SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: Ankara’da gönüllü gençler kitaplarınızı dağıtmaya devam ediyorlar, Hocam.
ADNAN OKTAR: Bana böyle bilgi gelsin.
ALTUĞ BERKER:Bayağı aktifler, maşaAllah. 23 Nisan günü Kocatepe’de de yine kitaplarınızı dağıtmışlar. Ücretsiz halkımıza. Çok büyük bir ilgi olmuş, kitaplara. Gördüğünüz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.Şimdi bana birisi derse ki; “Hocam dört konteynır yahut dört tır dolusu kitap getirin. İşte Manisa’da dağıtın, çok iyi olur” derse. Şimdi bu çok kızdırıcı bir ifade olur. Benim gönlüm istemez mi onu zaten, akıl verilecek bir konu mu bu? Belli ki bu maddi imkânlara dayalı olan şeyler. Yani maddi ve işte insan gücüne dayalı olan şeyler. Her Müslüman bunun olmasını ister. Bu akıl verilecek konu değildir. Ama yaparsın, bize müjdesini verirsin, o olur. Yoksa gönlümüz zaten, uçsuz, bucaksız şeyler istiyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Amerika’da da konferanslarımız devem ediyor. Geçen hafta, Arizona’da. Doğu Valey İslam Merkezi’nde, konferansımız oldu. Oradan görüntüler. Papa’nın açıklaması vardı. “İnsanlık evrimin tesadüfî sonucu değildir”. Yani rast gele bir ürünü değil. Şeklinde bir açıklaması vardı, Papa’nın. Ama ancak yine onlar tabii, evrimle açıklıyor. Allah evrimle yaratmıştır, şeklindeki inançlarına devam ediyorlar. Ancak “tesadüfî değil” diyorlar. Yani Allah’ın bir kontrolü var, gibi bir inanış.
ADNAN OKTAR:Papa’nın takım mı söylüyor? Dawkins açıklıyor bunu. “Bunlar bir süre zaten İncil’e de karşı olduklarını kısa süre sonra açıklayacaklar” diyor. Din, iman olmadığından kaynaklanıyor. İmansızlıktan kaynaklanıyor. Çok zavallıca bir üslup. Tesadüfen yaratılıyorsa, kendi inancına göre adam İncil’i dinler mi? O zaman. Çok zavallı bir üslup. Dinsizliğe geçişte onlar bir aracı olmuş oluyorlar.
ALTUĞ BERKER: “Pakistan’da Pakistan askerleri yakaladıkları Taliban sempatizanlarını dövüyorlar”. Haberi vardı.
ADNAN OKTAR: İşte, şahs-ı maneviciler iyi baksınlar, Müslümanlar ne hale geliyor. Onlar da Müslümanları nasıl uyutuyorlar, nasıl uyuşturuyorlar, nasıl heyecanlarını kırıyorlar, davadan nasıl onları uzak tutuyorlar, İttihad-ı İslam’dan nasıl uzak tutuyorlar görsünler. Ahirette de ben görmedim, duymadım, dememeleri için, özellikle de gösteriyorum ki, sonradan evirip, çevirecek bir hale gelmesinler.
Ragıp Günel’in yazısını hızlı okuduk. Onu biraz daha detaylandırarak okumamız gerekiyor. Çünkü burada özellikle yazının orta kısmında mahsurlu olan kısımlar var. Kardeşimizin, yanlış düşündüğü yerler var. Doğru olan kısımlarını anlattım. “Diyelim ki; İttihad-ı İslam ve Mehdiyet ve Mesih yok. Bunlar olmasa bile bu hizmete zarar veren bir anlamı olur mu?” Bakın şimdi bu, çok vahim bir ifade. Cümle düşüklüğü olduğunu düşünüyoruz ama düz anlamı olarak söylediğini düşünelim, kardeşimizin. İttihad-ı İslam olmazsa Müslümanlık olmaz. Yani hiçbir Peygamberin döneminde böyle bir olay olmamıştır. Kuran’ın da neresini açarsak açalım, din zaten topluca Müslümanların birlikte yaşamasına göre anlatılmıştır, Kuran. Bölünmelerine göre anlatılan bir yer yoktur, Kuran’da. Bütün sistem, Müslümanlar bir ve tek olmasına göre anlatılmıştır. Bölünmelerine göre anlatılan bir yer yoktur. Pratikte o zaman uygulama alanı kalmıyor, Kuran’ın, İttihad-ı İslam olmazsa. Onun için kardeşimiz sakın öyle bir üslup kullanmasın. İkinci riskli açıklaması da, Nur talebelerini kandırdıkları yer oluyor. Bu kardeşimiz burada da aynı hataya düşmüş kardeşimiz. Tabii o kandığından, kandırıldığından, kandırmak amacıyla yapmıyordur. Fakat o imajı verebilir. Bak, diyor ki; “o yüzden insanları bu konuda atalete düşürecek”. Mehdiyet atalete mi düşürür? Şevk ve heyecanı mı artırır, heyecanı mı artırır? Hz. Musa (a.s.) geldiğinde atalete mi düştü, Müslümanlar? Hz. Mehdi (a.s.) gelmişti. Peygamberimiz (s.a.v.) geldiğinde atalete mi, düştü? Devrin Hz. Mehdi (a.s.)’ı idi. Alabildiğine heyecan ve alabildiğine bir coşku meydana getirir, Hz.Mehdi (a.s.). Berekettir, nurdur; Mehdiyet. Dolayısıyla atalete düşürecek, bir durum olmaz. Rahatlatacak, Müslüman gevşekliğe düşmez, Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde. Hz. Mehdi (a.s.) geldi, dendiğinde dünyadan geçmek vardır. Bilakis; ataklığı, heyecanı, fedakârlığı, azmi ve gayreti kat kat artar. Peygamberimiz (s.a.v.) gelince insanlar rahatlayıp, yan gelip yattılar mı? Ne yaptılar? Hayatlarını ortaya koydular. Canlarını verdiler, şehit oldular, gazi oldular, malını mülkünü harcadılar; rahatlık olmadı. Bilakis dava heyecanı, dava şevki oldu. “Veya endişeye düşürecek”. Şimdi bu çok vahim. İttihad-ı İslam endişeye düşürür, söyleme. Hz. Mehdi (a.s.) endişeye düşürür, söyleme. Deccal endişeye düşürür, söyleme. Darvinizm’e karşı çıkma, endişeye düşerler. Komünistlere dokunma, eleştiri yapma, endişeye düşerler. PKK ile iyi geçinmek lazım, de. Endişeye düşer millet de. Onlarla uzlaşma yollarını ara. Bu olmadı! Mehdiyet endişeye düşürmez. Mehdiyet heyecan ve azim getirir. Peygamberimiz (s.a.v.) geldiğinde endişeye mi düştü, Müslümanlar? Korkaklar endişeye düştü. Münafıklar endişeye düştü. Müslüman endişeye düşmez. Dava adamı endişeye düşmez. Mehdiyet nurdur ve müjdedir. Peygamberimiz (s.a.v.) endişeye düşelim diye mi, Mehdi’yi müjdeledi, bize? “Mehdi (a.s.) ile müjdelenin” diyor. Emrediyor, Peygamber (s.a.v.) emrediyor. Allah’ın Peygamberi emrediyor. Müjdelenin, diye. Öyle olsa derdi Peygamberimiz (s.a.v.) endişeye düşersiniz, Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenmeyin derdi. “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin. Endişeniz gitsin” diyor, Allah. Peygamber kanalıyla. Vesile ediyor Cenab-ı Allah, Peygamberi. Endişeyi kaldıran bir güzelliktir. Ataleti kıran bir güzelliktir. Asıl atalet Hz. Mehdi (a.s.) olmadığında; atalet oluyor işte. Mehdiyet olmadığında, İttihad-ı İslam savunulmadığında; atalet oluyor. Kardeşimiz tam tersini yazmış. Atalet ve rahatlık şu an var. Adamlar kelebek bıyıklarını badem yağıyla boyuyorlar, yan gelip yatıyorlar, adamlar. Ve akıl almaz gevrek ve ferah. Ben filmlerini göstereyim, konuşuyorlar. Şahs-ı manevi, diyerek. Adam rehavetten uyuyor, ayakta duramıyor. O kadar rehavet var. Şangır şangır çayını içiyor. Höpürtederek, geğirerek; yan gelip yatıyor ve öyle bir konu yok. Yani bütün risklerden azade olmuş durumda adamlar. Rahatlıktan, ferahlıktan artık slot diye bir canlı var, onun gibi. Mayışmışlar, adamlar, uyuyorlar. Atalete düşme ve rahatlatma İttihad-ı İslam’ı savunmayanlarda olur. Mehdiyeti savunmayanlarda olur. Hz. Mehdi (a.s.)’ı savunanlarda atalet ve rahatlama olmaz. İştiyak, heyecan, şevk ve coşku olur.
ALTUĞ BERKER: Sıkılıp, bulanıyor cemaatte. Geri çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Müslümanın ne zaman teyakkuz ne zaman olur? İttihad-ı İslam olmadığında teyakkuz olur. Mehdiyet olmadığında teyakkuz olur. Lidersiz, başsız kaldığında teyakkuz olur ve o zaman endişeden belki bahsedilebilir hissedilebilir. Müslüman endişeli olmaz da. Zayıf olan insanlarda o zaman endişe olur. Yoksa Mehdiyet Müslümanların başta olması demektir. Bu bir disiplin ve düzgünlük demektir ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine uyuluyor, vahye uyulmuş oluyor. Peygamberin sözüne göre hareket ediyorsun. Uğurlu, bereketli doğru yolda olmuş oluyorsun. Niye endişeye kapılasın? Neden endişe olsun? Öbür türlü bilakis, endişe oluyor. Müslümanlar başsız olduğunda, Müslümanlara saldırdıklarında, Müslümanlar perişan olduğunda endişe oluyor. İttihad-ı İslam olmadığında. “Birlik ve beraberliğimiz yok” diyor, endişeye düşüyor. “Müslümanların gücü yok” diyor, endişeye düşüyor. “Müslümanların başı yok” diyor, endişeye düşüyor. “Müslümanların bir ülküsü, ideali yok, amacı yok” diyor, endişeye düşüyor. Gevrek gevrek adamlar; “hizmet” diyor. Neyin hizmetini yapıyorsun? Hizmetten Kuran’ı kastetmiyorsan, neyin hizmetini yapıyorsun, sen. Adamlara çalgı çengi öğretmek, bu hizmet olmaz ki. Böyle hizmet olmaz. Kuran’ın yaşanmasını amaçlıyorsan, Kuran ahlakının yaşanmasını amaçlıyorsan, hizmet olur. Onun için bu konuşmanın içinde çok hasta noktalar var. Kardeşimiz iyi niyetle yazdığı anlaşılıyor. Fakat çok büyük anormal yönler de var. Bu aldatmacayla Müslümanları boğuyorlar, zaten. O da farkında olmadan bu aldatmacanın üslubunu almış, kardeşimiz. Fakat iyi niyeti alenen görülüyor. Fakat hastalığın da içine girmiş gibi görünüyor. Buna çok dikkatli olması lazım. Bu duruma. Bediüzzaman, sizin aklınız kadar aklı yok muydu? Derdi; Mehdiyet diye bir konu yok. Hz. İsa (a.s.) da inmeyecek. İttihad-ı İslam diye de bir konu yok. Bunlar Müslümanları atalete düşürür, rahatlatır, endişeye düşürür. Hizmetinize engel olur. Sakın, böyle konuları anlatmayın, derdi Bediüzzaman. Ne yapmış? Hz. Mehdi (a.s.)’ın vaktini vermiş. Çıkacağı yeri bildiriyor. “Benden yüz yıl sonra çıkacak. 1400’de, İstanbul’da çıkacak” diyor. Net söylüyor; “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyor, Bediüzzaman. Açıkça anlatıyor. Siz de çıkıyor, diyorsunuz ki; “Bediüzzaman çok büyük hata yaptı. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedersen, atalete düşerler, rahatlarlar, gevşerler. İttihad-ı İslam’dan bahsedersen, endişeye düşerler, yanlış olur” diyorsun. Bediüzzaman boşuna mı çile çekti? Hapislerde boşa mı yattı? Sungur Ağabeyler, Abdullah Yeğin Ağabeyler bu çektikleri çile boşuna mıydı? Onları sizin kadar aklı yok muydu? Onlar da öyle, sizin gibi badem bıyık bırakırlardı. Bademli boyayla boyar, rahat rahat gezerdi. Gevrek gevrek. Grant tuvalet gezerdiler. Ama bak, ne çileler, ne ızdıraplar çekmişler. Ve köşeye bırakıldılar. Muhatap bile olunmuyor. Sungur Ağabey’i de bıraktılar, bir köşeye. Abdullah Yeğin Ağabey’i de bıraktılar, bir köşeye. Seyit Salih Özcan Hocamız’ın evine dahi uğramıyorlar. Kapısının önünden bile yanaşmıyorlar, muhatap olmuyorlar. Sadece telefon açıp; “niye Hz. Mehdi (a.s.) geldi, dedin?” diye, eleştiriyorlar ancak. O kadar. “Niye İstanbul’da çıkacak, dedin?” diyorlar, sapkın görüyorlar, anormal görüyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini uyguladığı için, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine güvendiği ve inandığı için, Bediüzzman’a sadık olduğu için, Bediüzzaman’ın sözlerine birebir uyduğu için, sapkın ve yanlış görülüyor şu an. Sapkın gördükleri için de birçok cemaat, muhatap dahi olmuyor, Seyit Salih Özcan Hocamız’la. Sungur Ağabey’in de evine bile yanaşmıyorlar. Hatta bir ara bunadığını falan iddia ediyorlardı. Hâşâ. “Bunadı, aklını kaybetti” falan diyorlardı. Evini elinden almaya kalktılar. Araya girdik, zor engelledik. Onun için yani Moon dini gibi, Masonların böyle bir kısmının savunduğu insanlık dini. “İnsanlık anlayışı; barış, kardeşlik içinde mutluca yaşayalım” diyor. Yaşayacaksın da, hangi dine, hangi inanca göre yaşayacaksın? Komünizme göre mi? Faşizme göre mi? Materyalizme göre mi? İslam ahlakının olmadığı yerde, dehşetli bir acı, dehşetli bir ızdırap, anarşi ve terör olduğunu gördünüz. Yüz yıldan beri tadına bakıyorsunuz. Demek ki, olmuyormuş, dinsiz. İslam dini olmadan olmuyormuş. Allah size bunu gösterdi, onun için böyle “hizmet ediyoruz. Fethullah Hocamız’ın cemaatine mensubuz” tamam, güzel. “İttihad-ı İslama karşıyız” başka. “ Hz. Mehdi (a.s.)’a da karşıyız. Hz. İsa (a.s.)’ın inişine de karşıyız. Bunlar da hizmeti engelleyen şeyler”. Peki; neyi anlatıyorsun sen. O zaman geride ne var? İttihad-ı İslam yoksa neyi anlatıyorsun? Değil mi? Namaz kılmaktan da utanıyorsun. Ne kalıyor o zaman geriye? “Barışı, kardeşliği işte dostluğu anlatıyoruz” Barış, kardeşlik, dostluk falan iflahını keserler, senin. Ve adım adım ilerliyor, küfür dünyada bu yüzden. Onun için buradaki üslubun, düzeltilmesi lazım. Diyecekler ki; kardeşim biz İttihad-ı İslam’ın farz olduğunu biliyoruz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da geldiğini biliyoruz. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın da geldiğini biliyoruz. Ama güvenlik kastıyla, şu an onu söyleyemiyoruz. Hz. Mehdi (a.s.) cemaati bunu savunsun. Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri bunları savunsun. Ama biz Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırladığımız için, yani tehlikeli gördüğümüz için, etrafımızdaki insanları bize saldırganlığını engellemek için, biz usulen, hükmen bunlardan şu an bahsetmeyeceğiz, dersin. Ama böyle, felsefi, sapkın açıklamalar olmaz. Atalete düşürmek, rahatlatmak, endişeye düşürmek iddiaları, bunlar küfrü izahlardır. Bunlar çok şeytani izahlar olur. Yani iyi niyetli gibi görünür. Fakat şeytani izahlardır. Tabii burada kardeşimizin, bak iyi niyetinden eminin. Ragıp Gülen’in, üslubundan anlıyorum. Ama zehri almış, farkında değil. Üslubuna yansımış. Mesela başından sonuna çok güzel geliyor. Onun için bu mektubu, gerçekten Nur talebesi anladığım kadarıyla. Herhangi bir insanın yazısı değil, bu. Onun için bu yazıyı bir daha teknik bir daha değerlendirelim.
“Sayın Hocam Selamün Aleyküm” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Bereketihü. “Hoca Efendi her yaptığı şeyde Allah’ın vaadine zarar gelmemesi için, azami dikkat gösteriyor”. Tamam, bu çok güzel. “Dediğiniz gibi eğer söylese saldırılar artar”. Bu da çok güzel. “Gündem karışır. Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Hem Türkiye’de hem dünyanın her yerinde bu kadar hizmet niçin yapılıyor? Hem altınçağ hem de sonrası için hazırlanıyor.” Yani Mehdiyete hazırlıyoruz, dünyayı İttihad-ı İslam’a hazırlıyor diyor, güzel. “Hoca Efendi Mehdiyet’e zemin hazırlayan en büyük neferdir”. Bu da çok güzel, giriş muntazam, güzel gidiyor. “İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. Mesih (a.s.) da bu zeminde istediklerini rahatça yerine getirecekler”. Bunu zaten Fethullah Hoca söylüyordu. Ben bu konuşmasını biliyorum. Hatta diyor; “Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde. Bazı cemaatlerde tereddüt hasıl olursa, biz devreye gireceğiz. Böyle bir cemaate ihtiyaç var. Güçlü bir cemaate ihtiyaç var. Yani bu olayda tedirginliği ortadan kaldıracak bir cemaate ihtiyaç var. Biz bu cemaatiz. Ama Hz. Mehdi (a.s.)’ın cemaati seçkin gençleri hedefleyecek. Seçkin ailelerin çocuklarına yönelecekler. Kimi müdürün oğlu olacak. Kimi bir şirketin oğlu olacak. Kimi işte bilmem nerenin, kimi bakan oğlu olacak. Bu cemaatin üzerine muazzam gelecekler. Muazzam baskı olacak. Muazzam saldırı görecekler” diyordu, Fethullah Hoca ilk üslubunda. Hatta Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalından da bahsediyordu, Fethullah Hoca. Hâkim’in Mustedreki’ne gönderme yaparak. O zamanki, Cd’lerde çok iyi biliyorum. “Ve görevlerini tastamam yerine getirecekler”, güzel. “Hoca Efendi her şeyi çok iyi biliyor. Fakat cemaat içinde, sağlam olmayanlar, yeniler ve sadece hizmet için orada bulunmayanlar da olabilir.” Olabilir değil var, yani doğru. “Ayrıca ajanlar da olabilir”, olabilir değil, var. Ajan olduğunu biliyoruz, içlerinde. “Hizmetlere hızla ve iştiyakla devam ediliyor”, bu da çok güzel. “Önemli olan da bu. Buna engel olacaksa bir şey o zaman o şey gündemde tutulmaz”, bunu de. Biz gündemde tutmayacağız da diyebilirsin. Ama bak, buradan sonra ifade bozuluyor. “Diyelim ki; İttihad-ı İslam, Mehdiyet ve Mesih yok”, din yoktur, o zaman. O zaman dava kalktı ortadan. Diyelim ki; olmaz. Buradan itibaren bozulmuş, üslup. “Bunlar olmasa bile, bu hizmetlere zarar vermenin bir anlamı olur mu?” Neyin hizmetini yapıyorsunuz? Din kalkmış. İttihad-ı İslam gittiğinde, din yok, zaten. Neyin hizmetini yapıyorsun? “Hizmetlere zarar”, zaten hizmete zarar verilmiş oluyor, orada zaten. Sen bunu demekle, hizmeti ortadan kaldırıyorsun, zaten. Zarar değil kökünden yok ediyorsun, sen. “Önemli olan insanların, elinden geleni Allah rızası için yapmasıdır”, doğru. “Gerisi Allah’a aittir”, bu da doğru. “Bu düşünce ile haraket etmek, ne olursa olsun, devam etmek gerekir”, doğru. “O yüzden insanlara bu konuda atalete düşürecek, rahatlatacak ve endişeye düşürecek şeyleri gerçek manada o bahsettiğiniz, bildiğimiz hedeflere götüren hizmetlerin önüne koymamalıyız”, kardeşim sen, hedefi yok etmişsin. Hedef kalmamış ki. Nerenin hedefi. Dava kalmamış senin, o demenle. Sen diyorsun ki ataletten bahsediyorsun. Hz. Mehdi (a.s.) atalete Bedüzzaman’ın anlattığı Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlattığı, bütün konuları sen reddetmiş oluyorsun zaten. Müslümanların lideri olmasını atalet olarak görüyorsun. Müslümanların davası olmasını atalet olarak görüyorsun. Hz. İsa Mesih’in inişini atalet olarak görüyorsun ve İttihad-ı İslam için gayret etmeyi de endişeye düşülecek bir şey olarak görüyorsun, endişe verici olarak görüyorsun. Senin endişeye düşüyor olman Müslümanların şevkini kırmaz ki. İslam hakim olurken on binlerce şehit verildi, bu endişe miydi? Hayır. Binlerce insan sakat kaldı, bu endişe miydi? Hayır. Evleri yakıldı bu endişe miydi? Yok. Niye endişe duyalım? Ayrıca Mehdiyet devrinde zaten kan yok, damla kan akmayacak, uyuyan kişi uyandırılmayacak, endişeyle bunun ne alakası var? Peygamberimiz (s.a.v.) zaten çok mükemmel anlatmış ahir zamanı. Endişe duyacakları ne var? Huzur, ferah, barış, bereket, bolluk, güzellik, sanat ve estetik var. Sosyal adalet var, demokrasi var, laik anlayış var. Olabilecek en güzel şeyler var. Dolayısıyla bak bu atalete düşürme iddiası yanlış, rahatlatma ve endişe duyma, bunlar da çok yanlış. Bir daha vurguladım.
ALTUĞ BERKER:Bir ayete bakacaktım Hocam uygun görürseniz. Her zaman okuduğunuz Nur Suresi, 55. ayette “Onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir” diyor, Hocam. Yani endişe Mehdi (as) olmadığı zaman, hâkimiyet olmadığı zaman, siz daha iyi bilirsiniz, oluyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Oku ayeti, baştan sona oku.
ALTUĞ BERKER:Nur suresi 55. ayet; şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysak, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir”.
ADNAN OKTAR:Bak, işte anlatılan Mehdiyet bu. “İttihad-ı İslam olduğunda korkularının ardından güvenlik bulacaksınız” diyor, Allah. Şu an korkuyu yaşıyorsun sen, endişeyi yaşıyorsun. İttihad-ı İslam olduğunda, Türk-İslam Birliği oluştuğunda, barış ve kardeşlik çağı geldiğinde, damla kan akmadığında sen endişe niye duyasın. Bu durumda da Müslüman endişe duymaz tevekkül eder de, hasta olduğunu düşünelim adamın ona da şifadır.
ALTUĞ BERKER:Hocam baykuş resimlerini gösteriyorum. En sessiz kuş bildiğiniz gibi, inşaAllah. Süzülerek alçaldığında ayaklarını bir uçağın tekerlekleri gibi aşağıya doğru uzanıyor ve sessizce avını yakalayıp, etkisiz hale getiriyor. Sessiz uçabilmesinin sırrı kanatlarındaki tüyler. Kanatlarında, kenarları testeredeki gibi dizilmiş düzenli dişler bulunuyor. Kanat çırptıkça hava bunların arasından süzülerek gürültü engellenmiş oluyor. Ki nitekim şu anda Japon mühendisler baykuş tüylerindeki bu yapıyı örnek alarak sessiz uçak üretebilmek için parçalar tasarladılar. Üretilen bu yeni parçanın gövde kısmına baykuş tüyünü taklit eden dişler yerleştirdiler. Ve yapılan denemeler başarısız oldu. Rahatsız edici olan o ses ortadan kalksın.
ADNAN OKTAR:Acayip şeker, saftiriklikten... ne tatlı hayvan maşaAllah.
“Merhaba, annemin isteği üzerine az önce Çay Tv izlerken ilanını yaptığınız, ücretsiz olarak tanıtılan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatını anlatan CD istedik, bunu alacağız inşaAllah, Kürşad Karahan”. Güzel maşaAllah. Onunla kardeşlerimiz ilgilenirler, inşaAllah. Ama böyle ufak tefek şeyleri oturup bana yazmanıza gerek yok. Elhamdülillah, maşaAllah güzel. Tek tek, şimdi binlerce on binlerce kitap alan oluyor herkes bana bunu yazsa olmaz. Çeşitli derneklere yardım etmemiz için bizlere yazılar gönderiyorlar. Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun Allah aşkına yani biraz akılcı düşünün. Yani Türkiye’de yüzlerce dernek var. Fakirler fukaralar var herkes bana yazıyor. Şuna yardım edin şu caminin kuruluşunda yardım edin. Tamam yapalım güzel, peki bu yapılanlar ne bu çalışmalar ne? Bilmem ne derneği, bilmem ne derneği. Yani bilmiyorum burada ben olsam bayağı akılcı bakarım, vicdanımla bakarım. Bu kadar hizmet veren bir insana, böyle bir dava insanına işte televizyon oluşması için gayret eden, radyo için gayret eden, kitaplar dağıtan bir insana ben destek olacağıma, oturup hala ondan yardım istiyorsam bende bir sorun vardır, bir anormallik vardır o zaman. Bu vicdanlı bir hareket mi bu? Bilakis, sen böyle bir davaya bütün gücünle yardımcı olacakken, bana akıl verenlerin ucu bucağı yok, yardım talebinde bulunanların ucu bucağı yok. Bu nasıl bir akıl nasıl bir vicdandır anlamıyorum. Ben günde üç dört saat uykuyla devam eden bir insanım, otuz senedir tatile gitmiş de değilim. 24 saat İslam’a hizmet için uğraşıyorum ve elime geçen her tür imkânı İslam için kullanıyorum. Yani şimdi ben, kitapların çalışmasını, bu çalışmaları durdurup, bu derneklere yardımlarla mı uğraşayım? Şu aklı başında olan bir insanın yapacağı bir şey mi bu? Bilakis böyle mühim bir davayı bütün gücüyle destekleyeceklerine önüne gelen benden yardım istiyor. Yani anlamıyorum ben bu mantığı. Tamam da yani nasıl olsun bu? Bir insanın gücü kaç yere yetebilir? Hangi imkânlarla nereden bulalım da alıp getirelim? Önüne gelen istiyor. Peki, hangi kaynaktan gelecek bu belli değil. Yani darphane var sanki sürekli çalışıyor, biz de başındayız böyle sepetlerle taşıyoruz. Bizim arkadaşlarımız da akşama kadar ticaretle uğraşıyor çocuklar, hem tebliğ yapıyorlar hem çalışıyorlar. Ancak bu kadar bizim gücümüz yetiyor. Burada vicdanlı ve akıllı olsunlar. Yani bu çok acayip bir mantık. Yani yüzlerce yardım talebi geliyor bu kadar mı basiretleri kapalı bu insanların ben anlamıyorum. Hem az boz da değil milyarlık talepler. Kardeşim öyle bir gücümüz olsa zaten biz yeni bir kanal kurarız, radyo kanalları kurarız, kitap dağıtırız. Hizmetin ucu bucağı yok. Güzel, Allah razı olsun ama bunu düşünmemelerine ben şaşırıyorum. Kim bilmez bir müze açmayı, bir sergi açmayı bilmez. Bunlar dünyanın parasıyla oluyor. Biz kebapçıları falan kullandık hatta sergiyi yapmak için, sergilere yer bulamadığımız için. Bunlar kolay şeyler mi? Burada biraz ehli vicdan olmak lazım.
“Muhterem Muhammed Adnan Oktar Hocam”, benim soyadım normalde Arslanoğulları. Adnan Oktar Arslanoğulları.Onu mahkeme kararıyla düzelttireceğim, inşaAllah. Çünkü annemin ve babamın nüfus cüzdanlarında parantez içinde yazıyor. Benim asıl soyadım odur; Arslanoğullarıdır, inşaAllah. Ta evvelinden, öncesinden Arslaniko’dan mesela dedem. Onun soyadı Arslaniko’ydu. Öyle gelmiştir Arslanoğulları olarak. Aklıma gelmişken söylüyorum, güzel bir şey olduğu için hoşuma gidiyor. “Muhterem Muhammed Adnan Hocam, Esselamu Aleykum. Her zamanki gibi yüzünüzden nur, ağzınızdan bal damlıyor. Cenab-ı Hak sizleri Alem-i İslam’ın dünyasından eksik etmesin. Bizleri yine uykusuz bırakmaya devam ediyorsunuz Hocam, lütfen bizleri aydınlatmaya devam edin. Hayırlı geceler”.
ALTUĞ BERKER:Hocam Çanakkale kara savaşlarının 96. yıldönümünde dostluk mesajı dünyaya. Komutanlarımız, bakanlarımız, o savaşa katılan bütün ülkeler de dostluk temennisinde bulunmuşlar. Bazı resimler gösteriyorum. Paşalarımız çiçek koyarken şehitliklere.
Bir haber vardı Hocam daha önce çıkan. “İşte derin yapılanmaya soyadı verilen Veli Küçük’ün komutanı!” diyor, Ergenekon ile ilgili. Albay Necabettin Ergenekon, soyadı Ergenekon. 82 yaşında olan emekli albay. Kendi, iddia edilen terör örgütüne isim olarak verildiğini duyunca tepki göstermiş. “Böyle müptezel vatan haini bir örgüte adım verilemez. Hem benim, hem de Türkiye’nin en önemli destanının adını kirlettiler, haklarında dava açacağım” demiş.
ADNAN OKTAR: Albayın adını kullanıyorlar o da ona sinirlenmiş. “Benim adımla soyadımla alakası yok. Türklerin destanıyla da alakası yok. Kendi kendilerine çıkarttıkları bir şey bu, dava açacağım ve beni de bu işin içerisine karıştırmasınlar. Soyadımı da karıştırmasınlar” diyor.
Allah Allah, “Karaköy’de soğan karıştıranlar” dememe şaşırmış kardeşimiz. Alınmış bu sözüme inşaAllah. “Fatih Altaylı’ya bayılıyorum. Cübbeli’ye de bayılıyorum” diyorsun. Ben de sana dedim ki; “Karaköy’de soğan karıştıran tiplerdensin” dedim. Soğan neden seni rahatsız etti, Karaköy normal semtlerden bir tanesi. O zaman ne diyelim? Kadıköy diyeyim de bari için rahatlasın. Kadıköy’de patates karıştıran diyeyim o zaman. Ne fark eder? Niye alınıyorsun ki? Demek ki var bir şeyin ki alınıyorsun. Çünkü bu çok samimiyetsiz bir şey. Fatih Altaylı kim, Cübbeli kim? İkisiyle birden ahbap olmuşsun. Nasıl oluyor bu? Haydi Fatih Altaylıcı olabilirsin o belli bir ekolün adamıdır. Ama Cübbeli bambaşka bir ekolün adamı. İkisini birleştiriyorsan bu bir acayipliktir. O zaman işte o takımdan olmuş oluyorsun. Kadıköy’de patates karıştıranlardan oluyorsun. Çünkü bunun karanlık olduğu belli bunun, bu üslubun. Acayip bir şey var burada onu söylüyoruz. Fark etmemiş mi yapayım. Anlaşılıyor burada. İyi niyetli bir üslup yok burada. Vardır Fatih Altaylı’nın takımı biliyorum şey yapanları. Ama onlar kendine has tiplerdir. Cübbeli uzaktan yakıdan alakası yoktur. Fatih Altaylı’nın zihniyetiyle taban tabana karşıdır, Cübbeli. Yani yüzlerce noktada karşıdır.
Azerbaycan’dan Emirhan Vatanoğlu; “Türkiye’de devlet görevlileri; şehitlikte Azerbaycan’daki kardeşlerimizle ilgili bir şey yok” diyor. Niye canım memleketler yazıyor şehitlerin. Şehirleri de yazıyor tek tek, şehitlikteki isimlerde var. Bir de Türkiye çok hassastır Çanakkale konusunda açıkça yazarlar. Orada kardeşimizin bilgisi olmayabilir. Biz oradan detaylı bilgi alıp ona aktarırız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitenizi tanıtıyorum; kuşlar.net bu site sizin eserleriniz kullanılarak hazırlandı, inşaAllah. Ve kuşların farklı çeşitleri, üremeleri, yuva yapmaları, avlanma ve beslenme şekilleri var bu sitede. Binlerce kuş türünden sadece birkaç tanesinin bazı ilginç yönleri ele alınıyor, inşaAllah. Burada makaleleriniz var. Tekrarlıyorum siteyi www.kuslar.net
ADNAN OKTAR: “Gökyüzünde Ay alçalıp beni takip ediyor, buğulu bir hal alıyor. Sokağa çıktığımda beni takip ediyor, ay. Kimseye söyleyemiyorum, bana yardımcı olmanızı istiyorum Hocam. Size karşı hüsn-ü zanım var” diyor. İyi sıhhatte olsunlar, ne yapacağız? En yakın kliniğe gideceksin, tedirgin olunacak bir şey yok. Psikiyatri bölümüne gideceksin, onlar da şefkatli davransınlar sana. Çok vahim bir durum yani, inşaAllah. Ailen de ilgilensin. İlaçla çok rahat tedavi olur bu. Olabilir. Bazen aileler çok acımasız davranıyorlar böyle insanlara, şefkatle davranıp ilaçlarına da dikkat ederse o tip bir sorunu kalmaz. O zaman ay alçalıp onu takip etmez. Ağaçlar onunla konuşmaz güzel olur, iyi olur.
“Hocam adım Nuray Doğan. Sizin birçok CD’nizi izleyip, kitaplarınızı okudum, Cübbeli Hoca hakkında ne diyorsunuz?” diyor. Diyoruz işte gece gündüz anlatıyoruz Nuray sen beni dinlemiyorsun herhalde. Yeni dinliyor olabilir. İnternette videolarımızı izliyormuş zaten tamam güzel. “Ve son olarak İslam’da başörtüsü farz mıdır? Hayırlı akşamlar”, bak buradan da anlaşılıyor ki yeni yeni bizi dinliyor. Nur ve Ahzab Sureleri’nde açık açık başörtüsünün farziyetleri açıklanır, kaç defa anlattım, inşaAllah. Ayrıca fıkhi konularda da dinimeseleler.com bak oradan bütün detaylarıyla, kapsamlarıyla orada görürsün. Dinimeseleler.com Mehmet Talu Hocamız’ın çok güvenilir bir kaynaktır. Ehl-i Sünnet âlimidir hocamız ve fetva âlimidir. Gönlün çok rahat oradaki anlatılanlara tabi olabilirsin.
ALTUĞ BERKER:Hocam, biraz önce baykuşu anlatmıştım onunla ilgili bir görüntü var onu gösteriyorum. Kanatlarını yakın çekim gösteren bir görüntü. MaşaAllah, hiç sesi yok baykuş uçuşunun. İman hakikati resimleri gösteriyorum. Allah’ın tecellileri olarak milyar çeşit canlıda milyar ayrı güzellik. Hepsinde tam bir simetri, altın oran, sevimlilik, rengarek, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hocam Almanya’dan sizi sevgiyle, muhabbetle izliyor, en yakın zamanda Münih’e gelmenizi arzu ediyoruz. Geçen gün Cübbeli Ahmed Hoca’ya yakınlığı ile bilinen internet sitesinde sizin Sayın Fetullah Gülen Hoca’ya söylediğiniz bazı sözler yer aldı. En çarpıcı olan ise Fetullah Gülen Hocamız mülayim, şefkatli bir insan. Yurtdışında kalması garibime gidiyor. Şu anda her şey buna müsait, gerçi bazı kişilerden, cemaatlerden, gruplardan incinmiş olabilir. Ama artık dönmesi şart kendisini tekrar ikna edeceğiz. Gerek Fetullah Hoca’yı, gerek sizi baş tacı etmiş bir dinleyici olarak son cümlenin size ait olduğuna inanmıyorum. Sizin bu konuya açıklık getirmenizi istirham ediyorum. Gane Ekinciler”. Burada ben tabii ki duygusallığı bıraksın gibi böyle bir ifade olmaz. Benim üslubumu bilen bilir. Genel üsluptan zaten anlaşılır. Biri attığında hemen anlarsınız, yani bunu sormaya gerek bile yok. Duygusallığı bıraksın falan der miyim ben? Serkan Aras, Serkan tek kelime İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyorsun, Mehdiyetten bahsetmiyorsun, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişinden bahsetmiyorsun. Hep Cübbeli’nin sesi gibi böyle radyo yayını gibi ne duyduysanız aynen aktarıyorsunuz. Bana önce, de ki; “Hocam de ben İttihad-ı İslam’ı canı gönülden istiyorum; bir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin alametlerini okudum Elhamdülillah, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerini birebir çıktığını da gördüm. Bu müjdeden de çok mutluyum sevinç duyuyorum Allah razı olsun. Hz. İsa Mesih (a.s.)’a kavuşmak için büyük bir heyecan duyuyorum. Allah beni ona kavuştursun” de, ondan sonra konuna gir. Hep aynı üslup, hep aynı tarz, aynı Cübbeli’nin ağzı yani. Ne cevap buna? Bir kere sunucu hanımlar, şimdi herkes konuşmuş olsa istemezsiniz. Veyahut geçenlerde bana yazı yazmışlardı “biz Hocamızı istiyoruz” diye. Yani işin doğrusu benim konuşmamı istiyorsunuz. O yüzden ben konuşuyorum. Yoksa kardeşlerimizin konuştuğu programlar oluyor zaten. Sabah programları oluyor, öğlen oluyor devamlı oluyor. Gençler sürekli toplanıyorlar bizim çocuklar. Yahya falan maşaAllah çok şahane konuşuyor. Ender çok şahane konuşuyorlar. Gayet güzel anlatıyorlar. Ama siz diyorsunuz ki illa Hocamızı isteriz sonuçta, değil mi? Tamam o zaman nedir? Bir de benim canlarım burada öğrenen konumda, şimdi onlar talebe konumundalar. Gerçi ben de talebeyim. Değil mi benim güzelim?
SUNUCU:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi çocuk bilmediği şeyin neyini anlatsın. Değil mi? Öğreniyor şu an, anlatıyorum, dinliyorlar öğreniyorlar. Belki bir yıl sonra, iyice öğrendikten sonra onlar da cayır cayır konuşacaklar. Ben güzelimle karşılıklı sohbet edeceğim. Belki o kadara da kalmaz. Sohbet ederiz karşılıklı, inşaAllah. Beril Hocam maşaAllah zaten ilim ehli, Hocam Süleymanlıdır, maşaAllah. Süleymanlı kurslarında yetişmiştir mübarek Hocamız. O güzel güzide topluluğun ruhaniyetini taşır. O mübarek-muhterem Süleyman Hilmi Tunahan’ın manevi, inşaAllah himmetinin güzelliği üstünde maşaAllah.
Ali Çelik Batman’dan yazıyor. “Hocam, iyi akşamlar Türk-İslam, Kürt-İslam, Arabistan-İslam Birliği ve ırkçı-şoven ve nasyonel milliyetçilik ile nereye varılır? Bu ideolojilerle İslam-Birliği sağlanır mı?” Ali şimdi benim bütün anlattıklarımı bir kenara bırakmışsın şoven bir açıklama yapmışsın, öyle diyeyim yani. Ben ne dedim sana? Dedim ki; Peygamberimiz (s.a.v) hadisi şeriflerinde ferman buyuruyor. Diyor ki; “Arap’ın aceme, Acem’in Arap’a üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir”. Bitti nerede burada şovenlik? Oturup şoven şoven izahlar yapıyorsun. İslam’da ırkçılık var mı? İslam’da kardeşlik var, sevgi var. Ben ne diyorum? Arap, Türk, Kürt, Çerkez, Laz hepsi benim için Türk’tür diyorum. Türk ile İslam benim için aynı isimler, aynı anlamdadır, inşaAllah. Türkler zaten İslam ahlakı ile mecz olmuş bir millet. Ben Türk derken onların ahlakını seviyorum, kişiliğini seviyorum, karakterini seviyorum. Genetik kodundan dolayı Türk’üm dedim mi ben? Kana dayalı bir Türküm dedim mi ben? Kanımdaki genetik özelliklerden dolayı mı Türk’üm diyorum? Ona kalırsa ben Seyyidim. Anneanne tarafından Oğuz Türküyüm. Arap kanı var bende, Türk kanı da var. Ne diyeceğim ben şimdi? Türk’üm ben. Türkiye’de Türkiye sınırları içerisinde herkes Türk’tür. Hars milliyetçisiyim ben, Atatürk’ün anlattığı. Atatürk ne diyor? Rahmetli, “Türk’üm diyen, herkes Türk’tür. Bu vatan toprağı içinde” diyor. Ermenisi, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Musevisi kim olursa olsun. Türk’üm diyorsa Türk’tür bu kadar. Elhamdülillah dinim de Müslümanlık. Burada nerede o senin dediklerin? Türk-İslam Birliği derken, yönetici Türkler olduğu için, bu hadislerde de belirtildiği için, Peygamberimiz (s.a.v) söylediği için, Hz. Mehdi (a.s) Türkiye’de çıkacağı için, İstanbul’da çıkacağı için, lider de Türk milleti olduğu açıkça görüldüğü için, daha önceki dönemlerde Türkler hep bayraktarlık yaptığı için, Bediüzzaman da “kahraman ordu, imanlı millet” dediği için; Türk-İslam Birliği diyorum. Liderin adını söylüyorum. Lidersiz bir topluluk olur mu? İslam aleminin lideri Türklerdir. O yüzden “Türk-İslam Birliği” diyorum. Ali Çelik anladın mı? İnşaAllah anlamışsındır. Kürtler benim canım kardeşim, acayip severim. Çok ahlaklı, çok muhterem, mübarek, muhteşem insanlar. Lazlar, Karadenizliler çok şahane, Türkiye’nin süsü onlar, bayağı güzel insanlar. Trakya dersen öyle ayrı bir güzel. Git İzmir’e dünyanın en güzel insanlarıyla karşılaşırsın. Git Antalya’ya birbirinden güzel insanlarla karşılaşırsın. Çankırı, Çorum, Kalecik, Polatlı, Bala, kasabalara iniyorum artık delikanlı kaynar. Delikanlılığın yeridir, inşaAllah. Bütün Türkiye hep delikanlı millet. O yüzden kimse yanaşamıyor, maşaAllah. Yamukluk yapamıyorlar, inşaAllah. Çubuk, bayağı delikanlı doludur, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yarın sizin programlarınızın Almanca simultane tercümesi de başlıyor, inşaAllah. Onu duyuralım kardeşlerimize. Bir de hayvanları dövüştürüyorlarmış. Ona dair bir haber vardı. Köpekleri Ankara’da dövüştürdükleri ortaya çıkmış. Yasak bir şey olmasına rağmen.
ADNAN OKTAR: Emin Ragıp Günel, “özür ve düzeltme” diyor. Estağfirullah. “Selamun Aleykun canım Hocam”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Gece yarısından önceki bir programda ilk defa bir mesajımı okudunuz güzel Hocam. Siz okuduğunuz zaman yazarken olduğu gibi olmuyor. Bir de diyelim ki İttihad-ı İslam ve Mehdiyet, Mesih (a.s) yok. Bunlar olmasa bile Hz. Mehdi (a.s)’a zarar vermenin ne anlamı olur yazmıştım. Demek istediğimi anlatamamışım, Hocam. Haklısınız İttihad-ı İslam zaten her zaman olması gereken bir şey. Siz ara verdiğinizde çabucak yazdım. Sohbetinizden hiçbir şey kaçırmamak için. Affedin Hocam”, estağfirullah. “Orada demek istediğim şey şuydu; Allah’a inananlar olarak her daim İslam’ın zaferi için hizmet etmeliyiz. Bu yüzden ahir zamanda olmasaydık bile yine var gücümüzle İslam’a hizmet etmemiz gerekirdi. Daha sonra lafını bil de konuş dediniz”, yaklaşık evet. “Bu da ister istemez yüzümü kızarttı, üzüldüm”. Olmaz, kızarma olsun da, üzülme olmaz. İslam’da üzülme olmaz. “Cahilliğime verin, özür dilerim.” Estağfirullah. “Sizi çok seviyoruz. Bundan önceki mesajlarımda hep sizinle görüşmek istediğimi yazmıştım. Eğer nasip olursa çok mutlu olurum. Elinizden öpmek isterim. İlk defa on iki yaşındayken okul çıkışında kitabınızdan vermişlerdi. Evrim Aldatmacası kitabınızı okuyalı on üç yıl oldu”. Türkiye’nin her tarafına dağıtıyorduk kitapları, hakikaten yüz binlerce kitap dağıttık. Mesela bu bana akıl verenler olmuyor mu kitap konusunda. Aklım duruyor, hayret ediyorum. İmkanım olur da zaten ben durur muyum? Beş kuruş elime geçse anında İslam’a, Kuran’a harcıyorum. Akademideyken öğrenci kredisi almıştım. Ne yapayım dedim? Bayağı birikmiş para, iyi bir para. Dedik tabii yapılacak şey tek. Kitaba yatırmak. Olduğu gibi tamamını kitaba yatırdım. Yine alıyordum öğrenci kredisini yine yatırıyordum. Okula yürüyerek gidiyordum bak yürüyerek. Olduğu gibi kitaba yatırıyordum. Bütün millet bilir beni T cetvelimle, o çizim dosyalarımla. Ta akademiye kadar, Fındıklı’ya, akademiye kadar her gün yürüyerek gidip geliyordum. Camiide, bitişikte Molla Camii var. Fethullah Hocam’ın şiirinde geçer Molla Camii. Zamanı gelince onu da söyleyeceğim, inşaAllah. O camiiye dikkat çekmiştir. Yani bir kapatma gibi yapmışlar. Ama Molla Camii ile ilgili ona işaret etmiştir. Akademiyle bitişikti. İmamın kürsüsünün arkasında bir boşluk buldum. Orayı kitap deposu yapmıştım. Akademiye kitap akışı için. Çıkıyordum, okulda dağıtıyordum kitapları. Polis araması vardı kapıda, dikkati çekmemek için, on, on beş tane dosyanın içine koyuyordum yassı kitaplardı, dikkat çekmiyordu. Dağıtıyordum, geliyordum yine alıp, yine gidip dağıtıyordum. Kutlular Ağabey falan çok iyi bilir. Yeni Asya’ya giderdim sürekli, bütün paramı oraya yatırırdım. Bana akıl verenler oradan biraz düşünsünler onun için söylüyorum. Pantolonun dizi yırtılmıştı. İçeriden uhu ile yapıştırdım. Annem dedi ki; “üstün başın dökülüyor. Git kendine takım elbise al” dedi, annem. Para verdi. Tam şimdi gideceğiz. İçime sinmiyor. Bir türlü aklım yatmadı. Yine götürdüm kitaba yatırdım. Annem bir daha verdi. Yine götürdüm kitaba yatırdım. Annem ondan sonra para vermemeye başladı. Biz de uhu ile yamayla öyle okula gidiyorduk. Benim fotoğraflarımda görürsünüz. Nokta Dergisi’nin kapağında pantolonumun dizi böyle bombe yapmıştı. Torba yapmıştı. Parayı veremiyordum, kıyamıyordum. Oturuyorlar bana akıl veriyorlar. O zaman şaşırıyorum. Tabii kuruşuna kadar, santimine kadar kitaba yatırıyordum paramı. Halamdan miras kaldı. Şu anın parasıyla yüz kırk milyar kadar. Tamamını kitaba yatırdım. Olduğu gibi, son kuruşuna kadar, İstanbul’daki bütün büfelere ilan yapıştırdık. Kardeşim dedik burada bedava kitap dağıtılır. Büfeci dağıtmıyorsa ona da para verdik. Dedim ki; ”al dağıt bunları, para vereceğim ayrıca” dedim. Sigara alanlar, bilmem ne. Sigaranın yanında adamlar kitabı veriyorlardı. On binlerce, yüz binlerce kitap dağıttık. Dağıttırdım, bütün paramı verdim. Onun için bana akıl verenler, ona göre akıl versinler, inşaAllah. Benden para yardımı isteyenler de ona göre yardım istesinler. Ben nereye harcanacağını bilirim paranın. İmkanı elime geçtiğimde, inşaAllah. Daha hala bak yardım yazıları var. Ömer Tekin, Ömer, Fethullah Hocamız’ı Türkiye’de tek koruyan kişi benim. Kendi talebeleri bile benim kadar koruyamaz. Sen ne konuşuyorsun? Kendi talebelerinden benim gibi koruyan bana bir kişi göster Türkiye’de. Yüzü aşmıştır benim Fethullah Hocam ile ilgili onu koruyan, ona şefkatle kol kanat geren ve cesurca, delikanlıca ona sahip çıkan benim. Diğer büyük Bediüzzaman talebelerine de sahip çıkan benim. Haberiniz bile yok. Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz’i kenarda bıraktınız. Sungur Ağabey’i kenarda bıraktınız. Abdullah Yeğin Ağabey’i kenarda bıraktınız. Bir kısmınızı söylüyorum tabii hepinizi kast etmiyorum. Dolayısıyla bana bu konuda akıl vermen yanlış olur, inşaAllah. Bak birçok kişiyi karşıma alarak ben Fethullah Hoca’yı savunuyorum. Ayrıca abuk sabuk konuşacak olanlara da hazırım. Demek ki ben her şeyi göz almışım ki konuşuyorum. Yani eğer zırvalayan olursa nasıl cevap vereceğimi de göreceksiniz. Bak kimse de gıkını çıkaramıyor ben konuştuğumda dikkat ederseniz. Çünkü doğruyu söylüyorum, samimi konuşuyorum. Fethullah Hocamız’a kaç kişi yükleniyor, talebelerinin çıtı çıkmıyor. Zaman Gazetesi’nin çıtı çıkmıyor. Samanyolu’nun, Mehtap Tv’nin çıtı çıkmıyor. Ben delikanlıca, bütün gücümle savunuyorum. O ve diğer Müslümanları, inşaAllah. Ama şu anlamda dediysen doğru. Birçok insan üstüne gidiyor, Fethullah Hocamız’a. Ama bunu şerh edin yani yarım yazıyorsunuz. O açıdan, aslında yazısı tabii o anlamda Allahualem. Birçok kişi üstüne gidiyor. “Neden üstüne gidiyorlar?” gibi yazmış. Ama anlaşılır gibi değil. “Selamun Aleykum Hocam, Fethullah Gülen Hocamız bir alimdir. Allahu Teala, Fethullah Gülen Hocamız’a Hz. Yusuf (a.s) gibi göndermiş olamaz mı?” olamaz mısın ne? Olmuş yani olamaz mı değil, olur. Bir hak yolda hizmet eden mümin, muttaki, tertemiz bir Müslüman. “Bu kadar üstüne gitmek doğru mu? Siz daha iyi bilirsiniz. Selamun Aleykum”. Üstüne gidenleri kastediyorsan. Ben üstüne gidenleri zaten pas pas gibi çiğniyorum, inşaAllah. Ama neyi kastettiğini vurgulaman lazım orada yarım olmuş. Onun için düzelt, haber bekliyorum, inşaAllah. Lastikli de konuşuyorlar konuştuklarında. Yanlış anlaşılır. Ben onu okursam yanlış anlayabilir bir insan, inşaAllah. Ama konuşanların hakkını avucuna koyuyorsan diyorsan. “Üstüne gidiyorlar”, ben ayrıca böyle bir üslup kullanmam. Mesela “bu kadar üstüne gitmek doğru mu?” Üstüne gidenleri pas pas gibi çiğnerim ben. Akılla, fikirle, ilimle, ifranla, hukukla. Oturup niye böyle yapıyorsunuz demem. Acizane bir üslup olur. Direkt hakkını avucuna koyarım. Ama sevgi, şefkat, akıl, fikir, kabalık olmaz, inşaAllah. “Olamaz mı?” Bu da çekinik bir üslup, olmuş, inşaAllah.
“Adnan Bey, siz konuşmalarınızda Hıristiyan ve Yahudiler kendi dinlerinde kalarak, Hz. Muhammed (s.a.v) ve yüce Allah’ın birliğini yani la ilahe illAllah Muhammeden Resulullah diyerek ehli necad, cennet ehli olurlar diyorsunuz. Bu konu İslam akaidine aykırıdır. Bu konuyu açıklar mısınız? Selam ve saygılarımla, Yakup Musa”. Benim sözümü dinlemiyor mu bu çocuklar? İkisi bir arada olur mu? Muhammediyse bir insan zaten Müslüman olmuştur. Kendi dinlerinde kalarak olur mu? Kendi dininde şöyle kalınır; o anlamda ben de Museviyim, Hıristiyanım aynı zamanda. Ama ben Muhammediyim yani, İncil’e uyuyorum ama Kuran’a uyduğum için uyuyorum. Kuran’ın dışında bir kitap olmaz. Kuran’a uyuyorsan, sen en iyi şekilde Hz. İsa (a.s.)’ı seven olmuş olursun, İsevi olmuş olursun. En iyi İsevi sen olmuş olursun. Ben İseviyim, ama Muhammediyim. Yani, Kuran’a uyduğunda zaten İsevi olursun sen. İbrahimi olursun, Yakubi olursun, Musevi olursun hepsi olursun. Çünkü hepsi İslam dinine uymuşlardı. Kuran’a uymak şartıyla. Onun için bunu yanlış biliyorsun. “Yüce Allah’ın birliğini, yani, La ilahe illAllah Muhammeden Rasulullah diyerek, ehli necat- cennet ehli olur” diyor. Tabii cennet ehli olur Hıristiyan ve Yahudi. Yani, bir Hıristiyan La ilahe illAllah Muhammeden Rasulullah dediğinde, nasıl cennet ehli olmaz? İnşaAllah. Tamam işte kelime-i şehadet getirmiş. Yani ne konuşuyorsun sen Yakup? Anlamıyorum seni. Dinsiz bir adam, La ilahe illAllah Muhammeden Rasulullah dediğinde ne oluyor? Müslüman olmuyor mu? Tamam, bir Musevi, La ilahe illAllah Muhammeden Rasulullah dediğinde, Müslüman olmuş bir Musevi oluyor. O anlamda sen Musevi değil misin? Bak adın bile Yakup Musa kerata. Hem Yakubisin hem Musevisin. Çünkü Kuran’a uyuyorsun sen. Kuran’a uydun mu tamam, Kuran’a sıkı sıkı sarıldığında tamamdır. Hz. Musa ile ilgili ayetleri kabul etmiyor musun sen? Kuran’da açtığında, değil mi? Mesela bak burada Yunus (a.s.)’dan bahsediyor Cenab-ı Allah. Mesela bak yine açıyorum, Salih (a.s.)’dan bahsediyor. Salihi’sin aynı zamanda. Salih (a.s.)’ın sen buradaki hükümlerini kabul etmiyor musun? Kuran’daki hükümlerini, kabul ediyorsun. Ettiğinde Salihi olursun aynı zamanda. Muhammedi olan Salihi olursun, inşaAllah. Bunda şaşacak bir şey yok, bütün konu Muhammedi olmaktadır. Muhammedi olduğunda Müslüman, işte bitti.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam, çocuk kitaplarınızdan örnek gösteriyorum inşaAllah. “Çocuklar Sizin İçin” kitaplarınızın 1. ve 2. ciltleri var. Bunlar, çizgi film karakteriyle hikayelerinden oluşan bu kitapta çok önemli bilgiler veriliyor. Allah’ın yarattığı canlılardaki harikalıkların pek çok örneği, Allah’ın yarattığı her olayı sabır ve tevekkülle karşılamak gerektiği, Rabbimiz’e her an şükretmemiz gerektiği, müminin temiz olması gerektiği konularını, çocuklarımıza güzel hitap ederek anlattığınız kitaplar, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mesela bak burada arkadaşlarımız A9’u kurdular, kameralar aldılar, bilmem ne, bu stüdyoyu hazırladılar, bilmem ne. Demek ki biliyorlarmış paranın nasıl harcanacağını. Bize paranın nasıl harcanacağını öğretmeye kalkarsa bir adam, vicdanlı hareket etmiş olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Gönenli Mehmet Efendi Bediüzzaman’ı anlatıyor Hocam. Resimlerini de göstereyim mübarek.
ADNAN OKTAR:Allah’a çok şükür Hocam’ı görmek nasip olmuştu. Camide sohbetine gitmiştim. Çok tatlı bir insandı, Allah rahmet etsin.
ALTUĞ BERKER:Denizli Hapishanesi’nde Bediüzzaman’la birlikte kalmışlar, Gönenli Mehmet Efendi. Bediüzzaman’a sevgisini ve anılarını şu şekilde anlatıyor: “Üstad baştan aşağıya fevkalade bir insandı. Baştan aşağı mükemmel, hareketleri, kıyafeti garip ve misilsizdi. Eskiden beri bu zata fevkalade hürmetim vardı. Eserlerini okuyor, vecizlerini ezberlemeye çalışıyordum. Gittikçe iştiyakım artıyordu. Tanıdıklara devamlı olarak soruyordum. Denizli Hapishanesi’ne girince, Üstad’ın yanına gittim. Üstad’ın yanına gidince bana “hoş geldin Muhammed Efendi hoş geldin, sen burada lazımdın, korkma korkma” dedi. “Korkum yok efendim” dedim. Katillerin arasında yaşadık, Üstad’la görüştük, mahkemeye gidip geldik. Beraber kelepçelendik. Bazen Üstad’a Kuran okudum. İşte böyle elhamdülillah. Tatlılandık, lezzetlendik, ona çok şey borçluyum. Cesaret ve kuvveti kendisinden aldım” demiş. Üstad ise Gönenli Mehmet Efendi için; “biz Kuran’ın manasına çalışıyoruz, Gönenli Mehmet Efendi ise lafzına çalışıyor. Onun talebelerini, kendi talebelerim gibi, Nur talebesi kabul ediyorum” diyordu. Hatta Üstad bunu söylediği vakit, bir tanesi içinden talebelerinin; “Üstadım, onlar Risale-i Nur okumuyor” içinden deyince, “cidden talebem olarak kabul ediyorum” diye de tekrarlamış Üstad, inşaAllah.
VTR:“Danimarka’dan Şeyh Abdul Wahid Pedersen’ın, Sayın Adnan Oktar ve eserleri hakkındaki görüşleri” gösteriliyor.
ADNAN OKTAR:Sümeyra Özbeyin. Seni kıskanç Sümeyra seni seni güzel Sümeyra seni seni seni. Ona iltifat etmedim diye ağrına gitmiş. Dünyalar güzeli Sümeyra seni. “Gayrettepe şubeye giderken Adnan Hocamız’ın bindiği beyaz Renault değerli Hocam, değerli Şıhımızın tarzını Orhan Gencebay’a benzettiniz. Aklımızdan sizin anlattığınız Gayrettepe şubeye giderken dinlediğiniz bu Orhan Gencebay şarkılarında bir hikmet olduğunu düşünüyoruz. Sizi çok seviyoruz, Allah nefesinizi üzerimizden eksik etmesin. Ellerinizden öperim. Selamlar, saygılar, Deniz Berktuğ”. Hakikaten Gayrettepe şubeye ben, o zamanlar ikinci adresim gibiydi. Sokakta, okulda, camide. Selamun Aleyküm, haydi buyrun gidelim, Hocam. Nereye gitsek, Mahir Hocam, pala bıyıklıydı. Yahut Erdoğan Ağabey vardı şey, Şube Müdürü, o karşılardı. Ondan sonra, evin önüne geldiğimizde bakardım beyaz bir Renault. Ama böyle genellikle hurda olurdu Renaultlar da. Hasar almış arabalar, çatışmada falan kullanılmış arabalar. Bilemiyorum artık nasılsa. İşte susadım su içtim, yürek yansın diye, göldeki pınardan diye Orhan Gencebay’ın bir parçası vardı, ona benzer. Böyle yol boyunca onları dinleyerek giderdik Gayrettepe şubeye. “Buyurun Hocam” derlerdi. Ondan sonra, üstümüz kilitlenirdi. Arada sırada, Allah razı olsun çıkarırlardı namaza giderdik. Üst katta bir mescit vardı, polislerle kılardık namazı, maşaAllah. Tabii, bir Süleymanlı Ağabeyimiz vardı. Emekli olmuştur, ne mahsuru var mı ismini söylemekte? Söylemeyeyim, belki mahsuru olur, inşaAllah. Çok mübarek bir insandı. Süleymanlı Ağabeyimiz, o başından takkesini çıkarırdı, o imamlığa geçerdi, bir genç komiser kardeşimiz vardı, o da dindardı maşaAllah. Hep beraber namaz kılardık. Ondan sonra, bazen de bırakıyorlardı. “Hocam git şöyle bir” diyorlardı. Ben çünkü titizdim, banyo yapmadan duramadığım için, “sen git banyonu yap yine gel” diyorlardı. Biz gidiyorduk, yine geliyorduk emniyete. Yani, “ortada ol Hocam, sen gözümüzün önünde ol, rahat ol” diyorlardı. Beni bırakıyorlardı, kitapları okuyordum. Komünistlerden elde edilen kitaplar vardı devletin el koyduğu, depo vardı polislerin el koyduğu depo. Oraya gidiyordum, o kitaplardan bakıyordum “Rahat olun, ne istiyorsan yap” diyorlardı bana. Çünkü zaman da geçmiyor orada. “Boş durma Hocam” diyorlardı. Benim o zaman, “Yahudilik Masonluk” kitabından getirtmiştim. Bütün polislere dağıttım katları tek tek gezerek. Defalarca dağıttırdım. Yani Pala Ağabeyimiz de yani, biraz ilginçti Allah ömrünü uzun etsin, bilmiyorum yaşıyor mu. Erdoğan Ağabey, Allah Rahmet etsin. O şey o, Ecevit’in mitinginde yüksek bir yere çıkmış, orada üşütmüş hasta olmuştu, zatürre olmuş. Bana Emniyet Müdürü dedi; “Erdoğan Ağabey hasta oldu. İstersen bir ziyaretine git” dedi, telefon etti bana. Gittim, “ağabey hiçbir şeyin yok senin çakı gibisin maşaAllah” dedim, “yok öyle değil” dedi. Hani şöyle zor nefes alınır, öyle nefes verir gibi hırıl hırıl öttü göğsü, ciğeri. “Olsun bir şey olmaz” dedim. Üç gün sonra falan “ağabeye bir daha gideyim” dedim. “Rahmetli oldu” dediler. MaşaAllah, hiçbir şeyi yoktu maşaAllah. Orada üşütmüş işte, şehit oldu yani, maşaAllah. O itutuklandığım gün; “Hocam seni savcım istiyor” dedi. “Tamam ağabey. Size ifade vermeyecek miyim? dedim. “Yok savcım direkt alacak ifadeni” dedi. “Tamam” dedik. Yine Renault’a bindik, Orhan babadan şarkılar dinleyerek savcımızın önüne çıktık. Dedi ki; “bu Türk kavmindenim, İslam milletindenim diye bir şey söylemişsin. Bu senin mi bu ifade” dedi. “Evet benim” dedim. “Buradaki konuşmalar, röportajda sen mi söyledin?” dedi. “Ben söyledim” dedim. “Tamam” dedi. Ben de takipsizlik verecek diye bayağı seviniyordum böyle, rahat. “Tabii” dedim. Böyle göğsümü gere gere. Türk kavmindenim, İslam milletindenim, doğru yani bir şey yok. “Sanığın tutuklanma talebiyle” mahkemeye gönderdi. Nöbetçi hakime gönderdi. Dedim; “herhalde hakim kanalıyla bırakacaklar” dedim. Çünkü olacak iş değil. Hakim de sordu; “dedin mi?” dedi. “Evet” dedim. “Tamam. Yaz kızım, sanığın tutuklanmasına” dedi. Allah Allah, “ben çok özür dilerim, bunda ne var yani anlamadım suç unsuru olan” dedim. “Sana cezaevinde anlatırlar” dedi. Yani, çok acayip bir söz, sana cezaevinde anlatırlar. “Tamam” dedik. Ben de zannettim ki orada bir yerde tutacaklar zannettim. Hapishaneyi de bilmiyorum yani, Allah’ın hikmeti. Liseyi bitirdim, İstanbul’a geldim Ankara’dan, bir şeyden haberim yok. Orada bir yerde hani gözaltında falan tutulacak zannettim. Tutuklama deyince, gözaltı gibi bir şey zannettim ben, meğer cezaevine gitmemiz gerekiyormuş. Bayrampaşa Cezaevi’ne gittik, Allah cebimde tarak-marak, hepsini çöpe attı asker içeriye girince. Yasakmış o tip eşyalar, üstümdeki eşyalar falan, yanımda taşıdığım. Hepsini aldılar çöpe attılar. Ondan sonra, “Hocam, çıkart üstünü” dediler. “Tamam” dedik. Leş gibi bir torba, acayip kirli. İçi dolu böyle tozlu, topraklı, lacivert bir kumaştan yapılmış. Cezaevi kıyafeti ama, çok fazla giyilmiş, acayip perişan olmuş kıyafetler. Aldık, ben de yapılıyım tabii, bana olmadı. Zoraki artık, kıspet gibi falan oldu, giydik üstümüze. Ceket sığmıyor, omuzuma. Gittik bekledik karantinada, acayip sıcak. Şöyle 5 metre falan, 3 metre gibi kocaman bir şilte yapmışlar. Her yeri patlamış, samanlar-mamanlar dökülüyor. Banyoda sular patlamış, şarıl şarıl akıyor falan. Fellini filmleri gibi böyle, acayip bir şey. Filmlerde olur öyle bir sahne. Orada üç gün bekledik, sonra komünistlerin bulunduğu yere gönderdiler beni o koğuşa. Bütün Marksist, Leninist gruplar var. Şimdi orada da pek rahat edecek gibi değiliz tabii. Ben dedim ki; “daha sakin bir yer varsa oraya alabilir misiniz?” dedim. “Tamam alırız” dediler. Bu sefer de hücreye aldılar, hücre hapsine aldılar. Bilsem hiç kabul etmezdim, ne bileyim öyle yapacaklarını. Üstümü kilitlediler, tangırt diye. Yani, 2 metre falan genişliğinde bir yer, 2,15 falandır yani, fazla bir şey yok. En fazla 3 metre de boyu var. Ufacık bir yer küçük, hepsi orada, ne yapıyorsan. Üstümüzü de kilitlediler. 9 ay kaldım hücrede. Tabii, millet, oraya polisi vurmuş kişileri getirdiler. Mesela, cezaevinde adam öldürmüş insanları getirdiler. Onların bulunduğu yer, oraya koyuyorlar. Yani, ceza olarak getiriyorlar. Mahkeme kararıyla, 15 gün. Ben, mahkeme kararı olmadan orada 9 ay kaldım. Aklımın almadığı da, mahkumiyet kararım yokken, akıl hastanesine ben nasıl sevk edildim ve nasıl mahkum muamelesi gördüm? Onu anlamıyorum. Yani, kanunen mümkün değil böyle bir şey. Çünkü tutuklu değilim, yargılanıyorum. Herhangi bir suç yok, suç oluşmuş değil. Yani, kanunen bu mümkün değil. Buna rağmen 10 ay akıl hastanesinde tutuldum. Bu tarihte görülmüş bir şey değil. Mahkum muamelesi gördüm, mahkum koğuşuna koyulduk. Hüküm yok, daha bir şey ortada yok. Nasıl, hangi kanuna göre yaptılar belli değil. O devre ait bütün evraklar yok edilmiş, benim kaldığım devre ait akıl hastanesinde. Bak, 1923’ten itibaren bütün belgeler duruyor, bu yıla kadar olan bütün belgeler duruyor, 86, 87 döneminin bütün belgelerini yok etmişler. Artık insanların takdirine bırakıyoruz.
ALTUĞ BERKER:İslam milletindenim, Türk kavmindenim, sözünüz. Bulvar Gazetesi, Nazlı Ilıcak.
ADNAN OKTAR:Bulvar Gazetesinden, sağolsun annemiz Nazlı Ilıcak Hanımefendi. Böyle ince işleri iyi bilir, hocamız. Gazeteler böyle sürmanşet o zaman çıkarmıştı. “Biz İslam Milletinden, Türk Kavmindeniz”. Bu başlıktan dolayı tutuklanmıştım. Nazlı Ilıcak geldi, böyle gayet şık giyinmiş, saçını maçını yaptırmış kibar bir şekilde mahkemeye geldi. Ben üst baş cezaevi kıyafetleri falan böyle, sevk zincirleriyle getirildim. Eller arkadan bağlı. Aynı suçtan yargılanıyoruz. Hanımefendi bir sayfa savunma yazmış. “Ben savunmamı yazılı vereceğim, teşekkür ediyorum” dedi. Mahkeme de ona teşekkür etti ve gitti evine. Biz yeniden cezaevine. Aynı suçtan yargılanıyoruz, o yayınladığı için, ben de söylediğim için. Halbuki aynı konumdayız. Normalde onun da tutuklanması gerekiyor. Ama tabii mahkemeye saygılıyız, ellerine sağlık, doğru olanı yapmışlardır mutlaka. Her zaman olduğu gibi. Biz de gıkımızı çıkartmadık. O zamanlar Hürriyet, Milliyet, Sabah falan sevinçten böyle çıldırıyorlardı. Hürriyet böyle sürmanşetten verdi böyle, kapaktan. Sakallarım kesildi diye acayip sevinmişlerdi. Sakalımı kestirmemek için bayağı uğraştım, doktor çağırdım, dedim “alerji olur falan” dedim. “Yok onunla falan kurtaramazsın, Hocam. O olacak başka türlü yolu yok” dedi, doktor. Tamam dedik biz de ne diyelim? O devirdeki doktor, anlatmıştı adam, yaşıyor. Albay da yaşıyor, cezaevi albayı. “Herkes” diyordu; “maşaAllah Hocamızın yanına geldiler, Müslüman oldu çocuklar. Böyle azılı katilleri getirdim, karıncaya bile kıyamayacak hale geldiler. O kadar sevgi dolular” dedi. Albay da anlatıyordu, hayret içinde anlatıyordu. Duruyor albay genç, şu anda da sorabilirsiniz, maşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...