SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, bu akşam A9 TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’ndeki bir haberde bugün, “PKK terör örgütünün yöneticilerinden Ali Haydar Kaytan’ın, örgüt üyeleri olduğu tahmin edilen kişilere ders verdiği bir ses kaydı ele geçirilmiş. Bu derslerde Apoculuğun yeni bir din olduğunu, özünde sosyalist olmakla birlikte dinde de sosyalizmin bulunduğunu, Apoculuğun dinlerin olumlu özelliklerinin üst düzeyli bir sentezinden meydana geldiğini, Hz. İbrahim (a.s.)’in de, haşa Öcalan gibi kentli olmasına rağmen, devletçi topluma karşı çıktığını ve doğal toplumun değerleri için mücadele ettiğini, dolayısıyla Öcalan’ın çağdaş bir İbrahim olduğunu, anlatıyormuş. Aynı zamanda, İslam dininin aleyhinde bazı açıklamalar yapmasının yanı sıra, gençlik yıllarında duruma göre kimi zaman Nurcu, kimi zaman Nakşî, ya da Alevi görünümüne girdiğini ve köylülere kendisini dindar olarak tanıttığını da anlatmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Marksist felsefenin, Leninist felsefenin gereğidir. İki ileri bir geri tekniği. Marks’ı da Peygamber ilan etmişlerdi, bunu da Peygamber ilan ediyorlar. Zaten deccal, Peygamberlik iddiası ile ortaya çıkıyor. Hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “yalancı Peygamber olarak zuhur eder,” diyor. Aynısı, tamamen aynı, Marks’ın kendini yalancı Peygamber olarak ilan etmesi, Apo’nun kendini yalancı Peygamber olarak ilan etmesi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri ile tam mutabık. Peygamberimiz (s.a.v.) aynı kelimesi kelimesine söylüyor; “yalancı Peygamber olarak zuhur eder, Peygamberlik iddia eder,” diyor. O da bir deccal olarak Peygamberlik ilan ediyor, karmaşık olan bir şey yok. “Otuza yakın deccal türeyecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), onlardan bir tanesi de o.
ALTUĞ BERKER:Bugün Gazetesi’nden Adem Yavuz Aslan; Öcalan’ın dindar Kürtler’i AK Parti’den koparmak için örgüte dindar bir görüntü vermeye çalıştığını yazmış. Ayrıca yazısında, Öcalan’ın ve taraftarlarının sapkın dini anlayışlarını ve din aleyhinde faaliyetlerini, örnekler vererek anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Komünist partisinin, dini, imanı olur mu, bunlar nasıl konuşuyor ki? Marksist, Leninist, Stalinist bir parti. Leninist, Stalinist çizgide eylem yapıyor adamlar, daha hala dinden bahsediyorlar. Din, devlet ve aile komünizmin düşman kabul ettiği ve mücadele ettiği sistemlerdir. Adamlar dine, devlete ve aileye karşılar. Marksizm’in temeli ona dayalıdır zaten. Evet.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Bir Bediüzzaman’ı anma platformu destekçilerinden Mustafa Yılmaz’ın Risale Haber’e açıklaması vardı Hocam. Cemaatlerin birliği İttihad-ı İslam için önemli, diyor.
ADNAN OKTAR:Bak bu güzel. Cemaatlerin birliği İttihad-ı İslam için önemli. Biraz oku.
ALTUĞ BERKER:“Biz aşağı yukarı 3 aydır diğer cemaatlerdeki arkadaşlarla bir araya gelmek sureti ile, haftada bir bu programın değerlendirmesinin nasıl yapılacağını, kimlere yer verileceğini müştereken beraberce istişare ettik.” Üstad’ı anma toplantılarını beraber organize ettiklerini ve her ilde de böyle toplantıları Nur cemaatleri ile ortak beraber yapmayı arzuladıklarını anlatıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim?
ALTUĞ BERKER:Mutafa Yılmaz Bey. Bu platformun, Bediüzzaman platformunun destekçisi.
ADNAN OKTAR:Bu hangi cemaate mensup, belli mi?
ALTUĞ BERKER:Bilmiyorum. Bir vakıf, Merinos Kültür Merkezi’nde diyor, ama tam hangi vakıfta, hangi cemaatte olduğu, hangi camiada olduğunu tam incelemedim. Öğreneyim Hocam, hemen.
ADNAN OKTAR:O çok önemli, çünkü küçük bir cemaattir, diğer cemaatler kaale almayabilirler birçoğu. Mühim olan hakikaten sözünün geçmesi, hakikaten etkili olması çok önemli, çünkü Yeni Asya var, Fethullah Hocamız’ın cemaati var, Yazıcılar var, Sungur Ağabeyimiz’in cemaati var. Hangisi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Bu haberin üzerinde de, “Bediüzzaman materyalist felsefeyi hedef aldı” başlıklı yazı vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Darwinizm’i Hz. Mehdi (a.s.)’a bırakmıştır Bediüzzaman. O parçalayacak, diyor açık açık söylüyor Bediüzzaman. “Birinci görevi odur,” diyor, inşaAllah. Bediüzzaman Darwinizm’den tek kelime bahsetmemiştir, “Maddiyyun tabiiyyun taunu” olarak söylemiştir, Darwin’den de bahsetmemiştir. Tamamen Hz. Mehdi (a.s.)’a bırakmıştır. Onun tamamen onu kazıyacağını söylemiştir, uzun uzun anlatmıştır Risale-i Nur Külliyatı’nda, bütün Nur talebeleri de bilirler.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. Şeyh Nazım Hazretleri’nin resimlerini gösterebilir miyim? İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakalım.
ALTUĞ BERKER:Kendisinin 23 Nisan doğum günü malumunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah Şeyhimiz’e nice uzun ömürler, yıllar nasip etsin, Allah başımızdan eksik etmesin. Hocamız 23 Nisan’da dünyayı şereflendirmiş, bugün onun doğum günü, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:23 Nisan 1922’de Kıbrıs Larnaka’da doğmuş Hocam, maşaAllah. Bu nedenle El Kıbrısi El Hakkani, inşaAllah bildiğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Hem anne tarafından, hem baba tarafından seyyid ve şeriftir, maşaAllah. Dünyanın sultanı Şeyhimiz. Bir tanedir, maşaAllah. Kutbul Aktab’tır, inşaAllah. Dünyadaki şu andaki kutub odur, inşaAllah. Kutbul İrşat da Hz. Mehdi (a.s.)’dır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hakkında uzunca bir bilgi var elimde Hocam. Uygun gördüğünüz zaman anlatırım, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, anlat işte dinleyelim.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. 23 Nisan 1922’de Kıbrıs Larnaka’da doğmuştur Şeyh Nazım El Kıbrısi Hazretleri. Bu nedenle kendisine Kıbrıslı Şeyh Nazım anlamına gelen Şeyh Nazım El Kıbrısi denilmiş. Bu mübarek insanın tam adı Muhammed Nazım Adil El Kıbrısi El Hakkani’dir. Annesinin kökeni Mevleviliğin kurucusu olan Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri’ne dayanmaktadır. Babası ise İslam ahlakı ile ahlaklanmış müstesna kişilerdendir. Her zaman güler yüzlü ve sabırlı olduğu bilinen Şeyh Nazım Hazretleri’nin çocukluğu Kıbrıs’ta, dönemin İslam alimlerinden olan dedesinin yanında geçmiş ve İslamiyet ile ilgili ilk temel eğitimini onun yanında almıştır. Aldığı bu ilk eğitim onun hayatı boyunca müşfik, insanları seven, onları Allah’ın yoluna güler yüz ve hoş sohbetle davet eden bir insan olmasına vesile olmuştur. 1940’da İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’nde Kimya Mühendisliği eğitimi almaya başlayan Şeyh Nazım Hazretleri, 1944’de Tripoli’ye; Lübnan’ın ikinci büyük şehri, Trablus’a gitmiş. Orada şehirdeki dönemin İslam alimlerinden olan Tripoli müftüsü Şeyh Münir-el Malik ile tanışmıştır. Aynı zamanda yine dönemin ünlü İslam alimlerinden olan Abdullah el-Dağıstani ile tanışıp onun sohbetlerine katılmıştır. Şeyh Nazım Hazretleri’nin gerek dedesinden, gerek Abdullah el-Dağıstani’den aldığı eğitim, onun İslam ahlakı konusunda derin bilgi sahibi olmasına vesile olmuştur. Kuran ahlakına göre yaşamayı, her şeyin Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğini, affediciliği, hoş görüyü ve insanları güler yüzle Kuran ahlakına davet etmenin önemini bu dönemlerde pekiştirmiştir. Allah’ın ona lütfettiği bu güzel ahlak, aldığı eğitimle onu hem insanlar tarafından sevilmesine, hem sayılmasına, insanların ona karşı muhabbetine vesile olmuştur. Şeyh Nazım Hazretleri’ne tüm dünyadan büyük bir teveccüh vardır. 1974 yılında Avrupa ziyaretlerine başlayan Şeyh Nazım Hazretleri, o yıllarda da; hangi kültür ya da inanıştan olursa olsun, her dine mensup insanla görüşerek sohbet etmiş ve din ahlakını tanıtmaya çalışmıştır. Dünyanın her yerinden yüz binlerce seveni, onun sohbetlerinden istifade etmek isteyen binlerce insan vardır. Bu kadar çok sevilmesinin sebebi samimi, sıcak ve candan bir üslupla din ahlakını anlatması, çok büyük bir hoşgörüye sahip olması ve herkese her zaman güler yüzle yaklaşmasıdır. Şeyh Nazım Hazretleri 1991’de Amerika’ya ilk ziyaretini gerçekleştirmiş ve ülkenin yaklaşık 15 eyaletini ziyaret etmiştir. Her yerde olduğu gibi burada da Müslüman, Hıristiyan, Yahudi ve diğer inanışlardaki insanlarla tanışmış, onlara da İslam ahlakını anlatmıştır. Bu çalışmalar onun Kuzey Amerika’da geniş topluluklar tarafından tanınmasına vesile olmuştur. Amerika’ya ikinci ziyaretini ise 1993’de yapmıştır. Birçok şehri, kasabayı, buralardaki camiileri, kiliseleri ve sinagogları ziyaret etmiştir. Bu vesile ile kısa sürede Kuzey Amerika’da 10 binden fazla insanın İslamiyet’le tanışarak Müslüman olmasına vesile olmuştur, maşaAllah. 1993’de Amerika’nın Michigan eyaletinin Fentien bölgesinde Hakkani Derneği ve Dinlenme Merkezi’ni açmış ve burada çok sayıda seminer ve sohbet yapılmıştır. Onun ahlakını örnek alan binlerce talebesi, ondan öğrendiklerini diğer insanlara anlatmak için başka ülkelere seyahat yaptılar. Bu coşkulu hareket ‘Grand Opening’ muhteşem açılış olarak adlandırıldı. Şeyh Nazım Hazretleri 1996 yılında Uzak Doğu ziyaretlerine başladı. Brunei, Malezya, Singapur, Hindistan, Pakistan, Sri Lanka’daki önemli şehirleri ziyaret etti. Her gittiği ülkede önemli şahsiyetlerle görüşüp, devlet adamları ve ülkenin önde gelen erkanı tarafından karşılandı. Bilgisi, tevazusu, insanlara yaklaşım tarzı ve her durumda Allah’a olan bağlılığı ile, onu gören her insan tarafından muhabbet ve derin bir saygı ile karşılandı. Şeyh Muhammed Nazım El Adil El Kıbrısi Hazretleri şimdi Kıbrıs’ta Lefke’deki medrese şeklindeki evinde dünyanın her yerinden ziyaretine gelen misafirlerini ağırlayıp, onlarla hoş sohbetlerde bulunmakta. 89 yaşında olmasına rağmen, üstün çabası ile Kuran ahlakının yeryüzünde yoğun bir şekilde yaşanması için gayret göstermektedir. Allah ona uzun ömür versin, başımızdan eksik etmesin, inşaAllah. Hikmetli sözlerinden birkaç tanesini okuyorum Hocam, inşaAllah. Şöyle diyor Şeyh Nazım Hazretleri. “Tasavvuf, saf ve temizce Allah’a ulaştırır. Materyalist hayatı bırakıp, yüce şanlı kutsallığa ulaşmanın yoludur.” Başka bir sözünde, “Allah’ın kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’deki ayetleri derin düşünülmeli. Bunlar aşkımızın ve şevkimizin artıp, gelişmesine vesile olmalı,” demiş. Diğer bir sözünde, “Allah’ın bize vereceği ecri düşünmeliyiz. Bu vesile ile Allah’ın uyarılarını devamlı hatırlar ve hata yapmamaya çalışırız.” Son olarak şu sözünde de, “Yolda inançsız, fakir birini gördüğünüzde, en samimi şekilde ve yumuşakça onu Allah’ın yoluna çağırın. Ona bu şekilde davranmanız belki onun kalbinin yumuşamasına vesile olur ve onu hemen sana getirir.” demiş mübarek Hocamız.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız, söylüyorum dünyanın sultanıdır. Şu an dünyada en çok sevilen, en çok muhabbet duyulan bir avuç âlim vardır. Çok az sayıda, 3–5 kişi vardır. İçlerinde en önemlisi Kutbul Aktab olarak Şeyh Nazım El Adil El Kıbrısi El Hakkani Hazretleri’dir, inşaAllah.
Cüneyt Kara; “görüşmek istiyorum Hocam” diyor, telefon numarasını vermiş, Samsun Bafra’dan. Tamam gel. “Sayın Hocam, bazı arkadaşlarımla tartışırken, dini konuda bize şöyle bir soru geliyor. Herkes Hz. Adem (a.s.) ve Hz. Havva (a.s.)’dan oldu, hepimiz kardeşiz, diyorlar. O zamanlar kardeş kardeş ile mi evleniyordu? Peki, haram değil miydi başlangıçta? O zaman niye helaldi? Şimdi haram nasıl oluyordu? O zaman kardeşler, kardeşi ile evleniyordu, dedikleri zaman tıkanıyoruz neden diye. İnsan kardeşi ile evlenir mi? Saygılar Hocam. Adnan Bayram Erkan.” Helali haramı bize Allah öğretir. Ahlakı Allah öğretir. Allah’ın demesine göre ahlak oluşur. O devirde Allah helal dedi mi, helal olur. Sonra haram deyince, haram olur. Mesela diğer yiyeceklerde de, başka şeylerde de öyle. Allah helal dedi mi, helal oluyor, haram dedi mi, haram oluyor, inşaAllah. Allah’ın demesi ile olur. Bu hüküm bize dışarıdan gelen bir hüküm değil ki, Allah’ın hükmü olarak gelen hüküm; Allah hükmü kaldırır da uygular da, inşaAllah.
Türkiye’de gerginlikten kaçınmak lazım, insan nefsi kavgaya yatkındır. Allah ayette; “Zaluma ve cehula; zalim ve cahildir insan” diyor. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’in de bu konuda çok fazla hadisi vardır. Melekler de ne diyorlar? “Ya Rabbi, dünyada kan dökecek, fitne çıkaracak, zulüm yapacak insanları mı yaratacaksın?” diyorlar, değil mi? “Allah siz bilmezsiniz, ben bilirim.” diyor. Onun için insan ruhunda barışa değil de, kavgaya eğilim vardır, savaşa eğilim vardır. Barışı savunan çok az insan vardır dünyada, çünkü barışı sonuna kadar savunan nadir insan olur. İlla ki kavga isterler. Bir noktaya kadar barışı savunur, ondan sonra patlar. Var ya Cüneyt Arkın’ın filmlerinde falan olur, önce çok barışçıldır, çok üzerine gelindi mi kırar geçirir hepsini, dümdüz eder falan hemen. Bruce Lee’nin filmleri falan da öyledir. Önce barıştan, kardeşlikten bahseder sonra orada bir tane adam bırakmaz. Birçok insanın ruhunda bu yatkınlık vardır, çok dikkatli olmak lazım. Yani böylelikle toplulukları, kitleleri birbirine düşürmeye kalkmak, insanların ruhundaki kabadayılık ruhunu ateşlemek çok çok tehlikeli olur. Türkiye’de bir iç savaş durumunda, Avrupa ve Amerika seyirci kalmaz. Böyle bir şeyde Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa, Amerika devreye girer ve Türkiye’yi paramparça ederler, Allah esirgesin. Kimse de pek bir şey diyemez o zaman, iki tarafı da ezerler, hep öyle olmuştur. Irak’ta da öyle oldu, Libya’da da öyle oldu, diğer ülkelerde de hep öyle olmuştur. Madem siz birbiriniz ile savaşıyorsunuz ben müdahale edeceğim, ikinizi de kurtaracağım, diyor Amerika, NATO, Birleşmiş Milletler. On binlerce ton bomba yağdırıyorlar hem bomba stoklarını tüketip, fabrikalara yeni üretim için imkân sağlıyorlar, hem yeni silahları deniyorlar. Olan o gariban ülkeye oluyor. Kabadayılık yapan iki taraf da çok zavallı durumuna düşüyor sonunda, kabadayılık yaptıklarına yapacaklarına bin pişman oluyorlar ama iş işten geçmiş oluyor. Müminler birbirine düşerse, Allah felaket getireceğini söylüyor Kuran’da. “Eğer birbiriniz ile dost olmazsanız” diyor Allah değil mi? “Büyük bir fitne ve bozgun olur, “ diyor. Size dış ülkeleri musallat ederim, insanları musallat ederim, belayı musallat ederim, sizi helak ederim, gücünüzü, kuvvetinizi, izzetinizi, şerefinizi yerle bir ederim, diyor Allah. Onun için birbirinizi sevin, birbirinizi kollayın, diyor, ayet açık. Kim birbirine düşerse Allah orayı helak ediyor, bunları hep gördük, yüzlerce örneği var. Son olarak da peş peşe örneklerini görüyorsunuz. Onun için çeşitli bahanelerle milletimizin yiğitlik, kahramanlık ruhunu birbirine karşı tahrik edip, iç savaşı ima eden üsluptan, görüntüden şiddetle kaçınmak lazım. Çok büyük bir haramdır bu, fitnedir. “Fitne katilden beterdir,” diyor Allah. Çok büyük fitne olur ve bunun sonucunda iç savaş eğilimi meydana gelir. Herkes kozunu paylaşmak ister, öyle bir arzu duyarlar. 50’yi 50 ile karşılaştırırlar, iki 50’nin 25’i gider, geriye 50 kalır. Bir daha karşılaştırırlar, 12,5-12,5 kalırlar. Bir daha karşılaştırılır, bir daha karşılaştırır, ta 1,5’a kadar falan düşürür. O 1,5’u da kendi yerle bir eder, konu biter. Küfrün yöntemi budur. Böyle şeyler kahramanlık değil, fitnedir. Şiddetle kaçınmak lazım.
ALTUĞ BERKER:Ever, inşaAllah Hocam. Libya’dan görüntüler var, resimler var Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte bunlar da bak kabadayılık yaptılar, iki taraf da kozlarımızı paylaşacağız, dediler. Kıran kırana ikisi de birbirinden daha kabadayı, daha delikanlı olduğunu iddia etti, kırıp geçirdiler birbirlerini. Bak yüzlerce, binlerce mezar, akşamdan sabaha kadar Müslümanlar birbirlerinin mezarlarını kazmakla ilgileniyorlar, birbirlerini gömüyorlar. O karşı taraf sürekli adam gömüyor, bu taraf da adam gömüyor. Fabrikalar yerle bir, tesisler yerle bir. Fransa arada kullanılıyor, o da bütün silahlarını kullandı, tonlarca bomba yağdırıyor. Onun tabii ücretini onlardan tahsil edecek Libya’dan, bizi bu kadar kullandınız, diyecek. Dolayısıyla bu tehlikeyi açıkça görmek lazım, kabadayı ruhu son derece tehlikelidir. Müslüman birbirine kabadayı olmaz, küfre karşı kabadayıdır. Kabadayılık da akılla, bilimle, fikirle olur, düşünceyle olur, sopayla, değnekle olmaz. Kabadayılık yapan ülkelerin konumunu gördük işte; birbirlerine kabadayılık yapanların. Irak dünyanın üçüncü büyük ordusu deniliyordu, gayet iyi hatırlıyorum, üçüncü büyük ordu deniliyordu. Bir gecenin içerisinde dünyanın en zayıf, en gariban ordusu haline getirdi Amerika, en zavallı hale getirdi. Diz çöktüler, kumların içinde kayboldular. Kabadayılığın sonu işte bu. Halbuki birlik, beraberlik içinde olsalar, vatan, millet sevgisi olsa, bölünmeseler, Allah’a, Kuran’a tam tabi olsalar, Amerika oraya tek adım atamazdı, hiçbir şey de olmazdı, herkes bilir bunu. Libya da bak şu an ölüme doğru gidiyorlar, şu an komada, kanserleşti artık Libya, komaya girdi. Şimdi gelen vurur, giden vurur ve oradan nemalanacak Avrupa. Fransa nemalanacak, İngiltere nemalanacak. Amerikan bankaları acayip coştular; Amerikan bankalarının tam aradığı oldu. Bu bankaların lehine muazzam bir durum gelişti Libya’da. Şimdi Amerikan bankaları süratle kendilerini toparlamaya başladı Libya savaşından sonra, oluk gibi para akıyor onlara. Bütün o bombaların, şunun bunun paralarını teker teker toparlamaya başladılar, ekonomi de canlandı onlarda; tıkanan ekonomi o yönüyle, silah ekonomisi canlandı. Şimdi yine tonlarca bomba yağdıracaklar. Diğer ülkeler de sırada zaten, Suriye’yi de düşünüyorlar. Suriye’yi de birbirine düşürdüler, orada da kahramanlık ve kabadayılık ruhu var. Filistin’de de öyle, El Fetih ile diğer Müslüman kardeşlerimizi karşı karşıya getiriyorlar. O, ben senden daha kabadayıyım, o, ben senden daha kabadayıyım diyor, kabadayılar savaşı oluyor. Sonunda da İsrail geliyor hepsini dümdüz ediyor, yerle bir ediyor. O, ona sıkıyor, o, ona sıkıyor; kardeş kardeşe. Delikanlıysan, yiğitsen küfre tavır koysana, küfre kabadayılık yapsana. Küfrün karşısında birçok yerde Müslümanları görüyoruz ezikler, güçsüzler, pasifler, hatta zavallı konumundalar. Çıtını çıkaramıyor, gıkını çıkaramıyor, alenen korkuyorlar birçok yerde. Ama birbirine olduğunda acayip kabadayılaşıyorlar. Böyle horozlanmak, kabadayılanmak, bütün herkes tarafından görülüyor, görüyorsunuz. Bu acizlik, zavallılıktır. Müslüman’a kabadayılık yapmak bir yiğitlik değil ki, mazluma kabadayılık yapmak bir yiğitlik değil ki. Gücün yetiyorsa hasmına yap bakayım da bir görelim, madem öyle delikanlısın. Git Amerika’ya kabadayılık yap, git İngiltere’ye kabadayılık yap, git Fransa’ya kabadayılık yap, bak bakalım nasıl hakkını avucuna koyuyorlar, değil mi? Müslüman’a kabadayılık yapmak olmaz. Müslüman, Müslüman’a kabadayılık yapamaz. Çok büyük fitne ve günahtır. İslam alemine bakın hep böyle cemaatler birbirine düşmüştür, mezhepler birbirine düşmüştür. Irak’ta mesela gidiyorlar, Sünnilerin camiisine bomba koyuyorlar, camiiyi yerle bir ediyorlar, zafer naraları atıyorlar. Sonra Sünniler onların camiisine bomba koyuyor, sonra da onlar naralar atıyorlar. Tabii adı Sünni, iki tarafta da komünist adamlar. Sorsan Şii misin diye, Şiiyim der. Adam alenen komünist. Marksist-komünistler Müslüman adı altında olay çıkarıyor adamlar. Filistin’de Müslümanlar birbirlerini kırar geçirir, yıllardan beri herkes bilir. Libya da öyledir, Fas da öyledir, Cezayir de öyledir. Mezhep savaşları vardır, cemaatler arası mücadeleler vardır, kabileler arası savaşlar vardır, kırar geçerirler hep birbirlerini. Bu çok büyük akılsızlık. Müslümanlar ittifak edip, dünya çapında ittifak edip küfre karşı kabadayı olacaklar. İşte o zaman güzel olur. Kabadayı, mesela aklın, fikrin kabadayısı olacak, şefkatin kabadayısı olacak. Kabadayılık demek; efendilik, nezaket, şefkat ve merhamettir. Gidip kafasını, gözünü yardırmak, zulüm yapmak, mazlumları öldürmek, bombalamak, asmak, kesmek kepazeliktir bu, ahlaksızlıktır, aşağılık hareketlerdir bunlar. Öyle kabadayılık olmaz.
ALTUĞ BERKER: Bugün Yeni Şafak’ta, İbrahim Karagül de bu mahiyette bir yazı yazmış, ama ne yapılması gerektiğini söylememiş, dediğiniz gibi. “Bağdat, Libya, Bahreyn, Suriye, Tunus, Mısır, Yemen gibi ülkelerde yaşanan zulümleri, Müslümanlar’ın yaşadıkları acıları tek tek anlatmış. İngiltere, Fransa, İtalya hatta Çek Cumhuriyet’i gibi Avrupa ülkelerinde paylaşım masaları kurulduğunu, müthiş bir aç gözlülükle iç çatışma ve gerilim yaşayan ülkelere müdahil olduklarını, hiçbirinin bu ülkelerde yaşayan, yıllardır ezilen kitlelerle ilgili özel bir kaygısı olmadığını, yazmış. “Ve onlar sadece çatışmayı artırıp aradan neler kazanacaklarının hesabını yapıyor” demiş, fakat çözüme dair bir şey söylememiş.
ADNAN OKTAR:Tarihi filmlerde falan vardır, mesela bir mahallede kahvehane oluyor; bilmem ne kahvehanesi, falanca kahvehaneye meydan okuyor. Ulan delikanlıysanız gelin diyor, arbede çıkıyor, iki-üç kişiyi vuruyorlar, olan çoluğa çocuğa, insanlara, eşlerine oluyor. Mahvoluyorlar, adamlar hapishaneye düşüyor. Bir anlık öfke, bir anlık hayali kabadayılık arzusu mahvediyor aileleri ve insanları. İslam aleminde de böyledir, birçoğunda böyledir, ruhlarında bir kabadayılık ruhu oluyor. Ve garibana kabadayılık yaparlar, çok önemli bakın, garibana, mazluma, sessiz sedasız adama, yani gerçek hasımına yapamaz. Ona karşı zavallı, ona karşı boyun büküyor, ona karşı diz çöküyor, ona yaltaklanıyor, ama Müslüman mazlumsa, bakıyorsun adam panter kesilmiş. Müslüman adil olacak, şefkatli olacak, merhametli olacak, düzgün düşünecek ve barışı savunacak, barışın insanı olacak. Barışı, nefis ister gibi görünüyor ama barışı savunmak, sonuna kadar barışı savunmak çok güçtür. Peygamberler ancak savunabiliyor, mesela Hz. Mehdi (a.s) sonuna kadar savunabiliyor barışı. İnsanların barışa gücü yetmez. En sonunda mutlaka kavgayı ister. Bir noktaya kadar barış ister, çünkü barış onu sıkar, bunaltır. Kavga onu deşarj eder. Kafasını, gözünü patlatacak, kan revan içinde bırakacak, ondan sonra rahatlar, deşarj olur. Barıştan sıkıntı duyar, şeytan ona sıkıntı verir barışta. Onun için barışı muhafaza eden insanların görevi çok zordur. İrade kullanması gerekir, akıl kullanması gerekir. Sonuna kadar barışı götürmek, azim ve iradeyle götürmek, takva alametidir, derin iman gerektirir. Yoksa günlük barışı muhafaza etmek çok kolaydır, ömür boyu barışı korumak çok zordur. Mesela Hz. Mehdi (a.s) ömür boyu barışı koruyan bir insan. Yatıştırıcı olmak çok zordur, mesela öfkelendiğinde insan hemen deşarj olup, yıkıp, yakmak ister. Ama öfkeyi zapt etmek çok güçtür, vücudu sarsar bu ve derin takva gerektirir bu. Yani insanın ruhunda hemen intikam alma ruhu vardır, ama intikam almayıp affetmek nefse çok zor gelir, ruha çok zevk verir, ruh zevk alır, ruh rahatlar onda, inşaAllah. Onun için Allah sürekli “affı tut, iyiliği anlat, kötülüklerden yüz çevir” diyor Kuran’da. Affettiğinde savaş olmuyor zaten. Bak, “affı tut, kötülerden yüz çevir.” Kötülerden yüz çevirmek de çok önemli. Onlarla dalaşmamak, iddialaşmamak, olay çıkarmamak, halim olmak, dengelemek, denge üzerinde tutmak. Cennet, denge yurdu, huzur yurdu, her şey dengededir Cennet’te. Marksist, komünist düşünce, Leninist düşünce, faşist düşünce; faşistler ve komünistler, insanın ruhundaki bu içgüdüsel arzuyu, kavga ve kan dökme arzusunu, saldırganlık arzusunu sonuna kadar tahrik edip, kullanmak isterler. İnsanları birbirlerine düşürmek isterler, kan döktürmek isterler. Zaten öyle başarılı olunur, Leninizm’in özelliği budur. Mesela Güneydoğu’da PKK molotof kokteyli atıyor, bomba attırıyor, asker vurduruyor, askerlerimizi şehit ettiriyor, polis şehit ettiriyor, o, kanla besleniyor işte, o kanın üstünde gelişebiliyor. O sistem tamamen kana dayalıdır. Faşist düşünce de kana dayalıdır, kan olmadan faşizm gelişmez. Faşizm boğulur kan olmazsa. Yarasa gibi, vampir yarasa gibi sürekli kana ihtiyacı vardır, hem Leninist-komünizmin, hem de faşizmin, yani nasyonel sosyalizmin de. Kan döktüğünde, mesela kara gömlekliler, kahverengi gömlekliler falan o devirde sürekli sokaklarda kan döküyorlardı. Psikopatları bir araya toplamıştı Hitler. Mussolini de öyle, kamyonlara doldurmuştu it kopuk takımını, fabrika basıyorlardı, mahalle basıyorlardı, sel gibi kan akıtıyorlardı. Milletin ağzını burnunu patlatıyorlar, kafalarına kurşun sıkıyorlar ve psikopat bir mafya yapılanması şeklinde kendini gösteriyordu. Kısa sürede bu güçle iktidar oldular. İnsanların ruhlarındaki şeytani gücü kullandılar. İnsanların ruhunda, nefsinde böyle öldürme, yakma, yıkma özelliği vardır; şeytani bir içgüdü olarak. Bu Habil, Kabil kıssasında da Cenab-ı Allah bu konuda örnek vermiştir. Kuran’ın birçok yerinde de biz bunu görürüz, insanların ruhundaki o fitne arzusunu, ama Allah kendi eştikleri kuyuda onları boğuyor. Kendi aradıkları o kan denizinde onları boğmuş oluyor. Asrımızın iki şerli fitnesi olan faşizm ve komünizm kan üstüne kurulduğu için, kanı savunduğu için; mesela iddia edilen Ergenekon terör örgütü kan üstüne kurulmuş bir örgüttür, kan örgütüdür, kanla ayakta duran bir örgüttür. Kanla insanları sindirir, kanla insanları korkutur ve kanla yaşar. Onun için iddia edilen Ergenekon terör örgütünün; bakın görüyorsunuz bayağı destekleyeni var. Şeytani bir yapılanma olduğu için, şeytanı savunan herkes, şeytanın etkisinde olan herkes iddia edilen Ergenekon terör örgütünü destekler. Ve şeytanın taraftarları çok fazladır, milyonlarcadır. İddia edilen Ergenekon terör örgütü şu an derdest ama destekleyeni bir hayli vardır. Bütün iblis ve şeytan ordusu onu destekliyor. Sen bakma adamların sustuğuna falan. Kan dökücü bir örgüt, şeytani sistem için nefes kesicidir, yani nefsi müthiş arzu eder, çok ister. Nasıl yarasa kanı isterse, yani çok düşkünse o hayvan, iddia edilen Ergenekon terör örgütü şeytani bir yapılanma olduğu için, şeytani yönden kanı çok şiddetli ister. Toplum içinde de kitlesel olarak onları destekleyen çok büyük gruplar var. Siyaset içinde de var destekleyenler, yargı içerisinde de var; hem de güçlü olarak var. Emniyette de var, sosyetede var, sanayide var, her yerde var, geniş çaplı bir yapılanmadır. Ona karşı Allah’tan korkanlar, anti-kan olanlar, ‘Mehdiyy-ül dem’, kan durduran Hz. Mehdi (a.s) taraftarı olanlar, bu iblis ordusuna karşı çok kararlı tavır almaları gerekiyor. Ama bu kancılar, bu kancı yapı mutlaka ortadan kaldırılacaktır. Mağlup olacağı hadislerde belirtilmiştir. Ama şeytanın ordusu her zaman böyledir, mesela firavun da öyle kan üstüne kurmuştur imparatorluğunu. Geniş çaplı kan, kan olmadan zaten iktidarını devam ettiremez. Saddam da, biliyorsunuz sistemini kan üstüne oturtmuştu. Sel gibi kan akıtarak devam ettirebiliyordu. Mesela Mao, kanla iktidarını kurabilmiştir. Şeytan oluk oluk insan kanı ister, şeytanın ana özelliğidir. Onun için iddia edilen Ergenekon terör örgütünü hafife almak çok yanlış olur. Bütün bölgede hakim bir örgüttür, Suriye’de, Irak’ta, İslam ülkelerinde. İslam ülkelerindeki kargaşaların birçoğunun arkasında iddia edilen Ergenekon terör örgütü vardır. Suriye’deki olayların arkasında da o vardır. Mahveder, yakar, yıkar, seyreder. Şeytan nasıl? Kuran’da bakın, adamı mahvediyor, Cehennem’e düşürüyor, sonra diyor ki; “ben seni teşvik etmedim, öyle bir şey yapmadım. Ben sadece davet ettim, sen de yaptın. Ben Allah’tan korkarım” diyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün de yapacağı budur, mahvettikten sonra, “ben sadece organize ettim, davet ettim, ben böyle bir şey yapın demedim” diyecektir. Sonra da, “ben Allah’tan korkuyorum” diyecektir. Çünkü tamamen şeytanın yönetiminde olan bir yapılanma. Onun için mesela siyasette de desteklenmesine insanlar şaşırıyorlar. Halbuki şeytana insanların zaten büyük bir bölümü uyuyor ve uyarlar ve geniş çapta destek alır. Hakikaten şaşırıyoruz, aklı başında bir siyasetçi adam diyoruz, bakıyoruz, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü alenen destekliyor. Seni öldürecek işte, geçmiş arkadaşlarını öldürmüş, yakın arkadaşlarını öldürmüş, sana suikast yapmış, komplo yapmış, oyun yapmış, iftira atmış, tuzağa düşürmüş, bak adım adım üstüne geliyor, “olsun ben korkuyorum ve destekleyeceğim” diyor. Korkuya dayalı siyasetçilerin şu anki desteklemeleri. İddia edilen Ergenekon terör örgütünden korkuyorlar. Bu kahpelerden, bu iblisun ve iblisat ordusundan Allah’ın hikmeti, bir şekilde korku duyuyorlar bu çakallardan. Biz anlayamıyoruz ama onlar anlıyor. Nasıl anlıyorlarsa bilmiyoruz? Allah içlerine bir korku veriyor, bilemediğimiz bir korku ve yılıyorlar. İddia edilen Ergenekon terör örgütü milletimizi birbirine düşürmenin bir yolunu arıyor. Çünkü önce millet birbirini bir kırıp geçirecek, sonradan da Amerika ve İngiltere Türkiye’nin üzerine konacaklar. Türkiye’de iç savaş olmadığı müddetçe Amerika müdahale etmez Türkiye’ye, nasıl cevap alacağını bilir. İngiltere ve Fransa da müdahale etmez. Ama şu an adamlar ekonomik krizin içinde ve açlar. Onların İslam ülkelerinde savaşa çok büyük ihtiyaçları var. Bütün İslam ülkelerinin kan revan içinde olmasını istiyorlar şu an. Tamamında kan dökülmesini, Avrupa ve Amerika’daki silah sanayinin buraya sürekli silah yapmasını ve dolayısıyla hem ekonomilerini canlandırmayı düşünüyorlar, hem zengin olmayı düşünüyorlar bu şekilde, hem de oradaki doğal kaynakları kullanabileceklerini düşünüyorlar. Tabii Anadolu’yu da işgal etmek istiyorlar, ama bunun için önce iç savaş istiyorlar. Onun için iç savaşı tahrik edecek üsluptan aklı başında olan yöneticilerimiz şiddetle kaçınacaklar. Ona ait tek kelime değil kullanmak, ondan şiddetle kaçınmaları gerekir. Bilakis hep birlik ve beraberlik, Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam ve kardeşliğin üstünde durulması lazım. Tahrikin barışla, kardeşlikle kapatılması lazım. Tahrike karşı tahrik, felaket getirir, çok büyük fitne. Allah ayette açıkça söylüyor; “siz uçurumun kenarındaydınız, Allah sizi kardeşler kıldı” diyor ayette. Bu sistemi kırıp, yıkıp yeniden bambaşka bir şeye çevirmeye kalmak, “siz eğer birlik ve beraber olmazsanız,” diyor Allah; demin de söylediğim ayet, “yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgun çıkar, mahvolursunuz” diyor Allah. “Ben içinizde fitne çıkarırım, birbirinize düşürürüm ve küfrü de size musallat ederim, bozguna uğratırım” diyor. Yapıyor Allah, görüyorsunuz işte. Teker teker İslam ülkeleri küfrün eline geçiyor. Birer birer işgal ediliyorlar. En nihai noktada istedikleri Türkiye ve İran’dır. Suriye arada düşürdükleridir. Türkiye ve İran’ı da düşürürlerse, Allah esirgesin, bütün İslam alemini esir alacaklar, tamamını; ve tamamını katletmeyi düşünüyorlar. Çünkü İslam aleminin tamamını deccal ordusu olarak görüyorlar. Yecuc ve Mecuc olarak görüyorlar, Yecuc ve Mecuc kavmi. İncil’e göre Yecuc ve Mecuc’ün tamamının öldürülmesi gerekiyor, tek kişi bırakılmadan öldürülmesi gerekiyor. Bu kafayla oldukları için şu an, İslam alemini kendi kafalarına göre Yecuc ve Mecuc konumuna sokmak için, sürekli Müslümanların liderlerini birbirine düşürtme politikası izleyerek, bunun zeminini hazırlamaya çalışıyorlar ve bayağı da başarılı oluyorlar, görüyorsunuz. Cahil adamları çok rahat tahrik edip, birbirine düşürebiliyorlar. Bak Libya’da anında hallettiler, Suriye’de anında hallettiler, sorun çıkmıyor. İran an meselesi, İran mesela Farisi olan kardeşlerimizle Türkleri birbirine düşürmeleri an meselesidir, çok rahat yapabilirler. Şiileri ve Sünnileri de birbirlerine düşürmeleri an meselesidir, çok rahat yapabilirler. Rejime karşı halkın mücahidlerini çok rahat ayaklandırabilirler, ama bir bekledikleri var, bir zemin ayarı yapıyorlar şu an. Türkiye’yi de birbirine katabilecek güçleri var, PKK kanalıyla ve diğer güçlerle. Ama Türkiye’de Müslümanlar, milliyetçiler, İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği’ni savunmada yekpare vücut olursa, ne İran’a güçleri yeter, ne Türkiye’ye güçleri yeter, o kilitlenme konuyu bitiriyor. Ama o kilit çözüldüğünde, yani Müslümanlar birbirlerine düştüğünde, artık Allah karşı tarafa yardım ediyor o zaman, küfre yardım ediyor. Müslümanların cezayı hak ettiği anlaşıldığı için Allah küfre yardım ediyor. Çünkü diyor ki Allah, bak bir daha söylüyorum. “Eğer birbirinizle iyi geçinmez, birbirinizle dost olmazsanız, ittihad etmezseniz, birbirinizi koruyup kollamazsanız, yek vücut olmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgun çıkar” diyor. Şimdi fitne ve bozgunu başka bir ilah çıkarır demiyor Allah, “Ben çıkarırım” diyor, “Ben yaparım” diyor. Fitne ne demek? Birbirinize düşürürüm. Bozgun ne demek? Küfre ve dışarıdaki güçleri musallat ederim veyahut diğer güçleri musallat ederim, Allah’ın kullandığı birçok güç vardır, “mahvederim sizi, yerle bir ederim” diyor. Örnek mi? Yüzlerce örnek var, görüyorsunuz. Barışı sonuna kadar savunmak gerekiyor, kardeşliği sonuna kadar savunmak gerekiyor, irade ve akıl kullanılması gerekiyor. Sinirlenmeye gelmez, öfkeye gelmez. Müslüman öfkesini yutacak, ayette var. Kuran’da Cenabı Allah; “onlar öfkelerini yenerler” diyor. Yoksa insanın ruhunda vardır o, yani, beş yaşındaki çocukta bile kabadayılık ruhu vardır, değil mi? Kırıp yıkmak istiyor. Mesela çocuğa bir dondurma almıyorsun, ne yapıyor? Tepiniyor, yerlere atıyor kendini, camı çerçeveyi kırmaya çalışıyor çocuk, değil mi? Şiddet eğilimli. Var, insanların ruhunda var bu. Ama kimi çocuklar da çok munis olur mesela, tevekkül eder. Müslüman munis olacak, aksinde Allah; “intikam alırım” diyor ve yapıyor da Allah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Evet. Seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Güneydoğu’daki olaylardan bahsettiniz Hocam, görüntüler var onlarla ilgili, gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Bakayım.
VTR:Güneydoğu’da çıkan çatışmalarla ilgili görüntüler.
ADNAN OKTAR:Şimdi yani, Leninist sistemde, Marksist sistemde; PKK komünist örgüt, Marksist, Leninist örgüt. Lenin; “bombalamanın, polis öldürmenin, asker öldürmenin Leninizm’in şartı olduğunu” söylüyor, yani adam Leninist olamaz bunu yapmıyorsa, diyor. Marksizm, Leninizm diye bir olay kalmaz, diyor. Banka soymak, bombalamak, terör estirmek, Marksist Leninist’in asla vazgeçemeyeceği bir vasfıdır diyor ve merhametli olmak, acımak da bir Marksist’e asla yakışmaz, bu bir hastalıktır, ruh hastalığıdır acımak diyor. Her tuttuğunuzu öldüreceksiniz, iş adamlarını kaçıracaksınız, bombalayacaksınız, haraç alacaksınız eğer Marksist, Leninist’seniz, değilseniz değilsinizdir diyor. Yani eğer değiştiriyorsanız, revizyonist olmuş oluyorsunuz zaten o zaman onların kafasına göre. Onun için böyle ayıptır, günahtırdan komünist anlamaz, hatta güler yani, çünkü başka türlü komünist olunmaz zaten, Leninist olunmaz. Leninizm’in kanıdır kan, yani onunla gelişir, onunla yaşar, kansız yaşayamaz. Çözüm; anti-Marksist, anti-Leninist bilimsel çalışma yapılmasıdır. Adamlar bilimsel görünümlü, kendi kafalarına göre çalışma yapıyorlar. Gece gündüz dağlarda; “akademi” diyorlar adamlar, “akademi kurduk” diyorlar, eğitiyorlar adamları. Adamlar okuya okuya artık gözleri bozulmuş, bir çoğu gözlükle geziyor. Tabii, gece gündüz okuyorlar, altmış yaşında adamlar bile gece gündüz kitap okuyorlar. Marks’ın, Lenin’in eserlerini okuyorlar, Darwin’in eserlerini okuyorlar, acayip bilmişler, süper bilmişler. Böyle konuştuğunda bakıyorsun, Marksist kitapları, Leninist eserleri baştan sona yutmuş adamlar. Sen bu adama ayıptır, günahtır dersen seni dinler mi adam? Ayıp denen kavram dinde var, günah dediğin kavram dinde var. Dini zaten o ilkel bir müessese olarak görüyor, Marksizm’in karşıtı, Marksizm’in düşmanı olarak görüyor dini. “Din bir afyondur” diyor zaten adam, sen de adama din ile geliyorsun. Dini zaten kabul etmiyor adam. Ben seni hiza ederim dersen de hiza edemezsin, bilimle ancak etkili olabilirsin. Öyle sopayla, değnekle olmaz. Bilimsel çalışmanın dışında bir yol yoktur, anti-Darwinist çalışma gerekiyor. Şeş TV akşama kadar Darwinizm’i anlatıyor millete, TRT Darwinizm’i anlatıyor, yani materyalist, Darwinist bir eğitim yapıyor TRT. O durumda, oradaki adamlar da Darwinist, materyalist eğitimden geçmiş oluyorlar. PKK da aynı şeyi yapıyor zaten, materyalist, Darwinist eğitim yapıyor.
Evet, Emine Hanım yazmış, “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Canım Hocam, nur yüzlü güzel Hocam. Evimizin, gönlümüzün nuru, benim size iki sorum olacak, inşaAllah cevaplarsınız. Benim bir kızım var üç yaşında, her şeyden korkuyor, bunun için ne yapmalıyım? Bazı Yasin kitaplarında korkuyu giderecek dualar var, acaba yapmak uygun olur mu? Kuran’da böyle bir şey var mıdır? İkincisi, canım Hocam, benim yaklaşık iki haftadır içimi bir hüzün kapladı, hem dünyalık hem ahiretlik bütün çalışma şevkim kayboldu. Bunu gidermek için ne yapmalıyım? Çok dua ediyorum ve herkesten dua istiyorum ama kurtulamıyorum, ne yapmalıyım canım Hocam? Cevap verirseniz çok mutlu olurum, sizi çok çok seviyorum, Allah’a emanet olun, dua edin ne olur, inşaAllah”. “Üç yaşında her şeyden korkuyor,” seveceksiniz, şap şup öpeceksiniz, burnundan, alnından, yanaklardan. Şefkat göstereceksiniz. Korktuğu şeylere de kızarsınız, yani böyle hani vardır ya, gider vurursunuz neyden korkuyorsa. Mesela farz edelim kapalı bir yerden korkuyorsa, oraya gider vurursunuz. O güç onun hoşuna gider, ondan etkilenir, güçlü olduğunu hissetmek ister. Onunla beraber gidersiniz, korktuğu şey ne ise onu etkisiz hale getirirsiniz. Mesela bir insandan korkuyorsa, onu kovalarsınız, ama şakadan kovalarsınız; onunla anlaşırsınız, o da kaçar, güçlü olduğunuzu görür, o gider üstünden, inşaAllah. Sürekli sevgi gösterirseniz, yani sürekli galip olduğunu görürse rahatlar. Senin hüzne kapılman, çocuğa rahatsız olmuşsundur ondandır. Onun dışında ne zaten, iki günlük dünya, imtihan oluyoruz, az bir kısa süre imtihandan sonra hep beraber gideceğiz inşaAllah Cennet’e, Allah nasip ederse. Dünyaya o kadar önem vermeye gerek yok, bir şey yok dünyada. Ahiret çok önemlidir, Allah’ın koruması altındadır. İçine o hüznü Allah kaplatıyor, Kendini düşündürtmek için kaplatıyor. Bu yazıyı sana Allah yazdırdı. Oradaki o güzel iltifatları da Allah sana söyletti. Allah sevgini kat kat artırsın, Allah sana hidayet versin, içine ferahlık, inşirah versin, çocuğuna da cesaret versin. Şeytanı sizlerden alsın Allah, şeytanın etkisinden seni korusun ve bütün milletimizi korusun, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Bugün Avni Özgürel’in yazısında, sizin bahsettiğiniz bir konu vardı. Bedri Baykam’a yapılan saldırının, Bedri Baykam’ın görüşleri düşünüldüğünde, iddia edilen terör örgütü tarafından seçimler öncesi yapılmış bir provokasyon niteliğini taşıyabileceğini, iddia edilen Ergenekon terör örgütü şeklindeki örgütlenmelerin, kolay kolay çökertilemeyeceğini düşünüp, bu tip provokatif hadiselere hazırlıklı olmak gerektiğine dair bir yazı kaleme almış Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsun? Yorumla.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Sizin söylediğiniz bir şeydi, bunun iddia edilen Ergenekon terör örgütünün provokatif eylemlerinden olacağını söylemiştiniz. Ve benzeri eylemler de yapabilirler her zaman demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Evet. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Ben Bodrum’dan yazıyorum” diyor, Kaan Toprak. “Hocam, Ömer Çelakıl hakkında kanaatinizi öğrenebilir miyim? Sizce Kuran-ı Kerim’in şifresi var mıdır? Hocam bir de programın açılış konuşmasını yapan, karşınızda oturan hanım kardeşimizin ruhunun güzelliği yüzüne yansımış” diyor. MaşaAllah, doğru diyor.
SUNUCU:MaşaAllah, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Bak Beril’in ilk haliyle son hali çok çok farklı. Genel kültürü çok arttı, kişiliği çok daha güzel oldu, sevgi anlayışı çok güzel oldu, inşaAllah ve daha da iyi olacak, inşaAllah, maşaAllah. “Dilinden maşaAllah, Allah hiç eksik olmuyor, bu çok güzel. Allah bütün kız kardeşlerimizi de o şekilde imanlı, takvalı, güzel ahlaklı yapsın” diyor, inşaAllah. Alp kardeşimiz; “Hocam siz ne zaman evleniyorsunuz?” diyor. Hoppala Alp, ne alaka şimdi? Alp, inşaAllah bizi evlendirecek demek, inşaAllah. Alp çok sevimli. Ömer Çelakıl, çok efendi çocuk, dürüst, elinden yüzünden dürüstlük akıyor. Hemen anlaşılır dürüst insan. Benim kızım da çok tatlı, acayip efendi, mazlum, şeker. O konuşmadığı için fark etmiyorsunuz, yoksa o dünya tatlısı ve felaket sevimli, maşaAllah.
SUNUCU:Teşekkür ederim Hocam.
ADNAN OKTAR:O benim canım. Huyu da güzel, kendi de güzel, tavrı da güzel, beni de çok seviyor.
SUNUCU:Teşekkür ederim Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok sevimliler, benim taklidimi yapmışlar çocuklar, şahane olmuş yani. Ama bir tanesi çok iyi yapmış, en güzel taklidi yapan o ekip. Öbür çocuklar da şarkı olarak yapmışlar, onların da çok çok mükemmel, yani besteleri de mükemmel olmuş. Çok sevimli takım, maşaAllah. Ben espriden hoşlanırım, şakadan hoşlanırım. Gönül alıcı espriler, sevgi dolu espriler güzeldir. Hakaret, iftira, onlar benim rahatsız olduğum şeylerdir. Onlar da, insanın ağzından kazaen kaçırabilir, ama ısrarla arsızlık yapıyorsa, karga tulumba polise aldırtıyorum, ondan sonra tir tir titriyorlar böyle şehir elektriğine kapılmış gibi. Yalvarıyorlar Hocam yapma, etme Allah aşkına affet diye. Keratalar, uyarmıyor muyum daha önceden yapmayın, etmeyin diye. Canları da pek tatlı ya. Polis geldi mi betbeniz kül gibi tabii, bilgisayarlarını falan alıyorlar. Kerata, orada ağzını bozarken, o zaman niye tedirgin olmuyorsun? Onlar zannediyor ki, öyle bilgisayarlarında istediğimiz gibi konuşuruz falan. Burası hani uzaydır, her şey olur, serbest; öyle bir şey yok. Affedersiniz banyo yaptığınız yere kadar gider, yakalatırım sizi, öyle bir şey olmaz. Yerin altına girseniz yine buldururum, inşaAllah. Öyle şey istemiyorum. Ama ben şakadan, sohbetten, alemden hoşlanan bir insanım, muhabbetten hoşlanırım. Şakalaşalım, konuşalım, eğlenelim birlikte, değil mi? Ama terbiyesizlik yok. Kimse kimseyi tedirgin etmeyecek, rahatsız etmeyecek. Adaba, edebe riayet edecek, nezaketini muhafaza edecek, inşaAllah. Bakın mesela İnci ekibi, çocuklara helal olsun, özür dilediler, gayet güzel de bir yazı yazmışlar. “ Hocam bir daha bizden böyle bir yamukluk çıkmaz, böyle bir şey yapmayız” dediler. İyi, aferin, güzel. Ben onların neşesini severim, canlılıklarını severim, mutlu olsunlar. Eğlenelim, konuşalım ama güzellikle, güzel sözler edelim.
“Ahmet Hakan yoganın namaz gibi olduğuna dair yazılar yazıyor. İnsanları bu şekilde yoga yapmaya teşvik ediyor. Hocam neden böyle açıklamalar yaptığını ben anlamıyorum. Çevremde de böyle insanlar var. Bu konuyu açıklayabilir misiniz inşaAllah. Hürmetlerimi kabul edin Hocam. Sizi canı gibi seven talebeniz Ertürk”. Ahmet Hakan, eziklik duyan bir insan, İmam Hatip mezunu. İmam Hatip mezunu bazı çocuklarda oluyor öyle, aşağılık kompleksi oluyor; bir kısmında, hepsinde değil de, ezik oluyorlar, böyle toplumdan dışlanmış hissediyorlar kendilerini. Onlar daha uç hareketler yaparak; görürsünüz İmam Hatip çocuklarını, yırtık kotlarla falan, ağzında sakız çiğneyerek falan, garip hareketler falan yaparlar. Çoktur, inşaAllah, yani rastlanır. Bu da o tarzda bir şey. Bu, Fatih’te biraz gariban yetişmiş, yani fakir bir ailenin yanında yetişmiş. Suç değil, hepimiz fakiriz de, fakat onda biraz eziklik meydana getirmiş, yani kompleks meydana getirmiş. Bu tip şeylerden o biraz kendini daha entel dantel takımına yakın görüyor bu tip şeylerde, yani kendini kabul ettirmiş oluyor. Yani “ben namaza yoga gibi bakarım” bilmem ne falan. Buna soruyorlardır zaten, namaz için ne diyorsun? İşte “bir nevi yogadır” falan, diyor. Mesela Allah ile, din ile ilgili sorular da soruyorlardır, o onların kendisiyle alay etmeyecekleri gibi bir yol bulmuştur. Kendini kabul ettirecek, onlarla denge kuracak bir yol bulmuştur. Ama tabii ortada din kalmıyordur, bambaşka bir sistem meydana geliyordur. Ahmet Hakan, Allah’ın rızasını değil de, halkın, Etiler’deki arkadaşlarının rızasını daha çok ön plana alan bir kişiliği var gibi görünüyor. Aydın Doğan’ın rızası, işte etrafındaki o E.Ö.’nün falan, yani bir avuç entel dantel takımının tavırlarına göre şekil alıyor gördüğüm kadarıyla, onun için bu üslupları kullanıyor. Onun kusurlarına bakmak, olur tabii, bakılır, uyarırız, söyleriz. Yogayla mogayla, yoga ne alaka? Namaz ibadettir, kısa bir ibadettir, sporla falan da alakası yoktur, spor ayrı bir şeydir.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrar devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Aktif Haber internet sitesinde yine bir haber var; Bugün, Vatan ve Milliyet gazeteleriyle ilgili. Bu gazetelerin gerçekte satılmadığı, yaklaşan seçim süreci öncesinde bu gazetelerin, AK Parti aleyhine kullanacağı yazılmış. Şu detaylar var; “çok daha büyük grupların ve ciddi alıcıların talip olduğu biliniyor bu gazetelere. Bu taliplilere çıkartılan son dakika zorlukları, yeni şartlarda herkesin malumu” deniliyor. “Sürpriz alıcılara sürpriz satış oldukça enteresan geldi herkese. Aslına bakarsanız çoğu kişi bu satışın fason olduğunu düşünüyor” diyor haberde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. “Esselamu Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Allah razı olsun, sohbetlerinizi dinlerken çok müferrah oluyorum” diyor. MaşaAllah, Allah ferahlığınızı artırsın. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Maddenin hakikatini, tevekkül ve sabrı vesilenizle öğrendim. Dua buyurunda daha çok istifade edeyim. Bu nurani hakikatle yaşamaya ve yaşatmaya vesile olmaya çalışalım. Cenab-ı Hak yar ve yardımcınız olsun. Osman Ali Özbaş, Seramik Malzeme Mühendisi, İzmir”. Ayşe Hanım yazmış, Ayşe Sönmez, İzmit’ten. “Muhammed Adnan Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğinde mezhepleri kaldıracağı yönünde hadisler var. Nasıl şekilde olacak” diyor. “Hz. Mesih (a.s) hakkında bilgi verir misiniz? Şu anda Hz. Mesih (a.s) ve Hızır (a.s), Hz. Mehdi (a.s) ile görüşüyor mu? Sizce bunun zamanı nedir? Ne zaman birlikte faaliyete geçecekler?” Önümüzdeki günlerde metafizik gerilim bir hayli artacak, dünya bir hayli karışacak. Allah Kendinin gücünü insanlara daha çok hissettirecek, daha mecbur olacaklar Allah’ı anmaya, Allah’a yakın olmaya daha çok mecbur olacaklar. Mehdiyet’in önemini daha çok görecekler. Metafizik ortam iyice gerildiğinde Hz. İsa Mesih (a.s) zuhur edecek. Zahir olacak, zuhur etti de zahir olacak. O metafizik gerilimi, metafizik ortamı, önümüzdeki günlerde zaten hissedecek insanlar onu. Yani hakikaten gün sayıyor gibi bir durum olacak, bunu hissedecekler. Din dünyaya çok hakim olacak. Din bir gerçektir, Allah bir gerçektir, ahiret bir gerçektir. İnsanların beyninin üstündeki o büyü açıldıkça kafalar berraklaşacak, oynanan büyük oyunu, deccalin onları nasıl kandırdığını görecekler. İnsanlar Allah’ın gücünü asıl orada hissedecekler. Şeytanın oyununa nasıl geldiklerini, deccalin oyununa nasıl geldiklerini, kader içerisinde bu hale nasıl düştüklerini düşünecekler ve hayretler içinde kalacaklar. Çünkü tesadüfler sonucu meydana geldiklerini onlara şeytan inandırıyor, bu şok bir durum, hayret edilecek bir durum.
“Selamun Aleykum Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın iman nuruyla bilineceği söyleniyor.” Bediüzzaman açıkça bu şekilde söylüyor. “Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ı iman nuruyla görmek isteyenler ne yapmalıdır? Hz. Mehdi (a.s) ile hareket eden, birlikte mücadele eden müminler dünyadan tamamen vazgeçmeli midir?” Ben işte dünyadan vazgeçmedim, talebesiyim Hz. Mehdi (a.s)’ın. Alemin, eğlencenin, neşenin içindeyim, dünyayı da en güzel şekilde yaşıyorum. Çok güzel de hizmet ediyorum, inşaAllah. Daha da iyi olur, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s)’ı iman nuruyla görmek isteyenler ne yapmalıdır?” İsteyen görür, öyle karmaşık bir şey yok. Makul bir imana sahipse, makul bir akla sahipse görür, inşaAllah. Fark eder, inşaAllah. Ama fark etmek için de Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı olan bir çalışma içinde olmak lazım. Ben mesela Hz. Mehdi (a.s)’ı evde oturup aramıyorum. Faaliyet yapıyorum, sürekli gayret ediyorum, anlatıyorum. Böylece Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olmuş oluyorum, inşaAllah.
“Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sevgili saygı değer Muhammed Adnan Hocam, inanın elimden gelse yirmi dört saat sizi dinlerim. Allah (c.c) sizlerle ve sizinle birlikte olanlardan razı olsun, amin” diyor. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu, Selam vermediğim herkese Selam veriyorum. “Arkadaş çevreme anlatıyorum ve izlemelerin, tavsiye ediyorum. Çok şükür Mevlamıza bize A9 TV’mizi nasip etti, ailece izliyoruz. Altı yaşındaki oğlum Ömer Faruk sizi görünce Adnan abim çıktı, diyor. Rabbim bizleri ve sizleri her hayırlı işinizde galip kılsın, amin. Allah’a emanet olun. Hayırlı geceler, Selamun Aleykum. Kenan Korkmaz.” Tabii çocukların da rahatça seyredebileceği gibi, insanların gönül huzuruyla seyredeceği, reklam olmayan, sadece saf iman hakikatleri, Kuran hakikatleri anlatılan, hurafe hiç olmayan, tam doğru, bilimsel delillerle ispat edilen, mükemmel anlatımı olan bir kanal, maşaAllah. Allah daha iyi imkanlar nasip etsin, inşaAllah. Ama birbirinize tanıştırmanız, kanalı birbirinize öğretmeniz çok önemli. O güzel oluyor, onda inşaAllah devamlı olun. O bir süre sonra çok müthiş bir güce dönüşmemize vesile olacak, inşaAllah. Çünkü şu an sayı çok şiddetli katlanarak artıyor her geçen gün, biz internette de tespit edebiliyoruz. Bu hayati konu, hayati bir ibadet, önemli bir ibadet. Emr-i bil-maruf nehy-i ani'l-münker, madem böyle de bir imkan var, bu hazır imkanı kullanmak gerekiyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum,” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Şiiler ve Vehhabiler ve Aleviler, bunların iç yüzü nedir ve Ehl-i Sünnet ile bağdaşıyorlar mı?” Şiiler koç yiğittir, Vehhabiler koç yiğittir, Aleviler koç yiğittir. Tertemiz müminler, “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyen Müslüman, Ehl-i Sünnet’le bağdaşıyor mu denilir mi? Kıblemiz bir, Allah’ımız bir, Kitabımız bir, Peygamberimiz (s.a.v) bir, her şeyimiz bir. “Aleviler saz çalarak Allah’ı anıyorlar” diyor. Ne güzel, Alevi nefesleri ne kadar şahanedir, Alevi şiirleri muhteşemdir. “Aşk ile çalınan saza doyulur mu, doyulur mu?” diyor, değil mi? Sevgiyi, muhabbeti bilmeyenler Hakk’ın kulu olamazlar, inşaAllah. Hakkıyla olamazlar, inşaAllah. “İki duvar bir köşede Hz. Ali’yi gördüm Ali’yi” diyor. Ne güzel, inşaAllah. Alevilerin sazla söylediği nefesler hep imani ve çok güzeller, derin anlamları vardır. Sevgiyi ifade eder, Allah korkusunu, Allah aşkını ifade eder. Peygamber aşkını ifade eder.
“Hocam, ben Gaziantep’ten Mustafa Ömer Usluoğlu, size bir sorum olacaktı.” Antep’te Ahmet El Rufai (k.s.)’ün bir tekkesi varmış. Özetle “Ahmet El Rufai nasıl bir insandır?” diyor. Mükemmel bir insandır. “Aslan Hocam pek hoşsun. Karşınızda oturan hanım kardeşlerimiz de sevimli ve güzeller. Sohbetiniz pek tatlı, maşaAllah, çok da faydalanıyoruz. Amma velakin Cübbeli ile çok uğraşıyorsunuz işte bunu anlamıyoruz. İslam ittihadını önemsiyorsunuz, hatta bu yüzden Said Nursi Hazretleri’nin Vehhabilere bile uğraşılmasına cevaz vermediğini sizin televizyondan duyduk. O halde Cübbeli Hocaya neden bu kadar kızdığınızı anlayamıyoruz. Kızmak size yakışıyor ama yerinde. Sevgi duyuyoruz Hocam, hepimiz sevgi duyuyoruz” diyor Rıza Durakbaşı. Şimdi Cübbeli’nin iç yüzünü on sene sonra öğrendiğin vakit, Hocam diyeceksin Allah senden kat kat razı olsun. Sen nasıl bir insanmışsın ki Allah sana bu gerçekleri göstermiş, inşaAllah. Hayretler içinde kalacaksın. Bak sana o kadar çok ahir zamanın önemli konusunu anlattım ki ben, hiç bilmediğin şeyleri duydun, hiç haberin olmadığı hadisleri öğrendin. Hiç farkında olmadığın alametleri sana bilimsel delillerle ispat ettim. Haberin bile yoktu Lulin kuyruklu yıldızının çıktığından, Halley kuyruklu yıldızını Peygamberimiz (s.a.v)’in bildirdiğinden, Fırat’ın suyunun kesileceğinden, Kabe’de kan akıtılmasının Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti olduğundan, bunlardan haberin yoktu. Aynı şekilde Kenane’nin çıkışından, topal adamın çıkışından haberin yoktu. İstanbul’daki yobaz deccalin çıkışından haberin yoktu; küçük bir deccal çıkacak İstanbul’da, ondan haberin yoktu. Onu da benden öğrendin, Allah vesile etti. Başka? Ahir zamanın birçok şahsını benden öğrendin. Daha öğreneceğin bir çok kişi var. Bunları öğrendiğine göre bana genel olarak güvenin var demektir. Cübbeli ile ilgili de, o da özel bir şahıstır, o da hadislerde belirtilen bir kişidir. Sana hadislerde bildirilen bir insandan bahsediyorum ben, Peygamber (s.a.v) bildiriyor bu şahsı, buna dikkat çekiyor. Peygamber (s.a.v)’in dikkat çektiği şahsa da ben dikkat çekiyorum ve sünneti yerine getirmiş oluyorum. Eğer bu sünneti yerine getirmezsem ben sorumlu olurum. Peygamberimiz (s.a.v) özellikle detay vererek bu şahsa dikkat çekmiştir. Cübbeli, geleceği bildirilen bir şahıstır, ahir zamanda vazifelidir bu şahıs. Biraz dikkatlice incelerseniz ne olduğunu anlarsınız. Bakın Cehcah’ı da anlatıyorum, Kenane’yi anlatıyorum. Medine’de çıkacak, yani İstanbul’da çıkacak küçük deccali, azılı yobazı anlatıyorum. Hz. Mehdi (a.s)’a karşı mücadele edecek o münafık deccali açıklıyorum. Kenane, bak isim olarak veriyor Peygamberimiz (s.a.v), değil mi? Topal’ın kim olduğunu biliyorsunuz, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı zuhur edecek topalın. Bunlara inanıyorsan, bunların içerisindeki konulara kanaatin geldiyse, ki gelmiştir çünkü hepsini ispat ediyorum tek tek delillerle. Ayrıca da diyorum ki, Cübbeli de ahir zamanın önemli bir şahsıdır. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisle belirttiği bir insandır. Ümmetin mutlaka uyarılması gerekiyor, ben de bu görevi yerine getiriyorum. Yapmazsam, sorumlu olurum. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisinin gereğini yerine getirmemiş olurum. Peygamberimiz (s.a.v) insanlara hatırlatalım diye bu hadisleri söylüyor. Dolayısıyla alelade bir insan değil ki ben ört bas edeyim. Bu uğraşma değil, uyarmadır, emr-i bil-maruf nehy-i ani'l-münkerdir. Yoksa biz Cübbeli’nin olumlu yönlerini de çok kapsamlı anlatıyoruz. Benden daha çok anlatmıştır Hz. Mehdi (a.s)’ı belki Cübbeli. Anlattırıyorum yani daha Türkçesi. O istemiyor, şiddetle istemiyor ama ben de ısrarla anlattırıyorum Cübbeli’ye. Anti-Mehdi’dir, şiddetle Hz. Mehdi (a.s)’a tavır alan bir insandır, ama gürül gürül de Hz. Mehdi (a.s)’ı anlattırıyorum. İşte bu da Allah’ın bir harikasıdır. Allah böyle, tuzakları bozar işte. Cübbeli bir tuzak kurdu, Allah da o tuzağı bozdu, Allah başına geçirdi tuzağını ve Hz. Mehdi (a.s)’ın ana savunucularından, Mehdiyet’i mükemmel anlatanlardan biri haline getirdim, inşaAllah. Bu nasıl uğraşmaymış ki böyle? Hurafe söylediğinde hurafesini ispat ediyorum. Yanlış bir şey söylediğinde ispat ediyorum. Bu uğraşma mı, emr-i bil-maruf nehy-i ani'l-münker mi? Emr-i bil-maruf nehy-i ani'l-münker farzdır. Ve Cübbeli de hadislerde belirtilen bir şahıs olduğu için, Müslümanlara bu kişi hakkında bilgi verilmesi de yine aynı şekilde sünnetin gereğidir. Rıza kardeş Allah senden razı olsun, inşaAllah, Rıza Durakbaşı.
Eyüp Akkaya, “Hocam Selamun Aleykum. Twitter’da yirmi adet sizin adınıza açılmış profil var. Nedir bu? Bir tanesi Rusça, bir tanesi Fransızca olmak üzere kendi adına ait profiller mevcut. Sizin kelamınızı aynen iletiyorlar. Gayet de bilgi dolu iletiler okuyoruz. Saygılarımı sunar, iyi yayınlar dilerim.” Biz de bu twitter olayına bir girelim.
“Selamun Aleykum, Muhammed Adnan Hocam, sizi çok seviyoruz, ellerinizden öpüyoruz” diyor. “Allah sizle birlikte olmayı nasip etsin, inşaAllah. Size bir soru sormak istiyorum. Cevap verin. Kadınla, kişi selamlaşırken görüşebilir mi, İslam’a bu uygun mudur? Bir bacım var ismi Saadet ona da dua edin, Allah hepimizin başını uca etsin, inşaAllah, amin. Nezaket İslam.” Ne şeker şu Azerilerin lehçesi. Kadına Müslümandır niye selam verilmesin? Tabii ki selam da verilir, konuşulur da. Ama kadınlar kimlerle konuşulacağını bilirler. Sığırlarla konuşmaz kadınlar, hanzolarla konuşmaz, cibilliyetsizlerle konuşmaz. Avanaklardan rahatsız olurlar. Kıl tiplerden rahatsız olurlar. Akıllı insanlarla konuşurlar kadınlar, inşaAllah. Adam boyu posu olur da, ama hanzodur, kömüştür değil mi? Kömüşte de en boy olur ama halis kan kömüştür. Kadınlar gıcık olur öyle tiplere, rahatsız olurlar, konuşmazlar, inşaAllah. Haklılar da yani, inşaAllah. Ama akıllı insanları kadınlar severler, akıl kadınları çok etkiler, hipnotize eder adeta. En zevk aldıkları şeylerden bir tanesi de akıllı bir insandır.
Kocaeli’nden Serdar, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız’ın bir sohbetini istiyormuş. EvelAllah, evelAllah, iftiharla. O zaman yarımdaki programda, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi 00.30’dan itibaren Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya. TV sitemizden takip edebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Kocaeli TV, Aba TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...