. Sabah dinleyemiyorum ben sizi. Severim ben sizi. Allah’ınıza kurban olurum sizin.” diyor bir hanım kardeşimiz, maşaAllah, çok güzel.
Adıyaman Besni’den Davut Öztürk. “Selam Sayın Arslan Hocam. A9 TV’yi ailecek sürekli takip ediyoruz, sizleri çok seviyoruz.”
Nihat Aydın “Esselamu Aleküm” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu ve selam veren herkese, Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Haşmetli ve azametli Hocam, Allah’ın huzuruna çıktığımız namazda secdeyi nasıl yapmalıyız? Bir hadisi şerifinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ‘Kulun Rabbine en yakın olduğu hal; secdede olduğu haldir. Artık secdede çokça dua yapın’ buyurmuş. Secde halinde Allah’a nasıl dua etmeliyiz? Allah yardımcınız olsun. Allah ihsan makamından ayırmasın. Nihat Aydın.” Secdede zikri uzun yapacağız, Allah’ın zikrini uzun yapacağız, inşaAllah. Tesbih yeridir secde, tesbih yeri inşaAllah. Duayı namazdan sonra yapacağız, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm canım Hocam.” Meltem Başar Hanım yazmış. “Sizi takip ediyorum, sohbetlerinizi çok beğeniyorum. Sizi dinlerken çok rahatlıyorum. Benim bir problemim var; psikolojik sorunları olan bir çocuğum var. Sizi çok seviyor. Bir tek sizi izliyor” yerim ben onun minicik burnunu. “Onun dışında hiçbir sosyal paylaşımı kalmadı. Önceden böyle değildi, çok aktif biriydi. Yaşadığı bazı şeyleri çok sorguladı daha sonra rahatsızlığı başladı, ama sizi çok eskiden beri sever, kitaplarınızı okur. Sizden ricam Allah rızası için ona bir şey söyleyip dua eder misiniz? Sizi çok seviyorum, benim için de dua eder misiniz?” Bir kere bu sevimlinin hakkında kısa bir bilgi ver Meltem Hanım. Kaç yaşında? Ne yapar, okula mı gidiyor? Biraz bilgi verirsen, ama Allah kalbini açsın. Allah onu korusun, Allah yediemanına alsın onu, inşaAllah.
“Ben sizleri çok seviyorum. Sizi görmeden yatmıyorum” diyor. “Astronotu daha önceden dinliyordum ama gerçek yüzünü görünce sayenizde artık dinlemiyorum” diyor. Yok astronotun her sözü yanlış olacak diye bir şey yok. Anormal sözlerini biz hatırlatıyoruz, yoksa çok güzel isabetli anlatımları var. Mehdiyet ile ilgili anlatımları çok güzel, bayağı hoş, tekrar tekrar dinletiyoruz, inşaAllah. Anormallik yaptığı yerleri anlatıyoruz.
“Selamun Aleyküm Adnan Hocam. Yahudilere de geçmişte kendi neslinden bir Peygamber gelmesini bekliyordu, ama Allah Araplardan çıkardığı için, Yahudiler kabul etmedi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i, reddettiler. Cübbelide aynı hatayı yapıyor şimdi. Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ı daha farklı şekilde bekliyor” diyor “Fazlı.” Tabii kendisinin olacağını düşünüyordu. Kendi cemaatinden çıksa da kabul etmez o. Mehmet Talu Hocamız veya bir başkası olmuş olsa, asla kabul etmez. Mahmut Hocam bizzat kendi Hz. Mehdi (a.s) olsa, yine kabul etmez. İlla ki kendi olacak, yoksa yok.
“Hocam sizden bir ricam var. Ben sizi görmeyi o kadar çok istiyorum ki” gel, Meryem. “Canım baş koyduğunuz yola kurban olsun” diyor, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm Muhterem Seyyid Adnan Hocam. Sizleri yatsı vakti canlı yayında görmekten çok mutluyum, maşaAllah.“ Bundan sonra yatsı, sabah düşündük ama sabah yayınlarımız olacak yine ama asıl yatsıda.
Berker seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam bugün polis teşkilatımızın, 10 Nisan, kuruluş yıldönümü. 166 yıl önce, Yeniçeri ocağı ortadan kalktıktan sonra oluşan karışıklığı ortadan kaldırmak için,polis teşkilatımız kurulmuş. O tarihte bir polis nizamnamesi yayınlanmış ve halkın huzuru için görevler belirlenmiş. Polisimiz terörle mücadelenin yanı sıra, suçlularla mücadele de kusursuz görev yapıyor, maşaAllah. Evlerimizde huzur ve güven içinde yaşamamıza vesile oluyorlar. Son yıllarda yapılan hukuksal düzenlemelerin de katkısıyla, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygılı bir şekilde görevlerini yürütüyorlar, inşaAllah. Hepimiz şükran duyuyoruz onlara bu gayretlerinden dolayı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hakikaten polis değişti, eskiden böyle değildi, iyi oldu. Bizim zamanımızda böyle değildi. Hiç şikayet duymuyoruz artık. Eskiden işkence, kötü muamele vardı, şimdi saygılı güzel tavırları, nezaketliler yani abartılı bir tavırları olmuyor, makuller, inşaAllah, güzel.
Şimdi Cübbeli’nin faydalı yönlerini de gösterelim biraz. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili, ahir zamanla ilgili, Cübbeli’nin konuşmalarını yayınlayın, dinleyelim çünkü güzel anlatıyor.
VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunun Ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetinin Çok Yaklaştığını Söylüyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli, bu yönüyle çok güzel hizmet ediyor. Biz, Cübbeli’nin bu anlatımlarını yıllarca yayınlayacağız, en az üç yıl, beş yıl yayınlarız. Daha da kapsamlı, daha detaylı konuşmaları var bunun, onlara ulaşmaya çalışıyoruz. Şahane anlatıyor, sağlam kaynaklar, sağlam deliller, kelimesi kelimesine doğru. Ama tabii orada Mehdiyet’ten nasıl rahatsız olduğunu, kurtulmak istediğini de ifade eden konuşmaları da açık görülüyor, onları da görüyorsunuz.
“Hocam sesinizi özledik” diyor. İzlenimi artırın. Mesela, benim böyle bir Hocam olsa, giderim teyzemle konuşurum, amcamlara giderim, onlarla konuşurum, komşularla konuşurum. Televizyonda uyduyu ayar ederim, gösteririm nasıl olduğunu, ayarını yapmayı bilmiyorsam, gider bir televizyon tamircisi bulur, götürürüm, ayarını yaparım ve seyretmelerini sağlarım. Ben fıkıh bilgisi vermiyorum, kardeşlerimizin, fıkhı ilmihalden okumalarını istiyorum. Ama Allah nasip ederse, alim hocalarımıza fıkıh dersleri yaptıracağız, gündüz saatlerinde hoca efendinin birisi anlatır, izah eder. Ehil olan, böyle ilim ehli olan bir hocamıza anlattırabiliriz, ehl-i sünnet vel-cemaate titiz olan bir hocamıza olabilir. Nedir o?
ALTUĞ BERKER: Fatih Altaylı’nın yazdığı bir yazı vardı.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: AKP’nin oy arttırması ile ilgili yazı yazmış. Önümüzdeki seçimlerde yüzde 50 oy alacağı gibi iddialardan yola çıkarak, “AKP’nin 2009’da yüzde 40 oy aldığını, son 10 yılda oylarının bu kadar artması için, ortada bir neden olmadığını” yazmış. “Ekonomide belirgin bir düzelme olmadığını, memura belirgin bir zaman yapılmadığını, asgari ücretin artmadığını, çiftçinin gelirinin yükselmediğini, bunun yanı sıra pek çok sorununda varlığını devam ettirdiğini, dolayısıyla insanların hangi saikle AKP’ye yöneleceğini sormuş. AKP’nin oylarını yüzde 50’ye çıkarmasının mümkün olmadığını” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bizde AKP çok çok yeteneklidir, ekonomide şöyledir, böyledir demiyoruz, öyle bir konu yok. AKP’nin özelliği; iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı olması ve bu tip yapılanmalara karşı olması, buna karşı akılcı bir tutum içinde olması, yargıdaki eksiklikleri gidermesi, yargıyı düzenleyecek tedbirler alıyor olması, insancıl olmaları, daha makul. Ben mesela eleştirdiğimde, eleştiriye ciddi cevap veriyorlar, hakikaten eleştiriden etkilenen insanlar, kaale almazlık etmiyorlar. Mülayimler, dindar oldukları anlaşılıyor. O yüzden destekliyoruz, bütün Türkiye o yüzden destekliyor. Oy oranı yüzde 50, doğru o, AKP’nin oy oranı abartı değil, yüzde 50’dir, benim kendi samimi tespitimde, araştırma doğru. Ama aynısını CHP yapmış olsa, aynı oyu alır CHP de. AKP’de olağanüstü yetenekli insanlar var, olağanüstü kabiliyetler var, öyle bir olay. Halktan insanlardır, mazlum, temiz, normal insanlardır, CHP’deki insanlardan bir farkı yoktur, onlarda tertemiz insanlar. Fakat AKP’nin kararlı tutumu var, hukukta, yargıda hakikaten bir düzenleme, samimi düzenleme, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı da net tavır alma. Kardeşim önce can, can azizdir, can güvenliği yoktu, faili meçhul çok sıradan bir olaydı Türkiye’de. Faili meçhul yok, bitti, yok ettiler. Hafta sekiz, gün dokuz, ya profesör vururlardı, ya eski Başbakan, ya milletvekili, ya gazeteci, nefes alamazdık, bu durdu, onun için destekleniyor, AKP’nin desteklenme nedeni o. Yoksa biz, olağanüstü bir şey var da o yüzden destekleniyor demiyoruz. Ara verelim.
SUNUCU1: Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
SUNUCU1: Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm. A9 TV’yi izliyorum Hocam” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. 15 yıldan beri tanıyormuş kardeşimiz bizi. “Televizyonumuz açık olduğunda yüzde 80, A9 TV’yi izliyoruz.” Doğrusu da budur. Çünkü A9 TV’de sürekli iman hakikatleri yayınlanıyor, sürekli net, özlü, doğru bilgi yayınlanıyor, hiç reklam yok. İlanlar var ama onlarda yine imani ve çok vurucu, dolu dolu programlar, bayağı güzel, tekrarlar mükemmel, tekrarlar iyi öğrenmeyi sağlar. Ben olsam akşama kadar A9 TV’yi açarım. Çünkü tek bir kelime el fazı küfür tarzında da yok. Dine, mukaddesata yönelik çok mükemmel üslup var, son derece saygılı, güvenilir, çok şahane, bayağı güzel. “Sizden ricam, program esnasında neredeyse dakikada bir, bayan arkadaşları görmekten rahatsız oluyoruz. Lütfen Kuran’da geçen tesettür ayetleri ile ilgili bizi bilgilendirin. Gökçe Yapı Dekor.” Kaç defa bilgilendirdim, yüz kere anlatmışımdır. Nur ve Ahzap Sureleri’nde, tesettür açıkça belirtilir, farz olduğu belirtilir, bu zaten ehl-i sünnette de, Şiilikte de, Caferilikte de, hepsinde bilinir, bu gizli bir olay değil ki, anlaşılması zor bir konu da değil, çok açık. Ama bakın, İttihad-ı İslam olduğunda, yine bayanların büyük bir bölümünün başı açık olacaktır, söyleyeyim. Siz İttihad-ı İslam olunca, herkes çarşafa girecek zannediyorsanız, böyle bir şey olmaz. Hanımların yine aynı şekilde başları açık olacaktır. Başı kapalılar da olacaktır, çarşaflılar da olacaktır, hepsi yüzde yüz, samimi, halis Müslüman olacaktır, hep kardeşimizdir. Bir kere bunu bilin, ikinci bir ihtimal olmayacaktır. Bakın, başı açıklarda olacak, başı kapalılarda olacak, çarşaflılarda olacak, hepsini çok seveceğiz, saygı duyacağız, hepsi birbirine eşittir, hepsi yüzde yüz Müslüman’dır. Şimdi buraya manken delikanlılarda geliyor, bizim çocuklarda çıkıyor, yakışıklı delikanlılarda çıkıyor, bizim çocuklardan çıkıyorlar, bizim arkadaşlardan çocuklar çıkıyor, şimdi kardeşim, eğer şehvet gözüyle bakarsa bir kadın, o da onlardan etkilenir. Şimdi bu akıl mı? Yani başı açık bayan falan. Bu tamamen niyetle ilgilidir. Tamamen niyetledir. Çarşaflı bir kadın, olağanüstü etkileyici olabilir. Yani çok heyecan verici olabilir. Başörtülü bir kadın, çok heyecan verici olabilir. Niyetle ilgilidir. O kurtarmaz onu yani, öyle bir şey olması. Hatta sırf gözleri açık olsa, peçe taksa, kat kat kat etkileyici olabilir. Bu niyetle ilgilidir. Yani onun için, bu konuyu bir kere niyetin içine oturtacaksınız. Yani şimdi bana bakanda mesela, hanımlar beni seyrediyorlar, bir hanım başka bir türlü niyetle bakarsa etkilenebilir. Bir başkası eğer Kurani gözle bakarsa içi rahattır. Akılcı olayı değerlendirmek lazım. Ben mesela Beril’e bakıyorum nur gibi, bayağı tatlı, çok şeker, içim açılıyor yüzüne baktığımda. Benim bebeğim de öyle, acayip güzel, dünya tatlısı, bakışlarıyla beni dinlendiriyor. Sevgisiyle beni dinlendiriyor. Şefkat duyuyorum. Yani bu böyledir. Plastik bebekten bile etkileniyor, değil mi? Nedir o, Barbie bebekten. “Bacakları uzun” diyor Cübbeli. Etkilendiğinden de değil de, öyle laf olsun diye yani, inşaAllah. Laf olsun torba dolsun derler ya. İttihad-ı İslam olduğunda, Türk İslam Birliği olduğunda, kravatlı takım elbiseli insanlar da olacaktır, sarıklı cübbeli insanlar da olacaktır, baş açık hanımlar da olacaktır, modern giysili, çarşaflı hanımlar da olacaktır. Hepsi olacaktır İttihat-ı İslam’da, Türk İslam Birliği’nde, yapı bu şekilde olacaktır. Hepsine şefkatle ve sevgiyle bakacağız. Bunu böyle bileceksiniz. Yani, aksi olmaz, inşaAllah. Hayır yanlışsam bana söyleyin, yani ben makul bir insanım. Yani, beni eleştirebilirler, çünkü ben, alimim, hocayım demiyorum, öğrenciyim ben, bilmiyorum. Bana öğretebilirlerde. Yanlışsa, yok yanlış söylüyorsun desinler.
Birde ben akşam bu vakitlerde izlenme oranını merak ediyorum. Arkadaşlarımız bize kısada olsa mesaj yazıp, bilgilendirsinler. Yani ne kadar insanın izlediğini tespit etmek istiyorum. Bizi seven kardeşlerimiz, şu an yazsınlar. Mesela bakın, Gürcistan’dan. Birde, nerelerden alındığını tespit ediyoruz kanalın. Onları da görmek istiyorum. Yani hangi ülkeler alıyor. Özellikle yabancı ülkede olan arkadaşlarımız bize bilgi versinler ki, yayın alanı nerelere kadar yayılıyor göreyim, inşaAllah.
Birde, eğer ben sizin modelinizi yapmış olsam, büyük bir kitle, dini, İslam’ı öğrenemezdi. Türkiye’de hanımların yüzde yetmişi açık, başları açık. Çıkın dışarıya bakın. Bazı kişiler, onlara, dinin İslam’ın ulaşmasını, imkansız hale getirmişti. Ben bunun yolunu açtım. Bakın, yüzde 70, 80, çok yüksek bir orandır bu. Hanımları dışlamışlardı, muhatap olmuyor, konuşmuyor, anlatmıyor, değil mi? Ben yabancı mankenlerle de bağlantı kurdum, sanatçılarla da bağlantı kurdum. Sanatçılarda, tamamen bir kısım Müslümanlarla bağı tamamen kopmuştur. Ben bütün sanatçılarla bağlantı kuruyorum. Modern gençlerle, aydın gençlerle, hepsiyle bağlantı kuruyoruz ki, onlarla da bağlantı kopmuştur, birçok dindarlar tarafından, onlar dışlanmışlardır. Bak biz bağlantı kuruyoruz, görüyorsunuz nasıl dindar ve candan çocuklar. Hep aforoz edilmiş insanlar. “İşte sanatçı, işte modern insanlar” diye, birçoğu hep aforoz edilmiştir. Biz onlara yaklaşıyoruz, onlara sevgi gösteriyoruz, saygı gösteriyoruz ve çok olumlu oluyor etkisi de. Bakın gördünüz, ne kadar dindar ve ne kadar güzel bir üsluba büründüler. Ve gün geçtikçe daha güzel oluyor. Mesela, yabancılarda da öyle. Müthiş, çok güzel netice alıyoruz. Aslında biz, camia olarak küçüğüz ama yani, hem dünyada, hem de Türkiye’de cemaatlere çok büyük etkimiz oldu. Yani mesela Fethullah Hocamız’ın cemaati çok muhafazakar, kapalı bir cemaattir. Dergilerinde bile insanların resimlerini yaparken, kafalarını koparırlardı. Müzikten kaçınılır. Müzik yoktu, değil mi? Görüntü, resim, ona da yanaşmazlardı. Evlerde klasik toplantılar yapılırdı. Gazetelerde, kıyafetler öyle, görünüm klasik olurdu, baktığında hemen anlaşılırdı. Modernliği ve modern anlatımı, dünyaya açılımı, herkesi kucaklamayı, sanatçıları, bilim adamlarını, siyasetçileri, herkesi yakın görmeyi, onları da kardeşlerimiz olarak bağrımıza basmayı, biz öğrettik. Aksini kimse söyleyemez, bilinir. Mesela Fethullah Hocamız’ın cemaatinin modeli, bizim modelimizin aşağı yukarı aynısıdır. Kılık kıyafet olsun, gençlerin konumu olsun, bütün her şeyde birebir. Hatta ileri dereceden yönetici kardeşlerimiz geldi; ”Hocam biz sizi on yıl geriden takip ettik” dediler. Sende orada vardın değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet doğru söylüyorlar. Bu bir övünme meselesi değil, Allah vesile ediyor bizi, o. Yani Cübbeli’de bile ben bunu gördüm. Yani o kadar çok alanda taklit ediyor ki. Geçenlerde biz kendi aramızda konuşuyoruz, çocuklar liste çıkartmışlardı, tek tek hepsini ispat ederim. Yani, birebir taklittir birebir. Çok çok fazla alanda taklit ediliyor. Ama iyi tabii olumlu, taklit etmesinden ben rahatsız değilim. Tabii ki taklit edecek. Diğer cemaatlerde de, tek tek sayabilirim. Yani, bu sitili sonradan aldılar. Mesela, TGRT, Türkiye Gazetesi’nin cemaati çok içine kapalı bir cemaatti. Gazetelerinin stili, kendi yaşantıları çok daha değişikti. Açılım politikası, diğer insanları kucaklamak, diğer insanlara yakın olmayı bizden öğrendiler. Biz gösterdik. Herkes bilir bunun böyle olduğunu. Atatürk’e bakış, bir kısım muhafazakar çevrelerde çok katıydı. Yani olumsuz yönde çok katıydı. Onu Türkiye’de yerle bir ettik.
ALTUĞ BERKER: Kesinlikle Hocam.
ADNAN OKTAR: Hepsi, acayip seviyorlar şu an Atatürk’ü. Bakın yerlerine gidip, hep Atatürk’ün resimleri asılıdır, hep Atatürk’ten bahsederler yazılarında. Eskiden bu böyle değildi. Bir bakın, o devrin gazetelerine bir bakın. O devrin hayatına bir bakın. Belgeler ortada. Bizden sonra stil değişti, yöntem değişti. Darwinistler, materyalistler eskiden çok hakimdiler. Devletin tabanında resmi felsefeydiler. Devletin tabanındaki resmi felsefeyi kaldırdık. Gizli resmi felsefeydi. Yani Darwinizm, adı konmamış gizli felsefeydi. Darwinizm’i, devletin kökeninden onu söktük attık. Devlete yapışmıştı adeta, bunu kaldırdık. Ve sağ partilerin önüne, heyula gibi dikiliyordu Darwinizm, materyalizm. Mesela, Adnan Menderes döneminde, Adnan Menderes’in asılmasına vesile olan Darwinist, materyalist felsefedir. Çünkü Darwinizm’i, o dönemde yenememişlerdi, mağlup değildi, galip konumdaydı. Ama şu an yenildiği için, bak iddia edilen Ergenekon terör örgütü, şamar oğlanına döndü. Gelen vuruyor giden vuruyor. Çünkü felsefesi, dini yok oldu, dinini yok ettik. Dini yıkıldığı için gücüde kalmadı. Sağın önü sonuna kadar açıldı. Sağ alabildiğine geniş şu an. Hatta CHP bile; “biz sol partiydik ama sağ parti olduk” dediler. Sol demek; Darwinizm, materyalizm demekti. Bütün Anadolu’da, o felsefeyi yok ettik. Yok olunca, Ak Parti’nin de önü, sonuna kadar açılmış oldu. Hatta Doğu Perinçek söyledi, dedi ki: “Adnan Hoca’dır” dedi “Ak Parti’yi iktidar yapan Adnan Hoca’dır” dedi. Sosyolojik, adam tespit yapmış. Doğu Perinçek, İşçi Partisi’nin lideri. Adam sosyologdur. Yani, hakikaten teşhisleri yani sosyal teşhisleri bu konuda doğru çıktı, doğrudur. Yani abartmaz. Adam ne varsa onu söylüyor. Şudur budur demiyor. Amerika destekledi, şu bu falan demiyor, doğrudan “Adnan Hoca etki etti” diyor. Doğru çünkü Parti’nin önünde felsefe ve din vardı, onu ortadan kaldırdık. Öyle olunca, bütün Anadolu ferahladı, rahatladı. Kapıları sonuna kadar açıldı, vesile olduk. Bir güç müyüz? Değiliz. Allah’ın zavallı kullarıyız. Allah bizde tecelli ediyor, bizi vesile ediyor o kadar, başka bir şey yok. Ve bu konularda da mesela, yurt dışında da yani, cemaatlerin hemen hemen hepsine etki ettik, hepsi modern oldular. Üslup, yöntem, stil olarak hepsi bizi taklit etmeye başladılar. Yani işin doğrusu, iman hakikatleri konusunda, bir insanın imana gelmesinde vesile olma konusunda, bütün dünyada bizim kitaplarımız kullanılıyor. Karşı olanlar da bizim kitaplarımızı kullanıyorlar. Cübbeli, benim ziyaretime gelmişti. Biz, onunla konuşuyorduk, o zamanlar, bizde onların ziyaretlerine gitmiştik.“Hocam kahvehanede sizin kitaplarınızı dağıtıyoruz” dediler. “Kahvehaneden bize geliyorlar, buraya dergaha geliyorlar” dedi. “Ama ilk imani kıvılcımı, bu kitaplardan alıyorlar” dedi. “Yani; iman etmelerine vesile olan bu” dediler. Cübbeli’nin anlatımlarından bir insanın iman etmesi mümkün mü? O anlatımları bir dinleyin, bakayım. Çok çok zor ama bizim anlatımlarımızla ilmi, akılcı, delile dayalı olduğu için, çok büyük etki meydana geliyor inşaAllah. Berker’im haklı mıyım?
ALTUĞ BERKER: Tam Hocam söyledikleriniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim bir iddiamda yok. İttihad-ı İslam olsun. Kim yapıyorsa yapsın. Birisi vesile olsun, Allah razı olsun. Biz de kapıcı olur, hizmet ederiz. Benim bir hırsım yok. İttihad-ı İslam hırsım var, ama şahsi hırsım yok, inşaAllah. Sen bir şey anlatacak mısın?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, nasıl uygun görürseniz. Bugün Mehmet Metiner de sizin söylediklerinizi özünde tekrarlayan, iddia edilen Ergenekon terör örgütü ile ilgili bir söz söylemiş, yazısında PKK’nın AK Parti’ye karşı sürdürdüğü savaşın, Kürtlerin aleyhine olduğunu, çünkü AK Parti’nin siyasi etkinliğini kaybetmesinin, Ergenekoncu düzenin devam etmesine sebep olacağını ve Ergenekoncu düzen devam ettiğinde, bu durumun Kürtleri zor duruma düşüreceğini yazmış. Bu nedenle önümüzdeki seçimin tüm Türkiye’nin kaderi ile ilgili tarihi bir olay olduğunu ve bu seçimin aslında iddia edilen Ergenekon zihniyetinin tarihe uğurlanması ya da ülkenin yeniden bu güçlere, teslim edilmesi arasında yapılacak bir tercih olacağını yazmış.
ADNAN OKTAR: Bence doğru söylemiş. Ak Parti hakikaten yanlış anlaşılıyor olabilir. Zannediliyor ki; ekonomi mesela değil, yani Anadolu’dan gelmiş, tertemiz mazlum insanlar. Yani öyle olağan üstü dehalar, yeteneklerden oluşmuş, parti değil. Anadolu’muzun insanları, normal insanlar. Tabii ki bütün Anadolu’da dahidir benim içinde ama o anlamda dahi yani. Bir şey yok. Ak Parti, bu yönünde harikadır. Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı tavır ve yargının düzenlenmesi, en hayati nokta budur Türkiye’de, başka bir konu yoktur. Açlık, aç kalalım kardeşim, dert değil. Öldürmesinler de milleti. Yargıda bozukluk olmasın da ne olursa olsun. Eğer ekonomide bozukluk varsa sonraki hükümetlerde ekonomiyi düzeltsinler, sorun değil. Ama bu çok hayati. Ama bir parti dese ki; “biz, AK Parti’den çok daha iyi, iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle mücadele ederiz, yargıyı da çok iyi düzenleriz, programımızda bu.” Amenna sadakna buyurun, inşaAllah siz olun, iktidar. İftihar ederiz. Kimsenin AK Parti saplantısı yok. Yani niye saplantımız olsun. Bir şey yok. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru Hocam, inşAllah.
ADNAN OKTAR: Biraz Cübbeli’yi dinlemeye devam edelim. Güzel anlatıyor.
VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (a.s)’ın fiziksel özelliklerini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin içine oturuyordur bunları saydıkça, nereden anlattım diyordur. Anlatacaksın, sana Allah anlattırdı. Birde diyorlar ki; “Hocam sen Cübbeli’ye karşısın.” Cübbeli’yi, en çok anlatan, en çok öven benim. Bu kadar tebliğ yaptırmamız, bu kadar gündemde tutmamız, onun lehine işte. Yanlış söylüyor da demiyorum. Bakın diyorum, bu konular çok doğru, anlattıkları, anlatıyor diyoruz. Benden daha çok konuşuyor işte ve yıllarca da anlattıracağım diyorum, daha ne istiyor. Ciğerine oturuyordur o ayrı mesele, acayip ıstırap çekiyordur ama anlatacak inşaAllah. Cübbeli Hazretleri’nin, astronot diyeyim güzel o isim, yeni bir videosu daha vardı dediniz değil mi, onu da yayınlayalım.
VTR- Cübbeli ile ilgili video
ADNAN OKTAR: Evet, güzel. Kimse bana, sen Cübbeli’ye şunu diyorsun, bunu diyorsun demesinler. Bakın, astronot efendiyi biz gece gündüz konuşturuyoruz. Resulullah (s.a.v.)’in hadislerini anlatıyor, anlattıkları doğru. Ama bakın, tekrar söylüyorum, her seferinde ciğerine oturuyor, en büyük azabı çekiyor olabilir. Her hadisi duyduğunda, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili her açıklamayı duyduğunda, eriyor böyle, eriyor, içi eriyor ıstıraptan nereden dedim diye. Hz. Mehdi (a.s)’a bu kadar hizmet edeceği aklının ucundan geçmezdi. Bakın, Allah hizmet ettiriyor işte, bizde öncüsü olduğunuz için, Hz. Mehdi (a.s)’ı tabii müjdeliyoruz. “Siz ruhlarımıza şifa vesilesi, müstesna bir varlıksınız. “Siz bizim ruhu dilarımız, ruhi mahımızsınız.” Ruhumuzun sevgilisi, ay yüzlü demekmiş anlamı, çok güzel. “Bizim ruhi dilarımız, ruhi mahımızsınız.” Çok güzel. “Siz Peygamber kokulu, şahadet önderimizsiniz.” İnşaAllah öyle oluruz. “Hocam gözlerimizin sizi görmesi gerek, kulaklarımızın sizi duyması gerek. Ellerimiz ekrandan bile olsa, o nurlu yüzünüzü dokunmalı” diyor, maşaAllah. “Etrafımızdaki sevdiklerimiz bile, sizin gelmediğiniz günlerdeki, hallerimizdeki tedirginlik ve şaşkınlıktan hemen anlıyorlar” diyor, maşaAllah. Bu hanım kardeşlerimizin sevgisi şefkattir mesela, derin, güzel bir sevgi, değil mi? İnsanın ruhuna coşku veriyor, bende onları büyük bir coşkuyla, derin bir muhabbetle seviyorum, maşaAllah.
Ben o zamanlar, daha önce de anlatmıştım ya, Şafi Mezhebi’ni taklit ediyordum. Hanefi’ye uyuyordum fakat diş dolgusundan dolayı Şafi Mezhebi’ni taklit ediyordum. Hüseyin Hilmi Işık Hocam öyle diyordu, ben de o ne diyorsa öyle hareket ediyordum. Hüseyin Hilmi Işık Hocam, benim fıkıhta şeyhimdi. Baktım, Şafi Mezhebi’nde bir hükmü bulamadım, namaz kılacağım sabaha, namazın farzını, vacibini, sünnetini birbirinden ayırt edemediğinde, namaz fasit oluyor, namaz geçerli olmuyor. Hemen öğrenmem gerektiği için, o zamanda muazzam kar vardı, bir buçuk metre falan, yollar kapalıydı, postaneye kadar gittim. Halil Güvenç Hocam Şafi Mezhebi’nde uzman, alim, büyük alimdir Şafi Mezhebi’nde, çok iyi bilir Şafi Mezhebi’ni. Ona fıkhi olarak o konuyu sordum, cevaplı telgraf çektim, cevaplı, yıldırım telgraf, hemen orada cevap verip geri göndereceği şekilde. Şimdi Hocam anlatıyor, dinleyin.
VTR- Halil Güvenç Hoca, Sayın Adnan Oktar’ın kendisine yolladığı telgrafı anlatıyor.
ADNAN OKTAR: İzlenme çok iyi maşaAllah, elhamdülillah, güzel. Dünyanın her tarafından geliyor, Kosova’dan, Fransa’dan, her yerden geliyor. Bunları, onların arasından örnekler olarak getirmişler. İşte bu vakit iyi, 22-24 arası, belki 1’e kadar daha yoğun oluruz, belki kesintisiz 1’e kadar devam edebiliriz, uyku uyuyabilmeleri için kardeşlerimizin. Uyku önemli, bence 12’de yatsınlar, 1’deki programı ertesi gün izleyebilirler, değil mi? Ya Allah, bismillah deyip, sağ taraflarına dönüp yatsınlar, altı saat uyusalar iyi, altı saat uyuyabilirlerse, inşaAllah, altı, yedi saat, inşaAllah. Sabah hemen bir kahvaltı yapıp, inşaAllah. Ne kadar güzel sevgileri maşaAllah, imanları çok güzel kardeşlerimizin. Mehdiyet devrinde uykularınız da düzenli olacak, her şeyiniz çok güzel, düzenli olacak. Mehdiyet doğru, hayrettir ama doğru, çok şaşırtıcı ama doğru. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi de doğru, Mehdiyet de doğru, İttihad-ı İslam da doğru, İttihad-ı İslam’ın olacağı da doğru. Ama olmayacak gibi görünecek sonuna kadar onu söyleyeyim, son vakitlere kadar olmayacak gibi görünecek. Kuran’da da açıkça buna ayette işaret ediliyor. Hatta peygamberler; “Fetih ne zaman dediler?” diyor. Hep böyledir, Allah’ın adetullahı böyledir. Çok net alametleri anlayacaklar, 2012’lerde, 14’lerde anlayacaklar ama yinede hakimiyeti zor görecek bir kısım insanlar. Gelişmeler net görülecek ama hakimiyeti zor görecekler. 2017, 2018, 2019 derken, birde bakacaklar yıldırım hızıyla, bir yılın içinde, nefes kesecek bir gelişmeyle, dünya yer yerinden oynayıp, İslam hakim olacak. Ama öyle kitleler halinde, mesela 30 milyon kişi, 60, 70 milyon kişi, 100 milyon kişinin iltihaklarıyla, öyle küçük iltihaklar değil, bir anda, yıldırım gibi gelişecek, ani bir cereyan şeklinde gelişecek. Bediüzzaman ona özellikle dikkat çekmiş; “bahar mevsiminde bir anda kış olur, kış mevsiminde bir anda bahar ortamı olur, sakin denizde bir anda fırtına olur” diyor. Süratle hakim olacağına dikkat çekiyor Bediüzzaman. Ama son ana kadar Hz. Mehdi (a.s) bütün gücüyle mücadele edecektir, gayret edecektir, gizli olarak, bizde fark edemeyeceğiz, inşaAllah. Onun hakimiyetinden sonra Hz. İsa (a.s) ile beraber 40 yıllık bir dönem var. Hz. Mehdi (a.s)’ın hakimiyet dönemi, gençlik dönemi değildir, yaşlılık dönemidir inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s) ile de 7 veya 9 yıllık bir beraberlikleri var, 7 veya 9 yıl kadar. Ve sonra Hz. Mehdi (a.s) aniden, feceten vefat edecek, belki sebepsiz bir ölüm ama ani, ani bir ölüme şehit olacak inşaAllah. Hatta “vasıtasının içinde vefat eder” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Gördüğünü” söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Nasıl vefat ediyor, cenazesi nasıl kaldırılıyor, hepsi hazır bitmiş, doğumu. “Doğumu gizli” diyor mesela Peygamberimiz (s.a.v.), doğumunu görmüş, ölümünü de görmüş. “Hz. İsa Mesih (a.s)’ı benim yanıma alın, benim yanıma gömeceksiniz” diyor, yeri belli Hz. İsa Mesih (a.s)’ın, hepsi belli. Ama son ana kadar imtihan kıymetli olduğu için, önümüzdeki yıllar içinde, belirsizlik imtihanın değerini çok arttırır, belirsizlik olması çok önemlidir. Netleştikçe imtihanın değeri düşer, gücü düşer. Hz Mehdi (a.s)’ın çok fazla sevap almasını murad ettiği için Allah, son ana kadar açık alamet oluşmayacaktır, ama son anda, son senelerde alenen artık yer yerinden oynayacaktır. Anlamamak için çok özür dilerim, eşek olmak lazım, o dereceye gelecektir. Tam eşek kafalıysa anlamaması lazım, çok net anlaşılacaktır. Ama tabii buna rağmen Hz. Mehdi (a.s), Mehdilik iddia etmez. Orada mühim olan Allah’ın tecellisi olması. Çok şahane, bayağıda güzel olacak. Söylemediğimiz birçok hadis var, söylediğimiz hadislerde var, hadisleri kardeşlerimiz incelesinler, tekrar tekrar baksınlar.
Kardeşim bu olay çok şaşırtıcı, gösterin sonra anlatacağım.
VTR - Işıklı bakteriler
ADNAN OKTAR: Bu bakteriler, dünyanın belirli yerlerinde var, her yerde değil. Bir bakteri çeşidi var, yoğunlaşıyor denizde, kendi aralarında da zeki bakteriler yalnız, akıllı bakteriler. Kendi aralarında bağlantıdalar, düşman saldırısında, bir şey olduğunda, üzerlerine bir tazyik yapıldığında, hemen ışık saçmaya başlıyorlar. Orada da gördünüz, taş atıldığında, anında ışık saçıyorlar. Gemiler geçerken, yabancı gemiler geçerken, bir şey zannediyorlar, dalgalanma oluyor, hemen ışık saçmaya başlıyorlar. Gemicilerde cinlendik diye kafayı çiziyorlar tabii, acayip panik oluyorlarmış. Boydan boya bir anda ışık oluşuyor denizde, dalganın içerisinde. Bir daha göster bakayım.
VTR - Işıklı bakteriler
ADNAN OKTAR: Ateş böcekleri de öyle biliyorsunuz. Kavanozlara doldurur çocuklar, onlar sürekli yanıp sönerler. Sen gördün değil mi ateş böceği?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Görmeyen var mı, sen gördün mü? Çok şekerler, alenen aydınlatıyor, gece lambası gibi aydınlatıyor. Onlarda aynı şekilde luciferinle yapıyorlar, soğuk ışık, floresan ışığı gibi soğuk ışık yayıyorlar. Ama bakterilerin olayı çok şeker bunlar, gemicilerinde onları cin zannedip korkmaları çok komik, eyvah cinlendik diye.
Şeyhim bir şey mi anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Almanya’da, otobanda kum fırtınası olmuş Hocam. 10 ölü olmuş o sırada, şiddetli fırtına esiyormuş, 112 km. Görüntüleri de var Hocam, resimlerini gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Hayret, Almanya’da kum ne alaka, nereden bulmuşlar kumu öyle, çok büyük felaket olmuş. İşte o da bir hatırlatma Allah’tan.
İzlenme mükemmel, maşaAllah, çok acayip yüksek, maşaAllah. Birde dünyanın her yerinden izleniyor, çok iyi, maşaAllah. Türkiye’nin de her yerinden izleniyor. Baksanıza, İskoçya, Azerbaycan, her yer, maşaAllah, çok iyi. Sayılar çok yüksek maşaAllah, yabancı ülkelerdeki sayılar çok güzel, süper. Yine İngiltere maşaAllah, Almanya çok iyi, maşaAllah.
Şeyhim 3 dakikamız mı var?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam, estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Sonra ne yapacağız, ara vereceğiz, öyle mi? Bence memur olanlar, işi olanlar yatsınlar. Ondan sonra meraktan Hocamız ne anlatacak gibisinden… Bence yatsınlar, değil mi? Yalnız programı hemen acil bir dahakine hazırlayın da, sabah işe gitmeden seyredilecek hale getirelim. Sabah 7-8 gibi. Kardeşim normalde işe 11’de gitmeleri lazım, öyle olması lazım. İngiltere’de öyle, Avrupa’da öyle. 3-4 gibi de işten çıkmaları lazım tabii. Az çalışıp, çok üretmek, kalite alameti budur, az çalışıp çok üretmek, çok fazla çalışıp az üretmek değil. Mehdiyet devri öyle olacak inşaAllah, az çalışacaklar, çok üretecekler. Kendilerine bol zaman ayıracaklar, inşaAllah.
“Önümüzdeki hafta Gazze’ye yeni bir filo gidecek” diyor. Benim kanaatim, aynı şeyin tekrarlanmaması için, kardeşlerimiz, mutlaka yine İsrail’den izin alsınlar. İsrailli askerlerle konuşalım biz, gelsin, binsinler gemiye, baksınlar nezaketiyle, bir şey yok. Orada İsrailli çocuklara da biraz dağıtsınlar, birazda Filistinli gençlere dağıtırlar, çocuklara dağıtırlar, konu biter. Yani gereksiz gerilime, tartışmaya sokacak bir şeyden kaçınsınlar. İzin almak son derece makul bir şey, izin almadan biz gideriz mantığı olacağını tahmin etmiyorum, inşaAllah. İzin almak acayip bir şey değil, söylesinler, çağırsınlar İsrailli’leri, bizde konuşalım gerekirse, o şekilde rahat bir dağıtım olsun.
Ne yapıyoruz?
SUNUCU1: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programına, 00:30’da, A9 TV, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan ve HarunYahya.tvsitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...