SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 Tv, Samsun AKS, Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem Tv’den, canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:İddia edilen Ergenekon davası ile ilgili bir haber vardı. “Ergenekon’un birinci davasında tanık olarak dinlenen Esra Feride Gökçimen daha sonra ifadesini geri çekmişti. Ancak ‘şimdi ilk ifadesinin doğru olduğunu, ancak tutuklu sanıklardan biri tarafından, oğlunun tekerlekli iskemleye mahkum ederiz diye tehdit edildiği için ifadesini geri çekmek zorunda kaldığını ama vicdan azabı çektiği için yeniden gerçekleri söylediğini’” anlatmış.
ADNAN OKTAR:İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı hükümetin, net tavır alması, bütün Türk milletinin hükümetten beklediği bir durum. Zaten geniş çaplı desteklenmesinin nedeni o. Çok hayati, tarihi bir görev, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in devam edebilmesi için, bu kanlı terör örgütünün mutlaka durdurulması gerekiyor. Aksi durumda, taviz verilmesi durumunda, Allah vermesin tam felaketle sonuçlanır. Zulüm örgütü, bu psikopat örgüt biliyorsunuz, milyonlarca insanın canını almayı hedefleyen bir kan örgütü, bir şiddet örgütü, devletin bu konuda çok titiz olacağına inanıyorum, hükümetin de çok titiz olacağını inanıyorum ama milletimizin de tabii bu konuda hükümeti desteklemesi, polisi desteklemesi, savcılarımızı desteklemesi, mahkemeleri desteklemesi çok hayati. Ben kimseye zulüm yapılsın demiyorum ama bu psikopatlığın da durdurulması şart. Adamların gözü dönmüş ve iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensupları birbirlerinden de korkuyorlar, hatta birbirlerinden korkmanın da üstünde, birbirlerinin konumundan delilik derecesinde acı çekiyorlar adeta. Bu acıdan onları kurtarmak için de, bunun yapılması şart inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Sayın Ecevit’in eski koruma müdürü ve İzmir Bağımsız Milletvekili Recai Birgün, iddia edilen Ergenekon davasında tutuklu yargılanan Mehmet Haberal’ın, Bülent Ecevit’in seçim bölgesi Zonguldak’tan CHP tarafından birinci sıradan aday gösterilmesine tepki göstererek, ‘bu durumun Sayın Ecevit’in mirasını reddetmek anlamına geleceğini’ vurgulamış. ‘Sayın Ecevit’e hastanedeyken yapılanlar konusunda ciddi kuşkuları olduğunu ve bunu iddianamedeki belgelerle sabit olduğunu’ hatırlatarak, ‘Zonguldak’a gideceğini ve halka Sayın Ecevit’e olanları anlatacağını, nitekim Zonguldaklılar’ın da bu duruma tepkili olduğunu’ belirtmiş.”
ADNAN OKTAR:Evet, işte çözüm bunlar değil. Yani Zonguldak’tan adamın aday olması falan onlar hikaye. Asıl olan konu, mahkemenin sağlıklı işlemesi için, mahkemeye tam anlamıyla destek verilmesi, polise destek verilmesi, özellikle istihbarat yönünde bilgi akışının mükemmel sağlanması, bu çok önemli. Bu sağlanmazsa, Allah esirgesin, aynı tas aynı hamam olur, yani bu çok tehlikeli bir şey. Bakın korkutuyorlar genç kızı, ifadesini geri alıyor, sonra geri düzeltiyor. Bir kere bu alçaklardan, bu kahpelerden korkmanın bir anlamı yok. Neyinden korkacaksın? Müslüman bir tek Allah’tan korkar, dolayısıyla vatan müdafaasında, vatan menfaatlerinde korkaklık diye bir şey olmaz. Delikanlılık vardır, bizim milletimiz delikanlıdır. Üçer üçer, beşer beşer gelsinler, neyinden korkacaksın? Elinden geleni ardına koymasın. İddia edilen Ergenekon terör örgütü mensupları hep çakaldır. Onlardan korkmak demek; devleti, milleti, kardeşlerimizi onlara teslim etmek demektir. Korkarsan, milleti mahvedersin, korkma diye bir şey olmaz. Tabii ben yargılananları kastetmiyorum, hapiste olanları da kastetmiyorum, yönetici alçak kadrosu var, hala da faaliyet halindeler, o çakalları kastediyorum.
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut da birkaç gün önce, bu konuda söylediklerinize benzer bir yazı yazmış: “2011 seçimlerinde kim iktidara gelirse gelsin, uçurumun kenarına kadar gelen yerleşik düzenin yani iddia edilen Ergenekon zihniyetine, tam olarak tasfiye edilene kadar kararlılık gösterilmesi gerektiğini” belirtmiş. “İddia edilen Ergenekon örgütünün oluşturduğu yapının, Türkiye’nin sırtından alınmasının son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, kimi seçerseniz seçin, hangi partiye oy verirseniz verin ama Türkiye’ye bu hizmetleri yapacağından emin olun” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet, Yiğit Bulut delikanlı, Yiğit Bulut imanlı, samimi, koç yiğit, bir tek Allah’tan korkuyor, helal olsun ona maşaAllah, Allah yolunu açık etsin. Tabii iddia edilen Ergenekon örgütü, şu bu gibi tehlikelere karşı, imanla karşı konulur. Yoksa imansız bir insan “neme lazım bana ne yani, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” der, “ben keyfime bakarım, zevkime bakarım, adamlar Türkiye’yi parçalarsa, benim daha da işime gelir” der. Yani adamın kendi kafasına göre eğlence çıkmış olur. Dolayısıyla yani bütün mesele imandadır. İmanlı bir nesil olduktan sonra, imanlı bir toplum olduktan sonra, Türkiye’nin kılına kimse dokunamaz. Ne Amerika zarar verebilir, ne başka ülkeler zarar verebilir, kimse zarar veremez. Ama imanını kaybederse, ufacık bir ülke bile, ufacık bir güç bile darmakeşan edecek güce sahip olabilir, Allah esirgesin. İmanla karşı konulur. Mesela PKK’ya imanla karşı konuluyor. Komünist bir örgüt, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı imanla karşı konulur, Darwinizm’e materyalizme karşı imanla karşı konuluyor. Yoksa başka türlü karşı koymak mümkün değildir, olmaz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Şevket Eygi Hocamız; “günümüzde samimi Müslümanların iki ateş arasında kaldığını, bunlardan birinin; agresif ve militan dinsizler olduğunu, diğer tarafın ise; dinleri, imanları para, maddi menfaat, benlik süfli dünya hazları, şöhret, riyaset olan münafıklar grubu olduğunu” söylemiş. “Yani Müslüman’ın az ya da çok harama girmeyeceğini, para için her şeyi yapan insanlardan olmayacağını, halkı aldatmayacağını, vicdansızlık ve insafsızlık asla yapmayacağını” belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Mehmet Şevket Eygi Hocamız, her zaman söylüyorum, şahane insandır, dürüsttür, yiğittir, delikanlıdır, Allah için yaşar, Allah ömrünü uzun etsin, başımızdan eksik etmesin Hocamızı, bir de onda çok güzel bir Osmanlı sanatına karşı sevgi vardır. Yani Osmanlı evleri, Osmanlı halıları, Osmanlı güğümleri her şey onun hoşuna gider, estetikten çok hoşlanır Hocamız, sanat yönü çok güzeldir. Müslüman da sanat yönü çok güçlü olacak. Dümdüz Müslüman olunmaz. Müslüman akıllı olur, sanattan, bilimden zevk alır, güzellikten zevk alır, güzel sesten, güzel konuşmaktan zevk alır, güzel olan her şeyden zevk alır.
Şimdi bu yaptığımız yeni düzenleme dekor nasıl olmuş, seyreden kardeşlerim bana bildirsinler bir, ikincisi; yurt dışı izlenmeyi tespit edebilmemiz için, en ücra köşelerde olan kardeşlerimiz de bize yazsınlar, şimdi haber bekliyorum. Bir de samimi olarak merak ettikleri soruları, kısaca bana sorsunlar. Muhabbet için soru sormasınlar, bazıları muhabbet için soruyor anlıyorum. Hakikaten ona heyecan veren, onun için hakikaten önemli olan kilit olan sorular sorarsalar, çok iyi olur.
ALTUĞ BERKER:İşkencecilerin korunduğuna dair haberler vardı daha önce yayınlanmış, bu konuda meclisin tespitleri de vardı. Bununla ilgili birçok haber var: “İşkence beraat etti, İşkence raporu, İşkence yapan polis korunuyor” diye çok fazla haberler olmuştu Hocam. “İşkenceyle suçlanan on polise jet beraat.” Bunlar, son birkaç yılın haberlerinden: “Öldürmeyen işkenceye ceza yok” bu, savcının ifadesi. “Yargıtay’dan işkence beraatine onay” diye başka bir haber. “Polis korunuyor kaygısı var” haberler bu şekilde Hocam genel işkence konusunda.
ADNAN OKTAR:Evet ama bu konuda hakimlere, hükümetin güvence dolu söz etmesi çok faydalı olur. Yani işkenceye karşı, adaleti savunan hakimlere, savcılara karşı devletin sevgiyle, şefkatle ve koruyucu gözle baktığını ifade eden birkaç söz bile, çok olumlu etki yapar. Yani bu konuda tek kelime edilmezse, o, garip bir sessizlik olur. Garip sessizliğin anlamı da biraz garip olur. Mutlaka bir şeyler söylenmesi gerekir. Yani işkenceye karşı tavır alan hakimlerin, dürüst hakimlerin, candan tavır koyan hakimlerin beğenildiği, doğru yolda olduğu vurgulanması lazım. Savcıların yine takdir edilmesi gerekir. Nasıl iddia edilen Ergenekon terör örgütü davasında hakimler, savcılar korunuyorsa, onlarda cesaret oluşuyorsa, bu bir güzelliktir. Aynı olay orada da olması lazım. Yani milletçe hakimlerimizin, savcılarımızın yanında olduğumuzu vurgulamamız lazım. Özellikle işkence davalarında, çok hassas davalardır bunlar. Yani Allah esirgesin, örtbas edilmesi gibi bir konum oluşursa, hiç kimse Türkiye’de demokrasi olduğuna inanmaz. Ne Avrupa inanır, ne vatandaşlar inanır, adalet yerini bulduğunda, bu inandırıcı olur. İşkence, çok büyük bir zulümdür. Özellikle emniyette, çünkü emniyetteki polisi o göreve getiren kim? Devlet, hükümet. Onların maaşını kim sağlıyor? Devlet, hükümet sağlıyor. Parayı kim veriyor? Vatandaş veriyor, biz veriyoruz. Benim paramla polis görev yapacak, vatandaş oraya gidecek, adam verdiğimiz parayla vatandaşa işkence yapacak, sakat bırakacak ve bu konu da örtbas olacak. Şimdi işkencenin ispatı da o kadar kolay bir şey de değil. Yani orada hakimlerin samimi vicdanlarını kullanmaları için, teşvik edilmesi gerekir. Çünkü hakim bazen orada tereddüte düşebilir. Yani “acaba ceza verirsek, yanlış bir hareket mi yaparız, yanlış bir tavır mı yaparız” gibi buna benzer birçok caydırıcı neden ortaya çıkabilir. Burada hakimlere gereken cesaretin verilmesi gerekir, yani ilgililere. Hükümetin desteklemesi. Hakimlerimiz zaten cesurdur da, fakat böyle bir konumda, daha teşvik edilmiş olurlar. Daha doğru karar vermede vicdanları daha baskıdan korunmuş olur. İddia edilen Ergenekon terör örgütü davasında, hakimler kendi haline bırakılırsa, mahkemeleri vatandaş desteklemezse, bu acayip bir olur. “Siz kendi aranızda halledin” gibi, olmaz. Milletçe destekleyeceğiz, milletçe arka çıkacağız, onların yanında olacağız. Aynı şekilde işkence davalarında da öyle, hakimlere; “siz kendi aranızda halledin” olmaz. Milletçe destek olacağız inşaAllah. Çünkü çok büyük bir zulüm. O zulmün mutlaka ortadan kaldırılması gerekiyor, ki caydırıcı olsun, yapanlar kimse bir daha da yapmasınlar.
“Selamun Aleykum yakışıklılar yakışıklısı, Yusuf yüzlü Muhammed Adnan Hocam” diyor. MaşaAllah. “Sizi birkaç gündür izleyemedim, strese girdim. İnşaAllah bu akşam izlerim ya da dinlerim. Hocam benim tespitim var; inşaAllah siz daha iyi bilirsiniz ama astronota bu kadar inanılmasının en büyük etkisi sanırım, Mahmud Efendi (k.s) ardına saklanması ve gölgesinde saklanmasıdır. Hata yapsa da Cübbeli’ye bir şey denmiyor. Çünkü arkasında, Mahmud Hoca var. Bir şey dese, o der diye düşünülüyor sanki. Böylece astronot rahatça uçuyor. İnsanlar, “onlar daha iyi bilir deyip, araştırmadan her sözünü dinliyorlar” diyor. Yani “Cübbeli’nin sözlerini araştırmadan dinliyorlar” diyor. Böyle kişilerin mesela Cübbeli astronot, ‘Hz. Mehdi (a.s) yok, gelmedi’ diyor, hemen kanıyorlar. Halbuki hadisleri araştırsalar, alametleri görecekler. Buna rağmen yine görseler de astronot ne derse, o diyorlar. Ve Peygamber (s.a.v.)’in sözüne değil, astronotun sözüne ittiba ediyorlar. Gözü kapalı inanıyorlar. Bu nasıl Peygamber sevgisidir Hocam. Bu hadisleri okuyup anlamak için, alim olmak mı gerekir. Son derece açık hadisler” diyor. “Buna rağmen Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine karşı, Cübbeli’nin sözlerini getirip, Cübbeli’yi esas alıyorlar” diyor. “Hadisi esas almıyorlar” diyor. Yani “Peygamberimiz (s.a.v.)’den adeta üstün görüyorlar” haşa diyor. Allah akıllarını açsın, Allah hidayet versin, Murat Barış/İstanbul-Avcılar’dan yazmış. Doğru diyor tabii güzel diyor. Mahmud Hocamız tabii ki bu adamı, o anlamda yani anormal tavırları olursa, yanlış tavırları olursa destek vermez. Ama birçok konuda Cübbeli’nin, Mahmud Hocamız’ı dinlemediğini kendisi de söylüyor. Mesela “o külliyeyi kurma” demiş, kurmuş, “söz dinlemediğim için, Allah başıma bela verdi” diyor. Birçok konu var öyle, dinlemiyor, kendi kafasına göre hareket ediyor. Pek kontrol edilebilen bir tip değil. Canı istediğinde de, Mahmut Hocamız adına hüküm veriyor, mesela “öyle dedi” diyor, inanmayan beri gelsin. Mesela Mahmud Hocamız, eliyle şu işareti yapıyor, adam tefsir ediyor, “bunun anlamı şu, ben size açıklayayım” diyor. “Birinci anlamı; ne ben, ne yaşayan talebelerim, ne ihvanım Hz. Mehdi (a.s)’ı göremeyecek, Hz. Mehdi (a.s) hala yaşamıyor, Hz. Mehdi (a.s) şu an yok, Mehdiyet’ten ümidi kesin, yüzyıllar sonra çıkacak, o anlamda dedi” diyor. Mahmud Hocamız, on yıl, “Hz. Mehdi (a.s) geldi, yaşıyor” diyorsa, onbirinci yılda benim basiretim, ferasetim kapanmış, ben yanlış anlamışım, Hz. Mehdi (a.s) da yok, benim ihvanım da göremeyecek” der mi bir mürşid? Olacak iş mi bu? Mahmud Hocamız, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini on yıl kabul etmiş. Sen de diyorsun ki: “Hz. Mehdi (a.s)’ın yaşı 30 yaşında “diyorsun, o devirde. “Hz. Mehdi (a.s) şu an faaliyette, 30 yaşında” diyorsun. On yıl sen de savunmuşsun, Mahmud Hocamız da savunmuş, bütün cemaatte savunmuş. Onbirinci yılda ne oluyor? Olacak iş mi bu? Onun için Cübbeli’nin sözünü hadisten, ayetten daha üstün görmek, çok acayip bir hareket olur, çok yanlış bir hareket olur, çok büyük günah olur. Hadislerden anlamaya çalışsınlar, Cübbeli’nin sözlerinden anlamaya çalışmasınlar. Hatta geçen günler diyor ki; “geçen günlerde bana bir bilgi geldi” diyor. Herhalde vahiy gibi bir şeyi kastediyor anladığım kadarıyla. “Keşif geldi bana” diyor. “Bana dört saat dendi” diyor. “Ben biraz sorunca, ‘orasını karıştırma’ dediler bana” diyor. Yani herhalde, ona göre melekler söylüyorlar. Melekler orasını karıştırma der mi, kahvehane üslubu ile melekler konuşur mu? O dört saati öyle bir sündürüyor, öyle bir şekle, öyle bir şemale sokuyor ki, karmakarışık hesaplar yapıyor, sonunda diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s)’a 700 sene falan var” diyor. “Bu keşiften, bu anlam çıktı, ben bunu keşfettim” diyor. “Dört saat denmiş buna, “neyi kastediyorsunuz bu dört saatten” demiş, “orasını karıştırma, bu kadar” demişler, kahvehane üslubu gibi, yani herhalde vahiy gelmiş anladığım kadarıyla. Ve sonunda hesapları, inanılmaz karmaşık bir sistemle işliyor, karşısındaki adamlar da anlamıyor, “anlamayacak bir şey yok” diyor, “şundan şunu çıkaralım, şundan şunu çarpacağız, şunu şuna böleceğiz, buradan ne çıkıyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışına en az 700 yıl var” diyor. Kendisinin konuşmalarını dinleteyim de görün. Varsa hazırlasınlar o konuşmayı. Yani inanılır gibi değil. Adamlar da ona inanıyorlar. “Vay mübarek vay, ilham gelmiş baksanıza” diyorlar. Kardeşim hadisten, ayetten baksana, hadisten anlasana, büyüklerin sözlerinden anlasana, Bediüzzaman’ın sözlerinden baksana, Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin sözlerine baksana, Mahmud Hocamız 10 yıl söylemiş; “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diye, daha ne desin? 10 yılın sonunda gidip soru soruyor; “on yıllık kanaatinizde emin misiniz?” diyor. Hakaret gibi bir şey bu. Mahmud Hocamız da ne desin? Eliyle şu hareketi yapıyor.
“Hocam eşim Zeytinburnu’nda bir hastanede iş başvurusu yaptı. Fakat başörtüsünü çıkarırsa, aksi takdirde işe alınmayacağı söylendi. Bu zulüm nedir? Ne zaman sona erecek? Adem Aydın.” Benim bu işi aklım almıyor. Nasıl bir vicdandır. Bir hanım başını örtmek de isteyebilir, açmak da isteyebilir, ne mahsuru var? Örtsün başını ne güzel, o şekilde girsin işe çalışsın ne mahsuru var? Ayrıca hastanede başörtüsü zaruridir. Tabii yani hijyen açısından da zaruri zaten. Birçok hasta bakıcı hanımın başı örtülüdür. Doktorlar bile başlarını kapatıyorlar değil mi? Ne mahsuru var. Bu, vicdana uygun bir hareket değil. Yani vicdanla değerlendirecekler, Allah’tan korkacaklar, bu yanlışlığı yapmayacaklar. İnsan iftiharla işe alır, severek işe alırsın değil mi? Çünkü bir hanımın mağdur edilmesi ne acı bir şeydir, ne kadar acayip bir şeydir. Yani onu mahcup etmek, onu tedirgin etmek, onu rencide etmek çok günah ve çok yanlış, ne karışıyorsun? Başı örtülüyse, tamam karışma, başı örtülü gelsin ne güzel. Nurdur, berekettir, hoşnutluktur değil mi? İnşaAllah.
“Canım Muhammed Adnan Hocam. Dekor muhteşem, gözümüzü alıyor maşaAllah. Cennet gibi” diyor maşaAllah. Bir hanım kardeşimiz yazmış maşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam” diyor. “MaşaAllah stüdyonuz çok güzel olmuş. Fakat balıkları göremiyorum, balıklara ne oldu” diyor. Çok hoş. Balıklar emin ellerde. “Hayırlı programlar, Fatih Ateş” kardeşimiz yazmış.
“Muhterem Hocam, yeni stüdyo dizaynı çok güzel olmuş maşaAllah, sizi tebrik ediyorum. Değerli Hocam duamız şu; Yüce Allah size bütün dünyada böyle dizayn etmeyi ve cennetin gölgesine çevirmeyi nasip etsin. Bütün dünyayı inşaAllah böyle güzelleştirirsiniz” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın hizmetkarı olarak inşaAllah bana o görevi versin Hz. Mehdi (a.s), dünyayı güzelleştirme görevini versin, yaparım inşaAllah.
“Esselamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhteşem gece mavisi dekor maşaAllah. Ellerinizden öpüyor, hayırlı dualarınızı talep ediyoruz” diyor, Uğur Çağlak kardeşimiz. Biz de onların ellerinden öpüyoruz, Allah razı olsun, maşaAllah elhamdülillah.
“Selamlar canımın içi biricik Hocam. Dekorunuz şahane görünüyor, desenlerle birlikte seçtiğiniz gece mavisi ton acayip yakışmış maşaAllah. Hocam sizin çok mükemmel resim yaptığınızı duymuştuk. Onları da bir ara görsek, çok mutlu oluruz, sevgiler” diyor. Doğru, tablolarımı gösterelim, inşaAllah.
“Şu an sizi izliyoruz Hocam. Kalbimiz durana kadar sizi izlesek bıkmıyoruz.” Allah esirgesin, Allah uzun ömür versin. “Hep iman, hep sohbet bize Allah’ı devamlı hatırlatıyorsunuz, anlatıyorsunuz. Yeni dekorasyon çok güzel” diyor maşaAllah.
“Esselamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam size göre komünizmin içerisinde din olmadığı için mi sadece kötü bir şey? Açıklarsanız sevinirim inşaAllah, Allah’a emanet olun, iyi geceler.” Tabii en önemli nedeni o. Yoksa biz komünizmin sosyal adalet anlayışına ne deriz, bir şey demeyiz. Zaten İslam’ın savunduğu bir şey. Onlar da zaten, o bilgiyi Tevrat’taki, Hz. Mehdi (a.s) bahsinden aldılar. Yani Karl Marx haham aileden gelir. Kendisi de bir nevi hahamdır, çok iyi Tevrat bilgisi vardır, acayip bir Tevrat bilgisi vardır. Tevrat’ı incelediğinde, bir dünya hakimiyetinden bahsediliyor, dünyanın cennet gibi olmasından bahsediliyor ve muazzam bir sosyal adaletten, Hz. Mehdi (a.s)’ın malı eşit olarak dağıtacağından bahsediliyor. Ve bütün herkesin zengin olacağından, müreffeh olacağından bahsediliyor. Bunu okuyunca adamın tabii içi erimiş Marx’ın. Peki Allah inancı var mı? Yok. Çünkü Darwin devrede, o zaman dinsiz bir Mehdiyet nasıl olur, onu düşünmüş, dinsiz Mehdiyet’i, komünizm olarak ortaya koymuş. Onun içine de tabii şiddeti de koyunca, akıl almaz bir kepazelik, akıl almaz bir zulüm sistemi ortaya çıkmış. Yoksa Marx’ın kendi kafasından çıkarabileceği bir bilgi değil. Hazır olan bilgiyi alıyor.
“Hocam Nisa Suresi, 11 ve 12. ayetlerinde, miras paylaşımıyla ilgili bir açıklama yapar mısınız” diyor. Bu konuları en güzel, Mehmet Talu Hocamız bilir. Yani çok büyük alimdir. Benim gördüğüm Türkiye’’deki en büyük alimdir. Hatta Ortadoğu’nun en büyük alimidir. Ona soracaksınız, fetvayı ondan alacaksınız. Yani önce ince ince düşünmeye gerek yok. Genel anlamda mesela bir miras olduğunda, paylaşılır. Paylaşılırken oturup şuna şu kadar matematik hesap olmaz. Bir kere cömertlik vardır İslam’da. Ne alaka? Allah diyor ki: “İhtiyacı olanlara, fakire, fukaraya, yolda kalmışa dağıtın” diyor. Adam mesela vefat etti, gel dersin, orada yetimler vardır, bol bol dağıtırsın, verirsin. Ne alaka, ince ince düşünmeye gerek yok. Bol bol ver. Mesela kız kardeşe, insan kız kardeşine benim canımsın dersin, olduğu gibi verirsin, bol bol verirsin. Böyle pinti; filmlerde olur ya, Horoz Nuri diye bir tipleme vardı, misafirlerine zeytinleri sayarak verirdi, “üç zeytin sana, üç zeytin sana, üç zeytin sana” diye, onun gibi olmaz. Müslüman son derece cömerttir. Yani kız kardeşin senin, kardeşin, oturup onunla cebelleşecek misin? Bol bol dağıtırsın. Ne fark eder? Bir mecburiyetin yok ki? Yani istediğin kadar dağıtırsın. Ama Allah; “genel olarak bir mantık olarak isteseniz, bu şekilde” olur diyor. Yani “aranızda bir anlaşmazlık olmaması için, olacak sistem budur. Ama size yakışan, cömert davranmanızdır” diyor. Ne kadar anormal bir şey, matematik hesaplarla adamlarla uğraşmak olur mu? Nur gibi kız kardeşin gelmiş, babandan mesela onbin altın kaldı, “al” dersin “beş bin altın senin. Yüz bin altın da saklıyorum senin için” dersin değil mi? Bir mecburiyetin yok ki. Ben bu dört yüz bin altınla idare ederim” dersin. “Ama her şeyin bakımı da bana ait” dersin, kız kardeşin değil mi? Ama dersin “paralarını dikkatli harca, benden habersiz harcama yapma, cahillik yaparsın, seni kandırabilirler” diyebilir. Ama insan kız kardeşiyle cebelleşir mi? Annesiyle cebelleşir mi? Miras paylaşımı için kepazelik mi çıkarılır? Bol bol dağıtırsın, bunun usulü budur. Onun için bu arkadaşların dediği tarzda bir şey olmaz. Yani teknik ayırmaya gerek yok, bol bol dağıtırsın.
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Sevgili Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Çok yakışıklısınız maşaAllah” diyor. MaşaAllah. “Stüdyonuz çok güzel olmuş. Allah hidayetinizi arttırsın. Her düşmanınızı sizlerden uzak etsin, akıl ile bilim ile iman ile” diyor. “Amin, ellerinizden öpüyoruz” diyor. Biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. “Bizlere dua edin” diyor. Allah hepimize hidayet versin. Rusya’dan yazıyor kardeşlerimiz, maşaAllah. Buraya da geldiler, Özbek kardeşler geldi, Tatar kardeşler geldi Rusya’dan dindar, Fethullah Hocam’ın talebeleriymiş. “Hocam” dediler, “Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği çok net, çok açık” dediler, “bize ‘aman aman şahs-ı manevi, sakın bu konulara girmeyin’ diyorlar” dediler, “Allah razı olsun, siz açıkça anlatınca, biz anladık” dediler. Aman ortalığı karıştırmayın dedik, onları tedirgin de etmeyin ama doğrusu budur dedik.
Başı örtülü hanımları, özellikle işe alsın kardeşlerimiz. Çok ayıptır, mağdur etmeyin. Hem ayıp, hem günah. Ne kadar tedirgin ediyorlar çocukları. “Seni işe almıyorum.” Neden? “Başörtün var da onun için” diyor. Daha ne istiyorsun, ne güzel işte değil mi? Ne güzel maşaAllah. Yani ben ayıplıyorum, kim yapıyorsa ayıplıyorum. Başka açıklaması yok.
“Sayın Hocam inşaAllah” Amerika’dan Murat kardeşimiz yazmış. Allahualem benim gördüğüm hadislerden, Allah’a çok şükür elhamdülillah hakikaten Mehdiyet devrindeyiz. Net doğru, Mehdiyet doğru. Bir de çok makul de yani neden Müslümanlar birleşmesin? Tabii ki birleşir. Ama yobazlığı kaldırması; sır orada. Ben çocukluğumda düşünüyordum, İslam nasıl hakim olacak diye. Asıp, kesmeler var zannediyordum çocukluğumda, baktık İslam, nur. Baktım sevgi, merhamet, şefkat, dostluk, kardeşlik tabii ki hakim olacak. Çok makul. Yobazlık tarzında olsa, tabii ki kimse müsaade etmez. Ne Amerika müsaade eder, ne Rusya müsaade eder, ne de dünyanın hiçbir devleti müsaade etmez, yobazlık tarzında. Zaten müsaade de etmesinler, ben de müsaade etmem, kimse de müsaade etmesin. Allah esirgesin, mahvolur herkes mahvolur. Yani yobazlığı yapan da mahvolur. Kendinin de başını yer. O yüzden Allah, Mehdiyet’i yaratmış, Mehdiyet’te de kardeşlik ve sevgi hakim, ne güzel. Ermenileri bağrına basıyorsun, Musevileri bağrına basıyorsun, Ortodoksları bağrına basıyorsun, Rumları bağrına basıyorsun, komünist dinsiz ise yine onlara saygı gösterip, koruyup-kolluyorsun, birinci sınıf vatandaş oluyor. Dünyayı cennet gibi yapıyorsun, Müslümanlar alabildiğine özgür, çarşaflı hanımlar göğsünü gere gere geziyor, başörtülü hanımlar göğsünü gere gere geziyor, başı açık hanımlar da göğsünü gere gere geziyor. Ne güzel maşaAllah. İsteyen istediği gibi namazını da kılıyor, insanlar güvenlik içinde, ne terör var, ne anarşi var. İsrail’e sürekli roket atıyorlar, onlar da onları bombalıyor. Yani ben bunu anlamıyorum. Sen ona roket atacaksın, onlar da seni bombalayacak. Sen ona roket atacaksın, o da gelip seni bombalayacak. Ne gerek var kardeşim? Arkadaş olun, kardeş olun, kaldırın sınırları yıkalım, o duvarları kaldıralım. Biz İsrail’e neden roket atalım? Senin attığın roket, çocuğa geliyor, kadına geliyor, yaşlı dedelere geliyor. İnsan kaldırıp taşı atar mı kalabalığın içine? Kimin içine gittiğini biliyor musun sen? Hedef yok ki orada, gözü kapalı atıyorsun sen. Onlar da gözü kapalı onları bombalıyor. Bu vahşet kardeşim, ne gerek var? Bunu durduracak olan da Hz. Mehdi (a.s)’dır. Yani onların beklediği; Moşiyah, yani Şiloh, Kral Mesih, Müslüman olan alemin beklediği de Muhammed Mehdi (a.s). Hz. Davud (a.s) soyundandır. O, bu kepazeliğe, bu rezalete son verecek. Neden kan aksın kardeşim? Neden duvarlar olsun? İsrail’in her tarafı duvar. Yıkarız duvarları. Kontrol noktasına ne gerek var? “Gidin işinize bakın evladım” dersin, kardeşim, bu kadar. Mesela İsrail istediği gibi her yerde fabrika kursun, hastaneler kursun, tesisler kursun, Filistinli kardeşlerimiz boydan boya kendi vatanları, istedikleri gibi yaşasınlar. Genç kızlar istedikleri gibi örtünsünler, isteyen namazını kılsın, Tel Aviv’e de gitsinler, başka yerlere de gitsinler, konu bitsin. Doğru mu Berker’im?
ALTUĞ BERKER:Çok doğru Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Ben bu olayı anlayamıyorum. Biz Yunanistan ile neden dost olmayalım kardeşim? Yani neden dost olmayalım? Ermeniler, Türkiye’yi bırakıp gitmişler. Gelsinler, bağrımıza basalım, açalım Ermenistan’ın sınırını, nedir paylaşılamayan, nedir olay? Güzel bahçeler oluşturalım, havuzlar oluşturalım, Musevi kardeşlerimiz onlara Muhammed Mehdi (a.s), Tevrat’ın orijinaliyle, aslıyla hükmedecek. Onlar da onu, Şiloh olarak, Kral Mesih olarak bağırlarına basacaklar. Çünkü Tevrat ile hükmedecek. Onlara göre Kral Mesih zaten çok değerlidir, çok önemlidir. Müslümanlara göre de Muhammed Mehdi (a.s) çok önemlidir; aynı kişidir hepsi, Tevrat’ta anlatılanlar ile hadislerde anlatılanların hiç farkı yoktur, aynı kişidir. Dolayısıyla huzurlu, güzel bir ortam olur. Ermeniyse gitsin kardeşimiz kilisesinde ibadetini yapsın, sana ne. Hz. Mehdi (a.s), onlara da İncil’in orijinaliyle hükmedecek. Bunun sonucunda onlarda, Muhammediliğe karşı, Kuran’a karşı olağanüstü bir muhabbet oluşacak, Kuran’a, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e aşık olacaklar. Çünkü diyecekler ki: “Onun evladı, onun torunu bu sistemi uyguladığına göre, Kuran’ın getirdiği ahlak buysa, elhamdülillah biz Müslüman olduk” diyecekler. “Biz elhamdülillah Muhammediyiz” diyecekler. Tam aradıkları şey, bayağı güzel. Durduk yere akıl almaz bir kin ve nefret, Musevi nefreti, Rum nefreti, Ermeni nefreti, Ortodoks nefreti, Evanjelik nefreti, nefret nefret nefret her yer nefret, ne oluyor? Yani Allah onları bize emanet vermiş, yedi emanımızda onlar. Osmanlı döneminı görmediniz mi? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanını görmediniz mi? Kuran, ayet okumuyor musunuz ben anlamıyorum. Müşrikleri, Allah Müslümanlara emanet veriyor. Cenab-ı Allah diyor ki: “güvenlik içinde gidecekleri yere kadar onlara eşlik edin, canlarını koruyun” diyor. Can korurken, bir saldırı olsa insana ne olur? İlk başta seni şehit ederler değil mi? Allah, buna rağmen yapın diyor. “Canınızı ortaya koyun, müşrikleri koruyun” diyor. “Güvenlik içinde gidecekleri yere kadar geçirin, canını koruyun” diyor. Kardeşim müşrik artık daha ne diyeyim ben? Adamlar anlamıyor. Ehl-i Kitap, zaten ehl-i Kitap ile evleniliyor. Ehl-i Kitap’tan hanım alıyorsun. Mesela bu hanım kızımız muhtemelen Ortodoks’tur, Rus asıllı. Mazlum, tertemiz insan. Neden ben ona düşman olayım değil mi? Allah bize emanet ediyor, yedi emanımıza, misafirimiz olarak gelmiş. Ne güzel mesela İslam’ı, Kuran’ı öğrense, mesela kitap vereceğim ona Yaratılış Atlası vereceğim, başka kitaplardan da vereceğim, gönlünde İslam’a karşı bir sevgi oluşur. Bir de dinde zorlama da olmaz. İlla dinini değiştir diyemezsin. Bizim dinimiz böyle, İslamiyet böyle dersin, kendin bilirsin diyeceksin, Hıristiyanlık da budur, nasıl istiyorsan, takdir senin diyeceğiz inşaAllah.
“Selamun Aleykum Canım Hocam. Dekor iç açıcı, hoş ve güzel olmuş maşaAllah. Siz her şeyi çok güzel ve net açıklıyorsunuz maşaAllah. Size soru sormaya gerek kalmıyor ama size yazdığım mesajları okumanız ve cevap vermeniz, beni inanılmaz mutlu eder. Her gün yazmamak için kendimi zor tutuyorum” diyor. “Yakışıklı Hocam, siz ve oradaki kardeşlerimiz Allah’a emanet olun, selametle kalın” diyor, Bursa’dan bir hanım kardeşimiz yazmış.
“Ben Erkan, iyi akşamlar Hocam. Sizi her gün izliyoruz. Artık alıştık size, hayranınızız” diyor. “Dua edin” diyor, maşaAllah. “Dekor zevkli olmuş, sohbet daha iyi” diyor, “Hülya Gül” kardeşimiz.
“Selamun Aleykum Hocam. Fildişi sahillerinde yaşanan zulüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Rıdvan Doğan.” Kardeşim zulüm her yerde olur. Eğer sevgi, barış, kardeşliği adamlar istemezse, kan dökmek istersen, adam da senin kanını döküyor işte. Adamlar kan deyince gözler parlıyor. Hz. Mehdi (a.s) anti kandır. Mehdiyyildem adı, Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdiyyildem” diyor, ona özel bir isim vermiş. Kan durduran Hz. Mehdi (a.s). Ayırt edilsin diye söylemiştir. Ünlü özelliğidir. Resulullah (s.a.v.); “damla kan akıtmaz” diyor, ferman ediyor. Vahiyle alıyor. Cebrail (a.s), ona söylüyor; “gelecek olan Hz. Mehdi (a.s), senin neslinden olacak” diyor, Allah’ın bildirdiğini bildiriyor ve “kan akıtmayacak” diyor. Kaderinde yok. İyi anlaşılsın diye, “damla kan akıtmaz” diyor.
“Balıklar nerede? Onları özledim” diyor. “Onlar da bu programın parçası olmayı özlüyorlardır” diyor. O keratalara bir şey yapacağız artık. Bir çözüm bulacağız. Onlarsız olmuyor değil mi? İnşaAllah. “Yeni dekorasyonunuzu çok beğendim, çok güzel ve modern maşaAllah” diyor. “Ama dekorasyon, sizin yüzünüzdeki nur ve konuşmanızdaki güzellikle kıyaslanamaz” diyor. Allah razı olsun. Evet, burayı daha güzelleştireceğim, ben geldiğimde, çalışmalar devam ediyordu değil mi? Daha ilave birçok şeyler yapacağım, biraz beklerseniz göreceksiniz inşaAllah. Hay maşaAllah, maşaAllah, izlenme oranı çok iyi maşaAllah, özellikle yurtdışı takibi çok güzel elhamdülillah, maşaAllah. Yurtiçi izlenme oranı da çok güzel, her bölgeden var elhamdülillah. Ama yine de bu kanalı tanıtmaya devam etsinler kardeşlerimiz, bana bildirsinler, yani ben onu duyayım. “Hocam” desin, “halamlara gittim, dayımlara gittim, kanalı kurdum, hatta durdum başlarında seyrettirdim” desinler.
İnşaAllah Mehdiyet devrinde, sinemalar dolup taşacak Allah’ın izniyle, çok şahane, muhteşem filmler olacak, böyle nefes kesen, birbirinden güzel filmler olacak, o zaman film teknolojisi, sinema olayı tam hakkıyla olacak inşaAllah. Çünkü sinemayla eğitim, mükemmel bir eğitim metodudur. Tam doğru, tarihi gerçekleri anlatan filmler yapılacaktır inşaAllah, görüntüler çok güzel, insanlar çok güzel, dekor çok güzel olacaktır inşaAllah. Çünkü çok zengin bir kadro ve zengin imkanlarla yapılacağı için, dolaylı olarak, dolaysız olarak her yönden mükemmel olacaktır inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mısır’da yayın yapan, Onİslam.Net isimli internet sitesi, İslam aleminde çok takip edilen bir internet sitesi. Sizin makaleleriniz düzenli olarak yayınlanıyor. Dünde en son bu makaleniz; “Hayırlı iş yapanı ödüllendirmek ”başlıklı makaleniz yayınlanmış orada Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, İslam aleminde elhamdülillah, genel olarak benim eserlerim, kitaplarım, temel imani eser olarak, dünyanın her tarafında okunuyor, başka yok. Yani bu kadar kapsamlı, bu derece güçlü, vurucu, etkileyici, bilimsel delillere dayalı, fotoğraflarla, belgelerle ispat edilmiş çalışma, dünyada başka yok. Onun için dünyanın her tarafında, muhalif olanlar da istifade ediyor, muhalif olmayanlar da istifade ediyor, herkes istifade ediyor, o çok güzel maşaAllah. Çünkü bizim kitaplarımızı okumak, illa bizim arkadaş grubumuzun içine dahil olmayı gerektirmez. Nakşibendi olabilir, Kadiri olabilir, Şazeli olabilir, Nur talebesi olabilir, ki ben de Nur talebesi sayılırım, faydalı bir eserden faydalanmamak akılsızlıktır. “İlim nerede olursa, alın” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Çin’de olsa alın” diyor. Ne güzel, hazır bilgi, özlü bilgi, doğru bilgi ve hakikaten izleyen insanlar, okuyan insanlar, imani yönden çok coşkulu oluyorlar, çok samimi oluyorlar. Bir kere samimi iman oturdu, o çok önemlidir. Mesela taklid-i iman kalktı, tahkiki hatta aynel yakin imana dönüştü elhamdülillah. Eskiden insanlar İslam’ı, flu görürken, baktılar ki İslam hayatın ta kendisi. “İslamiyet, Müslümanlık ne kadar güzelmiş” diyorlar. Cübbeli’nin tanıttığı İslam nerede, bizim anlattığımız İslamiyet nerede? Cübbeli’nin anlattığında, insanların kanı iliği çekiliyordu, Allah esirgesin, ki Allah’a çok şükür tam zamanında devreye girdik, bir ferahlık ve güzellik oldu. Şu an Avrupa da İslam’ı savunan, seven insanların sayısı, çığ gibi artıyor. Bakıyoruz, “Müslüman olduk” diyorlar, çocuklara soruşturuyorum, bakıyorum mutlaka benim kitaplarımı okumuş oluyorlar. Yani bir yerden okumuş, bir yerden dinlemiş. Temel, beyninde asıl etki eden yön; o olmuş oluyor. Bende de öyle olmuştu. Ben birçok kitap okudum; İmam-ı Rabbani’nin Mektubatı’nı, İmam-ı Gazali’yi, ama Bediüzzaman Risale-i Nur külliyatı, asıl benim imanımda inkişafa neden olan, en büyük etkiyi o yapmıştır. Ama yüzlerce de kitap okudum. Şimdi desem ki ben; “o yüzlerce kitaptan dolayı mı?” Değil. Tabii ki başta Kuran ve hadisler, ama Kuran’ı bana sevdiren, hadisleri bana sevdiren, bana anlatan bir alim var. Yani İslam’ın nurunu, İslamiyet’i derinlemesine anlamama vesile olan bir alim var. İşte bu; Bediüzzaman Said Nursi. Sorsan bir adama; mesela ben Nur talebesi sayılırım. Bizim ayrı bir ekol gibi görünüyor. Ama en özüne indiğimizde, kimden etkilendin desek, Risale-i Nur çıkar. Dürüstçe söylenecek olursa, budur. Şimdi benim kitaplarımı okuyan insanlar da; bir kitabımı, iki kitabımı okumuş olsa, asıl etkilendiği o olmuş oluyor. Yüzlerce kitap okuyor ama asıl etkilendiği kitap, o olmuş oluyor. Bu insanın ruhunda vardır. Ben mesela çocukluğumda, bazı dini, İslam’ı savunan insanların konuşmaları vardı, ben onları hiç unutmam. Kafamda, çok önemli yer tutmuştur. Tabii ki asıl, Kuran’dır, hadislerdir. Ama Kuran’ı ve hadisleri de anlatan insan olmak çok önemlidir. Yani şerh etmek, anlaşılır hale getirmek çok önemli. Mesela Kuran’ı, Ali Bulaç Hocamız anlatıyor. Benim gördüğüm, diğer hocalardan daha iyi, daha güzel anlatıyor. Ama Kuran’daki derinliği kim anlatıyor? Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri anlatıyor. Mükemmel bir tefsir metodu vardır, hiç şu ana kadar görülmemiş bir yöntem kullanıyor Bediüzzaman. Ben onun tefsir metodunu çok beğeniyorum, ona benziyor benim üslubum. Yani o ruhu, ben oradan aldım. Anlatıyorum ya kardeşlerimize, Bediüzzaman, kelime kelime anlatır, harf harf çözer. Benim de beğendiğim model odur. Yani doğru olan model odur. Asıl etkileyici olan model odur. Dolayısıyla tabii benim eğitimimde, iman heyecanımda, Kuran’ı anlamamda, Bediüzzaman’ın rolü çok büyüktür. Mesela bana etki eden şahıslardan birisi de; Necmettin Erbakan Hocamız’dır, bu pek bilinmez. Dinden taviz vermeme, onun ruhunda vardır. O, asla taviz vermez. Bütün talebelerine etki etti. Mesela Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin Hocasıydı. Sayın Erdoğan’daki şu kararlılık, şevkin, azmin kökeni, Erbakan Hocamız’dır. Mesela diğer partililere de bakın, hepsinde bir azim vardır, kararlılık vardır, bir siyasi tecrübe vardır, hepsini kelimesi kelimesine onlara öğreten, pratik olarak anlatan, yaşatan; Erbakan Hocamız’dır. Net bu böyledir, kim ne derse desin, herkes de bunu böyle bilir. Yani kökende, asıl etkili olanları unutmamak lazım, nankörlük etmemek lazım, o konuda samimi olmak lazım. Ben biliyorum, Erbakan Hocamız’dan ben çok etkilendim. Aksi nankörlük olur. Mesela Bediüzzaman; kökeninde bana ana etkiyi yapan odur. Yani tefsir anlamında, Kuran’ı anlama anlamında asıl etkiyi yapan odur. Ama tabii Kuran, ana nedendir, hadisler ana nedendir. Fakat şerh açısından diyorum yani yanlış anlaşılma olmaması için ısrarla vurguluyorum. Toplum bunun farkına bile varmaz. Büyük Türkiye, Türk İslam Birliği düşüncesinde, Erbakan Hocamız bir, rahmetli Alparslan Türkeş iki. Bütün Türkiye’ye bu ruhu veren onlardır. İkisi, tek başlarına, teker teker, ayrı ayrı mücadele vermişlerdir. Ama bu pek o kadar bilinmez. Mesela vardı, bütün Türkler birleşsin diye düşünenler vardı ama Türkeş; onu tam anlamıyla, Türk İslam Birliği haline getirdi. Bir ara verelim, önemli bir konu bu, o konuyu da anlatırız inşaAllah.
SUNUCU:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi bazı arkadaşlar var; “biz Türkçüyüz” diyor, güzel. Din? “Dinsiziz” diyor. Olmadı. Türk kavmi nereden oldu diyoruz, “maymunun evrimiyle oluştu” diyor. O zaman Türk diye bir şey kaldı mı? Sen o kafadaysan, nerenin Türkü? Çok samimiyetsiz bir üslup. Müslüman olmadan, Türklük diye bir şey olmaz. Türklükle, Müslümanlık iç içedir inşaAllah. Yani Türk’ün örfünü, ananesini, yüksek ahlakını, seciyesinin güzelliğini, İslamiyet sağlıyor. Yardımseverliği, cesareti, delikanlılığı da hepsi, İslam’dan kaynaklanır. İslamiyet gittiğinde, Türklük diye bir şey kalmaz. Yani Türk ahlakı, Türk ahlakının yüceliğini, güzelliğini oluşturan; İslam dinidir. Genetik kod değildir. Genetik kod ile ne olur? Üstelik genetik kodda da sen diyorsun ki; “insanlar, maymundan geldi” diyorsun. Atan ne diyoruz, “maymun” diyorsun. Hani sen Türktün? Değil mi? Onun için öyle bir Türkçülük olmaz. Onu rahmetli Alparslan Türkeş, hiçbir şekilde kabul etmemişti. Türk İslam Birliği tarzında, Türk İslam sentezi tarzında çok mükemmel bir üslup kullanmıştı. “Türk olan, aynı zamanda Müslüman’dır” diyordu, o ahlakı alan. Dolayısıyla saf ırkçılık, kabul edilen bir şey değildir yani Müslümanlığın kabul ettiği bir şey değildir. Çünkü Allah; “Acemin Araba, Arabın Aceme üstünlüğü yok” diyor, “üstünlük takvayladır” diyor, o anlamda biz, Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva’dan geliyoruz, aynı anneden, babadan geliyoruz. Asıl üstünlük takvadır. Kim daha takva ise, asıl üstün olan, odur. Dolayısıyla, yanlış Türkçü anlayış, İslam’ın kabul edeceği, aklın fikrin kabul edeceği bir şey değildir. Zaten çok bereketsiz ve uğursuz bir sistem olduğu için, Allah çökertmiş, kaybetmiştir, kaybolmuştur. Türküz dediğimizde; hars anlamında Türküz. Mesela benim kardeşim Rus asıllı, dese ki; “ben Türk’üm” Türk’tür, bitti. Türkiye’de kalacağım dediği zaman Türk’tür. Mesela Ermeni kardeşimiz dese ki; “ben Türk’üm” Türk’tür. Türkiye sınırları içinde yaşayan herkes, Türklüğü kabul eden her insan, Türk’tür. O yönüyle çok güzel, o çok çok güzel. İslam terbiyesiyle mecz olmuş bir yapı. Mesela Ermeni kardeşlerimiz de öyle, bakıyoruz, hep, Osmanlı terbiyesi almışlardır. Osmanlı terbiyesi nedir? İslam terbiyesidir. Üslupları, hep Osmanlı’dır. Sevimli Kim Kardashian’ı da kızdırmışlar çocuğu yine tedirgin etmişler. Çünkü ırkçı Ermeniler bir yandan bastırıyor, başkaları bir yandan bastırıyor. O çocuk aslında çok temiz, munis, çok şeker bir şey, çok iyi niyetli, sevecen bir insan ve ırkçılığa da karşı. Türklere karşı da sevgisi çok olan bir insan. Türkiye’yi de vatanı gibi gören bir insan, ama ırkçılar bir yandan bu düşüncelerini ortadan kaldırmak için ona baskı yapıyorlar, karşı taraf bir başka türlü bir şeyler yapıyor bazı kişiler, o da onların içinde tedirgin oluyor yalnız kaldığı için, onun için, onu biz sevgiyle, şefkatle, dostlukla destekliyoruz, kardeşimiz olarak da çok seviyoruz, gönlü çok rahat olsun, Türkiye’yi çok sevdiğini biliyoruz, Türkleri çok sevdiğini biliyoruz, biz de Ermeni kardeşlerimizi çok seviyoruz, onları kardeş olarak görüyoruz, bağrımıza basıyoruz, Hz. Adem, Hz. Havva’dan gelen kardeşleriz biz inşaAllah, inşaAllah zamanı gelince Allah’ın nasip etmesiyle İsa Mesih (a.s)’ın nüzulüyle de, hepsi zaten Muhammedi olacaklar inşaAllah. Ama onlara zulmedilmesi, özellikle ırkçı Ermenilerin, faşist Ermenilerin, böyle nezih, temiz, güzel, insanlara baskı yapmasına karşı onları yalnız bırakmak, vicdanlı bir tavır olmaz. O yüzden biz, o sevimli Kardashian’ı, o tatlı köfteyi destekliyoruz, sevgilerimizi iletiyoruz, yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Gönlü de hiç sıkılmasın, rahatsız da olmasın, baskılardan da tedirgin olmasına hiç gerek yok.
ALTUĞ BERKER:Tokat’ta, Erbakan Hocamız’a, ahde vefa gecesi düzenlenmiş. Programa binlerce kardeşimiz katılmış. Anma gecesinde, Kuran-ı Kerim okunmuş. Bir saat süren bir hatim duası yapılmış. Hocamızın hayatı anlatılmış ve ardından da, “siyasette her görevin, milletvekili, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlık, tüm bunların Allah’ın birer emaneti olduğu, bu emanete sadık olmak gerektiği ve siyasete kişisel hırsların asla karıştırılmaması gerektiği yönünde” bir konuşma yapılmış.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamız, bizim canımız o, dünya tatlısı, çok ideal bir liderdi. Yani bu yüzyılın bence, en büyük siyasi dehasıydı, en büyük siyasi önderiydi. Yani parti lideri olarak tabii, çok muhteşem insandı. Allah, gani gani rahmet etsin ama biz artık Fatih’in ortaya çıkmasını istiyoruz değil mi? Fatih Erbakan ismi duyulsun artık. Yani yavaş yavaş başlasın, ya Allah Bismillah. Fatih hem kendini güzel yetiştirdi, hem de babasının ruhaniyeti üstünde. Değerli bir insan, değerli düşüncelere sahip bir insan, Allah hidayetini arttırsın ama o ismi duymak istiyoruz. Değil mi? Dinamik, akıllı, modern, inşaAllah babasının bütün güzel ahlakı üzerinde maşaAllah.
“Azerbaycan’dan, Emirhan Vatanoğlu. Allah’ın Salat ve Selamı sizlere olsun.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Benim güzel yüzlü Adnan Hocam.” MaşaAllah. “Sizlere dün karşılaştığım dehşetli bir haberden sizlere bahsetmek isterim. Çin’de insanlar artık…” Mikrop gibi adamlar, doğrudur. Yani Çin’in yaptığı bu zulümler, iğrençlikler, çok pis şeyler yiyorlar. Bayağı pis adamlar. Çin’in şeffaf olması gerekiyor. Biz geçenlerde eleştirdik, biraz açıldılar, Uygur Türklerine karşı, iyi davrandılar, bir düzelme oldu. Daha şeffaflaşıp, böyle Amerika, Avrupa gibi olsun Çin, bu nedir ki böyle? Yani özellikle çocukların katledilmesi olayı Çin’de, durdurulması lazım. O çok büyük bir zulümdür. Çocuk katliamı, çok büyük bir rezalet. Çin kanun çıkartsın, o rezalet bir kere dursun. Yani çocuk katliamı dursun. Allah, onların rızıklarını verir. Onlar besleyemiyorsa, biz besleriz. Çocuk öldürülür mü? Ne büyük afat, ne büyük kötülük, ne büyük çirkinlik, ne büyük zulüm. Gayet normal karşılıyorlar. Bu iğrençliğe bir son versinler. Çin Büyükelçisiyle yine görüşelim. O adam, laf söz dinleyen birisi. Etkili de oldu konuşmamız, bayağı Çin politikasında ciddi değişiklikler oldu Uygur Türklerine karşı, ondan sonra bizi davet ettiler gelin görün diye, biz Çin’e bu durumda yine gidemeyiz. Çin, bu politikasını tamamen değiştirmesi lazım. Tam demokratik, şeffaf, anlaşılır bir devlet olsun. Karmakarışık. İnsan canına güvenip, oraya gidebilir mi?
ALTUĞ BERKER:Hadi Uluengin, genelde sizin yazılarınıza, söylediklerinize paralel yazılar yazıyor. Bugünkü yazısında da; “Fethullah Hoca’nın manevi liderliğini benimseme, şahsına sevgi ve sadakat duyma paydasına birleşen, çok fazla sayıda insan olduğunu ve bunlara; cemaat değil, camia denilmesi gerektiğini, çünkü bu büyük topluluğun aralarında hiyerarşik bir düzen bulunmadığını” yazmış. “Gülen camiasının karşı çıkan, Silivri’yi boylar düşüncesinin ise, tamamen hatalı olduğunu, bu iddiayı ortaya atanların, ne bu camiayı anlamak için kafa yorduğunu, ne de onun menşei konumundaki Bediüzzaman Said Nursi’yi incelemek zahmetine girdiklerini” söylemiş. “Gülen hareketinin insancıl, dindar bir hareket olduğunu ve seküler hayat şekline aşıladığı değerlerle, bu alem içinde parıldadığını” yazmış. “Elbette Gülen camiasının hataları var, eleştirilebilir” diyerek, örnek olarak kılık, kıyafet ve mimari konusundaki estetik anlayışlarının eksik olmasını ve kadınlara yeterince önem vermemelerini” göstermiş. “Ancak bu camianın, korkutucu bir yapı gibi gösterilmesinin, haksızlık olduğunu, böyle görülmelerinin tek sebebinin; yeterince şeffaf olmamalarından kaynaklandığını” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor. Yani hiçbir sebep yok. Nur talebeleri, Fethullah Hocam’ın talebeleri, bayağı efendi çocuklar ama acayip çekingenler. Mesela ben de konuşmak için zorlanıyorum. Yani ileri gelen ağabeylerden üç-beş tanesini tanıyoruz Allah’a çok şükür, arada sırada istirham ediyoruz, geliyorlar, onlarla konuşuyoruz. Yani nerede talebe vardır, kimdir, görmek mümkün değil. Hatta geçenlerde aradım, nasıl ruh halleri, üslupları, konuşmaları nasıl diye, bulamıyoruz, yok. Bu kadar çekinecek ne var ki? Herkes seviyor onları, gayet güzel, hayırlı işler yapıyorlar, okullarda çok güzel öğrenciler yetiştiriyorlar, demokrasiyi savunuyorlar, insan haklarını savunuyorlar, barışı kardeşliği savunuyorlar. Kardeşim çekinecek ne var? Gayet güzel, gayet hoş. Yanlış olan ne var? Ehl-i sünnet itikadında, dürüst, tertemiz insanlar. Saklanacak, gizlenecek ne var?
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Öncelikle hizmetlerinizden dolayı, Allah sizden razı olsun. Yanınızdaki hanımefendilerden de Allah razı olsun, Rabbim hidayetlerini arttırsın, inşaAllah tesettürle daha da güzelleşirler. Rabbim nice astronotlara da, o hanımefendilerdeki sadakati ve feraseti nasip etsin” diyor. “Hocam, benim bir sorum olacak. Aydınlatırsanız memnun olurum.” Hakikaten ben çarşafı çok beğeniyorum, samimi olarak söylüyorum, kadınlarda acayip güzel oluyor. Yani nefis güzel oluyor, bayağı güzel oluyor. “Bediüzzaman Hazretleri’nin belirtmiş olduğu; ‘siyasetten, Allah’a sığınırım’ sözünü nasıl anlamalıyız? Said Nursi bugün de olsa, aynısını söyler miydi? Bu sorumu sormuşken, koyu bir Saadet Parti’li olduğumu belirtmek istiyorum” diyor. Hay maşaAllah, hay maşaAllah, doğru yoldasın işte güzel yapıyorsun maşaAllah. Bediüzzaman; “siyasetten, Allah’a sığınırım” diyor, ben de siyasetten, Allah’a sığınırım ama Saadet Partisi’ni gürül gürül destekliyorum, anlatıyorum işte. Ama MHP’yi de destekliyorum, AK Parti’yi alenen destekliyoruz, görülüyor. Büyük Birlik Partisi’ni de destekliyorum, siyaset ise bu, siyaset işte. Bediüzzaman’ın demek istediği o değil. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, rahmetli Necmettin Erbakan Hocamız’ı görse, boylu boyunca bağrına basardı, acayip severdi, canı gibi severdi. O da, onu canı gibi severdi. Bediüzzaman Hazretleri doğru olan, güzel olan bir şeye ne diyecek? Bir şey demez. Erbakan Hocamız, dünya tatlısıdır. Dolayısıyla doğru yoldasın canım kardeşim, Mahmut Gür kardeşim. Gönlünüz rahat olsun, vicdanen rahatsız olacağınız bir şey yok.
“Selam değerli Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “İnsanın, cehennemde azap çektikten sonra, cennete girmesi doğru mudur?” diyor, Polat isimli kardeşimiz yazmış. Ehl-i sünnet itikadında var. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri var. Cenab-ı Allah isterse olur. Neden olmasın? Yani cehennemden alır, cennete koyar, takdir Allah’ın, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. “Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Bugün Sayın Başbakanımız, Fransa da çok önemli bir duruş sergiledi. Dünya artık Türkiye’nin gücünün farkına varıyor. Bunun Türk İslam Birliği’nin bir habercisi olduğunu söyleyebilir miyiz?” diyor. “Rıdvan Doğan.” Türkiye delikanlıdır, milleti delikanlıdır, askeri delikanlıdır, dürüsttür, bir tek Allah’tan korkar. Biz öyle kıytırık karakterlerden hoşlanmayız. Yiğidiz biz, delikanlıyız. Ama zalim değiliz. Herkesi severiz. Mesela biz millet olarak, Fransızları severiz. Ben şahsen Fransızları çok seviyorum. Çok kaliteli insanlar. Ama zulüm yaptığında, ahlaksızlık yaptığında, delikanlıca tavrımızı koyarız tabii ki, oturup seyretmeyiz. Irak’taki gibi darmakeşan olmayız. Bilmem neredeki gibi bölünmeyiz. EvelAllah, böldürtmeyiz de Türkiye’yi inşaAllah. Başbakanımız da, Müslüman insan, dindar, Erbakan Hocamız’ın yetiştirdiği, delikanlı bir şahsiyet. İnsan tabii hataları olur, kusurları olabilir ama genelde ben, dürüst görüyorum, samimi görüyorum, anormal bir şey olursa söyleyin, hep beraber uyaralım. Yani ne haddimize diyemeyiz, vatandaş olarak yapacağız. O da iftiharla kabul eder inşaAllah. Çünkü doğruyu gördüğünde, itiraz eden bir insan değil. Yok ben illa yapmayacağım demiyor. İyi bir şey söylenirse, kabul ediyor genelde. Yani öyle katı, zıt bir tavrı yok. Demokrasiye karşı da çok eğilimli olduğu, istekli olduğu aşikar değil mi? Avrupa Birliği’ne girebilmek için de, yıllardan beri uğraşıyor. Sürekli demokrasinin oturması için gayret ediyor. Alınan tedbirler ne, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum Hocam: “www.BediüzzamanveMehdi.com.” Bu sitede, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin, Risale-i Nur Külliyatı’nda, Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki, tüm sözleri bulunuyor. Sizin sohbetleriniz de, üzerinde durduğunuz tüm bilgileri, kardeşlerimiz bu sitede bulabilirler inşaAllah. Ayrıca sizin bu konudaki sohbetlerinizden bölümler de bulunuyor. Yazının üzerine gelip tıkladıklarında, hemen izleyebilirler inşaAllah. Tekrar ediyorum; “www.BediüzzamanveMehdi.com.”
ADNAN OKTAR:“Değerli Hocam, biz Samsun’da, 6 hane olarak Samsun’da sürekli A9 Tv’nin takipçisiyiz. Koçyiğitlerime, canlarıma helal olsun. Çünkü hakikaten çok şahane. İnsanın kalbinde burkuntu meydana getirebilecek bir tane ifade olmuyor. Çünkü bu kanalda hakikaten, tek kelime acayip bir söz olmuyor. Mutlaka samimi, doğru, dürüst ifadeler oluyor, hepsi belgeye dayalı, hepsi doğru, böyle çekinerek bir üslup olmuyor. Kim ne der diye de bir şey yok, doğru neyse, hak neyse onu söylüyoruz.
“Hocam, çok üzüldüğüm önemli bir konu var. İnciSözlük.org adresinden bir grup, kutsal değerlerle dalga geçiyor.” Böyle itlik yapan varsa, kanunla, hukukla tepesine bineriz. Öyle çakallık yok. Kuran-ı Kerim’e yönelik böyle, bir bakın bakalım İnci Sözlük’e. Yalnız bu İnci Sözlük ekibi bize söz verdiler; “böyle şeyler yapmayacağız, etmeyeceğiz” diye konuştular, aynı şeyi yine yapıyorlar. Biz neşelerine bir şey demiyoruz, şakacılıklarına bir şey demiyoruz. Ama dine, imana, mukaddesata yönelik böyle sözler, yani bunu ben affetmem, şahsım adına söyleyeyim. Bakın kendime yönelik olanları da, acıdım hakikaten de birçoğundan şikayetçi olmaktan vazgeçtim. Çünkü bazıları cahillik etmişler, hakikaten ağır ceza görecekler. Bir kısmının yaptıkları suçları, ağır cezaya giriyor. Vazgeçtim. Ama bu nedir böyle? İnci Sözlük, böyle iğrenç şeylere müsaade etmesin. Neşeli olsunlar, şaka yapsınlar, eğlensinler, kimsenin bir şey dediği yok. Ama dine, imana, mukaddesata, Kuran’a yönelik bir sözde, söyleyeyim; kanunla, hukukla ömür boyu uğraşırım. Yani nefes aldırmam. İnci Sözlük’ün yönetici gençleri kimse, onlardan rica ediyoruz, bu acayip ifadeleri, yanlış ifadeleri çıkartsınlar. Kuran, din, Allah, mukaddesat; bu konuları saygıyla değerlendirecekler. Komünist olabilir, it kopuk olabilir değil mi? Böyle bir şeye müsaade etmesinler. Bunu tespit edelim, yarın avukata da bildirin, ona dava açalım. Bir de bu organize olarak yapılan bir şeye de benziyor. Organize yapılıyorsa, çünkü bu kişiler, birbiriyle bağlantılı. O zaman, organize olarak yapılan bir suç örgütü oluşmuş olur. Yani suçun vasfı değişir. Ağır cezaya girer. Akıllarını başlarına alsınlar, bizi bu konuda biraz dinlesinler, sözümüzü dinlesinler. Bunun o şekilde neticelenebileceğini de bilsinler. Yani sonucu iyi olmayabilir. Bu İnci Sözlük’ü, kardeşlerimizden hassasiyetle takip eden bir ekip olsun, bu tip bir şey olduğunda hemen uyaralım. Belki onların da haberi yoktur. Onların öyle bir çirkinliğe yüz vereceklerini zannetmiyorum. Yani hoşlanacaklarını zannetmiyorum. Ama onların da, bir filtreden geçirmeleri lazım. Nasıl oluyor böyle? Kontrol etmiyorlar mı onlar, nasıl oluyor?
ALTUĞ BERKER:Uyardığımızda düzeltirlerse, sorun olmaz inşaAllah.
İman hakikatleri resimleri gösteriyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bir kuzumuz olsa da sevsek. Şahane süsü maşaAllah, baya güzel. Vik viklerden bir tane olsa da sevsek. Bunları sevmek, acayip güzel oluyor. Annelerine müthiş titiz oluyorlar, çılgınlar gibi kaçıyorlar, sevmek de mümkün değil.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Canım Muhammed Adnan Hocam. Ben Viyana’dan Bünyamin, 14 yaşındayım. Sizleri çok seviyorum” diyor. “Annem çok hasta, ameliyat olacak, olamıyor, dua ederseniz çok sevinirim.” Niye olamıyor acaba? Biraz detaylı bilgi gönder bize de, anlayalım. Belki faydamız olur. “Ayrıca A9 Tv çok güzel, herkese tavsiye ediyorum” diyor. Aferin maşaAllah. “Facebook’ta da tebliğ yapıyorum” diyor. Aferin maşaAllah benim aslanıma. “Bünyamin Fırat.” MaşaAllah. “Nurlu ellerinizden defalarca öpüyorum” diyor. Ah severim ben seni maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum Hocam, kapağını ekrana yansıtıyorum: “Bitkilerdeki Yaratılış Mucizesi”, sizin de yazdığınız gibi yeryüzünde 500 binden fazla bitki çeşidi bulunuyor maşaAllah. Bu eserinizle de, adından da anlaşılacağı üzere bitkilerdeki yaratılış mucizelerini anlatıyorsunuz, yeryüzündeki ısı kontrolünün sağlanması, atmosferdeki gazların dengesinin korunması, fotosentez, odunun sert yapısı gibi, çok detaylı bilgiler içeriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biraz şu Cübbeli’den dinleyelim bakalım, astronot ahir zaman ile ilgili, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili anlatsın, faydalı olduğunu biraz görsün. Hz. Mehdi (a.s)’a nasıl hizmet ettiğini, biz görsün de şöyle, artık şekeri mi çıkar, tansiyonu mu iner, bilemiyorum. İnşaAllah bir şey olmaz.
VTR-Cübbeli En Sonunda: İslam Devletlerinin Birlik Olması Gerektiğini Ve Libya’ya Asıl İslam Birliği’nin Sahip Çıkması Gerektiğini Söylüyor. (24 Mart 2011)
ADNAN OKTAR:Evet, Cübbeli muhteşem hizmet ediyor, muhteşem, daha da edecek, İslam hakim oluncaya kadar, hizmet etmeye devam edecek inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Japonya’da meydana gelen Tsunami’nin fotoğraf olarak, son görüntüleri var. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ahir zamanda, depremlerin çoğalması, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti” olarak bildiriyor. Son 400 yılda, 5 noktanın üzerinde deprem sayısı; 100 civarındayken, sadece 1999 yılında, 20 bin üzerinde, irili ufaklı deprem olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte Cübbeli; “Hz. Mehdi (a.s) yok” derken, bu açık hadisleri de görmezden geliyor. Yüzlerce hadisi görmezden geliyor. Dediğine göre; ona dört saat diye bir vahiy gelmiş, ilham gelmiş, onu esas alıyor, onu da çeviriyor, şekle sokuyor, en sonunda; “700 sene var” diyor, insanların bir kısmı da inanıyor. Bakın yüzlerce hadise karşılık, aldığı ilham, vahiy mi artık, keşif mi neyse, Dört saat demişler, “ne demek bu dört saat” demiş, “orasını karıştırma” demişler. Kahvehane üslubuyla konuşuyor.
ALTUĞ BERKER:Ama “5600’den hesap çıkmaz” diyordu.
ADNAN OKTAR:Yani samimi değil. İnananlara de şaşıyorum.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, 00:30’dan itibaren, A9 Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Yarin 22:00’dan itibaren, A9 Tv, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den, bizi takip edebilirsiniz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Makaleler
Devamı ...