SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Kavgacı ruh Müslümanlara yakışmıyor. Ben birçok kardeşimizde bunu görüyorum. Bu çok büyük bir bela, bunu ayıplasın, telin etsin kardeşlerimiz. İnternet sitelerinde, orada burada, kitaplarda, köşe yazılarında, gazete köşe yazılarında bir kısmı çok şirret bir üslup kullanıyor, kavgacı bir üslup kullanıyor. Mübarek, muhterem insanlara karşı da gereksiz ve yakışıksız sözler ediyorlar. Buna karşı bir kampanyamsı, güzel ahlakı, sevgiyi savunan bir üslup geliştirtelim inşaAllah. Müslümanlar kardeş; oturup birbirini incitecek, birbirlerinde zorla kusur arayacak bir üsluba gerek yok. Mesela çok vicdansızca Hz. Süleyman (a.s.)’ın mührünü kullanıyor diye Şeyh Ahmed Yasin Hocamız veyahut Şeyh Nazım Kıbrisi Hocamız, adam akıl almaz laflar ediyor. Mesela oraya gelen misafirleri birbirine yardıma teşvik ediyor; bunu da acayip değerlendiriyor. Çok çok ayıp, saygıya uygun olmayan hareketler bunlar, vicdana da uygun değil. Bir de bunu insanlar hemen anlar. Hakkı, doğruyu insanlar anlamada zorluk çekmezler. Fakat bu zihniyet ne kadar yayılmış ve ne kadar oturmuş ve ne kadar normal karşılıyor insanlar! Şöyle bir kenara çekilip dikkatlice baksınlar, çok büyük bir anormallik var. Allah sevgisinden bahsedin. Hayvanlara, insanlara karşı sevgiden bahsedin, çiçeklere karşı sevgiden bahsedin. Ruhunuz bir ferahlasın. Bu nedir böyle? Bir garip, bir acayip bir halleri var. Allah hidayet versin, akıllarını artırsın.
ALTUĞ BERKER:Muhterem Şevket Eygi Hocamız, “Sınavdayız” başlıklı güzel bir yazı yazmış bugün. “Bir ömür boyu sınavdayız” demiş, imtihan ortamını tarif etmiş. “Gün boyu yalan söylemek, insanları aldatmak, üzmek, öfkelenmek yasaktır. Sınav dolayısıyla adım başında bir tuzak vardır, hele bir düşmeye gör... Senin günah ve sevaplarını yazan melekler defterine kaydeder” demiş Hocam. “Akşam oldu evine döndün. Karın bir şeye sinirlenmiş. Öfkeye öfkeyle karşılık vermeyeceksin. Yatıştırıcı ve uzlaştırıcı olacaksın. Sen de öfkelenirsen sınava kötü tesir eder.” Bu şekilde insanın gün içinde imtihan olduğu çeşitli olayları yazmış. Son olarak şöyle bitirmiş yazısını Hocam; “Bu imtihan ne zaman biter biliyor musunuz? Vade dolar, ecel gelir, ruh bedenden ayrılır; gözü görmez, kulağı işitmez, eli ayağı kımıldamaz, nefes almaz bir ceset kalır geriye. İmtihan bitmiştir. Sadaka-i cariye ve seyyie-i cariye dışında defterler kapatılır. Dünya hayatında, kendisinden sonra devam eden iyi işler yapanların defterlerine sevap yazılır, kötü işler yapanlara günah. Keşke imkânım olsa da, etrafı tezhipli, nefis bir levha yaptırtsam, ortasında tek kelime: ‘Sınavdasın!..’ Bundan 10 milyon bastırsam, her eve, her işyerine astırsam” diye bitirmiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocamız sevgiyi çok güzel yaşayan bir insandır, sevgiyi çok güzel anlatan bir insandır. İnsanları sever, çiçekleri sever, böcekleri sever, vahşi hayvanları sever, onlara kıyamaz. Böyle yufka yüreklidir, maşaAllah. Hocamız’a, benim gönlümde, şöyle bir köy evi olsa da diyorum, Hocamız’ı inşaAllah oraya, konağa yerleştirmek lazım Hocamız’ı güzel. Orada sohbetler yapacak. Hocamız’ın bir kere Konya’da bir köşkü olması lazım, Osmanlı böyle, bahçeli; bir. Tokat Turhal’da bir tane köşkü olması gerekir; iki. Karadeniz’de bir tane köşkü olması lazım, Diyarbakır’da olması lazım, inşaAllah. Hocamız, şahane insandır, kıymetli bilinmiyor o kadar yani, maşaAllah.
Şimdi buraya bir Osmanlı sistemi oluşturacağım, inşaAllah, beğenecekleri gibi bir şey yapacağım.
ALTUĞ BERKER:Bir kelebek türü gösteriyorum Hocam. Kırık dala benzeyen bir kelebek. Dışarıdan bakıldığında aynı kırık bir dala benziyor. Tam kamuflaj oluyor bu şekilde. 55-68 mm civarlarında kanatları var. Gövdesi ağaç kütüğüne benziyor, kanatları da açık bej renginde. Kanatları katlı şeklinde durduğunda kırık bir daldan ayırt edilmiyor.
ADNAN OKTAR:Vay kerata vay, hakikaten öyle. Tam araziye geçmiş yani, arazi olmuş. Bunlara yakından bakmak çok zevkli oluyor, kelebeklere. Bir de ponpon böyle üstleri kürk gibi, acayip şeker. İnsan sevmek istiyor ama çok nazikler, öyle sevilecek gibi de değiller. Bir de rahat durmuyorlar, hemen kaçıyorlar. Ama bazen de sevilmesi için çok yaklaşsak da hiç ses çıkarmıyorlar maşaAllah. Bağlık bahçelik olması lazım her tarafın. Ben her gün onun eksikliğini hissediyorum. Her yerin bağlık bahçelik olması lazım, değil mi? Doğal olacak ortam; kelebekleri göreceğiz, karıncaları göreceğiz, sincaplar olacak, tırmanacak onlar, kaçacaklar, tavşanlar rahat yaşayacak. Bu nedir böyle ya? Her yer beton bilmem ne falan feşmekân. İnşaAllah, Mehdiyet döneminde bu güzelliğe kavuşacağız ama asıl cennettedir. Her gün bakıyorum tavşanlara, zürafalara. Mesela bir kere bir zürafa yavrusu sevemedik. Adamlar acayip sevmelik, çok şekerler ya. Yani adamı tutacaksın böyle ısıracaksın kulağını mulağını, seveceksin. Mesela, o köpek yavruları şamata yapıyorlar ya annelerine; onlardan bir tanesi elime geçse, ben biliyorum yani onlara yapacağımı. Yerim ben onları böyle, acayip tatlılar.
VTR: Köpek Yavrusu
ADNAN OKTAR:Gayrete bak gayrete küçük canıyla. Niye uluduğundan da haberi yok. Var gücüyle bağırıyor, küçücük canıyla. Yani mesela o herif benim elime geçse, ben onun ısırmadık yerini bırakmam böyle. Acayip şeker bir şey. Çok büyük ihtiyaç. Çiçek mesela; yolda gidiyoruz, Allah razı olsun, İstanbul Belediyesi yapmış ama şimdi yolda durup o çiçekleri sevmek, bakmak, koklamak mümkün değil ki. Yani daha bir kolaylık meydana getirmeleri lazım. Bazen çiçekçiye çiçek alacak gibi yapıyorum, gidip çiçeklere bakıyorum ama yine de ayıp olmasın diye bir çiçek alıyoruz. Şahane şeyler, bayağı güzel maşaAllah. Allah her yeri çiçeklik yapsın, bahçelik yapsın. Güzel hayvanlar görelim. Güzel insanlar görelim. Nesli çok bozdular. Genç kızlar, bakıyorum çocuklar çok sağlıksızlar. Eskiden daha sağlıklıydılar genç kızlar. Ne oldu? Bir şey oldu çocuklara, böyle renkleri solgun, neşesizler. Çok nadir böyle neşeli, canlı genç kız görebiliyorum. Hep gözleri yerde, hep bitap, hep tedirginler. Delikanlılar da öyle. Eskiden çok şık giyinirdi delikanlılar. Şimdi kafayı kazıtıyorlar keratalar, üç numara asker tıraşı. Üstünde bir tişört altında bir kot. Kot da yırtık, her tarafından yırtılmış böyle. Biraz da mazot sürülmüş gibi bir şeyler yapmışlar yahut hakikaten öyle kirlenmiş, bilmiyorum nedir. Ayaklarında lastik ayakkabı, öyle atom forvet ortada geziyor keratalar. İnsan biraz şık olur, biraz bakımlı olur, değil mi? O nedir öyle? Üç numara bütün herkes. Bu çok yaygın. Hepsi değil de bir kısmı öyle. Daha zevkli, daha güzel olmaları lazım. Hanımların mesela zevkli olmaları çok yakışıyor. Genç delikanlılar da çok şık olmaları lazım. Bakımlı olmaları çok hoş olur. Bu da Mehdiyet devrine kaldı yani, inşallah. Yoksa teşvik edilseler çok güzel olur. Bir de iyi bakılamıyor gençlere herhalde. Yani çok iyi spor yapsalar hissedilir. Genç kızlar çok zayıflar, böyle naif kalmışlar. Genç kız dediğin şöyle dalyan gibi olacak. Boylu poslu, sportmen olmaları lazım. Kendilerine çok iyi bakmaları lazım. Sigara çok içiyorlar keratalar. Fosur fosur, nerede görsem sigara içiyorlar. Yasak olunca daha da bir herhalde tatlı geliyor onlara, daha da fazla içiyorlar. Renkleri sapsarı, ne gerek? Genç kız allıkla kızarmasına gerek yok ki, yüzünden kan damlaması lazım genç kızın. Bol bol meyve sebze yesinler. Açık havada, temiz havada dolaşsınlar. Zeytinyağlı yiyecekler… Çok ağır yiyecekler yiyorlar. Lokantalara gidiyorlar, hep böyle ağır yiyecekler, yağda kızarmış yiyecekler. Üstüne sigara, üstüne havasız yerler. Bir de tevekkülsüz oluyorlar. Her şeye sinirleniyorlar, ufağa tefeğe, sinir de insanlarda kansızlık yapar, bitkinlik yapar. Çok yıpratıyor sinir de. Sinirden kaçınmaları lazım. Bir kere çok neşeli olsunlar. Elhamdülillah ne güzel memleketteyiz, ne güzel ülkedeyiz. Birbirlerini sevsinler, arkadaş, kardeş olsunlar. Hayra yorsunlar.
O olayda, Bedri Baykam olayında yanındaki genç kızı da mı bıçaklamışlar, öyle mi?
ALTUĞ BERKER:Evet, Allahualem öyle Hocam, yerde yatarken gördüm.
ADNAN OKTAR:Öyle mi? Allah Allah. Benim dikkatimi çekmedi. Görünüyor mu o görüntüde?
ALTUĞ BERKER:Ben haberlerde izledim, o görüntülerde yok galiba ama.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi Bedri’nin de orada yaptığı çok acayip, kendi derdine düşmesi. Delikanlı adamsın, ne olacak? Hz. Ali (r.a.) on yedi yerinden yaralandı. Sen kendi derdine ne düşüyorsun? Oradaki kadın çok önemlidir, yerde yatıyorsa onun kurtuluşu için insan gayret eder. Ben anlayamıyorum. Oradaki adam, insanlar nasıl, aklım almıyor, aklım duruyor benim bu olaya. Genç kız bıçaklanmış. Bir kere bıçaklayan bir kere derdest orada hemen paket gibi yakalanması lazım. Bir kere bıçaklamaya niye müsaade ediyorsunuz en başta genç kızı? Yanındasınız, tut elinden al bıçağı. “Riskli olur” bilmem ne, olsun. Delikanlı adamsın, onu göze alacaksın, inşaAllah. Bir şekilde durdurulur, ne olacak? Haydi diyelim olay oldu, o çocuğu da orada bas bas bağırtıyorlar. Alıp götürsenize. Demek ki bir şey var. Bir dur; “ne oldu hemşerim, kardeşim? Bir şey mi var?” diye bir sorun. Kimse ilgilendiği yok, hayat normal devam ediyor, adam dümdüz gidiyor. Merak dahi etmiyorlar. Ama bir genç kızın yerde yatması ne demek? Bir delikanlı Müslüman Türk gencine nasıl yakışır onu seyretmek orada öyle? Bir kere insana acayip adrenalin gelir. Bir kere onu anında yakalayacaksın bıçaklayan adamı. Genç kızı hemen al ilk arabaya, özel araba. Taksiye ne gerek var? Ne taksisi? İlk arabanın götürmesi farzdır, farz, farz-ı ayındır. Solcu molcu, ne olursa olsun; Allah’ın kulu. Sana ne, değil mi? Çok acayip, benim aklım almıyor. Benim mantığımla, benim vicdanımla bunlar çok çelişiyor. Ben şaşırıyorum, hayretler içinde kalıyorum. Genç kız; ne kadar vahimdir, bir genç kız orada. Geçenlerde bana bir film gösterdiler; adam sille tokat genç kızı dövüyor. Var mı onun filmi sende? Yok herhalde.
ALTUĞ BERKER: Sorayım bakayım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adam feci şekilde dövüyor, sille tokat yumruk. Bütün millet seyrediyor. Hayret ediyorum. İnanılır gibi değil! tut kolundan adamı durdur. Nasihat et, konuş “ayıptır” de. Bir kere genç kızı ayırmak lazım, onu ayrı evine götüreceksin, başka yere götüreceksin. Polis çağırın. Oraya adli müdahale gerekir. Ve o genç kıza da yardımcı olmak lazım. Adamın geri arabasına biniyor. Ya öldürürse onu? Onu yapan adam ne yapmaz? Çok vahim, vahşet. Benim bunu aklım almıyor. Nasıl seyrediyorlar insanlar, o da çok şaşırtıcı. Yazık kadıncağıza. Adam feci şekilde… Bir kere kadın vücudu zaten naiftir. Onlar çocuk gibi çok nazik varlıklar. Sığır gibi adam var gücüyle vuruyor tekmeyle mekmeyle. Yazık kıza, öldürecek, Allah esirgesin. O çocuk da durup durup yine gelip o herifin yayına yanaşıyor. Ya gitsene orada polis çağır. Oradaki insanların yardım etmesi gerekir. Bir kere adamlar engel olacaklar “bir dakika hemşerim” diyecekler, “ne oluyor? Sen geç.” Adamın da durdurup arabasının önüne geçecekler. “Polis çağıracağız, biz bunu adliyeye intikal ettireceğiz, senin yaptığın suç” demeleri lazım. Bir de o konumda adamla daha hala konuşuyor o çocuk da. Ben hayretler içinde kalıyorum. Hayvan öldürenler; tavşan alıp atıyor sahanın ortasına, adamlar seyrediyor. Geçenlerde söylediler; “Hocam” dediler, “siz, böyle bir film var” dediler, “köpeğe eziyet ediyor adam, dövüyor” dediler; “gösterin” diyorum; “göstermesek dahi iyi” dediler, “sizin seyredeceğiniz gibi değil” dediler “öyle bakılacak gibi değil” dediler. Mesela “hayvan düşmanları” diye bir internet sitesi kurulsun, bu sığırlar orada yayınlansın. Bunlar tarihe geçsin, bu herifler, bu hayvan düşmanları, bunlar unutulmasın. Mesela bak bir tanesi var, ben unutmadım o köpeği yolda koşturan herifler vardı, iki kişi motosikletli. Ben o herifleri mutlaka bulacağım. Taktım onu kafaya yani. Aylar oldu ama ben unutmadım onu. Sayın Valimize de rica etmiştik “bulunsun” diye, bulunmadı o herifler. Onu yeniden biz filmiyle savcılığa müracaatta bulunalım, bulunsun o herifler. Gıcık oldum, çok acayip bir hareket. Hayvanın bütün patileri kanamış. Kilometrelerce hayvanı koşturuyorlar. İp bağlamışlar boynuna. Motosiklete binmişler. Ben; “adamlar dövülsün sövülsün” demiyorum. Yayınlansın, biz adamları bilmek istiyoruz, bu kadar. Yani; “gitsinler hakaret etsinler, aşağılasınlar” demiyorum ben. Madem bunlar böyle hayvan düşmanı, biz hayvan düşmanı bu adamları bilmek istiyoruz, bu kadar. Bunların kim olduğunu internette bize tanıtsınlar. Bunlara bir site yapılsın. Tek tek bu herifleri koysunlar, göreceğiz, inşallah.
ALTUĞ BERKER:Videoyu buldum Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak mesela şu rezalete bak şimdi, o kadıncağıza yaptığı eziyete bak.
VTR: Arabadan genç kızı çıkarıp tekme tokat döven adamın görüntüleri.
ADNAN OKTAR: Mümkünse bunu da bulduralım. Yani bu kimdir bu adam? Bu nedir böyle? Dağ başı mıdır burası böyle? Nasıl oluyor bu işler? Bu kızcağızın akıbeti ne oldu, ne yaptı? Ya bir yere hapsettiyse bu çocuğu? Allah esirgesin, işkence yapıyor olabilir. Bunu yapan adam ne yapmaz? Bunu kim videoya aldıysa, bununla adli savcılığa talepte bulunalım. Bulunsun, bu adamın ifadesini aldırtalım. Kızın da ifadesi alınsın. Yani vicdanen ben rahatsız oldum şimdi. Bilmiyorum ben adamın ne yapacağını yani, içim rahat değil. Ben oradaki seyredenleri de çok ayıpladım. Allah’tan korksunlar. Bırakılır mı çocuk onunla yine? Adam öldürmeye vuruyor, başka ne? Kafasına kafasına yumrukla niçin yapılır bu?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ercüment Yeşil maşaAllah mehter müziği dinlemiş. Ercüment acayip coşmuş, maşaAllah. MaşaAllah.
“Sayın Seyyid Adnan Hocam” diyor, “insanın en eski fosilinin 1.6 milyon yıl olduğu söylenmekte. Bu da insanın en az 1.6 milyon yıldır var olduğudur. Ama bir hadis Hz. Adem (a.s.)’dan bugüne dünyanın ömrünün yedi bin yıl olduğunu söylemektedir. Burada ilim mi doğru söylüyor, hadis mi? Şayet hadis doğru söylüyorsa eski insan fosil olarak bulunanlar evrim….” Bir kere hadise ben baktım. Sekiz tane hadis var. Daha önce de söylemiştim. Bir takvim başlangıcı olarak onu Peygamberimiz söylüyor. Yani mesela belki Hz İbrahim (a.s.)’ın doğumunu esas alan bir takvim olabilir, belki Nuh Tufanı dönemini esas alan olabilir yahut o dönemlerden daha önceki dönem olabilir; bir takvim o yedi bin yıl. Mesela yüz yirmi dört bin peygamberden bahsediliyor, Peygamber (s.a.v.)’in hadisinde. Belli ki yedi bin yıl değil. Fakat benim kanaatim, Allahualem, en fazla yüz bin - iki yüz bin yıl arası. Yani Homo Sapiens dediğim bu insanın yeryüzüne inişi, yani Hz. Adem (a.s.)’ın yeryüzüne inişi yüz binle iki yüz bin yıl arasında değiştiğini düşünüyorum. Nitekim bulunan homo sapiens fosilleri o kadarlık, yani yüz bin - iki yüz bin yıl gibi. Onlar hikaye, o 1.6 milyon yıl olanlar çeşitli maymun cinslerine ait fosiller Allahualem. “Kendi yaptığınız hesaplar çıkmadığında Peygamber (s.a.v.)’e zarar vermiş olmuyor musunuz?” Kerata ne zaman yanlış hesap yaptım da yanlış çıktı? Ne dediysek doğru çıkmıyor mu? Hepsini hesapladık. Hepsini gösterdik. Tek tek teknik olarak da açıkladık, inşaAllah. Atıyorsun hergele oturup, inşaAllah. Ben ne diyorsam mutlaka ispat ederim. Benim bir adım da budur yani, ispat edici özelliğim; El Hüccet. Benim bir vasfım da hüccet olmamdır. Delille konuşurum. Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim. Bende de Hz. Mehdi (a.s.)’ın o talebelik özellikleri olur. Bizim çocukların hepsinde hüccet özelliği vardır, El Hüccet. Delille konuşuruz. Hepsinin bir ismi hüccettir. Benim de bir ismim hüccettir. Delille konuşurum ve delilimi de ispat ederim. Doğruluğunu da görürsünüz, inşaAllah. Ne dediysek doğru çıkıyor, evelAllah, inşaAllah. Daha önce de defalarca okudum o hadisleri ben.
Rasim Kardeş; “birlikte namaz kılmayı Allah nasip etsin” diyor. İnşaAllah.
Deniz Şahinoğlu, Deniz Hanım; “ben de Hocam, programa katılmak istiyorum” diyor. Gel Deniz. İftihar ederiz. Katıl. Niye? Hoşumuza gider. Gayet güzel olur, İnşaAllah.
Melih Gürsaçar. Melih şimdi genellikle bu programda ben konuşuyorum. Kardeşlerim de genellikle benim konuşmamı esas alıyorlar. Şimdi diğer kardeşlerimiz konuşursa, ben konuşmazsam birçok yerde isyan çıkar, inşaAllah. Genellikle bu programda kardeşlerimiz bana teksif oluyorlar, benim ne dediğimi merak ediyorlar. Onun için sistem böyle. Gündüzleri bunlar program yapıyorlar, değil mi? Bizim çocuklarla beraber toplanıyorsunuz, çok şahane sohbet programları yapıyorsunuz.
ALTUĞ BERKER:İki ayrı canlı yayın programı var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yahya, maşaAllah. Tam ehl-i ilim. Gayet güzel konuşuyor, inşaAllah. Diğer kardeşlerim de çok güzel konuşuyorlar, maşaAllah. Oktar inletiyor ortalığı. Bayağı güzel anlatıyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hz. Mehdi (a.s.) kaç yaşında ortaya çıkacak? ‘Kırk yaşında’ deniliyor, bu doğru mu? Ekrem Erdoğan.” Hz. Mehdi (a.s.) otuz ile kırk yaş arasında vazifeye başlıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zahir olması, anlaşılır olması yaşlılık dönemindedir. Çünkü kırk yıllık bir mücadele dönemi var. Yani dünya hakimiyetinde. Yaşlı derken; adı yaşlı, kendi genç olacak. Hz. Mehdi (a.s.)’ı göreceksiniz. EvelAllah filinta gibi olduğunu göreceksiniz, inşaAllah. Beril gözlerimin içine bakıp manidar bir gülüşle gülüyor bana. Beril’in hüsn-ü zannı var, inşaAllah. Ama Bediüzzaman diyor; “Herkes” diyor, “sevdiklerine hüsn-ü zan eder” diyor. Biz de tabii sevdiklerimize her zaman hüsn-ü zan ettik.
“Seyyid Muhammed Adnan Hocam” diyor, “hanımların bakımlı olması günah mıdır?” diyor, Selim Çitak. Ben sakallı, bıyıklı, kaşları birbirine girmiş hanımları görünce acıyorum. Zulmediyorlar o insanlara. Hanımlar bakımlı, tertemiz, nezih, nezafetli, hoş görünümlü, örnek Müslüman görünümünde olacaklar, İnşaAllah. Diyor ki; “kadın başına peruk takamaz.” Allah Allah. Saçı dökülmüştür hastalıktan. Sokakta öyle gezen bir hanım ne kadar mahcup olacaktır ya arkadaşlarına, ailesine, akrabalarına. Mesela evine geliyor arkadaşları, yaş günü var. Saçının yarısı var, yarısı yok. Mahcup olur çocuk. Taksın kafasına güzel bir peruk. “Böyle hoşuma gidiyor” diyecektir. Kimse de bilemez. Gayet de rahat eder çocuk. Niçin öyle olsun? “Kaşlarına dokunmayacak.” Genç kızlarda bazen böyle çok gür olur kaşları. Alnın ortasında birleşir, yukarılara doğru da çıkar. Çok gürdür kaşı, biraz acayip görünür. Çocuk onu biçimlendirir. Nasıl saç tıraşı oluyorsa, nasıl erkekler sakal tıraşı oluyorsa hanımlar da kaşını düzeltebilir. Biçim olur, güzel olur. İnşaAllah. “Yüzündeki tüyleri alamaz” Ne kadar ayıp şu söz, ne kadar kadınları aşağılayıcı bir söz. Yazık günah değil mi o çocuklara? Bazı genç kızlarda bıyık çıkar. Yani birçok kadında olur o. Bir kısmında sakal çıkar. Çok normal. İnsanın aczidir bu. Yani dünya şartlarıdır. Cennette tüysüz olacaklar. O halde onu mahcup etmenin bir âlemi var mı? “Peygamber (s.a.v.) bunu dedi” diyerek. Peygamber (s.a.v.) öyle söyler mi? Niye iftira atıyorsunuz Peygamber (s.a.v.)’e? Niçin desin? Ne mantığı var bunun? Tertemiz, bakımlı olması varken bir genç kızın; bir genç kız, sakallı bıyıklı ortaya çıkması, olacak iş mi şu? Kaşlar birbirine girmiş. Olmaz. Bilakis; mesela başörtülüyse zaman zaman saçlarını açacak, havalandıracak, güneşte kalacak. Dökülür saçları. Sürekli çocuklar o tülbentten alttan bağlıyorlar, üstüne de başörtü sarıyorlar. Başörtüsü kullananlar çok güzel, maşaAllah, ben takdir ediyorum. Çarşaf, benim en beğendiğim de çarşaftır. Fakat bakım çok önemlidir. Sürekli kapalı, mesela sürekli takke kafasında; hava aldırmazsan saç dökülür. Nitekim dökülüyor da saçları, beylerde görüyorum. Hiç açmıyor başını. Aç bir güneş görsün başın, bir havalansın, güzel bir bakım yap. Hanımlarda da öyle; hiç başını açmıyor, dökülüyor saçları. Yapış yapış oluyor. Olur mu öyle? Güzel, görkemli bir saça sahip olması lazım hanımların, bakımlı olacaklar, inşaAllah. Fıtratı bozmayacaklar. Fıtratı bozmuş oluyorlar o zaman. Dolayısıyla kendilerine eziyet ediyorlar ve İslam’a da zarar veriyorlar, Müslümanlara da zarar veriyorlar. “Müzik dinlenmez! Sanat da olmaz!” Ne istiyorsunuz? İslam’ı ortadan kaldıracaksınız. Delirdiniz mi siz, ne yapıyorsunuz? Müzik gayet güzel bir şey; insanın ruhunu açan, kalbini rahatlatan, Allah’a yaklaştıran son derece güzel, büyük bir nimet. Cennette de var müzik. Sanat? Sanat da yasak. Resim? Resim de yasak. Sonra bakıyoruz; mesela Cübbeli diyor ki; “resim haram”. Nerede onun dergisi? Bak geçenlerde de gösterdim. Bak, kendi dergisinde. Hani resim haramdı? Bak, bu da kendi dergisi; Kasr-ı Arifan. Gösterelim de Cübbeli sonra “dergimi tanıtmıyor” demesin. Bütün kitaplarını tanıtıyorum keratanın. İnşaAllah. Bak kitabını da tanıtıyorum. Sonra “tanıtmadı” deme. “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek ama” diyor, “muhakkak” diyor, “fakat bu yüzyılda değil” diyor. Zorun ne? Yani ne mahsuru olur? Bu yüzyılda gelse ne olur? Niye yedi yüz yıl beklemesi gerekiyor Müslümanların? Niye bu kadar telaşa düştün? Büyük Ortadoğu Projesi’nin sahiplerinin telaşa düşmesi tamam, makul. Dinsizlerin telaşa düşmesi makul. Senin zoruna ne oldu? Seni rahatsız eden ne var burada? Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişinden niye rahatsız oluyorsun? Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişinden niye rahatsız oluyorsun? Daha önce bak diyorsun ki; “Hz. Mehdi (a.s.) geldi, otuz yaşında” diyorsun. On yıl, Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini savunmuşsun sen. Ama bir de baktın ki senin işine gelmeyen bir Hz. Mehdi (a.s.) gelmiş. Sorunun bu. Konu bu. Yoksa bilmese bunu o söylemez bu kadar. Bu adam hadisleri çok iyi bilen bir adam. On yıl “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” demesi ne demektir? Bütün hadislerin tam mutabık olduğunu on yıl kabul etmiş. Bütün alametlerin çıktığını on yıl kabul etmiş. Deccalın çıktığını da kabul etmiş, süfyanın çıktığını da kabul etmiş, alametlerin çıktığını da kabul etmiş; alametlerin çıktığını kabul etmeden on yıl “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” diyebilir mi? On yıl! On birinci yılda adam, daral geldi buna; ne yapsın, ne yapsın; bu sefer diyor ki; “bana ilham geldi” diyor, “bana ‘dört saat’ diye bir ses geldi” diyor, “dört saat.” Yani vahiy gelmiş, ilham gibi bir ses. Ama doğru değil bu tabii. Bu da demiş ki; “nedir bu dört saat?” demiş. “Orasını karıştırma” demişler, kahvehane üslubu gibi. Çok yanlış bir tavır gösteriyor. Haşa. Eğer bir Meleği kastediyorsa, bunu söyleyen; “orasını karıştırma” diye avami bir üslup kullanmaz melekler. Nedir bu? O dört saati çarpıyor, bölüyor, çıkarıyor; dakikalarca anlatıyor, uzun uzun hesaplar yapıyor, sonunda “yedi yüz sene var” diyor, “kıyamete, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışına yedi yüz sene var” diyor. İyi sıhhatte olsunlar derler ya. Bir de buna inanıyorlar, aklım hayalim duruyor. Hayrettir. Fakat zamanında çok güzel anlatmış Mehdiyet’i. Bak Mahmut Hocam’la beraber dua etmişler, onu da bulduk, maşaAllah. Mahmut Hocamız on yıl kadar Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini kabul etmiş, on yıl. Mehmet Talu Hocamız, Allah razı olsun, iyi ki üstüne gitti Cübbeli; Mehmet Talu Hocamız’ın gazab-ı şahanesine olay sebep oldu. Gazaplanmaz Hocamız da, ben öylesine şaka diyorum, tabii gazaplanmaz. Şerh etti, açıkladı; bir de baktık olağanüstü bir durum var. Koskoca cemaat on yıl Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiğini savunmuş, anlatmış. Sonradan bu işkillenmiş. Çünkü daha önce de beni acayip övüyordu bu. Kitaplarımı övüyordu, “medar-ı iftiharımız” diye orada burada herkese anlatıyordu. Bütün cemaate benim kitaplarım dağıtılıyordu gittiğimde. Sen hatırlıyorsun değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii. Dergisinde yazılarınız çıkıyordu.
ADNAN OKTAR:Dergisinde yazılarım çıkıyordu. Acayip beğeniyorlardı. Sonra baktı ki Hz. Mehdi (a.s.) tahmin ettiği gibi değil. Bu diyor ki; “ya” diyor, “benden Hz. Mehdi (a.s.) mı olur ya?” diyor. Buna diyorlar ki; “Hz. Mehdi (a.s.) sen misin?” diyorlar. “Damarlar donmuş” diyor. Damarın donmasaydı Hz. Mehdi (a.s.) mı olacaktın sen şimdi? Cingir cingir sesinle ortaya çıkıp böyle. İnşaAllah. Ne diyeyim ben buna bilmiyorum ki. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, siz demin olduğu gibi, röportajlarınızda kadına şiddet konusunu çok gündeme getiriyorsunuz. Bugün de Hürriyet’te Rahmi Turan bu konuda bir yazı yazmış. Şiddetin çok yaygın olduğunu söylemiş. İstatistikler, eğitimli kadınların da şiddete maruz kaldığını ama “yuvam yıkılmasın” diye sessiz kaldıklarını ve son sekiz yılda öldürülen kadınların sayısının beş bine yükseldiğini yazmış.
ADNAN OKTAR:Dövülmesi bir acı da fakat öldürülmeleri çok çok acı. Öldürülmekten şüphelenen hanımlar sadece savcılığa bir dilekçe veriyorlar, konu bitiyor. Böyle olmaz. Savcılık mevcut kanunlara göre o kadar ciddi bir şeyi pek olmaz, söyleyeyim. Adam ölümle tehdit ettiyse adamın ifadesi alınır, o kadar. Yani, en fazla polis koruması verilir ama o da kolay kolay verilmez, o zordur o. Bekleniyor aylarca, öyle hemen olan bir şey değil o. Çünkü bu kadar vaka olmasından da anlaşılıyor olay. Bu kadınların çoğu adli başvuruda bulunmuş insanlar. Ama savcılık ifadelerini alıyor. Aylar sonra ifadeye çağırıyor. Adam ifadeye çağrılıyor. Adam bulunamıyor. Genellikle takipsizlikle sonuçlanan olaylar bunlar. Polis koruması da Allahualem pek verilmiyor, nadir verilir. İnşaAllah. Fakat böyle bir durumda savcılığa şikayet etsin, bölge karakollarına şikayet etsin, söylesin. Mahallenin ileri gelenlerine söylesin, komşularına söylesin, akrabalarına söylesin. Birçok yeri ayaklandırsın, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Tabii Hocam.
ADNAN OKTAR:Mesela hiç unutmam ben, bir genç kız; bir alçak köpek bu çocuğu tehdit etmiş. “Seni öldüreceğim” demiş. O da, korkusundan çocuk, başka bir ile tayinini istemiş, başka bir kasabada öğretmenliğe başlamış. Fakat orada kendini güvende hissediyor. O köpek senin peşini bırakır mı? Söylesene, oradaki caminin imamına söyle, karakola söyle, oradaki gençlere söyle, ihtiyar heyetine söyle, muhtara söyle. Herkesi ayaklandır. Ne var bunda? Bir şey yok ki. “Böyle böyle bir adam var.” Resmini de ver. Nitekim, adam da gelmiş oraya, minibüsle gelmiş, elinde satırla. Kız yürürken arkasından paramparça etmiş çocuğu. Herif yatar çıkar. Yani olan çocuğa olmuş oluyor. Mesela oradaki delikanlılara bildirilse, kasabanın delikanlılarına. Bizim milletimiz yiğit ruhludur, korumacı ruhludur. Mesela böyle bir şey olduğunda gözleri üstünde olur, çok daha titiz, dikkatli olurlar. Mesela öyle bir adam geldiğinde, fırtına gibi yerinden fırlar adamı tuttu muydu elinden alır neyse o elindeki artık satır mı neyse. Anında etkisiz hale getirilebilir. Sırf polisle olmaz yani. Şöyle; olur, polisle olur da; yanında koruma olarak varsa olur. Ama mesela, telefonlu oluyor bazen. Telefonla emniyete bildiriyor. Sonra polis geliyor. O aradaki boşlukta ne olacak? Veyahut polis sürekli onun başında beklemiyor bazen. Belirli vakitlerde oluyor. Boş bir aralığı adam gözleyebilir. O zaman işte halkın, ehl-i vicdan olan insanların devrede olması gerekiyor. Tabii ki polis halleder, çok güzel halleder. Ama geriye kalan kısmını da milletin halletmesi lazım. Milletin yardımcı olması gerekiyor. Tabii gidip adamı asıp keserek değil de; pasifize edilebilir, kolayca yapılabilir. Neden diyorum? Çünkü bu kadınların hepsi emniyete başvurmuş, polise başvurmuş ama buna rağmen olmuş bunlar. Yani bunlara polis koruması verilmemiş veyahut verilse bile nadir verilmiş oluyor, çok kısa verilmiş oluyor. Velhasıl kelam birçok kişinin dikkati üstündeyse, bir insanı korumak daha kolaydır. Kimsenin haberi yoksa, korumak çok daha zor olur. Bir de biraz cesur olsunlar. İnsanların canı çok tatlı. Mesela bıçaklanan bir genç kız; insan canhıraş, var gücüyle gider onun üstüne atar kendini. Hemen elinden alırsın çocuğu. Oturup seyredilir mi öyle bir şey? Benim vicdanım kabul etmiyor.
Ebcedden, Bediüzzaman zamanında da bazı münafıklar çok rahatsız olmuştu. Kuran’ın şifrelerle dolu olması, on dokuz ile kodlu olması Kuran’a zıt olanların, ehl-i imanla mücadele eden gizli münafıkların çok ağrına gidiyor. Her Kuran mucizesi, Kuran’daki harikalar, ebcedler çok canlarını yakar. Kendileri de hiçbir çalışma yapmazlar. Biz de Kuran’ın mucizelerini sürekli anlatmaya devam edeceğiz inşaAllah.
Arapça bilmeyen bir insana Kuran’ın Arapçasını okursan adam hiçbir şey anlamaz. Bazı ahmaklara bir türlü bunu anlatamadım ben. Arapça Kuran okuduğunda adam Arapça bilmiyorsa nasıl anlasın? İngilizce biliyorsa adama İngilizce olarak Kuran anlatılır. Farsça biliyorsa Farsça, Türkçe biliyorsa Türkçe anlatılır. Biz manasından mükellefiz. Yani, Arapçasından okunduğunda anlamıyorsak ve ısrarla “biz bunu bu şekilde anlatacağız” dersek Allah Katında sorumlu oluruz. O adamın bildiği dilde anlatılması lazım. Kim hangi dildeyse o dilde anlatılacak, inşaAllah. Tabii cahilliğinden söyleyenleri tenzih ediyorum ama hinliğinden, münafıklığından söyleyenler ayrı.
“Esselamu Aleykum” diyor, “Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Sultan-ul Evliya Şeyh Nazım El-Kıbrısi’ye edepsizlik yapan ve bundan dönmeyenler için ne diyorsunuz?” diyor. Allah hidayet versin diyorum. Allah hidayet versin. Ama hinliğinden ve münafıklığından yapıyorlarsa da Allah helak etsin diyorum. Allah hidayetle düzeltsin. Hidayetle düzeltmezse, Allah helak etsin. Şeyh Nazım Hocamız bizim sultanımız. Bütün dünyanın sultanıdır, o bir tane, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Milli Gazete’de Fatma Tuncer Hanım, yalnızlık konusunda çeşitli bayanların fikirlerini almış. Teknolojinin ve modern yaşamın insanı yalnızlaştırdığını ifade etmiş hanımlarımız genel olarak. “İnternette” diyor, “beş bin arkadaşım var ama” diyor, “bir tane samimi arkadaşım yok” diyor. “Hastalandığımda yanımda kimse yok” diyor bir tanesi. Diğeri de; “ailemden uzakta kendimi çok yalnız hissediyorum. Anadolu’da böyle değildi” diyor, “camdan cama bile konuşur, hemen toplanılırdı. Burada maneviyat eksikliği var” diyor. Bir başkası da şöyle demiş Hocam; Yüce Yaratıcı’nın yanında ve yakınında olduğuna inanan ve bu inancını aktif hale getiren kişinin kendini yalnız hissetmeyeceğini, Allah’a inançla bu hissi ortadan kaldıracağını. Çeşitli fikirler olmuş.
ADNAN OKTAR:Milli Gazete’de yazıyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Güzel. Kardeşimiz benim sık sık belirttiğim bir konuyu güzel dile getirmiş. Genç kızlar genellikle hep yalnızlar. Ben soruyorum; “var mı samimi arkadaşın?” “Var” diyor, “bir tane var” diyor yahut “iki tane var” diyor. “Çok samimi misin?” diyorum. “Yok” diyor, “bir tek anneme güvenirim” diyor. Genç kızlar hakikaten bir tek annelerine güveniyorlar. Hatta bir kısmı da onda bile dikkatliler, bir dereceye kadar güveniyorlar. Hep yalnızlar. Bu çok korkunç bir şey. Halbuki o kadar çok sırdaşı, o kadar çok arkadaşı olması gerekiyor ki, böyle can arkadaşları; istediği gibi konuşabildiği, sohbet edebildiği. Vahim tabii. Ahir zamanın Deccaliyet devrinin en korkunç neticelerinden birisi de odur. İnsanların yalnız kalmasıdır. Dostsuz, arkadaşsız kalmasıdır. Selamsız kalmasıdır. Sokağa çıkınca selam verecek adam bulamıyor, dost olacak adam bulamıyor. Hep yabani, ürkek bakışlar. İnsanlar birbirlerinden çekiniyor. Git İngiltere’ye, git Avrupa’ya; her yerde böyledir. Korkuyla birbirlerine bakıyorlar. “Acaba bir zarar gelecek mi?”, “bir şey olur mu?”, “nasıl bir bela gelir?” onu tartıyor, ölçüyor, anlamaya çalışıyor. Yani; “ne türde bir zarar verebilir, ne tür bir belaya uğratabilir? Bunlar engellenebilecek mi, engellenemez mi?” bunları tespite çalışıyor. Canının derdine düşüyor. Halbuki Mehdiyet devrinde “Selam”, “Aleykum Selam” dedin mi, can ciğer kuzu sarması olunur. Kardeşindir artık o senin. Selam ne demek? “Benden sana zarar gelmez, senden bana zarar gelmez” anlamına gelir, inşaAllah.
Cübbeli biraz Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetsin. Talebem o, anlatacak Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Ona Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuruna kadar anlattıracağım Hz. Mehdi (a.s.)’ı, inşaAllah.
VTR: Cübbeli, deccalın çıktığını anlatıyor.
VTR: Cübbeli, hutbelerde deccalın anlatılmamasının kıyametin yaklaştığının alameti olduğunu anlatıyor.
VTR: Cübbeli diyor ki; “kıyamet alametlerinin yarıdan fazlası çıktı.”
VTR: Bundan sadece yedi – sekiz yıl öncesine kadar İsmailağa Cemaati’nin ileri gelen hocalarına: “Hz. Mehdi (a.s.) şu an otuz yaşında” diyen Cübbeli, şimdi ise Arifan dergisinde bunların tam tersini iddia ederek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını haber veren yüzlerce hadisi gizlemeye çalışmaktadır.
ADNAN OKTAR: Mehmet Talu Hocamız, Allah ondan razı olsun, Hz. Hızır (a.s.) gibi yetişti, Cübbeli’nin bütün üslubunu darmakeşan etti. Tek bir vuruşla bitirdi. Adap, edep, nezaket nasıl olurmuş gösterdi, ilim neymiş gösterdi, dürüst anlatım neymiş gösterdi ve on yıl kadar Mehdiyet’i ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini alenen ve bizzat kendisinin savunduğunu da anlattı ve konu bitmiş oldu böylece, inşaAllah. Mehmet Talu Hocamız, bana fıkıh soran kardeşlerimize bak sık sık söylüyorum, ya ilmihal okusunlar, Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız’ın İlmihal’ini, oradan baksınlar. Çünkü fıkıh önemli bir konudur, öyle televizyonda ayaküstü anlatılacak bir konu değil; fıkıh kitaplarından okunur. Ama Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız’ın kitabı muhteşemdir. Buna rağmen çözemezlerse Mehmet Talu Hocamız’dan istirham etsinler. O fetva âlimidir. Ondan her türlü bilgiyi edinebilirler. Tam yüzde yüz güvenebilirler. Çünkü Ehl-i Sünnet’in kalesidir, evelAllah. Kusursuz, mükemmel anlatır, inşaAllah. Bak, fetvaların bile kaynaklarına bakıyor Hocamız, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir gönüllü kardeşimiz, ismi Hayrettin Görünmek, kütüphanesinin resmini çekmiş yollamış Hocam, tam dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bak, eve büyük bir âlim getirmiş. Şimdi sıkıysa bu âlimle bir tartışsınlar. Kardeşlerimiz en az bu şekilde olsunlar. Bakın, söylüyorum; bir insan kendi cahil olabilir, bilgisiz olabilir. Diyor ki; “Hocam ben nasıl Marksistlerle tartışayım? Bilgim yok” diyor veyahut “dilim o kadar dönmüyor” diyor, “seri konuşamıyorum. Genel kültürüm yetersiz” diyor. Tamam, olabilir. Yanında bir âlim bulundur, bir hoca bulundur, büyük bir âlim; böyle darmakeşan edecek anında, koydu mu oturtacak bir âlim. “Nerden bulalım Hocam âlimi?” diyor. Kolay; evinde bir köşe yapacaksın, dükkânında, çarşında, neyse artık, koca bir kütüphane; Harun Yahya kitaplarını koyacaksın, Yaratılış Atlası’nı koyacaksın, Darwinizm’le ilgili bizim kitaplarımızı koyacaksın. Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız’ın İlmihal’ini koy. Ali Bulaç’ın mealini koy. Risale-i Nur Külliyatı’nı koy. Ama adam Marksist, Leninist, Darwinist ve materyalistse, baş edemiyorsan; evelAllah, tozunu dumanını ortaya çıkaracak bir âlimi oraya getirdin demektir. Yaratılış Atlası’nı ve Harun Yahya kitaplarını oraya koydun mu ikinci bir yol yoktur. Harun Yahya kitaplarında tek yol vardır; kahredici üstünlük, ikinci bir yol yoktur. Mutlaka mağlup eder, mutlaka, ikinci bir yol olmaz. Onun için gönlün rahat olsun, otur bir kenara, sen limonatanı, pastanı ye. Adama dersin; “al kitapları oku. Bu âlimi yen, yanıma gel.” Yenmek şurada dursun, kayseri pestili gibi ezilecektir. Daha Yaratılış Atlası’nın ilk on sayfasını okumuş olsa konu kökten biter, hiçbir şeyi kalmaz. Onun için; “ben tartışamıyorum, ben tebliğ yapamıyorum” yok. Yanınızda âlim olmazsa tabii tartışamazsınız. Yanınızda âlim bulunduracaksınız. Hatta arabada bile bir küçük kütüphane gerekir. Arabanın arka kısmına, camına koy Yaratılış Atlasını; gelen giden görsün. “Arkadaş” dersin, “sen bu kitabı oku. Eğer baş edebiliyorsan gel yanıma. Eğer konuşacak halin kalmadıysa, maşaAllah” dersin, “Allah sana demek hidayet vermiş.” İnşaAllah. Ve bu A9 Televizyonu’nun tanıtımı çok hayati. Diyorlar ki; “Hocam” diyorlar, “nasıl tebliğ yapacağız?” İşte al size tebliğ; ne güzel, ne kolay! Ben eskiden akrabalara giderdim. Yanıma bisküvi alırdım böyle, çayları da yaptırırdım. Çünkü yani misafir gittiğimiz evde bisküvi bulunmayabilir. Bir sorun bu. Ben sağlamcıydım. Bisküvilerimle giderdim giderken, çaylar peş peşe gelirdi. Oh ne güzel böyle, güzel batırarak böyle, inşaAllah. Bisküviyi batırdıktan sonra çok süratli kaldırmak lazım, o ustalık gerektirir. Yoksa bisküvi düşer. Yani o konuda ben bayağı üstadımdır. Aç A9’u da, güzel güzel seyrettir kardeşim. Alışsınlar, inşaAllah. Ne güzel bak, genç delikanlılarla, böyle filinta gibi yakışıklı gençlerle toplanıyorlar. Mükemmel konuşuyorlar, mükemmel, mükemmel. Aferin çocuklara, inşaAllah. Şahane anlatım. Aşkla, şevkle anlatıyorlar. Bayağı güzel.
ADNAN OKTAR: “Namaz kılarken tam olarak ne düşünmeliyiz?” Allah’ı düşüneceğiz tabii ki, ne düşüneceğiz? MaşaAllah. “Hocam” diyor, “siz 1956’da doğan bir güneşsiniz Hocam” diyor. Allah razı olsun, inşaAllah öyle oluruz. Necmettin Ergin, Kastamonu’dan yazıyor. “Selamun Aleykum Adnan Hocam. Ben Tavşanlı’da yaşıyorum ve burada yerel bir gazete var ve gazete sahibi ve başyazarı olan Ali Bey, Aydın Bey sizden bahsederek daha fazla insana ulaşmak amacıyla görüşmelerim var. Bu görüşmelerin sonunda sizinle karşılıklı mülakat yapmak istediğini söyledi. Bu konuda sizin kararlarınız çok önemli benim için. Ayrıca Belediye Başkanı da sizinle tanışıp görüşmek, hatta programınızda sohbete dahil olmak istediğini aktardı” diyor. Şeref duyarız. Belediye Başkanlarımız gelsin, ben halkımı acayip seviyorum, milletimi acayip seviyorum. “Sizin olurunuzu almak benim için önemli. Lütfen bu konuda bilgilendirirseniz çok sevinirim.” Benim olurum; benim için onur olur, olur mu. “Allah razı olsun” diyor. Telefonunu vermiş. Buyursun Belediye Başkanımız, başımızın tacı, Tavşanlı, ne güzel.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. ‘Mısır’daki sfenks heykeli içinde çok tarihi belgeler var’ demiştiniz.” Doğru. Çok eski peygamberlere ait birçok belgeler, birçok dünyanın sırlarına ait belgeler var; onları çıkaracağız. Şu an diyorlar; “turistik bir tesistir, giremezsiniz, bakamazsınız.” Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde turistik muristik dinlemez. Allah’ın izniyle başından sonuna kadar ayırıp bakacak. Allah’ın izniyle ta başından sonuna kadar yani, bakılmadık hiçbir yer kalmaz. O piramitler, onlar hallaç pamuğu gibi atılır. Yıkmaya gerek yok ama her yerine bakacağız evelAllah, Allah’ın izniyle. Hz. Mehdi (a.s.) inşaAllah bizi görevlendirir; bak bakalım bakıyor muyuz, bakmıyor muyuz! Hepsini buluruz Allah’ın izniyle. “Acaba o belgeler arasında makine, plastik, canlı resimleri de olabilir mi Hocam?” Tabii ki. O devirde yapılmış, harika, hiç bilmediğimiz teknolojiyle, tahmin etmediğimiz şeyler çıkabilir. Çünkü şu an bulunan şeyler var ama acayip tahrip olmuş, tespit edemiyoruz. Ama orada çok iyi korunabiliyorlar. Girilmemiş yerler var. Oralara gireceğiz, inşaAllah.
MaşaAllah, bak dünyanın her yerinden kardeşlerimiz yazmışlar, çok güzel. Ama bunların hepsine tek tek cevap vermek biraz zor.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Birkaç gün önce CNN Türk kanalında, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Işıl Özgentürk, Kutlu Doğum Haftası’nı”. “Yakışıksız ifadeler kullandı” diyor, “onla ilgili” diyor. “Mustafa Nuhoğlu.” Bu yazı var mı bizde, Işıl Özgentürk?
ALTUĞ BERKER:Yok Hocam.
ADNAN OKTAR:Işıl Özgentürk göze girmek için yapmış olabilir, Aydın Doğan'ın gözüne girmek, hani “ben böyle şeylere karşıyım” gibisinden. Çünkü o klanda, o toplulukta göze girmek için bu tarz şeyler yapmak gerekir. O da maaşı artsın diye, imkanları artsın diye, belki “Ertuğrul Özkök ihtiyarladı, onun yerine geçerim” diye de düşünüyor olabilir. Çünkü o, elinde ayakkabı gezmeye başladı Ertuğrul, inşaAllah. Ayakkabı giymiyor. Elinde ayakkabılar, geziyor. Allah hidayet versin, inşaAllah. Işıl Özgentürk, bu adam kimdi Işıl Özgentürk?
ALTUĞ BERKER: Nebil Özgentürk televizyoncu araştırma şeyi vardı Hocam, onun eşi olabilir belki.
ADNAN OKTAR:Bayan mı bu? Onun eşi mi?
ALTUĞ BERKER:Olabilir, Allahualem. Ben öyle hatırlıyorum hafızamda ama.
ADNAN OKTAR:Bir bakalım, bakalım nasıl bir şeymiş? Ama bugün olmaz herhalde de, yarın bakarız. Fakat eğer böyle bir şey dediyse çok ayıp yapmış. Vicdanlı olsun. Ahirette utanç duyar. Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında utanç duyar. Hz. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde utanç duyar. Çok az bir zaman kaldı. Onu o zaman Aydın Doğan o utançtan kurtaramaz, Aydın Dedemiz. İnşaAllah ömrü vefa eder de, dedemiz görür Hz. Mehdi (a.s.)'ın vaktini, inşaAllah. Görecek Allah'ın izniyle. Bu hanım mı?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Neyse şimdi yazısını da bilmiyoruz. Ama muhtemelen yazmıştır. Kardeşimiz boş yere söylemez onu, bir bildiği vardır. Yaptıysa çok ayıp yapmış. İnşaAllah, düzeltecek bir yazı yazsın.
“Essalamu Aleykum benim nur yüzlü, güzel sözlü, Seyyid Muhammed Adnan Hocam. İsmim Kemal Zengin. Ellerinizden öperim.” Estağfirullah, biz sizin ellerinizden öperiz. “Hocam duanıza çok ihtiyacım var. Eşimi kaybettim.” Allah rahmet etsin. Allah cennette kardeş etsin. “İki tane çocuğum var, ellerinizden öper. Sizden sadece dünya ve ahiret için dua isterim, lütfederseniz. Hocam bu imtihanın ağır olması bizim hatalarımızla ilgili, inşaAllah. Ayrıca insan için”, evet. “Kemal Zengin.” Kemal, zaten cennette de beraber olacaksın. Neyinden rahatsız oluyorsun, inşaAllah? Eşler, Allah; “minzevcetin” diyor. Zevcenle cennette sonsuza kadar beraber olacaksın, inşaAllah. Senden önce gitmiş. Seni karşılayacak, inşaAllah. İnşaAllah. Allah'ın izniyle.
ALTUĞ BERKER:Doğru, öyle bir şey söylemiş. Samanyolu Haber’de haberi var Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Bir benzetme yapmış pek hoş olmayan, Kutlu Doğum Haftası’yla ilgili. Söyleyebilirim istiyorsanız.
ADNAN OKTAR:Lafını sözünün bilmiyordur, yok. “Batılı iyice tasvir” derler, “safi zihinleri idlal eder.” Bediüzzaman'ın bir sözü vardır. Güzel bir sözdür. Ayıp yapmış. Sadece o sözünü düzeltsin. Çok ayıp, çok çok çirkin. Hem günah. Ne gerek? Bir hanımefendiye yakışmaz. O kültürlü, bilgili bir insan. Boş bulunup yapmıştır. İnşaAllah. Allah hidayet versin. Dua edelim, düzeltsin inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Selam vermediğim herkese Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam ben Sultan Babamız’ın cemaatinin sohbetlerine gidiyorum.” Oh ne güzel, ne ala, ne güzellik! “Ve orada sizinle ilgili çok güzel şeyler duyuyorum. Birçok kişi, A9 Televizyonu’nu izlediklerini söylüyorlar ve hatta A9 Televizyonu’nu ilk sıraya alanlar da var.” Tabii, öyle olması lazım. “İnşaAllah bu başarınız daim olur ve Allah yardımcınız olsun diyorum.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. İskender Evrenosoğlu kendini Hz. Mehdi (a.s.) ilan ediyor. Sizce neden böyle bir şey yapıyor?” Bırakın şu garibanı Allah aşkına, yazıktır ya. Yani bu bizim derdimiz mi? Olabilir, belki cezbe halinde o. Kendinde de değildir. Öyle konuşuyor. Kaale almayacaksınız. Diyebilir bir insan. Haşa, başka türlü diyenler de var, daha değişik. Haşa, “ben Allah'ım” diyen de oluyor. Yani niye oturup zavallı insanlarla oturup şey yapıyorsunuz? Dua edin. Allah hidayet versin. Allah aklının başına gelmesini sağlasın. Muhtemelen tarikat sarhoşluğuna girmiştir. Cezbe halindedir. Ne dediğini bilmiyordur. Yani bu tip vakalarla uğraşmak, Müslüman’ın en son uğraşacağı konular bunlar. Darwinistler var, materyalistler var, komünistler var, satanistler var; dinsizi, imansızı, bilmem nesi, vatan hainleri var; PKK'sı var, anarşisti, teröristi var. Şimdi hepsi hallettik de bu garibanlar mı kaldı? Bunları en sona bırakmak lazım, değil mi? İnşaAllah.
Özlem Hanım. Güzel Özlem, namaz kılarken gönlün çok rahat olacak. Vesveselerle hiç muhatap olmayacaksın. Vesveselerden sorumlu olmazsın. Kıl namazını, çık. O kadar. Sen Allah'ın izniyle o namazı kılmakla mükellefsin. Namazını kıldıktan sonra tamam. Vesvese geldi mi oturup ne ilgileniyorsun vesveseyle? Sen sorumlu değilsin ki vesveseden? Yani ahirette sana vesveseden sormayacaklar. Namazını kıldın mı, kılmadın mı; ondan sorulacak. Kıl namazını, çık. Olabilir, şeytan aklına acayip şeyler de getirebilir. “Bir de namazı kılarken kaçıncı rekatta olduğumu şaşırıyorum. Neden acaba?” diyor. Şöyle yap. Bu yaygın bir şeydir. Önce bir özenle namazını kıl. Buna rağmen şaşırıyorsan, ilave olarak bir daha kılarsın. Bir kere. Bir kere daha kıl. Baktın şaşırıyorsun, şaşırdın. Bir kere daha kılarsın. Sehiv secdesi yaparsın yahut yeniden namazını kılabilirsin. İlave, eksik rekat varsa onu tamamlarsın. Bir kere daha olduğunda bir kere daha yap. Üçü aştın mı artık sorumlu değilsin. Ya Allah Bismillah, artık zannı galiple ilk aklına gelen, vicdanına gelenle namazını bitir. Artık o vesveseyle uğraşılmaz. Artık orada şeytan musallat oldu demektir. Seni namazdan vazgeçirmeye çalışıyor. Sen dur namaza, kıl, çık. Tamamdır, namaz namazdır. Yani ister vesveseyle kıl, ister şöyle kıl. Hiçbir şey olmaz, fark etmez, inşaAllah. Yani birkaç kere olduysa artık o vesvese hükmündedir, onla ilgilenmeyeceksiniz. Hafif zannı galibin ne taraftaysa ona göre yaparsın, inşaAllah. Mesela hafiften dördüncü rekatı kıldığına kani, hafif; tamamdır, yeterlidir. Bitti namaz yani, inşaAllah. Ama hiç kılmadığına kaniysen, tabii dördüncü rekatı tamamla, inşaAllah. Vesveseyle de hiç ilgilenmeyin. Namazda zaten özel olarak onunla ilgili şeytanlar vardır. Namazı şaşırtmak için görevlenmiş şeytanlar vardır. Görevi odur; sadece onunla uğraşır. Yani Müslümanlara namaz kıldırmamak için. “Git” dersiniz şeytana. İlgilenmeyin, muhatap olmayın. Kıl namazını, çık. İstediği kadar vesvese gelsin, istediği kadar kafan dağılsın; namaz geçerli olur. Hafif zanlı galibinle de namazı bitirirsin, inşaAllah. Ama buna rağmen yine aklının almadığı bir şey olursa bana yazabilirsin.
Mahmut Emre, Üsküdar’dan. Şimdi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kuran’a muhalif olan bir hadis söylemez. Kuran’a muhalif olan bir hadis, hadis değildir. “Şöyle bir hadis var.” O gerçek değildir. Nitekim bak Müslümanlar diyorlardı ki; “resim haram”. Baktık en takva olanlar, en titiz olanlar bile hepsi resmi kullanır hale geldiler. Demek ki inanmıyorlar. Demek ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in böyle bir sözü yok. Peygamberimiz (s.a.v.), resmi niye yasaklasın? Resim, taparsan günah olur, taparsan. Tapmadığına göre niye günah olsun resim?
Necati Er; “Sayın Hocamız’ı en derin saygılarımızla selamlıyorum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Bilindiği üzere yabancı kaynaklar uzaylıların varlığını kabul ettiler. Sayın Hocam’a sormak isterim. Ahir zaman içerisinde uzaylılarla mücadele” kardeşim ne haddimize? Şimdi bir de bunlarla mı uğraşacağız? “Uzaylılarla mücadele” öyle bir şey yok. “Yahut ittifak olması mümkün müdür?” ittifak olur, mücadele olmaz. Uzaylılar iyi kalpliler, öyle bir şey yapmazlar. “Sayın Hocam bu konuyu nasıl değerlendiriyorlar? Hayırlı akşamlar diliyorum, Necati Er.” Necati, işin doğrusunu söyleyeyim mi? Onlar cin. Bana güven. Cin takımı, alayı cin onların. Metal görünümü alırlar, üçe bölünürler, birleşirler, mesela böyle yanık kokusu gibi koku meydana getirebilirler, patlama meydana getirebilir, çeşitli renk tayflarına ayrılır, çok süratli ışık şeklinde hareket eder. Eğleniyor keratalar, hergeleler yani. İş güç yok. Çünkü onlarda yiyecek için çalışmaya gayret yok, yiyecek sorunları yok. Hiçbir konu yok. Barınma sorunu da yok. Evlerin köşeleri möşeleri, evelAllah, ailece. “İş güç, ne yapsak?” Milletle böyle dalga geçiyorlar işte, eğleniyorlar. İşte milleti şaşırtıyor, tıkırtı yapar, bilmem şamata yapar, gökte ışık haline gelir falan feşmekan. Uzaylı; öyle bir konu yok, inşaAllah. Hepsi ecinni takımıdır. Onlar kayanın içinden geçer. Yani akıl almaz; mesela ışık hızıyla hareket eder. Tam cin, klasik cin özelliğidir. Görüntü halini alabiliyorlar. Mesela bizim kız arkadaşlarımızdan da, beylerden de çalışanlar var; ellerinin üstünde parmak, parmakta, “tırnak duası” deniyor, şöyle dörtgen ekran şeklinde oluşuyor ellerinin üstünde. Adamlarda her türlü kıyafet var. 17. yüzyıl kıyafeti var, daha önceki çağlara ait; yani maskeli balo gibi, böyle kıyafet balosu gibi adamların. Her şey var adamlarda. Birbirlerini itekliyorlarmış birbirlerini görebilmek için ekrandan böyle, şaşkın şaşkın bakıyorlarmış alttan “ne oluyor?” diye. Bir başka boyuttalar onlar, boyutla bağlantı kuruluyor. Yani biz üçüncü boyuttayız, onlar dördüncü boyuttalar. Onun için o dördüncü boyuttan bir pencere açıldığında oradan bakıyorlar işte, şaşırıyorlar; “niye arıyorsunuz bizi?” der gibi. Öyle rahatsızlarmış zaten; “ne alaka, niye bana dokunuyorsunuz?” gibisinden. Ama akıllı, uslu olanları var. Sorulduğunda da güzel güzel cevap veriyorlar. Fakat biraz vakti erken; zamanı gelince Allah’ın izniyle Hz. Mehdi (a.s.)’ın emrine girecekler inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitemizi tanıtmak istiyorum.
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:www.DusunenCocuklar.Com sizin çocuklarımızla ilgili yazdığınız kitaplardan faydalanılarak hazırlanmış bir site bu. Çocukların merak ettiği sorular, filmler, kitaplar, oyunlar, resimler, hepsi bulunuyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Açsın, baksınlar kardeşlerimiz. Güzel yani, oradaki seslendirme de güzel, görüntüler güzel. Allah daha da güzelleştirsin. Girişler www.HarunYahya.Tv’ye ve www.HarunYahya.Org, www.HarunYahya.Com ve www.HarunYahya.Net’e yani astronomik sayıya çıktı maşaAllah, elhamdülillah. Allah razı olsun kardeşlerimizden. Çok yoğun gayret ediyorlar, çok güzel tanıtmışlar. Takip eden kardeşlerimizin de Allah ecrini, sevabını artırsın maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Bir sincap gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Ne şeker hayvanlar! Mesela bunları sevememek çok büyük bir ızdırap, Allah vermesin. Mesela ben bu herifi sevmem lazım. Hem de öyle az boz değil yani inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir de su içen karınca var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O nasıl oluyor? MaşaAllah. Ne şekerler karıncalar! Ben çocukluğumda çok severdim bunları. Böyle yanlarına uzanıp bö seyrederdim. Acayip uslular. Koca kafalarıyla pır pır pır oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya. Çok çalışkanlar ve böyle vernikli gibi de pırıl pırıllar.
ALTUĞ BERKER:Bir de sözünüzü dinlemişlerdi Hocam, benim de hatırladığım.
ADNAN OKTAR:O hayrettir maşaAllah. Hakikaten, elhamdülillah. Ne kadar acayip oluyor. Bir de o kadar kalabalık insanın gözü önünde oldu ki! Bir kere söylemiştim ya, evi karınca bastı ama yani bir milyondan fazladır. Yani öyle simsiyah oldu bütün duvar böyle boydan boya. Uçanlar da var. “On beş dakikaya kadar terk etmezseniz” dedim, “ilaç yapacağız size” dedim. “Bak bunu istemiyorum” dedim. O bir tane dişi karıncaya söyledim, kanatlı olan. Ben içeriye gittim. On beş dakika sonra geldik. Çok az, şu kadar bir şey kalmıştı, şöyle şu kadar. Bir kere daha, biraz sonra, üç beş dakika sonra bir daha geldiğimde hiç yoktu, hiç kalmamıştı inşaAllah. Onu detaylarıyla biz internete yazalım. Onlar zamanla unutulabilir. Onlar çok önemli, çok şaşırtıcı. Çünkü Allah’tan bir nimet. Çok hayret verici bir olay. Yani en az yirmi kişi şahitler. Herkesin gözü önünde oldu. Yani hayatta hiç öyle bir evi karınca basmaz zaten, ben de öyle bir şey söylemem. İlk defa söyledim. Allah öyle ilham etti. Yine bir kere daha olmuştu. Yine bir daha oldu. Yine onlara söyledim; “bak ilaç yapacağım. Şu ormana şurada çıkıp gidin” dedim. Pencereyi gösterdim. Herkesin gözü önünde, banyonun penceresinden güruh olarak hepsi ormana gittiler. “Ormana gidin” dedim. Hepsi gittiler. Yani bunun şahidi de öyle, en az yirmi kişidir. Çünkü kardeşler ayrı gördü, hanım arkadaşlarımız ayrı gördüler. Yani büyük bir kalabalık gördü. Ama keşke fotoğraflasaydık o zamanlar. Mesela videoya almak... Ama ben ne bileyim? Öyle bir harika olacağını ben bilmiyordum. Bilsem, videoya alırdım. Tahmin etmediğimiz bir olay oldu, maşaAllah. Ben söyledim ama işin doğrusu ummuyordum onu yapacaklarını. Yani öylesine söyledim. Allah’tan umarak söyledim. Hani “olur” diye bir şeyim yoktu işin doğrusu. Yani o çok güç bir ihtimal. Karıncalar anlar mı insanın sözünden? Hayret! Dediğimi yaptılar ve herkes gördü, elhamdülillah. Mesela bir kişi olsa şahit, belki inandırıcı olmayabilirdi ama çok büyük kalabalık gördü. Onları bir, kuşun gelmesini, öbür şeyleri, hepsini bir yerde bir anlatalım topluca. O çok önemli. Allah’tan bir ikram çünkü onlar.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bir ayet okuyayım. Bismillah. Taha Suresi. “Andolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik:” şeytandan Allah’a sığınırım, 77’nci ayet; “"Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç,” bak, “yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."” Müslüman yetişilmeye yani herhangi bir korkusu, herhangi bir tedirginliği olmayacak inşaAllah. Allah’a güvenecek inşaAllah.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...