SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, Gaziantep Olay TV, Kahramanmaraş Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TVsitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: 17 Nisan Filistinlilerle Dayanışma Günü nedeniyle MazlumDer’in raporu yayınlanmış. 7500 Filistinli İsrail’in hapishanelerindeymiş şu anda, çocuklar da dahil.
ADNAN OKTAR: İşte bu acının, bu rezaletin, bu ızdırabın kökeninde Türk-İslam Birliği’nin olmaması yatıyor, İttihad-ı İslam’ın olmaması yatıyor. İttihad-ı İslam olmuş olsa o hapishane anında boşalır. Derhal, o gün boşalır. Boş yere bu elem çekiliyor. “Türk-İslam Birliği’ni istiyorum, İttihad-ı İslam’ı istiyorum,” bu duayı Müslümanların yüzde 10’u yapsa İttihad-ı İslam olacak diyorum. Yüzde 10’u, fazlası değil, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Gazze’ye acil ilaç yardımı çağrısı yapılmış Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte ilaç, sargı bezi, tentürdiyot, “hadi kardeşlerim kan toplayalım…” Kardeşim, İttihad-ı İslam’ı isteseniz de bu konular bitse olmuyor mu? Gece gündüz acıları dindirecek ilaçlar alalım, doktor sevk edelim. Bu gayretinizin binde birini İttihad-ı İslam için verseniz konu kökünden hallolacak. Kimsenin kanı da akmayacak, olay da çıkmayacak, acı da çekmeyecek. Şeytan dedirtmiyor. Hayrettir, dedirtmiyor şeytan. Türk-İslam Birliği diyemiyor adam, İttihad-ı İslam diyemiyor. İçinden gelmiyorsa da söyle kardeşim, “İttihad-ı İslam’ı” istiyorum desen, olacak diyorum. Yüzde 10 yeterli, başka bir şeye gerek yok. Demiyorlar.
5. Şua, 28. ayeti açıklıyor, orada şu konu geçiyor; Bediüzzaman diyor ki; “Avrupa zalimleri devlet-i İslâmiye’nin nurunu söndürmek niyetiyle müthiş bir sû'ikast plânı yaptıkları ve ona karşı Türkiye hamiyetperverleri, hürriyeti yirmi dörtte ilânıyla o plânı akîm (başarısız) bırakmağa çalıştıkları halde, maatteessüf (yazık ki) altı-yedi sene sonra, harb-i umumî (1. Dünya Savaşı) neticesinde yine o suikast niyetiyle Sevr Muahedesinde Kur'an’ın zararına gayet ağır şeraitle (şartlarla) kâfirane fikirlerini yine icra etmek olan plânlarını akîm (başarısız) bırakmak için Türk milliyetperverleri cumhuriyeti ilânla mukabeleye (karşılık vermeye) çalıştıkları tarihi olan bin üç yüz yirmi dörde, tâ otuz dörde, tâ elli dörde tam tamına tevafukla,” Kuran ayetlerinden ebcedle olayların bütün tarihlerini çıkartmış Bediüzzaman. 1334, 54, 1324, “bütün hepsi bu ayette var” diyor, Tevbe Suresi’nde. Ve devam ediyor; “Eğer şeddeli "mim" dahi şeddeli "lâmlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin iki yüz seksen dört (1284) eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiye’nin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksan üç (1293) muharebe-i meş'umesiyle âlem-i İslâm’ın (İslam aleminin) parlak nuruna muvakkat (geçici, eğreti) bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resail-in Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Hâlid'in (K.S.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette onların başlarına remzen (işaretle) parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa,” yani 1330’lar,“bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s)’ın şakirtleri (talebeleri) olabilir.” Yani 1430, biz 1432’deyiz. Bak, Hz. Mehdi (a.s)’ın devrini veriyor Bediüzzaman, Kuran ayetleriyle çıkarıyor. 80 sene evvel, 70 sene evvel, inşaAllah.
Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri Hocamız; “Risale-i Nur bir okyanustur, herkes o okyanusa giremez. Nur talebelerinin büyük bir bölümü Risale-i Nur’u anlamıyorlar. Çok derin ilim gerekir Risale-i Nur’u anlamak için” diyor. “Bir okyanustur. Kayıkla aşamazsınız okyanusu, boğulursunuz” diyor.
Şualar 9, 19. sayfa da; “Rivayette var ki: İsa Aleyhisselâm Deccalı öldürdüğü münasebetiyle, "Deccalın fevkalâade büyük ve minareden daha yüksek,” yani büyük bir kuleden daha yüksek, “bir azamet-i heykelde,” “büyük bir heykeli var” diyor, “ve Hazret-i İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulunduğunu" gösterir” diyor. “Allahualem ve bil sevap bunun bir tevili şu olmak gerekir ki: İsa Aleyhisselâm'ı nur-u iman ile tanıyan,” Hz. İsa (a.s)’ın bizzat şahsını tanıyan, “nur-u iman ile tanıyan ve tâbi' olan” yani ona tabi oluyorlar, Hz. İsa (a.s)’ın şahsı var ve Müslüman olan o devirdeki ruhani Hıristiyanlar, sonradan Müslüman olan ruhani Müslümanlar tabi oluyor, “tabi olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin kemmiyeti (sayısı),” yani büyükçe bir Hıristiyan cemaat Hz. İsa (a.s)’a tabi oluyorlar, “deccalin mektebce ve askerce,” okulca ve askerce, “ ilmî ve maddî ordularınanisbeten,”demek ki deccalin ilmi çalışma yapan, sahte delille hareket eden ekibi var ve maddi orduları da var. “Maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Hani Hz. İsa (a.s) şahs-ı maneviydi?
“Rivayette var ki” diyor Bediüzzaman, “deccal çıktığı zaman bütün dünya işitir. Kırk günde dünyayı gezer. Harikulade bir eşeği vardır.” Cübbeli’nin dediği. “Bu rivayetler tamamen sahih olmak şartıyla tevilleri şudur: "Bu rivayetler haber verir ki; deccal zamanında vasıta-i muhabere (haberleşme vasıtaları) ve seyahat o derece terakki edecek ki,” yani bir yerden bir yere gitmek o kadar hızlı olacak ki, “bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek. Radyo ile bağırır, şark-garp (doğu-batı) işitir ve umum ceridelerinde okunacak.” Bütün gazetelerde, dünya gazetelerinde okunacak.“Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek.” Uçakla bir anda kırk günde dünyayı devredecek. “Ve yedi kıt'asını ve yetmiş hükûmetini görecek ve gezecek" diye, zuhurundan on dört asır evvel telgraf, telefon, radyo, şimendifer, tayyareden mucizâne haber verir” diyor Bediüzzaman. Bir de Cübbeli’nin hurafe dolu anlatımlarına bak, Risale-i Nur’un ilim ve hikmet dolu anlatımlarına bak. Cübbeli yani astronot, “Risale-i Nur’u okumadım” diyor. Hani alimdin sen, nasıl alim oluyorsun sen? 13. asrın müceddidini tanımıyorsun, alimim diyorsun.
“Katî ve sahih rivayette var ki, "İsa Aleyhisselâm Büyük Deccalı öldürür." Allahualem ve bil sevap, bunun da iki veçhi vardır. Bir veçhi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden” diyor, belirli bir kesimi değil, istisnasız herkesi etkileyen, tesir altına alan, “o dehşetli deccali öldürebilecek, mesleğini değiştirecek, ancak harika ve mu'cizâtlı,” mucize gösteren, “ve umumun makbulü,” yani dünyada bütün Hıristiyanların ve Müslümanların makbulü, “bir zat olabilir ki, o zat,” şahs-ı manevi değil bak, “o zat,” o yüzüne teneke çakılmış sahtekar, yalancılar iyi duysunlar, “o zat” diyor, şahıs; “o zat en ziyade alâkadar ve ekser insanların Peygamberi olan,” hem Hıristiyanların, hem Müslümanların Peygamberi olan, “Hazret-i İsa Aleyhisselâmdır” diyor.
“Hocam sizi Almanya’dan takip ediyorum. Dediklerinizin hepsi akla mantığa uygun. Güzel bir üslubunuz var. Keşke bundan yıllar önce bizlere de böyle öncülük edenler olsaydı da bizler de günahkar olmamış olsaydık. Allah size sağlıklı ömürler versin” diyor Ramazan. İnşaAllah.
“Muhterem Hocam, dini yaymak için, tebliğ yapmak için internete ve bilgisayara para vermek, teknolojiye para harcamak da bir nevi sadaka yerine geçer mi? Ömer Tekin.” Ömer benden çok daha iyi biliyorsun; tabii ki sadaka, tabi ki sevap. “Yakışıklı ve çok sevdiğim Adnan Oktar Hocam, tebessümünüzü ve bilginizin ışığını görmeden günüm rast gitmiyor. MaşaAllah, Allah’ım muhabbetinizi eksik etmesin. Ellerinizden öperim. Konya’dan Agah.” “Allah uğur veriyor” diyorsun, inşaAllah öyledir.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam Ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Derin sezgili ilmi ledüne vakıf canım Hocam” diyor. Derin sezgiyi Allah yaratır, ilmi ledünü Allah yaratır. Biz zavallı kullarız, gariban kullarız. “Canım Hocam, size attığım maillerden ruhi yapımızdaki gelgitleri hemen çözüyorsunuz. Arkasından balyoz gibi gelen mübarek kelamınızla sarsılıyoruz canım Hocam.” MaşaAllah, övücü güzel bir yazı yazmış. Ne kadar güzel üslupları var, maşaAllah.
-VTR- Işıklı Deniz Anaları
ADNAN OKTAR: Risale-i nurdan devam edelim. “İkinci veçhi şudur ki” diyor Bediüzzaman. “"Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı deccalin teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli,” yani Darwinizmin ve materyalizmin dünya çapındaki azametli heykeli, “ve şahs-ı mânevîsini öldürecek ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhânileridir ki,” Cübbeli, “aman yaklaşma Hıristiyanlara” diyor. Bediüzzaman da Hz. Mehdi (a.s) Hıristiyanlarla ittifak edecek” diyor. Peygamberimiz (s.a.v); “Onlara, İncil’le hükmedecek” diyor. Cübbeli de “aman” diyor, “aman aman, yaklaşmayacaksınız” diyor. “İsevî ruhânileridir ki o ruhâniler din-i İsevînin hakikatini hakikat-i İslâmiye ile mezc ederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hatta "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdî (a.s)’a namazda iktida eder, tâbi olur" diye Resulullah Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in rivayeti, bu ittifaka ve hakikat-i Kur'âniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder” diyor.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Yahudilere Tevrat’la Hükmedeceğini ve Birçok Yahudi’nin Müslüman Olacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR: “Hatta "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir,"” şahs-ı manevi değil, Hz. İsa (a.s) gelir, “Hazret-i Mehdî (a.s)’a namazda iktida eder, tâbi olur.” rivayeti, bu ittifaka ve hakikat-i Kur'âniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder” diyor.
“Rivayetlerde var ki, "deccalin birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür." Lâ ya’lemu’l-gaybe illallah. (Gayb Allah Katı’ndadır.) Bunun iki tevili vardır:” Allahualem ve bil sevap, “Birisi: Büyük Deccalın kutb-u şimâlî dairesinde ve şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir.” Yani İngiltere taraflarından; Norveç, Danimarka falan, orada en çok dinsizlik yaygın. Yani Darwinizm ve materyalizmin oradan yayılacağına işaret ediyor. “kutb-u şimâlî dairesinde ve şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir.” Bakın, dinsizlik en çok Danimarka, Norveç, İsveç, İngiltere, değil mi? Başka?
ALTUĞ BERKER: İzlanda.
ADNAN OKTAR: İzlanda, ki Darwinizmin en çok yaygın olduğu ülkedir, inşaAllah. “Çünkü kutb-u şimâlînin mevkiinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Bir gün şimendiferle bu tarafa gelse, yaz mevsiminde bir ay mütemadiyen güneş gurub etmez. Daha bir gün otomobil ile gelse, bir haftada daima güneş görünür.” “Kuzey tarafı böyledir” diyor, o ülkelerin olduğu taraflar. Ben Rusya’daki esaretimde bu mevkie yakın bulunuyordum. Demek büyük deccal, şimalden bu tarafa tecavüz edeceğini mu'cizâne bir ihbardır” diyor. Yani Darwinizmin, materyalizmin dünyaya oradan yayılacağına “mucizane bir işarettir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v)’den. “İkinci tevili ise: Hem büyük deccalin, hem İslâm deccalinin üç devre-i istibdatları mânâsında üç eyyam var. "Bir günü, bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene yapılmaz."” Yani; “muazzam bir tahribat yapar” diyor. “Deccal bir gün içerisinde, üç yüz senede yapılacak tahribatı yapar” diyor, birinci gününde. “İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede, otuz senede yapılmayan işleri yaptırır.” Otuz senede yapılmayan işi, bir senede yapıyor deccal. “Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller (değişiklikler) on senede yapılmaz.”Bak, gittikçe gücü düşüyor. Dördüncü günü ve devresi,” ki şu an o günündeyiz. Yaklaşık 1980’lerden sonra başladı. “"Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır" diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş” diyor, Resulullah (s.a.v). Bak, ne diyor; kati ve sahih bir rivayette var ki İsa (a.s) büyük deccali öldürür.” Diyorlar ki, “zayıf hadis.” Bediüzzaman ne diyor? “Katî ve sahih rivayet” diyor. Buhari, Müslim, Sünen-i İbni Mace, Sünen-i Davud, hepsinde var.
Deccalin sihir, manyetizma ve ispritizma özellikleri şu an dünyada insanlara uygulanıyor. İnsanlar robot haline geldiler, olağanüstü etkilendiler. Bir şey düşünemeyecek hale geldiler. Sadece yiyip, içip, uyuyan, bir şey düşünemeyen insanlar haline getirdi deccal, yani o sihrin etkisiyle.
“Rivayetler, deccalın dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş.” Allah’a sığınmışlar. Ve her namazda cehennem ateşinden Allah’a sığınıyor, süfyani deccalden Allah’a sığınıyor, mesih deccalden Allah’a sığınıyor. Her denildiğinde eller ters çevrilir duada. “Allahu alem ve bil sevap, bunun bir te'vili şudur ki: İslâmların deccali ayrıdır. Hatta bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (k.v) dediği gibi demişler ki: "Onların deccali, süfyandır.” Süfyani deccal. “İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek.” Aldatacak, yani Müslümanları aldatacak. Hafız Esad da çıktı, bütün İslam alemini mahvetti. Hadisle birebir mutabıktır. Hafız Esad’tır. “Kâfirlerin büyük deccali ayrıdır.” Yani Darwin, Darwinizm. “Yoksa büyük deccalin cebr u ceberut-u mutlakına karşı itaat etmeyen,” kominist ve faşist sistemlerde, onlara karşı itaat etmeyen, “şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz,” yani deccalin öldürdüğü Müslümanların hepsi şehittir. “İstemeyerek itaat eden, zorla küfür alametleri işletirse de kafir olmaz” diyor Bedüzzaman. “Belki günahkâr da olmaz.” Zorla günaha sokturuyorlar. Mesela, Irak’ta da Müslümanlara zorla şarap içiriyorlar, domuz eti yediriyorlar işkence olarak. Afganistan’da da var. Ne diyor Bediüzzaman; “istemeyerek itaat eden kafir olmaz, belki günahkar da olmaz” diyor. İnşaAllah. “Rivayetlerde var ki; vukuat-ı süfyaniye ve hadisat-ı istikbaliye, Şam etraflarında ve Arabistan’da tasvir edilmiş.”
“Allahualem bunun bir tevili şudur ki; Merkez-i hilafet eski zamanda Irak'ta ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, raviler kendi içtihatlarıyla,"” kendi düşünceleriyle, “-daimi öyle kalacak gibi, mana verip,” sanki hiç değişmeyecekmiş gibi, İslam aleminin merkezi hiç değişmeyecekmiş gibi mana verip, “merkez-i hükümet-i İslâmiye yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler.” Yani “hadislerde o yüzden böyle yanlış geliyor” diyor Bediüzzaman. Kiminde Halep, kiminde Şam. “Değil” diyor, İslam aleminin merkezi neresi ise orası. “Hadisin mücmel haberlerini, kendi içtihadlarıyla tafsil etmişler.” Bak, “hadisin mücmel haberlerini,” kısa, özlü haberlerini, “kendi içtihadlarıyla,” kendi düşünceleriyle tafsil etmişler,” genişletmişler diyor.
“Rivayetlerde, eşas-ı ahir zamanın,” deccalin, “fevkalade iktidarından bahsedilmiş. Allahualem, bunun bir tevili şudur ki; O şahısların temsil ettikleri manevî şahsiyetin azametinden kinayedir. “Bir vakit Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sureti; bir ayağı Bahr-i Muhit'te, diğer ayağı Port Artür Kal'asında olarak gösterildiği gibi, şahs-ı manevînin dehşetli azameti, o şahsiyetin mümessilinde,” yani o manevi şahsiyetin temsilcisi olan kişide, “hem o mümessilin büyük heykellerinde gösteriliyor.” Mesela Rusya’da Lenin’in heykelleri, Mao’nun heykelleri; milleti secde ettiriyorlar önünde. “ Amma fevkalâde ve hârika iktidarları ise, ekser icraatları tahribat ve müştehiyat olduğundan” bak, “ama fevkalade ve harika,” yani akıl almaz bir iktidarları var. Mesela Hafız Esad tek başına bütün Arap ülkelerini sosyalist ve komünist yaptı, hepsine yaydı. Türkiye’ye de çok büyük etkisi oldu. Buradaki Müslümanların birçoğunu yeşil komünist haline getirdiler, Dinsiz, imansız yaptılar. Darwinist, materyalist yaptılar. “Ama fevkalade ve harika iktidarları ise,” bak, fevkalade ve harika; şaşırtıcı iktidarları ise, mesela Lenin’in iktidarı, Mao’nun iktidarı; bütün milletin nefesi kesildi dünyada. “Ekser icraatları tahribat,” mesela Rusya’daki bütün kütüphaneleri yaktırdılar, eski Rus İmparatorluğu’na ait sanat eserlerini yerle bir ettiler, “tahribat ve müştehiyat olduğundan,” yani içki için, eğlenin, keyfinize bakın tarzında olduğundan, “fevkalade bir iktidar görünür” diyor. “Muazzam bir güç gibi görünür” diyor. “Çünkü tahrip kolaydır. Bir kibrit bir köyü yakar” diyor. “Tek bir kibritle bir köyü yakabilirsin” diyor. Deccaliyet de öyledir; “bir kibrittir, bütün dünyayı yakmıştır” diyor. Mesela bir Darwin çıktı ortaya, bir safsata attı, bütün dünyayı yaktı. “Müştehiyat ise, nefisler tarafdar olduğundan çabuk sirayet eder” diyor. “Çok çabuk yayılır” diyor. Yani “İslam’ı anlatmak, Kuran’ı anlatmak son derece zordur” diyor Bediüzzaman. Yani “kolay yayılmaz, birdenbire olmaz ama tahribat çok kolay olur” diyor. Mesela bir evi çok güzel süsleyip güzelleştirebiliyorsun ama adam bir kibritle yakıyor, mahvedebiliyor.
“Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."” Müthiş kültürlü oluyor. Mesela Apo da öyle; Abdullah Öcalan, o bebek katili, muazzam bilgisi var. Stalin’in muazzam bilgisi vardı, Lenin’in muazzam bilgisi vardı, süfyanın muazzam bilgisi vardı. Hafız Esad, acayip genel kültürü olan bir insandı. “Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer” diyor. Darwinist, materyalist olduğu için dalalete düşüyor. “Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar.” Suriye’dekilerin tamamına yakını tabi oldular. “Allahualem, bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde,” bak, adamda neler yokmuş; “kuvvet yok” diyor Bediüzzaman, kudret de yok, “kabilesi de yok” diyor, yalnız adamlar bunlar; kabilesi de yok, aşireti de yok, cesareti de yok, korkaklar da; serveti de yok. “Servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde,” yani saltanat vesilesi olacak şeyler olmadığı halde, “zekâvetiyle,” zekasıyla, aklıyla değil ama şeytani zekasıyla, “ve fenniyle” yani, Darwinizmi ve materyalizmi anlatmasıyla, “ve siyasî ilmiyle” yani denge siyasetiyle, “o mevkii kazanır.” “O gücü elde eder” diyor. “Ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder.” Bir çok hocanın, din adamının onun etkisi altına girmesinin sebebi o nedenle oluyor; Darwinist, materyalist oluyorlar bir çok hoca ve alim. “Etrafını da fetvacı yapar.” Ne diyor? “Kuran’da Darwinizm var” diyor, “anlatalım biz size” diyor, değil mi? Adam açıkça söylüyor, “Kuran söylüyor” diyor, “Allah söylüyor evrim olduğunu” diyor. “Materyalizmi zaten Kuran anlatıyor” diyor. Bak, “etrafını da fetvacı yapar ve çok muallimleri kendine taraftar eder.” Öğretmenleri, hocaları kendine taraftar ediyor. “ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi,” din dersleri uygulanmayan Milli Eğitim Bakanlıklarını; Çin’de, Rusya’da tamamen yasaklandı biliyorsunuz din eğitimi; bak, “din derslerini tecerrüt eden,” din derslerinin kaldırılmasıyla elde edilen, “maarif-i,” yani materyalist, Darwinist eğitim yapan Milli Eğitim Bakanlıklarını, “rehber edip,” onları kullanıp, “tamimine,” yaymaya, ikna etmeye; gençliği, çocukları zehirlemeye, “şiddetle çalışır, demektir.” Yedinci mesele’de bunu anlatıyor Bediüzzaman.
“Rivayette vardır ki: "Âhirzamanda deccal gibi bir kısım şahıslar, uluhiyet dava edecekler ve kendilerine secde ettirecekler." Bunun bir tevili şudur ki: Nasılki padişahı inkâr eden bir bedevî kumandan, kendinde ve başka kumandanlarda, hâkimiyetleri nisbetinde birer küçük padişahlık tasavvur eder.” Yani kendini çok büyük, azametli hisseder. Mesela bir başçavuş oluyor, havaya giriyor; bilmem ne oluyor, havaya giriyor. Kuzey Kore’de, Çin’de; bakın mesela Kuzey Kore’ye, adam halen şahsına “secde edeceksiniz” diyor. Yere kapanıp, secdeye kapanıyorlar önünde. Lenin’in heykelinin önünde secdeye kapanıyorlar. “Aynen öyle de: Tabiiyyun ve maddiyyun mezhebinin başına geçen o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi rububiyet tahayyül ederler.” Bak, “tabiiyyun ve maddiyyun mezheplerinin başına geçer.” Bak, Darwinist ve materyalist; tabiiyyun ve maddiyyun dediği budur. Maddecilik; tabiiyyun ve maddiyyun, yani her şey kendiliğinden oluyor demek; Darwinist düşünce. “Taabiiyyun ve maddiyyun mezhebinin,” “bir mezheptir bu” diyor. Dinsiz mezheplerden biri. “Bir dindir bu” diyor. “Başına geçen o eşhas,” o şahıslar; işte Stalin, Marx, Lenin, Troçki, Mao; “o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi rububiyet tahayyül ederler.” “Kendilerini Allah gibi görürler” diyor. “Ve raiyetini kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârane serfüru ettirirler, başlarını rükûa getirirler demektir” diyor Bediüzzaman. Bak, “ve raiyetini kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârane serfüru ettirirler,” yani “sanki Allah’ın önünde, Allah’ın manevi huzurunda secdeye kapanır gibi secde ettirirler” diyor. “Başlarını rükûa getirirler demektir.” “Bu anlama gelir” diyor. Biz onu yayınlamıştık Kuzey Kore’de, Çin’de. Çin’de milyonlarca insan Mao’nun heykelinin önünde serfüru ediyorlar, secdeye kapanıyorlar. “Deccal bunları yapacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v).
Şeyh Nazım Hocamı dinleyelim.
-Vtr- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri İçin; “Hazretin Kelamı Derindir, O Benim Gözümde Okyanustur” Diyor.
ADNAN OKTAR: Ne şeker, mübarek bir varlık, maşaAllah. Ne güzel konuşuyor. Risale-i Nur’un kıymetini dünya çapında ne güzel anlamış, ne güzel anlatıyor. Bu derinliği kim bilebilir? Çok nadir insan bilebilir. İşte Bediüzzaman onun için, “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri Hz. Mehdi (a.s) ve şakirdleri zuhur eder, bu tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden seyrederiz” diyor, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocam dünyanın sultanıdır. Sultandır, dünyanın sultanı, maşaAllah. Allah ona bir sultan azameti de vermiş, sultan güzelliği de vermiş; sultan ahlakı vermiş. Dünya tatlısı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: 87’deki konuşması şahaneydi Hocam, sizin hakkınızdaki.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dinleyelim, hadi bakalım; 87’de, Şeyh Nazım Hocamızın benimle ilgili konuşmasını dinleyelim.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin Adnan Oktar ile 1987 Yılında Yaptıkları Bir Röportaj
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Benim sultan Hocam, böyle güzel hüsn-ü zanları var, güzel sözler söylüyor. Allah cennette hep beraber kardeş olmamızı; Şeyh Nazım Hocamızla, Peygamberlerimizle, özellikle Resulullah (s.a.v) ile birlikte cennet sofralarında yemek yemeyi, sohbet etmeyi Allah bize nasip etsin, inşaAllah.
Bediüzzaman diyor ki, ta 80 sene önce yazılan bir eser; “Bu zamanda akide-i avam-ı mü'minîni vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış. Âhirzamanda vukua gelecek hâdisata dair hadîslerin bir kısmı müteşabihat-ı Kur'aniye gibi derin manaları var. Muhkemat gibi tefsir edilmez.” Cübbeli ne diyor; “yok ben tefsir ederim muhkemat gibi” diyor. Muhkemat gibi mi bunlar? Müteşabih, açıkça belli. Bediüzzaman ne diyor, bak; “Âhirzamanda vukua gelecek hâdisata dair hadîslerin bir kısmı müteşabihat-ı Kur'aniye gibi derin manaları var. Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez.” Cübbeli hiç bilemiyor zaten. “Belki tefsir yerine te'vil ederler. Sırrıyla, vukuundan sonra te'villeri anlaşılır ve murad ne olduğu bilinir ki, ilimde râsih olanlar Allahualem ve bil sevap deyip o gizli hakikatları izhar ederler” diyor. “Sonra te'villeri anlaşılır ve kast edilen murad ne olduğu bilinir ki, ilimde râsih olanlar,” rusuh sahibi, derin ilme sahip olanlar, “Allahualem ve bil sevap deyip o gizli hakikatları izhar ederler.” Yani o hadisin anlamını açıklarlar.
“İman ve teklif ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri elbette bedihî olmaz.” Şimdi bunu okuyup geçiyor adam Nur dershanesinde. Çok derin anlamı var. Bak, ne diyor Bediüzzaman; “iman ve teklif,” insanların iman etmesi ve imanın insana teklif edilmesi, “ihtiyar dairesinde,” yani insanın iradesi dairesinde, “bir imtihan, bir tecrübe ve bir müsabaka olduğundan,” çünkü bir iman müsabakası var şu an dünyada da. Hz. Mehdi (a.s) mesela en ileriye geçiyor, inşaAllah. Hz. İsa (a.s) en ileriye geçiyor. “Perdeli” tam kapalı değil, perdeli ve derin; “tetkik,” tetkik nasıl olur? Bilimi kullanırsın, biyolojinin imkanlarını kullanırsın, paleontolojinin imkanlarını kullanırsın, kafanı çalıştırırsın ve tetkik edersin. “Ve tecrübeye muhtaç,” tecrübe nasıl olur? Onu onunla kıyaslarsın, onu onunla kıyaslarsın, eski bilginle onu bağlantıya geçirirsin, tecrübe meydana gelir. “Tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri,”yani nazariyata taalluk eden meseleleri, “elbette bedihî olmaz.” Yani açık, aleni olmaz; “ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zaruri olmaz.” Yani mesela Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadisler öyle bir şey ki çok kapsamlı delillendirilip, tecrübeye dayalı bilgiyle ancak açıklandığında çok sarih ve anlaşılır hale geliyor. Yoksa hiçbir alim açıklayamadı şu ana kadar Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadisleri. Bir tek ben hazırladım, bizler hazırladık. Allah vesile etti. Bak, ahir zaman hadislerini başka bir alimden duyduysanız bana haber verin. Kimseden duymadık. Ramazan ayındaki Ay ve Güneş tutulmaları, Fırat’ın suyunun kesilmesi, kuyruklu yıldızların çıkışı, Kabe’ye yapılan baskın, İran-Irak savaşı, Afganistan’ın işgali, bunların hepsini ben açıkladım, Allah’ın dilemesiyle. Allah vesile etti, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olduğumuz için Allah bize böyle bir yol ve imkan verdi, elhamdülillah. Allah vesile etti. “Tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri elbette bedihî olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz.” Öyle ki ancak vicdan sahibi, derin düşünen, samimi olan insanların tasdik edeceği şekilde oluyor. Mesela Cübbeli’ye bakıyoruz, adamın haberi bile yok. Kabe’nin baskınından haberi yok, on beş gün arayla Güneş tutulması olduğundan haberi yok, kuyruklu yıldızların çıktığından haberi yok, Afganistan’ın işgal edildiğinden haberi yok. Hadislerle tam mutabık, aynen olmuş. “Tâ ki Ebu Bekirler a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar,” en yüksek noktaya çıksınlar; Hz. Ebu Bekir (r.a) gibi mükemmel insanlar, en yüksek noktaya çıkabilsinler bu imtihan ortamında, “ve Ebu Cehiller;” zayıf akıllı, kötü ahlaklı, ters insanlar, “esfel-i sâfilîne düşsünler.” En aşağı duruma düşsünler veyahut tamamen akılsız insanlar en aşağı dereceye düşsünler. “İhtiyar kalmazsa” yani insanların iradesi kalmazsa, “teklif olamaz.” Yani iman teklifi olamaz. “Bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir.” Çok nadir mucize gösteriyorlar Peygamberler ve aklın ihtiyarını almayacak şekilde oluyor. “Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur'aniye gibi kapalı ve te'villi oluyor.” Cübbeli de bu yüzden anlayamıyor ve onu bir kısım destekleyenleri de anlayamıyorlar. “Yalnız, Güneş'in mağribden çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tevbe kapısı kapanır.” Yani “Güneş batıdan doğduktan sonra tevbe kapısı kapanır” diyor. Cübbeli ne diyor; “yok tevbe kapısı kapanmayacak. Camiler açık olacak, namazımızı kılacağız, devam edecek hayat” diyor. Adamın kafada bilgi yok. “Daha tevbe ve îman makbul olmaz.” Ne tevbe geçerli, ne iman geçerli. Hemen akabinde kıyamet kopuyor zaten. “Çünkü Ebu Bekirler, Ebu Cehiller ile tasdikte beraber olurlar.” En aşağılık adam da, en yüksek insan da tasdikte beraber olurlar, “mecbur olurlar iman etmeye” diyor. “Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu,” şahs-ı manevisi değil; bazı dangalaklara özellikle söylüyorum, anlamazdan gelen kalbi kapalılara; “kendisi Hz. İsa (a.s) olduğu, nuru imanın dikkati ile bilinir.” Şahs-ı manevi bu şekilde bilinir mi? Bak, “kendisi” diyor; “kendisi Hz. İsa (a.s) olduğu,” burada nerde şahs-ı manevi? “Nuru imanın dikkati ile bilinir, herkes bilemez. Hatta deccal ve süfyan gibi eşhas-ı müdhişe (müthiş şahıslar) kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar” diyor. “Hz. İsa (a.s) da kendisini bilmez” diyor, ilk geldiğinde. Hz. Mehdi (a.s) da bilmez. Ama nasıl biliniyormuş? “Nur-u îmanın dikkatiyle bilinir. Herkes bilemez” diyor. Ne zaman ama? “Bidayeten” diyor, başlangıcında. Buna çok önemli olarak dikkat çekiyor Bediüzzaman. Bidayeten, başlangıcında. Sonra? Sonra herkes biliyor. Deccali şimdi bilmeyen var mı? Herkes biliyor. Süfyanı bilmeyen var mı? Herkes biliyor. Hz. Mehdi (a.s) da herkes tarafından bilinecektir sonunda. Hz. İsa Mesih (a.s) da herkes tarafından bilinecektir.
“Hz. İsa Mesih (a.s) geldi, öldü, gömdük” diyorlar. Terbiyesizlik yapma. Peygamberimiz (s.a.v) mezarının yanında yer açtırdı. Hani nerde o zaman, göster? Değil mi? Vicdansızlık yapıyorlar. Cahillik yapıyorlar.
Şimdi bakın, Hz. İsa (a.s) inmeyecek diyenlere bir tokat olduğu için iyice anlatıyorum; “Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın,” şahs-ı manevisini demiyor, “hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü dahi,” yani Allah Katı’ndan inişi dahi, “ve kendisi,” zatı, şahsı; kendisi ne demek? Adama anlatmak durumunda kalıyoruz. En gerzek adam bile anlar bunu. Yani şimdi, yanlış anlaşılmasın; geri zekalı olmak suç değildir. Daha yüksek derecedir. Çünkü Allah Katı’nda her eksiklik, aza noksanlığı daha makbul olacaktır ahirette. Ben vicdansızları kastediyorum. Bak, “ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir.” “İmanlı insanların, samimi insanların bakışıyla anlaşılır” diyor. “Herkes bilemez.” Yani tangır tungur adam bilemez. “Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müdhişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar” diyor Bediüzzaman.
“Peygambere bildirilen umûr-u gaybiye,” gayb haberlere, ahir zamanda olacak bu olaylar, “bir kısmı tafsil ile bildirilir. Bir kısmı da hiç tasavvur edilmez, karışılmaz. Kuran ve hadis-i kudsînin muhkematı gibi.” Mesela bir kısım hadisler çok açıktır diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın sakalı var, açık. Hz. Mehdi (a.s)’ın sırtında ben var, tevil edilecek gibi değil; açık, net. Mesela “Hz. Mehdi (a.s) orta boyludur” diyor; bu muhkemat, açık. Muhkem hadis, muhkem hüküm. “Ve diğer bir kısmı icmal ile bildirilir, tafsilât ve tasviratı onun içtihadına havâle edilir.” Peygamber (s.a.v) istediği gibi onu açıklıyor artık. “İmana girmeyen hâdisât-ı kevniyeye ve vukuat-ı istikbâliyeye dair,” bak ahir zamanda meydana gelecek vukuat; Hz. Mehdi (a.s)’ın vukuatı, vukuat-ı Mehdiye, vukuat-ı süfyaniye, vukuat-ı deccaliye. “…gibi vukuat-ı istikbâliyeye dair hadisler gibi. Bu kısımda, Peygamberimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) belâgatiyle, temsiller suretinde, sırr-ı teklif hikmetine muvafık tafsil ve tasvir eder.” Yani “Peygamberimiz (s.a.v)’e bırakılıyor” diyor. Cebrail (a.s) getiriyor, bilgiyi veriyor, diyor ki; “sen öyle bir açıkla ki çok da açık olmasın, çok da kapalı olmasın. Ahir zamanda insanların anlayacağı gibi açıkla” diyor. “Ama doğrusu bu; ben sana tam, net bildiriyorum” diyor. Yani yaklaşık tabii. Tam bu üslupla değil de; söylüyor ama Peygamberimiz (s.a.v)’e bırakıyor o müteşabih kısmı. O da mesela uçağı anlatırken, otuz metrelik kulağı olan bir eşeğe benzetiyor; anlasınlar diye. “Üstünde metalden bir kısmı vardır, dostlarını süslemiş içine oturtturur” diyor, deccalin eşeği ve “bir adımda ufka varır” diyor. Yani yaklaşık saatte 300-400 km hızla hareket eder” diyor. Bu ne? Uçak işte. Peygamberimiz (s.a.v)’e bırakıyor, Peygamberimiz (s.a.v) de bu şekilde açıklıyor. Ama Cebrail (a.s) açıklarken net söylüyor, Cebrail (a.s) söylerken o şekilde söylemiyor; “çok süratle hareket edecek, havada giden bir vasıtası olacak” diyor, inşaAllah. Yaklaşık tabii. Buna bir örnek veriyor Bediüzzaman; “Meselâ: Bir sohbette derin bir gürültü işitildi. Resulullah (s.a.v) ferman etti ki: "Bu gürültü, yetmiş seneden beri Cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada Cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür." Bu garib haberden beş-altı dakika sonra birisi geldi dedi: "Ya Resulallah! Yetmiş yaşında bulunan filan münafık vefat etti, Cehennem'e gitti." Peygamber (s.a.v)’in yüksek beliğane kelâmının te'vilini gösterdi” diyor.Ne diyor Peygamberimiz? Bir gürültü var; “yetmiş seneden beri cehennem tarafına yuvarlanan bir taş bu dakikada cehennemin dibine düştü” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Yetmiş yaşındaki münafığın öldüğünü bu şekilde anlatıyor. Gelen haberden hemen anlaşılıyor, inşaAllah.
“Hakaik-ı imâniyeye girmiyen cüz'i hâdisat-ı istikbaliye nazar-ı nübüvetde ehemmiyetsizdir.” Ahir zamanda olacak falanca hükümetin değişmesi, şunun gelmesi, böyle ufak tefek olaylar, “nazar-ı nübüvetde ehemmiyetsizdir” diyor. “Bunu bildirmez Peygamberimiz (s.a.v), ehemmiyet vermez buna” diyor. Bilir ama ehemmiyet vermez. Gelecek hükümetleri, şunu, bunu, hepsini bilir Peygamberimiz (s.a.v) ama ihtiyaç olmadığı için bildirmiyor. Çok önemli olan olayları bildiriyor. Çok hayati olanları bildiriyor.
“Üçüncü Nokta: İki Nükte'dir” diyor Bediüzzaman. “Birincisi: Teşbihler ve temsiller suretinde rivâyet edilen bir kısım hadisler, mürûr-u zamanla avamın nazarında hakikat telâkki edildiğinden,” Cübbeli gibi; “vâkıa mutabık çıkmıyor. Ayn-ı hakikat olduğu halde vâkıa mutabakatı görünmüyor.” İşte Cübbeli’nin anlattığı; yirmi kilometrelik deccalden bahsediyor ya, “Amerikalılar tespit edemiyor, Atlas Okyanusu’nda şu an bir adada oturuyor” diyor, “ben biliyorum. Siz bana sorun, ben çok mantıklı açıklıyorum; siz anlatırsanız milletin dini, imanı gider. Ben mükemmel anlatıyorum” diyor. “Deccalin eşeğini de ben size anlatayım; genetik mühendisliği nasıl yapıyor, genetik mühendisleri yaptı işte deccali” diyor. 300 metrelik eşek yapmışlar genetik mühendisleri. 20 metre de kulaklarının arasındaki açıklık. 30 metre de kulakları var. 80 metre sırf eşeğin kafasının genişliği. “Anırarak eşek uçuyor, ben biliyorum” diyor. “Amerika tespit edemedi” diyor, “zincire vurulmuş vaziyette bekliyor şu an” diyor. İnanıyor adamlar da. Bediüzzaman diyor ki; “Birincisi: Teşbihler ve temsiller suretinde,” mesela “aslan gibi adam” dersin, “avuç içi kadar bir şey” diyorsun mesela; elbise giymiş, avuç içi kadar; küçük anlamındadır, avuç içiyle ne alakası var. “Teşbihler ve temsiller suretinde rivâyet edilen bir kısım hadisler, mürûr-u zamanla avamın nazarında,” yani cahil insanların nazarında, “hakikat telâkki edildiğinden,” doğru zannedildiğinden, “vâkıa mutabık çıkmıyor.” “Olayın vukuu alakasız çıkıyor” diyor. “ İkincisi: Bir kısım hadisler İslâmların ekseriyeti noktasında veya hükûmet-i İslamiyenin veya merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında vürud ettiği halde, umum ehl-i dünyaya şâmil zannedilmiş ve bir cihette hususi bulunduğu halde küllî ve geniş telakki edilmiş” diyor Bediüzzaman. Mesela “Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış yeri olarak İslam’ın son başkenti neresiyse orada çıkacak olduğu halde hiç alakasız yerlerde açıklanmıştır” diyor Bediüzzaman. Halbuki son İslam aleminin merkezi İstanbul olduğu için “burada çıkacak” diyor. “Raviler de yanlış şerh etmişler” diyor. “Basra, Küfe, Şam, Mekke ve Medine gibi yerlerde tasavvur etmişler” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişinin de aynı şekilde İstanbul olduğunu belirtiyor. Onu yıllar önce, aylar önce de yine söylemiştim. “O eşhâs-ı âhir zaman”diyor çünkü. Eşhâs-ı âhir zaman; yani Hz.Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s).
Mesela “sadece İslam aleminin merkezinde olduğu halde birçok olaylar, geniş anlamda anlaşılmıştır” diyor. Başka da birçok olay var.
“İşte bunun gibi birçok maslahatlar için umûr-u gaybiye gizli kaldığından,” gaybde olacak olaylar gizli kaldığından, “herkes her dakikada hem ecelini, hem bekasını düşündüğü için hem dünyaya, hem âhiretine çalışabildiği gibi, her asırda dahi hem kıyamet kopacağını, hem dünyanın devamını düşünebildiği için, hem dünyanın fâniliğinde hayat-ı bâkiyeye, hem hiç ölmeyecek gibi imaret-i dünyaya çalışabilir.” Mesela “kıyamet hemen yakın” dersen; adam bina yapmıyor, iş yapmıyor. Onun için, “saat ve dakika olarak, keskin ve net olarak Peygamberimiz (s.a.v) bildirmemiştir” diyor. Ancak olayların akışından sonra, vukuat iyice yaklaştıktan sonra, alametler birleştirildiğinde kıyametin vakti anlaşılabiliyor. Şu an kapıya dayandı kıyamet, son anlardayız, inşaAllah. Ama son ana kadar, 1400 sene bilemediler. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ı bile kendi zamanlarında beklemişler; tabi'in, tebbe tabi'in. Arıyorlarmış safların arasında, acaba buralarda mıdır diye.
Cihan Akgün; “Selamun Aleyküm Muhterem Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizi kasemle temin ederim ki ahir zamanda beklenen kutlu şahısları nuru imanın gözüyle hissediyorum” diyor, inşaAllah. “Delilleriyle ortaya koyabilirim. İsmimi vermezseniz sevinirim” diyor. İsmi de zaten yok burada. Telefon numarası vermiş kardeşimiz. Başa koymayın isminizi, o zaman direkt okurum. Sonradan “Hocam ismimi vermeyin” diyorlar, okumuş oluyoruz.
“Hünkarımız, sultanımız canımızdan çok sevdiğimiz, İslamiyet’in yenilmez bayraktarı, gönlümüzdeki manevi lideri Muhammed Seyyid Adnan Hocamız” diyor. MaşaAllah; ne güzel hüsn-ü zanlar, ne güzel dualar. “Rusya’da Müslüman halktan kime sorsam, röportajlarınızı takip ettiğini söylüyor. Allah daha da arttırsın, inşaAllah” diyor. MaşaAllah. Rusya, Sivastopol’dan Yunus Kılıçdar göndermiş. MaşaAllah.
SUNUCU: Yarın 22:00’dan itibaren A9 TV, Çay TV, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Bismillah. Bir sayfa açalım. 71, İsra Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım; “Her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar” diyor Cenab-ı Allah.
ALTUĞ BERKER:“Her ümmetin bir başı vardır” diye de daha önce söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. “81. Ayet: De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) devrinde batıl tamamen yeryüzünden kalkacak. “İnsana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır.” Umutsuzluğa kapılmak haram, Kuran ayetleriyle açıkça gösteriliyor. “Hak geldi, batıl yok oldu.” Kuran’ın inişi, Peygamberimiz (s.a.v)’in gelişiyle batıl yok olmuştur. Ama batılın fizik anlamda yok oluşu Hz. Mehdi (a.s) devrindedir, Hz. İsa Mesih (a.s) devrindedir. Manen yok oluşu Peygamberimiz (s.a.v) zamanındadır. Fizik olarak yok oluşu Hz. Mehdi (a.s) devrinde; tamamen yok olacak, inşaAllah. “Hiç şüphesiz batıl yok olucudur” diyor Allah. Tamamı yok olacak, inşaAllah. Batıl dünyanın hiçbir yerinde kalmayacak. Kuran’ın bu ayeti, tam tahakkuk etmiş olacak. Çünkü batıl bir yerde bile kalmış olsa, batıl yok olmuş olmuyor, fizik anlamda. Hiçbir yerde kalmıyor diyor Allah. “Kur'an'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz.” Hem topluma şifa hem insanlara şifa. “Oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını arttırmaz.” Zalimlere de Kuran kayıp getirir. Onları psikolojik olarak çökertir, mahveder. Sistemlerini de mahveder, kendilerini de mahveder. Deccaller, Kuran ile yok ediliyor. Deccaller manen ve maddeden çökmüş oluyorlar, inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...