SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 Tv, Çay Tv, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan, Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Sungur Ağabey’e soruyorlar, Sungur Ağabey ne diyor? “Ne söyleyeyim” diyor. Sonra, kıyametin çok yakın olduğunu anlatmaya başladı. 70 yıllık bir vaktimiz var. Bir kısım Müslümanlar uyuyorlar. Geniş halk kitlelerini dinden uzak tutuyorlar, kendi içlerinde küçük, ufak gruplar halinde, kendilerini kandırarak bir kısmı bu önemli süreyi öldürmeye kalkıyorlar, bir kısmı. Bir kısmı da tabii ataklar.Müslümanlar, tebliğ yapıyoruz, dinliyorlar ama ulaşılamayan kitle var asıl, ulaşılamayan. Ben asıl oraya yöneliyorum. Şimdi diyorlar ki; “Nur talebelerine eğitim veriyoruz, sohbet ediyoruz.” Zaten eğitilmiş Nur talebeleri, gece gündüz Risale-i Nur okuyorlar. Zaten ağabeyler var, zaten yıllardan beri eğitim almış, eşleri eğitimli, arkadaşları eğitimli zaten ezberlemişler. Konuyu biz sadece tekrar etmiş oluruz o zaman. Ama hiç ulaşılmamış kitleler var. Diyor ki; “Başı açık hanımlara niye hitap ediyorsun?” Sen ihmal etmişsin o kitleyi, bırakmışsın zaten, hitap etmiyorsun. Asıl kitle o, yüzde 80’lik kitle o, değil mi? Eğitim almamış kitle o, asıl dini öğrenmesi gereken kitle o, biz oraya yöneliyoruz, inşaAllah. Diyor ki; “Dövmesi olan adam, onu ameliyatla çıkarttırsın.” Adamın cildi ameliyatla ne hale gelir? Niçin çıkartsın ameliyatla, ne var da çıkartıyor ameliyatla? Haram değil, bir şey değil, niye ameliyatla çıkartsın? Dini o kadar zorlaştırıyorlar ki, adam onu duyunca “ben dinlemek istemiyorum” diyor. Genç kız mesela kaşını alıyor, “alırsan harama girersin, olmaz.” diyor. Kızcağız çatık kaşlı, kaşları gür, erkek kaşı gibi oluyor bir kısmının kaşı, mecburen onu düzeltmesi gerekiyor. Birçok kadında olur, bıyık çıkar, hafif veyahut bazen çok gür çıkar hormon bozukluğuna bağlı olarak, sakal çıkar birçok kadında olur bu, çoğunda vardır, Allah dünyanın eksikliği olarak yaratmıştır. Böyle bir şey kadını utandırır, rahatsız eder yani arkadaşlarının, akranlarının yanında o şekilde görünmek istemez. “Yok, alamazsın, kesinlikle. Cehenneme gidersin yoksa” diyor, öyle sakallı, bıyıklı gezdirmek istiyor. Olur mu öyle şey, ne kadar aşağılayıcı bir genç kız için. O zaman adamla konuşmak da istemiyor, muhatap olmak da istemiyor. “O zaman ben Müslüman da olmam, yanaşmam da size” diyor ve tavır aldırıyor ayrıca Müslümanlara karşı. “Müslümanlık buysa, ben istemiyorum” diyor adam. “Sinek düşerse çorbaya al içine batır” diyor, milletin midesini bulandırıyorlar. Mide bulandıracak o kadar çok şey var ki anlattıkları, ben anlatmıyorum, tekrar etmiyorum . Din adına, İslam adına yüzlerce insanın midesini bulandıracak şeylerden bahsediyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) gibi naif, temiz, nezih, nezaketli, muhterem ve muhteşem bir insanın asla konuşmayacağı sözleri, Peygamber (s.a.v.)’e izafe edip, “Peygamber (s.a.v.) söyledi” diyorlar. “Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır?” diyor, Cenab-ı Allah. Bir de onunla da iftihar ediyorlar. Ben böyle İslamiyet’i, kalplerden uzaklaştırmaya çalışan kişilere karşı tavır alıyorum. İslam’ı sevdirecek ve İslam’a yaklaştıracak üslubu Peygamberimiz (s.a.v.), bizden istiyor. “Zorlaştırmayın kolaylaştırın” diyor, değil mi? “Nefret ettirmeyin” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Bunlar elinden ne gelirse yapıyor, insanları gıcık edecek ne varsa tek tek yapıyorlar, sanki yalvarmışsın gibi. Bir de nereden de bulurlar bu konuları, inanılır gibi değil. Birçok genç kızda sinirsel nedenlere bağlı olarak, birçok sebepten olabilir saçı dökülür, saçının bir kısmı açılabilir. Arkadaşlarının içerisine bir genç kız öyle gidebilir mi? Allah ne güzel kolaylık yaratmış, peruk takar kafasına, hiçbir şekilde de mahcup olmaz. Öbür türlü dönüp dönüp herkes bakar, saçının yarısı var, saçının yarısı yok. Ne olur o çocuk? Ne kadar muztar durumda olacaktır, ne kadar acı çekecektir, ne gerek var? Bunları bir kahramanlık gibi oturup anlatıyorlar, sonra da “Müslümanlar eziliyor” diye ortaya çıkıyorlar. Müslümanları her yerde, Avrupa’da falan gittikçe köşeye sıkıştırmaya başladılar. Fransa’da çok serbesttiler, Fransa da şimdi baskıya başladı, Amerika’da çok rahat, serbesttiler Amerika da gittikçe şiddetini artırıyor. Irak’ta oturdular kabadayılık yaptılar, sonra sigara satıcısı oldular, Amerikan askerlerine kadın satan konumuna geldiler, bayağı bir kısmı. Irak’tan sonra diğer ülkeler, Afganistan, şu, bu hepsi sıradan mahvedildi ve ezildiler. Ucuz kahramanlık yapan, kabadayılık yapanlar kadın, kız satıcısı oldular, sigara satıcısı oldular ve mafya yöneticisi oldular. Ortadan kayboldular, arayın ki bulasınız adamları. Olan Müslümanlara oluyor ve onlara azap çektiriyorlar. Bunların sonucunu hesap edemiyorlar, böyle şeylerin arkasından gelecek şeyleri düşünemiyorlar, meydana gelecek tahribatı düşünemiyorlar. Genç kızlar, ben dışarıya çıkıyorum hepsinin başı açık genç kızların. Hiçbir şekilde yanaşılan bir kitle değil, yanaşmıyorlar, konuşmuyorlar, günahkar, anormal insanlar gibi görüyorlar. “Fasık” diyorlar, “cehennem ehli bunlar. Bunların yüzüne de bakılmaz, konuşulmaz, muhatap da olunmaz” diyorlar. Ne olacak? Küfrün eline teslim edelim mantığı olmuş oluyor. Ben, buna müsaade etmiyorum işte, konu bu. Kardeşim, çarşaflı bir hanım zaten eğitilmiş oluyor, başörtülü bir hanım zaten eğitilmiş oluyor. Biz ona ilave ne anlatacağız? Zaten bildiği için onu yapıyor, değil mi? Biz bilmeyen kitleye yöneliyoruz, inşaAllah.
VTR-Sungur Ağabey.
ADNAN OKTAR:İşte konuşanlar, Bediüzzaman’ın gerçek talebeleri. Fakat yeni bir nesil çıktı, bambaşka bir kafadalar, cahiliyeye uydular, sokağa uydular, küfrün, dalaletin üslubuna uydular, onların mantığıyla hareket ediyorlar ve İttihad-ı İslam ile ilgili bir üslupları yok, konuşmaları yok. Diyor ki; “70 yıl kaldı” diyor. 70 yıl kaldıysa yeri, göğü birbirine katman lazım senin. Ne Müslümanlık kalacak, ne Musevilik, ne Hıristiyanlık. 70 yıl dediğin nedir; yedi 10 sene, değil mi? Ve bu süre içerisinde İslam ahlakı hakim oluyor, arkasından da İslamiyet yok oluyor. Peki sendeki o üsluptaki uyuzluk nedir? Aslına yayınlayayım ben de, bu uyuzdur diye yayınlamayayım, fakat siz anlayın uyuzluğunu, oradan çıkartın adamları. Alabildiğine uyuz, ne heyecan var, ne şevk var, ne içinde bir coşku var. Sürekli ortalığı sakinleştirme kafasında, halbuki İslam’da Hamiyeti İslamiye vardır, coşku vardır, heyecan vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanına dikkat edin; heyecandan uyuyamıyorlar, muazzam bir coşku var, değil mi? Hz. Musa (a.s) zamanında, muazzam heyecan ve coşku var. Hangi dönemde böyle hımbıl, içine kapalı, uyuz, konuşmaktan aciz, badem bıyığını yağlayan böyle zavallı tipler olmuş? Hangi dönemde olmuş? Uyuzluğun yöntemini çıkartmışlar, stili çıkartmışlar, uyuzluğun maddeleri var, uyuzlara karşı mücadele edenlere karşı da onlar, deccali bir mücadele içerisine giriyorlar. Heyecanlı, şevkli olun deyince, kafa göz yarın, olay çıkartın, hadise çıkartın değil; aşkla, coşkuyla tebliğ yapın, İslam ahlakını yayın, kitaplar dağıtın, televizyon konuşmaları yapalım. Oturuyorlar siyasi konuşmalarla, boş konuşmalarla, dedikodu konuşmalarıyla insanların beynini uyuşturuyorlar. İnsanlar adeta hipnotize oluyor, adamın ne dediği bile anlaşılmıyor. Saatlerce adamın vaktini alıyorlar. “Abdülhamit Han’ın, o dönemdeki siyasetinde başarısız gibi görülen, fakat aslında başarılı olan yönlerinin, sosyokritik açıklamalarını size sunmak istiyoruz. O devirde Fransa nasıldı? Oradan bir başlayalım” diyor, tamamen beyin uyuşturmaya yönelik üsluplar, arkasından dedikodular “Nazif Bey şöyle demişti ama büyük hata yaptı mirim” gibi. “70 sene var” diyorsun, senin konuşma üslubuna bak. Muazzam bir sürat gerekiyor, muazzam bir heyecan gerekiyor. Daha hala, kavruk, bitkin bir üslup peşindeler. Sungur Ağabey de durup durup aynı şeyi söylüyor. Geçen günler beraber gittiğimizde; “çok az var kıyamete, son zamandayız” dedi. Dinlemiyor ki adamlar, anlamıyorlar. Daha hala artistik, kavruk bir üslup peşindeler. Daha hala büyük kitleleri, büyük insan topluluklarını dışlayan bir üslup içerisindeler.
“Hz. Mehdi (a.s) yaşıyor” dersen, bu aforoz sebebi oluyor. “Hz. Mehdi (a.s) gelecek ama bin yıl sonra gelecek” dersen; “canım kardeşim, gel seni bir bağrıma basayım” diyor, onda bir sorun yok. “Hz. Mehdi (a.s) geçmiş” dersen, onda da bir sorun yok. “Hz. Mehdi (a.s)” yaşıyor dediğinde adam düşman oluyor, onda deliriyor. Yoksa “Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s) değildir” dersen, orada bir sorun çıkmıyor, adam saygı duyuyor “tabii ki bu şekilde düşünebilirsin” diyor. Diyorsun ki; “Hz. Mehdi (a.s), 570 sene sonra gelecek” diyorsun, “maşaAllah, güzel, benim kardeşimsin” diyor. Ama diyorsun ki; “Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta ve İslam bu yüzyılda hakim olacak” diyorsun, adam o kavruk kafasıyla tam anlamıyla tavır alıyor. Onun için bana yazan kardeşlerimiz şaşkınlıkla anlatıyorlar. Çünkü adamlar bilmeden, deccalin ordusu olmuşlar, haberleri yok, büyünün altına girmişler, büyünün etkisindeler. Bir Müslüman’ın İttihad-ı İslam’ı süratle, hemen istemesi zaten farzdır. Süratle İttihad-ı İslam isteyince ne olur o? Başına bir lider geçmesi demektir. İşte, başına geçen liderin adı Hz. Mehdi (a.s)’dır. Daha şimdiden “Bediüzzaman’dan o daha küçüktür, daha önemsizdir, güya Hz. Mehdi (a.s)’dır” diyor. Sen makam bildirmekle mükellef misin, sana ne? Sen Peygamberimiz (s.a.v.)’i esas al, Bediüzzaman’ı esas al. Bediüzzaman ne diyor? “Ben gelecek olan Hz. Mehdi (a.s)’ın, pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, onun hizmetçisiyim” diyor Bediüzzaman. “Hiçbir cihette ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam” diyor. Sen, Bediüzzaman’a ne akıl öğretiyorsun? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e haşa, üstün gelmeye niye çalışıyorsun sen? Güya yağcılık yapacak, güya riyakarlık yapacak. Hem Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı tavır alıyor, hem Bediüzzaman’a karşı tavır alıyor. Çünkü o topluluk içerisinde riyakar, yağcı davrandığında yükselmesi daha kolay olacak, bazı topluluklarda, bazı kişiler içinde öyle. Küçük topluluklarda oluyor, ama oluyor.
ALTUĞ BERKER:Suriye ile ilgili görüntüler var Hocam. Haberler var öncelikle, daha sonra da görüntüler de var görmek isterseniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, adamlar, 570 seneciler iyi seyretsinler. “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek, gelmedi” diyenler iyi seyretsinler, İttihad-ı İslam’a karşı olanlar iyi seyretsinler.
ALTUĞ BERKER:“Babasını aratmıyor” diyor Esad için, “Kaddafi’nin izinde” diyor. Cenazede yine sniperlar ateş açmışlar halka. “Suriye kan gölü” filmini de göstereyim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:İşte, şahs-ı manevici bazı uyuzlara, ithaf olunur. Uyuz adamlar, Müslümanları uyuşturuyorlar, küfür de onları alabildiğine eziyor. Bakın Suriye, kendi halkına nasıl kabadayı, görüyor musunuz? İsrail’i gördüğünde apışıp kalıyor, acayip korkuyor. Golan tepelerini aldı İsrail, “Var mı bir diyeceğin?” dedi, “Ne diyeceğiz ağabey, estağfirullah. Senin tabii, ne diyeceğiz, diyecek ne olabilir?” dediler. İsrail bir tehdit ediyor, kanları, ilikleri çekiliyor. “Yanlış anlaşıldı” diyorlar, hemen geri adım atıyorlar. Ama bak, mazlum Müslüman olduğunda, akıl almaz itlik yapıyorlar, çakallık yapıyorlar, kabadayılık yapıyorlar. Müslümanlara kurşun sıkıyor. Müslüman’a kurşun sıkılır mı? Nasihat edersin, konuşursun, anlatırsın, “kardeşiz” dersin. Kaddafi de Müslümanlara kabadayılığa başladı, gitti onları bombalamaya başladı, yağmur gibi bomba yağdırıyor. Bunun tepesine birkaç tane bomba savurdular, apıştı kaldı, hemen korktu, hemen teslimiyetçi bir tavra girdi, dayılığını anında kesti, hava hücumlarını da durdurdu. Neden anlıyor? Adam kötekten anlıyor, sopayı yediğinde, oturuyor aşağıya. Madem kabadayıydın, nasıl oluyor bu durum? Hani sen kabadayıydın? Tam bir zavallısın işte bak, apıştın kaldın. Afganistan’da da öyle, Irak’ta da öyle, Irak’ta Saddam dayılık yaptı “gelsinler, biz onlara haddini bildiririz” dedi. Tarla porsuğu gibi yerin altına girdi, saç sakal birbirine karışmış, susuz kalmış porsuk gibi oradan çıktı. Hani kabadayıydın sen, hani delikanlıydın? Ordusuna da güveniyordu. “Benim ordum da dehşettir” falan dedi, bir gece içinde kayboldular, alayı birden araziye geçtiler. Hadislerde belirtiyor Peygamber Efendimiz; “bir gecede kaybolurlar” diyor, aynısıyla tahakkuk etti, o çok büyük bir mucizedir. Çünkü tarihte görülmemiş bir şey bu, ilk defa oluyor bir ordunun komple kaybolması. Mutlaka askerleri kalır, adamları kalır, silahları kalır, kitleler halinde teslim alınır, esir alınır, hep tarih boyunca da öyledir binlerce askeri esir alınır. Esir alınacak asker bulamadılar, yok oldu ordu, bir gecenin içinde, dünyanın üçüncü büyük ordusu yok oldu. Hala da bilinmiyor, o kadar tank, tüfek, top nerede, uçak nerede bilinmiyor, yok. Çok az bir kısmını çölün altından çıkartılar, çölün altına koymuşlar, yok ortada. Askerler de yok, adamlar da yok, hiç biri yok ortada. Bulabilene helal olsun. Yani metafizik bir durum. Çünkü on binlerce topu vardı, binlerce tankı vardı; yok, çölün altından birkaç tane uçak çıkarttılar; kayboldular.
ALTUĞ BERKER:“Kaddafi katliam yapıyor” diye bir haber var Hocam ve görüntüler var, görmek isterseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakalım. İşte, bizim uyuz bazı şahs-ı maneviciler, uyuz uyuz uyurken, İslam alemi böyle perişan, acılar içerisinde kıvranıyor. Öbürü de “570 sene var” diyor, geğirerek herif yemeğini yiyor, tatlısını falan yiyor, işine gücüne bakıyor, gezintiye çıkıyor. Şimdi sırada, benim gördüğüm Suriye var, Suriye’yi işgal etmeyi düşünüyorlar. Gördüğüm kadarıyla, Libya’yı işgal edecekler, sonra Fas ve Tunus, Cezayir var. En sona İran’ı ve Türkiye’yi bıraktılar. Bu şahs-ı maneviciler de, Müslümanları uyutma görevine devam ediyorlar. Bediüzzaman da diyor ki; “Ey ayaktaki canlı cenazeler! Zombiler, ayakta duran ölüler” diyor, yani “kokmuş ölüler” diyor. “Yeni neslin önlerinden çekilin de, İslam hakim olsun, İttihad-ı İslam hakim olsun. Önlerinden çekilin, engel olmayın” diyor. Bediüzzaman’ın ifadesi var, açık, hepsi bilirler, ezberden bilirler, inşaAllah. Sürekli, Müslümanlar arasında tefrika yaratmaya çalışıyorlar, birbirlerine düşürmeye uğraşıyorlar. Müslümanları kardeş edip, birbirlerine sevdirip bağlayacaklarına, başı açık, başı kapalı, çarşaflı, çarşafsız, sakalı olan, sakalı olmayan, mesela sakalı olmayan adamı kafir gibi görüyor, namaz kılmıyor arkasında sakalı yok diye, küfür hükmünde görüyor. Başörtülü hanımları direkt fasık olarak görüyorlar, “çarşaf giymiyor” diyor. Çarşaf giyeni sokağa çıktı diye, onun da fasık olduğuna inanıyor yahut yüzünü açtığı için fasık olduğuna inanıyor. İnanıyor, zaten söylüyor “fasık” diyor. “Nasıl muhatap oluyorsunuz bunlarla?” diyor. Adam başörtülü kadın görüyor, yüzünü çeviriyor, direk fasık olduğu için. Birçok çarşaflı kadın, başörtülü kadınlarla konuşmaz, fasık olduklarını düşündükleri için, muhatap olmazlar, onların bulunduğu yere gitmezler, güya fasık olduğu için. Sakalı olmayana, direkt kafir muamelesi yapıyorlar. Sakalı yoksa, imam namaz kıldırıyorsa, adam direkt çıkıyor, ayrıca namazını kılıyor, başka yerde kılıyor “bunun arkasından namaz kılınmaz” diyor yahut “Diyanetin imamlarının arkasında namaz kılınmaz” bunu diyen çok insan var. Kardeşim, Müslümanların, Allah; “birlik ve beraberlik içinde olmasını” söylüyor Allah, “Müslümanlar kardeştir” diyor, Allah. Sen ne yapıyorsun, ne mantıktır bu? La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah diyen herkes, Müslüman’dır. Bağrına bas, koru, kolla, şefkat göster, yardım et, dostluk bağlarını güçlendir.
ALTUĞ BERKER:Kendisini “Milli görüşçü ihvan” diye tanıtan bir internet sitesi var Hocam, bildiğiniz gibi, inşaAllah. Onunla ilgili bir siteden, “Diyalogculara oy vermeyin” başlıklı bir haber vardı. Kendilerini Milli Görüşçü olarak gösterenler, AK Parti’ye oy verilmemesi yönünde, bir propaganda yapıyorlar. Bu forum sitesinde bir haber yayınlandı. Haberde umre sırasında Cübbeli’nin ve Muhammed Keskin Hoca’nın yaptığı konuşmalardan alıntılar yapmışlar. Haberde; “bu konuşmayı Mahmut Hoca’nın, diyalogcular yani Yahudi ve Hıristiyanların cennete gireceğine inanan, sapıkları uyarmak için yaptırdığı” belirtiliyor. Bu sayfada genel olarak; AK Parti’ye ve Başbakan Tayyip Erdoğan’a yönelik de saldırma söz konusu. Çeşitli konularda AK Parti eleştiriliyor bu yazıda. Örneğin; “Cübbeli ekibinin 29 Ekim’de düzenlemeyi planladığı organizasyonun iptalinin, Başbakan’ın dünürünün sahibi olduğu Yenişafak Gazetesi tarafından organize edildiği, bu toplantının daha sonra bir otelde yapıldığı, Mahmut Hoca’ya asrın müceddidi sıfatı verildiği ama tek bir AK Partilinin dahi katılmadığı, oysa Fethullah Gülen grubunun”, sitede diyalogcular olarak ifade ediliyor, “organize ettiği Türkçe olimpiyatlarına AK Partili bakan ve başbakan düzeyinde katılım olduğunu”, AK Parti döneminin diyanetten sorumlu bakanı Mehmet Aydın ile ilgili galiz hakaretler yer alıyor sitede, burada ifade edemiyorum. “Ayrıca Fethullah Gülen’e yakın olan Zaman Gazetesi yazarı Muhammed Çetin’in AK Parti’nin İstanbul adayı olduğu, AK Parti Sakarya Belediyesi’nin Hayrettin Karaman ile program yapması ve ödül vermesi” gibi konular, eleştiriler ve hakaretler yer alıyor.
ADNAN OKTAR:Evet, Başbakan’ın hanımlarla tokalaşırken resimleri var, başı açık hanımlarla, bu ekip onları kullanmış. Yani bir kısmı durumun ehemmiyetini, durumun vahametini kavrayacak ne bir vicdana sahipler, ne de bir akla sahipler. Bu apaçık bir fitne değil mi? Kendisi faydalı bir şey yapmıyor. Kendisi gidiyor Fatih Altaylı’nın desteğini elde etmek için ona olmadık dil döküyor, sonra da Müslümanlara kullandığı üsluba bak, yönteme bak. AK Parti, yüzde 45 oy alan, yüzde 45 vatandaş tarafından desteklenen bir parti. Tamamına yönelik bir üslup bu, tamamına hitap etmiş oluyorlar. Fethullah Gülen grubu, gayet güzel hizmetler yapan bir topluluk, onların tamamına yönelik. Peki, senin Fatih Altaylın nasıl? Sanki o çok çok mükemmelmiş gibi, çok çok kusursuzmuş gibi, ne diyorsa dinliyorsun. Müthiş bir zıtlık var burada, üslup, mantık zıtlığı var. Bununla güya hizmet ettiklerini düşünüyorlar. Halbuki insanlar kusurlu, hatalı olabilir, yanlışlıkları olabilir ama genel menfaatler, Müslümanların genel menfaati esastır. Fakat iddia edilen Ergenekon terör örgütü milletin yakasına yapışmışken, büyük belalar Türkiye’nin etrafında dolaşırken, birlik ve bütünlüğümüz çok önemliyken, iddia edilen Ergenekon terör örgütü, iktidarı ele geçirmek için var gücüyle gayret ettiği açıkça görülürken, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün zulmü ve deliliği açık açık bilinirken, böyle bir üslup kullanılması gaflettir. Başka bir açıklaması yok. Sanki Cübbeli’nin her yönü mükemmelmiş gibi veyahut bir başka insanın her yönü mükemmelmiş gibi, her insanın hatası, eksiği olabilir. Külliyen bir topluluk, Müslümanların, insanların büyük bir bölümü, hepsi dalalette görülecek şekilde bir üslup kullanmak makul bir üslup mu? Aklı başında Müslüman böyle bir üslubu kullanır mı? Külli menfaatler, külli faydalar esastır. Oturup hem kendisi bir şey yapmayıp, hem de başkalarına böyle bir üslup kullanması, çok acayip ve çok yanlış. Fıkhi yanlışlık varsa, ilmi olarak anlatırsın, ama bir topluluğu külliyen anormal göstermek, Müslümanlarla aralarını açmaya kalkmak, Müslümanlık bağlarını, kardeşlik bağlarını koparacak bir üsluba doğru gitmek, çok yanlış olur, çok hatalı olur. Hayrettin Karaman’ın da hataları olabilir, Mehmet Doğan’ın da hatası olabilir, ama külliyen karşıya almak yani adeta kafir muamelesi yapmak çok çok çirkindir, çok yanlıştır. AK Parti’nin de yanlışları olabilir ama başarılı çalışmaları yüzde 95 ise, yüzde 5 de yanlış yönü varsa, biz yüzde 95’i esas alırız. Biz, milli menfaatleri, imanın, Kuran’ın menfaatlerini esas alırız. Öteki türlü komple kaybedeceksin, o ne olacak? “O önemli değil” diyor. Yüzde 5 için, yüzde 95’i kaybetmeye teşvik ediyor Müslümanları, bu çok yanlış bir hareket.
ALTUĞ BERKER:“Gençler İttihad-ı İslam’ı konuştu” “Yeni Asya camiası, Risale-ı Nur Enstitüsü ve Genç Yaklaşım Dergisi’nin ortaklaşa düzenlediği, Risale-i Nur gençlik kongresinde buluşan gençler, İttihad-ı İslam’ı konuştu” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yıllardan beri ilk defa, elhamdülillah, gece, gündüz bağıra bağıra nihayet ikna ettik, elhamdülillah. Bismillah, Cübbeli’ye hayatında ilk defa İttihad-ı İslam’ı savundurttuk, Allah’a hamdolsun, bir kere. Şimdi de gençler ilk defa böyle konuştular, bu da çok güzel, maşaAllah. Gönül ister ki geceli, gündüzlü olsun, çünkü en büyük farzdır İttihad-ı İslam. Her gün konuşulması gereken bir konudur. Siyasi, boş dedikodularla vakit geçireceklerine, ipsiz, sapsız, abuk, sabuk konularla vakit geçireceklerine, gece gündüz İttihad-ı İslam’ı konuşsunlar, Türk İslam Birliği’ni konuşsunlar, Müslüman kardeşliğini konuşsunlar. Küçük nedenlerle, büyük menfaatleri, büyük güzellikleri kaybedecek politikalardan da vazgeçmeleri lazım. Adam nur gibi insan, mümin, muttaki insan, sırf sakalı yok diye adama kafir muamelesi yapıyorlar, sakalı yok diye, “fasık” diyorlar. Bu açık, belli, kaynaklardan gösteririm. Başörtülü hanımlara, çarşafları yok diye, çarşaf giymediler diye nefretle bakıyorlar. Kendine çeki düzen veren hanıma, direkt fasık muamelesi gösteriyorlar, niye sakallı gezmiyor, niye bıyıklı gezmiyor, niye bakımsız gezmiyor diye. İlla ki Müslüman hanımları aşağılayacak, ezecek, küçük düşürecek, komik hale getirecek, milletin itici bulacağı, tiksineceği bir insan haline getirecek, o zaman ferahlayacak adam. Niye yaptıklarını da anlamıyorum, amaçlarını da anlayamıyorum. Yıllardan beri eziliyorsunuz zaten, gittikçe kavruklaşıyorsunuz, bu belirli tipleri kastediyorum, kendi içinizde çürüyorsunuz, perişan haldesiniz. Açılın, aklı başında aynı sahabe dönemi gibi olsun, Asr-ı saadet dönemi gibi olsun, değil mi? Gürbüz, atak, heyecanlı bir dava ruhu olsun. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanındaki heyecana bakın, Hz. İsa (a.s) zamanındaki heyecana bakın; yüksek bir risk var, yüksek bir tehlike var, yüksek bir heyecan var, yüksek bir ihlas ve samimiyet var. Şimdi, adam konuşurken uyuz, ben uyuzlardan size göstereceğim sonra, bu uyuzdur diye göstermeyeceğim de siz anlayacaksınız uyuzluğunu. Ve Müslümanları atalete, şevksizliğe, heyecansızlığa, güçsüzlüğe sürüklüyorlar, bunu da hizmet olarak söylüyor. Adam beni de kendi kafasına çekmeye çalışıyor. Sen zaten varsın işte, senin gibi uyuz var, beni niye uyuşturmaya çalışıyorsun, beni de niye hipnozun içerisine sokmaya çalışıyorsun? Bir de ben seni hiç takar mıyım ayrıca, kaale alır mıyım? Senin uyuz sisteminle netice alınsaydı, bu vakte kadar alınırdı. Süründün şu vakte kadar, sürekli süründün, demek ki netice alamıyorsun. Kaç sene deneyeceksin? 60 sene denemişsin işte, sürünüyorsun, 50 sene denemişsin, sürünüyorsun, perişan vaziyettesin, adım bile atamamışsın. Bir kısmının, milletten kopuk, vatandaşlarımızdan kopuk, insanlarımızdan kopuk, izbe yerlerde, karanlık yerlerde, karanlık bir dünyaları oluyor. Açın kafanızı güzel, Kuran’ın ruhuyla, Asr-ı saadet ruhuyla hareket edin ve Bediüzzaman’dan taviz vermeyin, Risale-i Nur’dan taviz vermeyin. Ne diyorsa Bediüzzaman, olduğu gibi alın.
Mehmet Yaşar Balcı ve Soner; “Fethullah Hoca Efendi ve Zaman Gazetesi bunca yıl yaşanan zulümlere karşı, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesinden neden bahsetmiyorlar? Saygılarımla.” Büyük cemaatlerin, büyük toplulukların kontrolü çok zordur, bayağı zor olur. Fitne çok rahat çıkar. Fethullah Hocamız dese ki, “Hz. Mehdi (a.s) hayattadır” bütün Türkiye karışır, çok acayip olaylar olur. “Nerede o zaman?” diyecekler yani çok acayip bir gündem olur. Onun için işte “şahs-ı manevidir” diyorlar. Halbuki Fethullah Hoca, Hz. Mehdi (a.s) konusunu anlatırken, yer, gök inliyordu, feryatlar ediyorlardı, cezbeye geliyorlardı Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedince. Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini açık, alenen söylüyordu, net söylüyordu, çok açık anlatıyordu.
ALTUĞ BERKER:Zaten kendi camiasının Hoca Efendi’ye hüsnü zannı var, eğer öyle bir şey olsa.
ADNAN OKTAR:Her cemaat tabii ki hüsnü zan eder. Diyorlar ki; “falanca şahıs asrın kutbudur” yahut “asrın müceddididir.” Mısırlı alimler de mesela Mahmut Hoca’ya diyorlar, o zaman niye Mahmut Hoca’ya bağlanmıyorsun? Kendi şeyhine bağlısın, kendi hocana bağlısın. Gönül almak için “asrın müceddididir” diyor. Mahmut Hoca’nın kitabını okuyor musun? Yok, kendi Hoca’nın kitaplarını okuyorsun. Mahmut Hoca’nın sözlerini kullanıyor musun? Yok, kendi kitapların, kendi fikirlerin, kendi hocan, bağlandığın yer belli. Tek tek gösteririm hepsini, inşaAllah. Zaman Gazetesi aslında doğru yapıyor. Şu bakımdan doğru yapıyor; Marksistlerle de bağlantı kuruyor, ateistlerle de bağlantı kuruyor, sosyalistlerle de bağlantı kuruyor. Onların özgürlükçü, demokrat olanlarını, demokrasiyi savunanlarını bir ittifak grubu haline getiriyor. Çünkü iddia edilen Ergenekon terör örgütü, deccaliyet, çok vahim bir yapılanma. Deccaliyete karşı olan Marksist yapılanmalar var, solcular var, çeşitli fikirden insanlar var. Deccaliyeti tepelemede onlarla ittifak ediyorlar, bu akılcı bir hareket. Çünkü deccal, çok vahim bir şey, çünkü o solcuyu da eziyor, komünisti de yakıyor, onu da mahvediyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, Uğur Mumcu’yu şehit ettiler, Uğur Mumcu solcuydu. Gözü kara, psikopat bir örgüt. Uğur Mumcu’yu sevenler, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı, Nur talebeleriyle ittifak ediyorlar, bu güzel. Çünkü deccaliyet devam edecek belli, onunla bırakmaz. AK Parti, maşaAllah, faili meçhulleri durdurttu. Failleri anında yakalıyor. Eskiden hep faili meçhuldü, o yönde bir yöntemleri var. Bir de ultra modern bir üslup kullanıyorlar, entelektüel bir üslup kullanıyorlar. Bu, dinsiz, ateist takımının itiraz edecekleri bütün noktaları tıkamış oluyor. İsteseler onlar, daha geleneksel bir üslup kullanabilirler ama özellikle kullanmıyorlar çünkü çok daha vahim, büyük bir tehlike var. Ona karşı çok modern bir görünümde, stille hareket ediyorlar ki, o stili de bizden aldılar. Kendileri söylediler, dediler ki: “Biz 10 yıl geriden geldik Hocam” dediler bana. Önemli şahıslar toplantı halindeydi, “Hocam biz sizi 10 yıl geriden takip ettik, geciktik ama öyle” dediler. Tıpatıp bizden alınan stildir bu, yöntemdir. Modern olmaları, başı açık hanımlara hitap etmeleri, Atatürk sevgisini de işin doğrusu biz öğrettik, Cübbeli’ye de ben öğrettim. Cübbeli’nin malumdu yani durumu, ona bile ben öğrettim. Fethullah Hocam’ın talebelerine ben öğrettim, birçoğuna ben öğrettim, bu bilinir, inkar edilecek gibi değil. Kılık kıyafetin kaliteli olması, üslubun kaliteli olması, binaların kaliteli olması, her şeyin kalite anlayışını, bunu da bizden öğrendiler. İsterseniz getireyim daha önceki fotoğraflarını, hayatlarını ve şimdiki hayatlarını da getireyim. Tıpa tıp görürsünüz olayı, değiştiler, üslup olarak değiştiler, stil olarak değiştiler. Bence de iyi yapıyorlar. Mesela Mehdiyet’i de; Mehdiyet hem açılması, hem örtülmesi gereken bir konudur. Ben Mehdiyet’in perdesini kaldıracağım ama Mehdiyet’in perdesini örtenlere de ihtiyaç var. Hz. Mehdi (a.s)’ın, 70 perde arkasında gizlenmesi lazım, örtenler örtecekler. Samimiyetsiz örtenler var o ayrı mesele. Ama Fethullah Hocamız, şuurlu olarak örten bir insandır, Hz. Mehdi (a.s) deyince, cezbeye gelen bir insan. Talebelerindeki bu coşkun heyecanının kökeninde, yine Mehdiyet vardır ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişinin müjdesi ve içlerinde heyecanı vardır. Bütün Nur talebeleri, Fethullah Hocamız’ın talebeleri bilirler, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın şahıs olarak ineceğini bilirler. Ama üstlerinde o kadar çok baskı var ki, yani Fethullah Hocamın karşıtlarına bir bakın, bir tane insan bu, mazlum, hastalıkları olan, hassas bir insan ama çok zeki, çok akıllı bir insan. Ama bir de karşıtlarına bir bakın, ucu bucağı yok karşıtlarının. Cübbeli’den başla, say say say say bitiremezsin. Karşıtları, bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil, çok çok fazla. Sırtındaki yük ne? Milyonlarca kristal. Geçilecek dehliz nasıl? Kayalıklı, bataklıklı, çamurlu, taşlar yuvarlanıyor, ateşler var onun içinden geçiyor. O zaman üstündekilerinin büyük bir bölümünü bırakmak durumunda kalıyor işte, Mehdiyet’i bırakıyor, İttihad-ı İslam’ı bırakıyor. Diyor ki; “İttihad-ı İslam asrımızda bir hedef değildir. Müslümanların böyle bir hedefi yoktur, İttihad-ı İslam diye bir hedefi yoktur” diyor. Bunu deyince CIA ne yapar? Bir rahat nefes aldırır yani yakasını bir parça bırakmış oluyor. “Hz. Mehdi (a.s) gelip geçmiştir” diyor yahut “şahsı manevidir” diyor yahut “hiç yoktur” diyor, oradan da bir yakasını bırakıyorlar, rahat hareket edebilmek için yapıyor. Ama o tazyik arttıkça, onlar da elindekileri bırakmaya başladılar, bırakıyor, bırakıyor, bırakıyor ama bırakma bir dereceye kadar olur. Artık, bir derecede, Allah esirgesin, öyle tehlikeli bir dereceye gelir ki, namazı da bıraktırırlar. “Kendileri gibi olmadıktan sonra senden razı olmazlar” diyor Allah ayette. Ashab-ı Kehf’te de var, Kehf Suresi’nde “Ya kendilerine benzetirler sizi ya taşlayarak öldürürler” diyor. Şimdi o camia da taşlanarak ölmemek için, elindekileri bırakıyor. Onun için Mehdiyet’e karşıyız üslubunun hiç biri geçerli değildir. Ama Faruk Beşer-şaşar Beşer; o gerçekten Mehdiyet’e karşı ve gerçekten de ona bir güç vermişler. Ama işte şimdi burada ateşle oynamış oluyorlar, bu çok tehlikeli. O zaman kitleler hakikaten Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmeyeceğine inanırlar. Yani onu bir taktik olarak görmezler, hakikaten inanırlar, o zaman felaket gelir. Çünkü Hz. İsa Mesih (a.s)’a tavır almak, Hz. Mehdi (a.s)’a tavır almak, felaketin diğer adıdır. Yani bu, Müslümanlara müthiş uğursuzluk getirir, tahmin, tahayyül edemeyeceği bir uğursuzluk getirir, her yeri uğursuzluk sarar, nitekim sardı görüyorsunuz. Tek çözüm; Resulullah (s.a.v.)’in sünnetine tam uyup, Hz. Mehdi (a.s)’ı samimi olarak beklemek ve karşılamak. Bediüzzaman’ın sözlerine tam uyup, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine kanaat getirip, Hz. Mehdi (a.s)’ı aramak. Eğer Bediüzzaman’ın dediklerini yapmış olsalardı, zaten çoktan bitmişti konu. Ama böyle hayatı kaymış, ayakta yürümekte zorluk çeken, canlı cenazelere uydular ki, Bediüzzaman; “Ölü bunlar” diyor yani “ayakta yürüyen ölüler, nesli cedidin; yeni nesilin yollarından çekilin, nesl-i cedid geliyor” diyor yani ‘Hz. Mehdi (a.s) cemaati geliyor’ diyor Bediüzzaman. Nereden görmüş bunu? Zaman kalkmış, görmüş. Böyle uyuzların, uyuntuların, hımbılların Hz. Mehdi (a.s)’ın önüne engel olduğunu görmüş, gördüğünü anlatıyor. Gördüğü görüntüyü anında söylüyor, “Ey hımbıllar! Ey uyuzlar! Önünden çekilin de Hz. Mehdi (a.s)’ın, faaliyetini yapsın” diyor, açık açık söylüyor, Risale-i Nur’da var. “Nesl-i cedid geliyor (yeni nesil)” diyor, Yani Fethullah Hoca’nın orada kusuruna pek bakmayın siz, “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” diyorsa, gelecek diye anlayın. “İttihad-ı İslam yok” diyorsa, İttihad-ı İslam var diye anlayın. Siz, onu bir şifre üslup olarak görün, o şekilde anlamayın. Fethullah Hocamız bir anlamda, öylece yakasını kurtarmış oluyor. Orada esir, esir konumunda, Türkiye’ye de gelemiyor. Nereye gitsin? Hiçbir yere de gidemiyor. Acayip bir durumda yani ve akıl almaz karşıtları var. Tuzu kuru tipler bunlar, tuzu kuru. Onları İttihad-ı İslam da ilgilendirmez, Türk İslam Birliği de ilgilendirmez, gününü gün yapan tipler, günlük menfaatlerine göre hareket eden tipler, ama Fethullah Hoca, uzun vadeli düşünen bir insan. Hz. Mehdi (a.s)’ın da rahat hareketini sağlamak için, kendince böyle bir maslahat yapıyor. Ama dikkat edin, “İttihad-ı İslam yok” diyorsa İttihad-ı İslam vardır. “Hz. Mehdi (a.s) şahs-ı manevi” diyorsa, bilin ki şahıstır. “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” diyorsa, gelecek demektir. Bu şekilde anlarsanız, Fethullah Hocamız’ı da rahatlatmış olursunuz, kalbi rahatlar, inşaAllah. O, bunu söyleyemez ama “gözlerimin içine bakın, anlayın” diyor. Kardeşim, Fethullah Hoca’nın konuşmasını ben şimdi yayınlayayım, çok özür dilerim bunu eşek olsa anlar, en kafasız adam olsa bunu anlar. Bunun anlaşılmayacak bir yönü var mı? Burada şahs-ı maneviden bahsetmiyor, şahıstan bahsediyor.
VTR-Fethullah Hoca.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz.
SUNUCU:Programımıza devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:“Değerli Adnan Hocam, bu mailimi tekrar gönderiyorum ama benim bir fikrim var; İstanbul’da büyük bir alana 5 bin, 6 bin metrekare bir kütüphane kurulsa, ismi de ‘Yaratılış Kütüphanesi’ olsa, içinde bir bölümünde sizin kitaplarınız olsa, bir bölümünde de devamlı video anlatımı olsa, bir bölümünde fosiller gösterilse ve anlatılsa, bir bölümünde iman hakikatleri anlatılsa hatta kütüphane hem İngilizce, hem Türkçe olsa, tüm dünyadaki insanları da çeker. Bunu yapmak zor bir şey değil aslında. Sizi izleyen herkes elinden geldiğince bundan memnun olur, yardım eder” diyor, kalben diyor herhalde. “Bu kütüphane çok hızlı bir şekilde yapılabilir, tabii Yüce Allah dilerse, inşaAllah. Allah yardımcınız olsun” diyor, İslam Beycan. Benim daha güzel bir fikrim var İslam. Ben diyorum ki; 10 bin metrekare, 20 bin metrekare bir kütüphane kuralım İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Adana’da, Bursa’da, Samsun’da. Buna ‘Yaratılış Kütüphanesi’ diyelim. Benim kitaplarımın tamamı olsun, ayrıca ücretsiz kitaplar dağıtılsın orada, tır hesabıyla kitap getirelim, ücretsiz dağıtılsın, iman hakikatleri anlatılsın. Hem İngilizce, hem Türkçe, hem Fransızca, hem Almanca, Sırpça 70 dilde yaklaşık yahut 40 dilde yayın yapılsa, çok iyi olur. Benim daha güzel bir fikrim var, ben de sana böyle güzel bir fikir veriyorum. Bismillah, başla. Berker’im ne diyorsun? Ben daha güzel fikir vermiş oldum.
ALTUĞ BERKER:Fikir veren çok olur ama yapmaya gelince, mühim olan yapmak inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kerata, bunun mali kaynağı nasıl olacak, kim yapacak, bunları önemli görmüyor. Fikir zaten verirsin. Almanya’da da yapılabilir, Berlin’de yapalım, Münih’te yapalım, New York’un ortasında yapalım daha iyi, Avrupalıların buraya gelmesini bekleyeceğimize, biz onların ayağına gidelim. New York’un merkezinde, 30 bin metrekarelik geniş bir alan üstüne, arazi üstüne büyük tesislerle, hem oraya bir camii de yaparız, külliyeler yaparız, büyük dev bir salonda da kütüphane yaparız, gelenleri de ağırlayacak bir yer yapalım. Benden de sana güzel bir fikir. Moskova’da yapalım bir tane, değil mi? Londra’da yapalım. Bu biraz, neyse bir şey demeyeyim. “Hocam bize kitap gönder” göndereyim, tamam. “Kütüphane açın, şunu yapın” keratalar bana akıl vereceğinize, kendiniz yapsanıza, değil mi? Öyle kolaysa. Bir kişi bunların hepsini nasıl yapsın? Nereden bulsun bunun parasını imkanını? Bana verdiği akla bak, değil mi? Kahire’de de açalım, İslam ülkelerinin başkentlerinde açalım, yapalım. Nasıl oluyorsa bir yap da görelim, inşaAllah. Sen onu yapacağına kerata, evinde küçük bir kütüphane aç, millete akıl vereceğine, oradan hizmet et yahut bir arkadaşının, bir ahbabının iş yerine 10 tane kitap al, orada hizmet et. Bir insanın, bunların hepsine güç yetiremeyeceğini çocuk olsa anlar. Kolay iş mi bunlar? Şu televizyonun kuruluşu bile acayip pahalıya mal oldu, son derece güç bir şey. Oturduğunuz yerden ahkam kesiyorsunuz. Kitap dağıtmak, tebliğ yapmak, çalışma yapmak geceli, gündüzlü, yurt dışında konferanslar vermek kolay iş mi? Sen onu diyeceğine git, salon kirala, geniş bir yer, orada konferans verelim. Kolay iş mi? Konferans salonları son derece pahalı, kolay bir şey değil, orada kitap dağıtmak çok pahalı bir şey. Akla ne ihtiyaç var kardeşim, bizim elemana ve desteğe ihtiyacımız olduğunu düşüneceksin, değil mi? Müslümanlar ittifakla birbirlerini destekleyecekler, birbirlerine yardım edecekler, bana söylemeye bile gerek yok. Bulunduğu ilde küçük bir ev, dükkan kirala, ufak bir dükkan kiralarsın, orayı bir galeri haline getirirsin. Hem satış yapılan bir yer, hem de bir müze haline getirirsin, kimse de sana bir şey diyemez, değil mi? Kendi dükkanına koy. Bu tip akıllar vermek, bunun ucu bucağı yok. Ben öyle akıllar veririm ki, ucu bucağı olmaz. Bunlar hep parayla, imkanla, adamla yapılıyor. Biz bir avuç insanla hareket ediyoruz, çok küçük bir arkadaş çevrem var. İtle, kopukla ayrı uğraşıyoruz, iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle ayrı uğraşıyoruz, çok fazla mahkemelerim var, aleyhimde davalar açılıyor, onlarla ayrı uğraşıyorum. Cübbeli’nin yanında bazı tipler var, onlarla ayrı uğraşıyoruz. Küfürden adamlar var, onlarla ayrı uğraşıyoruz. İnternetin iti, kopuğu oluyor, onlarla ayrı uğraşıyoruz. Komünistiyle, Darwinistiyle, materyalistiyle, değil mi? Bin bir yerde faaliyet yapıyoruz zaten, inşaAllah. Onun için akıl vermeden ziyade, küçük de olsa, bir hizmet çok çok yerinde olur. Hatta bir tane Yaratılış Atlası alıp, bir arkadaşına hediye etmiş olsan, bana vereceğin akıldan bin kat daha faydalı olur, inşaAllah
“Sorumu yayınladınız, çok teşekkür ederim.” Mehmet Yaşarbaş. Mehmet, şimdi öyle bir şey yapıyorsunuz ki, mesela Profesör Numan Kurtulmuş’u deliler gibi desteklediniz, büyük bir coşkuyla desteklediniz, hatta Erbakan Hocamız’ı hiçe sayacak hale getirdiniz. Milli Gazete’den yazılarını, resmini, ismini, cismini silmeye kalktınız, internet sitelerinden kaldırdınız, ondan sonra da onun da resimlerini yayınlamışlar, ona da karşı tavır alıyorsunuz yahut onu da halen destekliyorsunuz. O da hanımlarla muhatap oluyor, konuşuyor. Var orada bir resmi, onu yayınla. Bak mesela orada bir hanımefendi ile Numan Kurtulmuş tokalaşıyor, konuşuyor, sohbet ediyor, resimlerini göster. Tamam, Numan Kurtulmuş’u siz baş tacı ediyorsunuz, demek ki, açık hanımlarla görüşüyormuş, konuşuyormuş. Onlar da bizim vatandaşımız, onlar da bizim insanımız. Onları kazanmaya çalışıyor, bu gayet de normal. Tayyip Bey de bizim Başbakanımız, her türlü vatandaşımızın; başı açığın da Başbakanıdır, başı kapalının da Başbakanıdır, sanatçının da Başbakanıdır. Onun resmini de göster. Mesela bakın, orada sanatçı bir hanım, orada ona samimi olarak sarılmış, ona sevgi gösteriyor. İtsin mi yani onu orada? Nezaketen, o da ona sevgi gösteriyor, inşaAllah. Mayolu hanımlar da olabilir, başka türlü insanlar da, başka şeyler de olabilir, Başbakan o, herkesle görüşür, herkesle konuşur, inşaAllah. Cübbeli’nin sitelerinde demin yayınladığın resmi, Başbakan’ın aleyhinde kullanıyorlar, bir kozmuş gibi. Başbakan, Cübbeli gibi mi çıkacak? Sarıkla, cübbeyle mi çıksın? Bütün milletin Başbakanı değil mi? Avrupa’ya gidiyor, Asya’ya gidiyor, herkese hitap ediyor, inşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam, sizi saygı ve sevgi ile takdir ederim. Risale-i Nur mesleğini en iyi anlayıp uygulayan, şerh eden bir hareket olarak görüyorum sizin hareketinizi” Cübbeli Hoca’yı savunmuş kardeşimiz özetle, “İsmail Can.” İsmail, sen samimi olarak anlatmışsın, candan anlatmışsın ama Cübbeli ne diyor biliyor musun? Sen, benim dediğimi anlamıyorsun. Ben en zayıf kısımdan yaklaşayım, yukarıya doğru gideyim, sen oradan anla. Bizim aleyhimizde, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün kışkırttığı bazı aileler var, onlar bunun farkında değiller. Bu aileler Cübbeli’ye gidiyorlar, “bu cemaati, bu topluluğu dağıtalım, bu arkadaş grubunu dağıtalım” diyorlar. Bu “eyvAllah, ben elimden geleni yapacağım” diyor. “Fatih Altaylı da seni destekleyecek, CNN de destekleyecek, Aydın Doğan da destekleyecek. Sonuna kadar senin arkandayız” diyorlar. “Senin tek yapacağın bu; Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmeyeceğini söyle ve bu topluluğu dağıt” diyorlar. Adam çıktı, kitap yazdı; “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” diye ve var gücüyle İttihad-ı İslam’a karşı, Türk İslam Birliği’ne karşı mücadele vermeye başladı ve etrafımdaki insanların dağılması için de var gücüyle gayret ediyor ve etmekte, şu anda da devam ediyor. Kitaplarımı engellemeye çalışıyor, fikirlerimi engellemeye çalışıyor yani adam kendini buna adeta adadı, geceli, gündüzlü bununla uğraşıyor. Fatih Altaylı ile ittifak halinde, Fatih Altaylı’nın bütün ekibiyle ittifak halinde, Aydın Doğan’ın adamlarıyla ittifak halinde ve devletin bir kurumunda üç, beş tane dinsiz bunu destekliyorlar, bu da onlarla bağlantıda. Kardeşim, bu durumda nasıl yapmamız gerekiyor, ne yapalım? Ve adam, Peygamberimiz (s.a.v.)’in, ahir zamanda geleceğini belirttiği şahsa, tıpa tıp benziyor, tıpa tıp; eylemiyle, olay yeri açısından, şekli açısından, her açıdan benziyor, tam anlamıyla benziyor. Bir kere en başta Peygamberimiz (s.a.v.)’e saygı olarak, sünnete uygunluk açısından, ben bu şahsı ihbar etmek durumundayım. Bir kere bunu bildireceğiz. Ahir zamanda çıkacak topalı da ben bildirdim, Kenane’yi de ben bildirdim, Hz. Mehdi (a.s)’ı da ben bildiriyorum, süfyanı da ben bildirdim, deccali de bildirdim, hepsini bildirdim ve ‘Cübbeli, ahir zamanın önemli bir şahsıdır’ diyorum. Ayrıca bir cemaatin lideri falan da değil. Kendi de diyor; “ben bu cemaatten değilim” diyor, “bu topluluktan değilim” diyor. Açık söylüyor, isterseniz yayınlayayım. Kardeşimiz diyor ki; “O kavmin reisi” diyor. Bak diyor ki; “Cübbeli Ahmet Hoca, bir başka cemaatin reisi” diyor. Reis değil, reisliğini nereden çıkarttın? Onun hüsnü kuruntusu, öyle bir şey yok. Kimse kaale almıyor onu, öyle bir yönü yok. Onun öyle bir hırsı, lider olma hırsı var. Konfetilerle, maytaplarla falan kendini padişah gibi görüyor ama kimse onu kaale almıyor, orada çok değerli, büyük alimler var. Ben niye Mehmet Talu Hocamız’ı baş tacı ediyorum? Gerçek alim de onun için, ehl-i sünnet alimi. Ben onun sitesini de tavsiye diyorum. Zaten fıkıh konusunda, ana kaynak olarak gösteriyorum; Ömer Nasuhi Bilmen ve Mehmet Talu Hocamız’ı. Bir de Cübbeli, bu faaliyeti yıkmaya çalışırken, oturup siz diyorsunuz ki; “adama çok hoşgörülü ol, sevecen yaklaş” diyorsunuz. Kardeşim, ben zaten adamın, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili sözlerini, 10-15 sene önce söylediği sözlerini topladım. Mükemmel anlatmış Hz. Mehdi (a.s)’ı zaten, muazzam anlatmış, o yönüyle çok taktir ediyorum ama anti-Mehdi’dir bu şahıs ve İttihad-ı İslam’a da şiddetle karşı olan bir insan, asla istemez çünkü sistemi çöker, kendi imparatorluğu çöker, öyle bir şeyi istemez o. Zaten istemiyor, söylüyor; “Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde ilk beni keser, beni kesecek zaten” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın, bunun sistemini darmadağın edeceğini biliyor adam. Hz. Mehdi (a.s) tabii ki asıp kesmez de, ama ilk bunu tepeleyeceği kanaatinde. Emin, konuşuyor adam, isterseniz yayınlayalım.
ALTUĞ BERKER:“En bozuğunuz benim” diyor.
ADNAN OKTAR:“En bozuk olduğunu” söylüyor. “Korkak, ödlek bir şey olduğunu” söylüyor. Ve “Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesini, istemiyorum” diyor. “Siz de istemezsiniz gelmesini, ben de istemiyorum” diyor adam. “İttihad-ı İslam’ı istemiyorum, Türk İslam Birliği’ni istemiyorum ve tavır koyacağım, bunu savunanlarla var gücümle mücadele edeceğim” diyor adam, özetle bunu anlatıyor. Sen de diyorsun ki İsmail Can; “Buna ses çıkartma.” Küfretmiyorum, hakaret etmiyorum. Dediklerimin hepsi doğru, milimi milimine doğru, iftira da etmiyorum. Doğru yönlerini de çok güzel anlatıyorum, aktarıyorum. Mehdiyet’i mükemmel anlatıyor, ona iç acısı oluyor o. Hayatta en büyük acıyı oradan çekiyor, Mehdiyet’i gürül gürül anlatıyor. Adam mahvoldu, Mehdiyet ile ilgili duydukça adam eriyor, kavruluyor, yanıyor. Onları zamanında söylediği için kendine söylemedik laf bırakmıyordur, Allahualem. Film hazır mı? Yayınlayın.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın “İslam’ı Kabul Etmeyen Herkesi Geberteceğini” İddia Ediyor.
ADNAN OKTAR:“Hocam, sizin felsefenizi ne yazık ki herkes anlayamıyor. Çok derin bir anlamda sizin düşünceniz. ‘Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek’; bunu en kısa biçimde bu şekilde açıklayabilirim. Siz tüm insanları kazanmak anlamında kucaklayan, sevgi, şefkat dolu, insanlığa armağan edilen bir düşünürsünüz benim için. Allah sizlerden razı olsun. Ben şahsi olarak sizin, böyle bir insan olduğunuzu tüm tanıdığım ve tanımakta olduğum insanlara anlatıyorum. Bu arada A9’umuzu da birçok eve ayarladım sayenizde, sağlıcakla kalın.” Kayahan Mert, Antalya Merkez. A9’un yayılmasını teknik olarak tespit edebiliyoruz, maşaAllah. Hakikaten, elhamdülillah çığ gibi yayılıyor, ama kardeşlerimiz var gücüyle bastırsınlar. Seneler de sürse, aylar da sürse sürekli devam edin, bütün akraba, tanıdık, komşu herkese A9 Tv’nin kurulumunu mutlaka yapın, seyrettirin, alıştırın, çünkü çok kaliteli, klas bir kanal. Tek kelime lüzumsuz, yanlış bir ifade yok, tek kelime, bir kelime. Hep dolu dolu, hep faydalı, hep isabetli, reklam da yok, nefis yani çok eğitici, dolu dolu bir kanal. İnsanı atalete sevk eden, ümitsizliğe sevk eden, şevksizliğe sevk eden tek bir kelime yok ve hepsi doğru, ispatlanmış, kaynaklı, ispatlı, net izahlar, inşaAllah.
Erkan, Almanya; “İyi akşamlar Hocam. Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin vatana, Türkiye topraklarına gelmesini isteriz. Hükümetten bu yasağı kaldırmasını bekliyoruz.” Yasak falan yok, ne yasağı? Fethullah Hoca ile ilgili hukuki bir engel yok. Karşıtları çok fazla Türkiye’de, tek tek saymayayım da cemaatlerden, topluluklardan çok çok fazla karşıtı var. Komünistlerden, dinsizlerden, İddia edilen Ergenekon terör örgütünden falan çok fazla karşıtı var. Bazı görüşlerine katılmıyorlar, ben de katılmıyorum bazı görüşlerine ama düşmanlık, muhalefet, saygısızlık, densizlik bunlar çirkin şeylerdir, değil mi? Her insanın eksiği, yanlışı, kusuru olabiliyor. Bakıyorsun adam, Doğu Perinçek’i bağrına basıyor ama Fethullah Hocamız’dan nefret ediyor, akıl almaz bir nefret ama Doğu Perinçek ile kucak kucağa adam, acayip muhabbet gösteriyor. Böyle acayip bir durum var. O da çekingen bir insan, duygusal bir insan, çabuk üzülebilen, çabuk müteessir olabilen bir insan, herhalde provokasyondan falan korkuyor, çünkü geniş bir cemaat, topluluk oldukları için. İyice çekindiler artık, hiç gelecek gibi görülmüyor. Bir ara ben ikna etmiştim, ileri gelen birkaç Ağabeyle konuşmuştum; “tamam Hocam, sizi gidin arkadaşlarınızla, alıp getirin” dediler “ Çünkü talep bekliyor Türkiye’den. İstendiğini, sevildiğini görmek istiyor. Siz böyle talep ederseniz, isterseniz gelir” dediler. Tamam, o zaman biz alıp getireceğiz Hocamız’ı. “Tamam, inşaAllah.” dediler. Tam karar verdik, hazırlanıyorduk, Yargıtay Hocamız’ın mahkumiyet kararını bozdu. Aman dedim, kardeşim, kalsın vazgeçtim, dedim çünkü belli ki bir şeyler olacak. Nitekim yine lehine bitti mahkeme ama illa ki acayip bir durum olacağı belli. Çünkü Hocamız’ın duygusallığını engellemek çok zor. Aleyhinde haberleri söylemeyin, diyorum. “Bir şekilde kulağına gidiyor” diyorlar, “gidince de çok üzülüyor” diyorlar. Bu da olmuyor tabii, bu acayip bir durum oluyor. O yüzden artık bir süre, bu şekilde gidecek gibi görülüyor.
“Canım Hocam, 17 Nisan gecesindeki röportajınızda ‘gel’ demiştiniz. Geliyorum, inşaAllah ama nereye geleyim bilmiyorum. Bir türlü randevu vermediler. Arzıhalimdir size, inşaAllah” diyor. Bak, arzıhal dilekçesi. “Allah sizi korusun, Müslümanlara bağışlasın, inşaAllah.” Gülcan. Ben sevimli Gülcan’ımı istiyorum. Konuşun, o sevimli gelsin. Nasıl oluyor, bağlantıya geçiyorsun, konuşuyorsunuz? Alın çocuğu, gelsin. 2 gibi falan görüşürüz. Ama tabii gece 2’de olduğu için, mutlaka yanında birileri olsun, annesi veyahut ağabeyi falan, inşaAllah.
Ahmet Güngör, Fatih Altaylı’yı çok beğendiğini söylüyor. Cübbeli’den yanaymış. İşte mantık bu, kafa bu. Ahmet Güngör, Hürriyet Gazetesi’nde eskiden ‘güngörmüşler’ diye bir şey vardı. Ama tabii bu atış, bunlara bakıyoruz, Karaköy’de soğan karıştıran tipler, hiç alakasız adamlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Azerbaycan’daki bayan kardeşlerimiz seri konferanslara başladılar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, helal olsun çocuklara, aferin.
ALTUĞ BERKER:Konferansın konusu “Evrenin Yaratılışı” ve “İnsan için Yaratılan Gezegen Dünya.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, bugünkü konferansta salonun tamamı dolmuş, birçok ek sandalye getirmek zorunda kalmışlar. Çok ilgiyle izlenmiş. Konuklar, Darwinizm’e inanmadıklarını, hala okullarda okutulmasının anlamsız olduğunu, Allah’ın yaratmasının çok açık olduğunu dile getirmişler. Gelenler arasında ünlü sanatçılar varmış. Konferansta fosil sergisi olmuş ve CD dağıtılmış, inşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Azerbaycan gençliği maşaAllah, hep ayakta. Orada kapalı hanımlar da var, açık hanımlar da var; onlar da nur ala nur, onlar da nur ala nur, onlar da başımızın tacı, onlar da başımızın tacı. Bölmek, fitne olur. Biz fitneye karşı tavır alıyoruz.
“Selam aslan Hocam, maşaAllah, çok yakışıklısınız. İnşaAllah, Hocam size bir sorum vardır. Hocam tebliğ yapılırken insanlara ayrım yapılır mı? Yapılırsa bu ne kadar doğru bir şey? Olmaz tabii. Bizim vatandaşlarımız bir bütündür, insanlarımız bir bütündür. Her fikirden, her düşünceden insanla karşılaşabiliriz, hepsine şefkat göstereceğiz. “Allah yardımcınız olsun, inşaAllah.” Nur Fettah, güzel bir isim.
Emirhan, Azerbaycan’dan; “Selamun Aleykum benim güzel yüzlü Adnan Hocam. Hocam, Çanakkale’de şehit olan Azeriler için, küçük bir tabelanın dikilmesine neden izin vermiyorlar? Bu bizim tarihte kan kardeşliğimizin en yakın kanıtıdır ama bunu neden sakladıklarına dair bir fikrimiz yok. Türkiye’nin İslam Birliği’ni kurmak istediği bu dönemde, böyle bir şeyin saklanması, bu birliği istememektir diye düşünüyorum. Lütfen bu konuda bir şeyler yapın Hocam. Balıkları özledik” diyorlar. Aman Allah’ım, bu balıklar anlaşıldı, bunlardan kurtulamayacağız, bu keratalardan. Duruyor balıklarımız da, bakacağız, inşaAllah. “Çanakkale’de şehit olan Azeriler için küçük bir tabelanın dikilmesine neden izin vermiyorlar?” Kim izin vermiyor ama bize onu bildir. Azerbaycan’dan mı, Türkiye’den mi izin vermiyorlar? Onu bir bildirirsen.
“Hayırlı akşamlar aslan yüzlü Hocam. İsmail Ağa tarikatının resmi web sitesinde ‘Adnan Oktar Kıbrıs-i dergahına ve müritlerine İsrail logolu mühür dağıtıyor, tanesi 70 liradan satılıyor. Kıbrıs-i Hazretleri’ne bizim asıl sözümüz olmaz ama Adnan Oktar, müritlerine Mason Yahudi logosu mühür gönderiyor’ demişler Hocam. Çok lütfen inceleyin.” Mustafa kardeşim, bunlar öyle çocukça üsluplar ki yani artık güleyim mi, ne diyeyim? Şeyh Ahmet Yasin Hocamız, Hz. Süleyman (a.s)’ın mührünü kendi yazışmalarında kullanıyor. İç içe geçmiş, iki üçgenden oluşan mühür; Hz. Süleyman (a.s)’ın mührüdür o. İsrail de bayrak olarak kullanır ama normalde tarikatlarda, camilerde, Osmanlı armalarında kullanılan, Müslümanlığa ait bir semboldür, altı köşeli mühür. Çünkü Hz. Süleyman (a.s) bizim Peygamberimiz, onun mührü. Dolayısıyla mübarektir, kutsaldır. “Tanesini 70 liradan satıyorlar.” Emek vermişlerse, öyle bir şey mühür yaptılarsa satıyorlarsa satsınlar, bize ne, benim haberim yok. Ama herhalde değerlidir, gümüşten falan yapılmıştır, değeriyle satıyorlardır. Ben böyle mühür görmedim ama mümkün. Şeyh Nazım Kıbrıs-i Hocamız bizim canımız, Hocamız’a söz söyletmeyiz, inşaAllah. Benden öğrendiniz keratalar, Yahudilik, masonluk hiçbir şey bilmezdi bunlar, ne siyonizm bilirlerdi, ne bir şey bilirlerdi. Ben Yahudilik-Masonluk kitabını yazdım, orada öğrendiler her şeyi. Yahudilik hakkında da bilgileri yoktu, siyonizm hakkında da bilgileri yoktu, masonluk hakkında da bilgileri yoktu. Sadece kulaktan dolma; çocukları keserler, pişirirler, abuk sabuk laflar biliyorlardı böyle, değil mi? Cevat Rıfat Atilla rahmetlinin kitapları, o kadar. Bu konuda tek kaynağım, gayet detaylı. Ne, haber mi o?
ALTUĞ BERKER:Bugün bir haber vardı, bu içerikli Hocam, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ALTUĞ BERKER:Zor haber diye bir sitede.
ADNAN OKTAR:Resimde altı köşeli yıldızı suratıma yapıştırmışlar.
ALTUĞ BERKER: Güya sizin “İsrail tarafından finanse edildiğiniz, ilk anından beri yaptığınız çalışmalarınızın İsrail’in bir planı dahilinde gerçekleştiği” yazının içeriğinde. “Mehdiyet konusu üzerinde durmanızın, Darwinizm ile ilgili ilmi mücadelenin, Cübbeli’nin üstünde durmanızın, hepsinin bu plana dahil olduğu” şeklinde ‘Büyük Adnan Oktar Projesi’ diye başlık koymuşlar.
ADNAN OKTAR:“Büyük Adnan Oktar Projesi”, zeka fışkırıyor bunlardan, zeka fışkırıyor, öyle yetenekliler ki mübarekler. Alnımın ortasına da Siyon yıldızını koymuşlar. Bir kere keratalar, kendi elinizle kendinizi acayip konuma getiriyorsunuz, güya bunlar bana karşı. Bir kere “dabbetü’l arz, müminlerin Müslüman olanların alnını, Hz. Süleyman (a.s)’ın mührü ile (altı köşeli yıldızla) damgalar” diyor. Sen de beni gitmiş, alnımdan damgalamışsın Hz. Süleyman (a.s)’ın mührüyle, mümin olduğumu ispat ediyorsun. Hadis var, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde geçiyor. “Dabbetü’l arz, müminin yüzüne Hz. Süleyman (a.s)’ın mührüyle, (altı köşeli yıldızla) mühürler” diyor. Sen de benim mümin olduğumu mühürlemişsin işte, güzel. “Kendi adamlarının da, deccale uyanların da yüzünü siyah bir nokta ile damgalar” diyor, siyah bir nokta, “ama müminlerinkini Hz. Süleyman (a.s)’ın mührüyle mühürler” diyor. Her yerde, resimlerimde alnıma Hz. Süleyman (a.s)’ın mührünü koymuşlar, elhamdülillah. Ve bir alamet meydana getirmiş oluyorsunuz siz, mümin alameti meydana getirmiş oluyorsunuz, inşaAllah. Cahil oldukları için, inşaAllah. Hayır, bir de Masonluğun M’sini bilmez keratalar, amblemleri öğreten benim. Benim anlattığım amblemlerden bana işte “Hilalden bahsediyor, mason amblemi, demek böyle” diyor. Kerata sen, benden öğrenmedin mi? Türk bayrağında da var beş köşeli yıldız, değil mi? O da mason sembolüdür aynı zamanda ama Türk bayrağında da var. Hilal de aynı zamanda mason sembolüdür, Türk bayrağında da var. Hz. İbrahim (a.s) devrinde, Nemrut da kullanmıştır ay ve yıldız mührünü, ama Hz. Süleyman (a.s) da kullanmıştır ve Kuran’da var. Allah, Kuran’da Ay’ı mübarek olarak gösteriyor, yıldızları bir güzellik olarak gösteriyor, Ay’ı ve yıldızı. Dolayısıyla Türk bayrağındaki ay yıldız kutsaldır, masonlar da kullanır, başkası da kullanır, o bizi ilgilendirmez.
İslam Beycan, kerata, yap o zaman yap da göreyim. Ben bir şey demiyorum, benim üslubum öyle oturup alınma, niye böyle eleştiriyorum diye alınıyor, ona gerek yok. Ama dediğim doğru, teknik anlamda doğru. Bana söylemenize gerek yok. Yapın, bitirin müjdesini verin. Mesela çocuklar diyorlar ki; “Hocam biz kütüphane kurduk, al sana resmi” diyor, maşaAllah, bitmiş. Ama bana dese ki “ben bir tane kütüphane kuracağım” bilmem ne falan buna gerek yok. Neticelendir, bitir, bana müjdesini ver. “Hocam, ben 30 yerde A9 Tv’nin kurulumunu yaptım ve seyretmelerini sağladım” diyor, bu bir müjdedir, bunu bana verin ama “yapacağım” dersen, ben bunu istemiyorum. Yap, bitir, müjdesini ver. Ben yapacağımdan ziyade ‘yapıp bitiriyorum’ dikkat ederseniz, inşaAllah.
Erkan, Almanya; “İyi akşamlar Hocam. Dünkü Amerika ile yaptığınız konuşma güzeldi, maşaAllah. Herkes size sevgiyle yaklaşıyor. Allah sizden ayırmasın” diyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ben sizi sürekli izliyorum ve çok beğeniyorum Hocam. Deccal bir insan mı?” İnsan tabii, Darwin. “Sizi çok seviyorum güzel sözlü Hocam” diyor, Filiz Hanım yazmış.
“Selamun Aleykum değerli Hocam, ben Fransa’dan Murat Bozan. Hocam Yehova nedir? Bir akrabam Almanya’da bunlara bağlanmış. Tamamen değişmiş. Diğer dinlerin hiç birini ve diğer Peygamberleri kabul etmiyorlar. Ayrıca Hz. Mehdi (a.s) diye birinin geleceğine inanmıyorlarmış. Hocam, bu tanıdığıma ne tavsiye edersiniz? Selamun Aleykum, Allah’a emanet olun” İşin doğrusu ben gördüm Yehova şahitlerini, kız, erkek birçok kişiyle tanıştım. Biraz kontrol ettiğimizde, baktığımızda dinsiz olduklarını anlıyorum. Kulüp gibi hoşlarına gidiyor, değişik, ilginç buluyorlar. Budist olanlar var Amerika’da, kafalarını kazıtmış, ellerinde darbukayla falan sokakta geziyorlar, Amerika’da. Budist mi bunlar şimdi? Kripto takımı, keratalar böyle eğleniyorlar. İş güç yok, canları sıkılıyor, koca koca bir şeyler giymişler yerlere kadar, ayakları çıplak terlikler falan. Bağıra bağıra sokakta hem para topluyorlar, hem geziyorlar. Görmüşsünüzdür, değil mi? Kıl kıl tipler. İnanıyor mu? İnanmıyor. Heriflerde her türlü sapıklık var; marihuana, ot, çöp her şey var, alemci tipler, alakası yok. Gerçekten inansalar, anlatırız. Bir kere İslam dini, mis gibi gayet net, sarih, berrak bir dindir. Gerçekten iman edecek bir insan için İslam dini, kusursuz dindir. Gerçekten Allah’a inanan bir insanın, öbür dinlere geçmesi Allahualem mümkün değildir. Çünkü İncil’i incelediğimizde, çok tahrif edilmiş. Tahrif edilmiş bir kitaba insan niye uysun? Dört ayrı açıklama var, niye uysun? Kuran son derece nettir, gayet açıktır. Eğer Hz. İsa (a.s)’ı seviyorsa, İncil’i seviyorsa, İncil’in aslını Kuran’da bulacaktır. Gerçek İncil, Kuran’ın içindendir. Hz. İsa (a.s)’ı gerçekten seviyorsa, Hz. İsa (a.s) sevgisi en mükemmel şekilde Kuran’da vardır. İncil’de ne arıyor, aradığı sevgi mi? En güzeli anlatılıyor. Ahiret inancı mı? En kapsamlı şekilde anlatılıyor. Allah’a bağlılık mı? En kapsamlı şekilde anlatılıyor. İncil’den amacın ne, Allah’ı öğrenmek değil mi? Kuran, sana en mükemmel şekilde öğretiyor işte. Hz. İsa (a.s)’ı sevmek mi istiyorsun? Kuran okursan, İncil’dekinin bin misli daha çok seversin, milyon misli daha çok seversin. Hz. Meryem’e sevgi mi? Allah ne diyor Kuran’da; “Hz. Meryem dünya kadınlarının en üstünüdür” diyor. İncil’de bu sözü bulamazsın ama Kuran’da var, inşaAllah.
“Sayın Hocam Selamun Aleykum. Hoca Efendi her yaptığı şeyde, Allah’ın vaadine zarar gelmemesi için azami dikkat gösteriyor. Dediğiniz gibi evet, söylerse saldırılar artar, gündem karışır. Hem Türkiye’de, hem dünyanın her yerinde bu kadar hizmet niçin yapılıyor? Hem altın çağ, hem de sonrası için hazırlanıyor dünya. Hoca efendi Mehdiyet’e zemin hazırlayan en büyük neferdir, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih (a.s) bu zeminde istediklerini rahatça yerine getirecekler ve görevlerini tamamen yerine getirecekler. Hoca Efendi her şeyi çok iyi biliyor fakat cemaat içinde sağlam olmayanlar, yeniler ve sadece hizmet etmek için orada bulunmayanlar da olabilir.” Doğru bak, bu çok önemli “cemaat içinde sağlam olmayanlar, yeniler ve sadece hizmet etmek için orada bulunmayanlar da olabilir.” Bizden de giden yamuk yumuk adamlar oldu, münafıklardan, üçkağıtçı, dinsiz, imansız, topukçu, parmakçı takımı bir çok adam çıktı. Bunlar gittiler Fethullah Hocamız’ın yanına yanaştılar. Fethullah Hocam dese ki; ‘Hz. Mehdi (a.s) geldi, İstanbul’da’ dese, ‘Aman aman, bize müsaade. Hemen biz gidelim, sana karşı da mücadele edeceğiz’ derler. İşi gücü bırakırlar, Fethullah Hoca’ya karşı mücadele verirler. “Ayrıca ajanlar da olabilir” doğru, her türlü ajan, yabancı ajanlar olabilir. “Hizmetlere hızla ve iştiyakla devam ediliyor. Önemli olan da bu, buna engel olacaksa bir şey, o zaman o şey gündemde tutulmaz. Diyelim ki, İttihad-ı İslam, Mehdiyet ve Mesih yok, bunlar olmasa bile bu hizmetlere zarar vermenin bir anlamı olur mu?” Öyle denir mi? Sen de lafını, sözünü bilmiyorsun. Şöyle de bak; bunlar anlatılmasa da, örtülse bile demen lazım. Bunlar olmasa bile; İttihad-ı İslam yoksa İslam yoktur zaten, Kuran kalkmış olur zaten. İttihad-ı İslam yoksa Müslümanlık diye bir şey yoktur, biter Müslümanlık, inşaAllah. Kuran’ın her yerinde İttihad-ı İslam’dan bahsediyor Allah, hemen hemen her yerinde var. “Önemli olan insanın elinden geleni Allah rızası için yapmasıdır. Gerisi Allah’a aittir. Bu düşünceye hizmet etmek, ne olursa olsun devam etmek gerekir. O yüzden insanları bu konuda atalete düşürecek, rahatlatacak ve endişeye düşürecek şeyleri, gerçek manada o bahsettiğimiz, bildiğimiz hedeflere götüren hizmetlerin önüne koymamalıyız, en azından zamanı gelene kadar. Bunu konuşmak, seslendirmek, görevi olan kişiler zaten bu görevi yapacaklardır.” Yani bizi kastediyor. Bak, “Bunu konuşmak, seslendirmek, görevi olan kişiler zaten bu görevi yapacaklardır.” Biz de yapıyoruz, evet. “Herkesin kendi görevine bakması ve birbirine engel olmayarak birbirlerinin yollarını açması, fitnelerle dolu bu zamanda en akılcı yol olarak gözüküyor. Zamanımızın hak ile batılın bir savaşı olduğunu düşünürsek, bu savaşta hileye başvurmak elbette ki haktır. Allah sizden, Fethullah Gülen Hoca Efendi’den ve hakka hizmet eden herkesten razı olsun. Merak etmeyin herkes yanınızda Hocam. Hayırlı geceler.” Ragıp Günel. Evet, Fethullah Hocamız’ın, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmemesi, Hz. İsa (a.s)’dan bahsetmemesi, kapatması, “şahs-ı manevidir” demesi sorun değil. Hatta diyor ki; “İttihad-ı İslam diye bir konu yok. Öyle bir hedefimiz yok, amacımız yok” diyorlar. Bunu dediklerinde ne anlayın biliyor musunuz? En büyük hedefimiz bu, diyecekler, bunu anlayacağız. “Hz. Mehdi (a.s) şahs-ı manevidir, Hz. Mehdi (a.s) gelmiş geçmiş” diyorsa, Hz. Mehdi (a.s) hayattadır anlamında alacaksınız. “Hz. İsa Mesih (a.s) gelmeyecek, şahs-ı manevidir” diyorlarsa, Hz. İsa Mesih (a.s) geldi, hayatta, faaliyette anlamında alacaksınız. Budur, olay bu. Kardeşimizin orada bir cümle düşüklüğü olmuş, onu düzelttik. MaazAllah, İttihad-ı İslam önemli değil dersen, kardeşim, din kalmıyor ki, neyi anlatacaksın ondan sonra sen? Yani din kalkar, olmayan bir dini anlatmış olursun o zaman, olur mu? İttihad-ı İslam, Müslümanların birliği ve beraberliği, Kuran’ın hemen hemen her sayfasında hükümdür. Bütün Peygamberler, hep İttihad-ı İslam’la yaşamışlardır. Hiçbir Peygamber İttihad-ı İslam’sız yaşamamıştır. Hz. Musa (a.s); İttihad-ı İslam’ı uygulamıştır. Hz. İbrahim (a.s); İttihad-ı İslam’ı, Hz. Yakup (a.s), Hz. İshak (a.s), Hz. Harun (a.s), Hz. İsmail (a.s) hepsi, İttihad-ı İslam’ı uygulamışlardır. Hiçbir Peygamber, İttihad-ı İslam’a aykırı tavır koymamıştır. Bütün ömürleri İttihad-ı İslam’ı sağlamak içindir. Hz. Musa (a.s), firavunun yanından niçin talebelerini çekti? İttihad-ı İslam’ı sağlamak için. Niçin çöle gitti? ‘Çölde de olsa İttihad-ı İslam’ı yaşayalım’ dedi. Çünkü orada, İttihad-ı İslam’ı yaşayamıyorlardı. İttihad-ı İslam’ı yaşamak için çöle gittiler. Hz. İsa (a.s), İttihad-ı İslam’ı yaşıyordu. Bütün talebelerine tarlalarını, evlerini hepten sattırdı, hep beraber tek bir yerde topladı, oradan harcıyordu onlara, onu kullanıyorlardı, onu yiyip içtiler. İncil’de yazıyor detaylarıyla. “Geldi falanca kişi tarlası vardı, sattı. Götürdü, Hz. İsa (a.s) ile beraber, ihtiyaçları için kullandılar” diyor, “falanca başka bir şeyi vardı sattı” diyor. Hz. İsa (a.s) diyor; “Benim adımı savunurken, beni savunurken” Allah’ı, dini savunurken “başınız belaya girecek. Mahkemeye çıkarılacaksınız, tutuklanacaksınız” diyor. “Mahkemeye çıktığınızda nasıl ifade vereceğim diye telaş etmeyin, Allah’a bırakın, Allah sizi konuşturacak” diyor, İncil’de. Dava adamı böyledir. İttihad-ı İslam’ı savunmayan tek bir Peygamber yoktur, tek bir şeriat yoktur. Bütün şeriatlarda, bütün dinlerde hepsinde, şeriat; yol demektir yani şeriat deyince Cübbeli aklınıza gelmesin; yol, mensek, inşaAllah, yani güzel ahlakın yolu, inşaAllah. Ama şaşar beşer-Faruk Beşer, samimi olarak Hz. Mehdi (a.s)’a karşı adam. İşte bunu ayırt edememe tehlikesi var cemaatin, bu büyük bir tehlike. “İttihad-ı İslam’a gerek yok” diyen bir Fethullah Hoca cemaatinin bir mensubu, bütün şevkini, heyecanını kaybeder, Allah esirgesin. Diyor ki: “Kardeşim, İttihad-ı İslam önemli değil, İslam’ı savunalım” geriye ne kaldı, neyi savunacaksın sen? Korkudan namazını da kılamıyor zaten, oruç tuttuğunu da gizliyorsun, deli misin sen? İttihad-ı İslam ne demek? Kuran’ın bütünü demektir, Kuran’ın bütününün uygulanması demektir. İttihad-ı İslam gittiğinde, din gider. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’dan kasıt; İttihad-ı İslam’dır zaten. Hz. Mehdi (a.s)’a karşı olan İttihad-ı İslam’a karşı olduğu için, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı oluyor. İttihad-ı İslam olup da, Hz. Mehdi (a.s) olmaması mümkün mü? “Ben İttihad-ı İslam’ı kabul ediyorum ama Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul etmiyorum” diyor. Müslümanların başı olmayacak mı? Olacak. Kim o? Hz. Mehdi (a.s) o işte. “Bütün Hıristiyan alemi Müslüman olacak” diyor. Kim yapacak, kim vesile olacak? Senin o gevrek burnun mu, gevrek sesin mi? Dini konuları tenzih ederim. Hz. İsa (a.s) vesile olacak. Bunu kim söylüyor? Allah söylüyor, ayette söylüyor.
Nisa Suresi, 149. Ayette “Sen vefat etmeden önce ehli kitaptan, Hıristiyan ve Musevilerden sana iman etmedik hiç kimse bırakmayacağım” ‘herkese iman ettireceğim’ diyor, Allah. Bütün dünya Hz. İsa (a.s)’a iman edecek, hepsi, istisnasız, bir mucize olarak, herkes. Ayrıca diyor ki Cenab-ı Allah; “Seni sevenleri, sana tabi olanları” kim seviyor? Ben seviyorum. Kim seviyor? Müslüman kardeşlerimiz, herkes seviyor. Kim seviyor? Hıristiyanlar seviyor, değil mi? Onlar da Müslüman olacaklar. “Sizi dünya hakimi edeceğim” diyor Allah, Kuran ayeti var. Ne zamana kadar? “Kıyamete kadar” diyor, kıyametin son vakitlerine kadar. İşte kastedilen vakit bu vakittir, bu 70 yıllık dönem. “Dünya hakimi yapacağım” diyor, açın, bakın Kuran’da açık ayet; “Hz. Mesih İsa (a.s)’ın, Hz. İsa (a.s) İbn-i Meryem gelişi kıyamet için bir alamettir” diyor Allah. “Bundan kuşkuya kapılmayın” diyor Allah, ayet, Kuran ayeti. Net olarak söylüyor Allah. Hz. İsa Mesih (a.s) geldiğinde, kıyamet kapıda. Gelişi, kıyamet alametidir. Sen Hz. İsa Mesih (a.s)’a tavır alacaksın, Hz. Mehdi (a.s)’a tavır alacaksın, İttihad-ı İslam’a tavır alacaksın, Müslümanlığı savunacaksın; o, Müslümanlık değil, dinsiz Müslümanlığı savunuyorsun sen. Kuran’sız Müslümanlık anlayışı, var ya yeni çıkarttılar. İyimserlik, hoşgörü. Neyini hoş göreceksin? Suç yapıyorsa uyarırsın, hoşgörü olur mu, ne demek hoşgörü? Adam ahlaksızlık yapacak sen de diyeceksin ki; “hoş görüyorum”. Olur mu öyle şey? Hata yaparsa açıklarsın, neyi hoş göreceksin? Buğz edersin yanlış bir şey varsa, hoşgörü diye bir şey olmaz. Diyalog, miyolog ne diyalogu? Bakın, benim güzelim Hıristiyan, benim canımın içi, benim bir tanem, her zaman da çağırıyorum, o benim kuzum. Sevgi de duyuyorum, şefkat de duyuyorum. Allah’ın kulu ama Hıristiyan ama seviyorum ben onu, şefkat duyuyorum, iyi olması için gayret ediyorum, okuması için kitap veriyorum, gönlünü alıyorum, iltifat ediyorum, içimden geldiği için söylüyorum. Diyalog mu bu? Bu zaten olması gereken bir şey. Kuran’da diyalog kurun demiyor ki Allah. “Onlara şefkat gösterin” diyor Allah bize, “Musevilere şefkat gösterin” diyor, bu diyalog mu?
ALTUĞ BERKER:Peygamberimiz (s.a.v.) de böyle yapıyormuş.
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı bir şey. Yeni keşfetmiş gibi “Ben bir şey keşfettim yeni, üç şey keşfettik” diyorlar, büyük allame takımı “Bir; şahs-ı manevi” diyerek, gevrek gevrek, burnundan konuşarak. Ne şahs-ı manevisi? Her zaman bir Peygamber vardır yahut bir Mehdi vardır, talebeleri vardır ve ondan oluşan bir fikir sistemi vardır. Zaten mecburen şahs-ı manevisi olur bunun. Hükümet vardır, başbakanı vardır, bakanları vardır, şahs-ı manevisi vardır. Başbakan olmadan, hükümet olmadan hükümetin şahs-ı manevisi var denir mi? Adamlar diyor ki; “Hükümet yok ama şahs-ı manevisi var hükümetin” diyorlar, Hz. Mehdi (a.s) konusu için böyle anlatıyorlar. Hz. Mehdi (a.s) yokmuş, talebeleri de yokmuş ama şahs-ı manevisi var, diyorlar. Böyle şey olmaz, yalan söylüyorlar, samimiyetsiz bir üslup. Taktik olarak yapanları tenzih ediyorum zaten her zaman söylüyorum. Fethullah Hocamız’ı mesela tenzih ediyorum, taktik olarak yapıyor. Açık belli çünkü Hz. Mehdi (a.s) aşığı, konuşmalarını açıkça görüyorsunuz. Sahabelerin coşkuyla Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsettiklerini ve “fıkhi konularda dahi bu kadar kapsamlı, Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki kadar bilgi yoktur” diyor ve şahıs olduğunu alenen, açıkça söylüyor.
SUNUCU:00.30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tvsitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’dan itibaren A9 Tv, Asu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...