SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo,Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Risale-i Nur Külliyatı bu yüzyılda insanların çok şaşıracağı, hayret edeceği bir eser. Çok hayret edecekler Risale-i Nur'u tanıdıklarında. Çok dikkatlice bakmayan, herhangi bir kitap zannedebilir, herhangi bir eser zannedebilir, ama dikkatlice incelenirse, alışılmışın çok üstünde harika bir eser olduğu anlaşılır. Onun için özellikle Risale-i Nur'un İngilizcesi çok iyi olur yabancılara, yabancı kardeşlerimize. Anlatımları ruha yöneliktir, böyle ruhu okşayan, ruhu terbiye eden, ruhun derinliklerini açan, insana samimi imanın o doğal halini veren bir eserdir. Diğer kitaplarda buna o kadar rastlanmaz. Benim kaanatim; yine samimi olarak söylüyorum, Kuran ve hadisten sonra Risale-i Nur'un üzerine bir eser Allahualem olmayabilir, inşaAllah. Baştan sona Risale-i Nur'u okuyan bir insanın aklında çok ciddi gelişme olur. Muhakemesinde, yargısında, olaylara, insanlara bakışında, kendi ruh terbiyesinde, her şeyi analiz etmesinde, her şeye bir teşhis koymasında çok olumlu etkisi olur. Mesela farzedelim günlük bir olayı, herhangi bir olayı yorumlamasında şahsa çok olumlu etki yapar. Okulunda çok etki eder, hayatının her safhasında çok etki eder. Güzel bir derinlik sunar, güzel bir teşhis kabiliyeti sunar. Çok oturaklı, aklı başında, klas insan olmasını sağlar Risale-i Nur; öyle bir yönü vardır. Ama mesela İmam-i Gazali'nin ihyasını okuduğunuzda bilgi edinirsiniz, ama burada, bu eserde bambaşka bir ruh hali vardır.
ALTUĞ BERKER: Hüseyin Gülerce Ağabeyimiz'in bir yazısı vardı, şöyle diyor kendisi: AK Parti'nin bir dönem daha yüzde elli oyla iktidar olmasının beklendiğini; ancak sekiz yıldır iktidar olan bir partinin yıpranması gerekirken AK Parti'nin yıpranmadığını, bunun ise iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı verilen mücadeleden kaynaklandığını söylemiş. İddia edilen Ergenekon davasının Türkiye'de büyük bir demokrasi şuuru uyandırdığını, halkımızın bu davanın geleceğinden endişe ettiğini ve davanın arkasında bir siyasi irade olmadan adaletin gerçekleşmeyeceği kanatinde olduğunu, bu iradeyi ise en ziyade AK Parti'de gördüklerini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Siyasi irade, siyasi iradenin arkasında da Millet iradesi gerekiyor. Millet iradesi için de yazarların, kanaat önderlerinin fikirlerini sık sık beyan etmeleri, samimi kanatlerini bildirmeleri gerekiyor, yani hükümet bu işi yapsın demekle olmaz, hükümete de destek olunması gerekiyor, inşaAllah. Özellikle hakimlerin ve savcıların, polisin şevkinin artırılması, onlara teşcide bulunulması, onların takdir edilmesi, onların daha başarılı hizmet etmelerine vesile olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Güneri Cıvaoğlu, BDP'nin sivil itaatsizlik eylemi olarak devletin camiilerinde, devletin imamlarının arkasında namaz kılınmaması ve bu imamların hutbelerinin dinlenmemesi çağrısında bulunma konusunu ele alan bir yazı yazarak, BDP'nin böyle bir eylem yapmasında Başbakanın siyaset yapma yönteminin sebep olduğunu yazmış. Başbakanın "BDP'nin bu tutumunu dinimizi parçalamak, Müslümanların arasını açmak istiyorlar" şeklinde eleştirdiğini, ancak Kürt sorununu çözmek için yıllardır ümmet kimliğini kullanan, Müslümanlığı bir üst kimlik olarak öne çıkaran kişinin Başbakanın kendisi olduğunu söylemiş. BDP'nin de şimdi aynı yöntemi kullanarak, inancı öne sürdüğünü belirterek, bu sorunların Müslümanların ümmet kimliğini ön plana çıkarmaktan kaynaklandığını ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Evet, bakayım yazıya, senden göreyim.
ALTUĞ BERKER: Yazıdan kısa bir alıntı var.
ADNAN OKTAR: Şimdi BDP oradaki insanları İslam'a teşvik mi ediyormuş?
ALTUĞ BERKER: Devletin imamlarının arkasında namaz kılmama gibi böyle bir bölünme, Müslüman uygulamalarında...
ADNAN OKTAR: Şimdi onlar yaptıkları çalışmayla hiç tahmin etmedikleri bir karşılık alacaklar, çünkü Müslümanlıkta bir kardeşlik ruhu vardır. Devlete saygı vardır, devlete itaat ruhu vardır, fitneden kaçınma ruhu vardır. Güneydoğu insanı, Güneydoğu’daki kardeşlerimiz, Müslümanlığı çok severek, iştiyakla, aşkla, muhabbetle yaşayan insanlardır. Bir hayli dindardır Güneydoğu’daki insanlar. Dolayısıyla onların dindarlığı, onlara bambaşka şekilde karşı gelecek, onu görecekler. Şimdi diyecek ki dindar insan: "Ben Şii'nin arkasında da namaz kılarım, Alevi'nin arkasında da namaz kılarım, devletin imamının arkasında da namaz kılarım, devlet dışında başka bir imam varsa, onun da arkasında namaz kılarım" diyecektir. Dolayısıyla Kuran terbiyesi, Kuran'dan aldığı ruh zaten ona cevabını verecektir, yani BDP onu yönlendiremez. BDP Kuran değil, sünnet değildir, fıkıh değildir. BDP yapsa yapsa Kuran'a, sünnete uymakla mükelleftir. Kuran neyi anlatıyor onlara? Ulü'l-emreitaati anlatıyor ve birlik ve beraberliği anlatıyor. Camiiye gitti mi adam neyi görecektir? Kuran'ı görecektir. İsterse onları tanıyan adam olsun, oradaki imam olsun, ne farkeder? Kuran'ı açtığında Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde olmasının farz olduğunu görecektir, fitnenin haram olduğunu görecektir, İslam'ın dünyaya hakim olmasının farz olduğunu görecektir, Nur Suresi’nin 55. ayetini görecektir, diğer surelerdeki dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri görecektir. BDP ne yapsın? BDP'nin yapacağı bir şey yok Kuran'a karşı. Hadise karşı da yapacağı bir şey yoktur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine karşı da yapacağı bir şey yoktur, teslim olacaktır. Dolayısıyla onlar, bizim bu çalışmalarımızın sonucunda, Müslüman kardeşlerimizin çalışmalarının sonucunda İslamiyet'e teslim olacakları anlaşılıyor. Kuran'a teslim olacakları anlaşılıyor, ama teslim olurken, Diyanet'in imamları olmasın da bizim imamlarımız olsun diyorlar, ki bizim Güneydoğu’daki kardeşlerimizin hepsi muttaki insanlardır. Bediüzzaman da Kürt asıllıdır. Hepsi bizim kardeşimizdir, dolayısıyla İslam'da da ırkçılık olmadığı için, her imamın arkasında kardeşlerimiz namaz kılacaktır. Arab'ın arkasında da namaz kılar, Acem'in arkasında da namaz kılar. Devletin tayin ettiği, devletin tayin etmediği kişilerin arkasında da namaz kılar, çünkü Kuran bize bunu anlatıyor, İslam bize bunu anlatıyor, sünnet bize bunu anlatıyor. Dolayısıyla BDP'nin burada yapacağı hiçbir şey yok, onlar ne yaparsa yapsınlar, hak yolda, güzel yolda ilerleyecektir. Camiiye gelen adam Kuran'ı açıp okuyacak, ne yapacak? Sünneti öğrenecek, hadis öğrenecek. Hadiste de Müslümanların birliği ve İttihad-ı İslam var, başka bir şey göremezler. Dolayısıyla siyasi müdahalelerle, ideolojik müdahalelerle İslam'da bir değişiklik, İslam'ın uygulanmasında yeni bir değişiklik meydana gelmez. BDP'nin de buna gücü yetmez, o konuda insanlar müsterih olsunlar. Bir on yıl beklerlerse ne demek istediğimi anlayacaklar.
ALTUĞ BERKER: Hocam karıncalarla ilgili bilim adamlarının bir çalışması olmuş. NASA'daki bilim adamları, karıncalar için jelden bir yaşam alanı oluşturmuşlar ve kendi ağırlıklarından yirmi kat fazla yük taşıyabilen karıncaları gözlemlemişler. Karıncalar çok farklı yerlerden, yollardan oluşan labirentler kuruyorlar ve bu yollar birleşiyor. Bu da karıncaların tek bir amaç uğruna özel bir haberleşme sistemi kullanarak, mükemmel bir organizasyon kurduklarını gösteriyor, inşaAllah. Allah'ın ilhamıyla, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Karıncalar, kromozomlar, atom, diğer hayvanlar, dünyanın yapısı, kainatın yoktan var olması, hiçbir şey zaten açıklanır gibi değil. Her yerde Allah'ın mührünü görüyoruz, her şeyde Allah'ın mührünü görüyoruz, her şeyde Allah'ın sanatını görüyoruz. Tek bir kaynağa ait olduğuna dair mühür görüyoruz. Atomda da aynı mühür var, kainatın genel yapısında da, insanda da aynı mühür var. Her şeyde tek bir sanatçının, muhteşem bir gücün mührünü görüyoruz. Dolayısıyla ben tabii karıncalara şaşırıyorum, termitlere şaşırıyorum, insanın gözüne şaşırıyorum, kainatın yoktan var edilmesine şaşırıyorum. Beynimizde görüntünün bu şekilde üç boyutlu, tam renkli olarak gösterilmesine şaşırıyorum. Bu görüntüyü kimin gördüğünü anladığımda buna da şaşırıyorum. Sesin en kaliteli müzik aletinden daha güzel olmasına, ona da şaşırıyorum. Kromozomların yapısındaki detaylara şaşırıyorum. Proteinlerin vücut tarafından imal edilmesindeki ustalığa şaşırıyorum. Her yere şaşırıyorum, her şeye şaşırıyorum. Evet, dolayısıyla bizim günümüzü sevinç içinde geçirtiyor, Allah'ın özel olarak bize verdiği bir nimet bu. Müslüman kainattaki harikalara sürekli şaşırır.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Bahattin Sağlam isimli Nur talebesi kardeşimiz ilahiyatçı yazar: "Risale-i Nur'da Mehdiyet'i izah ederken, Mehdiyet'in şahıs değil de bir cemaat olacağını ifade etmiş. Risale’deki sorulardan yola çıkarak Hz. Mehdi (a.s.)'ın şahs-ı manevi olduğunu, bir cemaat olduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR: Nerede? Delil veriyor mu Bediüzzaman'dan veyahut Kuran'dan, hadisten, herhangi bir şeyden delil veriyor mu?
ALTUĞ BERKER: Kendinden konuşuyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi kendinden olursa, o geçerli olmaz. Bize bir kaynak verecek; Kuran'dan, hadisten, Bediüzzaman'dan. Şimdi Kuran'a baktığımızda hiçbir topluluk, hiçbir cemaat başsız değil. Sebe Melikesi var, Sebe Kavmi'nin başında bir kadın lider var. Firavun kavmine bakıyoruz, başında bir lider var, bütün Müslüman topluluklarına bakıyoruz, hepsinin başında bir lider var. Kuran'da başında bir lider olmayan hiçbir kavim görmüyoruz. Hadislere bakıyoruz, yine aynı gerçekle karşılaşıyoruz. Hz. Mehdi (a.s.)'ın şahıs olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.) çok detaylı anlatıyor. Risale-i Nur'a bakıyoruz, yine şahıs olduğunu Bediüzzaman açık açık anlatıyor. Nur talebelerine soruyoruz; alim olanlara, hepsi aynı şeyleri söylüyorlar, dolayısıyla geçersiz.
ALTUĞ BERKER: Bir kedi var şapka giyiyor.
ADNAN OKTAR: Nasıl giyiyormuş bir bakalım.
ALTUĞ BERKER: Hocam, ilminizi tekrarlıyorum ben burada, inşaAllah. "Mehdiyet çok hayati bir konu, çok şaşırtıcı. Binlerce yıldan beri, dünya tarihinden beri bütün insanların beklediği bir insan şu an dünyada. Mesela iki bin yıldan beri Hıristiyanlar Hz. İsa Mesih (a.s.)'ı bekliyorlar o da dünyada, Hz. Hızır (a.s.) da dünyada, ama bağlantıya geçmek için ciddi konsantre olmak gerekiyor. Ciddi konsantrasyon olduğunda Allah bağlantıya geçmeyi sağlıyor, yani ısrarlı, kararlı talep durumunda oluşuyor; yoksa olmuyor. Israrlı, kararlı talep durumunda Hz. Mehdi (a.s.) ile bağlantı olur. Israrlı, kararlı talep konumunda Hz. İsa (a.s.) ile de bağlantı olur. Çok çok ısrarlı olunursa meleklerle de bağlantı olur. Israrlı, kararlı talep durumunda Hz. Hızır (a.s.)'la da bağlantı olur." dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bahattin Sağlam, ne diyormuş? Şahs-ı manevi diyor. Bediüzzaman ne diyor? Bak diyor ki 24. sözde Risale-i Nur'da: "Şimdi Hz. Mehdi (a.s.) gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı sırrı şudur ki:" diyor, açıklıyor. "Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas," yani Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.), "hatta o müthiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hatta kendisi de bidayeten deccal olduğunu bilmez." Bak, deccal bir kere şahıs, süfyan da şahıs. "Belki nur-u iman dikkati ile o eşhas-ı ahirzaman tanınabilir." Şahs-ı manevi olmadığı burada açık değil mi? Şahıs işte. Üstad'ın talebelerinden dinleyelim de Bahattin Sağlam biraz dinlesin. Özellikle Bediüzzaman'ın talebeleri daha etkili olur Bahattin Sağlam'a. Bir de Fethullah Hocamız'ı dinleyelim, o da çok net hadislerde anlatıyor.
VTR: Fethullah Gülen Hocaefendi Hz. Mehdi (a.s.)'ı anlatıyor
ADNAN OKTAR: Bahattin Sağlam ne diyecek buna? Açık işte, bak, “sahabeler fıkıh konusunda bile, bu kadar detaylı ittifak halinde Hz. Mehdi (a.s.)'dan bahsetmemişlerdir” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)'ın şahıs olduğunu Fethullah Hoca açıkça anlatıyor işte, daha nasıl anlatsın? Anlaşılmayacak gibi mi? Bu ne çırpınmadır böyle, nasıl bir çırpınmadır inanılır gibi değil. Bediüzzaman Hazretleri'nin diğer talebelerinden dinleyelim yine.
VTR: Bediüzzaman Hazretleri Büyük Mehdi'nin üç vazifesinin üstadın yaşadığı dönemde yapılamayacağını ancak Ahir Zaman'da, hayatın geniş dairesinde yapılabileceğini risalelerinde anlatıyor. Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden Abdülkadir Badıllı İttihad'ı İslam'ı ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin geleceğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Özellikle Seyyid Salih Özcan Hocamız'ın net ifadeleri var, onu da yayınlarsanız.
VTR: Seyyid Salih Özcah Hocaefendi: "Mehdi (a.s.) gelmiştir. Talebesi oluruz, inşaAllah" diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah, böyle alim Hocalarımız varken yeni yetişenler pek etkili olamazlar. Asıl olan alimler, geçerli olan alimler bu kişilerdir. Bediüzzaman'la bizzat muhatap olmuş, görüşmüş, beraber cezaevinde yatmış insanlar. Bunların konuşmaları çok net, açık, Bediüzzaman'ın ifadeleri de çok açık. Bak ne diyor Bediüzzaman? "Gerçi her asırda bir hidayet edici, bir nevi Mehdi veya müceddid geliyor veya gelmiş." Her zaman bir müceddid geliyor, yani bir kişi gelmiş, şahs-ı manevi gelmemiş ki. "Fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi'si ünvanını alamamıştır." diyor. Bediüzzaman da; bu üç büyük vazifeden ben birini bir cihette yaptım, dolayısıyla ahir zamanın o Büyük Mehdi'si değilim. Büyük Mehdi olmak için üç görevi mükemmel yerine getirmesi gerekir, diyor; bir cihette de değil. O Büyük Mehdi’dir diyor, açıkça anlatmış Bediüzzaman. "Ben kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı Al-i Beyt'ten olacaktır." Burada nerede şahs-ı manevi? Komik durum bu, kendilerini boş yere zorluyorlar, kimse inanmaz onlara. Mesela bak, diyor ki Bediüzzaman: "O zat" yani Hz. Mehdi (a.s.), nerede burada şahs-ı manevi?. "O zat bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve İttihad-ı İslam'ın muavenetiyle bütün ulema ve evliyanın, bilhassa Al-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla, o vazivey-i uzmayı yapmaya çalışır." Ama Bediüzzaman diyor ki; bu konuda neden şahs-ı maneviyi Mehdi gördüklerinin yanlışını anlatıyor. Bahattin Sağlam'a cevap vermiş zaten Bediüzzaman, Nur talebelerine de cevap veriyor. Neden böyle şahs-ı maneviyi Mehdi zannettiklerini, neden hata yaptıklarını, neden böyle bir yanlışa girdiklerini bakın nasıl anlatıyor: "Şimdi hakikat-ı hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı tahkiki bir surette umuma ders vermek, hatta avamın da imanını tahkiki yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici irşad edici manasının tam salatini ifade ettiği için Nur şakirdleri bu vazifeyi tamamiyle Risale-i Nur'da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nispeten ikinci ve üçüncü derecededir diye, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak bir nevi Mehdi telakki ediyorlar." diyor. Ama Mehdi, gerçek Hz. Mehdi (a.s.) değil, “bir nevi Mehdi telakki ediyorlar” diyor. Bak: "Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak bir nevi Mehdi telakki ediyorlar" Gerçek Hz. Mehdi (a.s.) olarak değil. "O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı manevide bir nevi mümessili olan birçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi ona da veriyorlar." Bazen beni de Hz. Mehdi (a.s.) ilan ediyorlar, diyor. Yani Risale-i Nur'u da Mehdi ilan ediyorlar, şahs-ı maneviyi de Mehdi ilan ediyorlar, diyor. Şahs-ı manevi Hz. Mehdi (a.s.)'dır diyorlar, bazende beni de Hz. Mehdi (a.s.) ilan ediyorlar, diyor. "Gerçi bu bir iltibas ve sihivdir." Bu bir hata ve yanlışlıktır, diyor Bediüzzaman. Sihiv; hatadır, diyor. "Fakat onlar onda mesul değiller." Biz de, çok büyük şuç işlendi demiyoruz Bediüzzaman'ın bu sözüne bağlı olarak. "Çünkü ziyade hüsn-ü zan, eskiden beri cereyan ediyor." Yani insanlar sevdiklerine hep Hz. Mehdi (a.s.) olarak bakmışlardır, diyor Bediüzzaman. İltifat etmişlerdir, Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu ummuşlardır, diyor. "Ve itiraz edilmez." Ben de itiraz etmedim, itiraz edilmez, diyor. Yani niye Hz. Mehdi (a.s.) biliyorsun, denmez, diyor. "Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını birnevi dua ve bir temenni ve Nur talebelerinin kemal-i itikadlerının bir teraşşuhu gördüğümden onlara çok ilişmezdim." Yani bana niye Hz. Mehdi (a.s.) diyorsunuz, şahs-ı maneviye niye Mehdi diyorsunuz diye üstlerine gitmezdim, çünkü her zaman iltifat vardır, hüsn-ü zan vardır, diyor Bediüzzaman. "Hatta o eski evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinden Risale-i Nur'u aynı o ahir zamanın hidayet edicisi olduğu, diye keşifleri bu tahkikat ile te’vili ile anlaşılır.” Mesela eski alimler bile Risale-i Nur’u Mehdi olarak görmüşlerdir, Allah onlara ilham etmiştir, o şekilde de görmüşlerdir, diyor. “Demek iki noktada bir iltibas var, te’vil lazımdır.” İki noktada bir yanlışlık var, açıklanması lazım, diyor. “Birincisi:” Bu şahs-ı manevicilere anlatıyor, fakat adamlar anlamıyor ki. Şahs-ı manevi Mehdi olamaz diyor, ama neden olamaz onu açıklıyor, uzun uzun anlatıyor. Fakat diyor ki, haklı olarak bir nevi Mehdi telakki ediyorlar, bir nevi Mehdi telakki edebilirler. Beni de Mehdi gibi telakki ediyorlardı bir nevi, diyor. Ve bu ziyade hüsn-ü zan da her zaman olur, ama bak ben doğrusunu size anlatayım, diyor. Dinlemiyor adam doğrusunu. “Birincisi: Ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller, fakat hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ve İttihad-ı İslam orduları zemin yüzünden saltanat-ı İslamiyeyi sürmek cihetinde herkeste, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor ve bu isim bir adama verildiği vakit bu iki vazife hatıra geliyor, siyaset manasını ihsas eder, bekli de bir hodfüruşluk manasına hatıra gelir.” Yani büyüklük düşüncesi meydana getirir. “Belki bir şan, şeref ve makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir ve eskiden beri şimdi de çok safdil makamperest zatlar ‘Mehdi olacağım’ diye dava ederler.” Bir çok adamı görüyorsunuz, adam Mehdi’yim diye kafasına kavun geçirip, ortalığa çıkıyor. “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi,” bak gerçek Mehdi değil, bir nevi Mehdi, “ve müceddid geliyor ve gelmiş.” Şahs-ı manevi gelmemiş, Mehdiler gelmiş, müceddidler gelmiş. “Fakat, her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle,” Bediüzzaman da diyor bak, üç vazifeden ben birisini yaptım ve bir cihette yaptım, diyor. İman yönünde hizmet yaptım, bir cihette yaptım, diyor. İmam-ı Rabbani gelmiştir, imani konuları esas almıştır, bir cihette yapmıştır. İmam-ı Gazali gelmiştir, imani konularda yapmıştır, bir cihette yapmıştır. “Fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını alamamışlardır.” diyor. Büyük Mehdi üç vazifenin üçünü de yapıyor. Hem iman hakikatlerini anlatıyor, hem siyaset, hem saltanat, yani siyasete sevgiyi, şefkati, merhameti öğretiyor. Saltanata da sevgiyi, şefkati, merhameti, adaleti öğretiyor. “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Al-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var.” Ama bak, Hz. Mehdi (a.s.) başta cemaati temsil ediyor, yani temsilci başta duruyor. Bak diyor ki; “Mehdi-i Al-i Resulün temsil ettiği,” Mehdi-i Al-i Resul var, cemaatini temsil ediyor. Cemaati ile birlikte ne yapıyorlarmış? Bak onu da anlatıyor, Bediüzzaman “Mehdi Al-i Resulün temsil ettiği, kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin,” canım tabii ki, mesela bir topluluk olduğunda tabii ki şahs-ı manevisi olur. Hükümet olunca şahs-ı manevisi yok mu? Başbakan var, bakanlar var ve şahs-ı manevisi var. Hz. Mehdi (a.s.) var, talebeleri var, şahs-ı manevisi var. Bu topluluğun üç vazifesi var, diyor. “Şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-i İlahiden bekliyoruz ve onun üç büyük vazifesi olacak.” Şahs-ı manevinin demiyor bak, onun diyor, onun. “Onun üç büyük vazifesi olacak.” Biricisini, ikincisini, üçüncüsünü yazmış Bediüzzaman. Bak: “Herhalde o vazifeyi ondan önce bir taife bir cihette görecek. O zat,” diyor, şahs-ı manevi değil bak, o zat. “O taifenin uzun tetkikatı yazdıkları eserleri kendisine hazır bir program yapacak, onunla da o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu,” Hz. Mehdi (a.s.) zaten tek başına demiyor, talebeleri de olacak, diyor yanında. “Yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir.” Talebelerinin tamamını da kullanmıyor; Darwinizm’e ve materyalizme karşı mücadelede. Bir kısım talebeleri Darwinizm ve materyalizme karşı mücadelede ona yardımcı oluyorlar; araştırma ekibi var. “Ne kadar da az olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Mesela ikinci vazife, üçüncü vazifesini anlatıyor. “O zat” diyor bak. “Bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla,” o zat, şahs-ı manevi demiyor, açıkça anlatıyor. Yani çırpınmaları biraz boş, boşa çırpınıyorlar. Gayet sarih anlatıyor Bediüzzaman işte. Bir nevi şahs-ı manevi demiyor, “bir nevi Mehdi telakki ediyorlar” diyor. Bir nevi, gerçek Mehdi değil. Ama bunda haklılar, diyor. Biz de haklı görüyoruz. Şahsımı da bir nevi Mehdi olarak görüyorlar diyor, bu da olabilir, bakabilirler, ama bu sehiv ve hatadır, yanlıştır diyor. Şimdi anlatayım size, diyor. Ben bir görevi; sadece imani konuyu, bir yönde yaptım, diyor. O geldiğinde üç görevin üçünü de mükemmel yapacak, o yüzden ona Büyük Mehdi deniyor, diyor. Anlamıyorum diyorlarsa, yine anlatıyor işte Bediüzzaman. Defalarca yazdığım gibi diyor zaten mektuplarımda. Bir kısım arkadaşlar anlamamışlar, bir daha anlatıyor, bir daha anlatıyor. Biz de anlatıyoruz işte bir daha.
ALTUĞ BERKER: Haberlerde Rusya ile vizesiz dönemin yarın, yani bu gün başlayacağına dair bir haber var Hocam, maşaAllah. Türkiye’ye vize uygulamayan ülke sayısı 58’e çıkacak, Rusya ile birlikte.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah, süper.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, bunu ilk söyleyen sizsiniz Hocam, 4 sene önce, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rusya da Türk-İslam Birliği içinde olacak. Bir süre sonra bütün dünya, Allah’ın izniyle. Ne şahane vakitteyiz, maşaAllah. Bu şahs-ı maneviciler niye böyle bu kadar çırpınıyorlar? Ben anlamıyorum. Nedir sorun? Bir de bu Bediüzzaman’ın açıklamalarına karşı çok boş bir çırpınış değil mi? Talebelerinin açıklamalarına karşı boş bir çırpınış değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine göre boş bir çırpınış. Kuran ayetlerine göre boş bir çırpınış. Boşa uğraşıyorlar, doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru, Hocam, inşaAllah. Hocam “Hz. İsa Mesih (a.s.) müthiş akıllı, vahyin müthiş bir derinliği vardır. Müthiş bir büyüklüğü vardır. Vahiy ile hareket ettiği için, müthiş gizler kendini. Hz. Mehdi (a.s.) gibi değildir. Hz. Mehdi (a.s.) ilhamla hareket eder, daha rahattır Hz. Mehdi (a.s.). Hz. İsa Mesih (a.s.) öyle değil, ona bir iddia var, çünkü ben İsa Mesih’im, diyor. Onun gizlenmesi çok hayatidir. Küfür duysa, çok büyük olay çıkar ama şu an dünya siyasetini geniş çapta yönlendiriyor” dediniz, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehmet Akgün, Mehmet Akgün görmüyor musun Türk bayrağını? Gözünüze bir şey mi oldu, anlamıyorum! Mehmet Akgün Allahualem akşamdan kalma olabilir. “Selamun Aleykum Hocam, ben Ankara’da yaşıyorum ama aslen Çorum’luyum. Çorum’lu akrabalarım beni aradılar, sizi ve kanalınızı tanıttılar, ben de sizinle tanımış oldum. Sizleri her gün izliyorum, Allah razı olsun. Deniz Şahinoğlu.” Bak çok güzel, ideal bir çalışma, helal olsun, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Burma’daki Müslümanların durumuna dair resimler var Hocam. 48 milyon nüfuslu Burma’da, %15’ini Müslümanlar oluşturuyor ve Arakan bölgesinde Budistler tarafından Müslümanlar’ı ezmeye, fiziksel olarak imha etmeğe yönelik bir politika uygulanmaya başladı. Daha önce de 1942’de, 100 bin Müslüman’ın ölümü ile sonuçlanan, Araka’ndaki katliam olmuştu. 1962 yılında da komünist general darbe ile başa geçmişti. Şu anda da halen Müslümanlar; mescidler eğlence yerlerine ya da Budist tapınaklarına çevrildi. Hacca gitmek isteyen, kurban kesmek isteyen, toplu namaz kılmak ve diğer ibadetler de yasaklandı. Müslümanların sıkıntılı ve zorlu durumları var, Hocam.
ADNAN OKTAR:Cübbeli de 700 sene bekleyin, diyor. Bana ilham oldu, 4 saat diye bana bir ses geldi, diyor. Nedir bu 4 saat dedim, diyor. Orasını kurcalama, orasını karıştırma dediler, diyor. Şimdi ben size o 4 saati bir açıklayayım, diyor. Şunu şununla çarpın, şunu şuna bölün, şundan çıkarın, uzun uzun anlatıyor. Size 700 senelik vakit çıkarıyorum, diyor. Yani Allah şifa versin kalbine de, kalbi açılsın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Hz. Mehdi (a.s) vahiyle hareket etmediği için, Peygamber olmadığı için, rahat alır, rahat bağırlarına basar, severler. Hz. İsa Mesih (a.s.)’da şöyle bir elektirik çarpması gibi olur insanlarda. Ondaki o Peygamber heybeti, Peygamber nuru şiddetlidir, öyle her bünye kaldırmaz onu, bayılanlar, dili tutulanlar olur. Bir şahıs aniden onunla göz göze gelirse, çoğu insanın bünyesi kaldırmaz. Peygamberimiz (s.a.v) mesela öyleydi, Peygamberlere mahsus. Mesela Peygamber nazarıyla ani karşılaşıyor, Peygamber (s.a.v.)’in gözünden özel bir ışık yayılır, Allah özel bir etki meydana getirir; böyle adeta felç oluyor. Resulullah (s.a.v) mesh ediyor ağzını, dua ediyor ondan sonra açılıyor ağzı, yani hiçbirşey konuşamıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’i görünce bayılan çok fazla insan vardı. Hemen anlaşılır Peygamber olduğu, iman edenlerin çok büyük bir bölümü yüzüne bakıp iman etmiştir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.Şimdi izlemediğimiz videolar varsa onları seyredelim, ayrıca Üstad’ın talebelerinden de az dinlediğimiz videolar var, onları dinleyelim. O şekilde devam edelim.
VTR: Bediüzzzaman Hazretleri’nin has talebeleri ve diğer kıymetli Hocalarımız İttihad-ı İslam’ı anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusu o hocaefendiye de yine sorsak, Hz. Mehdi (a.s) şahıs mıdır, gelecek mi desek, şahs-ı manevi diyecektir yine. Çok detaylı anlatıyor, “bütün vazifelerin hepsini yapacak Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Gelecek olan Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıyor, ama sorduğunuzda; bilmiyorum, bana gelen haberde, o da şahs-ı manevi diyormuş. Ahir zamanın bu kadar şiddetli olması hayret vericidir. Hangi devirde şahs-ı manevi olarak Hz. Mehdi (a.s) gelmiş? Dünya tarihinde yok. Ne özelliği var bu son zamanda birdenbire böyle bir durum olsun, neden olsun ki? Şahıs olur, talebeleri olur, şahs-ı manevi; şahıs ve talebelerinden kaynaklanır.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sayın Hocam, size verdiğimiz sözü tuttuk, evimizde kitaplarınıza bir köşe ayırdık, hem kendimiz yararlanıyoruz, hem dostlarımızla paylaşıyoruz, inşaAllah. Sakarya’dan selamlar. Geyve ailesi.” Helal olsun bu aileye. MaşaAllah, çok güzel yapmışlar, her evde bir alim şart. Her eve bir mürşid şart. O alim nedir? Kütüphanedir. Çünkü her türlü bilgiye mücehhez bir alim. Adam diyor ki; ben Marksistim, Darwinistim, benimle tartışacak birisi var mı, diyor. Var diyeceksin, bizim evde öyle bir alim var, büyük bir alim var, gel seni tanıştırayım. Bak bu kütüphane, burada her türlü cevabı alırsın, istediğin soruya bu alim sana cevabı verir, diyeceksin. O alim ile baş edemez. Bir tane de Yaratılış Atlası oldu mu, konu bitti, dümdüz olur. Hangi hocayı, hangi alimi getirirseniz getirin, o evinizdeki Harun Yahya kitaplarından oluşan alimi yenemez, mutlaka galip gelir o alim. Bu şekilde olacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Resimleri var Hocam, inşaAllah. Resim yollamış arkadaşlar, arkalarında görülüyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım, maşaAllah, işte bu kadar. Sıkıysa gitsinler, o alimi yensinler bakalım, maşaAllah. Her evde bekliyoruz, inşaAllah. Çok kültürlü büyük alimler oluşturmak lazım her evde. Yaratılış Atlası ve diğer kitaplar böyle sıra sıra olacak. Adam diyor ki; ben olağanüstü bilgiliyim, profesörüm, gelin tartışalım. Buyrun gelin, buradaki hocayı, alimi bir yen, görelim seni, dersin. Daha tartışma başlar başlamaz yenilecektir, hemen yenilir. Yaratılış Atlası’nın daha ilk on-onbeş sayfasını okumasıyla küt düşer. Obüs mermisi yemiş küçük ördek gibi tüyü tozu ortalığa karışır. Tabii gönül istemez öyle bir şey olsun da, inşaAllah. Çünkü ördeklere yazık, inşaAllah.
“Esselamun Aleykum.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, sizleri ve talebelerinizi ilgiyle her yerde takip ediyoruz. Sizinle tanışmak istiyorum. Ben Ziraat Mühendisi’yim, İstanbul’da ikamet ediyorum. Fakat sizlere nasıl ulaşabilirim bilmiyorum.” Telefon numarasını vermiş, işte oradan bağlantı kurarlar kardeşlerimiz. Bir de arada sırada, şuna üzüldük, buna müteessir olduk, perişan olduk, öyle bir şey olmaz. Müslüman üzülüyorsa, Müslümanlığı bilmiyor demektir. Müslüman niye üzülsün? Üzülmek, Allah’ın kaderine isyandır. Allah bir şeyi yarattığında, mutlaka hayırla, hikmetle yaratır. O şahıs, o anda anlamıyordur, mutlaka bir hikmeti vardır. Bir de ağızlarına onu pelesenk etmişler, onu her laflarında kullanıyorlar, üzüldük. Seni solgun gördüm üzüldüm, düşünceli gördüm üzüldüm, yemekler iyi değildi üzüldüm. Müslümanlıkta üzülme olmaz, öyle şeyler olmaz Müslümanlık’ta. Müslüman daima sevinçlidir, gayet dinçtir, değil mi? Allah’a kendini teslim etmiş, huzurludur. Sürekli Allah’a hamd eder, elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER: Ayet-i kerimede şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah; “Gevşemeyin, üzülmeyin eğer iman etmişseniz en üstün olanlar sizlersiniz.”
ADNAN OKTAR: O kadar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Tacikistan’da Müslümanlara yapılan zulümle ilgili bir haber vardı Hocam, orada devam ediyor. Hiç sebepsiz yere evlerinden alınıyorlar, işkenceler ve göstermelik yargılamalar sonucunda ağır cezalara çarptırılıyorlar. İbadetlerini uygulayan Müslümanlar’a sözlü hakaretlerin yanı sıra, ağır darp işlendiği ve işkencelere tabi tutuldukları biliniyor kamuoyunca. Medya kuruluşları gündeme getirmiyorlar. Yönetim, camiileri kapatma, sakallı insanlara taciz ve başörtüsü yasağının ardından, şimdi de ibadete 18 yaş sınırı getirmeye uğraşıyormuş.
ADNAN OKTAR: İşte Cübbeli zihniyeti devletleri böyle paniğe kaptırıyor ve Cübbeli kafasından birçok hükümet, birçok devlet böyle çılgın hareketler yapmaya başlıyor; refleks olarak. Halbuki Cübbeli kafasıyla değil de Mehdiyet ruhuyla yaklaşılmış olsa, devletlerde bu panik, bu tedirginlik olmaz ve son derece huzurlu, güvenli, sıcak bir ortam olur. Şimdi başörtülü oluyor, başörtüsüzlerden nefret ediyor. Kardeşim şimdi bu bir rezalet. Başörtüsüz insan tertemiz, mümin, muttaki Müslümandır, nedir zorun? Veyahut başörtülü oluyor, başı örtülü olan da, o da ondan nefret ediyor, o da ayrı bir rezalet. Sana ne? Ne güzel işte başörtüsü varsa, değil mi? Kuran’ın hükmünü yapıyor işte, ne güzel, daha ne istiyorsun, değil mi? En iyi şey. Dolayısıyla şefkatli yaklaşılması gerekiyor. Hükümetlere şefkatli yaklaşılması gerekiyor ve Mehdiyet ruhu, o zaman hiçbir şey olmaz. Mesela Azerbaycan’da bizim kitaplarımız serbest, Rusya’da bizim kitaplarımız serbest. Rus Gizli Servisi iki kere bizim çocuklarla görüşmüştü, ikisinde de “sizlerden çok memnunuz” dediler. Kitaplardan çok memnunuz istediğiniz gibi Rusya’da kitaplarınızı satın, faaliyet de yapın, ne yapıyorsanız yapın, dediler. Azerbaycan’da da öyle, acayip destekliyorlar, çünkü modern, kaliteli, akıllı, sevecen, barışı, kardeşliği arayan, her devleti destekleyen bir yapı var. Devlet niye yıkılsın kardeşim, Rus Devleti niye yıkılsın? Kıyamet’e kadar baki olsunlar, zengin olsunlar, niye yıkılsın yani? Varsa bir hata tamir edilir, devlet yıkılmaz. Azerbaycan’da da öyle, değil mi? Azerbaycan devletine karşı derin sevgimiz ve saygımız var. Kıyamet’e kadar baki olsunlar. Bütün Türk devletleri inşaAllah birleşsin, Turani güzel bir birlik meydana getirsinler, bir sevgi birliği meydana getirsinler, inşaAllah. İslam alemi de birleşip güzel bir Türk-İslam Birliği oluştursunlar, istenen budur. Yiğit Bulut gibi yiğitlerin sayısı arttıkça, güç de artacaktır, inşaAllah. Üslup gittikçe güzelleşiyor, mesela elhamdülillah hükümetin tavrını görüyoruz, Türk-İslam Birliği’ni hükümet alenen savunuyor. Devlet politikası oldu alenen. Rahmetli Turgut Özal zamanında başladı. Biz bütün İstanbul’un sokaklarını donatmıştık Türk-İslam Birliği afişleriyle. O devirde rahmetli tetiklendi, ondan hoşnut oldu, hoşuna gitti. Madem Türk-İslam Birliği destekleniyor, madem isteniyor haydi bismillah dedi ve başladı. Tam o devire rast gelir dikkat edersen, o afişlere ve o çalışmalara rast gelir Turgut Özal’ın gidip Türki devletleri gezmesi. Millet isterse, hükümet yapar. Milletin isteğini de aydınlar yerine getirecek, aydınlar öncü olacaklar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum kardeşlerimize Hocam. “Allah’ın Renk Sanatı.” Etrafımıza baktığımızda mutlak maddelerin rengini görüyoruz ama renkler olmasaydı nasıl bir hayatımız olurdu hiç düşünmüyoruz. Bu kitabınızda Allah’ın renkleri nasıl yarattığını, nasıl bir rahmet olduğunu anlatıyorsunuz, inşaAllah. Düşünen bir insan ilk baktığında nasıl ki bir tablonun bir ressamı olduğunu anlıyorsa, çevresindeki rengarenk, ışıl ışıl, simetrik ve son derece estetik ortamın da bir yaratıcısı olduğunu aynı şekilde anlayacaktır. Bu kitap kardeşlerimizin imanının artmasına vesile olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Sayın Hocam A9 kanalını yeni izlemeye başladım, son iki canlı yayınızı izledim. M. Çelik.” “Selamun Aleykum Seyyid Adnan Hocam. Sizin İmam-ı Gazali, Hz. Ali (r.a)’ın bir zaman takip ettiği metodun devamı olduğunuzu düşünüyorum. Hazreti ilimin ve Ehl-i Beyt’in kapısı hücceti de, İslam’ı İmam-ı Gazali de gerekli delillerle felsefeye gerekli cevabı vermiştir. Bediüzzaman fen ve felsefe ve dinle yakınlaştırmış, siz ise Allah’ın izniyle fen felsefe ve sanatı dine hizmet eder duruma getirdiniz. Dinsizlik sizin çalışmalarınızla artık tarihe gömüldü, inşaAllah, elhamdülillah. Hocam siz Hz. Mehdi (a.s)’ın diğer bir adının Hüccet olması ne anlama gelir?” İşte Hz. Mehdi (a.s)’ın delil sunan olması; Mehdi (as) delille hareket ediyor. Hüccet’tir evet, bir lakabı da Hüccet’tir. Sinan kardeşimiz yazmış, maşaAllah.
Bir hanım kardeşimizin beyninde bir rahatsızlık vardı, Amerika’ya gitmesini söylemiştik. Başarılı olarak ameliyatı bitmiş. Şu an uyanmış, şuuru açılmış bayağı da iyiymiş, hiçbir hasarı da yok. Vesile olduk, maşaAllah. Acil, acil, vaktimiz dar, ahir zamandayız. Müziği evde dinleyecekler. Müzik güzel, ama A9’un her saniyesi kıymetli, her saniyesi. İman hakikatlerinin anlatılması, iman hizmeti en hayati konudur. Dakikamızı, saniyemizi hep iman hizmetine, tahkiki imana ayıracağız. Hz. Mehdi (a.s)’ın da görevi budur, biz de Hz. Mehdi (a.s) talebesi olarak bu görevi yapmakla mükellefiz. Hz. Mehdi (a.s.) en önce iman hakikatlerini birinci plana alacak. Hayvanlarda, bitkilerde, atomlarda, canlılarda iman hakikatleri, bunu yapacak diyor Bediüzzaman. “Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir edecek” diyor. Talebeleri ne yapacak? Aynısını yapacak. Biz neyiz, ben neyim? Talebesiyim. Sen nesin? Talebesisin. Bizde talebesi olarak o görevi yapıyoruz. A9’un görevi de Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir etmektir, iman hakikatleri anlatmaktır, o amaçla kurulmuş bir televizyon, kar amaçlı değil. Bayağı ciddi masrafı olan bir kanal, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz Hocam; “Melekleri insanlar o kadar çok düşünmezler, halbuki meleklerle biz iç içe yaşıyoruz. Mesela şu an bizi dinliyorlar, şu an burada melekler var. Melekler çok pozitif, Allah’ı çok seven, o şekilde yaratılmış varlıklar. Meleklerin sevilmesi çok hayati bir konudur. Mesela eskiden Peygamberler olsun, Hz. Meryem (a.s) olsun, diğer büyük insanlar meleklerle sık sık bağlantıya geçmişlerdir. Bazen ilham vermişlerdir, bazen de direk insan olarak görmüşlerdir. Ama aklın ihtiyarını almayacak şekilde, yani fark edemezler insan mı, melek mi?” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşlerimiz Hz. Mehdi (a.s)’ı görecekler, Hz. İsa (a.s)’ı görecekler, şahane, bayağı güzel. İslam’ın Asr-ı Saadet gibi uygulandığını görecekler. Dostluk, sevgi, kardeşlik çok zevklidir. Gerçek sevgi çok zevklidir, bunu tadacaklar. Allah ömrümüzü uzun etsin de daha çok bu güzelliği görelim, diyecekler, inşaAllah. Kolay bir şeydi, ama Allah nasip etmedi dünyaya işte. Peygamberimiz (s.a.v) vefatından sonra tabi'in, tebbe ut tabi'in, ondan sonra bozulma başladı. Ama şu anda da Asr-ı Saadet dönemine geri dönüyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam sevimli sincaplar gösteriyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeytan’dan Allah’a sığınırım, Araf Suresi, 62. "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca) Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan biliyorum.” 62. ayet, Araf Suresi. “Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” Ebcedi 1956 tarihini veriyor. 56. ayet Araf Suresi, çok acayip. 56. ayetin ebcedi 1956. “Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” Kim iyilik yapıyorsa Allah’ın rahmeti ona yakın.
ALTUĞ BERKER: Ahir zamanda dinen yasak olanları yapanların, Müslümanlara galip olmasıyla ilgili hadis-i şerif vardı Hocam Hakim’de.“Ümmetimin son zamanlarında mescidlerini süsleyip, kalplerini harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmağa aldırış etmeyen birtakım insanlar türeyecektir” buyurmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v). (Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 27)
ADNAN OKTAR: Şerh et.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Dünyaya daha çok önem verip ahirete ve dine gerekli ehemmiyeti vermeyen; Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sık sık üzerinde durduğu, ahir zaman gelişmelerine önem vermeyen, Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa (a.s)’ın nüzulüne önem vermeyen insanların olacağından bahsediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.”Çok samimi, aşkla dua edilmesini söylüyor Allah. O duada kabul meydana geliyor. Duanın şartını söylüyor Allah, “yalvara yalvara ve için için” bütün samimiyetiyle dua edecek, ümitvar olarak.Duada çok büyük sır vardır.
ALTUĞ BERKER: Hocam, dua ile ilgili ayet okuyorum, Furkan Suresi, 77. “De ki: ‘Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?’” Dua ile ilgili bir diğer ayet. “Rabbiniz dedi ki: ‘Bana dua edin, size icabet edeyim.” Müminun Suresi, 60. ayet.
ADNAN OKTAR: Bakın “icabet edeyim” diyor Cenab-ı Allah. “Dua edin icabet edeyim” diyor. “Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum.” Ebcedi 2029. “Biz hangi memlekete bir Peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakaladık.” 2005 ebcedi, 2007’ye iki sene kala, ekonomik krizin başladığı tarih.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’den itibaren A9 Tv, Aba Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: 26-27-28, şeytandan Allah’a sığınıyoruz
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık. Hani Rabbin meleklere demişti: ‘Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üflediğimde hemen ona secde ederek (yere) kapanın.’"
ADNAN OKTAR: Şeytan dışında melekler kabul etti, Cenab-ı Allah’ın emrini yerine getirdiler, ama o enaniyet yaptı. Şeytandan Allah’a sığınırım, Enbiya Suresi, 73. “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.” Ebcedi 1984. Şeytandan Allah’a sığınırım, Enbiya Suresi, 86. “Onları rahmetimize soktuk, şüphesiz onlar salih kimselerdi.” 2066 ebcedi, dünya hakimiyetinin en güzel yılları. “Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” Hicri 1430, biz şimdi 1432 deyiz. “Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: ‘Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır’ diye yazdık.” 2051 Dünya hakimiyeti, açık ayet. “Arz'a (dünyaya) salih kullarım varisçi olacaktır.” Dünyaya hakim olacaktır diye yazdık, diyor. Tevrat’ta ve Zebur’da bir hüküm olarak Ben bunu belirttim, diyor Allah. Baktık mı Tevrat’la Zebur’a bu hükmü görüyoruz.
ALTUĞ BERKER: Sabahki yayınları tanıtabilir miyim Hocam, inşaAllah. Sabah saatleri 10:00 da Bilim ve Yaratılış programları oluyor inşaAllah arkadaşlarımızın ve 17:00’de de Yaratılış Gerçekleri programı, inşaAllah. İzleyebilirler canlı yayında.
Resullerimiz Diyor Ki
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...