SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 Tv, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Hocam bugün çok sayıda köşe yazısı ve haberde, dün Bedri Baykam’a yönelik saldırı sonrası, kimsenin yardımcı olmaması konusunda yazı ve yorumlar vardı. Bunlardan ikisi Cüneyt Özdemir ve Güneri Civaoğlu’nun yazdığı yazılar. Cüneyt Özdemir yazısında; “bir yaralıyı hastaneye götürmeyecek kadar değerli arabası olanın karakterinin beş para etmediğine” dair bir vurgu yapmış.
ADNAN OKTAR: Neye göre ama?
ALTUĞ BERKER: Arabaya almadıkları için.
ADNAN OKTAR: Ama hangi inanca göre? Marksist inanca göre mi? Müslümanlığa göre mi? Dinsizliğe göre mi? Darwinizm’e göre mi? Darwinizm’e göreyse bu çok normal ve materyalizme göreyse çok normal olmuş oluyor. Müslümanlığa göreyse çok çirkin, günah ve ayıp olmuş oluyor, inşaAllah. Neye göre olduğunu söylemesi lazım.
ALTUĞ BERKER: Güneri Civaoğlu da; “Bedri Baykam’ı eli karnında, geçen otomobillere binmek isterken kimsenin almadığını, bu görüntüleri izlerken ilk tepkisinin insanlık bitmiş olduğunu “anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR: İnsanlık değil, Müslümanlık vardır. Darwinizm insanlık diye bir şey kabul etmez. Maymundan gelmiş varlıklar olarak görüyor. Bedri Baykam, kendisinin maymundan geldiğine inanıyor. O insanlar da maymundan geldiğine inanıyor ve hayatın bir mücadele olduğunu söylüyor. Zayıfların kaybedeceğini, güçlülerin kazanacağını düşünüyor. Adam arabada kendini güçlü görüyor, onu da zayıflıkla kaybedilmiş olarak görüyor. Müslümanlıkta vardır adaletle davranmak, vicdanla davranmak, Allah korkusuyla davranmak, fedakar olmak, cesur olmak, diğergam olmak Müslümanlıkta vardır. Bir Müslüman için haramdır, orada kardeşini bırakamaz o şekilde. Ama bir Darwinist, bir materyalist için, çoğu için bu son derece normaldir. Son derece makul bir şeydir. “Adam başımı niye belaya sokayım” der. “Adam sarhoş olabilir, deli olabilir, her şeyi yapabilir yahut alay ediyor olabilir” der. Veyahut “başım belaya girer” der. “Arabayı kan revan içinde bırakır kirletir, gider poliste ifade vermem gerekecek” der. “Benim üstüme kalır bu” der, “hastanede ölür, üstüme kalır” diye düşünebilir. Ama Müslüman her ne pahasına olursa olsun haktan, hakikatten, hukuktan yanadır ve çok vicdanlı olur. Allah’tan korkarak hareket eder. Orada Darwinizm’in gereği yapıldı. Yani Darwinizm onu getiriyor işte, Darwinist felsefe, materyalist felsefenin gereği oldu. Karmaşık bir şey yok. Ama bir Müslüman’ın yüreği sızlar böyle bir şeyde ve asla kabul etmez. Alenen haramdır. “İnsanlık öldü mü?” diyorlar. Hangi insanlık? Marksist insanlık mı? Müslüman insanlığı mı? Budist insanlık mı? Neye göre insanlık bunu söylemeleri lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bıçaklayan kişi de teslim olmuş. 35 yaşında manik depresif hastası çıkmış. Daha önce geçen hafta Bedri Baykam’ı başka bir yerde beni de bırakır mısınız?” demiş arabasıyla. O da kabul etmemiş. O yüzden sinirlenmiş, takip etmiş. “Konuşmalarını, tipini beğenmiyordum” demiş. “O yüzden uyuz oluyordum, bıçakladım” gibi ifadeler kullanmış.
ADNAN OKTAR: Uyuz oluyormuş. Şimdi oradaki akıl hastasının yaptığı, ama oradaki adamların, arabalarına almayanların yaptığı olay, Müslümanlığa göre haram. Darwinizm’e göre de son derece normaldir. Karmaşık bir şey yok. Ayrıca orada o hanım yerde yatıyor, çıtını çıkarmadan tevekkülle yatıyor. O da bas bas bağırıyor. Mesela oradaki hanım, insan, delikanlısın sen değil mi? Velev öyle bir şey olmuş olsa bir yiğitlik vardır. Mesela bizim Doğuda aslanlarımız, koç yiğitlerimiz kaç yerinden isabet alıyor, yine kardeşlerine yardım ediyorlar. Kaç yerinden, mesela omzundan vuruluyor, bacağından vuruluyor, karnından vuruluyor, son anına kadar Allah için kardeşlerine yardım ediyorlar ve gıkını çıkarmıyorlar. İnsan delikanlı olur. Orada bir kadın yerde yatarken, kendi derdine düşmesi bir insanın, çok acayip bir şey. Önce onu kurtar değil mi? Kadın o çünkü zor durumda değil mi? Bayanı kurtaralım dersin, inşaAllah. Ben kendimi kurtarayım, benden gerisi beni ilgilendirmez nerede olur? Darwinizm’de olur. Araba sahipleri ne yapıyorlar? “Ben kendimi kurtarayım, ondan gerisi beni ilgilendirmez” diyor. Bedri Baykam ne diyor? “Ben kendimi kurtarayım, ondan gerisi beni ilgilendirmez” diyor. Arabadaki adamların yaptığıyla, Bedri Baykam’ın yaptığı aynıdır. Arada hiçbir fark yok, aynı pozisyon. O kadın bağırıyor mu? O da yara almış. Tevekkülle bekliyor. Kadın en önce kurtarılacak, insan ağır yaralı bile olsa delikanlı olur. Var gücüyle o kadını kurtarmaya çalışır, inşaAllah. Ben Müslüman mantığıyla bunu görüyorum. Ama yine de acıdım tabii yani ben olsam, alırdım. Materyalist de olsa, Darwinist de olsa, komünist de olsa, düşmanım dahi olsa, beni öldürmeye yeltenen birisi dahi olsa, yine ben onu yerde bırakmam öyle. Müslümanlığa yakışmaz.
ALTUĞ BERKER: Görüntülerini tekrar gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet görebiliriz.
VTR-Bedri Baykam’ın Bıçaklanması.
ADNAN OKTAR: O hanım da orada. O hanımı da orada uzatmış yatırmışlar, bekliyorlar. Onda beklenecek ne var? Alın götürün hemen. Orada yüzlerce araba var. Allah rızası için insan hemen alır götürür. Kızcağız çıtı çıkmadan orada öyle mazlum bekliyor. Ama adamın deli olduğu da oradan anlaşılıyor. Haydi ona gıcık oldun. Çocuğun ne suçu var? Tabii aklı başında bir adam zaten yapmaz bunu, delinin yapacağı bir iş. Çünkü fikrine karşıyım diye bir insana saldırılır mı? Hem haram, hem çirkin, hem ayıp, hem mantıksız, hem akılsız, aptalca bir hareket. Başka neler var?
ALTUĞ BERKER: Taha Akyol ve Mustafa Akyol ile ilgili bir yazı vardı Hocam. Yeni Çağ Gazetesi’nde, Sabahattin Önkibar’ın: “Mustafa Akyol’u biliyorsunuz, Taha Akyol’un mahdumudur” diyor. “Başkalarının yirmi beş yılda aldığı mesafeyi, bir günde aldı ve anında hem köşe yazarı, hem de televizyon programcısı oldu. Sakın bravo becerikli çocuk demeyin. Olan şey AK Parti’ye yandaşlığın sonucudur” diyor. “Baba Taha gerçi her devrin adamıdır. Milli mücadeleci, sözde ülkücü, sıkı Turgut Özal’cı, Mesut Yılmaz’ın danışmanı, Yalçın Amanvermez’in kankası, Çiller’in hayranı, Ecevit’in takdircisi ve son olarak AK Parti’nin militanı. Oğlu da babasının izinde, hatta onun bile ötesinde. Bu delikanlı son olarak, Atatürk’ün gençliğe hitabesine taktı. Aklınca ifade üzerinden Mustafa Kemal’e hücum ediyor. Soya çekimi olsa gerek, bu aile milliğe hep karşı tavırlı ve eylemli. Büyük şehit, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey bu Taha Akyol’un öz ve öz amcası olan Hulusi Efendi’nin verdiği yalan ifadeyle idam edildi. Dün Hulusi Efendi, bugün Taha ile mahdumu, dedik ya soya çekim” diyor Sebahattin Önkibar, Yeni Çağ Gazetesi’nde.
ADNAN OKTAR: Mustafa Akyol 10-15 yıl öğrencimdi. Amerika’ya gönderirdim, orada gidip Darwinizm, materyalizm aleyhinde, Darwinizm’in geçersizliğini anlatan çok mükemmel konferanslar verir, çok detaylı anlatırdı, İslamiyet’i, Kuran’ı anlatırdı. Sonra baktım, İslamiyet’ten, Kuran’dan bahsetmemeye başladı. “Niye bahsetmiyorsun?” dedim. “Böyle daha iyi hizmet ederim diye düşünüyorum” dedi. “Allah’tan, Kuran’dan bahsetmeden”, “çok materyalist bir görünüm oluyor” dedim. “Bu gibi soğuk hizmet olur mu?” dedim. O anlamda herkes yapıyor zaten bir şeyi yok. Orada aşkla, dava adamı olarak onu vurgulaman lazım” dedim. Baktım limoni öyle pek bir şeyi yok. Sonra Fethullah Hocam’ın cemaatine biraz yaklaştı. İyi dedik hiç olmazsa onların yanında belki biraz dengesini devam ettirir dedik. Sonra modernist olmaya, modern olmaya eğilim gösterdi. İyice böyle hani klasik sunucular var ya televizyon sunucuları, onlar gibi olmaya, klasik yazarlar gibi, bu CNN’in, işte Aydın Doğan’ın takımındaki yazarlara benzeyecek bir üslup ve mantığa girdi. Halbuki dava adamıysan, Müslüman isen coşkuyla, aşkla Kuran’ı savunursun, alenen İslamiyet’i savunursun. Marksist ve solcuysan Marksizm’i savunursun. Ara yol olmaz. Ara yol daima kaybeder. Ara yoldan bir şeyler yapmaya çalışıyor. Tabii hiç kimse de kaale almıyor. Mesela eskiden hakikaten biz gönderirdik, Darwinizm’e, materyalizme karşı konuşma yapardı, çok etkili olurdu. Çünkü davası vardı. Ama şu an davası yok. Neyi savunduğu belli değil, babasının da davası yok. Davasız adam olduğunda zaten insan kaybeder. Neyi savunduğu belli değil. Solu mu savunuyor, sağı mı savunuyor, İslamiyet’i mi savunuyor, Marksizmi mi savunuyor, neyi savunduğu belli olmuyor, karmakarışık. Dolayısıyla hani aferin desinler, halk beğensin mantığıyla yaklaşıyorlar. Babası da öyle, durumu kurtaracak bir tavır içerisinde, işte Cevat Hoca’nın yanına gitsin, onun aferinini alsın, onun takdirini alsın. Aydın Doğan’ın takdirini alsın. İşte saçı yandan tarayıp böyle ilkokul öğrencileri gibi efendi efendi, ne şiş yansın, ne kebap. Saçı yandan taramak suç değil de yani stil olarak diyorum. Gayet makul bir şey. İdare-i maslahatçı, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, ben rahat yaşayayım ama fazla da ortalık karışmasın”, herkesle iyi geçinme politikası var kendi kafasınca. Ama aynı zamanda herkese de karşı olma kafası var. Dolayısıyla ülküsüz, idealsiz, amaçsız, davasız bir insandır Taha Akyol. Mustafa Akyol da aynı çizgiye geldi. Dolayısıyla Nazlı Ilıcak gibi, kimse kaale almıyor. Nazlı Ilıcak da öyledir. Neyi savunduğunu anlayamazsın. Solu mu savunuyor, İslam’ı mı savunuyor, materyalizmi mi savunuyor, anlamak mümkün değildir, anlayamazsın. Onda da anlayamıyorsun. Dolayısıyla bunlar konuşurlar, sürekli dır dır konuşur, dinlersin. Yani incir çekirdeğini doldurmaz. Boş konuşmalardır. Bu Hürriyet Gazetesi’nin diğer yazarları gibi, neyi savunduğunu anlamak mümkün değildir. Okursun okursun, mesela PKK’ya bakış açısına bakarsın, bir türlü çıkaramazsın, nedir? Türkiye’nin bütünlüğü konusunu anlamaya çalışırsın, bir türlü çıkaramazsın. Bulanık bir anlatım tarzları var. Çünkü davaları yok. Davası olmadığında böyle olacaktır.
“Selamun Aleykum cennet kokulu Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Her zaman çok şık ve sağlıklısınız, maşaAllah. Rabbim sizi bize nasip etsin” diyor, inşaAllah. “Rabbim sizi bize nasip etmezse, Kuran’ı, dini, hayatı bu kadar güzel nasıl anlayabilirdik? Allah, sizi vesile etti” diyor. “Allah sizden razı olsun Hocam. Ellerinizden öperim.” Biz de sizin ellerinizden öperiz. İyi güzel hizmetler yapıyormuş. Kitap dağıtıyormuş. Aferin, maşaAllah. Allah şevkini artırsın. Kütüphaneler önemli, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dün de bahsetmiştik Hocam, Amerika’da çok büyük hortumlar olduğundan. Hafta sonu boyunca 250 adet hortum oluşmuş. Binlerce yapıya zarar vermiş. 45 kişi hayatını kaybetmiş. Hortumla ilgili bazı yeni resimler vardı.
ADNAN OKTAR: Çok harika bir şey bu, çok acayip. Hayret verici bir şey. Gücü hayret verici, böyle binaları, arabaları söküp götürmesi çok şaşırtıcı. Ahir zamanda bu olayların bu kadar sıklaşması da çok hayret verici.
Leyla Aytemur, “Sayın Harun Yahya Hocam” diyor. Kardeşimiz, çeşitli şeyler anlatmış. Fatih Altaylı’dan bahsediyor. Fatih Altaylı’yı beğeniyormuş. İyi, hayırlı uğurlu olsun. Kardeşim şimdi Müslümanlar, müminler birbirlerinin kardeşidir, birbirini desteklerler. Materyalistler birbirinin kardeşidir, desteklerler. Darwinistler birbirini desteklerler. Bunda şaşılacak bir şey yok. Müşrikler birbirlerini desteklerler, münafıklar birbirlerini desteklerler. Çeşitli çeşitli insan, kendine uygun adamı destekler. Demek ki sen de aynı kafadasın ki, destekliyorsun, olabilir. Ahirette neyi desteklediğini anlayacaksın. Kimlerle beraber olduğunu gördüğünde, neyi desteklediğini o zaman daha iyi kavramış olacaksın, inşaAllah. Biraz Cübbeli’den dinleyelim. Güzel anlatıyor, bize ahir zamanı, Hz. Mehdi (a.s)’ı biraz anlatsın.
VTR-Mahmut Efendi Hazretleri ve Cübbeli İslam’ın Dünya Hakimiyeti için Dua Ediyor.
ADNAN OKTAR: Evet, çünkü Cübbeli bu, Cübbeli’dir, der.
“Hocam ne mübarek şeyhsiniz öyle. Sizi kusura bakmayın ama kükremiş bir aslana benzetiyorum. Hem çok sempatik, hem çok güzel, hem de çok heybetli muhteşem bir erkek aslansınız” diyor, maşaAllah. “Sizi hayranlıkla dinlerken, kendimden geçiyorum. Büyük bir zevk ve şevk duyuyorum” diyor, maşaAllah. “Çok değerli Hocam, insanlar neden Allah’a inanmıyorlar? Çok mu zor bu gerçeği kabul etmek ya da inanmak çok mu zor?” Allah onları öyle yaratıyor, dinsiz yaratıyor, onlar da inanmıyorlar. Karmaşık bir şey yok. Mucizedir bir insanın inanmaması. Ben çocukluğumdan beri şaşırırım. Hatta bir kere düğüne gitmiştim çocukluğumda, üst tarafta böyle pencereler vardı, gökyüzü görünüyor, bütün millet dağıtmış oynuyor. İnsanlar nasıl Allah’tan korkmuyor diye düşünmüştüm çocukluğumda. Acayip şaşırmıştım. Nasıl unutuyorlar? İnsanın aklına ölüm gelir, ahiret gelir değil mi? Bu nasıl oluyor diye, bunlar neye göre bunu yapıyor diye şaşırmıştım. Daha küçük çocuktum, 6 yaşında falandım herhalde çok iyi aklımda.
Mesela Taha Akyol falan da, ben oturaklı böyle, derin düşünen bir şey zannederdim. Baktım çok yüzeysel. Duruma göre vaziyet, vaziyete göre durum, rüzgara göre şekil almak, ondan sonra yağmur yağdığında eve kaç, güneş çıktı sokağa çık, ondan sonra acıktın yemek ye. Adam bambaşka bir şeymiş. Öbürleri de öyle. Ertuğrul Özkök ayakkabıyı eline alıyor. Bir filmde görüyor, mutlaka filmde görmüştür, film sahnesinde falan veyahut o kırmızı halılarda falan bir toplantı yapıyorlar, bir adamlar var bir şeyler oluyor. Oralarda buralarda görmüş, içi erimiş demek ki bayağı. Bir de o şarap muhabbetine bayılıyor. Çünkü Müslümanlar şarap konusuna girmedikleri için, o marjinal olmuş oluyor, orijinal, marjinal böyle. İlk defa adam şaraptan bahsediyor, biz de şok olacağız, bak adam şarap içiyormuş falan diyeceğiz. Bütün millet ayakkabıyla yürüyor, adam eline ayakkabıyı alıp yürüyor. Marjinal olmuş oluyor, orijinal. Ayakkabıyı başına koyup da gezebilir, o daha orijinal olur eğer istiyorsa. Boynuna assın daha da ilginç olur, iplerinden bağlasın boynuna assın. Eğer orijinal olmak istiyorsa, bayağı şaşırırız. İşte bilmem neyin senfonisini dinliyormuş, böyle artistik hareketler. Millet Türk sanat müziği, pop müziği falan dinlerken, bu hiç ummadığın müzik dinlemiş oluyor. Biz de şok olacağız, diyeceğiz ki “adam ne kadar gizemli, değişik bir adam. Uzaylı gibi baksana halktan ne kadar ayrı. Adam yani boyut farkı var” falan diyeceğiz, hayran olacağız kendi kafasınca. Sen kendin diyorsun. Diyorsun ki; “60 yaşındayım, babam 70 yaşında öldü, 10 yıl falan bir ömrüm var herhalde” diyor. Dünyanın bu kadar kısa olduğunu bildiğine göre, nedir zorun? Bu pozlar, ayakkabıyı boynuna da assan, kafana da koysan yarın bir gün mezarın altına gireceksin sen. Orada artistik oturuşlar, artistik bacak uzatmalar falan olmaz. Orada Avrupalı pop şarkıcılarından gördüğün pozların hiç birini yapamazsın. Dümdüz böyle çubuk gibi yatacaksın mezarda. Ayaklarından falan bağlayacaklar ayak başparmağından, çeneni de bağlayacaklar, mezarın altında yatacaksın. Allah hayırlısıyla uzun ömür versin. Tabii biz hemen böyle bir şey olur demiyoruz, herkes ölecek yani o anlamda söylüyorum. Aklına başına alıp akılcı bakış açısına girmesi lazım. Mesela bizim Ayşe Arman, o delikanlı kız Ayşe Arman. Mesela o çizgisini değiştirdi, eskisi gibi değil. O da böyle orijinal, marjinal havalara giriyordu, süper kız havalarındaydı, o ayağı yere değdi, çocuk doğurduktan sonra, biraz yaşlandıktan sonra daha akılcı bakmaya başladı. Allah’ın varlığını daha çok fark etti. Kuran’a, İslam’a yakınlığı daha arttı. Daha akılcı olayları değerlendiriyor. Bu koskoca adam, daha hala uçuyor havalarda. Zaten bıyık emekli oldu.
ALTUĞ BERKER: CHP’den siyasete giriyor.
ADNAN OKTAR: İyi haydi gözümüz aydın. Gözümüz bir milletvekili görür de şöyle, eksik kalan kısmı tamamlar. Akıldane, bilmediği yoktur. Ona soracaksın böyle.
ALTUĞ BERKER: Eğer vekil olursa, meclisin en yaşlı sıfatıyla açılış başkanlığı yapacakmış.
ADNAN OKTAR: Zaten onun için girmiştir o. Gözümüz, gönlümüz aydın haydi bakalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ertuğrul Özkök’ten, dün bir Milli Gazete yazarı bahsetmiş, Ünal Ateş; “yazarlar mı, gazeteler mi değişiyor?” başlığı altında; “Hürriyet gördüğümüz kadarıyla üzerine yapışan karanlık imajı kaldırmaya çalışıyor” diyor. “Hürriyet Gazetesi bunun için de, muhalif olduğu zannedilen ama asıl dertleri milletin inancını küçüksemek olan yazarların yazılarını azaltarak, birçoğunu bırakmaya zorlayarak yeni bir sürece hazır olduğunu gösterdi” diyor. “Ertuğrul Özkök’ün, uzun süren hükümranlığı biterken, aslında topluma yön veren, zoraki adam etmeye çalışan çizgi de beraberinde bitmişti. Neyse ki Ertuğrul Özkök’ün pek çok şapkası var” diyor. “Önümüzdeki dönem, demokrat şapkasını çıkarırsa ne yaparız onu bilmiyorum. Umarım Özkök, bu özür dileme seanslarına devam eder de Demirel gibi bir şeyleri dizayn etmeye, bir şeyleri düzeltme adına yıkıcılığın adını demokratlık olarak belirlemez” demiş Ünal Ateş, Milli Gazete’de.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bu Hürriyet havalarda uçuyordu. Hakikaten bu insanlar için bunlar, ütopik varlıklar gibiydi böyle. İşte hükümet değişmelerine vesile olurlar, istediği adamı isterse tutuklatabilir. Böyle bir şeyleri yayınlar, bir şey yapar. Ondan sonra isterse birçok durumu değiştirebilir, birçok şeyi yönlendirebilir gibi halk arasında bir inanç vardı; halkın üstünde bunlar, son derece kültürlü, bilinçli, Avrupa ile bağlantılı, derin düşünen adamlar havası vardı. Sonra ben bunların kağıttan kaplan olduğunu milletimize derli topluca, kısaca anlattım. Ahmet Hakan da başta olmak üzere. Ahmet Hakan zaten dehşete düştü, söyledi zaten, yazdı: “En rahatsız olduğum şey eleştirilmek” diyor. Onu yıllardan beri eleştiriyor herkes. Benim eleştirim çok yıkıcı oldu. Ertuğrul Özkök’tede, Bıyık’tada falan, bunların hepsinin maskesini düşürdüm. Bunların sıradan insanlar olduklarını, gariban olduklarını herkese gösterdim ki, detaylı da girmedim. Yani hafif bir perdah çektik aslında, hafif bir zımpara. Detaylı girsem bambaşka olurlardı, darmekeşan olurlardı. Çok fazla delil de vermedim. Yüzeysel anlattım. Fakat bu bile kendi kendilerini anlamalarına yetti. Mesela Aydın Doğan, bıyığı boş yere gözünde büyüttüğünü anladı. Bıyığı boş yere gözünde büyüttüğünü anladığı için, bıyığa yol verdi. Yoksa bıyık zaten istediği lafı söylüyordu. Bir sözünden dolayı bıyığı böyle göndermez Aydın Doğan. Alakası yok. Fakat gözünde hiç olduklarını anladı bunların. Bir özelliği olmadığını anladı. Bu Ertuğrul Özkök’ü de aslında kapıya koymayı düşünüyor, fakat şimdi yerine koyacak adam bulamadığı için, şu anda idare ediyor. Ahmet Hakan’ın da dikkat edersen sivri dili gitti. O eskiden sürekli törpüleniyordu sivri dili. Ağzı çok uygun bir hale geldi. Artık öyle uçuk konuşmalar yapmıyor. Dikkat et tam benim eleştirimi yaptığım döneme rast gelir, inşaAllah. Ondan sonra daha nezaketli, derli toplu bir dil kullanmaya başladı, inşaAllah. Yani insanların gözündeki perde kalktı, bunları daha net görmüş oldular. Baktı ki hakikaten gariban, herhangi bir insan, hiçbir özelliği yok, kendilerine hava verip şişirmişler. Ben bunların vidasını gevşetince, havaları boşaldı bunların, olay bu, başka bir şey yok. Dikkat ederseniz o öbür ihtiyar falan da ortalarda yok. Hiç biri, aşağı yukarı hepsi araziye geçtiler. Çünkü nefes aldırmadım, sürekli eleştirdim, akılcı eleştiriler getirdim. Halk sürekli anladığı için, sürekli durumları ortaya çıktığı için, hakikaten kendilerine güvenleri de kalmadı bunların. Yani en vahimi budur bunların açısından. Bir insanın kendine güvenini kaybetmesi çok acayiptir. Bunlar kendilerine güvenlerini kaybettiler. Ertuğrul Özkök’ün eski havası var mı üstünde? Süper gariban oldu, üslubuna bakın. Eskiden troposferde uçuyordu. Şimdi sathe meyilden uçuyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Suriye rejimi, habere göre Kaddafi’nin taktiğini izliyor.
ADNAN OKTAR: Ne yapıyormuş?
ALTUĞ BERKER: Sertlik yanlısı iç savaş imajı verip, topluluğa karşı saldırısını meşrulaştırmayı hedefliyormuş. Esad’a bağlı askerler sabaha karşı göstericilere ağır silahlarla müdahale etmişler, çok kişinin öldüğü söyleniyor Humus şehrinde, sivil elbiseli şahıslar kalabalıklara uyarı yapmadan ateş açıyorlarmış. Bazı görüntüler var.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün, Suriye’deki etkileri. Evet Cübbeli Efendi de; “yedi yüz sene daha bekleyin” diyor. Hem “İslam’ın hakimiyeti yakın” diyor, coşkuyla anlatıyor, fakat “yedi yüz sene var” diyor. Hemen olsun niye demiyorsun? Bu kadar zulmü görüyorsun, bu kadar kanı görüyorsun, bu kadar acıyı görüyorsun. Bir an önce Ya Rabbi, hemen, bu günlerde İslam’ı dünyaya hakim et, İttihad-ı İslam olsun, Türk-İslam Birliği olsun niye demiyorsun? Diyemez, çünkü dokunduruluyor buna. O da ona göre hareket ediyor.
ALTUĞ BERKER: Bugün HaberVaktim internet sitesi; “kan coğrafyası” başlıklı bir haber yapmış Hocam. Libya, Suriye, Afganistan, Yemen, Irak’ta yaşanan olayları değerlendirmiş ve bölgenin tamamen bir kan coğrafyasına dönüştüğünü olan olaylardan örnekler vererek, detaylı olarak izah etmiş Hocam. Libya’da bin ölü, üç bin yaralı, Suriye’de şu kadar ölü, şu kadar yaralı diye. Yemen’de, Irak’ta hepsinden bahsetmişler.
ADNAN OKTAR: Bir dahaki sene bu daha da şiddetlenecek, yer yerinden oynayacak, ta ki Muhammed Mehdi (a.s) zahir oluncaya kadar. Bütün dünyada hem ekonomik kriz, hem fitne, hem kan durmayacak Hz. Mehdi (a.s) zuhur edene kadar. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur etmesiyle beraber, yangının üstüne su dökülmüş gibi bir anda ne fitne, ne fücur, ne olay, ne kan hiçbir şey kalmayacak. Aradaki şiddetli farkı göstermek için Allah bunları yaratıyor. Hz. Mehdi (a.s) devrindeki barışı, kardeşliği insanlar görecekler, bir de bu devirdeki karmaşayı, acıyı ve ızdırabı görmüş olacaklar. Çünkü arada muazzam bir zıtlık meydana gelecek. Birdenbire bir sükunet, barış, kardeşlik, sevinç ve bayram havası, Mehdiyet’in özelliğidir bu. Yobazların karşı atağına rağmen, Darwinist ve materyalistlerin karşı atağına rağmen, Büyük Ortadoğu Projesi’ni savunanların karşı atağına rağmen, gizli örgütlerin, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bütün gayretlerine rağmen, gürül gürül Türk İslam Birliği oluşacak, inşaAllah.
Sen hangi ülkedendin?
SUNUCU2: Özbekistan.
ADNAN OKTAR: Özbek Türküsün, maşaAllah. Özbekler bizim canımız inşaAllah. Özbekistan, Rusya hepsi inşaAllah Türk İslam Birliği içerisinde birleşeceğiz, koskoca bir Türk İslam Birliği oluşacak, inşaAllah. Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan hepsiyle inşaAllah birleşeceğiz, bütün İslam ülkeleriyle, inşaAllah.
“Selamun Aleykum mübarek Hocam. Bedri Baykam’a yapılanlar çok acı ama Bedri Baykam’ın bağırması bana kan kaybından ölürüm korkusundan olduğu izlenimi verdi, Hocam ama siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Allah imanını artırsın, yardım etsin, şifa versin. Murat Barış Coşkun, İstanbul.” Bakın, maşaAllah, Müslüman’ı görüyor musunuz? O Darwinist, materyalist olduğu halde, ona karşı dua ediyor, “Allah imanını artırsın” diyor, maşaAllah. “Yardım etsin, şifa versin” diyor. Kan kaybından, olabilir ama Müslüman adam delikanlı olacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ameliyatı 4 saat sürmüş.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Allah’a tevekkül edecek, inşaAllah. Çünkü orada öyle bir bağırtı, o tip bir şey, bağırmaya gerek yok, herhangi bir arabayı, taksi çevirip binse hastaneye götürürler, değil mi? Nitekim taksici bir şey demiyor çağırdıklarında, açıyor kapıyı biniyor, birçok taksi vardı. Özel arabalar çekinebilir tabii, o mümkün. Ama o bağırtıdan dolayı korkmuşlardır, yoksa özel arabaya birisi gitse dese ki, bu adam yaralı hastaneye götüreceğiz yardım eder misin dese, adam, tabii buyurun efendim der. Ama var gücüyle bağırınca, aklını kaybetti falan zannedebilirler, sarhoş zannedebilir veyahut bir oyun oynanıyor zannedebilir, her şey zannedilebilir. Ama her halükarda tabii insan zannetmeyi bir kenara bırakıp yardım etmesi gerekir. Ama materyalist gözle bakan için, yorum çok, çok fazla yorumda bulunabilirler. Orada en akılcı şey, bir taksi çevrilmesi veya sükunetle oradaki bir insana bunu söylemesi. Ama oradaki bayan yerde yatarken, bu delikanlılığa sığmaz, Müslümanlığa sığmaz, değil mi? Önce onu alacaksın, al arabaya, götürür mesela iki kişi kucaklayıp götürür. O kuzu gibi o çocukcağız orada yatıyor, insanın aklı kalır çünkü yardımcısı. Yardımcısı bile olmasa, herhangi bir sokaktan genç kız bile olsa, insanın bu çok ağrına gider. İnsanda doğal olarak genç kızlara karşı bir şefkat hissi, koruma hissi olur. Kadınlar ve çocuklar hassas varlıklardır, onlara özel bir hamiyet, özel bir koruma hissi olur. Müslüman Türk genci de delikanlıdır, kendini düşünmez, değil mi? Karşısındakini düşünür, çoktur böyle yiğit delikanlılar. Mesela içeride çocuk yanar, balıklama yangının içerisine girip çocuğu kurtaran, yaşlıları kurtaran çok koç yiğitler tanırım, delikanlılar tanırım. Yıkılan binanın içerisine girer, yiğit cesaret gösterir .
“Hocam” diyor, bir ayet sormuş. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onun hükümdarlığının alameti, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinin ve Harun ailesinin geriye bıraktıkları vardır; onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır." Bakın, bu ayette, çok manidar bir ifade var. Bakın; “Bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır.” Bu ne demek? Göreceksiniz. Delil olması ne demektir? Delil, görünen şeye delil denir, değil mi? Kesin delil nedir? Reddedilmez delil, eskiliği tespit edilecek açıkça, 3 bin yıllık olduğu anlaşılacak ve kutsal sandık bulunacak, inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.) zamanında. Kuran ona açıkça, alenen işaret ediyor.
Diyarbakır’dan Yusuf, Diyarbakırlı bütün kardeşlerime Selam, koç yiğitlere, bütün Güneydoğu’ya, Karadeniz’e, Akdeniz’e, İç Anadolu’ya, Ege’ye, Trakya’ya, hepsine, maşaAllah.
“Esselamun Aleykum ve Rahmeullahi ve Berakatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah (Celle Celalühu) Hazretleri; sizleri, Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri’ni, Şeyh Ahmet Yasin El Busrevi Hazretleri’ni ve tüm evliyaullah’ı başımızdan eksik etmesin, inşaAllah. Mübarek ellerinizden öper, dualarınızdan nasiplenmek isteriz inşaAllah” diyor. Allah razı olsun, Allah sevgini kat kat artırsın. İnşaAllah, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri gibi, Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri gibi evliyaullah’tan oluruz dua edin inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz.
SUNUCU: Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: Yüksek Seçim Kurulu’nun, bağımsız BDP adaylarını reddetmesi üzerine, ülkenin farklı yerlerinde protesto gösterileri olmuş. Molotof kokteylleri atmışlar, dükkanların camlarını kırmışlar, okulları taş yağmuruna tutmuşlar. Çeşitli haberler vardı bununla ilgili. Güneydoğu’da halkımız kepenkleri kapamak durumunda kalmış, belediye otobüslerine de molotof kokteyli atılmış, trafik polislerine saldırılmış.
ADNAN OKTAR: Şimdi çıkıp bazı arkadaşlar nasihat ederler; “oğlum ayıp değil mi, evinize gidin, derslerinizi çalışın, anneniz size çorba yapmıştır çorbanızı yiyin, yanlış şeyler bunlar.” Halbuki orada alenen bir komünist propaganda var, Darwinist, materyalist propaganda var. Komünizmin klasik yöntemidir molotof kokteyli, hoşimin çivisi atar, elde yapılmış uydurma bombalar atarlar, kepazelik çıkartır, rezalet çıkartır, Lenin’in tavsiyesidir, teşvik eder, anlatır Lenin bunları, uzun uzun anlatır, nasıl bombalanacak, ne yapılacak hepsini anlatır. Adamlarda klasik komünist eylem yapıyorlar. Şeş Tv’de sabahtan akşama kadar Darwinizm, materyalizmi anlatıyor, ondan sonra davul zurnayla lorke arkasından da, böyle olursa sistem bu şekilde devam eder. Elde imkan varken anti komünist, anti Darwinist, anti Leninist ilmi çalışma yapılması gerekiyor. Tek yanlı komünizm gelişiyor Güneydoğu’da, buna karşı şu an, hiçbir şey yapılamıyor. Devletin imkanı var, televizyonu var, radyosu var, yoğun olarak karşı bilimsel propaganda yapılması lazım.
ALTUĞ BERKER: Siz sık sık anlatıyorsunuz, ahir zaman alametlerinden biri de hadiste, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği gibi; Iraklıların parasının değeri düşmesi, hatta ortadan kalkması olduğunu. Bununla ilgili bir resim gösteriyorum. Resimde de gördüğümüz gibi, Iraklılar gerçekten değersiz paralarını tartıyla ölçüyorlar, en büyük banknot olan 250 Irak Dinarı’nın, 100 adetten oluşan destesi, 10-12 dolar değerindeymiş, Hocam. Dolar bozdurulurken saymak çok zaman aldığı için, Dinar desteleri tartıyla ölçülüyormuş. Hadis şu şekilde; “Iraklıların elinde ölçeceklerini bir tartı aleti ve alışveriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Aynısı bakın, hadisin aynısı. Fakat bazı ekabirler kendi şeyhleri, kendi hocaları bunu açıklamadığı için ağırlarına gidiyor, bunu söyleyemiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu mucizesini gizliyorlar ve örtbas ediyorlar. Ahirette bunların konumu ne olacak bilemiyorum, takdir Allah’ın. Halbuki bunların her biri, ayrı ayrı büyük mucize. Allah şeyhine ilham etmemiş olabilir, fark edememiş olabilir insanlık hali, Allah kaderinde ona bu bilgiyi vermemiş olabilir. Ben de bir çok bilgiyi alimlerden, hocalardan öğreniyorum. Ama benim ağrıma gitmiyor, iftiharla anlatıyorum. Burada ağıra gidecek ne var, açıkça söylesene. Fırat’ın suyunun kesilmesini söyle, ay ve güneş tutulmalarını söyle, değil mi? Bu para biriminin kalkmasını söyle, Güneydoğu’da olacak olayları anlat, hepsi hadislerde uzun uzun anlatılmış, bunda çekinecek ne var?
ALTUĞ BERKER: Hocam, iki dinin kutsal günü Kutlu Doğum Haftası ve Musevilerin Hamursuz Bayramı aynı döneme denk geldi. Bildiğiniz gibi, 1989 yılından itibaren Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Kutlu Doğum Haftası olarak Nisan ayının ortasında kutlanıyor belirli bir tarihte artık, 14-20 Nisan arasında. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatı anlatılırken, Peygamberimiz (s.a.v.)’e bu haftada Salavat-ı Şerifler okunuyor inşaAllah. Musevilerin Hamursuz Bayramı ise bugün başladı bir hafta sürüyor, İbranice adı; Pesah. Bu bayram Musevilerin Mısır’da kölelikten kurtuluşunu sembolize ediyor, bildiğiniz gibi inşaAllah. Musevilerce, 7 gün boyunca mayalı hiçbir ürün yenmiyor, mayasız hamurdan yapılmış masta adında bir ekmek yiyorlar. Baştaki ve sondaki günler, onlara çalışmak yasak. Bu bayramın diğer bir önemli mesajı da; bütün yabancıları evine kabul etmek onlarda, çünkü bu onlara atalarının Mısır’da yabancı olduklarını hatırlatıyor.
ADNAN OKTAR: İyi, hayırlı olan her şeyde Allah mübarek etsin deriz, güzel olan her şeyde Allah mübarek etsin deriz. Yaptıkları bayram küfür değil, acayip bir şey de değil. Dolayısıyla Allah mübarek etsin, kendi inançlarına göre böyle olduğuna göre, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dün konu etmiştiniz, ancak bugün bir haber vardı Haber7.com’da bir makale var. “Hz. Muhammed (s.a.v.) neden çok evlilik yaptı?” isimli.
ADNAN OKTAR: Nerde?
ALTUĞ BERKER: Haber7.com
ADNAN OKTAR: Neden diyor?
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in evlilikleri konu ediliyor ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzelliğe olan sevgisine hiç değinilmeden, “ilk eşlerinin yaşça büyük hanımlar olduğu, dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzellik aramadığı” şeklinde bir mantık anlatılmış yazıda. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in dul ve yaşça büyük hanımlarla evlendiği” anlatıldıktan sonra sonuçta da şu şekilde söyleniyor: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yaptığı evlilikler, şartları ve hikmetleri ile göz önünde bulundurulduğunda, hiçbir yanlış anlamaya yer olmadığı bilakis Resulullah (s.a.v.)’in bu evlilikleri yaparak, fedakarlıkta bulunduğu açıkça görülmektedir” diyor.
ADNAN OKTAR: Hayret, bu kafada olmaları inanılır gibi değil. Halbuki Kuran’da açık açık ayet var. Bakın, Allah diyor ki: “Güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de…” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) hanımlara bakıyor, güzel görüyor ve evlenmek istiyor. Bakın, “Güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de…” Demek ki güzellikten Peygamberimiz (s.a.v.) hoşlanıyor, güzel hanımlardan hoşlanıyor. Niye güzel hanım Peygamberimiz (s.a.v.)’e çok oluyor da, bazı şahıslara olması gerekiyor? Niye nimet Peygamber (s.a.v.)’e olmuyor da, onlara olması gerekiyor? Onlara olduğunda helal oluyor da, Peygamberimiz (s.a.v.)’de niye yasak oluyor, niye yakışmıyor? Güzel hanım Peygamberimiz (s.a.v.)’e yakışır, helal olsun. Hz. Ayşe (r.a) annemiz çok güzeldi, evlendikleri hanımlar çok güzeldi, Hz. Maria (r.a) çok güzeldi. Peygamberimiz (s.a.v.), gencecik hanımlarla evleniyordu. Bu konuda bakış açıları hayret vericidir. Mesela, Hz. Zeynep (r.a) çok güzeldi, çok çok güzel bir hanımdı. Bunlara göre güzel hanımı bunlar alması gerekiyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de güzel olmayan hanımı alması gerekiyor. Bu nasıl mantık? Her şeyin en iyisi, en güzeli Peygamberimiz (s.a.v.)’e layıktır ve çok güzel hanımlarla evlenmiştir. İftihar ediyoruz, helal olsun Peygamberimiz (s.a.v.)’e.
ALTUĞ BERKER: “Kudüs camileri yardım bekliyor” haberi vardı bugün, inşaAllah. “İsrail, Kudüs’teki Osmanlı camileri, tarihi eserleri, çeşmeleri ya yıkıyor, ya harap ediyor” Hocam. “Bir yıl içinde 1200 camii yıkılmış, bunların restore edilmesi için yardıma ihtiyaç varmış.”
ADNAN OKTAR: Bu çok acayip bir olay, çok çok acayip bir olay, bu pek bilinmiyor. Camilerin yeniden imarı, çok hayati bir konu. Onu bir vakıf veya vakıfların ciddi şekilde gündem yapması lazım ve hemen başlanması lazım. İsrail’le de bu konuda görüşme yapılması lazım. Bu konu nedir, durum nasıl düzeltilebilir, bunu bir değerlendirelim. Çok acayip bir şey.
Yine Cübbeli biraz ahir zamandan bahsetsin, güzel anlatıyor.
VTR- Cübbeli; İslam hakimiyetinin çok yakın olduğunu anlatıyor.
VTR- Cübbeli; İttihad-ı İslam’ın acil kurulması gerektiğini nihayet anlattı. Flash Tv –10 Aralık 2010.
ADNAN OKTAR: Cübbeli ile 2 yıl uğraştıktan sonra, Flash Tv’de bunu söylettirdim.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle söyledi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir gün bir kere söyledi ama söylettim. Üç şartım vardı, birisi buydu, biri “Şeyh Nazım Hocam’dan özür dileyeceksin” dedim, bir de “Bediüzzaman’dan özür dileyeceksin, Bediüzzaman’ın talebelerinden özür dileyeceksin” dedim. İki şartı yerine getirdi, üçüncü şartı yerine getirmedi. Öyle olursa görüşürüm dedim, görüşelim diye sana haber gönderdiğinde, ısrar edince, ben de üç şart koşmuştum. Şartlarımdan birisi budur işte, bunu yerine getirdi, bir kereliğine bakın.
ALTUĞ BERKER: İstisnai olarak sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR: Evet. 10 Aralık 2010, bir kere kapsamlı olarak söylettik, elhamdulillah. Ama bakın şimdi yine bir daha söylettim, yine söyleteceğim, yine söyleteceğim, yine söyleteceğim. O bir kere söyledi ya, ben ona yüzlerce kere söyleteceğim ona, inşaAllah.
“Selamun Aleykum, baharım, canım Hocam. Nedense siz siyah giyip, saçlarınız omuzlarınıza düşünce bana, çok hoş geliyorsunuz. Beyaz mendil ve düğmelerle tamamlanan kıyafetiniz gözlerimizi kamaştırıyor, maşaAllah. Canım Hocam, Bedri Baykam olayında yerde yatan hanımın durumuna gösterdiğiniz titizlik ve şefkat size olan sevgimizi, hayranlığımızı tutkuya dönüştürüyor. Bunda bir mahsur var mı Hocam? Bu deli talebenizi mazur görünüz lütfen” diyor. Estağfirullah, Allah aşkıyla diyelim, zaten öyle olacak Müslüman. “Bu cesaretli yazılarım ismimden kaynaklanıyor olmalı. Ellerinizden öperim canım Hocam” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış, maşaAllah. “Hatta tamam sustum” diyor sonunda, çok şeker, maşaAllah. Hani, benim artık susmam icap ediyor gibi, maşaAllah. Allah aşkına bana bu kadar uzun sorular sormayın, çok çok kısa.
“Hocam Esselamun Aleykum, hayırlı yayınlar.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Selam vermediğim herkese, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu diyorum. “Numan Kurtulmuş ve yeni hareketi hakkında ne düşünüyorsunuz Hocam? Sizce Milli Görüş gömleğini çıkardı mı? Bir Milli Görüşçü olarak sizin fikirlerinizi merak ediyorum, Saadetçiydim, şimdi biraz kafam karıştı. Onur Bilinci.” Kafan karışmasın, doğru yolda devam, inşaAllah. O da kendince öyle bir şeyler yapacak tabii, yeni hareket. İyi, dinsiz imansız olacağına öyle faydalı olsun, inşaAllah. Biraz sol hayranı, sol ile İslam’ı karıştırıp, bir şeyler yapacağını düşünüyor gördüğüm kadarıyla. Aydın Doğan biraz üfledi ona. Kendince bir şey yapıyor ama söylüyorum size, daha önce de söylemiştim; silinir gider, başarılı olamaz. Karizması olan bir insan değil, fikir gücü olan bir insan değil. Kendi davasına da öyle bir inancı yok, çok zayıf, klasik profesyonel bir yapısı var. Erbakan Hocamız gibi dava adamı değil, böyle tutkuyla davasına bağlı bir insan değil. Zayıf bir bakış açısı var, kendi davasına güvenen bir üslubu yok, bunu da açıkça zaten gösterdi. Ama mazlum, gariban bir insan, kimseye zararı olacak bir insan değil, halim bir insan ama bir şey çıkmaz o hareketten, kazanamazlar Allahualem. Milli Görüş’te, Saadet Partisi’nin, Milli Görüş’ün başına Fatih Erbakan geçerse olur, iyi bir atak geliştirebilirler benim kanaatim. Çünkü Fatih bayağı samimi çocuk, ablası da yardım ederse, ablasının da desteği çok önemli, o da partide olursa o ailenin, o mübarek ruhu, o Milli Görüş ruhuyla güzel, faydalı hizmetler yapabilirler. Sıcak, klasik Osmanlı ruhuyla, geleneksel İslam anlayışıyla, güzel ev toplantıları, ev sohbetleri yaparak, o sakallı dedelerin güzel, akıllı sohbetlerini dinleyerek güzel başarılı olabilirler, inşaAllah. Dediklerim çıkar görürsünüz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir internet sitemizi tanıtıyorum Hocam. www.kardesulkeiran.cominternet sitesinin adı. Kardeş ülkemiz İran ile ilgili sizin açıklamalarınız, İran medyası ile yaptığınız röportajlar bulunuyor bu internet sitesinde, inşaAllah. “İran ve İsrail arasında savaş olmayacak” diyorsunuz, “yalan haberlerle gündemi meşgul etmenin doğru olmadığını” anlatıyorsunuz. Daha öncede söylediğiniz gibi, Sayın Ahmedinejat tam bir Hz. Mehdi (a.s.) aşığı. 2010, “İran-Hz. Mehdi (a.s.) Konferansı’ndan fotoğraflarla kardeşlerimiz, www.kardesulkeiran.comsitesinden bakabilirler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu site çok güzel. Özellikle bu siteye kardeşlerimiz önem versinler, daha da genişleteceğiz inşaAllah, çok iyi olur.
Cübbeli güzel güzel anlatımlarına devam etsin, dinleyelim.
VTR: Cübbeli Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedilmemesinin Kıyamet’in çok yakınlaştığının alameti olduğunu anlatıyor.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özelliklerini anlatıyor.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Sayın Adnan Oktar’a hediye ettiği asanın silsilesini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şeyh Ahmet Yasin Hocam son derece mütevazı, son derece dürüst, gerçek bir mürşit. Bütün dünya, herkes görüyor, siz de görüyorsunuz, abartmıyorum, ilave yok, bütün candanlığıyla hareket ediyor, Allah onu seçmiş. Bakın, “o mübarek asayı sen, Hz. Mehdi (a.s.)’a ulaştır” diyor. O da bana ulaştırdı, bende inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’a ulaştıracağım, Allah’ın izniyle. Allah bizleri vesile edecek inşaAllah, Allah’ın izniyle bu güzel günleri göreceğiz. Ama bu güzel insanın, bu mübarek şeyh efendinin, bu candanlığını insanların görmemesi için gözlerinin kör olması lazım. Bazı hasutlar, bazı kıskançlar, bazı görgüsüz, cahil, münafıklar bu nimetin bana geçmesinden, bana gelmesinden son derece ızdırap duydular. Adam görgüsüz, hayvan gibi yetişmiş, cahil, sığır gibi adam. İslam’ın derinliği yok, Kuran’ın derinliği yok, Resulullah (s.a.v.)’in ahlakının derinliği yok, son derece sathi, çok çok özür dilerim dağın ayısı. Şimdi onun buradaki inceliği, güzelliği kavraması mümkün olmuyor ve sadece haset gözüyle ve ahmakça bakıyor, o tip insanların değeri olmaz, değer verilecek insana değer vermek lazım. Adı şudur, sanı şudur, işte şudur, budur, bunlar geçerli olmaz, biz haline bakarız. Hali eğer güzelse güzeldir, hali bozuksa bozuktur. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a Allah uzun ömür versin, hayırlar, bereketler versin, talebelerine sağlık, sıhhat versin, onu çok sevsinler, Hocamız’ı, hiçbir şekilde yalnız bırakmasınlar. Ama benim bütün kardeşlerim zaten Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın talebesidir, ben de Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın talebesiyim, emrindeyiz biz. Binlerce, on binlerce talebesi var, onlardan ufak bir bölümüz biz, inşaAllah. Ellerinden öpüyoruz Hocamız’ın. Öyle Allah dostlarının seveni çok olur, gizli ve açık seveni çok olur, biz zahir dostlarız. Bir de görünmeyen dostları var, görünmeyen dostları da ayrıca onu çok seviyorlar, maşaAllah, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İman hakikatleri resimleri gösteriyorum.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu ekip benim elime geçse, beni sizin tutmanız lazım. Yerim ben bunları kıtır kıtır, şu kulaklar tam ısırmalık. Ekibin şekerliğine bakın. Şu kuzulardan bir tanesini yakalasam ben, tamam, acayip sevilir bunlar. Yüzlerindeki o salak ifade insanın acayip hoşuna gidiyor. İnsanda acıma hissini çok tahrik ediyor. Kulaklarının uçlarındaki tüylerde bayağı yakışıyor, çok şeker oluyorlar. Patilere bakın, o iki patiyi bir araya getirip direkt ısırmak lazım.
“Esselamun Aleykum Seyyid Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Eskiden Tv’de Televole furyası vardı, ilmen yıktınız bu furyayı inşaAllah. Sıra dizi furyasında. Sizin sohbetinizi dinleyenler, dizileri izlemenin ne kadar boş bir şey olduğunu anlıyor. Her gün daha çok kişi sizleri izliyor inşaAllah A9 Tv’de Şeyh Nazım Hocamız’ın sohbetlerini dinlemek çok hoşuma gidiyor.” diyor. Konuşmaları bizim de çok hoşumuza gidiyor, inşaAllah devam edeceğiz. Ben Şeyh Nazım Hocam’ı dinlemek istiyorum. O dünya güzelini, o dünya sultanını bir dinleyelim, inşaAllah.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ümmetin ömrünü anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Yüzünde sultan yüzü var mı?
SUNUCU: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yüzündeki nur nasıl?
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dünyanın sultanı, maşaAllah. Bir tanedir benim Şeyhim, maşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Zuhruf Suresi, 28. Ayet “Ve bunu (bu tevhid inancını) belki (insanlar Allah'a) dönerler diye ardında (kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak kıldı-bıraktı.” Ebcedi; 1999 tarihini veriyor. 29 “Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar yararlandırdım-yaşattım.” Bakın, “Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar yararlandırdım-yaşattım.” Ayetin ebcedi; 2015 tarihini veriyor bu ayet, 29. ayet. 30. Ayetin ebcedi; o da 1990 tarihini veriyor. Çok acayip değil mi, bakın, 1999, 2015, 1990 3. ayette. 30. ayet; “Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız."1990’da demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı da tavır alacaklar, inşaAllah. “Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız."Biz onu reddediyoruz diyorlar. 1990 Mehdiyet’in en şiddetli mücadele zamanlarından birisi, inşaAllah. 33, “Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman’ı (Allah'ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık.”diyor Allah. ‘Muazzam bolluk verirdim’ diyor Allah. ‘Ama Allah’a karşı isyanda birleşip tek bir ümmet olurlardı, büyük bir dinsizlik hakim olurdu’ diyor. ‘Onun için ekonomik kriz meydana getiriyorum, ekonomik refahta insanlar azıyorlar’ diyor Cenab-ı Allah. Bakın, devam ediyor ayet, “Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar, Ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik). Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin Katında muttakiler içindir.” ‘Benim için çok kolay, istesem hepinizi zengin kılardım’ diyor Allah. ‘Ama beni unuturdunuz, sapıtır ve azıtırdınız, o yüzden vermedim’ diyor. Ekonomik kriz, ekonomik zorluk insanları Allah’a yaklaştırıyor. Belalar, dertler, hastalıklar Allah’a yaklaştırıyor. Her Allah’a yaklaşmayan insana dikkat edin, bela ve hastalıkla karşılaştığında Allah’a yaklaşmıştır, bu herkes tarafından bilinir.“Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.” ‘Üzerini bir şeytan kaplar, sürekli şeytanın etkisinde kalır, eğer Allah’ın zikrini yapmazsa, zikri yerine getirmezse’ diyor Allah. 37, “Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.”Hidayette olduklarını sanıyorlar. Adam sarığı sarıyor, cübbeyi giyiyor, kendini hakikaten hidayette zannediyor, hakikaten mümin, muttaki zannediyor. Halbuki üzerini bir şeytan kaplamış, şeytanın esiri olmuş. Ne diyor bakın Allah; “Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar,” ‘Gerçekten hidayette ve gerçekten Müslüman olduklarınısanırlar’ diyor Allah, haberleri bile olmaz’ diyor. Mesela, adam İtthad-ı İslam’ı savunmuyor, Müslümanların birliğini savunmuyor, zulmün ortadan kalkmasını istemiyor, ne konumda olduğundan haberi bile yok.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtıyorum, “Darwinizm’in İnsanlığa Getirdiği Belalar” kapak resmini ekrana yansıtıyorum. 20. yüzyılın özeti şu şekilde; karşıt fikirleri savunan birkaç ideoloji ve bu ideolojiyi savunmak uğruna insanlığı acıya ve kana boğan insanlar. Bu kanlı ideolojilerinin hepsi tek bir kaynaktan besleniyor. Bu kaynak; materyalist felsefe ve onun tabiata uyarlanmış hali olan Darwinizm. Bu kitapta bu konuyu çok detaylı olarak anlatıyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Hocam YGS sınavında şifre, kopya iddialarından dolayı, Fethullah Hocamız’ın dershanelerine gidenler haksız iftiralara maruz kalıyorlar.” O dershanelere gidenler haksız iftiralara maruz kalıyorlarmış. Doğru mu, öyle bir şey var mı? “Bu konudaki yorumunuzu duymak isteriz Hocam. Allah razı olsun.” Bir kere Fethullah Hocam’ın dershanelerine giden çocuklar, çok çalışkan çocuklar, bayağı okuyorlar, kendilerini eğitiyorlar. Onların şifreye, kopyaya ihtiyacı olup olmadığını merak edenler gitsinler dershanelerine, o çocukları bir imtihan etsinler. Kendileri de otursunlar, onlar da otursun, o çocuklar onları katlamazsa, gelsinler bana. Ezer geçerler, acayip kültürlü çocuklar, son derece bilgililer. Nerenin kopyası, öyle şeye onların ihtiyacı yok. Şifreye, kopyaya kimlerin ihtiyacı olduğunu biliyoruz biz. Darwinist, materyalist tipler oluyor böyle, onların alengirli tipleri oluyor, anarşist, bilmem ne falan tipler. Bunlar okumaz, evde durmaz onlar, sokakta molotof kokteyli atar, var ya öyle tipler. Onların şifreye, kopyaya ihtiyacı oluyor, Fethullah Hocamız’ın talebelerinin şifreye, kopyaya ihtiyacı olmaz. Denemek serbest, istiyorlarsa gelsinler deneyelim. Acayip bilgililer, acayip kültürlü çocuklar, hep yarışmalarda birinci oluyorlar, bilgi yarışmalarında hep birinci oluyorlar. Nerenin kopyası? “Hasidin iza haset” diyor Cenab-ı Allah. “Haset edenlerin şerrinden Allah’a sığının.” diyor. Ben kefilim o çocuklara, bayağı temiz, efendi çocuklar. Gıcıklık yapmalarına gerek yok, bükemedikleri bileği öpecekler, madem bükemiyorlar, değil mi? Fikren, ilmen yetişemezler bu Darwinist, materyalist takım, inşaAllah. Onların içinden çıkar onlar, öyle tipler Darwnist, materyalistlerin içinden çıkıyor. Canları tatlı oluyor onların, öyle kitap okuyacak, eve kapanacak, ders çalışacak. O çocukların radyo dinlemeye, televizyon seyretmeye bile vakitleri olmuyor, akşama kadar ders çalışıyorlar, değil mi? Bayağı efendi çocuklar, gazino bilmez, pavyon bilmez, bar bilmez, sürekli okuyup, araştıran gençler. Onların kopyaya niye ihtiyacı olsun? Böyle şeylerin ispatı çok kolaydır. Öyle tipler gelsin, o atom forvet tipleri de alıp getirsinler, o çocuklarla bir bilgi yarışması düzenleyelim, neticeyi alsınlar, ondan sonra enselerine baka baka giderler. Ezer geçer o çocuklar onları, inşaAllah. Hepsi öyle değil ama çoğu öyledir Darwinist, materyalistlerin, inşaAllah, o türdendir.
ALTUĞ BERKER: Yaban arılarının yaptığı kovan resimleri gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne şeker şey bunlar, şu gayrete bakın şunlardaki. Acayip güzel şeyler yapmışlar, maşaAllah. Bir ayı efendi görse bunları, artık acayip dalar bunlara. Ne şeker şeyler oluyor bu ayılar, patilerini sokuyorlar, burnunu sokuyor arılar, hiç adamın kaale aldığı yok. O kudurmuş gibi yiyor, delirmiş gibi böyle, bir de yalıyor, patilerini falan da yalıyor, o arada da arıları da yiyor, tam rezalet çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yasin Suresi 78 “Kendi yaratılışını unutarak”o devrin Darwinist, materyalistleri diyorlar ki: “Bize bir örnek verdi” diyor Cenab- Allah.“Dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş? De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." İlk defa nasıl yaptım diyor Allah? Bir kere yaptım, bir daha yapacağım diyor, anlaşılmayacak ne var bunda, değil mi? Yapamayan birinci kerede yapamaz. Mesela bu kalemi bir fabrika yaptıysa, fabrikaya siz ikinci kalemi yapabilir misiniz denir mi? Teşbihte inşaAllah hata yapmıyorumdur. İkinciyi de yapar, onuncuyu da yapar, yüzüncüyü de yapar. 81, “Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir.”Dünyayı, kainatı yoktan yarattı Allah, değil mi? Bir daha yaratamaz denir mi? Bir kere yapmış işte, gücünü göstermiş, kaç defa istiyorsun, on kere mi yapılmasını istiyorsun? Bir kere yapıldıysa tamamdır değil mi, inşaAllah? “Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri yalnızca: “Ol” demesidir; o da hemen oluverir.” Evrimleşmiyor, ‘hemen olur’ diyor Allah. Saffat Suresi, 12 “Hayır, sen (bu muhteşem yaratılışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın.” Bunlar nasıl inkar ediyor diye Müslümanlar şaşırıyor, değil mi? ‘Bu muhteşem yaratılışa şaşırdın’ diyor Allah. ‘Bu ihtişama, kromozomlardaki yapıya, atomun yapısına, hücrenin yapısına, hepsine şaşırdın’ diyor. “Ve onların inkarına şaşırdın” diyor. “Onlar ise alay edip duruyorlar.” ‘Kendi kafalarına göre alay ediyorlar’ diyor Allah “Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.” ‘Bir türlü kabul etmiyorlar’ diyor Allah “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler. "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?" "Veya önceki atalarımız da mı?" De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).” ‘Hem de zavallı konumda kaldıracağım sizi’ diyor Allah. “İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.” diyor. Bir çığlık sesiyle, hayret çığlığı atacaklar inşaAllah, bir çığlık sesi duyulacak, ayetin bir işareti de bu, bir de bakacaklar etrafa, dümdüz bir arazi, ayaktalar. ‘Bakıp duruyorlar’ diyor Allah, şaşkın, hayret ediyorlar etrafa ne oldu diye. “Dediler ki eyvahlar bize bu din günüdür.” Kastedilen buymuş, hakikaten denilenler doğruymuş diyorlar. “Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür. Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın" diyor Allah. Çünkü karısı da kendi kafasında oluyor, eşi de veyahut beyi de kendi kafasında oluyor. Allah diyor ki: “Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın." Darwin’e mi, Stalin’e mi tapıyor, Marx’a mı tapıyor, neye tapıyorsa, onları bir araya getirin diyor Allah, hepsini bir araya getirtiyor. “Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün." "Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir." Cehennemin yolunda durduruyorlar ve sonra teker teker bitmek tükenmek bilmeyen bir sorguya alınıyorlar. Mesela, sen şu insana şu zulmü niye yaptın, atomun yapısını gerçekten anlamadın mı, kromozomların yapısını bildiğin halde neden bilmezden geldin. Bir kirazın Allah tarafından yaratıldığını göremedin mi, bir muzun Allah tarafından yaratıldığını göremedin mi? Gözün yapısını fark edemedin mi, beyinde görüntünün meydana gelmesini hissedemedin mi? Hepsinin teker teker cevabını verecekler, süresi çok çok uzun. Hatta hadiste Peygamberimiz (s.a.v.): “Sıkıntının şiddetinden muazzam terleyecekler” diyor. Bu sorgulamanın verdiği sıkıntıdan dolayı, ter akacak üzerlerinden, yerlere akacak diyor. Çünkü anlayamadıklarını tek tek anlatması lazım. Mesela, dünyanın gökyüzünden böyle magmanın üzerinden insanların bu kadar huzurlu yaşamasının tesadüf olduğu kanaatinde miydin, değil mi? Gökyüzünde taşlar var mesela, milyonlarca taş var gökyüzünde, dünyanın üzerine yağmıyor, duruyor göktaşları, “bu tesadüf mü?” diyecek Allah. Göktaşları yağmur gibi yağıyor, gökte tutuluyor biliyorsunuz. Bunu tesadüf olarak mı gördün diyecek Allah. En kaliteli aletten daha kaliteli ses duyuyor insan beyninde, bu tesadüf müydü, bunu nasıl değerlendirdin denilecek. Hangi birine cevap versin? Portakalın tadı sorulacak, üzümün tadı sorulacak, hepsi sorulacak, yani süre çok çok uzun. Müminlerde çok kısa oluyor sorgu, Müslümanlarda onore etmeye yönelik olacak.
SUNUCU3: 00:30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, A9 Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tvsitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren de, A9 Tv, Samsun Aks, Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.tvsitemizden takip edebilirsiniz.
Sokak Röportajları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...