SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TVsitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bir hadisini söylüyorum, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Hz. Mehdi (a.s)’ı terk eden, Allah’ı terk etmiş olur” diyor. Şu şekilde: “Bu ümmetin Mehdi’si de bizdendir. Benden sonra onlara sarılan, şüphesiz ki Allah’ın kopmaz ipine sarılmıştır. Onları terk eden ise Allah’ı terk etmiş sayılır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bayağı güzel. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v) çok güzel ifade etmiş. Vicdanen bir insan samimi olarak kanaat getirdiyse, terk ediyorsa vicdanında ciddi bir bozukluk var demektir.
Aslında kardeşlerimiz çok fazla mail gönderiyorlar ama işin doğrusu dünya o kadar karmaşık bir şey değildir. Allah’a çok şükür, yokluk olacağımıza varlık olmuşuz, insan olarak yaratılmışız. Bu renkli, ışıklı dünyayı gören bir varlık olması açıkça belli, bir Yaratan var, Allah yaratmış. Amaçsız da yaratmayacağı belli, bir hedefi olduğu belli, ne güzel; kısa bir ömür vermiş, eğitimden geçiyoruz. Sonlu olması zaten mantıklı değil çünkü Allah’ın Kendisi sonsuz. Yani bizim sonlu olmamızın bir mantığı yok. Teknik olarak da mümkün değil zaten, bizim sonlu olmamız teknik olarak da mümkün değildir. Çünkü Allah, Kendisi sonsuz olup da bizim sonlu olmamız imkansız, Allah’ın Allah’lık vasfına uymaz. Orada müthiş bir teknik çelişki olmuş olur, anlamanız için söylüyorum. Mecburen biz o yaratılış içerisinde, kendi mantığımız açısından sonsuz olmak durumundayız. Bir kere bizim şu ana kadarki hayatımız sonsuza kadar yok olmaz, mümkün değil yok olmaz. Oradan bir kere zaten sonsuza kadar yaşıyor konumunda oluyoruz. Teknik olarak mecburi böyledir, var olan bir şey asla yok olmaz. Hiçbir görüntü, hiçbir ses hiçbir zaman için yok olmaz ve sürekli film tarzında bir görüntü devam ediyor, kesintisiz devam ediyor. “Bunun arkasını da devam ettireceğim” diyor Allah, “ama düzgün olursanız, vicdanlı olursanız devam ettireceğim” diyor. Bu da çok doğru. Çünkü eğitim almamış bir insanın cennette yapacağı bir şey yok. Ben alınan zevklere bakıyorum; insan sevmenin kökeninde hep İslam ahlakıyla, Kuran ahlakıyla eğitilmiş olmak var. Yoksa durduk yere biz insanı niye sevelim ki? Eğitim aldığımız için Allah kalbimize özel bir güç koyuyor, içimizde derin bir muhabbet, derin bir sevgi duyuyoruz, açıklayamıyoruz ki o sevgiyi biz. Nihayet insan etten, kemikten olmuş bir şey, bu kadar şiddetli sevginin bir açıklaması olamaz. Harika olarak yaratılıyor, durduk yere niye olsun ki? Yalnız tabii dünyaya kaptırmamak lazım, dünyaya kaptırılınca dünya insandan kaçar. Sezdirmeden kaçar, öyle alenen kaçmaz; çaktırmadan kaçar. İnsan dünyadan kaçınca da, dünya sezdirmeden insanı kovalar. Mesela ben dünyadan hep kaçtım, lise yıllarından beri hep kaçtım dünyadan, hep dünya benim üzerime geldi. Oturduğum evler hep en güzel evler oldu, konuştuğum insanlar hep en güzel insanlar oldu; kıyafetlerin en güzelini giydim, yiyeceklerin en güzelini yedim, müziğin en güzelini dinledim, en güzel eşyalarla karşılaştım, en güzel tebliği yaptım. Allah en güzel tebliğ imkanları veriyor. Mesela A9 televizyonun hakikaten benim gördüğüm en kaliteli televizyon, bayağı güzel yani. Arkadaşlarım, etrafıma bakıyorum, en güzel insanlar. Allah en güzel konuları ilham ediyor. En güzel Yaratılış Atlası’nı, en güzel kitabı yaptık. Benim kitaplarım, hakikaten dünyada İslami yayınların içerisinde en mükemmeli, bu görülüyor. Kimse aksini ispat edemez. Varsa, “şu var” desinler, “şu eserler var” desinler; ben o eserleri dağıtmaktan, tanıtmaktan çok büyük zevk alırım, niçin istemeyeyim ki? Zaten o da benim eserim olmuş oluyor, onu da Allah yaratıyor, değil mi? Beni de Allah yaratıyor, kitapları da Allah yaratıyor. Dolayısıyla dünyaya tamah etmemek lazım. Yani biraz kazandığında; kendine, dünyaya ayırdığında, Allah mal ve imkan vermez insana. Tamamını Allah’a verdiğinde Allah imkan verir. Bu sırrı anlamayanlar biraz zengin olunca, yüzde doksanını kendine alıyor, yüzde onunu Allah için veriyor; Allah da tamamını elinden alıyor. Ondan sonra da “vay yandım” diye çırpınmaya başlıyorlar. Allah ayette diyor; “bir kısmını putlarına verirler, bir kısmını Allah’a verirler, o zaman tamamını putlarına verirler” diyor. Yani bir insan Allah’a yüzde beşini veriyor da, yüzde doksan beşini nefsine ve putuna veriyorsa, Allah “tamamı puta gider” diyor. Allah “hepsini Bana vereceksiniz” diyor, tamamını. “Ben size mal vereceğim, imkan vereceğim, siz de tamamını Bana vereceksiniz” diyor. Şimdi bak, bu sırrı uygulamayan, samimi olarak söylüyorum, sürünür ve çok acı çeker. Ben açıkça sır veriyorum; malının, canının hepsini, evlatlarının hepsini Allah’a hibe edecek insan. Usulen söylemiyorum, bu bir gerçek. Bunu yapmadığında, kısmen de olsa kendine ayırdığında, bu Allah’ın zoruna gider ve Allah elinden alıyor ve elinden alır. Hem sağlığını alır, hem mutluluğunu alır, hem huzurunu alır. Ama tamamını Allah’a verirse, Allah yolunu açar. Tamamını ama milim-santim ayırmadan, tamamını Allah’a verecek. Bir de Allah’ı insanlar kandıramazlar. Sakın -haşa- Allah’a oyun oynamaya kalkmasın kimse; yani perişan olur, onu söyleyeyim. Allah’a olabildiğine dürüst ve samimi davranılması gerekir. Son derece samimi, yani olabilecek en son gücüyle samimi olması lazım.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri’ne atılan iftiralarla ilgili bir resim gösteriyorum; o zamanın gazete kupürlerinden derlenmiş, çok çeşitli başlıklarda. Mesela; Üstad’ın menfaat peşinde koştuğu haşa, delilik iftirası atıyorlar Bediüzzaman Hazretleri’ne, içki içtiği ve evine kadınların geldiği iftirasını atıyorlar, çevresindekileri kandırarak etrafındakileri kandırdığı iftirası, “sahte peygamber” diye haberler çıkmış, dini sapkınlık iftirası, bunlarla ilgili çok detaylı bilgiler var.
ADNAN OKTAR:Cumhuriyet Gazetesi o devirde ne diyor; “Dini istismar eden Saidi Nursi hakkında takibat başladı” Sürmanşet, bakın; sekiz sütuna manşet, ana haber olarak vermiş Cumhuriyet. Halbuki Bediüzzaman bilakis vatanın, milletin bütünlüğü için gayret etmiş, bölücülüğe karşı gayret etmiş, Türk Milleti’ne hayran; “Kahraman ordu, imanlı millet” diyor, Türk askerine hayran, milletimize hayran, Türklük sevgisiyle içi coşan, Allah sevgisiyle içi coşan mübarek, evliyaullahtan büyük bir mürşitti, büyük bir Mehdiydi; zamanının kutbuydu ve çok değerli bir insandı. Cumhuriyet’in böyle bir üslup kullanması, tabii o devirde tek değildi. Cumhuriyet yüzlerce yazı çıkartmıştı Bediüzzaman’la ilgili, böyle yakışıksız, vicdanları derinden sarsan yazılar. Ben o devir için de düşünüyorum, başka zaman için de düşünüyorum. Bir insan, bu kadar mazlum, bu kadar temiz, Allah’a kendini adamış bir insanı nasıl fark edemez de böyle ağır ve galiz bir ifade kullanır? Nasıl vicdanı rencide olmaz? Nasıl bir vicdan ve güçleri nasıl yetiyor? İnsanın iradesi yetmez. Yapmak istese de vicdanı insanı boğar, yapamazsın. Ama yapıyorlar. Hayret edilecek şey, Allah’ın hikmeti.
“Selamun Aleykum güzel yürekli, güzel yüzlü Muhammed Adnan Hocam” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, size iki sorum olacak, cevaplarsanız sevinirim. Bir; Kuran’ı Kerim’in 23 yılda indirilmesinin hikmeti nedir? İki; Arafat taşına ve Kabe duvarına isim yazılmasının, resim gösterilmesinin İslam’da yeri nedir?” Bir kere adamların kıroluğundan ve vahşiliğinden, başka bir açıklaması yok ki. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in gezindiği o güzel yerlere adamlar yazılar yazmışlar; kendi ismini, hangi yılda geldiğini ama ucu bucağı yok. Yerde konserve kutuları, kola kutuları, boş pet şişeler falan. Bilmiyorum, Suudi Arabistan yönetimi bunu niçin makul görüyor, buna neden böyle göz yumuyor? Peygamberimiz (s.a.v)’in elinin dokunduğu yerler, ayağının dokunduğu yerler, sen nasıl cesaret eder de oraya yazı yazarsın öyle, oraya kutuları nasıl atarsın? İnanılır gibi değil. Şu an yapılacak bir şey yok ama Hz. Mehdi (a.s) döneminde bu olay olmaz. Dev binalar içerisinde Kabe’yi yok etmeye kalkmak, görünmez hale getirmeye kalkmak, bunların hiç birini yapamazlar, inşaAllah. 23 yılda inmesinin hikmeti; bir olay oluyor, onun üzerine ayet iniyor, olayı orada insanlar çok iyi kavrarlar. Mesela birisi acayip bir şey yapıyor, hatalı bir şey yapıyor, hemen akabinde vahiy geliyor, anında olay zıttı ile öğrenilmiş oluyor. Zıttı ile bir şeyin öğrenilmesi çok önemlidir. O hikmetle, Allah hayatı içerisine yayarak, hayatı içerisinde onu özümseterek, kavratarak anlattı Cenab-ı Allah. 23 yılda inmiştir ve Kuran’da yaklaşık 6666 ayet vardır. Bakın, hiçbir ayet, hiçbir ayetle çelişmez; bir kere bu Kuran’ın mucizesidir, hak Kitap olduğunun açık delilidir. İkincisi; 1400 yıl içerisinde bilimle hiçbir şekilde çelişmemiştir. Üçüncüsü; bilim 1400 sene sonra Kuran’ı takip etmiştir. Kuran’ın dedikleri doğru çıkmıştır, bilim Kuran’ı tasdik etmek mecburiyetinde kalmıştır. Kuran bilimden öncedir, bilimi teşvik eder ama bilimin 1400 sene sonra bulacağı şeyleri, 1400 sene öncesinden söylemiştir. Zamanın izafi olması, kainatın yoktan yaratılması… Daha yeni buldular, izafi fizik yeni bunu açıklıyor, değil mi? “Kainat sonsuzdan gelip, sonsuza gidiyor” diyorlardı, zamanı da öyle yani zamanın izafi olduğuna kimse inanmıyordu ama son olarak bilim adamları açıklayınca, “demek ki doğruymuş” dediler. İlk başta diyor Allah, Dünya’nın üstü dumanlarla, bulutla kaplıydı ve yere bitişikti. Her yer dumandı, sonra göğü oluşturdu diyor. Modern bilime bakıyoruz, “Evet, Dünya ilk yaratıldığında her yer duman kaplıydı, duman sonra gök haline geldi, ayrıldı. Yani yerden kalktı, göğe yükseldi ve bir tavan meydana geldi” diyorlar. Bilimin dediğini 1400 sene öncesinden Kuran bildirmiş oluyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Nur Muhammed Adnan Hocam. Ben İstanbul Güngören’den Hasibe Tan. Ben 68 yaşındayım. Sizi damadım Şaban Dönmez vasıtasıyla tanıdım. A9 TV’yi her akşam heyecanla seyrediyorum. Komşularıma, sohbet arkadaşlarıma anlatıyorum; A9 TV ve kitaplarınızı tavsiye ediyorum. Diğer damadım karşı çıkıyor ve size ve Şeyh Nazım Hocamız’a dil uzatıyor. Hidayeti için sizden dua istiyorum. Sizi seviyorum. Allah sizden razı olsun. Hasibe Tan.” Allah hidayet versin. Hz. Nuh (a.s)’ın oğlu da sapıtmıştı. Hz. Nuh (a.s) Peygamberdi ama oğlu sapıtmıştı. Aynı şekilde Hz. İbrahim (a.s) Peygamberdi fakat babası küfür içindeydi, kafirdi. Hz. Nuh (a.s)’ın hanımı küfür içindeydi ama kendisi Peygamberdi. Bu tarz olaylar olur. Allah hidayet versin kardeşimize, inşaAllah.
Bekir Zülfü Çelik; Bekir, bizim anlattığımız, Japonya ile ilgili Kehf Suresi’nden açıkladığımız açıklama, Kuran’ın o konudaki işaretlerinden, çok fazla işaretlerinden sadece bir tanesi. Sen ana işaret anlamında onu almayacaksın, birçok işaret var, onlardan bir tanesidir.
ALTUĞ BERKER: Ben Üstad Hazretleri ile ilgili devam edebilirim uygun görürseniz, Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Anlat evet.
ALTUĞ BERKER:Üstat Hazretleri çok hasta ve 82 yaşında olmasına rağmen kapısında polis arabası bekletiliyormuş ve kimseyle görüştürülmüyormuş. Onunla ilgili haberler de çıkmış o zamanın gazetelerinde. Nitekim Üstad Hazretleri’nin bu durumdan şikayetçi olduğuna dair de haber yayınlanmış. Vefatından önceki son 2 ay içinde Isparta’daki evinin önünde 24 saat nöbet bekleyen bir polis jipi konuluyor ve Üstad’ın talebeleriyle görüşmesi yasaklanıyor. Üstad bu sırada çok hasta ve 82 yaşında. Bu olayı bir talebesi şu şekilde anlatıyor; “Yine Üstad’ı görmek arzusuyla Isparta’ya hareket ettim; sene 1960, Mart ayının ilk günü. Üstad’ın evine doğru giderken tam kapısına 50 metre kala beni Zübeyir Ağabey karşıladı. Kardeşim Mahmut, Üstat diyor ki; "derhal gitsin, görüşme zamanı değil. Karşıdaki arsada bulunan jipin içinde iki polis nöbet tutuyor. Kapının ziline parmak basanı hemen çağırıyorlar, jip içerisine alıp iki tokat atıyorlar, adres alıp bırakıyorlar, sana da böyle yapmasınlar" dedi.” Daha sonra bu talebesi vali ile görüşerek polisin jipinin kaldırılmasına vesile oluyor ve Üstad’ın elini öpmeye gidiyor. Üstad kendisine şunları söylüyor; “Kardeşim Mahmut, bu gibi hadiseler korkak ile cesuru, ihlaslı ile ihlassızı tefrik etmek içindir, ayırmak içindir. Yoksa küfür yıkılmıştır, içi boş bir ağaç gibi gövdesini muhafaza ediyor. En ufak bir rüzgarın esmesinde yıkılacaktır. Eğer biz bu vatanda olmasaydık, Bolşevik baykuşları ötecekti” demiş Üstad.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tabii, komünizme set oldu Bediüzzaman ve Adnan Menderes’in başarısının ana nedeni odur. Adnan Menderes özel yeteneği, özel gücü olan bir insan değildi, bir vasfı yoktu. Bediüzzaman’ın Anadolu’da yaptığı ilmi faaliyetler sonucunda çok imanlı, kararlı, muhafazakar, mukaddesatçı bir nesil yetişti ve sağa doğru insanlarda çok güçlü bir bakış açısı oldu. Hürriyete karşı, demokrasiye karşı bir istek, arzu meydana geldi ve Demokrat Parti’yi iktidar yaptılar. Aynı şekilde AK Parti’nin iktidar olmasının sebebi de yine öyledir, yani Darwinizme ve materyalizme karşı yapılan mücadeledir ve dinsizliğin başının ezilmesidir. O vesile ile Allah zemini hazırladı ve iktidar olmalarını sağladı. Yoksa ezici şekilde Türkiye’de sol hakim olurdu. Darwinist ve materyalist felsefe hakim olsaydı, sağın çalışmalar yapması, konferanslar vermesi, toplantılar yapması hiç bir şeyi değiştirmezdi, etkilenmezlerdi. Allah her devirde bir vesile meydana getirir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Üstad’ın Risalelerini yaktırmış o zaman, İstanbul Valisi Refik Tulga. Kendisinin mason olduğu biliniyor. “Aydınlar Konuşuyor” isimli eserde de bu geçiyor Hocam. Tulga’ya sorulmuş; “Risale-i Nurları okudunuz mu hiç?” diye. “Hayır. Ben valiyken bu kitapları toplatır, yakar, imha ederdik” demiş. “Peki, bu toplatıp yaktığını kitapları İstanbul Valisi olarak merak sahikasıyla da olsun, ‘ne diyor bu Said Nursi’ diye bir defacık bile bakmadınız mı?” demiş. Tulga; “Hayır, hiç okumadım” demiş. Üstad Hazretleri de eserinde şöyle buyuruyor Hocam; “Şimdi anlaşıldı ki millet, vatan ve İslamiyet’e en dehşetli zarar veren komünistlik, masonluk ve dinsizliktir. Çünkü masonluk, komünistlik ve dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği doğuruyor ve bu dehşetli duruma karşı ancak ve ancak hakikati Kuraniye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İttihad-ı İslam. Bak, ne kadar delikanlıca, ne kadar yiğitçe Bediüzzaman, ne kadar candan bir Müslümanlık anlayışı var. Sonradan çıt kırıldım, keyfine zevkine düşkün; her şeyi bir şekle sokup, kenara çekilmeyi esas edinen; teville, tabirle olayları değiştirerek kendilerine rahat bir hayat temini için bambaşka anlatımlar ortaya koyan nesiller ortaya çıktı. Az sayıda ama çıktı bunlar. Kimi “şahs-ı manevi” dedi, kimi başka türlü, kimi “ruhtur,” kimi “görünmez bir güçtür,” kimi “700 sene sonra,” kimi “1000 sene sonra” dedi ve kendi rahat edecekleri dünyayı kurmaya çalıştılar. Ama Allah hiç birine rahatlık vermedi ve vermiyor da. Hiç biri huzurlu olmadı; bölündüler, parçalandılar ve ızdırap çektiler. Ama İttihad-ı İslam etrafında birleşirlerse ki birleşiyorlar, birleşecekler; zaten mecburlar, kader böyle, bambaşka bir sistemle karşılaşacaklar, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli, Birkaç Yıl Öncesine Kadar Hz. Mehdi (a.s)’ın Her An Çıkabileceğini Şöyle Söylüyordu
ADNAN OKTAR: “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, yemek yemem lazım ama sizi bırakıp mutfağa gidemiyorum” diyor. Bir şey olmaz. Koş beş dakika içeriden tabak al, gel. Hazır vardır yiyecek bir şeyler.
“Selamun Aleykum Hocam. Sizin karşınıza çıkan herkes çok güzel oluyor Hocam.” MaşaAllah, elhamdülillah, gerçekten de çok güzeller, Allah’a şükür. Allah bir güzellik olarak tecelli ediyor.
“Selamun Aleykum Hocam. Ben Saadet Partiliyim ama baraj sorunu nedeniyle oyumu AK Parti’ye vereceğim ama içim rahat değil. Keşke bu baraj sorunu kaldırılsa. Deniz Şahinoğlu.” Ama o da koalisyon hükümetlerine sebep oluyor. Koalisyon hükümetleri de genellikle şu ana kadar o kadar rahat olmadı. Tek parti iktidarı daha seri ve daha çabuk hareket ediyor. Bence şu an bu isabetli gibi görünüyor, inşaAllah. Bir de iddia edilen Ergenekon terör örgütünün pasifize edilmesi, etkisiz hale getirilmesi çok hayati. En büyük milli sorundur şu an, en büyük milli görevlerden bir tanesi. O hallolmuş olsa, ondan sonra yollar açık. Ondan sonra haklısın, nasıl istiyorsan olsun. Ama şimdi dereyi geçerken vasıta değiştirilmez; boğuluruz, Allah esirgesin. Çok tehlikeli olur. Bu hükümet, bu yaptığını bitirsin, inşaAllah, bir an önce bitirsin. Ben, Sayın Tayyip Erdoğan’ın ihtiras içerisinde, muhteris bir insan olduğuna inanmıyorum. Allah rızası için hizmet veriyor, başbakanlık yapıyor. Başbakanlık çok zordur. Bayağı yıprandı, yaşlandı, çok yorucu bir hayat bu. Başbakanlık keyifli, zevkli, eğlenceli bir şey değildir ki; manevi zevki vardır, kolay bir şey değil. Diğer bakanlar bir süre sonra görevden alınıyorlar, işinde gücünde oluyor ama Başbakan geceli-gündüzlü yoruluyor. Dolayısıyla ihtirastan kaynaklanan bir şey olmadığı için, hizmet için olduğu için, Allah rızası için olduğu için, biz de Allah rızası için, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı başarılı olanları destekliyoruz. Ben biliyorum eksik yönlerini hükümetin ama bu o kadar hayati ki, vatan elden gidecek artık, Allah vermesin. İddia edilen Ergenekon terör örgütü; dünyada bu kadar aşağılık, bu kadar pislik, bu kadar kan dökücü örgüt yoktur. İtalyanların vardı ya Gladyo falan, onu katlar bu. Bu kadar zalim, bu kadar gaddar ve bu kadar psikopat örgüt dünyada görülmemiş. Ve saf komünist örgüttür. Milliyetçi görünümünde, alçakça yalan söylüyor köpek herifler. Milliyetçiliğin ‘m’si ile alakaları yok; uzaktan, yakından alakaları yok. Tam azılı komünist, Türklük düşmanı, Türkiye düşmanı, Türkiye’yi 22’ye ayırmaya çalışan kahpelerden oluşan bir örgüttür. Ama tabii asıl başları, it-kopuk takımı dışarıda. Ben, bu yargılananları, cezaevinde olanları tenzih ediyorum. Benim asıl peşinde olduğum bu çakal takımı. Onlar dışarıda şu an ve faal haldeler adamlar.
“Selamun Aleykum Hocam. 24 saat gerçek gündem, iman, Türk-İslam Birliği, Kuran mucizeleri, İttihad-ı İslam, Allah’ın varlığı. Size binlerce kez teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun.” Kadir kardeşimiz yazmış. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Allah’a şükrediyoruz çünkü biz vesileyiz. Bize teşekkür değil, Allah’a teşekkür olacak. Allah’tan biz bu nimete kavuşuyoruz. Onun için Allah’a hamd edeceğiz, şükredeceğiz, inşaAllah.
Bizim milletimiz uyanıktır, aklı başında bir millet, bayağı zekidir; anormal bir şeyi görür ama haksız sözlerden de kaçınmak lazım. Güneydoğu’daki kardeşlerimizi biz çok seviyoruz. Geçen günler İstinye’ye gittim yine; meyve, sebze falan almak, bir şeyler almak için gittim. Orada Güneydoğulu bir kardeşimiz var; mübarek, muhterem bir insan, orada bir dükkanın sahibi veyahut ortaklarından; acayip hürmetkar, acayip saygılı. Güneydoğu halkının apayrı bir üslubu ve stili vardır. Son derece nezaketli, son derece misafirperver, coşkulu; İslam, Kuran ahlakını tam özümsemiş, muhterem, mübarek insanlardır. Güneydoğu’ya keşke insanlarımızın gitme imkanı olsa da gidip görseler, bir misafir kalsalar oradaki insanların ne kadar yüce, ne kadar değerli olduğunu bir görseler. Çok çok şahane insanlardır. Ben oradaki o mübarek insanları, tertemiz Müslüman kardeşlerimi kızıl komünistlere; dinsiz, imansız, gözü dönmüş, azılı katillere, PKK’nın itlerine bırakmam. Bunu unutsunlar. Var gücümüzle İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği için gayret edelim. Oradaki o mübarek insanları, Anadolu’nun sıcak, güzel insanlarını, o mübarek kardeşlerimizi bu çakallardan kurtaralım. Çok zulmettiler onlara, iddia edilen Ergenekon terör örgütü akıl almaz zulümler ettiler onlara; sırf dindar oldukları için, Müslüman oldukları için. Var gücümüzle onları kurtarmamız, kurtuluşları için gayret etmemiz farz, inşaAllah. PKK’ya karşı mücadele farz-ı ayındır, farzdır. Komünist bir örgüttür, kanlı bir örgüttür ve vatanı, milleti yok etmeye yönelik, Türkiye’yi paramparça etmeye yönelik; dinimizi, imanımızı ortadan kaldırmaya yönelik bir komünist örgüt olduğu için bütün Müslüman milletin, bütün Müslüman aleminin PKK’ya karşı mücadele etmesi farz-ı ayındır, bütün Müslümanların üzerinde farzdır. Kuran ayetleriyle de bu sabittir, açıktır. Müslümanlar var güçleriyle mücadele edecekler, devletten yana tavırlarını alacaklar, polise yardım edecekler, askere yardım edecekler, hükümete yardımcı olacaklar, ilmi çalışma yapacaklar, akılcı çalışma yapacaklar, Güneydoğu’daki kardeşlerimize kucak açacaklar, onları bağırlarına basacaklar. Burada iş bulmaya geldiklerinde öncelikli olarak onları işe almaları lazım. Mesela kimliğine bakıyorsun, Mardin; “Hay, benim canım!” diyecek, ayağa kalkacak, bağrına basacak. “Ben çok severim bölge insanlarını, çok temiz insanlarsınız. Siz özellikle zulüm gördüğünüz için, acı çektiğiniz için, ızdrap çektiğiniz için, mağdur konumda olduğunuz için öncelikle sizin işe girmenizi ben kendime vicdani bir borç biliyorum” diyecekler, değil mi? Ve o kardeşlerimize yardımcı olacaklar. Bu; dinin, İslam’ın, Kuran’ın bize gösterdiği yoldur; sevgiyle ve şefkatle yaklaşacağız. Bütün Anadolu’muz Güneydoğu Anadolu gibidir, bütün Türkiye öyledir. Sevginin, şefkatin, merhametin, güzelliğin ruhunun en derin yaşandığı yer Türkiye’dir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: PKK ile ilmi mücadeleyi sadece siz yapıyorsunuz Hocam, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, Fethullah Gülen Hocaefendi gibi sizlerin de eğitim amaçlı öğrenci evleriniz var mı? Varsa bu kardeşlerimle nasıl tanışabilirim? Kenan Arabacı.” Kenan kardeş, biz zaten küçük bir topluluğuz. Çok çok küçük arkadaş topluluğum benim, etrafımdaki arkadaşlarım 200-300 kişi falandır toplam; artmaz da, eksilmez de, öyle genellikle. Ama öyle bir faaliyetimiz yok doğrusu. Fethullah Hocamız’ın sevenleri tarafından öyle evler ihtas ediliyor. Hakikaten gençler orada özgürce yaşıyorlar, hiçbir şeylerine karışmıyorlar, ben çok tanıştım. Ülkücü bir genç kız geldi, “bizim hiçbir şeyimize karışmıyorlar. Derslerimizi çalışıyoruz” dedi. Ama herhalde internet, televizyon falan yokmuş. Herhalde derslerine rahat çalışsınlar diye, kafaları dağılmasın gibisinden düşünüyorlar, o makul. Yiyip içip, güzel derslerini yapıyorlar, sohbet ediyorlar, nezaketli bir ortam var, Allah’tan korkan insanların içindeler. Güzel, Allah razı olsun. Bir çıkarları da yok, sonunda sizden şunu istiyoruz, bunu istiyoruz da demiyorlar; iyi, güzel.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Canım Hocam, engin ve herkesi saran sevginizle her türlü hastalığımızı Allah’ın izniyle tedavi eden, çok marifetli, çok tesirli baştabipsiniz inşaAllah.” Hep sevgisini, muhabbetini uzun uzun bu güzeller güzeli hanım kardeşimiz anlatmış, maşaAllah. MaşaAllah, Allah çocuğuna da zihin açıklığı versin; sana da, eşine de uzun ömür versin; sağlık, sıhhat versin, inşaAllah.
“Hayırlı geceler Adnan Hocam. Sizinle ortaokuldayken bir arkadaşımdan aldığım ‘Maddenin Ardındaki Sır’ belgeselinizle tanıştım. O belgeselden sonra neredeyse tüm belgesellerinizi izledim. Şu an üniversite makine mühendisliği öğrencisiyim.” MaşaAllah. “Fakat son bir haftaya kadar belgeselleriniz dışında sizin hakkınızda pek bilgiye sahip değildim. Televizyonda program yaptığınızı internet üzerinden öğrendim ve uyduma Kanal A9’u ekledim ve programınızı beğeni ile izliyorum. Programlarınızın formatını pek bilmemekle birlikte, size bir soru sormak isterim, inşaAllah. Hayatımda Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sünnetine göre yaşamak isterim ve şu sıralar eş seçimini nasıl yapayım?” diyor. Hele bir okulunu bitir bakalım, inşaAllah. Kendini yetiştir, imanını geliştir; Allah’tan korkunu, Allah’a sevgini artır, Allah karşına çıkarır, inşaAllah. Evlilikte insan cennet arkadaşını seçmiş olur, sonsuzluk arkadaşını seçmiş olur. Merhamet gözüyle bakmak lazım; merhamet, şefkat gözüyle bakmak lazım. Onu ütücü başı, temizlikçi başı, aşçı başı falan gibi yirmi otuz çeşit görevin başı olarak bir insan görürse, bu korkunç, çok kötü. Adam diyor ki; “Bekarım, acayip ızdırap çekiyorum.” “Niye?” diyorsun, “kendi pantolonlarımı kendim ütülüyorum, gömleklerimi kendim ütülüyorum, bıktım bu hayattan. Yemeklerimi kendim pişiriyorum, evlensem de kurtulsam bari” diyor. Yani öyle bir hizmetçi arıyor ki, toptan ücretini verip, karın tokluğuna çalıştıracağı bir hizmetçi arıyor. Bu müthiş bir aşağılama değil mi? Elin armut mu topluyor hergele, kendin ütüle, değil mi? O kızcağızın, o mübarek varlığın ne mecburiyeti var bilmem neyi ütülemeye, bilmem neyi yapmaya? Sen yap yemeği. Bire birdir, beşe beş, ona ondur; o da insan evladı, sen de insan evladısın. Nedir yani, farkınız nedir de, neden o mecbur oluyor da sen değilsin? Neden senin hizmetçin gibi oluyor? Sen onun hizmetçisi ol, değil mi? Nedir, üstünlüğün nedir yani? “Ben parayı bastırıyorum.” O zaman hizmetçi aldın gibi görülüyor, hizmetçiye bile insan onu yapmaz, değil mi? Çok acımasız bir yaklaşım. Şefkat, merhamet ve sevginin yaşanacağı, tutkunun yaşanacağı bir olaydır evlilik. Ve Allah’ın bir tecellisidir kadın, Allah’ın bir emanetidir ve kutsal bir emanet; ona en derin saygıyla, en derin sevgiyle ve en derin tutkuyla yaklaşılır ve insan ona kıyamaz, değil mi? Oturup şunu yap, bunu yap falan, çok onur kırıcı bir şey. O kendisi aşkla, şevkle yapıyorsa, zevk alarak yapıyorsa tamam ama dayatma tarzında bu olmaz, inşaAllah. Dolayısıyla evlilik anlayışı biraz bazı kişilerde çok yanlış. Bazen öyle programlar görüyorum; “Hasibe Hanım ile Necmi Bey, buyrun.” “Ne kadar paran var?” diyor, sanki şirket kuruyorlar. “Neyin var, evin var mı, araban var mı?” Yani çok içler acısı, çok kötü, çok sıkıcı. Kabus gibi geliyor bana. Öyle programlar var, bazen onları görüyorum, konuşmalarını görüyorum; yani insan azap çekiyor onların halini gördüğünde. O nasıl bir hayattır, nasıl bir düşüncedir, nasıl bir inançtır, ben anlayamıyorum. İnsan ancak kabus görürse böyle bir şey görebilir. Kadın, mukaddes bir varlıktır; Allah’ın yarattığı nadide bir varlıktır. Eğer samimi olarak yaklaşılırsa, samimi olunursa, sırdaş olunursa, kardeş olunursa, dava arkadaşı olunursa, gerçek güven ona yaşatılırsa, onda aşkın ve tutkunun derin ve şiddetli gücü görülmeye başlar, yani gittikçe dozu artar. Karşıdaki kişinin güzel ahlakıyla orantılı olarak, aklıyla orantılı olarak; takvasıyla, Allah korkusuyla orantılı olarak, saygı ve sevgisiyle orantılı olarak o kadında müthiş bir tutku gücü kendini göstermeye başlar. Evlilik işte o tutkuyla yapılır, o aşkla yapılır. Öbür türlü, o nedir öyle? Uzun bir konu ama ben zaman zaman, kısa kısa değiniyorum.
ALTUĞ BERKER:PkkyaCozum.com,internet sitenizi tanıtıyorum, inşaAllah. Sizin Darwinizmin yıkılmasının PKK’ya çözüm olduğunu anlattığınız, bilimsel ve kültürel izahlar Hocam, bunlar; kitaplarınız, anlatımlarınız, belgeselleriniz, ilgili makaleleriniz, bu konudaki ilanlar, maşaAllah. Kürt kardeşlerimiz canımızdır, şehitlerle ilgili açıklamalarınız, çözümün Türk-İslam Birliği olduğuna dair anlatımlar ve Bediüzzaman Said Nursi’den terör ve anarşiye çözümler.
ADNAN OKTAR:Bir yere bir adam bir yerden girdiyse, bakarsın mesela bir mağaradan girmiştir, yollardan geçmiştir falan, aynı yollardan onu geri çıkartman gerekir. PKK bu gücünü nasıl elde etmiş adamlar? Eğitimle; Marksist eğitimle, Darwinist ve materyalist eğitimle elde etmiş. Çözüm nedir? Gayet açık; anti-komünist, anti-Leninist, anti-Darwinist eğitim, bu kadar. Devlet her şeyi denedi ama her şeyi denedi; bir tek bunu denemedi, en etkili yolu denemedi, asıl çözümü denemedi. Ama tamamını denedi. Tamamını denedi, tamamından da netice alamadı. Ama bu dediğimi yapsın hükümet, bu konu biter, inşaAllah. Ama yine herhalde Hz. Mehdi (a.s)’a nasip olacak.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Aziz, Muhterem Muhammed Adnan Hocam; üstadımız, can paremiz.” MaşaAllah. “Öncelikle başı açık kardeşlerimizle programlarınız çok hikmetli, çok yönden, maşaAllah. Bunu neden yazdım muhterem aziz Hocam; ben de eski Nur gruplarında bulunmuş birisiyim. Çok yanlış bildiğimiz konulardan biri de kadınlara bakış açımızdı. Sizin anlattığınız gibi münafıkların bakış tarzına yakın; sevgisiz, ikinci sınıf bir varlık olarak görüyordum.” Evet, bak çok önemli. Yanlış olan kadınlara bakış açısını anlatıyor. “Sizin anlattığınız,” “bu konuyu anlattınız bize” diyor. “Münafıkların bakış tarzına yakındı bakış açımız, kadınlara karşı” diyor. “Sevgisiz; ikinci, üçüncü sınıf bir varlık olarak görüyorduk onları” diyor. Doğru söylüyor, böyle. Arkasından getirtir; karı, marı diye hitap etmeler; hiç sormaya dahi gerek yok, adam direkt tepeden bakıyor ve yüzlerce örnek verebilirim; bir tane, iki tane değil. Özellikle de anlatmıyorum ki insanların kafası bulanmasın diye. Zaten yobazlara karşı müthiş bir nefret var, nezaketli bir üslup kullanıyorum. “Ayrıca hele hele başı açık kadınları hiç mi hiç Müslümandan saymazdık ve sevmezdik. Siz en güzelini yapıyorsunuz, maşaAllah Hocam. Bize, kadına Allah için nasıl sevgiyle bakılacağını öğrettiniz. Ayrıca başı açık, başı kapalı demeden, ayırmadan, nazerin, neşeli, mazlum, mübarek, müşvik, tamamlayıcı o güzel varlıkları sevmeyi en güzel şekilde öğrettiniz. Hocam, size bu şekilde e-mail atanlar, zahmet edip, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, hikmet babından okumayı,” yani “okumuyorlar, incelemiyorlar, inceleseler anlarlar sizi” diyor. “Onlar, yobaz kafalı, sevgisiz kişiler, kendilerini çok dindar zannediyorlar, siz zaten biliyorsunuz Hocam. Biz de sizden öğrendik. Ben sadece yaşamda sizi tanımadan önceki ve sonraki düşüncelerimi paylaşmak istedim.” MaşaAllah. “Ayrıca Hocam, başı açık bayan arkadaşım vardı, eski tanıdık; hatta ben onu başı açık diye makbul görmemiştim izdivaç açısından.” Yani “evlenmek istememiştim” diyor. O zamanlar, o bana kızıyordu o sebepten. Şimdi kendisini Allah için çok seviyorum ve gariptir ki sizden bahsettiğimde Facebook’tan beni silmişti. "Adnan Hoca’dan başka bir şey bilmiyorsunuz, kafayı yemişsiniz" demişti. En son, sizi İstinye’de bir yerde yakından görmüş. Sizi çok sevmiş, şimdi kızmıyor. Hatta "bize çabuk Hocamız’ın kitaplarından gönder" dedi, maşaAllah. Ayrıca dün gece sizi rüyamda gördüm, mübarek elinizi öptüm. Ayrıca ağlayarak, sizden medet ve himmet istedim.” MaşaAllah. “Hocam, bazen çok korkuyorum sizden kopmaktan. Hep dua ediyorum, mübarek aziz üstadım, Hocam. Vesselam. Mehmet Akif Elyüksel, Ankara.” MaşaAllah, ne kadar şuurlu, güzel bir insan, kardeşimiz. O kız arkadaşı hanıma da selam ediyorum, sevgilerimi sunuyorum, maşaAllah. Demek ki sevgi gözüyle bakmış ki Allah öyle güzel bir kalple bana bakmasını Allah ona yaratmış. Çok güzel, maşaAllah. Tutkuyla, aşkla bakan, sevgi gözüyle bakan, sevgi gözüyle görür. Ama gaflet gözüyle bakan gaflet gözüyle görecektir. Güzel gözle bakan, güzel görür, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Benim babamın ağzı çok bozuk Hocam.” Kitap okumalarını, namaz kılmalarını yasaklamış. “Saldırgan” diyor. Namaz kıldığı için, Kuran okuduğu için, kitap okuduğu için kardeşimizi deli gibi görüyormuş. “Tepkilerle karşılaşıyorum. Nasıl bir tavır içerisinde olmalıyım Hocam? Dua edin” diyor Necmettin Ergin. Ne güzel, Peygamberlerin sünnetini yaşıyorsun, sahabelerin sünnetini yaşıyorsun. Sevabın denizine girmişsin. Sevabı artık okyanuslar gibi, denizler gibi toplarsın, inşaAllah. Çok müşfik olacaksın, akılcı olacaksın, olgun olacaksın, nezaketle davranacaksın. Çok kültürlü olacaksın, derin bir görüşe, derin bir kültüre sahip olacaksın. Akılcı cevaplar vereceksin, duygusal olmayacaksın. Çok kişilikli ve şahsiyetli, cesur ve iradeli olacaksın. Karşında mum gibi eridiklerini göreceksin o zaman. Küfrün aklı zayıftır, iradesi zayıftır. Akıllı, dirayetli kişiler karşısında direnemezler. Kuran’da da Allah söylüyor; “Çünkü onlar akletmez bir kavimdirler” diyor Allah. Zayıf olur akılları, güçleri yetmez, inşaAllah.
“Esselamun Aleykum Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben Bodrum’dan Kaan. Hocam, merhum Muhsin Yazıcıoğlu hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isterim. Allah yar ve yardımcınız olsun.” Türk-İslam Birliği’nin koç yiğidi; nur insan, tasavvuf ehli, mürşit, şehit, yüksek ahlaklı, pek muhterem bir kardeşimizdi. Bu fakirin cezaevinden çıktığı dönemde, ziyaretimize de gelmişti. Sen var mıydın?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok şakacı, çok tatlıydı, maşaAllah. “Hocam, size gelmem infaz edilmesi gereken bir hükümdü, şu an kararı vicahiye çevirdik” dedi. Mahkemelere sürekli gidip geldiği için mahkeme diliyle konuşuyordu. Talebeleri de çok hoştur. Büyük Birlik Partililer, partiden çok büyük bir mübarekler topluluğu gibidir; çok muhterem, seçkin insanlardır. Türkiye aşıklarıdır, vatan aşığıdır, bayrak aşığıdır; din, iman, Allah, kitap aşığıdırlar. Muhsin Yazıcıoğlu Ağabeyimizi, o mübarek insanı İddia edilen Ergenekon terör örgütü şehit etmiştir. Bu kahpelerden, bu alçaklardan intikam almak boynumuzun borcu. Kafa, göz yararak değil, hukukla ve kanunla ve devlete yardımcı olarak. Onun kanını yerde bırakmayacağız o mübareğin, inşaAllah. Ama hukuktan ve kanundan asla ayrılmadan, daima hukuk ve kanun ölçüleriyle, inşaAllah.
“Selamun Aleykum canımın içi Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam ben 12 yaşlarındayken büyüklerimizle beraber akın akın Cübbeli’nin sohbetine giderdik. Çünkü o zaman Cübbeli sürekli Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesinin yakın olduğundan bahsediyordu. Hatta öyle ki Beykoz’da halktan toplanan paralarla "Hz. Mehdi (a.s) buraya gelecek, göreceğiz" diye büyük bir külliye yaptırıyordu.” Bak, bak, bak, Cübbeli’yi görüyor musun sen, şimdi de inkar ediyor. Bu çok önemli, bir şahit daha buldum. Cübbeli ile ilgili, Mehdiyet konusunda bilgisi olan kardeşlerimiz, şahitler bana yazsınlar. Astronot yolun sonuna geldi. “O zamanlar astronot sürekli Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesinin yakın olduğundan bahsediyordu. Hatta öyle ki Beykoz’da halktan toplanan paralarla "Hz. Mehdi (a.s) buraya gelecek, göreceğiz" diye büyük bir külliye yaptırıyordu ve buna da Hz. Mehdi (a.s) külliyesi ismini vermişti.” Cübbeli bittin sen, astronot bittin. Bu çok açık, al bir delil daha. Mehmet Talu Hocamın açıklaması zaten konuyu bitirdi, kendi açıklaman konuyu zaten bitiriyor. “Çocuk yaştaydım ama sesi hala aklımda, aynen böyle söylemişti. Şimdi ise bu külliye inşaatının durdurulduğunu, yasaklandığını duymuştum. O zamanki Cübbeli ile şimdiki Cübbeli dediğiniz gibi çok farklı ama hurafeleri pek değişmemiş Hocam.” Murat Barış Coşkun, İstanbul Avcılar’dan yazmış. Bizzat şahit olan çok fazla insan vardır. Mehmet Talu Hocamız diyor, orada söylemiş; “Hz. Mehdi (a.s) şu an 30 yaşında, şu an yaşıyor” demiş; o bir tanesi, böyle yüzlerce vaka vardır. Şahit olan kardeşlerimiz bana bildirsinler. Bu da çok önemli, bunu da delil olarak kullanalım, kardeşimizin anlattığını çünkü bunun yüzlerce şahidi vardır, binlerce şahidi vardır. Bir kardeşimiz yazmış, diğer kardeşlerimiz de yazsınlar. Sonuçta ben Cübbeli batsın, mahvolsun demiyorum. İttihad-ı İslam’ı savunsun, Türk-İslam Birliği’ni savunsun, Hz. Mehdi (a.s) askeri olsun; asker deyince tabii silahlı, tüfekli asker değil; fikir askeri, bilgi askeri olsun; Türklük alemi, İslam alemi birleşsin; ona ket vuran, engel olan adam konumundan çıksın, Mehdiyet’e yardım eden adam konumuna gelsin. Bizim istediğimiz bu, yoksa onunla bir alıp veremediğim yok benim. Onun için bu konuda bilgisi olan kardeşlerimiz bana yazsınlar, ona karşı biz onu bir hüccet olarak kullanalım, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Hocam, sizi ekranda görmekle yetinemeyecek kadar çok seviyorum. Her gün görmek, izlemek yetmiyor.” MaşaAllah. Anlattığınız her şey bende heyecan oluşturuyor. Bizlerde vesile olduğunuz her şey için Allah sizlerden razı olsun. İçinde sizin olduğunuz bir kader yarattığı için Rabbime hamdolsun, inşaAllah. Rabbim dosdoğru yoldan ve sizin ilminizden, güzelliğinizden ayırmasın, inşaAllah. Çok dua ediyorum. Benim için duanızda yer ayırın, inşaAllah.” Fatma Hanım yazmış, Fatma Dalçık.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizi izlemeye başladığımdan beri aile yaşantımızda, düşüncelerimizde çok olumlu gelişmeler oldu. Sizlerin sohbetleri sayesinde çok bilinçlendik. Allah sizlerden razı olsun.” Ayşe. Ama doğru, ben bunu bir iltifat olarak kabul etmiyorum, Allah beni vesile ediyor. Ben çok samimi bir insanım, bayağı dürüst anlatıyorum; doğru, kaynaklı anlatıyorum. Hakikaten içimden gelen şeyleri anlatıyorum. Bir de Allah’tan başka kimseden korkmam ben, ben bayağı deliyim yani; Allah’ın delisiyim, Allah aşkının delisiyim. Benim kaybedecek falan bir şeyim yok, inşaAllah. Kaybedeceğim de olsa bana fark etmez, ben hakkı söylerim, doğru olanı söylerim. Üslubum güzel hakikaten, ben kendim de beğeniyorum; candan çünkü iyi niyetle anlatıyorum. Hedeflerim güzel, amacım güzel; ben kargaşa olsun istemiyorum, kimse üzülsün istemiyorum, kimsenin canı yansın istemiyorum, herkes mutlu olsun diyorum. Herkes mutlu olunca da benim hoşuma gider bu, bana zevk verir. Her yer güzel olsun, her şey güzel olsun; binalar güzel olsun, insanlar güzel olsun, sözler güzel olsun, kimsenin canı yanmasın. Ben hiç kimsenin canının yanmasını istemiyorum ayrıca, öyle bir hedefim de yok. Herkes özgür olsun, demokrasi olsun, laiklik olsun ama gerçek anlamda ve mutlu olalım, cennete gidelim, bunu istiyorum, inşaAllah. Hepsinin üzerinde Allah’ın rızasını kazanalım, inşaAllah. A9 sürekli açık oluyor evde, çok şahane anlatımlar. Masonlara zamanında acayip bindirmişiz, masonlar ziyaretimize gelecek, adamlarla nasıl yapacağız. Ama bugün düz gidiyorduk masonlara, bir program var, ağza alınmayacak laflar ediyordu. Şahane bir program, zamanında hazırladığımız. Arkasından satanistlere falan. Ama haklıyım, haklıyım, çünkü bataktaydı masonlar, Allah bizleri vesile etti. Doğru söylüyoruz. Ben onların gönlünü yapmak için o programları kaldırabilirdim istesem. Kaldırmıyorum çünkü doğru anlattıklarım. Ziyaretime gelecek şimdi meşrik-i azamlar, yani asıl dünyayı yöneten masonlar geliyor önümüzdeki günlerde. Bundan sonraki 50 yıllık dönemi yönetecek masonlar, meşrik-i azamlar, Amerika ve İngiltere’deki asıl yöneticileri geliyor. Bayağı da samimiyim, ahbabız, konuşuyoruz ama bakın masonlukla ilgili programlarımızda en ağır dil kullanılır, en açık ve sarahaten anlatılıyor yanlışlıkları, çirkinlikleri. Ben kötülük yapmıyorum, hakaret etmiyorum, doğruyu söylüyorum. “İyi olun” diyoruz; dindar mason olun, baş tacı olun; Müslüman mason olun, baş tacı olun. O zaman ben de mason olurum; eğer hakiki Müslüman olursanız, tam Muhammedi olursanız. 33. dereceden olmak şartıyla tabii, başka türlü bize gitmez. Beraber namaz kılacağız, hep birlikte; söz bir Allah bir, ben de mason olurum o zaman. Öbür türlü yok. La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah diyecekler, Kuran’a tabi olacaklar; beraber gideceğiz, locada hep birlikte namaz kılacağız. Beni de kaydetsinler, mason olacağım, söz veriyorum ama şartım bu. Tabii, 33 dereceden aşağı olmaz. O kadar mükemmel anti-masonik hiçbir çalışma yoktur dünyada, benim dışımda; anti-masonik derken sapkın yönleri için, iyi yönleri için benim bir şey dediğim yok. Güzel yönlerini takdir ediyorum ben, teşvik ediyorum, değerli buluyorum. Anormal yönlerini ben açıklıyorum, yanlış olan. Darwinist, materyalist yönleri beni ilgilendiriyor. Şeytanla bağlantı halinde olan masonlarla benim mücadelem. Yoksa adam buraya geldi, gözleri yaşardı. Beraber kardeşlerimizle namaz kıldılar. “Ailemiz ne der acaba Müslüman olsak” diyorlar, yani son aşamaya geldi olay, inşaAllah. Barış, kardeşlik, demokrasi, laiklik; ittifak halindeyiz, tamam. Allah bir, ittifak halindeyiz. ‘Muhammeden Resulullah’; bunu da dediler mi alınlarından öperiz, bitti konu ondan sonra. Diyorlar, sadece biraz detay kaldı, inşaAllah. Yoksa demiyor değiller. Hepsi konuşmuşlar kendi aralarında, Allahualem tamam, inşaAllah. Öyle masona bizim ne sözümüz olur, inşaAllah.
“Hayırlı yayınlar Hocam. Programınızı severek izliyorum her gece ama aklıma takılan bir soru var. Sizin gibi ilim konusunda üstün bir kişiden cevabını almak isterim.” Estağfirullah. Biz de ilim değil nakil var, inşaAllah. Talebeyiz biz. “Bugünlerde kendini Hz. Mehdi (a.s) olarak açıktan tanıtanlar sizce imtihanın sırrını bozmuyorlar mı? Gerçi Hz. Mehdi (a.s) geldiyse veya gelecekse direkt ‘ben Hz. Mehdi (a.s)’ım’ demeleri, kendilerini açıktan söylemeleri yanlış değil mi?” Bunlar gariban, meczup insanlar. Bunlara o kadar değer vermeyin, çok değer veriyorsunuz. Ben acıyorum, şefkat duyuyorum. Etrafındakiler de şevkleniyorlar Hz. Mehdi (a.s)’dır diye. Gerçi küfürdür ama daha eşhedleri var, ben onlarla ilgilenirim, yani oturup ne onlarla uğraşacağım, değil mi? Ama deseler ki; ‘Hz. Mehdi (a.s) olduğunu umuyoruz, umarız, inşaAllah,” güzel, diyebilirler. Ama ‘Hz. Mehdi (a.s)’dır’ dersen küfre gidersin. Ne gerek, niye böyle diyorlar? Umuyoruz desinler. Başına bal kabağı gibi bir şey geçiren dede var ya, boncuk gibi bakıyor, acayip sevimli bir tip. Gözünde hiçbir anlam yok, böyle bakıyor. Kızıyordu geçen günler, televizyona çıkmış; “daha benim Hz. Mehdi (a.s) olduğumu anlayamadınız mı siz? Ne bekliyorsunuz be adamlar?” diyor. Acayip öfkelenmiş. İnsanın ona nefretle bakması değil, şefkatle bakmak lazım, acıyarak bakmak lazım. İnsanlar ne kadar nefrete yatkınlar. O yönde küfürde, aslında batmış durumda birçok yönden ama Allah hidayet versin, ne diyeyim? Sırf doğru olan yönlerini almak lazım aslında, anormal yönleriyle muhatap olmamak lazım, onları uyarmak lazım; “burada günaha giriyorsun” deyip. Ama hak olan kısımları dinlemek olur, yani dinlenir. Biz mesela Tevrat’ta yanlış kısımları almıyoruz, doğru olan kısımları alıyoruz. İncil’de tahrif edilmiş, değiştirilmiş yerler var, almıyoruz ama doğru olan yerler var, alıyoruz. Ben akşama kadar İncil okuyorum, Tevrat da okuyorum. İçim açılıyor, bayağı güzel. Size de okudum, nefis. Allah sevgisini anlatıyor, çok güzel. Coşkuyla Allah’ın güzelliklerini anlatıyor. Allah “nurdur” diyor, Tevrat için. İncil için de, “nurdur” diyor Allah. Ama bozulmamış olanlar, hak olanlar, değil mi? İnşaAllah. Tevrat’ı ve İncil’i hiç hükmüne koydun mu, bu çok anormal bir hareket olur. Şu anki Tevrat, Peygamber Efendimiz (s.a.v) devrindeki Tevrat ile aynı. Peygamberimiz (s.a.v) o zamanki Tevrat’ın hükmüne bakıyor, hak olan kısmına bakıyor, yanlış olanı uygulamaz. Yanlış olanları Kuran zaten söylüyor, “değiştirdiler, yanlış yerler var” diyor Allah Kuran’da. Yani Tevrat’ın değiştirilmiş yerleri var ama doğru olan kısımları geçerlidir, inşaAllah.
Bir de benim üslubum, samimiyetim iyi; anlatış şeklim güzel. Çünkü yapmacıklık yapmıyorum, doğal hareketler yapıyorum. Suni, adamlık dini hareketleri, garip mimikler falan, bunları yapmıyorum. Tavrım doğal, içimden geldiği gibi konuşuyorum. Hiç kimseye de yaranmak derdinde değilim ayrıca. Bir tek Allah benim için önemlidir. Ne bir siyasi parti, ne herhangi bir grup, beni hiç kimse o yönde bağlamaz. İyi niyetli olan herkesi severim, o ayrı mesele de, ama benim üzerimde bir güç olmaz. Benim üzerimdeki güç Allah’tır, o kadar. Kuran’a tabi olurum, Allah’a tabi olurum. Ve içtenlikle anlatıyorum, doğru anlatıyorum; bir şey söylediğimde ispat ediyorum. Yanlış yaptığımda da Allah’a sığınıyorum, tövbe ediyorum, düzeltiyorum. Alimim de demiyorum, ben cahil olduğumu söylüyorum; talebeyim ben, öğrenciyim diyorum. Cahil derken, sıfır değilim ama öğrenciyim, talebeyim. Ama Kuran’ı okuyan, Kuran’a tabi olan bir insan tamamdır, inşaAllah. İyidir yani. Biz ona cahil diyemeyiz, bizim anladığımız anlamda cahil değildir o. Ama fetva vermem, fetva verecek bir bilgiye sahip değilim ben, o ilme sahip değilim. Ben diyorum; Mehmet Talu Hocamız’a gidin, ondan alın veyahut Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız’ın ilmihaline bakın, oradan alın, inşaAllah. Çünkü Ehl-i Sünnet’te titiz bir din anlayışı vardır, ufacık bir hata olmaz. Niye öyle bir sorumluluğun altına gireyim, değil mi? Açsın baksınlar, ilmihalden okusunlar.
ALTUĞ BERKER:Bangladeş’ten bazı görüntüler var, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Bakalım.
ALTUĞ BERKER:Bangladeş’te hükümet, Müslümanlara baskıcı bir politika izliyor. Özellikle 2010 yılının ilk aylarından sonra baskılar daha da arttı. Ülkedeki en önemli Müslüman cemaat, Cemaat-i İslami, aynı zamanda siyasi bir parti. Ama parti yöneticilerinin büyük çoğunluğu vatana ihanet suçundan tutuklu olarak yargılanıyor. Bunun sebebi de Pakistan’dan ayrılırken 1970’de, cemaatin ayrılmaya itiraz etmesi. 2009 yılında 40 kişi hayatını kaybetti. Bunlar Müslümanların liderleri, tutuklananlar. 7 bin kişi yaralanmış. 2010 yılında ise 165 kişi hayatını kaybetmiş, 12 bin kişi yaralanmış. Sadece Temmuz 2010’da, 10 gün içinde 4 bin Müslüman tutuklanmış.
ADNAN OKTAR:Cübbeli Hazretleri ne diyor, astronot? “Bir 700 sene daha bekleyelim, bana ilham geldi” diyor. “Dört saat diye bir şey duydum. Bu ne demek? dedim, “orasını karıştırma” dediler bana. “Ben size bir hesap yapayım” diyor. Adam çarpıyor, bölüyor, çarpıyor, bölüyor; “700 yıllık bir hesap çıktı, 700 yıl daha bekleyeceksiniz” diyor. Bütün İslam alemi mezbahaya döndü, sel gibi kan akıyor; adam, “700 sene daha bekleyelim” diyor. 7 saniye bekleyecek halimiz yok. Sen aklını başına al, ne konuştuğunun farkında mısın sen? Kıtır kıtır doğruyorlar Müslümanları, kadınların ırzına geçiyorlar, çocukları mahvediyorlar. Afganistan’da, orada, burada perişan ettiler insanları. Cübbeli de, “bekleyin” diyor. Bir de “en fazla ölürüz, ne olacak? Şehit oluruz” diyor. Sen yan gelip yatacaksın, sonra da şehit olacaksın. Cehennemin ta ortasına oturtursa Cenab-ı Allah seni, o zaman ne yapacaksın? Allah esirgesin. Müslümanları oyalıyor, Müslümanların gücünü, şevkini kırıyor, heyecanını kırıyor, azmini kırıyor, kararlılığını kırmaya çalışıyor. Ulema-ı su deniyor bunlara; suyun başını tutmuş, suyun akışını durduran ulema. Onlardan birisi de budur. Zarar veriyor, fakat sarığı, cübbeyi savunduğu için, o kısımla insanlar tatmin oluyorlar, onun verdiği ağır tahribatı göremiyorlar. “Kimse sarık takmıyor, ben size sarık taktırıyorum, cübbe de giydiriyorum, şalvar giydiriyorum, misvak yapıyorum, akik taşlı yüzük taktınız, pilavı yerde yiyorsunuz, kavun yedirtiyorum, karpuz yedirtiyorum. Sünnetin hepsine uyduruyorum sizi. Bir tek İttihad-ı İslam’ı savunmuyorum. Ne yapayım, bana ilham edilen bilgi, 4 saat diye bir bilgi geldi, oradan da 700 yıl gibi bir hesap çıktı, onun için 700 yıl bekleyeceğiz. İttihad-ı İslam yok, Türk-İslam Birliği olmayacak, bekleyin” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) da çıkmayacak, Hz. İsa (a.s) da inmeyecek” diyor. Ama “deccal çıktı, deccal mahvediyor Müslümanları” diyor. Bağırıyor, ağlıyor; “şuraları yıkıyorlar, buraları yıkıyorlar” diyor. Çözüm? “Çözüm yok. Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” diyor. Mahmut Hocamız’ı da haşa kendince bir put haline getirdi. Hz. Mehdi (a.s) gelecek diyenlere, “sen Mahmut Hocaya mı karşısın?” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) geldi, hayatta” dersen; “Mahmut Hoca ne olacak? Biz onu müceddid ilan ettik. Sen o zaman ona karşısın. Sen bana doğruyu söyle; Mahmut Hoca’yı mı, Hz. Mehdi (a.s)’ı mı tercih ediyorsun?” diyor. Adam da; “Haşa, Mahmut Hocam tabii esastır benim için, ben Hz. Mehdi (a.s)’ı ne yapayım? Tabii ki Mahmut Hocamız’ı tercih ediyorum” diyor. Ve Mahmut Hocamız’ı; hiç istemediği halde, hayatında böyle şeylere karşı mücadele eden bir insandır, hiçbir şekilde büyüklüğü de kabul etmeyen, o anlamda iddiası olan bir insan da değil; bu insanı, bu mübarek insanı adeta bir put haline getirdi ve Hz. Mehdi (a.s)’a karşı bir silah haline getirdi. Hz. Mehdi (a.s)’ı savunanlara; “Mahmut Hoca’ya karşıt bu. Çünkü onun müceddidliğini kabul etmiyor. Ya Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul et, ya Mahmut Hocamız’ı kabul et, hangisini kabul edeceksin?” diyor. Bu durumda adam cemaatten atılacağını düşünüyor, “Ben tabii ki Mahmut Hoca’yı kabul ediyorum” diyor. “Hah, şimdi kurtardın” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini söylersen, seni aforoz ederim” diyor. “Ne demem gerekiyor?” diyor. “"Hz. Mehdi (a.s) yok" diyeceksin, "700 yıl sonra gelecek" diyeceksin” diyor. “Tamam, Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek, 700 yıl sonra gelecek” diyor. “Hah, şimdi kardeşim oldun, ver bir tokalaşalım seninle” diyor. Böyle bir sistem kurdu ve insanlar da bunu anlamıyor, hayret ediyorum.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’dan itibaren A9 TV, Aksu TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve HarunYahya.TVsitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Zuhruf Suresi, 56. ayet; “Bu suretle onları, sonradan gelecekler için bir selef ve bir örnek kıldık. Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar”diyor. “Hz. İsa (a.s) inecek” diyorsun, ona gülüyor adam kahkahalarla. “Hz. İsa (a.s) babasız dünyaya geldi” diyorsun, ona kahkahalarla gülüyor. Bak, ne diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar” diyor Allah. Bunun hesabını verecekler tabii. Devam ediyor Allah Zuhruf Suresi, 61’de; “Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir alamettir.” “Kıyametin alametidir Hz. İsa Mesih (a.s)’ın dünyaya gelişi” diyor Allah. “Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın.” Ebcedi 2026 tarihini veriyor. Mübareğin zuhur edeceği, Hz. İsa (a.s)’ı alenen göreceğimiz tarih, inşaAllah. “Ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” Ne diyor Allah? Ayrıca vurguluyor; “Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın”diyor Allah. Hz. İsa Mesih (a.s) kıyamet için bir alamettir. Geldi mi kıyamet çok yakın, inşaAllah.
Web siteleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...