ALTUĞ BERKER: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Asu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.TV,Ankara Beypazarı Seylan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz.
Hocam, bugün Bedri Baykam’a bıçaklı bir saldırı olmuş, onunla ilgili haber vardı. Bir de haberlerden görüntüleri vardı Hocam, inşaAllah.
VTR: Bedri Baykam’a bıçaklı saldırı videosu
ADNAN OKTAR: İşte materyalist eğitimin sonucu bu. Şefkat yok, merhamet yok, karşı fikirlere anlayış yok. Kim bilir hangi münasebetsizin tavrı. Bir de orada hiç kimse yardım etmiyor, o kadar bağırmasına rağmen. Halbuki bağırmasına bile gerek yok, anında alıp hastaneye götürmeleri lazım. Var gücüyle bağırttırıyorlar, seyrediyor insanlar. İşte Darwinist, materyalist eğitim olduğunda bu oluyor, bunlar oluyor. Halbuki Allah’tan korkan; o da bir Allah’ın kulu, her ne olursa olsun; solcu olabilir, Marksist olabilir, ne olursa olsun fikirlerine saygı göstermekle mükellef. Bıçaklamak falan, bunlar çok ilkel, vahşi hareketler, zalimane hareketler; gaddarca, acımasız, hunhar hareketler. Umarım failleri yakalanır. Fakat oradaki insanların tavrı da çok acayip. Orada yüzlerce insan var, var gücüyle bağırıyor, daha hala seyrediyorlar; hemen alıp hastaneye götüreceklerine, değil mi? Böyle garip bir ahlak anlayışı birçok yerde var. Bunların hemen düzeltilmesi lazım.
ALTUĞ BERKER:“Suriye kana bulandı: 14 ölü, 45 yaralı” haberi var ve görüntüleri var, Hocam.
VTR: Suriye Kana Bulandı
ADNAN OKTAR:Beşir Esad çok vakit kaybetti. Türk İslam Birliği oluşmuş olsaydı, kendi de güvenlik içinde olacaktı, Suriye de güvenlik içinde olacaktı. Boş yere acı ve azap çekiyor bütün İslam alemi. Cübbeli kılıklı tiplerin yüzünden bir türlü birleşme oluşmuyor, İttihad-ı İslam oluşmuyor. Daha bir süre de Müslümanlar bu çileyi çekecekler Allahualem. Sonunda anlı, şanlı bir İttihad-ı İslam oluşacak, inşaAllah; İslam birliği oluşacak. Ama geciktirenler bunun utancını hem dünyada, hem ahirette yaşayacaklar. Müslümanların ayağına takoz olanlar, engel olanlar, zincir olanlar, bağ olanlar utanç duyacaklar. Bir de Allah adına yaptıklarını söylüyorlar, orada insan haya eder. İttihad-ı İslam’ı engellemek Allah adına mı yapılır? Allah’ın emrini “Allah adına yapmıyoruz” diyorlar. Mehdiyet’e karşı olmayı marifet haline getirdiler, Hz. İsa (a.s)’a karşı olmayı marifet haline getirdiler, İttihad-ı İslam’a karşı olmayı marifet haline getirdiler; çok acı bu.
ALTUĞ BERKER:Tam ayetin tecellisi Hocam. Siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Aldatıcılar, sizi Allah ile aldatmasın” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, açık Kuran ayeti bak; “Aldatıcılar, sizi Allah ile aldatmasın.” Demek ki Allah ile aldatacak adam; sarıkla aldatır, cübbeyle aldatır, misvakla aldatır. Burada akılcı, Müslümanca bakacaklar. Özetle, bütün insanlar huzur içinde, rahat, neşeli yaşamaları lazım. Gitmiş Bedri Baykam konuşuyor, konuşsun. Diyor ki mesela; “heykel dikilsin.” Güzel, adam onu savunabilir; “ben bu tip heykelden hoşlanıyorum” der, saygı duyarım. “Olabilir” de, niye olmasın? Adamın o tip heykeller hoşuna gidiyordur; savunur da, heykelini de dikebilir. Dolayısıyla, özgür bir ülkede yaşıyoruz, özgür bir vatandayız. İnsanları fikrinden dolayı rencide etmek, üzmek, yaralamak, saldırmak hem vicdansızlık, hem terbiyesizliktir, hem Allah’tan korkan bir adamın yapacağı bir tavır değildir. Herkes aklı başında olacak, inşaAllah. Bir tek onun için de değil, örnek olarak söylüyorum; birisine küfretmek, hakaret etmek, internette kapışmak, Facebook’ta kapışmak, abuk sabuk laflar etmek... Her fikre ihtiyaç var, her düşünceye ihtiyaç vardır. Darwinizm de olacak, materyalizm de olacak; karşılıklı fikirler çatışacak, inşaAllah. Ama kardeşçe, arkadaşça, dostça bir ortamda, inşaAllah. Herkesin güvenlik içinde olması lazım.
Cübbeli sürekli durup durup, “Güneş batıdan doğduktan sonra insanlar 120 yıl yaşayacak” diyor, onu birkaç defa açıkladım ama bir daha açıklayayım. Etrafındaki arkadaşlar en azından aydınlansınlar da, inanmasınlar. Yanlış söylüyor çünkü. “Ab. bin Hümeyd, Yezid b. Harun’dan, O da İsmail b. Halid’den, O da Ebu Heyseme’den, O da Abdullah b. Ömer’den rivayet ettiler, O dedi ki: "İnsanlar güneşin batıdan doğmasından sonra yüz yirmi yıl daha kalırlar." (N.b. Hammad’ta Fiten’inde bu hadisi nakletmektedir.)” Böyle bir hadis var. Fakat Hz. Mehdi (a.s) için de; “doğan bir güneştir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra 120 yıl anlamına geliyor. Bakın, bunu güçlendirecek diğer delilleri veriyorum. “Hakim Tarih’inde, Ebu Said b. Hamid Abdullah’dan (Ravi silsilesi ile) O da Abdullah b. Beride’den O da babasından rivayet ettiler, Resullullah (s.a.v) ferman etti: "Kıyamet, yeryüzünde Allah’a ibadet edilmeyen bir yüz sene geçmedikçe kopmaz."” Şimdi, o hadisle bu hadis çelişiyor. Doğrusu bu hadistir. Yani öbürü Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra 120 yıl anlamına gelir. İkinci olarak; Cübbeli iyi dinlesin “Naim b. Hammad Abdullah b. Ömer’den tahric etti. Dedi ki: "Allah, Ye’cüc ve Me’cüc’den sonra temiz bir rüzgar gönderir. Bununla Hz. İsa (a.s), ashabı ve yeryüzünde bulunan her müminin ruhunu alır. Ve geriye kafirlerin bekayası ki onlar yeryüzünün en şerlileridir ve yüz yıl daha kalırlar."” Küfür yüz yıl kalıyor, Hz. İsa (a.s)’dan sonra. Güneş batıdan doğduktan sonra değil. Küfrün hakimiyeti yaklaşık yüz yıl, o anlamda. Yüz yıl derken milimetrik yüz yıl değil, yüz yıla yakın bir süre anlamına geliyor; 60 yıl da olabilir, 70 yıl da olabilir ama 100 yıllık bir süre. “Ebu Ya’la ve Ravyani, Müsned’lerinde, İbni Nafi’de Mücem’inde, Hakim Müstedrek’inde, Diya ise Muhtara’da Büreyde’den tahric ettiler. O dedi ki, Resullullah (s.a.v) ferman etti: "Allah bir yüzün başında bir rüzgar gönderir ki, o her müminin ruhunu alır."” Bak, “Allah bir yüzün başında bir rüzgar gönderir ki, O her müminin ruhunu alır.” Bir yüzün başında; belki 2100’ün başını düşün veyahut hicri 1543; hicri yüzyılın başı daha bitmemiş oluyor 1543’te. 1543’te, “Allah bir yüzün başında bir rüzgar gönderir ki, o her müminin ruhunu alır.” Hicri yüzyıla da uyuyor, miladiye de uyuyor. 1543, Bediüzzaman’ın verdiği tarihe göre. Yani Müslümanların son olarak kaldıkları tarih; 5 tane, 10 tane yahut 50-60 tane Müslüman’ın kaldığı tarih. Orada da “Allah bir rüzgar gönderir, hepsinin ruhunu alır” diyor, “Allah bir yüzün başında bir rüzgar gönderir ki, o her müminin ruhunu alır.” Bir de bakın, dikkat ederseniz hadislerin arasında bir irtibat var.
“Naim, Abdullah b. Ömer’den tahric etti. Dedi ki: "Kıyamet, Arablar eski atalarının putlarına yeniden tapmadan kopmaz. Bu süre de deccaldan ve Meryem oğlu İsa’nın inişinden sonra yüz yirmi yıldır."” Tamam, işte; deccalin olduğu yerde zaten Hz. Mehdi (a.s) var. Demek ki Hz. Mehdi (a.s)’dan itibaren 120 yıl sonra kıyamet kopuyor. Tam Bediüzzaman’ın dediğine uygun. 2120, zaten miladi 2120’ye geliyor. Hadiste de ne diyor? “120 yıl” diyor. Tam. 2000’lerde Hz. Mehdi (a.s) açık, aleni faaliyetlerine başlıyor; 120 yıl sonra da kıyamet kopuyor. Hadis de net yani, milimi milimine net. “Hayırlılardan sonra şerliler için 120 yıl vardır.” Çok net. Dolayısıyla Cübbeli tek bir hadise dayandırıyor. Bak, ben ona karşı kaç tane hadis verdim. O hadis, Hz. Mehdi (a.s)’ın batıdan doğuşuna işarettir. Öbür hadisler de çok net olarak, “Hz. İsa (a.s)’dan ve deccalden sonra 120 yıldır” diyor, Güneş’in batışından sonra demiyor. Deccal demek; Hz. Mehdi (a.s)’ın göğüs göğse mücadele ettiği tarih demektir. Hz. İsa (a.s) ile zaten birlikteler, zaten birlikte hareket ediyorlar, değil mi? O tarihten itibaren “120 yıl” diyor. 120 yıl ne yapıyor? 2120 işte, milimi milimine. Dolayısıyla Cübbeli doğru söylemiyor. Ben bu hadisleri, bu kitaptan anlatıyorum; ‘Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri’. Sayfa numarasını da vereyim de Cübbeli sonra rastlayamadım falan demesin, 108, 109, 110 ve 111. sayfalarında var. Bu hadislerden pek bahsetmek istemiyor, ne hikmetse. Mesela Dünya’nın ömrü bahsi var 103. sayfada, Cübbeli hiç orayı okumuyor. Burada sekiz tane hadis var. 7 bin yıllık bir takvim veriyor Peygamberimiz (s.a.v), “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. 7000’den 5600’ü çıkarttın mı 1400 ile 1500 kalır, değil mi? 1400 ile 1500 arasında her şey bitecek. Şu an biz 1432’deyiz, hicri 1500’e kadar mücadele devam edecek, 1500’den sonra Müslümanlar mağlup konuma gelecekler bütün dünyada. Dediklerimi Cübbeli okumayabilir ama talebeleri okusunlar. Bu kitabı elde etmek zor bir şey değil. Bizim internet sitemizden de elde edebilirsiniz. Celalettin Suyuti’nin; artık Suyuti hadis imamı, ona da adamların güvencesi yoksa, güvenmiyorlarsa yapacak bir şey yok o zaman.
“Allah’ın en güzel selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Muhammed Hocam. Adıyaman Menzil Cemaati’ne kendisini vakfetmiş bir Hoca Hanım ile 2 ay önce aileler arasında söz yüzüğü takıldı. Her şey güzel başlayıp devam ederken…” özetle, yarım kalmış. Hayır varmış, ne olur? Demek ki kaderindeki o değil. Allah kaderinde hayırlı olanı nasip eder, inşaAllah. Sorun değil, inşaAllah. Allah seni belki rahatsız olacağın bir zeminden, rahatsız olacağın bir ortamdan kurtarmış. Her şeye hayır gözüyle bakacaksınız. Menzil Cemaati, mübarek bir cemaattir. Muhammed Raşit Erol Hazretleri açıkça söylüyor; 1980’lerde, “Hz. Mehdi (a.s) hayatta” diyor, değil mi? 1980’lerde, “Hz. Mehdi (a.s) hayatta” diyor. Bunu Şeyh Ahmet Yasin Hocamız bizzat kendisi duyuyor ve onun yanında olan kişiler de duyuyor; hatta oğlu Abdulbaki Hazretleri de duyuyor. Zaten aksini de kimse söylemiyor, herkes ittifak halinde. Bütün Menzil Cemaati bilir ki Hz. Mehdi (a.s) 1980’lerde hayatta. Bunu kim söylüyor? Muhammed Raşit Erol Hazretleri söylüyor. Dolayısıyla o cemaat Hz. Mehdi (a.s)’ı bekleyen, Hz. Mehdi (a.s)’a intizar eden, Hz. Mehdi (a.s)’ı muntazır olarak bekleyen insanlardır, inşaAllah. Hz. Mehdi Muntazır (a.s); adı üzerinde, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sizinle ilgili bir haber çıkmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Nerede?
ALTUĞ BERKER: İnci Sözlük ile ilgili.
ADNAN OKTAR:Hangi gazete, nerede?
ALTUĞ BERKER:Beyaz Gazete.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“İnci Sözlük’ü dize getiren adam” diyor, sizden bahsediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne demek o? Ne yapmışım?
ALTUĞ BERKER:“İnci Sözlük Adnan Oktar’dan defalarca özür diledi”
ADNAN OKTAR:Ne var? Nezakettir bu, tabii ki öyle olacak. Dize getirmekle ne alakası var? İnci Sözlük’ün gençleri neşeli, hayta keratalar. Esprileri, şakaları güzel, hoş oluyor ama hakaretamiz, saygıya uygun olmayan bir üslup oldu mu tabii ki biz hukuki hakkımızı kullanıyoruz. Onlar da özür dilemişler; makul, güzel, insani, nezaketli bir tavır. Dize getirmeyle alakası yok onun.
ALTUĞ BERKER:Suriye’den başka bir haber var Hocam. “Çocuklarınızı unutun, yenisini yapın” diyor. Bir de video var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
-Video-
ADNAN OKTAR: Allah, Allah Beşir Esad mantıklı, tutarlı gibi bir insandı ama.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Allahualem Hafız Esad’ın derin devletinin kontrolünde gibi gözüküyor.
ADNAN OKTAR:Evet, süfyanın etkisi altındalar, süfyaniyetin. Baksana çocuğu mahvetmişler. İttihad-ı İslam’ın olmaması zulmün bütün azgınlığıyla Müslümanlara saldırmasına vesile oluyor, deccaliyetin bütün azgınlığıyla saldırmasına sebep oluyor. Demek ki süfyaniyet Suriye’de hakim. Süfyanın kolları etrafı sarmış ve Müslümanları mahvetmeye devam ediyor. O zaman, Suriye’de Allah süfyaniyeti yıksın, inşaAllah Mehdiyet’i hakim etsin. Müslümanlar ona dua etsinler, inşaAllah.
Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın hem bana hediye ettiği asayla ilgili, hem Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili, Şeyh Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin o devirdeki konuşmalarına havi olan bir video bandı vardı, onu yayınlayalım. Menzil Cemaati’ndeki kardeşlerimizin bilgilenmesi açısından çok iyi olur, inşaAllah.
-VTR- Muhammed Raşid Erol (k.s) Hazretleri’nin Yıllarca Yanında Hizmette Bulunmuş Olan Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri de, Gavs ve Seyda Hazretleri’nden Kendi Kulağıyla İşittiği Şu Sözleri Aktarmaktadır
-VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Sayın Adnan Oktar’a Hediye Ettiği Asanın Silsilesini Anlatıyor
-VTR- Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri, Ahir Zamanda Hakiki Alim Az Olduğu İçin Hz. Mehdi (a.s)’dan Pek Bahsedilmediğini Anlatıyor
-VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Sayın Adnan Oktar’ın Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatmakla Vazifeli Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Adıyaman Menzil Cemaati’nin ileri gelenleri Hz. Mehdi (a.s)’ın hayatta olduğunu biliyorlar. Ama belki halka, avama, etraflarındaki arkadaşlarına kapsamlı açıklama yapmıyor olabilirler. Ama Mehdi (a.s)’ın elan faaliyette olduğunu bildiklerini Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin açık beyanından anlıyoruz, yazdığı kitaptan anlıyoruz. Deccaliyetin zuhur ettiğini ve Mehdiyet’in buna karşı bir mücadele içerisinde olduğunu açık ve alenen anlatıyor. Ama tabii, her toplulukta anormal insanlar olur. Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin talebelerinin içerisinde de anormal, dengesiz insanlar olacaktır; hasut, kıskanç insanlar olacaktır; imanı zayıf yahut münafık insanlar olacaktır. Onlar tabii Mehdiyet konusunu örtbas etmek isterler, İttihad-ı İslam’ı istemezler, durumu muhafaza etmek isterler; kendi keyfine, zevkine, kendi çıkarlarına, şanına, şöhretine önem vereceği için sistemi sarsmak istemeyebilir. Ama bu mübarek cemaatin binde 999’u bu görüştedir, bu düşüncededir. Mübarekler gayet güzel İslam’a, Kuran’a hizmet ediyorlar. Ama içlerinde münafık, aklı dengesi yerinde olmayan, zayıf imanlı, kalitesiz hatta karaktersiz insanlar da çıkabilir. Onların varlığı, o mübarek cemaatin faaliyetini engellemez, inşaAllah. Önemli değildir o. Her toplulukta, her cemaatte olur. Hatta Hz. Mehdi (a.s) cemaatinde bile vardır, biliyorsunuz. “Münafıklar çıkacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), buğdaya dadanmış kurt gibi olacaklar” diyor, değil mi? “Ve her seferinde temizlenecektir ama yine çıkacaklar, yine temizlenecekler fakat sonunda tertemiz buğdaylar kalacak” diyor. O yüzden, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin yetiştirdiği talebelerinin içerisinde münafık tıynetli, zayıf akıllı; Mehdiyet’e, Hz. İsa (a.s)’ın inişine karşı olan, İttihad-ı İslam’a karşı olan, tıynetsiz ve cahil insanlar olabilir; yani münafıklardan oluşan. Hiç önemi yok, genel önemlidir. Bizim için binde 999’luk ana kitle önemlidir. Onlar, çok güzel hizmet yapıyorlar, maşaAllah. Ama tabii itidalli hareket ediyorlar. o mübarek asayı da yarın yine canlı yayına getirelim, gösterelim. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin de elinden geçmiş büyük Gavs Hazretleri’nin elinden geçmiş, onların mübarek ruhaniyetini taşıyan bir asa, inşaAllah. Bizim için çok değerli. İnşaAllah bizlerin yed-i emanında. Biz de inşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’a teslim ederiz, inşaAllah. Allah nasip ederse, inşaAllah. Madem emanet bize devredildi, biz de sahibine veririz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Cemevinde Kutlu Doğum Haftası haberi var Hocam. Şah Hatayi Cemevi’nde Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri, kutlama programları düzenlenmiş. Cemevinin Onursal Başkanı Cem Kılıç, bu törende; 1440 yıl önce doğan Peygamberimiz (s.a.v)’in doğum yıldönümü dolayısıyla, onu bir kez daha anmak, anlamak ve gereğince tanımak için bir araya geldiklerini belirterek; “yanlı, yanlış ve gerçek dışı söylemlerden kurtulmalı, aklımızı gerçeğe ve doğru olana yöneltmeliyiz” şeklinde konuşmuş.
ADNAN OKTAR: Ne kadar yıl önce diyor?
ALTUĞ BERKER: 1440.
ADNAN OKTAR: Tamam. Aleviler bizim canımızdır, koç yiğitlerdir. Haysiyetli, şerefli, vatanperverdirler; vatanın değerli evlatlarıdırlar. Tertemizlerdir. Sünni kardeşlerimiz gibi tertemizdir hepsi. Allah hepsine hidayet versin, Allah hepsinin ilmini, ferasetini, basiretini artırsın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: ‘Amerika’da hortumlar 44 kişinin ölümüne yol açtı’ diye bir haber var. Bir de görüntü var Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu hortumun olduğu bölgede bizim dört tane kız arkadaşımız vardı. Hortum tam onların bulunduğu bölgeye kadar gelmiş, onlara dokunmamış, geçmiş; tur atmış, öbür taraftan yine evleri parçalayarak devam etmiş. Çok küçük bir alan, gayet küçük bir alan hortumun dokunmadığı alan; kız arkadaşlarımızın kaldığı ev, bulunduğu ev. Bakın, oradan geliyor hortum, oradan tur atmış, geçmiş, devam etmiş. Zaten olayı inceleyenler görecektir, belirli bir noktaya dokunmadı hortum. MaşaAllah, Allah o kardeşlerimizi orada korudu. Bir hanım kız kardeşimizi ameliyat olması için Amerika’ya göndermiştim; elhamdulillah çok başarılı geçti ameliyatı, tam şifaya kavuştu, iyi oldu. Tam onlar oradalarken hortum başlamış. Ama hayret edecek bir şey, hortumun bu kadar titizlikle evin etrafında dolaşıp, dokunmayıp, öbür taraftan devam etmesi. Her tarafı darmakeşan etmiş, bir tek o bölgeye dokunmamış. Allah’ın hikmeti, çok hayret ettim. Dün duydum, hayret ettim, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir haber vardı yurtdışından; Dünya’nın çok yakınından geçen, 15 atom bombasından daha güçlü bir asteroid. Dün gece Dünya ile ayın arasındaki mesafenin 10 katı kadar yakınından, 15 atom bombası yıkıcı gücü bulunan bir asteroid geçti. “50 metre büyüklüğündeki kaya parçası Dünya’ya düşse küçük çaplı bir ülkeyi ortadan kaldırabilirdi” diyor haberde, Hocam. Asteroid bir sopa şeklinde olduğu ve sürekli döndüğü için Dünya dik konuma geldiğinde teleskopla görünmüyordu. Bu yüzden asteroid henüz geçtiğimiz Pazartesi günü fark edilebilmiş, daha sonra fark edilebilmiş. “Dünya’ya düşse 15 atom bombası etkisinde olacak” diyorlar. Haritada da göstermişler.
ADNAN OKTAR: 6 köşeli yıldız Hz. Süleyman (a.s)’ın mührüdür, küfür alameti değildir, Peygamber mührüdür. Bazı şahıslar cahillik yapıyorlar, o zaman Peygambere ait bir mührü küfür alameti olarak görürlerse kendileri küfre düşerler, o bir. İkincisi; insan bir yere giderken, farz edelim Şeyh Nazım Hocamız’ın yanına gidiyor, elini kolunu sallaya sallaya gidemez tabii. Orada insanlar bakılıyor, besleniyorlar, ağırlanıyorlar, değil mi? Olgun bir insan mutlaka o güzel dergahı canlandırmak için kendi imkanlarıyla oraya yardımcı olması konumu vardır, bu bir saygı ve nezaket gereğidir. Bir yere misafirliğe giderken bile insan eli boş gitmez, değil mi? Bisküvi alır veyahut şeker alır, çikolata alır; bu bir Türk geleneğidir. Hasta evine giderken de öyledir, misafirliğe giderken de öyledir, özellikle ziyafete giderken mutlaka. Bir nezakettir bu, yanında insan ya tatlı götürür, bir şey götürür. Şeyh Efendi’nin yanına giderken de nezaketen küçük de olsa diğer insanlara katkı olsun diye. Şeyh’in ihtiyacı yok, Şeyh Efendi’nin ihtiyacı yok. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri elhamdulillah malı mülkü olan, zengin bir insan. Kimya yüksek mühendisi; görgülü, bilgili, çok kaliteli bir insan; babadan, anneden, sülaleden malı mülkü kalmış bir insandır. Kimseye bir ihtiyaçlığı, muhtaçlığı yoktur. Ama oraya gelen yüzlerce, binlerce insanı besleyecek bir gücü ve takati olamaz. Dolayısıyla oraya gelen müminler birbirlerine tabii ki yardımcı olacaklar. Her gelen boş gelirse ne olur, değil mi? Mağdur olur oradaki Müslümanlar. Oradaki kastedilen, birbirinize yardımcı olun, birbirinizi koruyup kollayın. Bana yardım edin demiyor Şeyh Efendi, bana bir şey getirin demiyor. Birbirinize yardım edin, birbirinizi koruyup kollayın. Çünkü müminler birbirinin velisidir, birbirlerini koruyup kollarlar, değil mi? Birbirinizin yiyeceğine, içeceğine yardım edin; üzerinize, başınıza yardım edin ve bir denge üzerine sosyal adalet sağlayın. “Birbirinizin velisi olun, birbirinizin yardımcısı olun” diyor, Kuran ayetine uygun olarak hareket ediyor. Müslümanlıkta sadaka vardır, zekat vardır, birbirlerine yardımcı olma vardır, koruyup kollama vardır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında ensar ve muhacirlerin konumu buna çok açık örnektir, değil mi? Ensarı, Şeyh Nazım Hocam’ın etrafında olan insanlar olarak düşünecek olsak, Türkiye’den gelenler de muhacir konumunda olmuş oluyor. Geldiklerinde onlara imkan sağlamak, yiyecek sağlamak, yatmalarını sağlamak, oradaki diğer sosyal ihtiyaçlarını sağlamak belirli bir külfettir, kolay bir şey değil. Onu Müslümanların kendi arasında dayanışma ile yapması gerektiği çok aşikardır. Bu bütün İslam tarihinde böyle olmuştur, Peygamberimiz (s.a.v) zamanında böyle olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında Müslümanlar birbirine yardım ederek ayakta durmuşlardır, birbirlerini kollamışlardır ve sistem bu şekilde gelişmiştir. Burada tavsiye edilen de budur, dergahta tavsiye edilen de budur. Onun için İsmailağa Cemaati’ne mensup olduğunu iddia eden bazı cahil kişiler, iki noktadan Şeyh Nazım Hocamız’ı yakaladıklarını düşünerek saygısızca bir üslup kullanmışlar. Bir kere altı köşeli yıldız Osmanlı devrinde de kullanılan, bildiğim kadarıyla Barbaros devrinde de kullanılan, birçok Osmanlı alametinde kullanılan, birçok hak tarikatta da kullanılan Hz. Süleyman (a.s) devrinden kalma bir mühürdür. Hz. Süleyman (a.s)’a ait mühürdür altı köşeli yıldız, küfür alameti değildir. İsrail demek de, Peygamber ismidir İsrail, Hz. Yakup (a.s)’ın ismidir. İsrail’e haşa kötü söz etmek, İsrail kelimesine kötü söz etmek küfürdür. Aynı şekilde Hz. Süleyman (a.s)’ın mührüne kötü söz etmek küfür olur. Akıllarını başlarına alsınlar, cehaletten kaynaklanan yanlış hareketler yapıyorlar. Şeyh Nazım Hocamız dünya tatlısıdır, son derece yüksek ahlaklı, asil, soylu bir insandır. Hiç kimseye de ihtiyacı yoktur, insanların ona ihtiyacı vardır, onun hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Burada edeplerini bozan bir üslup yaparsa arkadaşlar, bu yakışık almaz. Kim adına yazdıklarını da bilmiyoruz, bir internet sitesinde halka yalan yanlış bilgi veriyorlar, saygıda kusur ediyorlar, adapta kusur ediyorlar. Bu kişiler Şeyh Nazım Hocam’ın tozu etmezler, ayağının tozu. Şeyh Nazım Hocamız’ın ismini anarken bir kere ağızlarını yıkasınlar, bir kendilerine gelsinler, ondan sonra konuşsunlar. Lafını sözünü bilmeyen bir üslup kullanıyorlar, çok ayıp yapıyorlar, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’ı biz canımızdan çok seviyoruz, taraftarları da öyle coşkun bir sevgiyle seviyorlar. Çok mübarek ve muhterem bir insandır. Her densizlik yaptığınızda cevabını vereceğim böyle. Cahilliğinizi ortaya koyuyorsunuz, başka bir şey olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İsmailağa Camiası ile ilgili bugün Ahmet Hakan da bahsetmiş yazısında. İsmailağa Cemaati’ni yakından tanıdığını söylemiş, o cemaatle ilgili açılan soruşturma devam etseydi hiçbir şey çıkmayacağına emin olduğunu yazmış.
ADNAN OKTAR: Doğru. İsmailağa Cemaati mazlum, kendi halinde bir cemaattir. İyi niyetli, sevgi dolu, Ehl-i Sünnet itikadında, hakkı-hakikati anlatan, Osmanlı geleneğine bağlı, Ehl-i Sünnet çizgisinden hiçbir şekilde taviz vermemeyi kendisine düstur edinen bir yapıdadır. Kimseye bir zararları olmaz, kimseye bir engelleri olmaz. Tasavvuf ehli, sevgi ve gönül insanlarıdır, nezaket insanlarıdır. Onlara ilişen yanlışlık yapmış olur, hata yapmış olur, inşaAllah. Allah’ın birçok veli kulunun bulunduğu temiz bir dergahtır, temiz bir gruptur, inşaAllah. Manevi kalelerden birisidir, inşaAllah.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin tabii ki birçok gün yüzüne çıkmamış, devletin elinde olan resimleri, ona ait belgeler var. Biz de bunu çok isteriz. Kemal kardeş, “Hocam bu konuda bir duyuru yapsanız” diyor. Biz de çok isteriz ama benim kanaatim Hz. Mehdi (a.s) devrinde Bediüzzaman ile ilgili bütün fotoğraflar, belgeler, filmler ortaya çıkacaktır. Gizlice çekilmiş, Bediüzzaman’ın ifadesi alınırken emniyette, çok fazla fotoğrafları var çekilmiş, fakat devlet arşivlerinde bunlar. Kendi el yazısıyla alınmış birçok ifadesi var, ona ait birçok izleme, takibat tutanakları var. Bunların hepsi inşaAllah gün yüzüne çıkacak ama inşaAllah Mehdiyet devrinde. Ama gönlümüz ister ki daha önce olsun tabii, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili bir haber vardı. Sonradan Müslüman olan ve Ahmet ismini alan dünyaca ünlü gazeteci Peter Barnett, Said Nursi Hazretleri ile ilgili bir kitap yazmış. Kitabında Risale-i Nur ve Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili, tanıştıktan sonra hayatının tamamen değiştiğini anlatmış ve Üstad’ın hayatından detaylı örnekler vermiş, övgüyle bahsetmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Üstad daha dünyada tanınmıyor, çok yüzeysel tanınıyor. Mehdiyet’in hakimiyetinde Bediüzzaman dünyada bir numaralı insan olacaktır, bütün dünya tanıyacaktır. Risale-i Nur bütün dünyada okunacaktır. İnsanlar hayretler içinde kalacaktır. Bu mübarek eserlerin kıymeti o zaman çok daha iyi bilinecektir.
Sevda Akbal isimli bir hanım kardeşimiz; “Selamun Aleykum Sayın Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Verdiğiniz mücadele ile Allah yolunda hakikatleri bildirerek insanları doğru yollara kanalize ediyorsunuz, inşaAllah. Öncelikle Allah sizden razı olsun Hocam. Hocam çağın hastalığı materyalist yaklaşımı benimsemiş zihinlerin ortak izlediği yol çelişkiler yaratmaya çalışmalarıdır. Bir İlhan Arsel ya da Turan Dursun gibi, Allah sevgisine mazhar olamamış kişiler, Kuran ayetlerini yanlış yorumlayarak buralarda çelişki aratmaya çalışıyorlar güya. Ve bu kişiler dünya hayatından silinseler bile bu çelişkiler inançsız kişilerin zihinlerinde bir savunma yargısı olarak kalabiliyor. Elhamdulillah, biz gerçek inananlar olarak ne davamızdan ne de inancımızdan vazgeçeriz. Programınızda, çelişki yaratılmaya çalışılan ayetler hakkında bilgi verirseniz sevinirim. Mesela, Ahzap Suresi, 50. ayet.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “"Ey Peygamber, Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden elinin altında bulunan kadınları, seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca diğer müminlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini peygambere bağışlayan, peygamberin de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da, -sana helal kıldık. Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeler hakkında farz kıldıklarımızı elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir"diyor.” Sevda Hanım kardeşimizin bu konudaki talebi doğru. Çünkü en çok üzerinde durdukları hatta birçok Müslüman bilinen kişinin de haşa utandığı bir ayettir. Örtbas etmeye çalışırlar, kapatmaya çalışırlar, kafaları o kadar çalışmadığından oluyor bir kısmının; bir kısmı cahilliğinden söylüyor, bir kısmı da samimiyetsizliğinden söylüyor.
Mesela bu ayet başlamadan önce, 45. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahit, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” 2034. “Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).” 1417. 1997 tarihini veriyor, 2034 tarihini veriyor ayet. “Mü'minlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır.” 2005 tarihini veriyor. Muntazam, peş peşe. “Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” Demek ki münafıklar o zamanlar Peygamberimiz (s.a.v)’e bu konulardan, cinsellikle ilgili konulardan, evliliklerinden, Peygamberimiz (s.a.v)’in kadın sevgisinden istifade ederek kendilerince, Peygamberimiz (s.a.v)’e güya sataşır tarzda bir üslup kullanıyorlardı. Cenab-ı Allah onlara işte burada cevap veriyor 50. ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey Peygamber gerçekten Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e Cenab-ı Allah, eşleri ile evlenebileceğini söylüyor, istediği bir hanımla evlenebileceğini söylüyor. “Sağ elinin malik olduğu (cariyeler),” “o devirdeki cariyelerden de alabilirsin” diyor Cenab-ı Allah. Ayrıca “hanımlardan kendisini sana vakfetmek isteyen gönüllü cariyeler varsa, azatlı cariye olarak sana kendini hibe edip, sevgisinden ömür boyu sana bağlanmak isteyen hanımlar varsa onları da sana helal kıldık” diyor. Ama “ayrıca sana mahsus olmak üzere” diyor, özel olarak; “amcanın kızlarını,” mesela kaç tane kızı varsa; dört tane, “dördünü de sana helal kıldık” diyor Allah. “Halasının kızlarını,” ne kadar varsa, “hepsini helal kıldık” diyor. “Dayının kızlarını,” ne kadar varsa, “sana helal kıldık.” “Teyzenin kızlarını” da, “hepsini sana helal kıldık” diyor. Müslümanlar bir tane alabilirler, iki kişiyi aynı anda alamıyorlar. “Ama sana hepsini helal kıldım” diyor Cenab-ı Allah, “sana mahsus olmak üzere, nikahlaman için.” Dolayısıyla Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in aşığı olan bu annelerimizle Peygamberimiz (s.a.v) çok rahat evleniyordu, onlarla birlikte oluyordu. Bu münafıkların çok ağrına gitti, kafirler ve münafıkların çok ağrına gitti. 48. ayette onu anlatıyor, 50. ayette cevap veriyor Cenabı- Allah. 48. ayette ne diyor Cenab- Allah; “Kafirlere ve münafıklara itaat etme.” Şeytandan Allah’a sığınırım. Onlar diyorlar ki, “evlenmene gerek yok, cariyelere gerek yok, kadınların sana kendini hibe etmesine gerek yok. Sen Peygambersin, böyle şeylere yanaşma” diyorlar. Allah’ta diyor ki; “Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” Çünkü onların evlilikleri hayvan evliliği, herifler eşek gibi adamlar, evlendikleri hanımlar da yine kendi kafasında oluyor. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v)’in evliliğinde Allah aşkı hakim, Allah aşkıyla evleniyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in hanımları, Allah’ın tecellisini Peygamber (s.a.v)’de gördükleri için evlenmek istiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) de o hanımlarda Allah’ın tecellisini gördüğü için evlenmek istiyor. Ve birbirlerine tutkuyla, derin bir aşkla, Allah’ın yarattığı derin bir aşkla bağlılar ve Allah onu kaderde Peygamberimiz (s.a.v)’e bir nimet olarak vermiş. Son derece güzel, büyük bir kolaylık onun için ve mümin hanımlar için büyük kolaylık. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v)’e aşık olan birçok hanım vardı, eğer bir tane hanımla evlenebilme imkanı olsaydı, Peygamberimiz (s.a.v) diğer hanımların ona yanaşmasını mümkün kılmazdı. Ve evlenemeyecekti, onlarla beraber olamayacaktı. Dolayısıyla Allah rahmetiyle böyle bir kolaylık sağladı Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e ve böyle bir güzellik oluştu. Zaten bu ayetin başlangıcında, 36. ayetten başlıyor, Ahzap Suresi’nde bu konuya yaklaşıyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.” Zeyd’in hanımı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ilk gördüğü andan itibaren aşkla bağlıydı, ondan Allah aşkını, Allah’ın tecellisini görüyordu ve onunla beraber olmak istiyordu, evlenmek istiyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de; “aman boşanma, devam et” diyordu. Ama o hanımın ilgisini görmüştü. Çok zeki, çok mübarek, muhterem bir insan. Kaderde onun eşi olan bir hanım. Ve Allah bu boşanma olayını oluşturduktan sonra, evlatlığının hanımının alınmasını o devirde çirkin karşılıyordu müşrikler ve münafıklar; Cenab-ı Allah bunun böyle olmadığını, helal olduğunu, güzel bir tavır olduğunu belirtti. Bu ayet odur. “Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın risaletini tebliğ edenler, O'ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah'ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır.” Ne münafıklardan, ne müşriklerden, ne onların dedikodularından çekinmeyenlerdir diyor Allah. “Hesap görücü olarak Allah yeter. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir” diyor Allah. “Ancak O, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.” Bakın, “Sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir.” Dolayısıyla Zeyd’in de babası değil, “manevi baba olmaz” diyor Cenab-ı Allah. “Evlatlığı diye de bir konu yok” diyor, anlaşıldı mı? O kadın boşandığı vakit rahatça onunla evlenebilir. “Kendi kendinize kural çıkarmayın” diyor Allah “Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah ve akşam tesbih edin. O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir.”“Allah sizin için özgürlük, güzellik, ferahlık istiyor” diyor Cenab-ı Allah. Kendi kendinize kurallar çıkarıp, kendinize acı çektirmeyin, kendinize ızdırap konusu çıkarmayın. Kadını Allah Peygamberimiz (s.a.v)’e nimet olarak veriyorsa, annelerimize nimet olarak veriyorsa, bunun büyük bir güzellik olduğunu; aşkın, tutkunun uygulaması olduğunu, bundaki rahmeti ve güzelliği münafıkların, müşriklerin ve kafirlerin göremediğini söylüyor Allah. Halbuki cennette Peygamber Efendimiz (s.a.v) hurilerle beraber; milyonlarca, yüz binlerce huriyle birlikte olacak, inşaAllah. Kadın sevgisi imandandır, bir insanın imanı ne kadar güçlüyse o kadar onun gönlünde kadın sevgisi olur. Çünkü kadın sevgisi Allah’a olan sevgiden kaynaklanır. Kadında Allah tecelli eder, o sadece bir cinsel ihtiyaçtan kaynaklanan bir konu değildir. Orada tutkunun tatmini vardır, aşkın tatmini vardır; Allah’ın tecellisine duyulan derin muhabbet vardır, onun doyurulması vardır. O yüzden evlenilir ve ahiret arkadaşı olarak evlenilir. Fakat bu adamların kafası sadece bacaklarının arasında olduğu için, kafirlerin ve münafıkların aklı, bir türlü akıl erdiremiyorlar aşka ve tutkuya. Aşk ve tutku sende nasıl olsun, kafan gitmiş senin? Sen dinsiz bir düşünce içerisindesin, materyalist bir düşünce içerisindesin; tabii ki tutkuyu bilmezsin, tabii ki aşkı bilmezsin, tabii ki Allah aşkıyla yanan bir ruhu bilmezsin. Allah’ın tecellisini olan kadınlardaki o güzelliği, derinliği tabii ki göremezsin, tutkunun güzelliğini göremezsin. Dolayısıyla onun tam hakkını verecek o devirde Peygamberimiz (s.a.v)’di. Helal olsun, helal olsun, helal olsun dedeme. Keşke ben de o devirde olsaydım da, benim de kızım olsaydı, ben de evlendirseydim, inşaAllah. Olabilecek en güzel şeyi yapmış annelerimiz, en isabetli hareketi yapmışlar, tebrik ediyorum annelerimi. Ahirette de sonsuza kadar dedemle birlikteler inşaAllah; Resulullah (s.a.v) ile birlikte, inşaAllah. Ne mutlu onlara, ne mutlu, ne mutlu! Sonsuza kadar. Bakın, yüz trilyon sene değil; yüz milyonlarca, katrilyonlarca sene değil. Ne kadar? Sonsuza kadar. Katrilyonu katrilyonla, katrilyon sene çarpsan, çıkan sayı daha hiç olmuş oluyor, daha hiç başlamamış gibi oluyor. Sonsuza kadar mübarek Peygamberimiz (s.a.v)’le annelerimiz beraber olacaklar. Ne olurdu iki günlük dünya hayatı için evlenmeselerdi, ne kazanacaklardı, değil mi? Daha 18 yaşındaydı annelerim, 19 yaşındaydı; helal olsun onlara. Resulullah (s.a.v) 60 yaşındaydı, 61 yaşındaydı; evlendiler. Hanımlar geliyorlardı, sahabe hanımlar, dünya güzeli benim annelerim, Resulullah (s.a.v.)’e diyorlardı; “Ya Resulullah (s.a.v)! Ben sana kendimi hibe ettim; ister al, ister alma Ya Resulullah, ben seninim sonsuza kadar. Kendimi sana hibe ettim Allah için” diyor. Halen de Hristiyan olan rahibe hanımlar yüzlerce yıldan beri kendilerini Hz. İsa (a.s)’a hibe ederler ve evlenmezler. Bu herkes tarafından bilinir, inşaAllah. Manastırlarda yaşarlar biliyorsunuz genç kızlar, aslan gibi genç kızlar, bayağı güzel hanım kızlar. “Ben Hz. İsa (a.s) ile evliyim, kendim ona nikah kıydım, ona aitim, ben ona kendimi hibe ettim, başka kimseyi de istemiyorum, ben ona aşığım” diyor. Güzel. O inanç içerisinde, kendi inancında, Hristiyanlık inancı içerisinde, inancının gereğini yapmış oluyor, inşaAllah. Hz. Süleyman (a.s)’a da öyle; aşk ve tutku insanıydı. Aşıktı; hayvanlara, bitkilere, insanlara, karıncalara aşık; atlara aşık, kuşlara aşık ve hanımlarına aşıktı. 300 hanımı, 700 tane de cariyesi vardı. Helal olsun dedeme, helal olsun, helal olsun. Aşk insanıydı. Sarayları güzel, evleri güzel; nefisti biliyorsunuz Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayı; bahçeleri güzel, bağlar güzel, her yer güzeldi. Hz. Yusuf (a.s) da öyleydi mübarek, dünya güzeliydi. Allah onda muazzam bir tecelli meydana getiriyordu. Kadınlar kendini kaybediyordu ondaki çekiciliğin, ondaki tutku gücünün şiddetinden adeta hipnotize oluyorlardı. Kadınlar elindeki meyveyi kesemiyor, elini doğruyor, değil mi? Mesela kaldığı evdeki kadın aşık oldu ama cahili kafayla olduğu için, rahmani kafayla olmadığı için Allah onu ona nasip etmedi. Çünkü onda heves vardı, heves aşkı. Halbuki Allah aşkıyla sevseydi Allah nasip ederdi. Allah aşkıyla sevmedi. Ama öbür kadınlar ne diyor, “Rabbimizi tenzih ederiz ancak bu bir melektir” diyorlar. Nefesleri kesiliyor Hz. Yusuf (a.s)’ı görünce. Çünkü o gözlerindeki akıl, gözlerindeki tutku adeta kadınları hipnotize ediyor. Hz. Yusuf (a.s) kadınların içine giriyor, konuşuyor yüz yüze. Hani bir kısım kardeşlerimiz diyor ki; “kadınlarla konuşulur mu?” Hz. Yusuf (a.s) konuşmuş işte; yüz yüze konuşmuş, topluluklarının içerisine girmiş. Bütün kadınlar ona bakıyor hatta şehvetle bakıyorlar. Ama Hz. Yusuf (a.s) kendine hakim bir insan, isteyen Allah aşkıyla bakar, isteyen şehvetle bakar. Kendi inancına göre, biz onu bilemeyiz, herkesin kalbini biz bilemeyiz, değil mi? Hz. Yusuf (a.s) kendine hakim bir insan. Ne yapıyor Hz. Musa (a.s)? Peygamber kızı değil mi karşılaştıkları, gidiyor yanlarına konuşuyor. Peygamber kızları da Hz. Musa (a.s) ile konuşuyorlar yüz yüze, muhabbet ediyorlar, konuşuyorlar. “Babacığım güçlü ve güvenilir bir insan” diyor, gördüğümüz kadarıyla. Gördüğünü anlatıyor işte; görmüş, konuşmuş demek ki. Hani konuşulmuyordu? Hz. Süleyman (a.s) Sebe Melikesi’ni niçin o kristal zeminden oluşan havuzun kenarına getirdi? Konuşuyordu yüz yüze. Hatta “buyur, gel havuza gir” dedi, şaka yaptı ona. Kadın da havuz var zannetti. Suyu öyle güzel ayarlamış ki suyu andırıyor kristal. Bacaklarını açtı ve girmek istedi ama ayağını bastığında bacaklarını açmasının gereksiz olduğunu gördü. Çünkü orada öyle bir şey yok, su diye bir şey yok, su olduğunu zannetti. Hz Süleyman (a.s) onu sürekli şaşırttı. Tahtını getirttirdi, tahtının ya görüntüsünü veyahut kendini, muhtemelen televizyon gibi bir şey olabilir. Veyahut hakikaten eşya nakli mümkün olduğu için, cinler kanalıyla getirilebiliyor çünkü eşya; cinler kanalıyla eşyayı getirtmiş olabilir. Veyahut görüntüsünü, kolay bir televizyon sistemi; daha bilinmeyen, bizim bilemediğimiz, bu kadar karışık aletlere gerek kalmadan daha sade bir sistemle görüntünün getirilmesi mümkün olmuş anladığım kadarıyla. Veyahut eşyanın getirilmesi, ışınlanması mümkün; cinler kanalıyla getirilebiliyor. Böyle bir şey de olabilir. Tahtı getirttirmiş ve oradaki hanımı adeta şoka sokmuş, heyecanlandırmış, onun beğenisini kazanmış ve kadın iman etmiş. “Biz iman ettik zaten” diyor. Dolayısıyla ben dedem Hz. Süleyman (a.s) gibiyim, dedem Hz. Yusuf (a.s) gibiyim, dedem Resulullah (s.a.v) gibiyim, inşaAllah. Onlara benziyorum, onlar ne yapıyorsa onun benzeri şeylerin içerisindeyim, karışık bir şey yok, inşaAllah. Resulullah (s.a.v)’in kadın sevgisinden dolayı biz iftihar içerisindeyiz, iftihar. Kadın sevgisi olmayan bir insan Allah sevgisi olmayan insandır. Bir insanda kadın sevgisi ne kadar yüksekse o kadar Allah sevgisi vardır. Allah sevgisi ile orantılı olur. Hayvani şehvet ayrıdır; o atta, eşekte falan da var. Zaten Allah onda tiksinme meydana getirir. Tutku iman ehlinin şahsi özel özelliğidir. Bir tek onlara mahsustur, derin bir tutku. Bunu anlamayan, Turan Dursun olsun, diğer zevat olsun, tabii sathi bakışla olayı değerlendirmişler. Allah onlara o güzelliği nasip etmemiş, o derinliği görememişler. Onlar öyle olabilir ama yobaz takımından, eşek kafalı bazı yobazlardan, Zeyd’in hanımını almasını, çok eşli olmasını, kadınların kendini Peygamberimiz (s.a.v)’e hibe etmesi, bu eşek kafalı yobazların ağrına gidiyor. Hatta bir yobazla bizim bir kardeşimiz konuşmuştu; “adamların çok üzerine gitmeyin, onlar da bize bu ayetleri söylerler, mağdur durumda kalırız” demiş. Bakın, ahmağa bakın; kokmuş yobazı görüyor musunuz? Leş gibi kokan bir yobazdır, hakikaten biliyorum. Tam böyle yaban eşeği ile zürafa arası bir şey, daha değişik, çünkü onlar tatlı hayvanlar onlara da benzetemiyorum, tam klasik yobaz. Bakın, eşek kafalıyı görüyor musunuz? Ayetten utanıyor, ahmağa bak ahmağa. Çünkü bunların kalbinde Allah sevgisi yok. Allah sevgisi olmadığı için kadın sevgisi de yok, güzellik sevgisi de. Tutkuyu da bilmez, aşkı da bilmez. Bu eşek kafalılar ancak siyasi dedikodular yapsın, millete laf soksun, hakaret etsin, küfretsin, dalaşsın, iftira atsın, bu kafadalar. Resulullah (s.a.v)’deki o aşkı, o tutkuyu bilemezler. Peygamberimiz (s.a.v)’deki tutku ve sevgi, çocuk sevgisi olarak da vardı. Mesela Hz. Hasan (r.a) ve Hz. Hüseyin (r.a)’a olan sevgisi. Hz. Hasan (r.a) bir omzunda, Hz. Hüseyin (r.a) bir omzunda, öyle geziyor Resulullah (s.a.v). Bir yobaz için bu çok ağrına gidecek bir olaydır. Bir yobaz yapamaz bunu, değil mi? Ama Resulullah (s.a.v)’in başına sarılıyorlar, dedelerinin; bir patisini o zaman küçük canıyla Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) sarıyor, dedeleri ile beraber geziyorlar her yerde. Namaz kılarken dedelerinin sırtındalar, değil mi? Peygamberimiz (s.a.v), Allah aşkıyla yanan, çok kibar, çok efendi, çok nezaketli, nezafetli, çok muhterem bir insandı ve arif bir insandı. Bütün dünyanın medar-ı iftiharı olan, Cenab-ı Allah’ın ‘Habibim’ dediği o mübarek Peygamberimiz (s.a.v)’e Allah gani gani rahmet etsin, Allah cennette beraber olmayı nasip etsin, inşaAllah.
-VTR- Mahmud Efendi Hazretleri ve Cübbeli, İslam’ın dünya hakimiyeti için dua ediyor
ADNAN OKTAR: İşte Cübbeli’nin unutturmaya çalıştığı sahneler bunlar, bu konuşmalar. Cübbeli’nin içi yanıyordur bunları biz yayınladıkça. Bunlar unutuldu zannediyor, hiçbir şekilde hatırlatmak istemediği, çok azap duyduğu konular. Mahmut Hocamız, mübarek, o devirlerde Hz. Mehdi (a.s)’ın hayatta olduğunu söylüyor. Kendisi de hayatta olduğunu söylüyor, hatta “30 yaşında şu an Hz. Mehdi (a.s)” diyor. İslam’ın dünya hakimiyeti için yanıp tutuşuyor o zamanlar müminler. Bakın, şimdi adam nasıl tersine döndü? Haberi bile yok, şeytanın etkisine girdi. Çok büyük bir hata içerisinde. Nerede hayırlı bir şey varsa onu engellemeye çalışıyor, nerede güzel bir şey varsa onu engellemeye çalışıyor. Mahmut Hocamız’ın dua ettiği İslam’ın birliği, İttihad-ı İslam, inşaAllah olacak. Laik, demokratik, hür yapıdaki İslam ülkelerinin birleşmesi ile modern, bilime dayalı; sanatın, güzelliğin ayyuka çıktığı, çok muhteşem bir altın çağ olacak, inşaAllah. Osmanlı dönemindeki eksiklikler, hatalar olmayacak. Osmanlı’da daha önce halifelik vardı ama çok büyük hataları, eksiklikleri vardı; çok büyük yanlışlıkları vardı. Bir kere Müslümanlıkta zorlama yoktur, laiklik şarttır. İsteyen kafir olur, isteyen Müslüman olur. Zorlama varsa, orada münafıkane sistemi teşvik vardır. Demokratik olma vardır, yani astığım astık, kestiğim kestik olmaz. Demokratik olması lazım sistemin. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s) devrinde hem laiklik, hem demokrasi tam anlamıyla, gerçek anlamıyla zuhur edecektir, inşaAllah. Geçmişte olan yanlışlıklar, hatalar yapılmayacaktır, inşaAllah.
Necm Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla “Battığı zaman yıldıza andolsun.” Bu İslam’ın güneşinin batmasına da işaret ediyor aynı zaman da. “Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.” Peygamberimiz (s.a.v)’i haşa azgınlıkla suçluyorlardı ve sapkınlıkla suçluyorlardı, yani akli dengesinin yerinde olmadığını iddia ediyorlardı, haşa. Aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s)’ı da suçlayacaklar münafıklar, kafirler, üç kağıtçılar; aynı kafalar yeniden tahakkuk edecek. Bu ayet zaten Hz. Mehdi (a.s)’a da bakan bir ayettir, Sahibi zamandır zaten Hz. Mehdi (a.s). Bakın, “sahibiniz” diyor, “sahibiniz.” O devrin sahib-i zamanı kimdi? Peygamberimiz (s.a.v)’di. Ahir zamanın sahib-i zamanı kimdir? Hz. Mehdi (a.s)’dır. “Sahibiniz,” sahib-i zaman, “sapmadı ve azmadı.” “O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.” Peygamberimiz (s.a.v) hevadan konuşmaz. Hz. Mehdi (a.s) nasıl konuşacak? O da hevadan konuşmayacak. Çünkü o da sürekli bir meleğin ilhamı ile hareket edecek, inşaAllah. “O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir.”Muhteşem güzeldi Hz. Cebrail (a.s). Peygamber Efendimiz (s.a.v) aşık olmuştur güzelliğine. Çok muhteşem güzeldir Hz. Cebrail (a.s). “Hemen doğruldu. O, en yüksek bir ufuktaydı. Sonra yaklaştı, derken sarktı. Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.”Bu tabii çok büyük bir tasavvufi, manevi, derin bir sırdır. Zamanı gelince bu sırrı, inşaAllah, Allah’ın izniyle açarız. “Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti. Onun gördüğünü gönül yalanlamadı. Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız? Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü. Sidretü'l-Münteha'nın yanında. Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır. Sidreyi örten örtmekte iken, Göz-kayıp şaşmadı” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) gözünü ilgili yerden ayırmıyor, bakma denen yere bakmıyor, bak denilen yere bakıyor. Tabii burada çok derin sırlar var; bir kısmı açıklanmıştır, bir kısmı da ahir zamanda açıklanacaktır, açıklanan kısımlarını anlatırız zaten. Ama açıklanmayan kısımları da var, zamanla bunlar ortaya çıkacak, bunları da inşaAllah zamanı gelince açıklayacağız. “Göz-kayıp şaşmadıve (sınırı) aşmadı. Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü. Gördünüz mü haber verin; Lat ve Uzza'yı. Ve üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)?” Bakın, kaç tane put var, Lat, Uzza ve üçüncü Menat. Hıristiyanlar ne yapıyor, üç tane put meydana getiriyorlar haşa, Allah’ı tenzih ederim. Allah’ın dışında put meydana getirmeye kalkıyorlar, üçleme inancı. Ta o zamanlar var üçleme inancı, görüyor musunuz? Üçlemeyi devam ettirmişler. “Erkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu? Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma. Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir.” Yani “bu çok tanrılarla ilgili delil indirmemiştir” diyor Allah. “Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar.” “Kafalarından uyduruyorlar, kendi nefislerinin isteklerine uyuyorlar” diyor Allah. “Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.” Peygamberimiz (s.a.v) gelmiştir, Hz. İsa Mesih (a.s) da onlara doğruyu anlattı, Hz. Musa (a.s)’da doğruyu anlattı, “doğruya göre hareket edin” diyor Allah.
ALTUĞ BERKER: Irak’ta Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bildirdiği gibi yağmalamalar olmuştu bildiğiniz gibi. Bunlardan biri de Evkaf Kütüphanesi ve Musul Arkeoloji Müzesi. Independent Gazetesi muhabiri Robert Fisk, Irak’taki yağmanın tanığı olmuş. Kundakçılar ellerindeki haritalarla gelip nereleri yağmalayacaklarını belirlemişler. Yağmalayıcıların hiçbir engelle karşılaşmadan girdikleri kütüphanelerden bu Evkaf Kütüphanesi’nde işlerini bitirince geriye kül yığınından başka bir şey kalmamış. Irak’ta müzeler, kütüphaneler, arşivler yağmalanıp, yakılmış. Kütüphanedeki kitapların çoğu kopyaları bulunmayan el yazmalarıymış, onların çalınıp çalınmadığı bilinmiyor. 5144 el yazması eser ve binlerce kitap kül olmuş. Uzmanların söylediğine göre yanan kütüphanede Abbasi döneminden kalma Kuran-ı Kerim’ler, o dönemin şairlerinin divanları, Ebu Hanife’nin Kuran tefsirleri, Abdülkadir Geylani’nin altın teshipli ve minyatürlü el yazmaları, Asurlular döneminden kalma İncil’ler bulunuyormuş.
ADNAN OKTAR: Bunu ne amaçla yaptılar acaba? Çok acayip bir şey. Bu amacı tespit etmeleri lazım, orada şeytani bir amaç olduğu belli. Ama Saddam tam deccalliğini yapmış oldu, tam süfyanın ordusundan bir askerdir, o da Baasçıdır. Aynı kafada, aynı tahribatı yapanlardan biri de odur, inşaAllah.
Şeyh Nazım Hocamız’ın benimle ilgili, Hazretin bizlerle ilgili anlattığı o güzel konuşmalar vardı, İbrahim Tuncer Hocamız’ın yaptığı sohbet, Hocamız’la. Onu bir yayınlayalım.
VTR: Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin Sayın Adnan Oktar ile ilgili sohbetinden (Ocak 2011)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Hocamız dünyanın sultanıdır, dünyanın sultanı. Allah sultan sureti de vermiş yüzüne, maşaAllah. Kutbu’l Aktab’dır Hocamız, inşaAllah.
Tur Suresi, 44, şeytandan Allah’a sığınırım; “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler.” “Pek konduramazlar” diyor. Bakın, o taş da teğet geçti. O taş gibi şu an yüz binlerce, milyonlarca taş Dünya’nın üzerinde geziniyor. Ama Dünya’ya vurmuyor, çarpmıyorlar, bekliyorlar. Allah’ın emrini bekliyorlar. Yoksa o taş gibi taşlar zibil gibi gökyüzünde zaten; kaynıyor, fokur fokur kaynıyor. “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler.” “Pek kondurmayacaklar” diyor Allah, “pek alakası yok gibi gösterecekler” diyor. “Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine,”yani kıyamete, “kavuşuncaya kadar bırak.” 45. ayet, ne anlıyorsun?
ALTUĞ BERKER: 1545 demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, “Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları,”göktaşının çarpması olayına dikkat çekiyor Allah, “çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak. O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak.” Ne bilim, ne teknoloji, ne roketleri. “Ne de yardım görecekler” diyor Allah. “Hiç bir şekilde kurtulamayacaklar” diyor Allah. “Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.” Kıyamete çok yakın, dünyada çok büyük bir bela olacak. Meteor yağmuru gibi bir olay Allahualem. Ona Kuran dikkat çekiyor. “Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar” diyor Allah ve bilemeyecekler. “Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin” diyor Cenab-ı Allah. Hz. Mehdi (a.s) da gözlerinin önündedir, Peygamberimiz (s.a.v) de; herkes Allah’ın gözlerinin önündedir. Manevi gözler tabii, inşaAllah. “Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.” Elhamdulillah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Yarım saat sonra ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza, A9 TV, Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tvsitemizden devam edeceğiz, inşaAllah. Yarın 22:00’dan itibaren de, A9 TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve HarunYahya.Tvsitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah 10. ayette diyor ki; Tur Suresi, 10’da; “Ve dağlar (yerlerinden oynatan) bir yürüyüşle yürür.” “Dağlar hareket etmeye başlayacak” diyor. Mesela, buradaki dağ ileriye doğru kaymaya başlıyor, gittikçe eriyerek. “İşte o gün yalanlayanların vay haline” diyor Allah. “O gün gök sarsılıp çalkalanır.” Çarpmanın etkisiyle bir sarsılma var gökyüzünde de bu görünüyor ve çalkalanma var. Gökyüzü tamamen açılıyor, bulutlar parçalanıyor. “Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir. Onu uzaklaştırıp-engel olacak yoktur”diyor Allah, inşaAllah.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...