SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Asu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.TvAnkara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo aynı zamanda Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Mahmut Efendi Hazretleri bildiğiniz gibi umredeydi Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Milli Gazete’de haber vardı, “Arafat’ta büyük heyecan” başlıklı. İki yıl aradan sonra umre ziyareti gerçekleştirmiş Mahmut Efendi Hazretleri. Hocamız’ın geleceğini öğrenen 40 bin kişinin hem Hocamız’ı görmek hem de umre yapabilmek için Mekke’ye gittiğini, ancak Hocamız tavaf yaparken tansiyonu düştüğü için oteline geri döndüğünü, daha sonra sağlığının iyi olduğu haberinin geldiğini ve 15 dakika kadar mikrofonla ziyaretçileri selamladıktan sonra umre ziyaretini tamamladığını yazmışlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah kabul etsin. Hocamız güzel insandır, talebeleri de güzel insanlar; Cübbeli hariç tabii, Cübbeli biraz sorunlu, inşaAllah, Allah ona hidayet versin. Mahmut Hocamız hakikaten dünya çapında değerli bir insan. Şefkatli, saygılı, kibar, hürmetkar, derin düşünen, Ehl-i Sünnet’e titiz, fitneden kaçınan, yatıştırıcı, güzel ahlaklı bir insan. Allah ömrünü uzun etsin, mükemmel insandır, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Şevket Eygi Hocamız bugün yazısında; insanlık aleminde her zaman fitne ve fesat olduğunu, ahir zamanda bu fitne ve fesatların çoğaldığını, büyük kıtaller görüldüğünü, çok kan döküldüğünü ancak Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurundan, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünden sonra istisnai olarak ya 7 sene, yada 40 sene sürecek olan bir altın devrin geleceğini, sonrasında ise Kıyamet’in kopacağını söylemiş. Ayrıca fitne ve fesadın yaygın olduğu böyle dönemlerde herşey çok olumlu ve iyi diyenlerin, ya saf olduğunu yada bozuk düzenin, kirli sistemin, haram ve necis nimetlerini yiyerek şişen, kara para sahibi fasık ve facirler olduğunu belirtmiş. Ayrıca Zamanın İmamı’na biat etmeden ölen kimsenin sanki cahiliye ölümüyle ölmüş olacağını da hatırlatmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocamız yıllardan beri bu konuya titizlikle dikkat çeker, Hz. Mehdi (a.s.)’a biatın önemini, Müslümanların birlik olmasını, İttihad-ı İslam’ı sürekli anlatır. Birçok insanın umurunda bile değil, o da bir mucize, harikadır, Allah’ın hikmeti. Ama Hocamız çok şerefle anılacak bir insandır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunda, Hz. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde onun müstesna bir yeri olacaktır. Çünkü müjdecidir, sürekli şevklendiren, sürekli dikkat çeken, sürekli Müslümanların heyecanını yönlendiren güzel bir insan. Allah hidayetini artırsın Hocamız’ın.
ALTUĞ BERKER: Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen “Barışı Kurmak” konulu konferansa, Leyla Zana ve İshak Alaton konuşmacı olarak katılmışlar. İshak Alaton yaptığı konuşmada, Kürt sorununun yirmi yıldır konuştuğumuzu ancak halledemediğimizi, artık bir değişim yaşamamızın şart olduğunu ve her şeyden önce Doğu bölgelerindeki Kürtlerin ayrılmak isteyip istemediklerini belirleyecek geniş kapsamlı sosyal araştırmalar yapılması gerektiğini söylemiş. Ayrıca bu soruyu bölücülük olarak görenlere karşı durmaktan çekinmemeleri gerektiğini, Irak’ta federal bir Kürt devleti kurulduğunu ve bizim ise şartlar hiç değişmemiş gibi davrandığımızı, ulusal bir uzlaşma ile Öcalan’ın durumunun ev hapsine çevrilebileceğini belirtmiş. Leyla Zana ise Alaton’un ardından yaptığı konuşmada ise, bu araştırmanın sadece Doğu’da değil tüm Türkiye’de yapılması gerektiğini ve Kürtleri bu aşamaya getiren kişinin Öcalan olduğunu söyledikten sonra, İshak Alaton kalkıp Leyla Zana’ya sarılarak konuşmasını kutlamış.
ADNAN OKTAR: İshak Alaton’un böyle şeylere bu şekilde yaklaşması çok acayip, halbuki Türk İslam Birliği’ni savunması lazım. Bölgelerde bütün Türkler birleşsin, İslam alemi birleşsin, bir sevgi, muhabbet olsun. Bölünme fitne getirir, acı getirir. Bölünmeler her zaman dünyaya kan revan getirdi, ızdırap getirdi. Bütünleşme de hep bereket, bolluk, güzellik getirmiştir. Hangi bölünmeden neşe çıkmıştır, sevinç çıkmıştır. Bütünleşmeyi, büyümeyi esas alması lazım, büyük devlet olmamızı esas alması lazım, Türk devletlerinin birleşmesini, gelişmesini, büyümesini, İslam aleminin büyümesini ve birleşmesini istemesi lazım. O çıkıyor bambaşka bir üslup kullanıyor. Ama bunlar Türk İslam Birliği’ni teşvik eden, coşturan nedenler, halk bunları gördükçe Mehdiyet’in kıymetini, Türk İslam Birliği’nin önemini daha çok görmüş oluyor. Çünkü bunları görmeseler, o bölünmenin acısını tam fark edemezlerdi, birleşmenin de güzelliğini fark edemezlerdi. Şu an Allah onlara gösteriyor, inşaAllah. Tehlikeyi gösteriyor, riski gösteriyor, acele etmeleri gerektiğini gösteriyor, tehlikenin kapıya dayandığını gösteriyor Cenab-ı Allah. Anlamayana artık ne diyeyim ben? Bir de İshak Alaton’un, Türkiye’nin, bölgenin lideri olmasını istemesi gerekir, değil mi? İsrail’i de içine alan, Ermenistan’ı da içine alan büyük Türk İslam Birliği’ni savunması gerekir. Bu yaptığı çok büyük bir tehlikeye, çok büyük bir risk ve arkasından felaket getirecek, çok sıkıntılı tırmanışa neden olacak bir olay, bir üslup, bir yöntem, çok yanlış yapıyor.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah hidayet versin, Allah aklını açsın, ne yaptığının farkında mı bilmiyorum.
ALTUĞ BERKER: Ahmet Hakan da bu konuda bir yazı yazmış Hocam, onu da göstereyim. ”Cesur burjuva İshak Alaton” başlıklı yazısında; kendisinin bir azınlık olarak, azınlıklara yapılan zulümleri konuşmaktan kaçınmadığını, Kürt sorununda söylenilmekten çekinilen konuları sonuna kadar söyleme cesaretini gösterdiğini, bütün şimşekleri üzerine çekme pahasına liberal çıkışlar yapabildiğini ve TÜSİAD’ın geri adım atmasına en fazla öfkelenen kişi olduğunu söyleyerek, İshak Alaton’un Kürt sorunundaki bu tavrını övmüş.
ADNAN OKTAR: Ahmet Hakan’ın da Türk İslam Birliği’ni savunması gerekir. Eğer Türklerin mutlu olmasını istiyorsa, vatanının, milletinin, devletinin başarılı olmasını istiyorsa, güzelliğe, iyiliğe, esenliğe gitmesini istiyorsa, Türk İslam Birliği’ni savunması lazım. Birliğin nasıl bereket getireceği açık. Adamlar Avrupa Birliği’ni niye oluşturdular? Avrupa’yı parçalayalım demediler adamlar. Avrupa’yı birleştirelim, bereket olsun dediler, değil mi? NATO niçin oluştu? Birleşince bir kuvvet oluşturuyoruz diyorlar. Birleşmede bir fayda var ki NATO’yu oluşturdular, değil mi? İslam aleminin de birleşmesi, NATO gibi birleşmesi berekettir, Avrupa Birliği gibi birleşmesi berekettir. Avrupa Birliği’nin birleşmesinde adamlar fayda gördü, bundan bereket buldular. Türk-İslam Birliği’nin oluşması durumunda meydana gelecek zenginlik, bereket, bolluk, hürriyet, neşe, sevinç, ahlaki yükseliş herkesin malumu, bunu anlamazlıktan gelmeleri çok yanlış. Ahmet Hakan, Aydın Doğan ekolünden bir üslup geliştirmiş, İshak Alaton da aynı şekilde, aynı ekolün bir devamı, Aydın Doğan ekolünün bir devamı.
ALTUĞ BERKER: Terörist başı son aylarda sürekli Türk Devleti’ni açık açık tehdit eden açıklamalar yapıyor. Son açıklamasında da; devlete seçimlere kadar süre tanıdığını, Kürt sorununu çözmede son şansı olduğunu, demokratik anayasal çözüm gelişmezse kendiliğinden topyekün savaş dönemi başlayacağını, kızılca kıyamet kopacağını, o zaman da sözün bittiği zaman olacağını, söylemiş.
ADNAN OKTAR: İşte, Türk İslam Birliği oluşmuş olsa, o adam orada öyle saksağan gibi ötemez, değil mi? Bakın, oradan öyle cik cik cik ötüyor. Türk İslam Birliği olsa muazzam bir güç olur, bu da oradan konuşamaz. Allah, her yönden Türk İslam Birliği’nin acil olduğunu gösteriyor. Bakın seçime kadar, şuna kadar, buna kadar, adam kabadayılık yapıyor. Türk İslam Birliği olsa kabadayılık yapabilir mi?
ALTUĞ BERKER: Mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Yapamaz, tabii. Biraz Bediüzzaman’ın talebelerini dinleyelim, Üstadımız’ın talebelerini. Epeyden beri dinlemiyoruz, ara verdik, olmaz.
VTR: Nur talebelerinden Mahmut Çalışkan Ağabey anlatıyor.
VTR: Nur talebelerinden Seyyid Salih Özcan Ağabey Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor.
VTR: Bediüzzaman Hazretleri’nin yakın talebesi Abdullah Yeğin Ağabey İslam’ın Dünya hakimiyetini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Müslümanların yapacağı bu, Türk İslam Birliği’ni oluşturmaktır. Bakın adamlar Güneydoğu’da sakin sakin komünist propaganda yapıyorlar, karşılarında da hiçbir güç yok. Tek yanlı, yıllardan beri, otuz-kırk seneden beri Marksist, Leninist, komünist propagandayı kahvehanelerde, sokaklarda yedire yedire, gayet sakin yapıyorlar. Böleceğiz diyorlar, içeriden de adamlar; çok iyi olur bölerseniz, bayağı güzel olur diyorlar. Halbuki adamlar bölmeyle kalacak bir durumda değiller. Devrimi, komünist devrimi ihraç edeceğiz, diğer ülkeleri de, diğer kişileri de komünist yapacağız, diyorlar. Onlar zannediyor ki, ayırırız, böleriz, keyfimize bakarız. Öyle bir şey yok, elalem sizin keyfinize baktırmaz, paramparça edip, diğer bölgeleri de alıp, her yerin komünist olmasını istiyor adamlar. Karşılarında komünist bir ideoloji var. Diyorlar ki; işte bize dil özgürlüğü verin, Abdullah Öcalan’a da uygun bir ev, villa gibi köşk verin, ondan sonra bizim bazı isteklerimiz var onları yerine getirin, sorun çıkmaz, biz komünist faaliyetten vazgeçeceğiz, Marksist, Leninist ideallerimizi bırakacağız. Mümkün mü öyle bir şey? Bütün dediklerini yapsan, onların dediklerinin bir on misli daha yapılmış olsa, asla vazgeçmezler. Komünist düşüncede öyle bir konu yok ki. Adam sürekli isteyecektir, haraç isteyen böyle cins kabadayılar falan olur ya it kopuk takımından, gelir mağazalardan falan para toplarlar, gelir bir daha ister, gelir bir daha ister, bunlar da onun gibiler. Kendi kafalarına göre kabadayılık yapıp, bir şeyler çıkarmaya çalışıyorlar. Sonunda amaçları komünist devrim olduğu için bu ara teklifler, ara istekler bunlar için hiç önemli değildir. Adama sen dediklerinin tamamını versen bile, hiçbir şekilde komünist ideolojiden vazgeçmez adam, bunu düşünmüyorlar. Zannediyorlar ki, veririz, adam boğazda buz gibi rakısını içer, ızgara yapar, eğlenir, keyfine bakar zannediyor. Öyle bir şey yok, alır o rakı şişesini boğazının dibine kadar sokarlar, öyle bir şey olmaz, öyle bir rahatlık vermezler ona. Çok akılsızca hareket ediyorlar, verelimde şunlar sesini kessin artık, şamata yapmasınlar. Karşında komünist bir ideoloji var, komünist parti var, komünist hareket var ve acayip yol almış. On binlerce komünist militanı var, geceli-gündüzlü eğitim yapıyor. Danimarka, Norveç, İsveç, birçok ülke destekliyor, değil mi? Bölgede adamlar ahtapot gibi kollarını sarmışlar. Hem uyuşturucu ticaretiyle hem gayri meşru başka yollarla da para kazanıyorlar. Bunlar da keyiflerinin gıcır olacağını zannediyorlar, entel dantel takımı sessiz, sakin, böyle müzik dinleyecekler, pop müzik dinleyecekler, yine boğazda gezintiler yapacaklar, sükut, konu hallolacak. Öyle bir şey olmaz. Asıl kepazelik ondan sonra başlar, bölünmeden sonra başlar. Asıl kan revan, asıl bela, asıl fitne onda sonra başlar, ki katlamalı ve çok şiddetli gelişir. Çünkü adamların asıl istemediği, Anadolu’dan tamamen Türk Milleti’nin çıkması, Türkler’in çıkması. Siz buraya zamanında gelmişsiniz, biz sizi buradan çıkaracağız, plan bu, düşünce bu. Ve müthiş bir Türk nefreti var, Darwin’in izahlarına dayalı olarak. Var mı sende Darwin’in o sözleri?
ALTUĞ BERKER: Bulayım Hocam, inşaAllah.Açıyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onu hem ekranda göster, hem de oku, anlat.
ALTUĞ BERKER: Tamam inşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor, oku bakalım
ALTUĞ BERKER: Önce Türk düşmanlığı ile ilgili olan. “Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve halen de sağlamakta olduğunu gösterebilirim. Düşünün ki çok değil, birkaç yüzyıl önce Avrupa Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün bu fikir bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen daha medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türkleri tam bir yenilgiye uğratmışlardır. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıdaki aşağı ırkların medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edildiğini) görüyorum. (Francis Darwin, Charles Darwin’in hayatı ve mektupları).
ADNAN OKTAR: Ne diyor, bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER: “Avrupa ırkları olarak bilinen daha medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türkleri tam bir yenilgiye uğratmışlardır. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıdaki aşağı ırkların medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edildiğini) görüyorum. (Francis Darwin, Charles Darwin’in hayatı ve mektupları).”
ADNAN OKTAR: İşte, aşağı ırk dediği Türk ırkı işte, zencileri, Türkleri, yok edeceğiz diyor. Şu anki çalışma da o, Türkiye’yi bölmenin arkasındaki yapı da bu. Adamlar da anlamıyor, bölününce ferahlayacağız zannediyor. Bölününce başına bela sepet gibi geçer, bela bir ise, milyon olur, kan revan içinde kalır bütün Türkiye, mahvolur Türkiye, Allah esirgesin. O yüzden bu konuda bütün Türk Milleti’nin, milletimizin çok uyanık olup bir an önce Türk İslam Birliği’ni oluşturması gerekiyor, Türk İslam Birliği için gayret edenleri destek olmaları gerekiyor. Başka da hiçbir çözüm yoktur, hiçbir kurtuluş yolu yoktur, söyleyeyim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Nur Dergisi; “Gelişmeler İttihad-ı İslam’ın habercisi” diye bir yazı yazmış, Hocam.
ADNAN OKTAR: Oku. Kim diyen?
ALTUĞ BERKER: Recai Bilen, dergiden.
ADNAN OKTAR: Aferin, güzel.
“Hatice Aydın. Hocam’a saygılarımı, sevgilerimi iletin.” diyor. “O nur yüzlü, mübarek Hocam’ın, güzel bakışlarını, tatlı dilini, sözün en güzelini seçerek konuşmasını çok özlüyoruz. Allah bizi bir gün bile kendisinden mahrum bırakmasın, inşaAllah. Hocamız’ın güzel ahlaklı talebelerine de çokça sevgilerimi iletin.” diyor, maşaAllah. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, cinlere üç harfliler demek gerekli midir? Demesek cinler bize musallat olur mu? Deniz.” Bir de bu çıktı, üç harfli, dört harfli. Cine cin denir, Allah Allah, insana insan denir, değil mi? Ne musallat olacaklar, kendi halinde gariban varlıklar onlar, onlar ne yapacağını bilir? Gıcıklık yapanlara musallat olur onlar, aklı başında adamlara musallat olmaz, kime musallat olacağını bilir onlar, inşaAllah ”Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’da çıkacağına dair hadisleri bir kez daha tekrarlar mısınız?” diyor, kardeşimiz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’da çıkacağına dair hadisler. “Sayın Adnan Oktar, cinlerle bağlantıya geçtiğinizi söylüyorlar. Acaba cinlerle görüşmek aklın ihtiyarını elinden almaz mı?” diyor, Davut. Ben ne zaman cinlerle bağlantıya geçtiğimi söyledim, tam hatırlayamıyorum. Ben demedim, arkadaşlarım bağlantıya geçiyor dedim, değil mi? Öyle şey yok. Var kız arkadaşımız, dokuz, on kişi ilgilendi, ama biri çok yetenekli çıktı, o tam bağlantıda. Net, ne sorsak söylüyor, doğru söylüyor. Mesela alıyorum kalemi, bir yere saklıyorum, şurada diyor, söylüyor. “Aklın ihtiyarını almaz mı?” Almıyor, niye alsın? Rakam söylüyorum, şakır şakır, teker teker hepsini söylüyor. Çabuk alışıyor insanlar, öyle olmuyor zannedildiği gibi, görsek bile çok çabuk alışırız. Hz. Süleyman (a.s.) devrinde ortadaydı, geziyordu adamlar, normal geziniyor, konuşuyor. Herkes alışmış, normal karşılıyorlar, alışmayla ilgili. Alıştığında bir şey olmaz, ilk seferinde belki biraz heyecan meydana getirir, onun dışında bir şey olmaz.
Cübbeli’nin Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili konuşmalarından yayınlamadığımız kısımları yayınlayalım.
VTR: Cübbeli Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor.
ADNAN OKTAR:İstanbul’da Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağına dair hadisleri oku.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; “Hz. Mehdi (a.s.) Medine’den (büyük bir şehirden) çıkacak” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’u manen fethedeceğine dair hadis, inşaAllah; “Hz. İbni Amrdan (r.a.) rivayet edilmiştir: Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: ‘Ey Ümmet! Altı şey vardır ki; onlar olmadan kıyamet kopmaz (altıncısı) medinenin (şehrin)fethi.’Denildi ki : ‘Hangi medine? (Hangi şehir?)’Buyurdu ki: ‘Konstantiniyye.’”
ADNAN OKTAR: Yani İstanbul.
ALTUĞ BERKER:İstanbul, inşaAllah. Başka bir hadis-i şerifinde, inşaAllah; “Hz. Mehdi (a.s.)'nin beraberinde, süslenmiş bir halde Peygamberimiz (s.a.v.)’in bayrağı olacaktır.” Kutsal emanetlerin bulunduğu yerde, yani İstanbul’da olacağını, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tamam, dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Başka bir hadis-i şerifte; “Konstantiniyye'nin fethi sırasında, sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek, deniz ikiye ayrılarak su kendiliğinden uzaklaşacak ve açılan yolu takibeden Hz. Mehdi (a.s.), karşı kıyıya geçecektir.” diyor, inşaAllah. Daha evvel bunun İstanbul’daki köprü olduğunu söylemiştiniz Hocam. Bediüzzaman Hazretleri de “Merkez-i Hilafet” olarak anlatıyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir kardeşimiz “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Bugün çok üzüntülüyüz.” diyor, ben de ne oldu acaba, dedim. “Cemil Çiçek yine meclise girecek. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz” diyor. Boşverin, adam giriyorsa girsin, vardır bir hayır. Üzülecek ne var? Üzülmek zaten haramdır. Bir hayır vardır. Allah öyle kullarla da İslam’a hizmet ettirir. Adam elinde olmadan hizmet eder. Cübbeli de hizmet ediyor elinde olmadan, o da hizmet eder. Öyle şeyleri dert edinmeyin. Çok şahane arkadaşlar. Seni dinliyorum evet.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri de Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı yer olarak “merkez-i hilafet” olarak söylemiş Hocam, siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah, anlatıyorsunuz. “Ama merkez-i saltanat o vakit Şam kentinde veya Medine kentinde olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdi'ye (Hz. Mehdi (a.s.)’ın olaylarına) veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler (söylemişler).” Halbuki son merkez-i hilafetin İstanbul olduğu malum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, benim meşhur Mehdiyet ile ilgili kitabım var, onu açayım da oradan bakayım. Burada bayağı detaylı bilgi var. İstanbul olayı çok net, Hz. Mehdi (a.s.) için çok sarihtir. Bediüzzaman da; “Hz. Mehdi (a.s.) İstanbul’dan çıkacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in 10’a yakın hadisi var. Konstantiniyye İstanbul’dur. Bütün İslam alemi de zaten İstanbul’da bekliyor, başka yerde bekleniyor değil. Mekke’de, Medine’de zaten yapacak bir şey yok ki, Mekke ve Medine değil orada anlatılan. Darwinizm’in, materyalizmin etkili olduğu bir yer olması, zorlukların olduğu bir yer olması çok önemlidir ve en önemlisi İslam aleminin eski başkenti olması çok önemlidir. Peygamberimiz (s.a.v.) hep o olayları İslam aleminin başkentinde anlatmıştır. Güneş nereden battıysa, oradan doğacaktır. Güneş’e bakın nereden batıyor, değil mi? Battığı yerden de doğacaktır, konu bu, inşaAllah.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyorum. "Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir." Biz, kıyamet yakın, Hz. Mehdi (a.s.) çıktı diyoruz. “İsrailiyat bu, geçmiş atalarda da da biz bunu duymuştuk, eski dinlerde de bu geçiyor” diyor. Zaten bu doğruluğunun ispatı. Hak eski bozulmuş dinlerde de varsa, her yerde varsa, bir hakikat demek ki bu, değil mi? Nereye gitsen bundan bahsedildiğine göre; bu konudan, bir hakikat demektir. Bak, "Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir." Onlar da ne diyorlar? Geçmiştekilerin İsrailiyat bilgileri bunlar, böyle bir şeyin aslı astarı yok, diyorlar. Halbuki İsrailiyat’ta bulunması yani Tevrat’ta ve İncil’de bulunması ve Kuran’ın bunu tasdik etmesi, hadislerin bunu tasdik etmesi gerçekliğinin apaçık delili olmuş oluyor, iyice pekiştiren delili oluyor.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Mesela bu dediğimiz Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’da olduğuyla ilgili, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 56’; “Allah Teala onun (Mehdi’nin) elindeki Konstantiniyye'nin manen fethini müyesser (kolay)kılar.” Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’da olacağını söylüyor. “Allah Kostantiniyye’yi Hz. Mehdi (a.s.)’ın eliyle fethedecektir.” “Allah Kostantiniyye’yi çok sevdiği dostlarının eliyle fethedecektir.” Kıyamet Alametleri, sayfa 181. Kitab-ül Burhan’da yine; “’Bu fitneyi önleyecek ve Kostantiniyye’yi fethedecek olan Hz. Mehdi (a.s.)’ı arıyoruz’ diye alimler Hz. Mehdi (a.s.)’ı ararlar” diyor. Bak, “bu fitneyi önleyecek” demek ki fitne olacak o dönemde, yani kargaşa, fitne. “ve Kostantiniyye’yi fethedecek olan (İstanbul’u manen alacak olan) Hz. Mehdi (a.s.)’ı arıyoruz.” Yine başka bir hadiste: “Doğruyu ve yanlışı ayırt eden, aldatmayan, çalmayan, dinine bağlı emiriniz Konstantiniyye’yi fethedecektir.” Mehdilik ve İmamet, sayfa 196. Kitab-ül Burhan’da yine; “Dünyadan hiçbir zaman kalmayıp ancak tek bir gün kalsa bile” tek bir gün bile kalsa, kıyamet gelse, kıyamet yaklaşsa, tek bir gün bile kalsa, “o günde benim soyumdan bir zatın (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) Deylem Dağına (yahut eyaletine) ve Konstantiniyye şehrine (İstanbul’a) sahip olması için Allah muhakkak o günü uzatacaktır.” Kıyamet uzayacak, diyor. Mutlaka Allah ona, İstanbul’u manen fethettirecek, diyor. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın yeri İstanbul. Yine El-Kavlu’l Muhtasar’da; “Hz. Mehdi (a.s.) Konstantiniyye’yi fethedecektir” var. El-Kavlu’l Muhtasar’da “Hz. Mehdi (a.s.) Konstantiniyye’yi fethi sırasında, sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek.” Demek ki onun bulunduğu yerde büyükçe bir bayrak var, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bulunduğu yerde, buna işaret ediyor. “Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki; ‘Ey Ümmet! Altı şey vardır ki; onlar olmadan kıyamet kopmaz… Altıncısı, Medine'nin fethi.’ Sahabeler soruyorlar ‘Denildi ki: Hangi medine ya Resulullah (s.a.v.) (hangi şehir)?’ diyorlar. Resulullah (s.a.v.) ferman buyuruyor,”’ tek kelime ile cevap veriyor; “Konstantiniyye (İstanbul)” diyor, Ramuz-el Ehadis, sayfa 296.Çok fazla hadis var, onlardan bir kısmını anlattık.
ALTUĞ BERKER:Gazeteci Arda Uskan yine sizden bahsetmeyi vesile kılmış herhalde; yine Darwin’den, maymundan bahsederek. Sizin isminizi de geçirmiş Yiğit Bulut’la birlikte.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“Darwin’e beynim yöneldi. Adamın teorisi mi doğru yoksa Yiğit Bulut ile Adnan Hoca’nınki mi bilemedim. Ama maymunun aç gözlülüğünü düşününce bu tarafa daha yakın durdum sanki” diyor.
ADNAN OKTAR:Darwinizm bitti, Arda Dede’nin gözü aydın, konu halloldu. Yedi sülalesi gelse artık bir daha Darwinizm’i diriltemezler. Hiç çıtları da çıkmıyor dikkat edersen.
ALTUĞ BERKER:Bir haber yapmışlar Hocam ama bayağı komik. Habertürk yapmış.
ADNAN OKTAR:Yani hapşırma tarzı haberler onlar, alerjiye dayalı.
ALTUĞ BERKER:“Maymunlar ırkçıymış” diye bir haber yapmışlar.
ADNAN OKTAR:Artık işi espriye dökmüşler baksana.
ALTUĞ BERKER:Maymunların zaten ırkçı olduğunu iddia etmişler. Buna delil olarak da; bir grup maymunun başka adada yaşayan maymunların resimlerine çok uzun süre ve kaygılı şekilde baktıklarını iddia etmişler.
ADNAN OKTAR:Bu nedir Berker’im, şu taşlar?
ALTUĞ BERKER:Hocam, kaplumbağa fosili, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Göster bakalım, neyin nesidir. Kaç senelik bunlar?
ALTUĞ BERKER: Bu, 206 milyon yıllık Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:206 milyon yıllık kaplumbağa, değişiklik var mı?
ALTUĞ BERKER:Hiçbir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR:O nedir o? Simsiyah bir şey daha var yerde.
ALTUĞ BERKER:Yılan yıldızı Hocam.
ADNAN OKTAR:Yılan yıldızı.
ALTUĞ BERKER:Evet, 400 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:400 milyon yıl. 400 milyon yıldan beri hiç değişmemiş.
ALTUĞ BERKER:En ufak bir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR:Onlar ne diyor? Kol bacak oldu, kafasından da adam gelişti insan oldu, maymun oldu, tavana çıktı, çırpındı falan diyorlardı. Bak, hiçbir değişiklik olmadığı görülüyor. Nedir o? Bir tane daha var yerde.
ALTUĞ BERKER:Kerevit fosili Hocam. Bu da 144 milyon yıllık. En ufak bir değişiklik yok. 144 milyon yıldır hiçbir değişim olmamış, yani evrim olmamış.
ADNAN OKTAR: Yakup Musa diye bir kardeşimiz. “Sayın Adnan Bey, Saadet Partisi’nin Milli Görüş yöneticilerine göndermiş olduğum önemli bir yazıyı sizin de bilgi edinmeniz maksadıyla gönderiyorum. Okumanızı ve bilgi sahibi değilseniz ona göre düşüncelerinizi düzeltmenizi beklerim.” Düşüncelerimizde düzeltilecek yönler var demek ki. Ne onlar acaba? “BOP projesi gereği Türkiye’nin işgal edilebilmesi için zayıflatılmış bir orduya ihtiyaç vardır. Güçlü bir Türk Silahlı Kuvvetleri BOP projesini gerçekleştirilmesine manidir. Saadet Partisi ne yazık ki bu tedbire gerekli özeni göstermemektedir. Bu ordu hepimizindir. Zayıflatılmış bir ordu, emperyalistlerin ülkemizi işgal etmelerini hızlandıracaktır.” Türk ordusunun kılına dokunanın, neyse söylemeyeyim, ama öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Bizim ordumuz aslandır. Türk ordusu yıpranmaz, balistik çelik gibidir. İçinden anormal insanlar çıkar. Gider, tutuklanır, yatar adam. Suç işleyen çıkabilir. Ordudan bahsediyoruz, ordu. Nasıl Türk milleti içinden it kopuk çıktığında Türk milletine bir zararı olmuyor, Türk milletini bu karalar mı? Karalamaz. Ordu demek Türk milletinin kendisi demektir. Ve ordu da çok büyük ayrıca, sayısı çok büyük, dev bir yapılanmadır. İti de çıkabilir içinden, kopuk da çıkabilir, anormal insanlar çıkabilir, Türk ordusunu bu zedelemez, bilakis güçlendirir çünkü temizleniyor, atılıyor, atıldıkça temizleniyor. Nasıl böyle bir ulu çınar ağacı vardır, çürük bir dalı vardır kesersin, ağaç daha güzel gelişir, değil mi? Türk ordusuna hiçbir şey olmaz. Bizim milletimizin hepsi askerdir, tamamı askerdir, yani kadın, çoluk çocuk hepsi askerdir. Bizim milletimizin özelliğidir bu, her kavimde olan bir özellik değildir. Doğuştan asker millettir Türkler, delikanlıdır. Denemek isteyenler deneyebilirler, Allah vermesin, tavsiye etmem de. Daha önce de denediler, gördünüz Çanakkale’de. Ne yaptı bizim koç yiğitlerimiz, aslanlarımız? Kükrediler. Canı, malı falan hiç kimsenin gözü bir şey görmez. Vatan, millet, namus, din, iman dedin mi, bizim milletimiz bambaşka bir şekle girer. Sakiniz, güzel huyluyuz, halim selimiz ama öyle itlik yapmak isteyen oldu mu, kendimizi savunuruz. Türk ordusu da yamandır, delikanlıdır, güzel ahlaklıdır, güvencedir. Türk İslam Birliği’nin kuruluşunda zaten Türk ordusu görev alacaktır, en büyük görev ondadır. Atatürk kurmuştur Türk ordusunu zaten, yani Başkumandan odur. Onun manevi terbiyesi altında büyümüşler gelişmişlerdir, o mantıkla eğitilmişlerdir; aydın, bilinçli, aklı başında, laik, demokrat, dindar. Türk ordusu dindardır, anti-Darwinist’tir, anti-materyalisttir, anti-komünisttir, Allah’ı, Kitap’ı canı gibi çok sever, alenen savunurlar. Şehit cenazelerinde bütün Paşalar, bütün Orgeneraller dizilip, sünnete uygun namaz kılıyor mu, kılmıyor mu? Kılıyorlar; bitti, konu kapanmıştır. Ordu bizim canımızdır. Ordumuzun kılına dokunanın, detay vermeyeyim, bilirler bizi, inşaAllah. Kimse orduya hiçbir şey yapamaz. Ne diyor kardeşimiz? BOP projesi; kimse takmaz böyle şeyleri. Bir tane proje vardır, Türk İslam Birliği projesi vardır. Bu da proje değil, Allah’ın yarattığı kanundur bu. Kanun, Allah’ın kanunu. Allah’ın kanunu oluyor ve olacak. Mesela gece değil mi şu an? Sabah olacak mı?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aynı bunun gibi Allah’ın kanunu. Sabah olacak, İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak, Türk İslam Birliği olacak, Türkiye de lider olacak. Türk ordusu da tabii ki tarihi görevini yapacak. Bütün dünyanın idaresi Türk ordusunun omzunda olacak tabii ki. Adaletin sağlanması, güvenliğin sağlanması Türk ordusunun omzunda olacak. Yakup Musa kardeşimizin gönlü rahat olsun; ordumuzun kılına dokundurtmayız, evelAllah. Yalnız ordumuza karşı sevginin daha güçlendirilmesi lazım. Bir de bizim gençlerimiz, hepimiz, evelAllah potansiyel askeriz. Allah vermesin, bir durum olduğunda devredeyiz, Allah’ın izniyle, havada, karada, denizde, her yerde. Bayanlar da dahil. Bizim milletimiz öyle canı kıymetli değildir, kibar değildir o yönden, nazik falan değillerdir, gereğini yaparlar, yani canı hiçtir bizim milletimizin. Bir düşün sen Karadeniz’i boydan boya bir düşün, alayı asker, değil mi? Alayı delikanlıdır Karadeniz’in. İn aşağıya, Tokat, Turhal çaka çaka delikanlı dolu, değil mi? Yozgat, Ankara Polatlı her yer delikanlı kaynar. Git İzmir tarafına, alayı delikanlıdır, hepsi. Antalya’ya in, delikanlı kaynar. Güneydoğu delikanlıdır. Edirne delikanlı doludur. Bizim milletimizin tamamı delikanlı millettir. Yakup Musa rahat olsun. Bizim Türkiye’de en az, ferah 50 milyon asker hazırdır, 50 milyon asker. Yani ben çok yaşlıları ve küçük çocukları ayırıyorum, hatta 13-14 yaşındaki çocuklar bile askerdir bizde, evelAllah, delikanlıdırlar. Gönlü rahat olsun kardeşimizin, ama tedirgin olduğu bir nokta varsa söylesin, gereğini yapalım. Ama somut bir şey getirsin bize. Ben şu an ordumuzu çok sağlıklı, zinde görüyorum. Bayağı güzel, eğitimleri çok güzel, Harp okullarında şahane eğitim veriliyor. Emekli asker olsun, asker olsun her yer mükemmel, eğitimleri çok güzel. Bir de Türk ordusunun müttefiki çoktur. İran ordusu müttefiktir Türk ordusuna, Pakistan ordusu müttefiktir, Suriye ordusu müttefiktir. Gizli müttefikler de vardır, tek tek saymayayım. Onun için oradan da gönlü rahat olsun. Bir de Almanya’da mesela bizim bütün Türk kardeşlerimiz, onlar da potansiyel askerdir. Biz sakin milletiz, nezaketliyiz, efendiyiz, şefkatli, merhametliyiz, ama adam illa ki çakallık yapacağım diyorsa, cevabını veririz, öyle bir şey olmaz. Zulüm yaptırmayız, herkes bilir bizi, inşaAllah. Onun için gönlü rahat olsun kardeşimizin, vesvese etmesin. Ama şu olabilir; ordumuzun reorganize ve remodernize edilmesine ilişkin remoplanlar olabilir, onda daha çok pay ayrılabilir. Mesela, silah alımına daha çok pay ayrılabilir. Tabii silah kullanılsın diye değil, caydırıcı olsun diye, caydırıcı olması bakımından. Makine Kimya Endüstri Kurumu’nun imkanları genişletilebilir, ama bu işler tabii yiğitlik, delikanlılık ve iman gerektiren şeylerdir, silahla falan alakası yoktur. Bizim milletimiz imanlı, delikanlı millettir. O yüzden öyle hırlayanlar yanaştıklarında “hoşt” denildiğinde kaçmalarının sebebi odur. Diş geçirilecek gibi olsa gelirlerdi Türkiye’ye, ama bakıyor adam, bizim dişimizi kırar bunlar, diyor. Ağzımız burnumuz kırılır, biz bunlara bir şey yapamayız deyip, o yüzden vazgeçiyorlar. Delikanlı kaynıyor yani, o konuda gönülleri rahat olsun. Hakikaten rahatsız olmuş da, üzülmüş gibi görülüyor. Ben de onun için kardeşimizin gönlü rahat olsun diye yazdım. Bir de Saadet Partisi ne alaka? Saadet Partisi delikanlı partidir, yiğittir. Kıbrıs’ı bıraksan tamamını alacaktı, sen ne konuşuyorsun? Girit’i falan almaya da kalkışmışlardı, maşaAllah, öyle bir şey yok. “12 adaları alalım” dedi Erbakan Hocamız. “Kıbrıs’ın tamamını alalım” dedi. Ehl-i fütuhattır Saadet Partisi, yapmayın, etmeyin, ne alaka? Erbakan Hocam’a bıraksanız siz, milyonlarca kilometre toprak olurdu şu zamana kadar, almadık yer bırakmazdı. Öyle bir şey yok. Erbakan Hocamız rahmetli, orduyu acayip severdi. Askere aşıktır Erbakan Hocamız, çok sever. Saadet Partisi’nin özelliğidir; askeri çok severler. Asker de Erbakan Hocamız’ı çok sever, ben bizzat biliyorum alenen destekliyorlardı. Askerin sıcak, sevgi dolu bir ruhu vardır, Türk İslam Birliği’ni ister asker, Büyük Türkiye’yi ister. Candır askerler, her yerde sevilir, her yerde bir kurtuluş vesilesidir. Onun için; gerçi biraz acayip gelecek size, bence tümen sayısını artırmakta fayda var. Dünyanın çok büyük ihtiyacı var Türk askerine. Berekettir, nereye gitseler bereket. Her yerde asayiş için illa ki Türk askeri gerekir. O mübarekler, ana kuzuları illa ki orada bir olacak, Allah’ın rahmetine vesile oluyor, inşaAllah. Saadet Partisi’ne Allah aşkına bir daha öyle bir şey deme Yakup Musa kardeş, çok ters söylemişsin. Milliyetçi Hareket Partisi bir, Saadet Partisi iki, Büyük Birlik Partisi üç bunların topu birden askerdir, delikanlıdır onlar. Öbür partiler de delikanlıdır, ama bunlar hassaten malum, yani belli. Türk İslam Birliği dedin mi bir coşar onlar, yerinde duramazlar, gözyaşı dökerler sevinçten. Öyle bir şey yok, Türkiye sahipsiz olmaz. Sakin olmamız sakın kimseyi aldatmasın.
“Canımız Muhammed Adnan Hocamız. Siz her geçen gün daha bir yakışıklı ve genç görünüyorsunuz, maşaAllah. Allah sizi, kötü olan tüm mahlukatın şerrinden korusun. Astronotun tayfası Facebook’ta ve diğer paylaşım sitelerinde sizi seven kardeşlerimize saldırıyorlar.” Kardeşim, muhatap olmayın, köşeyi dönün köşeyi. Mesela baktınız bağırıyorlar, köşeyi dönersiniz; bağırtmaktansa, değil mi? Astronotun tayfası zaten toplam 15-20 kişi falan bir şey. Mahmut Hocamız’ın talebeleri nurdur nur, çok şahane insanlardır, çok efendidirler, öyle cıvık hareketlerden hoşlanmazlar, terbiyesizlik, edepsizlik falan yapmazlar. Astronotun adına ortaya çıkıyorlar. Astronotun haberi de olmayabilir. Orada eski esrarkeşlerden, eski it kopuk takımından, eski kadın satıcılarından falan tipler var, Cübbeli’yi desteklediklerini iddia ediyorlar, onun bile haberi yoktur. Sarık cübbe falan giyiyorlar; malum semtlerde, bazı yerlerde görürsünüz, eşgal bozuk, at hırsızı gibi tipler olur, elinden yüzünden melanet akar. Hem esrar satar, hem gider namazını kılar, böyle cins tipler. Onların yetiştirdiği veletler var, keratalar ortada, onlar biraz ortalığı karıştırıyorlar. Cübbeli’nin bundan haberi de yoktur. Cübbeli garibandır aslında, fakat şöhretten hoşlanır Cübbeli, adının duyulmasından hoşlanır, çocuk gibi. Ama sapkın cereyanlara karşı Mahmut Hocamız’ın cemaati iyidir, sünnetin korunması. Bir de ahir zaman hadisleri, bunlar kalmayabilirdi, Mehdiyet’e karşı çok şiddetli saldırı oluyordu. Bazı modernist din adamları dini bambaşka bir hale sokacaklardı. Cübbeli o yönden faydalı oluyor, Mahmut Hocamız’ın cemaati de çok faydalı oluyor. Mehmet Talu Hocamız, Süleymanlı kardeşlerimiz bu konuda çok titizdirler. Velhasıl kelam, Allah sahip çıkarttırıyor. Fakat Cübbeli’nin acayip yönü; dini huzur veren bir sistem olarak almak istiyor, onun rahatını sağlayan bir sistem. Mesela “koca karı imanı gibi bir iman olsun” diyor, fazla düşünmek istemiyor, yani kafasını yormak istemiyor. Koca karı imanı çok çirkin bir söz. Az düşünecek, tamam Allah var diyecek, başka bir şey düşünmeyecek, ama neye göre var, derinliği nedir buna bakmayacak. Yormak istemiyor kafasını, derin düşünmek istemiyor. Mesela Mehdi; Mehdiyet’ten korkuyor, çocukluğundan beri kafasında acayip bir şekle sokmuş onu. Halbuki Mehdiyet, dünyanın en güzel sisteminin adıdır, yani dünya tarihindeki en güzel sistem ve sahabe döneminin adı. Onu da istemiyor, korktuğu için, çocuksu olarak onu ötelemek istiyor, “570 yıl sonra” diyor. Kıyametten de çok korkuyor, onu da duymak istemiyor, onu da öteliyor, “kıyamet 700 yıl sonra” diyor. Korktuğu her şeyden kaçıyor. Ama mesela alimler toplansın, onların dizinin dibine otursun, onlardan menkıbe dinlesin; böyle çocuk ruhlu, hoşuna gidiyor öyle şeyler, ama İttihad-ı İslam onu korkutuyor. Onun hem emek verilmesi gerektiğini düşünüyor, hem de cemaatindeki insanlara da pek güvenmiyor. Zaten sürekli güvenmediğini söylüyor. Onların öyle bir zorluğun içine girebileceğine inanmıyor, çok söylüyor, “siz yapmazsınız zaten” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) çıksa da, talebelerinin, çevresindekilerin yardım etmeyeceğini düşüyor. “Benim de zaten gücüm yetmez, benim de yardım edecek bir halim yok. En bozuğunuz benim” diyor, değil mi? “Korkak, ödlek bir şey olduk” diyor, tevazu için söylemiyor, gerçekten samimi öyle düşündüğü için söylüyor. Korkak ve ödlek olduğu kanaatinde. Hakikaten çocuksu olarak ruhunda bir korkaklık var benim gördüğüm, çocuksu bir korkaklık var. Mesela bir Osmanlı ortamı, Osmanlı eşyaları var, alimler var onların dizinin dibinde hadis dinliyor. Amerika dışarıda adamları boğuyor, paramparça ediyor ama onu ilgilendirmiyor, onu düşünmek istemiyor. İman hakikatlerini de düşünmek istemiyor. Mesela dünyanın yaşı; hani anlatıyordu ya geçen günlerde, “Big Bang Teorisi falan bunlar nedir yahu? Nereden çıkarttınız bunları? Bunlara gerek yok, düşünmeye, araştırmaya da gerek yok” diyor. Bilim de korkutuyor bunu, bilimi araştırmak da korkutuyor. Muhtemelen imanı zayıf, orada imanını sarsacak bir şeyle karşılaşmaktan korkuyor. Böyle tipler böyledir; Darwinizm’i okumaktan korkar, Marksizm’i okumaktan korkar, egzistansiyalizm, felsefeler veyahut Hegel’in felsefeleri bunlardan çekinir bunlar, pek incelemek istemezler, düşünmek istemezler. Bu muhtemelen her türlü bilgiden korkuyor, içine kısılmış. Yani bunun ruh hali değişik, bu anlattığım çizginin içerisinde, ilginç bir tip, ama Mahmut Hocamız ağır insandır, olgun, nezaketli insandır. Bak, 10 yıl kadar Mahmut Hocamız Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığını açıkça söylemiş. Kardeşim bitmiş, 10 yıl bir alim Hz. Mehdi (a.s.) çıktı diyorsa, Hz. Mehdi (a.s.) çıkmıştır. 11. yılda böyle büyük bir alim; ki bana göre müceddid, “pardon yanlışlık yaptım” demez. Bir alim, bir mürşid 10 yıl gaflet ve dalalet içinde olmaz. 10 yıl basireti bağlı bir alim olmaz. Basireti, feraseti açık bir insandır. Teşhisi koyduysa, doğrudur koyduğu teşhis. Ne diyor Mehmet Talu Hocamız? “10 yıldan beri Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığı hep konuşulur aramızda, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yaşadığı konuşulur” diyor, bitti, konu kapanmıştır. Sen 11. yılda gider, Mahmut Hocamız’ın üstüne daha hala “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı mı?” dersen, o da böyle, böyle yapacaktır tabii, ne desin? Kardeşim, saygıya uygun bir şey değil ki bu. 10 yıldan beri sürekli “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” diyorsa bir alim, sen ne demek istiyorsun? Sen diyorsun ki; “10 yıldan beri efendim hata mı yatınız siz, ferasetiniz, basiretiniz bağlandı mı? Yanlış bir teşhis mi koydunuz? Bir daha düşünün, bir daha söyleyin” diyorsun. O zaman ne der o alim de; böyle böyle yapması yeterli. Onu bir tefsir etmesi var, böyle böyle yapmayı; “demek istedi ki; ‘Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda çıkmayacak, benim ihvanımın gençleri de görmeyecek, kimse göremeyecek. Çok çok uzaklarda, şu an yaşamıyor.’ dedi” diyor. Öyle bir şey demediğini biliyorsun, niye doğru söylemiyorsun? Mehmet Talu Hocamız’ın yanında konuşuyor, diğer Hocalarımız’ın yanında konuşuyor. Mehmet Talu Hoca söylüyor; “sadece böyle yaptı” diyor, “ben göremeyeceğim anlamında dedi” diyor, bu kadar. 10 yıl Hz. Mehdi (a.s.) hayatta diyorsa, yaşıyor diyorsa, 11. yılda sormak saygıya uygun değil, terbiyeye uygun değil, adaba uygun değil. Yani hiç yerine koymaktır alim bir insanı, büyük bir alimi hiç yerine koymaktır. Kardeşim, 10 yıl ne demek? Ve kendin de diyorsun “Hz. Mehdi (a.s.) 30 yaşında” diyorsun, yaş veriyorsun. Kendin de adın gibi biliyorsun. Ama baktı ki Mehdiyet gençleri kucaklıyor, insanları kucaklıyor, sevgi var, barış var, kardeşlik var, modernlik var, laiklik var, demokratlık var, bilim var, sanat var, baktı bambaşka bir dünya. Onun beklediği Mehdiyet ile, ortaya çıkan Mehdiyet arasında dağlar gibi fark var. Ne dedi bu sefer? “Aman sakın.” Benim Mehdiyet’i savunmam sonucunda da, beni de mürtedlikle itham etti, “bu dinden çıktı” dedi, “bunun dini, imanı kalmadı” dedi. Mehmet Talu Hocamız’a da; “bu da ruh hastası” dedi, Hz. Mehdi (a.s.) yaşıyor dediği için “ruh hastası” dedi. Kendini kaybetmiş vaziyette yani, bir yönüyle, manen böyle bir coşku içerisinde. Bunların hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığının açık alametidir. Bakın, Abdullah Öcalan ne diyor; “seçimlere kadar size müsaade ediyorum” diyor. Bu ne demektir biliyor musun? Allah şunu diyor; “Türk İslam Birliği’ni hemen kurun, deccalin sesini susturun. Bak, “deccal bir adada zincire bağlı olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Adam adada zincire bağlı, aynısı. Ve muhtelif deccallerden bahsediyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bir de sarıklı bir deccalden bahsediyor. “Başında taylasanla çıkacak, sünnetimi iktiba iddiasıyla, bana sadakat iddiasıyla ortaya çıkacak” diyor; bir deccal daha, küçük bir deccal, sarıklı bir yobaz. İmam-ı Rabbani de; “o medinede (şehirde, yani İstanbul’da) çıkacak, 70 bin sarıklı ona tabi olacak ve başları tıraşlı olacak” diyor. Mehmet Talu Hocamız da çıktı, dedi ki mübarek; “Hz. Mehdi (a.s.) şu an yaşıyor” dedi. Ne güzel konuştu, maşaAllah. O mübarek cemaati münezzeh hale getirdi, tenzih etmiş oldu böyle bir tehlikeye karşı. Böyle bir tehlikenin içerisinden onları uzak tutmuş oldu, bu sözüyle. Çok mübarek bir insan. Böyle bir tehlikeye yanaşma ihtimali vardı; o cemaatten bir kısım insanların, o beladan onları korumuş oldu. Yani bu hadis-i şerifin içine girme ihtimali olan bazı kişileri korumuş oldu.
“Canım Muhammed Adnan Hocam, Allah’ına kurban olurum senin” diyor. Çok güzel bir ifade, çok seviyorum bu ifadeyi, maşaAllah. Şimdi bakın, deccal yakında huruc eder. Adadaki deccal, hakikaten bu huruc eder, edecektir yakında, çünkü öbür küçük sarıklı deccal de huruc halinde, bu öbür deccal de huruc halinde. Allah Mehdiyet’i nasıl mecbur ediyor, görüyor musun? İttihad-ı İslam’ı nasıl mecbur ediyor, başka hiçbir kurtuluş yolu yok. Ya paramparça olmak, ya İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği, üçüncü bir yol varsa bana söylesinler. Bak, İshak Alaton, Kuzey Kutbu’nu keşfeden bir adam vardı neydi onun ismi, Amundsen mi? O şekle gelmiş, daha hala nelerden konuşuyor. Kardeşim, sen Kürt kardeşlerime, benim canlarıma ne yapıyorsun sen, ne konuştuğundan haberin var mı? Onlar hep Müslüman, mukaddesatçı, dünya tatlısı insanlar. Kimlerin kucağına itiyorsun haberin var mı? Ne yaptığının farkında mısın sen? O insanlar mukaddesattan hoşlanır, efendilikten hoşlanır, dostluktan, kardeşlikten hoşlanır. Sıra gecesi olacak, muhabbet edecekler, “vay hoş gelmişsen” falan diyecekler, değil mi? Yer sofrası olacak, Allah’tan, dinden bahsedecekler, Hz. Ali’den bahsedeceksin, Hz. Ali’nin menkıbelerinden bahsedeceksin; onların gıdası o. Sen neden bahsediyorsun, entel dantel bilmem ne? Bir de ne üzerine vazife senin? Ne üzerine vazife oradan çıkıyorsun. Zaten Musevi kardeşlerimize yönelik binbir türlü söz var, onları yatıştırmaya uğraşıyoruz, sen orada adamların ekmeğine yağ sürüyorsun.
“Selamun Aleykum Seyyid Adnan Hocam. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bir hadiste: ‘Hz. Mehdi (a.s)’ı, sarık içinden bir şahıs; ‘bu Hz. Mehdi (a.s)’dır, buna uyun’ diye müjdeleyecek’” dediniz. Bu hadisin Arapçası’nı Ravi dahi aktarırken, manayı karıştırmış, ama Allah size acayip bir ilimle bu hadisin gerçek manasını açıklattı” diyor, doğru Allah vesile etti, doğru. Hakikaten ben de o ana kadar bilmiyordum, inanın o anda, okurken aklıma geldi, hayretler içinde kaldım. Çünkü hadisin anlamına bakın; “sarığın içinden bir adam” diyor, çok acayip yani bakın; “sarığın içinden.” Bakıyoruz, Şeyh Nazım Hocamız sarığı sarmış, göğsünden geçirmiş, baktık sarığın içinde. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a baktık, başına sarığı sarmış, boynundan geçmiş, sırtına da sarkmış sarmış, her tarafına sarmış, baktık sarığın içinde. Ne yapıyorlar? Gece-gündüz Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeliyorlar. Hadiste ne diyor? “Sarığın içinden bir adam, Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeleyecek” diyor. Aynısıyla çıktı. “Hocam, ben anladım ki, Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıp açıklama görevi ancak size verilmiş. Sizden önce hiç kimse bu kadar net açıklamamış, Allahualem. Duanıza muhtaç Sinan Dolayman.” Ama hakikaten dünyada Hz. Mehdi (a.s)’ı, bu kadar kapsamlı, bu kadar samimi, bu kadar rahat, bu kadar teknik delillerle açıklayan, fotoğraflarla, belgelerle açıklayan, bu kadar hurafeden uzak, son derece akıllı, net delillerle, vurucu delillerle ve kimsenin inkar edemeyeceği şekilde açıklayan, dünyada başka hiç kimse yok. Hiçbir alim yok, hiçbir hoca yok, tekim yani elhamdülillah, Allah vesile etti. Allah’a hamd olsun, bir şereftir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı, bu kadar coşkulu açıklayan, anlatan, müjdeleyen, ben kimseyi görmedim. Onu bu kadar kapsamlı açıklayan, yani dış görünümünü, geleceğini, geldiğini anlatan, faaliyette olduğunu anlatan kimseyi görmedim. Bediüzzaman’ın, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili açıklamalarını bu kadar samimi, sarih, Bediüzzaman’dan asla taviz vermeden birebir, kelimesi kelimesine açıklayan da başka kimseyi görmedim. Allah razı olsun, Seyyid Salih Özcan Hocamız bize destek çıktı, sonra Hocamız’ın diğer talebeleri destek çıktılar. Yani anlatırken, bütün konuları çok teknik, samimi, açık delillerle, kimsenin inkar edemeyeceği gibi kelime kelime, cümle cümle mükemmel izah ettik, elhamdülillah. Örtbas edilmiş, kapatılmış bir konuyu; “şahs-ı manevi” diye kapatılan bir konuyu, açık sarih hale getirdik, net olarak Hz. Mehdi (a.s)’ın şahıs olduğunu, Bediüzzaman’ın açık ifadeleriyle anlattık. Kardeşim bu ne cürettir, bu ne harika haldir, ahir zaman ne kadar gariptir? Bediüzzaman diyor ki: “Benden 100 yıl sonra gelecek” diyor, net. Adam diyor ki: “Yok öyle bir şey yok, şahs-ı manevi 100 yıl sonra gelecek” diyor. Bediüzzaman diyor ki: “Hz. Mehdi (a.s) ve şakirdleri gelir, bu daireyi genişletir, bu tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden seyredip, Allah’a şükrederiz” diyor. “Hz. Mehdi (a.s ) geldiğinde, ben kabrimde olacağım” diyor, “Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri” diyor, daha nasıl desin? “Yok onu demek istemedi, şahs-ı manevi demek istedi” diyor. Ne kadar şahs-ı manevi varsa, tepene dökülsün. Yani bu kadar samimiyetsiz izah olur mu? Milletin gözünün içine baka baka bu kadar nasıl anlatıyorlar? İnsan doğru bir şey söylemezken, acayip canı yanar. Yani ben düşünüyorum, beceremem, dilim dolaşır, insanın gücü yetmez, ne olurum bilemiyorum, Allah vermesin. Zaruret halinde bile insan bu kadar doğru söylememe gücüne erişemez. İnsanların gözünün içine baka baka, gayet sakin yedire yedire “şahs-ı manevi” diye anlatıyorlar. Kardeşim şahıs desene sen, ne karışıyorsun? “Ya Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı göndermezse.” Bu mantık seni nereye götürür? Arkasından da diyeceksin ki, haşa, “Allah yoksa” diyeceksin, “ya ahiret yoksa” diyeceksin. Müslüman isen inan, Bediüzzaman’a tabi isen, ona tabi olmanın gereğini yap. Resulullah (s.a.v.)’e tabi isen, Resulullah (s.a.v.)’e tabi olmanın gereğini yap. Resulullah (s.a.v.) net açıklamış, karmaşık bir şey yok ki. 7000 yıllık tarih vermiş, “5600 yılı geçti” diyor. Çıkart 7000’den, 5600’ü; 1400 ile 1500 kalır, bitti çok net.
Bediüzzaman nereye baksak; alın bakın açalım mesela buyurun. “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve (mim) ikişer sayılsa bundan bir asır sonra.” Kardeşim sahtekarlık neden yapıyorsunuz? Açık işte bakın “bundan bir asır sonra” diyor. Yani Bediüzzaman’ın bunu söylediği tarihler; hicri 1330’lar, bir asır sonra; hicri 1430. Biz kaçtayız? 1432’deyiz. “bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise,” zulümat dediği; Darwinizm ve materyalizm’dir. “Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri(talebeleri) olabilir" diyor. (Şualar, Birinci Şua, s. 85) Çok net. Bakın mesela; “Bir hamiyet-i Âliye feveran edecek ve Hazret-i Mehdî başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” Müslümanların başına geçecek diyor, geçti demiyor, “geçecek, tarik-i hak ve hakikate sevk edecek” diyor. Şahs-ı manevi başa geçer mi? Nerede komutanınız, lideriniz, başınız diyorsun, “burada, sen göremiyorsun iyi bak” diyor. Nerede, göremiyoruz diyorsun, “şahs-ı manevi olarak şu an burada” diyor. Şeytandan Allah’a sığınsınlar, akıllarını başlarına alsınlar. “Büyük Mehdînin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, mücadele âlemindeki çok dâirelerde icraatları olduğu gibi” diyor Bediüzzaman. Kardeşim bakın; “büyük Hz. Mehdi (a.s)’ın çok vazifeleri var” diyor. Ve saymış; “siyaset, diyanet, saltanat ve cihad (cehd) aleminde.” Siz bunları nasıl bölümlere ayırırsınız? “Bediüzzaman öyle dedi ama olmaz, biz başka parçalara ayıralım” diyor. Parça ayırıcılık yapıyor, olmaz. Yani Risale-i Nur’dan, Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatma konusunda da biz ilk defa ağabeylerin hepsiyle röportaj yaptık, Risale-i Nur tarihinde ilktir. Risale-i Nur tarihinde bu kadar kapsamlı bir açıklama hiç olmamıştır. Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın, Mehdiyet ile ilgili açıklama yapması, Bediüzzaman’ın vefatından sonra, ilktir. Yani İslam tarihinde ilktir, hiç böyle bir konuşma yapılmamıştır, böyle bir açıklama yapılmamıştır. Bediüzzaman’ın talebeleriyle ilgili konuşmalar, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili konuşmaları, ilktir, hiç yapılmamıştır. Bir araya getirilmesi çalışmasını da, onu da ilk defa biz yaptık, elhamdülillah. Bediüzzaman’ın ifadelerini sarahaten, demagoji ile kapatılan ifadelerini açık açık topluma yine biz duyurduk. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini alenen ve net olarak, yine topluma biz duyurduk. Cübbeli’nin demagojilerinin geçersizliğini teknik açıklamalarla, bilimsel, akılcı açıklamalarla nötr hale getiren, etkisiz hale getiren yine biz olduk. Ben bayağı samimiyim. Benim tuzum da kuru. Ben çok rahat adamım, öyle bir derdim yok. Mehdilik iddiam da yok, bunu durup durup, ısıtıp benim karşıma getirip durmasınlar. “İşte alametleri, Hz. Mehdi (a.s)’a benziyor” diyor. Benziyor tamam, benzeyebilir, ne var? Yalan mı söyleyeceğim, tabii ki benziyor. Benzemesi neyi değiştirir? Ayrıca benzeyen adama, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bilgi verme yasağı mı geliyor o zaman ona? Ben diyeceğim ki, Hz. Mehdi (a.s)’a benziyorum, o zaman bana anlatım yasağı geldi. Demek ki orta boylu olan, alnı açık olan adamlar, sırtında ben olan adamlar, seyyid olan adamlar, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili açıklama yapamayacaklar, yasak. Ne alaka kardeşim? Bayağı aklı başında bir adamım, benim ne zorum var? Selamun Aleykum, ben ilan ediyorum mu, diyeceğim? Neden öyle bir çılgınlık yapayım, ne zorum var, ne derdim var ki? “Kişiyi nasıl görürsün? Kendim gibi” derler ya bazı kişiler, kendi gibi görüyorlar, benim öyle bir zorum yok. Kimse kim. Mübarek nur yüzlü bir insan çıkar, derler ki; “işte Hz. Mehdi (a.s) bu.” Ne ala, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) olduğunu umut ediyoruz deriz, Hz. Mehdi (a.s) bu denmez de, Hz. Mehdi (a.s) olduğunu umut ediyoruz deriz, baş tacı ederiz, bayağı güzel.
Bakın ben samimiyim, Müslüman kardeşlerimiz beni bu yönümle desteklesinler, anlatımlarımı desteklesinler. Ben örnek miyim? Ben günahkar, cahil bir insanım. Ben örneğim demiyorum. Ben garibanın tekiyim. Fotokopilerden, kitaplardan naklediyorum, ezberden de söylemiyorum. Alimim de demiyorum, ben talebeyim, öğrenciyim, fıkh konusunda da Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız’ın ilmihalini tavsiye ediyorum. Ama benim anlattıklarım doğru ve son derece samimiyim, yani benim öyle bir derdim yok. En büyük olayım demiyorum, garibanın tekiyim. Fakat dediklerim doğru, onun için A9 TV kanalı çok pahalıya mal oldu bizim çocuklara, kardeşlerimiz bu kanalı tanıtsınlar. Mesela ben gittim, annemin evinde kanalı kurdurttum, annem seyrediyor şimdi, çok hoşuna gidiyor, bayılıyormuş annem. Anneme de selam buradan, komşulara da selam, inşaAllah. Herkes annesine, akrabalarına bu sistemi kursun, kanalı seyretsinler. Mesela sabah kahvaltı ediyordum, kanal açık, kardeşim ne kadar şahane şeyler. Kendi hazırladığım filmler ama, acayip severek seyrediyorum. Masonlukla ilgili film vardı, masonlara düz gidiyorum orada anlatırken. Ama bakın benim dindar masonlarla alıp veremediğim yok, onlar benim başımın tacı, ama dinsiz masonlara, bakın tavrımı koyuyorum. Sabahleyin yağmur gibi yağdırıyordum hakikaten. Adamlar diyor ki: “Sen masonluğu destekliyorsun.” Desteklesem öyle yayın yapar mıyım? Benim yaptığım yayını senin yedi sülalen yapamamıştır, anti-mason olmayı benden öğrendiniz. Dindar mason, “Allah birdir” diyor, Peygamber (s.a.v.)’e karşı sevgisi var, “araştırıyorum” diyor, “dünya barışı için de olsun, kardeşlik içinde olsun, İslam dünyaya hakim olsun” diyor bir mason, alnından öperim, bütün gücümle desteklerim. Tapınak Şövalyesi de aynı şekilde ehl-i iman ise, alnından öperim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s)’ın kontrolünde olacaklar” diyordunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, evelAllah. Bir mason tablosu vardı, gördüğümde çok hoşuma gitmişti. Böyle büyük dev bir tablo yapmışlar, çok kapsamlı. Mason kıtaları dizilmiş, ama yüz binlerce mason gibi yapmışlar, Hz. Mehdi (a.s) da yüksek bir duvara çıkmış, böyle yüksek bir yere, çok muhteşem bir kavil; elinde asayla, masonları yönetiyor, “Adonay” diyor. “Adonay’ın Emrindeki Masonlar” diye bir tablo yapmışlar. Adonay, Adonis de deniyor. Adonay; “efendi” anlamına geliyor, inşaAllah. Yani Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacakları açıkça anlaşılıyor. Açıkça söyleyeyim, masonlar Hz. Mehdi (a.s) ordusudur, Tapınak Şövalyeleri de Hz. Mehdi (a.s) ordusudur ve Allah’a çok şükür dinsiz, imansızların elinden aldılar yönetimi; çocuklar gençler. “Hocam artık 50-60 yıl evelAllah bizim elimizdedir” dedi masonlar. “İmanlı gençlerin eline geçti” dediler, “Allah birdir diyenlerin eline geçti” dediler. Tamam o zaman, baş tacıdırlar, hiç sorun yok. Ama yamukluk yapan masonlara, bakın yağmur gibi yağdırıyoruz evelAllah, inşaAllah.
SUNUCU:Aksu TV ve A9 TV’den devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Aksu TV’den, helal olsun. TV kanal sayısını biraz arttıralım. Yalnız A9 TV’nin tanıtımı için herkes gitsin, halasının, teyzesinin evinde kursun, teşvik etsin, bir kilo da bisküvi, ondan sonra güzel de çayı demlesinler; çay servisini de kendileri yapsın, beraber seyretsinler. Kardeşim 24 saat açık duracak bir kanal, çok şahane. Bakın elfazı küfür, yani dinden çıkaran çirkin tek bir kelime yok. O kadar titiz bir kanal ki, yani kalpte burkuntu yapacak, imanı sarsacak, insanın şevkini kıracak, dine, imana, mukaddesatın aleyhine tek bir kelime yok, her şey mükemmel. Kanalı aç, son derece rahat, istediğin gibi güvenebilirsin. Ve müthiş bir kültür hazinesi, şahane; peş peşe peş peşe çok güzel programlar var. Mesela bazen başka bir kanalı açıyoruz, insan tedirgin oluyor. Ama A9 Tv’de böyle bir konu yok.
SUNUCU:Ahir Zaman ve Yaratılış Gerçeği programımıza, 00:30’dan itibaren A9 TV, Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Kuran'dan İşaretler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...