SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv,Ankara Seylan TV Beypazarı, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, buyrun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. International Business Times isimli yabancı bir sitede Batı Avrupa’daki Müslüman nüfusun arttığına dair bir haber yapılmış. Önceden Osmanlı İmparatorluğu’na ait olan Avrupa’nın Güneydoğu bölgesinde asırlardır Müslümanların bulunduğu ancak Avrupa’nın batısında sayıları gittikçe artan Müslümanların yeni bir durum olduğu belirtilmiş haberde. İngiltere’nin Telegraph Gazetesi’nin 2009 yılında yaptığı bir araştırmaya göre 2050 senesine kadar Müslümanların Avrupa’nın toplam nüfusunun yüzde 20’sini oluşturacağı ifade edilmiş. İngiltere, İspanya, Hollanda’nın ise bu rakama 2050 yılından çok daha önce ulaşacağı yazıyor. Ayrıca Batı Avrupa ülkelerindeki Müslüman nüfus oranlarını da vermişler. Gittikçe artıyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi, Cezayir’de Müslüman nüfus oranı ne kadar? Yüzde 95, ne oluyor? Köle konumundalar. Fas’ta ne kadar? Yüzde 99. Ne konumdalar? Köle konumdalar. Nüfusun artması, sayının artması bir şeyi değiştirmez. Kalite çok önemlidir, inanç önemlidir; ülkü, ideal önemlidir, kararlılık önemlidir, dava adamı olmak önemlidir. Mehdiyet’e önem vermek, Hz. Mehdi (a.s)’a önem vermek esastır. Hz. İsa Mesih (a.s)’a karşı derin sevgi duymak esastır. Bunlar olursa başarı olur. Bir buçuk milyar Müslüman alemi var, hemen hemen yüzde 90’ı esir konumunda, hatta yüzde 95’i esir konumunda. Gelen tokatlıyor, giden tokatlıyor. Parça parça ayırmışlar, “gel buraya” diyor, adam ağzını burnunu kırıyor, “hadi git” diyor. O, siniyor; “ellerin kırılsın, beni ne kadar perişan ettin” diyor. Dergilere bakın, Müslüman ülkelerindeki yazılara bakın; nasıl ezildiklerini, nasıl dövüldüklerini, nasıl sövüldüklerini anlatırlar. Hep çektikleri acıları anlatırlar, hep feryat doludur. Bir tane dergi çıksa, delikanlıca “bunun çözümü şudur” diyen çok nadir bulursunuz. Mehdiyet’ten hemen hemen hiç bahsetmezler, Hz. İsa Mesih (a.s)’dan hemen hemen hiç bahsetmezler, çok nadirdir. Allah da o zaman esir konumuna getiriyor işte. Hastalığı veren Allah, şifayı da veriyor. Hastalık deccaliyettir, şifa Mehdiyet’tir. Adam hastalığı alıyor, şifayı almıyor, Allah her hastalığa bir şifa veriyor. Hastalık deccaliyet, şifa Mehdiyet; Mehdiyet’e de adam yanaşmıyor, ilacı almak istemiyor, kabul etmiyor.
Ayşegül Göceci Hanım; “Nasılsınız Hocam?” Elhamdülillah, ala külli hal. “Sizin sohbetlerinizi her zaman sabırsızlıkla bekliyor, kaçırmamaya çalışıyorum. Ama sizi göremediğim zamanlar da oluyor, o zaman üzülüyorum.” İslam’da üzülmek var mı? Haram. “Her gün yüzünüzü görmek istiyorum Hocam, geceleri her gün çıkmıyorsunuz programa. ‘Gece 22:00’da olacak’ diyorlar. Bekliyorum, bekliyorum ama bir türlü sizi göremiyorum. Bazen sizi yorgun görüyorum.” Yani 48 saat uyumadığımız oluyor. Mesela bak bugün de 24 saati devirdik, evelAllah. Sabahtan beri faaliyet halindeyim, maşaAllah. “Yaptığınız iş hiç de kolay değil biliyorsunuz. O yüzden Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Ben de bir nebze İslam’a faydalı olmak için sizin yazılarınızı, makalelerinizi yerel gazetede yayınlıyorum, inşaAllah. Hocam, sizden dua bekliyorum.” Güzel Ayşegül senden benim bir ricam var; bu A9 kanalını herkese tanıtmak. Gideceksin dayınlara, “Selamun Aleykum.” “Ayşegül, hoş geldin” diyecekler. “Bakın, gelin size bir şey göstereceğim” diyecek; alacak o aleti, A9’u onlara çıkaracak, değil mi? Bakacak uydusu yok. “Dayı, hadi yürü, gidiyoruz televizyoncuya” diyecek, adamla beraber uyduyu alacaklar, uydunun parçalarını gelip eve takacaklar güzelce. “Ben uydudan yayın göreceğim” diyecek. “Ondan sonra sohbet edeceğiz” diyecek, değil mi? Dayısını ikna edecek, amcasını ikna edecek, halasını ikna edecek ve güzel hizmet etmiş olacak. Çünkü her ev o zaman bir okul hükmüne gelmiş oluyor. A9 TV’nin girdiği her ev bir okuldur, bir üniversitedir. Ben kendim de açıyorum; bir tane küfür ifade yok. Bir tane gereksiz söz yok; bir tane mantıksız, akla uygun olmayan söz yok. Her şey ispatlı, her şey delilli, her şey mükemmel, gayet güzel anlatılıyor ve çok derin imana sebep olacak mükemmellikte. Böyle bir fırsat varken boş muhabbetler, boş sohbetler eden bazı kanallarla oturup uğraşmak çok yanlış olur, değil mi? Onun için bu kanalı açıp, akşama kadar yayına devam etsinler. Haberleri falan izlemek istiyorsanız tamam, haber kanallarına bakarsınız ki burada haber de olabilir. Sabah 9, 12, akşam 8 gibi haber de yapılabilir, ama illa istiyorsanız herhangi bir kanala girip haber dinleyebilirsiniz. Ama bunun dışında A9 üniversitedir. Her eve de bir hoca, bir alim getirmeniz şart. Her evin bir alimi olması lazım. Her evde bir alim, her mahallede bir alim, bir İslam alimi; güzel tebliğ yapan, mükemmel Darwinizmi, materyalizmi çökerten, etkisiz hale getiren, iman hakikatlerini çok güzel anlatan bir alim. Nasıl yapacağız? Bir beş katlı, üç katlı, iki katlı bir kütüphane kuracağız; dolduracağız oraya Harun Yahya eserlerini, Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız’ın ilmihalini koyacağız, Ali Bulaç’ın Kuran Meali’ni koyacağız, bir tane de Yaratılış Atlası, o mahalle bitti demektir. O mahalleye ne komünist sokabilirsin artık ondan sonra, ne Darwinist, ne materyalist, ne şu, ne bu. Adam der ki; “komünistim.” “Gel hemşerim, gel otur, gel bir çay iç” dersin. “Al şu kitapları oku. Bu kitapları okuduktan sonra eğer komünistsen alnından öpeceğim ben senin” dersin. Olamaz, on sayfa okusa biter. Her mahalleye bir alim talebimiz var; her köye, her bucağa, her nahiyeye. Kale gibi, evelAllah.
Bana soru soran kardeşlerimiz; ben mesela bir alim, hoca bir kardeşimiz olsa, anlatan biri olsa en merak ettiğim soruları sorarım. Samimi olarak merak ettiğim soruları sorarım, en önemli gördüğüm soruları sorarım. Kardeşlerimiz de bana en önemli gördükleri soruları sorsunlar ama çok kısa, bayağı kısa, inşaAllah.
Cübbeli hakkında da ikide bir bana “Hocam ona niye böyle davranıyorsunuz?” demesinler. Çünkü adamı bilmiyorlar onlar. Benim Cübbeli ile ilgilenmemin nedeni, bir kere şahsım adına değil olay sadece; o şahıs, samimi kanaatim olarak söylüyorum, bana inansınlar, ahir zamanda geleceği belirtilen önemli bir kişidir. İmam-ı Rabbani’nin de belirttiği hadislerde belirtilen önemli bir insandır ve güç bulacak o şahıs, daha da güç bulacak. Anti-Mehdi çok yoğun bir faaliyet yapacak o insan, bunu göreceksiniz. Bu şahıs, hadislerde belirtilen bir şahıstır. Bana yönelik konuşmalarına dikkat etmiyor kardeşlerimiz. Diyor ki adam; “Birincisi, onun etrafındaki herkesin dağılması lazım” diyor. Darwinizme yönelik çalışman var mı? Yok. Kim yapacak? “Kim yaparsa yapsın” diyor adam. Materyalizme karşı çalışma yapıyoruz, “durdursun” diyor. Kim yapacak, sen yapıyor musun? Yok. “Bırak, biz yapalım” diyoruz. “Sen de yapmayacaksın” diyor. “Müslümanlar birleşsin, kardeş olsun” diyoruz. “Aman, görüşmesinler birbirleriyle” diyor. Bütün Müslümanları birbirinden ayırıyor. Acayip bir fitne koyuyor ortaya, görüşmemeleri için her şeyi yapıyor. Benim de Müslümanlarla görüşmemem için her türlü tedbiri almaya çalışıyor, kendi kafasınca. Ayrıca gidiyor, Aydın Doğan’ın takımıyla ciddi derin bağlantılar içerisinde oluyor. Ve burada söyleyemeyeceğim, anlatmak istemediğim birçok özelliği var adamın. Şimdi kardeşim, buna karşı susarsak harama gireriz biz. Tabii ki konuşacağız, anlatacağız, ama yine nezaketli bir üslubumuz var, faydalı yönlerinden istifade ediyoruz, eksik yönlerini uyarıyoruz.
Şimdi, beni seven kardeşlerim bana gerçekten çok merak ettikleri sorulardan bir göndersinler, bir göreyim, inşaAllah. Çünkü bazen sohbet amacıyla sorabilen oluyor. Ben, ciddi heyecanla hakikaten aklına takılan, hakikaten çözemediği, çok ehemmiyetli gördüğü soruları sormalarını istiyorum kardeşlerimizin, inşaAllah.
Bir de yurtdışı izlemeleri çok önemli. Geçen gün bir test ettik; güzel, çok şahaneydi ama bugün de bir test edelim. Özellikle yurt dışı, yurt içinde de çok ayrı noktalarda olan kardeşlerimiz, Türkiye’ni mesela uç şehirlerinde, uç kasabalarında olan kardeşlerimiz özellikle bana yazsınlar. İzlenme oranını o zaman daha iyi tespit edebiliyoruz. Şimdi bekliyorum.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Bir de diyorlar ki bana; “Hocam kız arkadaşlarınız da konuşsun” diyorlar. Yani istemezsiniz, söyleyeyim. Benim konuşmamı istersiniz. Çünkü benim konuşmalarım orijinal, öyle rahat rahat duyacağınız bilgiler değil. O kardeşlerimiz, çocuklar bir araya gelip anlatıyorlar. Ben onlara bol imkan veriyorum, gençlerle toplanıyor bizim çocuklar, değil mi? Hepsi de yakışıklı çocukların, maşaAllah, değil mi? Bizim ekip şahane. Özellikle bizim çocukların en yakışıklı olanlarından çıkarıyorum ki, amacım ne biliyor musun? Diyorlar ki; “kardeşim, bu çocuklar eğer yakışıklı olurlarsa, zengin olurlarsa, paralı olurlarsa, tahsilli olursa, genel kültürlü olursa bunlar gidip Müslümanlığı, dini, imanı anlatmaz” diyor. Bunlar ne yapar? Gider kadınla, kızla eğlenir; keyfine, zevkine bakar, köşe dönmeye bakar, çoluk çocuğa karışır, kızsa zengin bir koca bulmaya çalışır, delikanlıysa zengin bir kız bulup güzel bir kız bulup evlenip işine gücüne bakmak ister. Dolayısıyla dine, imana yaklaşmaz. “Dine, imana kim yaklaşır hemşerim?” diyoruz. “Hasta, yaşlanmış, hayattan ümidini kesmiş, artık bitmiş olarak kendini gören, parası olmayan, pulu olmayan yahut tipini beğenmeyen, evlenmeyen veyahut kadınlarla beraber olma imkanı olmayan, yani artık o ümidini kaybetmiş, bir çok yönden ümitsizliğe düşmüş insanların ümit kapısıdır. Bir nevi kendilerini tatmin ederler dinle. O yüzden dindar olurlar” diyorlar, haşa. Ben de ne diyorum; “bakın, aslan gibi yakışıklı delikanlılar diyorum, hepsi de zengin aşağı yukarı benim arkadaş çevremin ve olağanüstü yakışıklılar. Hakikaten, bakan “aboov” der yani, inşaAllah. Zenginlik tamam, genel kültür tamam, konuşkanlık tamam, her türlü imkanları var, neyi tercih ediyorlar? Ahireti, Allah’ın rızasını, İslam’ı, Kuran’ı. Biz sözlerini böylece boğazlarına tıkamış oluyoruz, değil mi? İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, Yeni Asya Gazetesi son zamanlarda İttihad-ı İslam konusuna her gün değiniyor, haber yapıyor, maşaAllah. Bugün de Antalya’da “Said Nursi’ye göre İslam toplumlarının geleceği ve dünya barışı” konulu bir toplantının haberini vermiş. Mehmet Kutlular Hocamız’ın da katıldığı toplantı da söz alan Prof. Dr. Musa Yılmaz; “Batı tam bir çıkmaz içindedir. Eninde, sonunda beşeriyet İslam’a ve Kuran’a teslim olacaktır. İnsanlık ilahi ikazlarla uyanacaktır. Japonya’da en son meydana gelen deprem belki buna işarettir diye düşünüyorum” diyerek, Üstad Hazretleri’nin yalnız İslam dünyasının değil Batı dünyasındaki hastalıkların çözümünün de Müslümanlar arasındaki ittifaka bağlı olduğunu söylemiş. İhtilafın çok büyük bir hastalık olduğunu ve iman kardeşliğinin önemine dikkat çektiğini söylemiş. “Batı dünyasındaki hastalıkların çözümü de Müslümanların ittifakında” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehmet Kutlular Ağabey’in işyerine ziyarete gitmiştim sohbet etmeye, halini hatırını sormaya. Baktım, acayip delikanlı ağabeyimiz, maşaAllah. Havf damarı, bu alemin korkaklığından yakındı. Bir de ümitsiz olmaları, yeis, ondan yakındı, onları anlatmıştı. Kardeşim, bir kere anti-korkaksa bir adam, korkaklığın üzerine gidiyorsa o delikanlıdır, yeisin üzerine gidiyorsa dava adamıdır. Helal olsun Hocamız’a. Gerçi Hocamız şahs-ı manevi mantığındaydı. Halen de şahs-ı manevi düşünüyor olabilir ama belki maslahat için söylüyor olabilir. Ama İttihad-ı İslam’ı istiyor şu an, güzel. Müslümanların da bir lideri olacaktır ama ne hikmetse Nur talebesi ağabeylerimizin bir kısmında Hz. Mehdi (a.s) korkusu var. Bediüzzaman aşık Hz. Mehdi (a.s)’a. “Ben onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor, deli gibi seviyor Bediüzzaman. Bütün ömrünü Allah rızası için, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlamaya, İttihad-ı İslam’a ayırıyor, Allah rızasına ayırıyor. Nur talebesi bir takım kardeşlerimizde de acayip bir Hz. Mehdi (a.s) korkusu, Hz. Mehdi (a.s) antipatisi, Hz. Mehdi (a.s) fobisi var. Çok acayip bu. Bu, şeytanın bir oyunu. Kardeşim, Hz. Mehdi (a.s) sevgisiyle devam etseydi Nur talebeleri, şu an dünyanın en büyük gücü olurlardı. Resulullah (s.a.v)’e karşı tavır konulmuş oluyor, Bediüzzaman’a karşı tavır konulmuş oluyor burada. Yani konuyu uzatmaya gerek yoktur. Şakır şakır söylemeleri lazım. Söylüyorlar ama bazı ağabeyler eviriyor, çeviriyor, yandan gidiyor, önden gidiyor; söylesene muhterem kardeşimiz, muhterem ağabeyimiz açıkça söylesene, değil mi? Bir türlü söyleyemiyorlar, çekinecek ne var? Ama helal olsun Yeni Asya’ya, Mehmet Kutlular Ağabey’e, İttihad-ı İslam’ı alenen söylüyor. Delikanlı. İnşaAllah, Allah diğerlerine de o gücü versin, diğerleri de inşaAllah aynı canlılığı alsınlar. İnşaAllah görürüz.
Melami Şeyhi bir Hocamız var, dinleyelim.
-VTR- Tahir Gürdere Ağabeyimiz, İslam’ın Dünyaya Hakimiyetinin Başladığını Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Bak, ne güzel maşaAllah. Bediüzzaman’ın o “yeis” konuşması, demin söylemiştim ya; yeis, ümitsizlik. Cübbeli’de yeis çok yoğundur, ümidi yok onun. Fethullah Hocamız’ın talebelerinin bir kısmına da yeisi yaydılar. Küresel güçler, yuvarlak güçler, falan bırakın bunları, neye lazım. Sen Kuran’ uy, Resulullah (s.a.v)’in sünnetine uy, bak bakalım ne mucizeler meydana geliyor, nasıl harikalar meydana geliyor, değil mi? “Yeis, çok büyük bir hastalıktır” diyor Bediüzzaman; ümitsizlik. Bir kısım Nur talebelerinde var tabii, hepsinde değil. Fethullah Hocamız’ın talebelerinin yüzde 95’i, yüzde 99’u hatta fırtına gibidir, maşaAllah.
“Hocam nurlu ellerinizden öpüyoruz. Sizi tanıtan Allah’ıma sonsuz şükürler ediyorum. İman etmek ne büyük nimet ve konformuş. Hocamız’ın eserleri sayesinde idrak ettik.” İnşaAllah, Allah vesile etti. “Her şeyde hayır gören, her dem şevkli ve heyecanlı hale geldik, elhamdülillah. Dr. Yakup Köse.” Erdemli Mersin’den yazmış.
“Düştü birkaç dilime, yazdım birkaç kelime” diyor. Akrostişle yazmış, Cübbeli Ahmet diye yazı çıkıyor ama üslup çok ağır, biz bunu yayınlayamayız. Hayrettir, mesela anlattığım konuları bir kere anlatıp geçiyorum, arkadaşlarımızın çok iyi akıllarında kalıyor, en kilit yönleri akıllarında kalıyor. Mükemmel, burada bütün anlattıklarım akıllarında kalmış. Mesela şu, “enesi kavi” diyor, onu söyleyebilirim. “Teke tek ekibiyle muhabbetle kol kola” diyor. “İhlas dönmüş riaya, gösterişe, bidatla amel eder” diyor. “Nasibi kesilir de ‘bu Hz. Mehdi (a.s) değildir’ der” diyor. Ama “bu Hz. Mehdi (a.s) değildir” diyebilir bir insana. “Hz. Mehdi (a.s) yok” demek ayrıdır. Bir şahsa “Hz. Mehdi (a.s) değildir” diyebilir, onun bir mahsuru yok. Doğru da, yani birisi Mehdilik iddia ettiyse, “bu Hz. Mehdi (a.s) değildir” diyebiliriz, değil mi? Adam “Hz. Mehdi (a.s)’ım” derse, biz de “Hz. Mehdi (a.s) değil” deriz. Zaten Hz. Mehdi (a.s) değildir, Mehdilik iddia ediyorsa. Hz. Mehdi (a.s)’ı öven bir kıta devam ediyor; “kan akıtmaz bir damla o sevgi insanı, ezelde söz vermiştir incitmez hiçbir canı.” Demagoji yapması yönüne dikkat çekmiş Cübbeli’nin. “Lugat parçalamakla hakka vasıl olunmaz.” “İhlastır tek sermaye yoksa iman korunmaz.” “Garezin kime senin.” Bir şeyler demiş tabii. “Dikkat et, derin düşün” diyor, “Kuran hidayetledir.” “Üstündeki meleği görebilseydik şayet, göz açtırmazdı Rabbim, böyle buyurur ayet” diyor. Bu çok güzel, aklında çok iyi kalmış. Ayette söylüyor Allah; “Eğer Ben meleği gösterirsem, göz açtırmam” diyor. “ Mutlaka felaket gelir” diyor. Cübbeli de “ben görmek istiyorum” diyor. Tamam, görürsün ama Allah belanı verir o zaman. Allah “göz açtırmam” diyor ayette. “Atom bombası bile der etki etmeyecek.” “Hz. Mehdi (a.s)’a atom bombası bile etki etmeyecek” diyor ya. “Ya nasıl zincirlenip, nasıl çile çekecek” diyor. “O zaman Hz. Mehdi (a.s) nasıl zincirlenecek, nasıl çile çekecek, atom bombası bile etki etmiyorsa?” diyor. Son mısra kendi ismi, imza olmuş. “Işık belli, yol belli, sen düşünme sapanı” diyor. Yani “yoldan sapanı sen düşünme” diyor. Bayağı güzel.
ALTUĞ BERKER:Sedat Laçiner’in Star Gazetesi’nde bir yazısı vardı; Ortadoğu’da birbirlerine kurşun atanların Türkiye söz konusu olduğunda saygıda birleştiğini, bölgenin yumuşak gücü olarak Türkiye’nin çok fazla sevildiğini söylemiş. Bugün Afganistan’da bayrağını korkmadan dalgalandırabilen, ya da Bağdat sokaklarında arabasına bayrak takarak gezebilen tek ülke olduğunu, Hillary Clinton ve Abdullah Gül Yemen’e ziyarete gittiğinde; Clinton, kale gibi elçilik duvarlarının arkasında kalan sokağa bile çıkamazken, Cumhurbaşkanı Gül’ün elini kolunu sallayarak Başkent Sana sokaklarında dolaştığını, üstelik Sayın Gül’ün sadece Yemen’de değil; Ürdün, Suriye ve diğer bölge ülkelerinde de Batılı başkanlardan çok daha rahat hareket edebildiğini yazmış. Türkiye’nin şu anda bölgeyi tek başına değiştirebilecek bir güce erişemediğini ancak Türkiye olmadan bölgenin değişmesinin imkansız olduğunun açıkça ortaya çıktığını belirtmiş.
ADNAN OKTAR:İşte, muhalif güçler muhalif yönde dua etmeseler, muhalif gayretler göstermeseler çok çabuk İttihad-ı İslam olacak; hemen, hemen kapıda inşaAllah. Fakat muhalif tavırların durdurulması gerekiyor. Biz de onun için uğraşıyoruz, inşaAllah.
Çok iyi, gençlerle çok güzel sohbetler yapıyorsunuz. Sadece Allah’ın varlığı ve birliği, iman hakikatleri, Kuran ayetleri, Kuran mucizeleri anlatıyorsunuz; şahane oluyor. Sabah sohbetleri de var. Akşam da yapıyorsunuz sohbet.
Ya Allah, Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyorum; Ankebut Suresi, 29; “İnsanlardan öylesi vardır ki,” bir insandan örnek veriyor Allah, insan karakterlerinden bir örnek, “‘Allah'a iman ettik’ der,” imanlı olduğunu, normal iman içinde olduğunu söyler, “fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar.” Yani biri ona saldırırsa, biri döverse, söverse veyahut kolunu kırıyorlar, herhangi bir şey oluyor ama Allah uğruna yola çıkmışken mesela Allah’ın dinini anlatırken, İslam’ı anlatırken tutuklanıyor, hapsediliyor, hakarete uğruyor. Bak diyor ki; “insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar.” İşte imtihanın sırrı bu. Allah imtihanın sırrını belirtiyor. Halbuki tebliğ yapana tabii ki zorluklar gelecek, acılar gelecek. Eğitim için, ruh derinliği için, cennet ahlakı için başka hiçbir yol yoktur. Başka hiçbir eğitim modeli olmaz bunun dışında. “Ama Rabbinden 'bir yardım ve zafer' gelirse,” bir yardım, mesela para geliyor, imkan geliyor veyahut hapisteyse hemen tahliye ediyorlar veyahut çok başarılı oluyor, bir anda gücü etrafa yayılıyor, maddi bir kazanca giriyor, “andolsun”diyor Allah,“‘Biz gerçekten sizlerle birlikteydik’ demektedirler.” Bunu münafıkların tavrı olarak belirtiyor Allah. Yani, “biz zaten Müslümandık, size destek oluyorduk, her zaman yanınızdaydık” diyorlar, yani Müslümanlardan menfaat temin etmek için bir anda Müslümanlardan yanaymış gibi gösteriyorlar. “Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir?” “Ben zaten biliyorum” diyor Allah; “kişiliğinizi, ne yaptığınızı, neyi niçin yaptığınızı biliyorum” diyor Allah. “Allah muhakkak iman edenleri de bilmekte ve muhakkak münafıkları da bilmektedir.” Münafıkların yüzünden İslam dünyaya hakim olmuyor zaten. Münafıklar çok büyük beladır, çok büyük bir zorluktur. Asıl imtihanın temel noktalarından biri münafıklardır. “İnkar edenler, iman edenlere dedi ki: ‘Siz bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yüklenelim.’” Çok duyarsınız değil mi? “Sen yap, günahı bana” der halk arasında. Duydun mu sen hiç “günahı bana” dediklerini?
SUNUCU:Duydum.
ADNAN OKTAR:Duydun, değil mi? Çok yaygındır. Bak, “Siz bizim yolumuzu izleyin,”“sen dediğimi yap” diyor, “hatalarınızı biz yüklenelim.”“Karışmayın, günahı bana” diyor. “Oysa kendileri, onların hatalarından hiçbir şeyi yüklenecek değildir.” Allah, onların günahlarını üzerlerine alamazlar” diyor. Günah yapanın üzerine yüklenir. “Gerçekten onlar, elbette yalancıdırlar”diyor Allah. Tabii alır, fakat o da yine günahkar olmuş olur. Yani günahı yapan asıl alır, fakat teşvik eden de ayrıca alır. “Şüphesiz onlar, hem kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler.”İşte Kuran ona işaret ediyor, demin anlattığım konuya. “Ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı sorguya çekileceklerdir.” Uydurdukları hurafeler, hurafe izahlar, hurafe anlatımlar, dinde olmayan ilave çıkarttıkları uydurma izahlara karşı “sorguya çekileceklerdir” diyor Allah.
Kuran’da öyle karmaşık bir din yoktur. Kuran’ın içerisinde Cübbeli’nin anlattığı gibi son derece anlaşılması karmaşık bir anlatım yoktur. Dünyadaki detaylar çok karmaşıktır. Dışarıdaki ayetler çok fazladır, yani Allah’ın yeryüzünde yarattığı ayetler çok fazladır. Kuran’da çok sadedir. Kuran’da Cennet var, Cehennem var, güzel ahlaklı olmamız isteniyor, Peygamberler var, kader var, kadere iman var, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman etmek var; melekler, cinler, şeytanların varlığından bahsedilir Kuran’da; helaller, haramlar anlatılır. Zaten çok azdır helaller ve haramlar ile ilgili ayetler. Haramlar çok azdır, helaller çok fazladır. Ama dışarıdaki ayetler çok fazladır. Cübbeli “düşünmeyin” diyor, bilakis çok düşünülecek şeyler var. Mesela bak, benim sevimlime dikkat ettim, ufacık bir şeyde çok detaylı düşünüyor. Biz burada baktık, küçük bir kurabiye parçası var, en az yüz tane buğday orada görev almıştır; küçük küçük buğday tanecikleri. Kim bilir beki Konya’dan geldi, belki Erzurum’un bir dağından geldi ama buraya gelmiş tabakta kurabiye olmuş. Bir araştırsak, buğdayın bir kısmı Trakya’dan gelmiştir, bir kısmı Adana’dan gelmiştir, bir kısmı yurt dışından gelmiştir. Ama burada karışmışlar, hepsi kurabiye olmuş. O unların kökenine bir gitsek, buğdaylara gideceğiz; mesela tarlanın 3 kilometre ilerisinde sağ tarafta bir buğday başağının içindeki iki taneden bir tanesindeki buğday bunun içerisinde şu an. Ama kaderde öyle. Ta oradan buraya kadar gelmiş, tabağın içine gelmiş. Oradaki atomlar toprağın içinden buğdayın başağına çıkmış, buğdayın başağında oturmuş. Milyonlarca seneden beri duran atom oraya geçmiş, oradan kamyonla değirmene taşımışlar buğdayı, değirmenden başka ilgili yerlere, en sonunda pastaneye geliyor; orada emekler geçiyor, olaylar geçiyor; geliyor gidiyor falan, en sonunda burada tabağa geliyor. Atomun içinde olan canlıları düşün, muazzam bir seyahat yapıyorlar. Sorsak şimdi biz bu kurabiyelere; “bizi aslınıza bir döndürün, ta ilk geldiğiniz yere kadar bizi bir götürün” desek, kim bilir nerelere gideceğiz. Kayseri’ye ayrı gideceğiz, Konya’ya ayrı gideceğiz. O atomların yapısına varıncaya kadar tek tek incelediğimizde çok girift bir yapı olduğunu görüyoruz. Böyle derin düşünmek beyni geliştirir. Mesela melekleri düşünmek.
MaşaAllah, kardeşim nedir bu böyle? Yani elhamdülillah, izlemek için sorduğumda dün 120 binin üzerindeydi, maşaAllah. Geçen günler de öyle, 130 bini aştı. Bugün şu an 120 binin üzerinde; daha bitmedi program, maşaAllah.
Ne diyordum en son? Unuttun. İnsan işte, Allah “nisyan ile mani olur” diyor, Allah öyle bir şey yaratmıştır. Özellikle yeni öğrenilen şeyler çok çabuk unutulur, yeni söylenmiş bir şey çok çabuk unutulur. İnsan biraz dikkat verip, özen göstermezse hemen dikkatten kaçar. En son ne anlattım?
ALTUĞ BERKER:Örneğin melekleri düşünmek dediniz Hocam. Derin düşünmenin beyni geliştirdiğini söylediniz, sonra melekleri düşünmek dediniz, orada kaldınız.
ADNAN OKTAR:Evet. Mesela bak, unutturan da Allah’tır, hatırlatan da Allah’tır. Unutturursa hiçbir şekilde hatırlayamazsın. İstediğin kadar uğraş. Hatırlatan da Allah’tır. Mesela bak, bu bir tefekkürdür. Unutmaya Kuran’da çok dikkat çekilmiştir. Ayet vardır; “Unuttuğunda Allah’ı an” diyor Allah ayette. Mesela melekler var, melekleri insanlar o kadar çok düşünmezler, meleklerle iç içe yaşadığımız halde. Çok yoğun bağlantıdayız, mesela şu an bizi dinliyorlar, burada melekler var, bu odanın içinde varlar. Her yönden bizi dinliyorlar; sağımda, solumda da şu an varlar, her yönde. Sizin de etrafınızda melekler var. Hepsine selam ediyoruz, inşaAllah. Fakat insanlar meleklerle görsel bağlantı içinde olmadıkları için o kadar üzerinde durmazlar. Halbuki melekler çok pozitif, Allah’ı çok seven ve o şekilde yaratılmış varlıklar. Meleklerin sevilmesi çok hayati bir konudur, üzerinde çok durulması gereken bir konudur. Eskiden Peygamberler, mesela Hz. Meryem (a.s) olsun, diğer büyük insanlar sık sık meleklerle bağlantıya geçmişlerdir. Gerek onlara ilham vermişlerdir, ilhamla bağlantıları olmuştur, bazen de direkt insan olarak görmüşlerdir, insan şeklinde tecelli ederek. Ama aklın ihtiyarını almayacak şekilde olur, fark edemezler yani; insan mı, melek mi karar veremeyecekleri şekilde olur. Mesela cinler de öyle, insanlar pek cinlerle o kadar ilgilenmezler, halbuki çok yoğun olarak cinlerle iç içe yaşanıyor. Her evde vardır aşağı yukarı cin, her evde. Evlerin üst köşe katlarında falan genellikle ailece yaşarlar onlar. İnsanlar onlarla da ilgilenmezler. Bağlantıya da geçilebilen varlıklar;, melekler gibi değildir, melekler öyle istenme ile bağlantıya geçmezler. Allah’ın isteği dışında cinlerle de bağlantıya geçilmez ama cinlerle bağlantı kolaydır. Doğru bilgi vermeleri mevzu bahistir. Kuran’da geçen bir konu cinler ama bunu fiilen dünyada görmek mümkün oluyor. İmani bir konu. Ama birçok insan cin görmemiştir, cinlerle de bağlantıya geçmemiştir; bilmezler de. Merak da etmezler; nasıl acaba, nasıl bağlantıya geçiliyor, ne oluyor demezler. Onları Allah bizim düşünmemize, idrakimize bırakıyor; eğer biz istersek, talep edersek cinlerle bağlantı olabiliyor. Mesela ben geçenlerde, yine bir cin çağırın da bir şeyler soralım dedim ama öylesine söyledim. Baktım pek gelmeye niyetleri yok. Ama ehemmiyetli olursa, “çok önemli” dediğimde hemen geliyorlar, arkadaşlarımıza geliyorlar. Soru sorduğumda da çok doğru cevap veriyorlar, net cevap veriyorlar. Ama laf olsun diye, sohbet için denilse, çok nazlı geliyorlar, gelseler de konuya pek giremiyorlar; yorgun olduklarını, bağlantı kuramadıklarını söylüyorlar. Allah müsaade etmiyor. İllaki böyle bir samimi, şevkli ihtiyaç olması gerekiyor.
Mehdiyet de öyle; Hz. Mehdi (a.s) çok hayati bir konu, çok şaşırtıcı. Binlerce yıldan beri, dünya tarihinden beri, bütün insanlığın beklediği bir insan şu an dünyada. 2000 yıldan beri Hristiyanlar Hz. İsa Mesih (a.s)’ı bekliyorlar, o da dünyada. Hz. Hızır (a.s) da dünyada. Ama bağlantıya geçmek için, ciddi konsantrasyon olduğunda Allah bağlantıya geçmeyi sağlıyor. Israrlı, kararlı talep durumunda oluşuyor, yoksa olmuyor. Israrlı, kararlı talep durumunda Hz. Mehdi (a.s) ile bağlantı olur. Israrlı, kararlı talep durumunda Hz. İsa (a.s) ile de bağlantı olur. Israrlı, kararlı talep konumunda Hz. Hızır (a.s) ile bağlantı da olur. Çok çok ısrarlı olunursa meleklerle de bağlantı olur. Hz. Meryem (a.s)’da olduğu gibi, Hz. İbrahim (a.s)’da olduğu gibi, inşaAllah; Allah’ın dilemesiyle. Cinlerle bağlantı çok çok rahat olur, talep edildiği durumda. Kuran’da Allah’ın neyi kastettiği samimi olarak talep edildiğinde, Kuran insana açılır. Kafanın, aklın bu yönde samimi işletilmesi çok önemlidir. Ama Cübbeli, “kafamızı işletmeye gerek yok, düşünmeyelim derin derin, koca karı imanıyla iman edelim” diyor. O da ne demekse? O olmaz, Allah’ın kabul etmediği bir iman şeklidir o. Takdir Allah’ın. Çünkü Allah bizim tahkiki, araştırarak iman etmemizi istiyor. Aklı olduğu halde bir insanın düşünmemesi haramdır. Aklı olduğu halde derin düşünmemesi, tefekkür etmemesi haramdır. Mesela bir bitki yaprağı tam tefekkürlüktür, bir böcek tefekkürlüktür, bir insan tefekkürlüktür, bizzat kendisi tefekkür edilecek bir varlıktır. Mesela biz dışarıdaki hayatın görüntü olduğunu, tefekkürle elde ettik bu bilgiyi ve ondan sonra insanlara aktardık, tefekkürle. Maddenin hakikatini anlattık. Duyanın nefesi kesiliyor, bilinen bir bilgi değil ki bu, gizli bir bilgi. Bakın, anlattığımız her insan sarsılıyor, bir gidip geliyor şöyle, bayağı bir sarsılıyor. Hatta korkuyorlar. Çünkü çok acayip bir şey. “Beyninin içinde oluyor görüntü” diyoruz, “hiç düşünmemiştim ben” diyor. “Senin karşında değilim ben, beyninin içindeyim” diyorum, yeminle söylüyorum; “doğru, beynimin içindesin hakikaten” diyor. “Hani karşındaydım?” diyorum, doğru karşısındayım ama o benim maddi cismimle bağlantıda değil ki o an, görüntümle bağlantıda. Bu neyle elde ediliyor? Tefekkürle, düşünceyle elde ediliyor. Biz Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini nasıl bulduk? Düşünceyle, tefekkürle bulduk, araştırarak bulduk. İki uçlu kuyruklu yıldızın çıktığını tevafuken fark ettim ben. Bir arkadaşım geldi, “Hocam böyle acayip bir kuyruklu yıldız çıkmış, yabancı bir dergide çıkmış” dedi. “Nasıl oluyor o?” dedim. “İki tane ucu varmış, kuyruklu yıldızmış” dedi. “Bu İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ındaki kuyruklu yıldız mı acaba?” dedim. Baktım o, bizzat kendisi; hem parlak, çok parlak ve diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamette gidiyor. Neyle geldi bu bilgi? Tefekkürle geldi, araştırmayla geldi. On beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmasını nasıl tespit ettik? Tefekkürle. Hacda baskın oldu, kan aktı; adama anlattığımız halde tefekkür etmediği için anlayamıyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği olay oldu, hadislerle belirtilen tarihi büyük bir olay oldu, hadis tahakkuk etti. Tefekkür etmediği için farkına varamıyor, o olayın o olay olduğunu fark edemiyor, anlayamıyor. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları oldu, olay tahakkuk etti; adamın o olay olduğunu fark etmesi mümkün olmuyor, tefekkür etmediği için. Mesela Halley kuyruklu yıldızı çıktı, “tamam, bu o” dedik, hemen anladık. Bunlar hep tefekkürle anlaşılıyor. Mesela, ben Mehdiyet’le ilgili hadisleri hep tefekkürle anladım; Allah ilham etti, Allah vesile etti beni, inşaAllah. Mesela çok istedik televizyon kanalı olsun diye, olacak iş değil televizyon kanalı, hakikaten arkadaşlarımızın zannedildiği gibi maddi gücümüz de yok, o da oldu. Mesela Avrupa’da Darwinizmi yerle bir etmek; deccaliyet öyle azgın, öyle güçlü, öyle yaman ki, bir kere muazzam bir maddi güç gerekiyor, muazzam bir eser gerekiyor, muazzam bir dağıtım gerekiyor ve muazzam bir sürat, refleks gerekiyor. Allah hepsini verdi. Paraya ihtiyacımız vardı, çok paraya ihtiyacımız vardı; hakikaten o dönemde elimize Allah çok büyük bir para geçirdi, nasip oldu. Hepsini Yaratılış Atlası’na verdik. Dağıtma; mükemmel bir dağıtma ağı meydana getirmiş Cenab-ı Allah. Olacak iş değil, bir gecenin içerisinde adamın evine götürüp, eline teslim ediyorlar; “al bu kitap senin” diyorlar. Herkes teşekkür etti, Fransızlar. Çok mutlu oldular. Dediler ki, “ne iyi insanlar var, ne güzel hediyeler gönderiyorlar.” Hep teşekkür yazıları geldi bize, yıldırım telgraf şeklinde, internetten; teşekkür ederiz diye, Fransızca. Üçüncü gün bağırmaya başladılar; “bu kitap bizim tahmin ettiğimiz gibi değil, Darwinizmi yerle bir ediyormuş, bizim haberimiz yokmuş” dediler. “Biz paleontoloji ile ilgili bilimsel bir kitapla karşı karşıya olduğumuzu düşündük” dediler, yani Darwinizmi savunan bir kitap. “Bu Darwinizmi yıkıyor, yıktı, siz ne yaptınız, ocağımıza incir ağacı diktiniz, mahvettiniz bizi” dediler. Adam, “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor. Kardeşim, bir şiir olsa bu kadar mükemmel olmaz. Şu sözdeki güzelliğe bak; “Fransız tarihinin” diyor, kaç bin yıllık tarihiyse artık düşünün, “en büyük felaketi bu kitabın dağıtılması” diyor. Hay atana rahmet, ne kadar güzel anlatıyorsun, olayın dehşetini, olayın gücünü, olayın ihtişamını ve vuruş gücünü bu kadar nefis hiçbir şair anlatamaz, Allah-u alem anlatamaz, şahane. Mesela “atom bombası etkisi yaptı” diyor; mükemmel, insan düşünse aklına gelmez. Fransızlar hakikaten şair adammış. İstenince, gayret edince oluyor, hakikaten biz çok güzel neticeler alıyoruz ve aldık.
Mesela şahs-ı manevi diye bizi kandırıyorlardı güya, kendi kafalarınca bazı tipler, onu tepetaklak ters çevirdik böyle tipleri, etkisiz hale getirdik. Bir de en korktukları şey bunun alenen duyulmasıydı; biz de televizyonlardan, radyodan, internetten bağıra bağıra anlattık. Dedik ki; “arkadaşlar size yalan söylüyor bu adamlar. Doğrusu, Hz. Mehdi (a.s) şahs-ı manevi değil, şahıs olarak var, talebeleri de var, tarihini de bildirmiş Bediüzzaman” dedik, “"benden yüz sene sonra gelecek" diyor” dedik. Ayrıca net olarak 1400 sene sonra gelecek dediğini de belirttik, harf harf gösterdim. Bediüzzaman “1400 sene sonra” diyor. Onlar tabii yobaz bir Hz. Mehdi (a.s) bekliyorlardı, baktılar ki aydınlık bir Hz. Mehdi (a.s) geldi. Neşe Mehdisi, sevinç Mehdisi, güzellik Mehdisi, demokrasi Mehdisi; aydınlığın, sanatın, bilimin, hürriyetin, gücün, iktidarın Mehdisi, inşaAllah; manevi iktidarın Mehdisi. Adamlar allak bullak oldu, Cübbeli’nin takkesi rüzgarda havaya uçtu, oldu astronot, değil mi? Uçuyor şu an, astronot oldu uçuyor. İşte o zaman hemen yakama yapıştılar, dediler ki; “sen Mehdilik iddia ediyorsun.” Bırakın bana böyle oyunları, ben bayağı aklı başında bir adamım, işim gücüm yok da Mehdilik mi iddia edeceğim? Niye öyle bir akılsızlığa gireyim, ne zorum, niçin yapayım? Gece-gündüz Allah’tan korkuyorum, acayip tedirginim cehenneme gideceğim diye, Allah esirgesin. Ne haddime Mehdilik iddia etmek, değil mi? “Peki” diyorlar, “sen bu kadar üzerinde durduğuna göre…” Üzerinde duracağız, tabii ki anlatacağız. Bir tek ben değil, Mehmet Şevket Eygi Hocam da, herkes coştu, maşaAllah.
Almanya falan, Fransa, maşaAllah, inşaAllah. Bu izlenmeleri ara ara kardeşlerimiz, sakın üşenmesinler, hemen bana bilgi versinler ki biz ona göre olayın çapını genişletiyoruz.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Saygıdeğer Hocam, hürmetle ellerinizden öper, saygılarımı sunarım.” Biz sizin ellerinizden öpüyorum. “Cevabını merak ettiğim şu soruyu izninizle sormak istiyorum. Bugün 7 milyar civarında olan insan sayısı Mehdiyet döneminde de aynı olacak mı, yoksa ciddi bir azalma olabilir mi?” Savaş yok, savaş olmayacak. Bakın, bu söylediklerim doğru; İstanbul’da deprem yok. İstanbul’da büyük, geniş çaplı felaket olmaz. Hz. Mehdi (a.s) çok çile çekecektir; şahsı olarak da, talebeleri olarak da, çile çekeceklerdir. 7 milyar, muhtemelen biraz daha çıkar, 7,5 milyarı falan bulur Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Hatta son dönemlerde sekiz, dokuz milyara gelir, çünkü 50-60 sene devam edecek, inşaAllah. Olağanüstü tedbir alınacak, olağanüstü gayret edilecek; “iman nasıl oturmuş, imkanı mı var, mümkün değil imansızlık olmaz” diyecekler. Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatından sonra insanlar ruhlarında büyük bir boşluk hissedecek. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın vefatından sonra ruhlarında büyük bir boşluk hissedecekler. Ondan sonra acayip bir bozulma başlıyor; çorap söküğü gibi gider, peş peşe, peş peşe. Fitne yani, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Canım Hocam. Saygıdeğer Mehmet Talu Hocamız’ın rüyasını anlatması, bana Hz. Yusuf (a.s)’ın kıssasını hatırlattı.” MaşaAllah, çok güzel bir tefekkür. Bakın, mesela bu tefekkür sonucu ortaya çıkan bir bilgi, görüyor musunuz? Bu bir ilhamdır, maşaAllah. “Hz. Yusuf (a.s) babasına rüyasını anlattığında, babası "rüyanı kardeşlerine anlatma" demişti. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Ayrıca astronot Cübbeli hiç size saldırmaya kalkışmasın çünkü kendi de iyi biliyor ki, size Allah’ın izniyle kimse zarar veremez” diyor, inşaAllah. “Sizi çok seviyorum” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış. Hakikaten bakın, rüyasını anlattığı için, adam akıl almaz işler yapmaya kalktı, adeta aforoz etti. Mehmet Talu Hocamız’a ağır hakaretlerde bulundu; “ruh hastası” dedi, sırf rüyasını anlattığı için. Çünkü haset damarı kabardı bir anda, haset damarı. Çok güzel. Mesela bakın, tefekkürün önemini gösteriyor bu; tefekkürle elde edilen bir bilgidir. Kuran’da tefekkürün zemini vardır. İnsanlar zannediyor ki Kuran okunduğunda milyarlarca bilgiye ulaşırım. Öyle değil, çok sade bilgiye ulaşırsınız Kuran’da. Kuran’ın büyük bir bölümü tekrarlardır, iyi anlayalım diye Allah tekrar eder. Biz nasıl sürekli tekrar yapıyoruz iyi anlaşılsın diye, bolca tekrar vardır. Peygamber kıssaları da genellikle hep tekrarlardır, birbirinin aynıdır. “Eğer tebliğ yapmazsanız, dini yaymazsanız felaket getiririm” diyor Allah. “İttihad-ı İslam’ı yapmazsanız, birlik olmazsanız felaket getiririm” diyor Allah. “Dini yayın, tebliğ yapın, emr-i bi'l ma'ruf yapın, nehy-i anil münker yapın, hakkı anlatın; bereket bulacaksınız, rahatlık bulacaksınız. Öbür türlü canınızı yakarım” diyor Allah. Nereye baksak bu, bu konu vardır. Helaller, haramlar anlatılır; yiyeceklerdeki haramlar çok azdır, çok çok az. Allah, “De ki” diye söylüyor; “şu, şu, şu, şu haramdır.” O kadar. Helallerin ucu, bucağı yok. Melekler var, cinler var, şeytanlar var; öleceksiniz, dirileceksiniz, sakın ola şüphe etmeyin dirilmeden” diyor Allah. “Daha önce nasıl yarattıysam, yine aynı şekilde yaratacağım” diyor. Bu kadar harikayı yaratan… Ve devam ediyor, şu anda da yaratmaya devam ediyor. Yaratma hiç durmuyor ki, kesintisiz devam ediyor. Adam diyor ki, “nasıl olacak?” Kardeşim zaten sen o andan itibaren ölmüş oluyorsun, yeniden diriliyorsun. Her an ölüp diriliyoruz biz. Allah “her an bir yaratmada” diyor. Mesela, şu an bunu buraya vurdum, bundan sonraki yaşamamız mucizedir, Allah’ın devam ettirmesi. Orada durdursa, bitti, öldün işte. Birden durur o, illaki gidecek diye bir şey yok ki. Devam etmesi, kesintisiz devam ediyor, ölüm denilen olayda da, ölme olayında da bir kararma, kesilme yok. Görüntü kesintisiz devam eder, aynı şekilde gider. Ama daha net, daha kesindir, daha açıktır, inşaAllah. Tefekkürle insan birçok derinliği bulabilir, birçok şeyi fark edebilir, görebilir. Benim anlattıklarımdaki birçok şey tefekkürle elde edilen bilgilerdir. Bizim farklılığımız o, çocukların anlattığı da. Mesela Darwinizmi anlatmamız, Darwinistleri böyle yerle bir etmemizin nedeni, biraz kafamı çalıştırıp, biraz düşündük; adamların bütün oyunlarını, yalanlarını toz duman ettik. İnsanlar düşünmediği için, tefekkür etmediği için bunlar 150 sene insanları aldatmış. Bir Allah’ın kulu da çıkıp, “ne oluyor, ne yapıyorsunuz?” dememiş. Biz, “ne oluyor?” dedik, “pardon” dediler; pırr, somyanın altına kaçtılar. Yok adamlar ortada. Aylardan beri bağırıyoruz, “bir tane ara fosil getirin” diyoruz. Bakın, kimsenin aklına gelmemiş bunu söylemek, 150 yıldan beri. Devletin bir adamı çıkar, mesela Pakistan’da, değil mi? “Arkadaşlar madem bu Darwinistlerin böyle bir delilleri varmış, getirin; ben devletin kesesinden size bir 100 trilyon helalinden vereceğim. Getirin, bakayım neymiş, şu delil göreyim” diyememişler. Körü körüne inanmışlar, birçok insan. Osmanlı’da da birçok alim, hoca hepsi inanmış, büyük bir bölümü inanmış. Çok nadirdir inanmayan, hepsini düşürmüşler. Deli bir taş atar kırk akıllı çıkaramaz derler ya, Darwin bir taş atmış kırk akıllı çıkaramamış.
Salim bize uzun bir yazı yazmış, Atatürk’ün de aleyhinde anladığım kadarıyla Salim. Salim seni kim takar, bırak Allah aşkına böyle konuşmaları. Atatürk’ün yaptığı icraatın binde birini yap, yanıma gel. Hergele Salim, öyle diyeyim. Atatürk ne yapmış? Elmalılı Tefsiri’ni yaptırmış. Sen ne yaptın? Kaşınarak sokakta geziyorsun, değil mi? Atatürk ne yapmış? Hadis külliyatlarının en önemlisi olan Buhari-i Şerif’i tercüme ettirmiş. Sen ne yapıyorsun? Lahmacun arasına soğanı doldurup, haşur huşur yiyerek, elinin tersiyle de burnunu silip geziyorsun sokakta, kerata. Atatürk ne yapmış? On binlerce Kuran dağıtmış. Hergele, kaç tane Kuran dağıttın sen? Bir tane söyle bakayım bana, bir tane dağıttım de. İmam Hatipleri kurdurmuş, İlahiyat fakültelerini kurdurmuş, değil mi? Saysak, sabaha kadar sayarım. Atatürk Türk-İslam Birliği’ni şiddetli savunan biridir.
İnternetteki yazılara dikkat çekmiş. İnternette şimdi, bizim aleyhimizde yazı çıkıyor adamlar. Şikayet ettim çocukları, sonra da acıdım; son anda, savcı da şahit, hemen avukatı gönderdim. Çünkü ağır suça giriyor, serseri akılsızlık yapmış, bayağı bir suç işlemiş. “Aman, şikayetimi geri alıyorum” dedim. Şimdi öbürlerine de dedim, “polis bunların kulaklarını bir çeksin, sonra bunlardan da şikayetimizi geri alalım” dedim. Cahiller bilmiyor ki; hukuk bilmiyor, kanun bilmiyor adam, burnunun doğrusuna gidiyorlar. Güya Cübbeli’ye yağcılık yapacak keratalar.
ALTUĞ BERKER: Yine sizin merhametinizden Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Salim, bir kere hiç Türk-İslam Birliği’nden bahsetmemişsin hergele, İttihad-ı İslam’dan tek kelime bahsetmemişsin.
“Hocam uykularınıza dikkat edin. 48 saat uykusuz kaldığınızı duymak bizi ailece endişelendirdi, eminim kardeşlerimiz de böyle hissetmiştir. Kendinizi düşünmüyorsanız bizi düşünün, daha yıllarca hizmet edeceksiniz” diyor. Elhamdulillah, bünyem çok vahşiyane güçlü. Beni tanımadıkları için kardeşlerimiz bilmiyorlar. Hakikaten şaşırırlar, akıl almaz güçlü bünyem, maşaAllah, elhamdulillah. Geçen günler griptim, bakın geçti gribim, elhamdulillah. Kudret, elhamdulillah üzerimden akıyor, Allah’a çok şükür, gönülleri çok rahat olsun, inşaAllah. Allah’ın izniyle en az bir 40-50 yıl beraberiz; Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah, inşaAllah. Ölsem de gelirim ben, söyleyeyim, Allah’ın izniyle. Hakikaten ruhaniyet olarak gelirim, çok kişiye müdahale ederim ve davayı devam ettiririm; ben durmam, Allah’ın izniyle. Cenab-ı Allah’tan isterim, Cenab-ı Allah inşaAllah duamı kabul eder ve devam ederiz, inşaAllah.
“Keşke bu akşam da istirahat etseydiniz. Gerçi gelmediğiniz her akşam ufak bir, iki isyan çıkıyor ama tekrar sizi görünce isyancılar hemen huzura eriyor, maşaAllah” diyor. Sağlığımdan yana gönlünüz çok rahat olsun. Elhamdülillah ehl-i kudretiz. Tahmin, tahayyül edemeyecekleri derecede kudretli ve sağlıklıyım, elhamdülillah. Bilen bilir, gören görür, duyan duyar, inşaAllah. Çünkü hakikaten, mesela kolesterole baktırdım; 120-130. Kalp olayı var, hani zımbırtılar takıyorlar, koşturuyorlar; adamlar diktiler 45 derece, fırtına gibiydim, elhamdulillah. “Hocam, anlatamam, acayip güçlü kalbiniz, maşaAllah” dediler. Her şey sağlam, elhamdülillah, maşaAllah. Gönülleri çok rahat etsin. Uykusuz kalıyorsak o anlamda uykusuzluk değil; alemden, eğlenceden uykusuz kalıyoruz. Neşe doludur benim gecelerim, inşaAllah; heyecanlıdır, güzeldir, inşaAllah. Yıpratıcı bir iş yapmam ben, inşaAllah. Uykum geldiğinde uyuyorum. Ama bazen hakikaten yarım saat, bir saat bile uyusam iyi oluyor, iyi geliyor. Az önce yarım saat uyudum, tamam yetti o bana, o kadar. Sordum “ne kadar” diye, hakikaten yarım saat, 45 dakika en fazla.
Hz. İsa Mesih (a.s), o dünya tatlısı, o dünya güzeli müthiş akıllı olduğu için, vahyin müthiş bir derinliği vardır, müthiş bir büyüklüğü vardır; vahiyle hareket ettiği için müthiş gizler kendini, Hz. Mehdi (a.s) gibi değildir. Hz. Mehdi (a.s) ilhamla hareket eder; o daha pervasız, daha rahattır. Hz. İsa Mesih (a.s) öyle değil, onda bir iddia var çünkü. “Ben Hz. İsa Mesih (a.s)’ım” diyor. Onun gizlenmesi çok hayatidir, küfür duysa çok büyük olay çıkar. Ama şu an dünya siyasetini yönlendiriyor, geniş çapta yönlendiriyor dünya siyasetini, inşaAllah.
“Afganistan’dan Doktor Hakimullah Hazarve.” Çok güzel ismi, Hakimullah; Allah’ın hakimi, çok güzel inşaAllah. Hakimullah o kadar çok soru sormuşsun ki sen, canım kardeşim bunlar çok uzun, çok vaktimizi alır, ben sana yazılı olarak göndereyim. Ama yine de ara ara, ben şöyle ayırayım, oradan anlatayım. “İslam’da kölelik neden var?” Nerede İslam’da kölelik var? İslam’ın her hükmü köleliği kaldırıcıdır, her suçun cezası aşağı yukarı bir köle azat etmektir. Bir de nerenin kölesi, nasıl köle? Ben bunu anlamıyorum. Mesela Peygamberimiz (s.a.v)’ın kölesi var, sahabelerin köleleri var; sahabenin kölesi nasıl giyiniyor? Sahabe ile aynı giyiniyor. Aynı yemeği yiyor, aynı lükste yaşıyor, nasıl köle oluyor bu? Adı köle. Efendi oluyorlar, öyle bir şey yok. Sistem zaten köleliği kaldırmış gelir gelmez. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “kölelerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sizin gibi yaşasınlar.” Nerenin kölesi? “Müslümanlar da kardeştir” diyor Cenab-ı Allah. Bitti. Nerede kölelik? İş sahibi adam, kölesi var; iş sahibi de çalışıyor, köle de çalışıyor. Nerede burada kölelik? İş sahibi de köle o zaman. İş sahibiyle aynı yemeği yiyor, aynı kıyafeti giyiyor, aynı yerde yatıyor, aynı safta namaz kılıyor. Bakın aynı safta namaz kılıyorlar, namaz aynı safta; bana burada köle gösterin, fiilen kalkmış kölelik zaten, nerede köle? Zaten herkes köle olmak ister öyle bir şeyde, ne kölesi, değil mi, nerenin kölesi? Ayrıca her suçun karşılığı aşağı yukarı köle azat etmek. Dolayısıyla kölelik diye bir konu kalmamış ki. Ama tabii zalimin eline İslam’ı verirsen, sana öyle bir kölelik getirir ki aklın durur; öyle bir kadın anlayışı getirir ki kadınlar mahvolur, insanlıktan çıkar; öyle bir hayat anlayışı gelir ki insanlıktan çıkarsın. Ne müzik olur, ne eğlence olur, ne neşe olur, ne sevinç olur; ne estetik, ne güzellik, ne kadınlarda bakım, ne temizlik, hayvan üstü sığır, sığır üstü eşek gibi bir hayat yaşar adam. Berbat olur. İşte bunun adına yobazlık diyoruz. Hz. Mehdi (a.s)’ı niye gönderiyor Cenab-ı Allah? Yobazlığı paramparça etsin diye gönderiyor. Hz. Mehdi (a.s) olmadan ikinci bir yol yok. İllaki yobazlığa kayar İslamiyet, Hz. Mehdi (a.s) olmadan, söyleyeyim. İttihad-ı İslam asla ve asla oluşmaz Hz. Mehdi (a.s) olmadan, asla. Allah o görevi ona vermiş, Hz. Mehdi (a.s.)’a vermiş. “Yok, Hz. Mehdi (a.s.)’a gerek yok, ben yaparım” diyor, hadi yap da görelim. Yapamazsın. “Biz İttihad-ı İslam’ı şahs-ı manevi ile kurarız.” Kuramazsın. Kendi aranda kardeş olamıyorsun daha, kendi aranda ahbap olamıyorsun, dost olamıyorsun. Ben bütün cemaatleri severim, hatta bu sapkın cemaatleri bile seviyorum, acıyorum. Var ya kafasına kavun takan, neydi onun ismi, İskender Paşa mı?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:Ona bile acıyorum, şefkat duyuyorum ben, öyle bir şey yok. Bütün tarikatları severim, cemaatleri severim. Bazen sert eleştiriyor gibi oluyorum ama kökeninde ellerini, ayaklarını öperim ben onların, bayağı saygı duyduğum insanlar. Ama Hamiyet-i İslamiyemden dolayı yerimde duramıyorum. Böyle bazen galiz bir üslup gibi görünüyor ama o Hamiyet-i İslamiye’nin bir gereği oluyor. Çünkü dediğim doğru oluyor, haklıyım yani, inşaAllah. Mesela bir şey oluyor, toplantılarımız oluyor, hepsine gidip rica ediyoruz; gelin sohbet edelim, konuşalım, ayrılmayın, aman bölünmeyin.” İstirham ediyoruz. “Herkes birbirini sevsin, kardeşiz” falan, zoraki görüştürmeye çalışıyoruz, inşaAllah.
“Canım Hocam, sizi görmek çok güzel. Yakışıklılar yakışıklısı, nur yüzlü canım Hocam, Hz. İsa (a.s) Hz. Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kıldıktan sonra beraber kaç sene Allah’ın hizmetinde devam edecekler? Tekrar açıklarsanız memnun oluruz. Sizi acayip seviyoruz. Allah razı olsun. Allah her daim sizi görmemizi nasip etsin, inşaAllah. Nehir Tezcanlar.” 7 veya 9 sene; Hz. İsa (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s)’ın beraberliği. Ama bazı rivayetler de var, karışmış da olabilir. Mesela bazısında 19 yıl diye de rivayetler var, bazısında 20 yıl diye rivayetler var, yani karışık. Allah bilir, inşaAllah. Dünyaya hakim olarak 7 veya 9 senedir beraberlikleri, inşaAllah. Fakat bazı hadislerde de rastladım, 19 yıl olan hadisler; hatta 30 yıl diye hadisler var. Tahakkuk ettiğinde anlarız, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s) vahiyle hareket ettiği için orda bakın; Hz. Mehdi (a.s.)’ı seversiniz, çok coşku duyarsınız ama vahiyle hareket etmediği için, Peygamber olmadığı için rahat olur insanlar, onu rahat bağırlarına basarlar, severler, Hz. İsa Mesih (a.s)’da elektrik çarpmış gibi olur insanlar, onu söyleyeyim. O Peygamber heybeti, Peygamber nuru şiddetlidir, her bünye kaldırmaz onu. Bayılanlar mı dersin, dili tutulanlar mı dersin, öyledir Peygamber etkisi. Ani bir göz göze gelirse şahıs, çoğu insan bünyesi kaldırmaz, yığılır kalır tabii. Dil tutulması çok fazla olur Peygamberlerle karşılaşanlarda, onu önceden söyleyeyim. Konuşmak isterse konuşamaz, felç olur. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile ani karşılaşılıyor; Peygamber nazarı, Peygamberin gözlerinden özel bir ışık yayılır, Allah özel bir etki meydana getirir. O Peygamberlere mahsustur, felç oluyor böyle adeta, nutku tutuluyor. Resulullah (s.a.v) mesh ediyor ağzını, dua ediyor, ondan sonra açılıyor ağzı. Konuşamıyor, hiçbir şey konuşamıyor. Bayılan çok fazla vardı, Peygamberimiz (s.a.v.)’ı görünce bayılan. Bakıyor, beti benzi gider, küt düşer. Çok fazladır. Hemen anlaşılır Peygamber olduğu. İman edenlerin çok büyük bir bölümü yüzüne bakar bakmaz iman etmişlerdir Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in. Hristiyanlardan, Musevilerden öyle; bakıyor adam, “Peygamber” diyor. Alışılmışın tamamen dışındadır, çok değişik; öyle bir nazar beynine etki ediyor adamın, sarsılıyor. Çok acayip bir hal meydana geliyor, bütün vücudunda hissediyor, böyle elektrik çarpmış gibi oluyor, şiddetli etki. O zaman anlıyor adam. Bir de yüzündeki nur, heybet; mesela sabah kalktığında Peygamberimiz (s.a.v), şiddetli heybetinden dolayı sahabeler bakamıyorlar yüzüne. Onun için Peygamberimiz (s.a.v) sürekli şaka yaparak, yüzündeki o haşmeti, o etkileyici gücün miktarını azaltmaya çalışıyor. Ondan sonra konuşabiliyor sahabeler. Çok fazla şaka yapıyordu Peygamberimiz (s.a.v) o yüzden. Hz. Ali (r.a) da, Peygamberimiz (s.a.v)’den alışmış, o da acayip şakacı olmuş. Ama sürekli şaka yapıyor. Hz. Ömer (r.a) da, “çok şakacı, ona halifelik vermeyelim” diyor. O yüzden vermemiştir halifeliği Hz. Ali (r.a)’a.
“Hz. Mehdi (a.s)’ın gaybet dönemi; Hocam, Hz. Mehdi (a.s)yıllarca hapse mi girecek, yıllarca onu görecek miyiz? Saygılar, Zeynep Ünal.” Şimdi böyle bir hadis var; Gaybet-i Suğra, Gaybet-i Kübra. Daha önce gayb oldu da şu an gaybet bitmiş midir, bilmiyorum; gaybet yeni mi başlayacak, onu da bilmiyorum. Ben Hz. Mehdi (a.s)’ı görmeden bir şey diyemem. Bir küçük gaybet dönemi var, bir büyük gaybet dönemi var, bunları bilmiyorum. Ama ümmeti bu tarihten sonra sarsacak bir konum olmaz. Hz. Mehdi (a.s) hapiste bile olsa yeri göğü yıkar, söyleyeyim; silindir gibi ezer, öyle bir şey olmaz. Mehdiyet öyle hapisle, şununla bununla durdurulacak bir güç değildir, onu söyleyeyim.
“Selamun Aleykum Muhterem Hocam. Programınızı büyük bir dikkatle severek izliyorum. Pazar gecesi mail atmıştım fakat dönüş olmadı. Şu anda da anlattığınız büyük mesele ile ilgili olarak sizinle görüşmek istiyorum. Bana dönebilirseniz çok memnun olurum. Allah’a emanet olunuz. İsmimi vermezseniz sevinirim” diyor. İsim vermedim zaten, değil mi? Telefon numarası vermiş kardeşimiz. Siz yazın, ben inceliyorum, bakıyorum; ya dolaylı cevap veriyorum, genel cevap veriyorum.
“Televizyona nur geldi, ruh geldi. Programınızı 24 saat izliyoruz.” Doğru. Ben de olsam, bu televizyonu hiç kapatmam. Ne gerek kardeşim, evi aydınlatır işte, ne güzel. Gece kalktığımda bile bir program görürüm, bir şey görmüş olurum. Çünkü fuzuli, lüzumsuz tek kelime yok, çok acayip bir şey bu, tek kelime. Bir tane el fazh küfür veyahut dine, mukaddesata muhalif, dolaylı yoldan muhalif tek kelime yok, elhamdulillah. Ehl-i Sünnet’e muhalif tek kelime yok, mükemmel, çok güzel, elhamdulillah. Hep ispatlı, hep delilli, şahane. 24 saat rahatça izlenebilecek televizyon çok zordur. Bayağı güzel, maşaAllah. Ama yayın, herkese yayın, seyreden sayısını 100’e, 200’e çıkarın, bana yazın. “Hocam, 200 kişinin televizyonu seyretmesini sağladım, kanallarını ayarlattırdım” deyin veya işte “uydu anteni aldırdım” deyin. Akrabasına insanın sözü geçer, ben şimdi gitsem teyzemlere rahatça ikna ederim, değil mi? Dedim ya dün, annem sürekli seyrediyormuş, maşaAllah. Bir kere insan gördüğünde, bitti, inşaAllah.
SUNUCU: 00:30’dan itibaren ‘Ahir Zaman ve Yaratılış Gerçeği’ programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.Harunyahya.TV sitemizden devam edeceğiz. Yarın 22:00’dan itibaren de A9 TV, TV Kayseri, Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve HarunYahya.TV sitemizden bizi takip edebilirsiniz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...