SUNUCU:İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 Tv, Asu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Çanakkale Ak Parti adaylarının tanıtım toplantısına katılan Sayın Davutoğlu, Mehdiyeti anlatan ve sizin anlatımlarınıza paralel olan çok güzel bir konuşma yapmış. Konuşmasında şunları söylemiş: “1911 ve 1918 arasında bir milleti, ait oldukları bütün topraklardan çıkartarak küçük bir coğrafyaya sokma çabası içine girmişse bazı çevreler, Anadolu’nun içine hapsetme hedefi gütmüşlerse ve zannetmişlerse ki, bir savaş kaybetmekle bir millet bozguna uğrar ve tarihi iddialarından vazgeçer; yanıldılar. Ardından gelen İstiklal Harbi ile Cumhuriyetimiz kuruldu. Şimdi söylüyoruz. Nasıl bir cihan devletini küçültme süreci 12 yılda gerçekleşmişse, güçlü bir Cumhuriyet’in cihan devleti olma ideali de önümüzdeki 12 yıl içinde gerçekleşecek.”
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah atasına rahmet olsun. Böyle Dışişleri Bakanı, Cumhuriyet tarihinde yok. Helal olsun helal olsun. Yani helal süt emmiş mübarek, muhterem bir insan, yedi ceddine rahmet olsun maşaAllah, çok şahane elhamdülillah maşaAllah, çok muhteşem konuşmuş evelAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz “Kaddafi için en iyi çözümün, ülkede olaylar büyümeden onu ülkeden çıkarmak, hatta Türkiye’ye gelmek diye ikna etmek olduğunu” söylemiştiniz. Siz bunu söyledikten sonra, bazı köşe yazarları aynı çözümü Esad için teklif etmeye başladılar. Milliyet’ten Kadri Gürsel, “Suriye’de büyük bir katliam yaşandığından” bahsederek, “işler çığırından çıkmadan rejim değişikliğini kolaylaştırıcı tedbirlerin alınması ve baştakilerin iktidarı bırakmaları için hapis dışında başka seçenekler sunmak gerektiğini” söylemiş. “Esad için en iyi çözümün ise; kendisini Türkiye’ye davet etmek olduğunu, böylece Suriye’nin başından da olaysız şekilde ayrılacağını” yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok çok iyi olur tabii efendi insan bayağı nezaketli. Ama artık Baas Rejimi çok bıktırıcı. İslam alemini acayip bunalttılar, çok bıktırdılar, bezdirdiler. Çocukluğumuzdan beri duyuyoruz. Daha küçük çocuktum Baas Partisi vardı. Hala iktidardalar, daha hala sıkıyönetim, daha hala olağanüstü hal, daha hala acılar. Özgürlük getirsinler, demokrasi gelsin, insanlar özgür olsun değil mi? İslam ahlakı her yeri sarsın, İttihad-ı İslam’ı savunan düşünceler gelişsin, öyle hükümetler gelsin inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Haşmet Babaoğlu bugün yazısında; “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı sadece törenlerle kutlamak yerine, bu bayramlarda şehit ve gazilerin çocuklarına sahip çıkılmasını, kimsesiz çocukların himaye altına alınmasını ve çalışmak zorunda kalan çocukların kurtarılarak, eğitime yönlendirilmesini, böylece bu bayramın gayesine uygun kutlanmış olacağı” yönünde bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR:Bakın Fethullah Hocamız Sızıntı Dergisi’nde ne diyor: Sızıntı Dergisi’nin Ekim 1979’daki sayısı. Bakın kapağında diyor ki: “Gerçek muallim saf tohum ekicisi ve koruyucusudur.” Bediüzzaman diyor ya; “tohumlar sünbüllenecek.” Bakın “gerçek muallim, gerçek öğretmen, gerçek mürşit saf tohumun ekicisi ve koruyucusudur. İyisiyle, sağlamıyla meşgul olmak onun vazifesi olduğu gibi” yani ‘sağlam, aklı başında Müslüman yahut değerli insanlarla ilgilenmek gibi çalışmalar olduğu gibi’ diyor “hayat ve hadiseler karşısında ona yön vermek ve hedef göstermek de ona aittir” diyor. Yine aynı derginin devamında diyor ki: “Hiç bir kış ebed müddet değildir. En şiddetli ve ağır kışlar en gürbüz ve en şen baharların müjdecisidir.” Yani ‘çok şiddetli bir kış dönemindeyiz’ diyor. Bediüzzaman da diyor ya; “Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi, kıştan sonra bahardır.” Risale-i Nur’daki aynı ifadeyi kullanıyor. Bediüzzaman ne diyor: “Çok şiddetli bir fırtınada bir anda Allah teskin eder, kış mevsiminde birden yaz meydana getirir. Hz. Mehdi (a.s) ile Alem-i İslam’ın zulümatını dağıtması, Cenab-ı Allah’ın adetullahına uygundur ve bekliyoruz ve elbette olacaktır” diyor inşaAllah. Yine Hocamız diyor ki: “İnanıyorsanız üstünsünüz” Kuran ayetini söylüyor. “Önümüzde bir kandil, ufkumuzda bir yıldız, dünyamızda bir güneş. Biliyoruz ki her firavun, koynunda bir Musa (a.s) besler.” Yani ‘eğer deccaliyet varsa mutlaka Mehdi (a.s) var’ diyor.” Firavun varsa, ki firavun dünyada var şu an, mutlaka bir Musa (a.s)’ı besliyordur diyor. “Yusuf’lar zindanlarda çürümez “diyor. Hapiste çürümez, Hz. Mehdi (a.s)’ı hapiste çürütemezsiniz, bunu söylüyor. “Bakarsınız kış biter gibi olurken, birden gerisin geriye döner.” Yani ‘tam küfür azaldı derken küfür birden azgınlaşır’ diyor. “Hem de hiddetli ve şiddetli” diyor, yani azgın ve saldırgan. “İşte bu Mart’tır” diyor. Şimdi burada da bir işaret var, Mart. “Fakat Mart’a rağmen Nisan gelecektir.” Şu anda Nisan ayındayız değil mi? “Şifa ve rahmet dolu yağmurlarını dökecektir üzerimize. Sanırsınız kış bitmeyecek.” Deccaliyet, firavuniyet, Darwinizm, materyalizm bitmeyecek. “Çünkü Mart aman vermez. Ama Nisan kadife yahut atlas bir zemin gibi yumuşak, ılık, sakince gelir, tatlı rayihalarla sarar benliğimizi” diyor. Mülayemetle, Mehdiyet’in bu şekilde hakim olacağını söylüyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir kermes düzenlenmiş, bazı gönüllüler orada sizin kitaplarınızı dağıtmış. Onun resimlerini gösteriyorum. Kermes, Kutlu Doğum Haftası nedeniyle, Samsun Bafra’da düzenlenmiş. Kitap hediye ederek, satış kısmıyla ilgilenmiş bazı gönüllü kardeşlerimiz, harita açmışlar. Fatih Türken, çok yararlı olmuş, atlaslar özellikle yoğun bir ilgi uyandırmış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER:Hilmi Yavuz Hocamız’ın yazısında; “Liderlerin aralarındaki gerilimli üslubun, Türkiye’ye zarar verdiğini” hatırlatan bir yazı yazmış. “Siyasi liderlerin kendi taraftarlarını sokağa dökme ve karşı karşıya getirme tehdidinde bulunmalarının son derece tehlikeli bir üslup olduğunu, zaten gergin olan ülkemizin bu tip zıtlaşmalarla daha da büyük tehlike içine girebileceğini” belirtmiş. “Geçmişte de paramiliter grupların sokak çalışmalarına tutuştuğu karanlık günler ve korkulu zamanlar geçirdiğimizi, artık Türk milletinin bu tip karışıklıklara tahammülünün kalmadığını ve liderlerin daha sağduyulu, daha itidalli ve medeni bir üslup benimsemeleri gerektiğini” söylemiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güzel demiş tabii.
ALTUĞ BERKER:Bu konuyu siz, 2008 yılında İlmi Mercek’te kapak konusu yapmıştınız Hocam. Liderlerin ılımlı üslup kullanmalarının önemine dair makale vardı inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah. Bakın diyor ki Fethullah Hocamız, Sızıntı Dergisi’nde, Şubat 1980: “Yıllar yılı bizi kurtaracak insanın hasretini çekip durduk.” Kim? Hz. Mehdi (a.s). Bakın: "Yıllar yılı bizi kurtaracak insanın hasretini çekip durduk. Yaramızı saracak, derdimize derman olacak insanın hasretini... Hele havanın iyiden iyiye karardığı ve yolların karmaşıklaştığı günümüzde, o bizim için hava oldu, ziya oldu, ab-ı hayat oldu. Vasfına verme ümidini yitirecek hale gelsek bile, ona kavuşma ihtimalimizi yitirecek hale gelsek bile" mesela yaşlanır, hastalanır; yani ona kavuşma imkanını zor görsek bile, "Yine o Mahbub-u Muntazar" o sevgili beklenen. Mahbub: Sevgili; Muntazar: Beklenen. Mehdi Muntazır ve Mehdi Muntazar, Hz. Mehdi (a.s)'ın lakabıdır. Mahbub-u Muntazar, yine bu da Hz. Mehdi (a.s)'ın bir lakabıdır. Hadislerde belirtilir; Mehdi Muntazar diye. Şiilikte de Caferilikte de, açık açık bu şekildedir. "Mahbub-u Muntazar'ı (Hz. Mehdi (a.s)’ı) herkese soracak ve her yerde onun türküsünü söyleyeceğiz" Biz ne yapıyoruz, biz de herkese soruyoruz; her yerde onun türküsünü söylüyoruz, değil mi? Ondan bahsediyoruz, ondan anlatıyoruz. Fethullah Hoca bak, ta 1980'de söylüyor.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Tezkan, Doğan Grubu yazarları içinde, namaz kıldığını belirten nadir gazetecilerden biri. Hatta zaman zaman yazılarında, “Cuma Namazlarını kıldığını, hatta kimi zaman Murat Birsel ile birlikte namaza gittiklerinden” bahsediyor, Mehmet Tezkan Doğan Grubu yazarları içinde. Nitekim yazısında da; “Cuma gününün bu ülkede, Camii gibi olduğunu, namaz saatinde milyonlarca insanımızın Cuma namazına gittiğini özellikle namazlarını düzenli olarak kılamayan insanlarımızın, Cuma namazlarında mutlaka Camiye koştuğunu ve bu durumun bir Türkiye gerçeği olduğunu” söylemiş. Buradan yola çıkarak, Sayın Kılıçdaroğlu'nun en önemli vaadlerini sıraladığı ilk seçim konuşmasının, Cuma namazı saatine denk gelmesini eleştirmiş. “Emekli, işsiz, memur, yoksul toplumun pek çok kesiminden çok fazla sayıda kişinin, Cuma namazına gittiği için Sayın Kılıçdaroğlu'nun ilk seçim konuşmasını dinleyemediğini” belirtmiş. "Umarım bu bilgisizlikten kaynaklanan bir hatadır, yoksa Türkiye'yi tanımamaktan değil" sözleriyle yazısını bitirmiş, ancak bu konuda çok sayıda eleştiri alan Sayın Kılıçdaroğlu, ‘seçim kitapçıklarının basımıyla ilgili bir aksama yaşandığı için, konuşmanın Cuma namazı saatine denk geldiği’ sözleriyle konuya bir açıklama getirmiş.
ADNAN OKTAR:Yine bakın, Fethullah Hocamız “Nevbahar Mesajı” diye yine Hz. Mehdi (a.s)'dan, o devirde haber veren, onun gelişmelerini, ataklarını anlatan yazılarından bir tanesi Fethullah Hocamız'ın. Haziran 1980, bakın diyor ki: "Bir müjde verip geçenler sadece gönüllere su serptiler." Bediüzzaman'ı kastediyor. "Tohum ekenler" Bediüzzaman; zaten ‘biz tohum ektik’, diyor; "Toprak altındakilerin nasıl korunacağını, fidanlara nasıl ihtimam gösterileceğini, gül endamlarının nasıl yetiştirileceğini fısıldayıp gittiler." yani ‘nasıl talebe yetiştirilir, nasıl tebliğ yapılır, fısıldadı’ diyor Bediüzzaman, Fakat “gittiler” diyor. "kapısında duramadığımız kalelerin" mesela Darwinistlerin, materyalistlerin hakim olduğu bir okul düşünelim, zaten mektep diye açıklıyor. "Kapısında duramadığımız kalelerin içinde, nutuk hanlarımızın" Tebliğ yapanların, Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin; "sedasını işitiyoruz" diyor. ‘Kulağıma geliyor, haber alıyorum’ diyor. "Ayak basamadığımız dikenlikte güllerimiz gülümsemeye başladı." yani ‘hiç girilemeyen kalelere Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri artık girdiler’ diyor. Çünkü bakın, ne diyor: "Ayak basamadığımız dikenlikte güllerimiz gülümsemeye başladı.” Normal olarak giremiyor Müslümanlar, birçok yere giremiyorlar. ‘Oralara Hz. Mehdi (a.s) talebeleri girecek’ diyor. ‘Giriyor ve haberlerini almaya başladım’ diyor. Mesela, sosyetenin uğrak yerleri, mesela bazı okullar, bunları kastediyor; çünkü Müslümanların hakikaten giremedikleri yerler vardı. "Siz hiç kış uykusundan kalkanları gördünüz? Bahar müjdesini dağda, tepede, mağarada kulaklara nasıl fısıldadığına şahit oldunuz mu?" Evet, uzun bir yazı, çok detaylı anlatıyor. Ben vakit kısa olduğu için şöyle anlatayım. "Yalnız biz, baharı müjdeleyen kış sonu günler gibiyiz." yani ‘artık deccaliyet bitiyor’ diyor, ‘Darwinizm, materyalizm bitiyor.’ "Halimize bakıp nerede bunlarda bahar nişanı diye yanılarak ümitsizliğe düşme." Yani ‘bunlar nerede Hz. Mehdi (a.s) talebesi olacak, yani böyle bir kurtuluş elde edecek, kurtuluşu meydana getirecek bir yapıları yok bunların, deme’ diyor. Bakın: "Halimize bakıp nerede bunlarda bahar nişanı diye yanılarak ümitsizliğe düşme." Yani bunlar Hz. Mehdi (a.s) talebesine benzemiyor, Mehdiyet'e benzemiyor diye ümitsizliğe düşme. "Ey Yakub misal!" şimdi dikkat edin; "Biz sana gömlek getirdik Yusuf'tan." ‘Hz. Mehdi (a.s)'dan haber getirdik’ diyor. Burada Yusuf; Hz. Mehdi (a.s)'dır. "Sakın bize cennet baharının kokusunu yüklenmiş Yusuf sanıp aldanma." ‘Sakın beni, Hz. Mehdi (a.s) zannetmeyin’ diyor Fethullah Hoca. Yani ‘ben size kokusunu getirdim, müjdesini getiriyorum’ diyor. Ama bakın: " Ey Yakub misal! Biz sana gömlek getirdik Yusuf'tan. Sakın bizi Cennet baharının kokusunu yüklenmiş Yusuf sanıp aldanma." ‘Ben ve talebelerim, Hz. Mehdi (a.s) cemaati değiliz, Hz. Mehdi (a.s) değilim’ diyor. ‘Haber getireceğim ben’ diyor. ‘Hz. Mehdi (a.s)'dan haber getiriyorum ben’ diyor. "Hem de Mısır, Kenan iline gelmez." Bakın: "Hem de Mısır, Kenan iline gelmez." Yani ‘Mısır ili ayrıdır, Kenan ili ayrıdır’ diyor. Yani ‘Hz. Mehdi (a.s)'ın olduğu yer ayrıdır’ diyor. "Sen o Aziz'in saltanat mülküne sefere hazırlan." Sen o Hz. Mehdi (a.s)'ın, Aziz dediği; Hz. Mehdi (a.s), saltanat; Bediüzzaman diyor ya; ‘saltanat, siyaset ve diyanet yönlerinde Mehdilik yapacak’, "Sen o Aziz'in saltanat mülküne sefere hazırlan.” ‘Sen ona yardım etmeye hazırlan.’ "ve ey baban bekleyen!" ey İttihad-ı İslam'ı bekleyen, "Bahçeni sürüp, tohumlarını ekerek hiç ona hazırlık yaptın mı?" ‘Tohumları hazırlayarak, Hz. Mehdi (a.s)'a hazırlık yapıyor musun’ diyor. Bediüzzaman diyor ya; “tohumlar sünbüllenecek” diye. "Bahar gelir geçer de bahçende bir çiçek bile bitmeyebilir!” ‘Haberin bile olmaz’ diyor. ‘Hz. Mehdi (a.s) gelir gider, haberin bile olmaz’ diyor. ‘İttihad-ı İslam olur, vakit kaybetme’ diyor. Çoktur Fethullah Hocamız'ın Sızıntı’daki ifadelerinde. Bakın şimdi o kadar çoktur ki Hz. Mehdi (a.s)'a işaret eden konuşmasından Fethullah Hocamız'ın, mesela bir tanesi: "Biz durmadan fitne ve yangın çıkaralım." Tabii burada Hızıri bir izah var: "Biz durmadan fitne ve yangın çıkaralım." Yani ‘deccaliyet sürekli fitne ve yangın çıkaracak’ diyor. Yani Darwinist, materyalist sistem anarşi çıkaracak, terör çıkaracak, azgınlıklar yapacak. Fitne; zaten adı üstünde, yangın adı üstünde. "Sen de söndürmek için üzerine yürü." ‘Hz. Mehdi (a.s)'a da senin görevin de bu’ diyor. O taraf onu yapacak, sen de yangını söndürmek için üzerine yürü. "Mehmed’im" diyor; Muhammed Mehdi diyor ya, Mehmed; Muhammed anlamındadır. "Sesine soluğuna, çıkardığın tarakaya hasretti baştanbaşa bütün ülke" diyor. ‘Konuşmana üslubuna hasret bütün insanlık’ diyor. "İçimizde ümitten serinlikler esiyor Mehmed’im" diyor, Hz. Muhammed Mehdi (a.s)'a. Hep baştan sona öyledir yani.
ALTUĞ BERKER:Derginin gayesi o gibi Hocam, tam Hicri 1400'de yayına başlamış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Eğer böyle bir detaylı çalışma yaparsak, anlatırsam hayretler içinde kalırsınız, yani ucu bucağı yoktur, çok çok fazladır.
ALTUĞ BERKER:Hocam 22 Nisan'da Amerika'da, Alaska’da, İslami Topluluk Merkezi'nde Evrim Teorisi ve Yaratılış Gerçeği isimli konferansımız oldu. Onunla ilgili resimler var, gösteriyorum. Amerika'da seri konferanslarımız hiç durmadan devam ediyor. Geçen gün de Arizona’dadaydı. Fatih kardeşimiz Alaska'da konferansı gerçekleştirdi. MaşaAllah. Bir konferansımız da Dubai'de olacak Hocam inşaAllah. Onunla ilgili haber çıkmış Dubai basınında, onu gösteriyorum. 5 Mayıs'ta Brunei’de, Dindar Öğretmenler Üniversitesi'nde, üniversitenin ana konferans salonunda; Yaratılış Gerçekleri konulu Harun Yahya konferansı olacak inşaAllah. Borneo Bülten isimli Brunei Gazetesi'nde, konferansla ilgili bugün haber yayınlandı. Üniversitenin yayınladığı basın bültenine göre; “4. bilgi sempozyumu bünyesinde gerçekleşecek olan konferansın amacı, halka Allah'ın varlığını mutlak yaratıcı olduğunu, Darwinizm'in Allah'ın varlığını inkar eden bir görüş olduğunu 11 Eylül sonrasında İslamiyet ve Kuran ile ilgili olarak ortaya çıkan olumsuz ve yanlış görüşlerin ortaya konularak gerçek İslam'ın anlatılması ve 1400 sene önce inmiş olan Kitabımız Kuran-ı Kerim'in bilimsel bulguları destekleyen yönde olduğunun anlatılacağı ifade edildi” gazete haberinde. “Bu konferansın ateizm kavramını karşısına alarak, dinin varlığına olan inancın kuvvetlenmesine katkıda bulunacağı” ifade ediliyor. Bu konferans yüksek eğitim kuruluşlarındaki tüm öğrenciler, öğretmenler, hükümet personeli ve halka açık olacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Diyor ki: "Gaiptin. Yalnızdın. Ve sahipsizdin. Dünün ve bu gününü doğurdu ve bu günün de ne olacağı belirsiz yarınlarını hazırlamakta." Yani ‘Allah bilir’ diyor. "Yolların ayırımındasın yavrucuk. Şimdi bana müsaade et de, bu badirede Bahadır’ın olayım. ‘Yani sana zemin hazırlayayım, sana yol açayım’ diyor. "Mızrabımı senin için vurup, feryadını ruhunda duyurayım. Bu fırtına ve bu yangında gerektiği an imdadına imdadına koşamadığım için, kaldırım taşı gibi şu mücrim başımı ayaklarının altına koyayım" diyor. Hz. Mehdi (a.s)'a seslenen bir konuşması Fethullah Hocamız'ın.
ALTUĞ BERKER:Hocam Milli Gazete'de Reşat Nuri Erol Hocamız, açıkça isim vermeden Mehdiyet'i anlatan, güzel bir yazı yazmış. Yazısında özetle, “insanlığın yeni bir dünya medeniyetine doğru yol aldığını ve bu yeni dünya medeniyetini başlatma görevini, Allah'ın Türkiye'ye verdiğini, tüm tarihi oluşumların kaderde hep bu gerçeğe göre şekillendiğini” yazmış. “Peygamberlerin kavimlerinin, kendi topraklarında yetiştirilmesi gibi, geçtiğimiz iki üç asır boyunca da Türkiye'nin bu konuda yetiştirildiğini ve çağımızda görev yapacak hale getirildiğini” anlatmış. "Şimdi firavuni zalim düzenden çıkma, denizi geçme ve yeni medeniyet kurma zamanıdır. Hem de dünyadaki hem de Türkiye'deki gelişmeler bundan ibarettir, anlayanlara" ifadesiyle yazısını sonlandırmış inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, diyor ki: "Gözleri uyurken bile kalbi uyanık Nebi'nin (s.a.v.) zaman ve mekanlar ötesinden gördüklerini Şam, Kudüs ve İstanbul fetihleri halinde tahakkuk etmiş olduğunu görüyorsun." Yani bütün alametler çıktı, diyor. ‘Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in her söylediği tahakkuk etti, görüyorsun’ diyor. "O'nun (s.a.v.) beşiğinde büyümüş, kışta gelen" ‘Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olan.’ Onun beşiğinde derken; ‘onun evlatlarından, onun torunlarından olan.’ "Kışta gelen" ‘deccaliyet zamanında gelen’, "başı ak taçlının rüyası" Hz. Mehdi (a.s)'ı kastediyor. "rüyası, bir taze baharsa niye garip geliyor sana?" diyor, ‘İslam'ın hakimiyetine, İttihad-ı İslam'a niye şaşırıyorsun?’ diyor. "İlham sanatkarın; tohum toprağın, yaprak tohumun, meyve ağacın rüyası oldu da tahakkuk etmedi mi?" Bakın diyor ki: "İlham sanatkarın" ‘sanatçıya ilham geliyor, sanat meydana geliyor’ diyor. "Tohum toprağın" ‘tohum da toprağın zemininde gelişiyor’ diyor. "Yaprak tohumun, meyve ağacın rüyası oldu da tahakkuk etmedi mi?" ‘Hepsi birbirine bağlı olarak oluştu’ diyor. "Bu cins rüyalardan bir rüya niye hayret veriyor sana?" Yani ‘o zaman İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği sana niye hayret veriyor? Yani niye zor görüyorsun’ diyor. "Yoksa bunca hakikatler hayal mi geliyor aklına?" Yani ‘bu kadar hakikati gördüğün halde, inanamıyor musun’ diyor. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:"Nijerya'da çıkan çatışmalarda ortalık kan gölüne döndü. Çıkan olaylarda 246 kişi hayatını kaybetti." diye haber var Hocam. Şiddet olayları her geçen gün devam ediyor. “Ahir zaman alametlerinden, feveran edecek” diyordu Üstad Hazretleri de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Fethullah Hocamız'ın lakaplarından mesela "Mesih Saraçoğlu" diyor. Mesih Saraçoğlu, lakaplarından olarak kullandığı. "Dünya yeniden günahsız bir doğum yaptı." Yani Hz. Mehdi (a.s), ahkamda masumdur, biliyorsunuz. Günahsız doğum: Hz. Mehdi (a.s). Çok şahane bir üslubu vardır Fethullah Gülen'in. Bilinmiyor o. Sadece Hoca'dır, klasik bir alimdir zannediyorlar; öyle değil, çok derin sırlara sahip bir insandır. Yani Hızır (a.s) ile bağlantısı olan, ruhani varlıklarla bağlantısı olan bir insandır. Fehtullah Gülen Hocamız, acayip bir insandır, öyle zannedildiği gibi değildir. Cezbelidir yani. O ağlamalar da cezbe halindeyken oluyor. İnşaAllah. Bakın, dikkat edin ifadeye: "Dünya yeniden günahsız bir doğum yaptı." ‘Dünyaya Hz. Mehdi (a.s) geldi’ diyor. "Yeni bir nesil geldi dünyaya." yeni nesil; zaten Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s) talebelerine, “Nesl-i Cedid” diyor. “Bembeyaz bir perde, yemyeşil bir zemin, masmavi bir sema... Güneş gülümsemekte, yıldızlar tebessüm etmekte" bunların hepsinde sır var, özel olarak seçtiği kelimeler bunlar. Bunları sonra açıklarım inşaAllah. "Bu nesil varlıkları huzura, insanları sürura kavuşturacak." Bak: "Bu nesil (yeni nesil) varlıkları huzura," insanlığı huzura; "insanları sürura kavuşturacak." Sükunete, rahatlığa. "Geleceği karanlık görenlere, bitmiş olanlara, ölmüş olan ruhlara hayat nefyedecek." Bakın:"Geleceği karanlık görenlere.” Diyor ki: ‘bitmiş artık’ diyor. ‘Hz. Mehdi (a.s) gelmiş, Hz. İsa (a.s) da gelmiş, yapacak bir şey yok’ diyor. ‘Bitmişiz biz’ diyor. ‘Devamlı kötüye gider’ diyor. "Geleceği karanlık görenlere" bitmiş olanlara, Bediüzzaman da diyor ya: “Ey ölüler" diyor; "Ey cesetler, Hz. Mehdi (a.s)'ın önünden çekilin, Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri geliyor" diyor. Bakın: "Geleceği karanlık görenlere, bitmiş olanlara, ölmüş ruhlara" hayatı kaymış adamın; "hayat nefyedecek, kırılmış kalplere hayat bahşedecek, yeis ve ümitsizlik içinde çırpınan, kararsız kalan asrımız insanlarına taze bir irade kaynağı olacak." Yeis ve ümitsizlik, Bediüzzaman'ın üzerinde durduğu şey, yani Mehdiyet'in karşısındaki güç; yeis ve ümitsizlik. ‘Olmaz’ diyor, ‘bitmişiz mahvolmuşuz’ diyor. Cübbeli tarzı üsluplara, o da dolaylı olarak yapıyor. O da diyor ya: "En kötünüz benim" diyor. "Bizden adam mı olur yahu?" diyor. En bozuğu kendisi olduğunu söylüyor. “Korkak, ödlek bir şey olduk” diyor ve insanları ümitsizliğe sevkediyor. Buna da Fethullah Hoca cevap veriyor; "Yeis ve ümitsizlik içinde çırpınan, çaresiz kalan asrımız insanlarına, taze bir irade kaynağı olacak, insanlık hak ve haysiyetlerini unutmuşlara, hürriyet şarkısıyla esarete düşenlere, istikamet ve işaret taşı vazifesini üstlenecek ve insanlık semasına giden yolda numune-i imtisal (örnek olacaktır) olacaktır” diyor. "Bahdiyarız, bu nesil içinde bulunma fırsatı var." Yani ‘Hz. Mehdi (a.s) nesli içinde, bulunma fırsatı var.’ Yani ‘yaş itibariye olabilir’ diyor. "Bahdiyarız, ebedi hayattar olmaya imkanlarımız var." Yani ‘cennet'e gitmeye imkanlarımız var’ diyor. "Allah'ım" diyor: "Acizliğime nankörlüğümle, cehaletimle bu bahtiyarlar arasına giremezsem" yani ‘Hz. Mehdi (a.s) cemaati içerisine giremezsem’, "hiç olmazsa cesedimi onların omuzları taşısın ve benim için: 'Bu bizim cenazemizdi' desinler. Belki biraz olsun hafiflerim o zaman" diyor. Yani ‘Hz. Mehdi (a.s) cemaatine katılamazsam, hiç olmazsa Hz. Mehdi (a.s)'ın talebeleri cenazemi taşısınlar’ diyor. İnşaAllah. Tabii Hocamız'a Allah uzun ömür versin. Doludur, yani bu derginin özeliğidir. Çok fazla, adım adım Mehdiyet'i takip eden bir dergidir. O devirde en zor anlarda, Mehdiyet'in her aşamasını anlatmıştır Fethullah Hoca.
ALTUĞ BERKER:"Nisan yağmurları barajları doldurdu" diyor haberde. Tam Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği gibi. Lulin kuyruklu yıldızından önce kuraklık oldu, kuyruklu yıldızdan sonra da yağışlardan şikayet edilecek derecede fazla yağmur oldu. O şekilde tecelli ediyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Mehdiyet'in bereketiyle inşaAllah. Yoksa “küresel ısınma başladı demişlerdi, dünya kuraklığa gidiyor, mahvoldu dünya” diyorlardı. Mehdiyet'in bereketi her yeri sardı elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER:"Rusya ile vizesiz dönem başladı." MaşaAllah, sizin dört sene önce söylediğiniz, kimsenin tahayyül edemeyeceği bir şey gerçekleşti. MaşaAllah, 60 ülke ile vizelerimiz kalktı. “Rusya'nın da Türk İslam Birliği'nde olacağını” ifade etmiştiniz, onunla da vizelerimiz kalktı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu Türk İslam Birliği'nin imzası. Rusya'ya hayırlı uğurlu olsun. Rusları seviyoruz, Rus devletini seviyoruz, milletini seviyoruz. Allah Kıyamet'e kadar baki etsin, inşaAllah hepsi Müslüman olurlar. Bediüzzaman'ın öyle bir müjdesi var; “Rusya komünizme gitti, komünist oldular” diyor. “Yeniden dönüp Hıristiyan olamazlar artık, olsa olsa Müslüman olurlar” diyor. İnşaAllah, Rusya boydan boya dev bir İslam Ülkesi olacak inşaAllah. Tabii üniter yapısını koruyacak, milli yapısını koruyacak, Türk İslam Birliği'nin güçlü, güzel bir üyesi olacak Allah'ın izniyle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İman Hakikati resimleri gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne şeker şeyler bunlar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah'a sığınırım, Allah ayette; "Hayvanlarda sizin için ibretler vardır” diyor, her canlıda tam bir simetri, tam bir altın oran hepsinde mükemmel mekanizmalar yaratmış Allah. Ayrıca da estetik, şefkat uyandırıcı sempatiklik muazzam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Azerbaycan'dan kardeşimiz; "Selamun Aleykum Hocam.” Azerbaycan'dan bizim canlarımız, koç yiğitlerimiz Çanakkale'de canlarını verdilerse, onu bir tabelayla tespit etmek istiyorsanız, o konuda inşaAllah aracı oluruz. İnşaAllah. Belgelerini gönderin onu tespit edelim, yeri belliyse. Türkiye'miz, hükümetimiz, devletimiz çok sever böyle şeyleri. İftiharla yazarlar evelAllah.
"Aslan Hocam, Selamun Aleykum" ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. "Ben de bir zamanlar Sızıntı abonesi olmuş, okumuş ancak pek anlayamamıştım ve bırakmıştım. Ne güzel hikmetle açıklıyorsunuz, gaflet uykusu ve hidayeti şimdi daha iyi anladım. Gerçekten Allah'ın lütfu derin. Bir yıldır talebenizim ve sizi aralıksız izliyorum. Faaliyetlerim de burada yetersiz olduğunu anladım, dünkü feveran eden İslamiyeniz vesilesiyle." yani dün açıkladım ya, onları kastediyor herhalde. Kardeşim tabii yani; “Hocam” diyor, “şuraya bir kültür merkezi kuralım” diyorlar, “şuraya büyük bir külliye yapalım, şu kadar metrekare olsun, Fransa'da bir merkez açalım” diyorlar. Yani bilmiyorum, çocuk gibi bir üslup, yani öyle bir imkanımız olsa, benim böyle bir aklı beklemeye ihtiyacım var mı? Yeri göğü birbirine katarım ben, değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Demek ki imkan bu kadar, biz de bu kadar yapabiliyoruz. Vaktimiz imkanımız buna müsait. Olabilecek en uç noktaya kadar imkanlarımızı kullanıyoruz. En uç noktaya kadar, bir insan takatinin en uç noktasına kadar. Diyorum ya; 30 yıldan beri tatile gitmiş bir kişi değilim ben, yarım saatliğine, bir saatliğine bile bir yere gitmem. Bir yere gidiyorsam mutlaka yine amacı vardır. Mesela deniz kenarında bir yere gider, sohbet ederiz ama mutlaka orada da bir proje çalışması vardır, bir faaliyet vardır inşaAllah.
"Selamun Aleykum canım Hocam. Bu ceketin içine giydiğiniz penyeler ve üzerindeki desenler çok dikkatimi çeker oldu canım Hocam" diyor. "Kıyafetiniz çok güzel" diyor. "Tatlı rahiaları ortalığa dağıldı Nisan’ın" diyor, biz Nisan ayındayız ya; "Rahmet yağmuru canım Hocam" diyor; "İnşaAllah nevbahar müjdecimizsiniz" diyor. “Cennet kokusunu yüklenmiş Yusufumuz’sunuz inşaAllah" diyor. MaşaAllah, ne güzel sözler bunlar, ne güzel sözler? MaşaAllah, Hanım kardeşimiz Allah aşığı, çok güzel bir üslup kullanmış maşaAllah.
"İsmim İsmail, İstanbul'dan. Selamun Aleykum, mübarek Adnan Hocam. Menzil'de Muhammed Raşit Hazretleri zamanında, çok muhabbet aşk ve sevgi vardı, şimdi Menzil'de aynı durum yok. Bunun sebebi nedir? Ve şu an Menzil'in başında olan Abdülbaki Hazretleri, Muhammed Raşid Hazretleri’nden icazetli midir?" Mürşid-i kamil midir? inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s) Efendimiz biat verene kadar Muhammed Raşit Hazretleri zamanındaki gibi, muhabbet almamız için hangi mürşid-i kamile bağlanmamızı istersiniz? Yanlış bilmiyorsam, Şeyh Nazım Kıbrıs-i Hazretleri; ‘İstanbul’da deprem olacağını’ söylüyor. ‘Hz. Mehdi (a.s) Efendimizin İstanbul’da olduğunu ve İstanbul’da deprem olmayacağını’ söylemiştiniz. Bu konuda aydınlatırsanız bizleri seviniriz. Allah razı olsun, saygılarımla.” Beni Şeyhimle karşı karşıya, haşa, neuzübillah ne biçim bir üslup bu. Benim canım Şeyhim ne diyorsa, o öyledir. Deprem diyorsa belki manevi depremden bahsediyordur. Belki imani, Kurani büyük bir inkişaf olacak, ondan bahsediyor da olabilir. Şeyhim ne dediyse o, orada bir hikmet vardır, ledüni bir açıklama vardır. Nitekim dedikleri de doğru çıkıyor. “Kıbrıs’ta deprem olacak” dedi, oldu. “Bütün İslam aleminde ayaklanma olacak, huruç olacak” dedi, oldu. “İstanbul’da da deprem olacak” diyor, manevi deprem de olabilir. Çünkü hadislerde var, “İstanbul üç defa sarsılır, münafıklarını atar” diyor, “ne kadar münafık varsa, atar” diyor. Bir manevi depremden de bahsediyor, inşaAllah. Şeyhim ne diyorsa, o. Muhammed Raşit Erol Hazretleri, tabii o devir çok heyecanlı, çok bereketli, çok şahaneydi. Ortaköy’de, ben bilirim, otobüsler kalkardı. Hapçısı, eroinmanı, alkoliği, herkes giderdi. Mümin, muttaki, tertemiz olarak dönerlerdi, herkes bilir. Sürekli keramet gösterirdi mübarek, yağmur gibi keramet gösterirdi. Gidenlerin ağzı, dili tutuluyordu. İlla ki bir kerametini gören oluyordu, kerametini görmeden dönen olmuyordu. Ama dedi mübarek 1980’de; “Genç bir delikanlı olarak Hz. Mehdi (a.s) vazifede” dedi. “Öyle olunca bütün himmet, hidayet şu an onda, onda toplandı. Dolayısıyla biz, çoluk çocuk nasıl avutulursa, öyle avutuyoruz. Dolayısıyla ne benden sonrakilerden, ne de onlardan pek bir şey beklemeyin, gidip, arayıp bulun Hz. Mehdi (a.s)’ı, ondan gerçek hidayeti bulursunuz” dedi. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız o zaman, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin neredeyse sağ kolu konumundaydı. En sevdiği halifelerinden, en sevdiği vekillerindendi, onun bizzat kendi ifadesi, anlatımı, onu bir dinleyelim.
VTR-Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Yalnız Hocamız daha sonra tashihatta bulundu; 1980 dedi, değil mi? 1980 yılında, hangi ayda dedi?
ALTUĞ BERKER:Ağustos.
ADNAN OKTAR:Ağustos ayında, onu yeniden, herhalde Hocamız yurt dışında, bir daha videoya alırız, o şekilde yayınlarız. Ara mı veriyoruz?
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra programımıza tekrardan devam edeceğiz.
SUNUCU:Programımıza tekrar devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Mavi balina ile ilgili resimlerle birlikte, biraz anlatmak istiyordum Hocam. Mavi balina, yaklaşık 30 metre uzunluğunda ve 200 ton ağırlığında okyanusun en büyük hayvanı.
ADNAN OKTAR:Bakın yine Fethullah Hocamız’ın, Mehdiyet’le ilgili bir yazısı: “Bülbül gül derdiyle inleyen bir kuştur. Gece demez, gündüz demez daima ah-uzar edip, inler.” Yani sürekli İslam’ı anlatır, gece, gündüz İslam’ı tebliğ eder. Hz. Mehdi (a.s)’ı kastediyor. “Gecede öten bülbül ne talihsizdir. Seherde öten ise goncanın açılma vakti uykuya dalar. O da bir bakıma talihsizdir. Bu barı hun kuşun ateş-i suzi düşer diline ve onu ömür boyu figan ettirir” ‘Sürekli bu tebliği yapar, bunu anlatır.’ “Bazen ümitsiz bir fecirde” yani İslam’ın güneşinin doğmasına yakın fecir vakti ama ümitsiz insanlar, yeis içindeler. “O goncaya sihirli neşideleri söyler.” Yani o açmamış güle, o güzel sözleri, o güzel tebliği anlatır. “Fakat fecr-i kazipten sonra, fecr-i sadıkın ilk ışıkları gülde ışımaya başlayınca” Bu Mehdiyet ile ilgili Bediüzzaman’ın açık, aleni konuşmasından alıntı yani Hz. Mehdi (a.s) konusunda Risale-i Nur’da geçen “Fecr-i kazibten sonra fecr-i sadık çıkar. 30- 40 sene sonra, yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. Fecr-i kazib ve fecr-i sadık sözü geçen yer; doğrudan Mehdiyet’ten bahseden yer, olduğu gibi almış oraya Fethullah Hocamız. “Fakat fecr-i kazipten sonra, fecr-i sadıkın” Hz. Mehdi (a.s)’ın “ilk ışıkları gülde ışımaya başlayınca, gülde şafak olur.” ‘Gül açılmaya başlar, ışık vermeye başlar’ diyor. “Artık bülbülün figanesi terennüme döner ve inleyişleri nağme-saz bir şarkıya döner.” Yani ‘artık coşkuyla anlatmaya başlar’ diyor. “Ah birde insanlık semasının zalâm zalâm karanlığında ney gibi inleyen bülbüllerin ah-u eninlerine kulak verilebilse” ‘keşke onları duyabilip, anlayabilseler’ diyor. “O her bir terennümünde ciğerinden kopan bir parçayı, alevden bir çerağ gibi insanlığa takdim etmektedir.” Bak; “O, her bir terennümünde ciğerinden kopan bir parçayı alevden bir çerağ gibi insanlığa takdim etmektedir” Bakın, “O, her bir terennümünde ciğerinden kopan bir parçayı” yani ‘içinden gelen samimi anlatımları, ilhamla anlattıklarını’ “alevden bir çerağ gibi” yani Nur Suresi’nde geçiyor ya “Alevden bir çerağ gibi” diyor. “çerağ gibi insanlığa takdim etmektedir.” Bütün insanlığa anlatmaktadır. “Ama ah bir anlaşılabilse” ‘onun Hz. Mehdi (a.s) olduğu bir bilinse, anlattıklarının doğru olduğunu bir kavrayabilseler’ diyor. “Haristana düşmüş bir bülbülün sinesindeki acıları kim hissedebilir?” ‘Onun çektiği acıları kim hissedebilir?’ diyor. “Elbette onun gibi acı çeken ruhunda bu eninleri taşıyan anlar onun derdinden.” Yani ‘aynı çileyi çekenler, onun derdinden anlar’ diyor. ‘Yoksa yüzeysel bakan, sathi bakan onun durumunu anlayamaz’ diyor. “Lakin yağmur yüklü bulutlar onun derdine aşinadır.” Yağmur yüklü bulutlar; yani İslam’ın her an zuhur etmesine hazır topluluklar, inşaAllah. “Zira onun ah-u zarı bulut bulut gökte kümeleşmiştir.” Yani ‘onun duaları, onun istekleri, İttihad-ı İslam’ın oluşması için bütün İslam alemi yağmur dolu bulut gibi hazır hale gelmiştir, kümeleşmiştir. Yağmur yağmak üzere’ diyor, inşaAllah. “Ve bir baran ile güller sulanır ve bülbülün yıllarca yandığı özlem ateşine su serper bu rahmet yağmuru.” ‘Muazzam yağmurlar yağmaya başlar’ diyor ki ahir zamanda zaten yağmurların yoğunlaşmasına da işaret etmiş ediyor, Fethullah Hocamız’ın bir kerametidir bu. Hz. Mehdi (a.s)’ın bir özelliğidir; onun zamanında bol yağmur yağması. Tabii bir manevi yağmur, iman yağmurunu kastediyor aynı zamanda. “Zira bu su ile güller açacak” İslam’ın gülleri açacak. “Dikenlerden güller, goncalar tebessüm edecek.” Yani Darwinistlerden, materyalistlerden, ateistlerden “güller, goncalar tebessüm edecek” yani ‘onlar imana gelecekler, güle ve goncaya dönüşecekler. ‘Diken kalmayacak, diken yerine gül ve goncaya dönüşecekler, İslam yayılmaya başlayacak’ diyor. “Haristan, gülistana dönüşecek.” ‘Yani bataktan, gülistana dönüş olacak’ diyor. ‘Mahvolmuş, bataklık bir ortamdan gülistana, güllük, güzellik bir bahçeye dönüşecek’ diyor. “Velhasıl bunca kıştan sonra,esti nesimi nevbahar açıldı güller subh-dem, açsın bizim de gönlümüz saki meded sun câm-ı Cem.” Nefi’den bir parça vermiş. “Dediği gibi şairin küre-i arz, gül devri gelecek” Gül devri işte Mehdiyet devri, asr-ı saadet devri gibi olan, gül devri denen o. Peygamberimiz (s.a.v.)’e, ‘gül Peygamber’ diyoruz, değil mi? ‘Gülümüz Peygamber (s.a.v.)’ diyoruz. “Gül devri” yani ‘aynı asr-ı saadet devri gibi olacak’ diyor. “Ve sûzişi bir nameye inkilab edecek bütün figaneler.” ‘Muhteşem bir güzellik oluşacak’ diyor, inşaAllah. Onu da ‘bülbülün figanesi’ diye demiş. “Şimdiye kadar birkaç defa senin türkünü söyleyenler oldu” Yani ‘defalarca Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, Hz. Mehdi (a.s) çıkacak diyenler oldu’ diyor. Daha önce de söylenmişti ya Hz. Mehdi (a.s) çıkacak diye. “Biliyorum, bir kerede ben mızrabımı senin için vurmak istedim.” ‘Senin için anlatmak istedim’ diyor, Allah rızası için. “Önünde uyanan şafak aydınlığında” yani fecr-i sadıkın doğuşunda, İttihad-ı İslam’ın oluşunda “sana ettiklerimizi görür anlarsan” hapsedilecek, çile çekecek, azap çekecek “Yaratan aşkına bizi bağışla yavrucuk” diyor. Hz. Yusuf (a.s)’a da kardeşleri çok eziyet etmişti, Hz. Yusuf (a.s) bağışlıyor, ‘sen de bizi bağışla’ diyor, Hz. Mehdi (a.s)’a. ‘Sana çok eziyet edeceğiz, çok eziyet çekeceksin’ diyor, inşaAllah. Tabii bu aynı zamanda Hızıri bir anlatım, o anlatım. “Bin bir ümit tomurcuğu tebessüm etti ve bin bir tohumun” bin bir tohum dediği, Bediüzzaman diyor ya; “tohumlar sünbüllenecek” onu kast ediyor. “Toprağın altında, kara düşecek cemreyi beklediği şu günlerde” kara düşecek cemre; Hz. Mehdi (a.s). “Ondan sonra uyanma olacak” diyor Bediüzzaman. “Ümitten mahrum gönüllere” yani yeis ve ümitsizlik içinde olan gönüllere “Allah’tan ümit dileklerimizle” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mavi balinalar çok büyük canlılar. 200 ton ve 30 metre boyunda. Onun küçük bir görüntüsü de vardı, onu da göstereyim, inşaAllah. Orada söylediği gibi, gerçekten çok büyük bir canlı; 200 ton yani yaklaşık 40 tane fil ağırlığında bir mavi balina ve 30 metre boyunda bir uzay mekiği kadar hemen hemen boyutu, maşaAllah. Dili 2.5 ton ağırlığında yani bir fil ağırlığında. Kalbi de yaklaşık 600 kilo yani bir mini Cooper araba kadar var kalbi. Kuyruğu da küçük bir uçağın kanatları kadar geniş, maşaAllah. Mavi balina günde, 40 milyon tane karides yiyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Afiyet şeker olsun. Bütün deniz onun lokantası olmuş. Lokantaya gitmeye de gerek yok, lokanta ayağına gelmiş. Banyo yapma sorunu da yok, akşama kadar banyoda. Uyuma sorunu da yok, zaten en has delikanlı gelse ona kabadayılık yapamaz zaten, değil mi? Sadece hazret sularda jimnastik yapıyor, o kadar.
Helal olsun Ragıp’a, güzel bir düzeltme metni göndermiş, anlatmış, şimdi oldu, inşaAllah. Çünkü Allah esirgesin, böyle fitne var, Fethullah Hocamız’ın adına ortaya çıkan tipler Mehdiyet’i, ahir zamanı, bakın Sızıntı Dergisi’nin ilk yıllarında Fethullah Hocamız’ın talebelerindeki ruhu, heyecanı görüyor musunuz? Sabahtan akşama kadar dillerinde Hz. Mehdi (a.s) var, İttihad-ı İslam var. Muazzam bir dava heyecanı, ilk tohumlar o zaman atıldı. Yani Fethullah Hocamız’ın cemaatinin heyecanını, coşkun sevgisini, o deli aşık ruhunu o zaman aldılar. Sonradan bunu bambaşka bir şekle çevirmeye, yeni bir mühendislik yapmaya kurmaya kalkıyorlar. Onun için ona gidecek yollara karşı çok uyanık olmak lazım. Şaşar beşer Faruk Beşer gibi bunlara karşı çok uyanık olmak lazım. O eski ruhu, eski samimiyeti, ihlası daha da geliştirerek devam edilmesi gerekiyor. Öbür türlü modernist gibi şeyler, felaket getirir, Allah esirgesin.
Sinan; “78, 79 yıllarında Fethullah Hoca Efendi’nin sohbet kasetlerinin birçoğunu dinlemiştim. Birkaç yerde cemaatine şöyle söylüyordu; ‘Ben size anlatıyorum, buna layık da değilim fakat bu işin, asıl sahibi gelene kadar, beni dinlemek zorundasınız’” yani Hz. Mehdi (a.s) gelinceye kadar. “ ‘Ben de onu bekliyorum. Önünde diz çöküp, kalbimi ona açıp, terennümlerimi izale etmesi için ona sorular sormayı ben de arzuluyorum.’ Hocam bunları dinlemiştim ama şimdi kasetlerden tarayıp bulmak gerekiyor. Emrederseniz” Emrederseniz olmaz, isterseniz araştırırım diyeceksin. Çünkü imani bir konuda emretmek olmaz. Adama namaz kıl, diyorsun, “emredersiniz” diyor, olur mu? Allah’ın emri o. İnşaAllah, diyeceksin, değil mi? Oruç tut deyince emredersiniz olmaz. Şahsi emirlerde emredersiniz olur, inşaAllah. Fethullah Hocamız’ın, Mehdiyet ile ilgili kasetleri olursa, bulunduran kardeşlerimiz bana mutlaka getirsinler. Eğer bir masrafı da varsa tabii onu mutlaka karşılarım, her ne olursa olsun masrafını karşılarım. 78- 79 yıllarına ait Fethullah Hocamız’ın, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili konuşmalarına ait kasetler çok değerli. Biz o zamanlar hepsini alıyorduk, dinliyorduk. Ben zannettim onları muhafaza edecekler, adamlar sonra, bir kısmı, kaybettiler onları yani özellikle kaybettiler, özellikle tahrip ettiler. Kim yapar bunu? Bu, çok samimiyetsiz bir hareket. Halbuki ilk yıllarının kasetlerinin hepsinin muhafaza edilmesi gerekiyordu. Farz edelim, mahsurlu bir yer varsa onu çıkarırsın, ayrı mesele ama hepsini birden yok etmenin anlamı ne, manası ne? Gayet güzel sorular soruluyordu Fethullah Hocamız’a, çok mükemmel cevaplar veriyordu. Her konuda cevapları vardı. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili de çok sorular soruyorlardı, çok güzel cevapları vardı, o kasetler yok, ama kardeşlerimizin arşivinde, sevenlerinin arşivinde illa ki kalmıştır. Kalanların bir kopyasını mutlaka bana getirsinler, masrafını tam anlamıyla karşılayacağım, inşaAllah. Çünkü getir, götür falan bunlar hep masraftır, bunlar zor olabilir. Daha doğrusu çok önemli, elinde hatta ezberinde olan bile bildirsin, ama kaset olan çok hayati, çok önemli mutlaka getirsinler, inşaAllah.
“Sayın Hocam, sizi kulaklarımı dört açarak dinliyorum. Kurduğunuz tek cümleyi bile kaçırmak istemiyorum. Sayın Hocam, A9 kanalımızın tüm platformlarda yer almasını, siz de çok önemli görüyorsunuz. İnternetten televizyon izlemeye yarayan ‘TV Bu’ platformunda A9 televizyonunun da olması bence çok faydalı olacaktır. Saygılar Sayın Hocam.” Cizre’den Ersin Kara. TV Bu’da yok mu?
ALTUĞ BERKER:Olacak Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Olacak ama onların bazı şartları var. Biz onların hepsine bir girişimde bulunduk, mümkün olanların tamamına girişimde bulunduk. Kardeşlerimizin gönlü rahat olsun ama hepsinin bir zemini var, sırası var.
ALTUĞ BERKER:Almanya’dan bir seveninizin çocukları size Selam ve sevgilerini iletmişler. Resimleri var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu ne şeker şey, bu ne şeker, maşaAllah. Bak, bak ekip ikisi de birbirinden sevimli. Keyifleri de yerinde, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir de bir film gelmiş.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Tam ekip, acayip sevimliler. Keyifleri de yerinde, maşaAllah. Allah sağlık, uzun ömür, hidayet versin, çok tatlılar.
“Esselamun Aleykum canım Muhammed Adnan Hocam. Hocam tüm dünyayı inletiyorsunuz ilmi çalışmalarınızla. Hocam, dün bacılarımız konferans veriyorlardı Azerbaycan’da.” Helal olsun, Allah razı olsun. Filmleri geldi. Azerbaycan’ın koç yiğitleri, aslanları, maşaAllah. “Sizin dediğiniz gibi Azerbaycan ayakta, inşaAllah” diyor, evelAllah, gürül gürül. Aliyev’e de buradan selamlarımızı, hürmetlerimizi iletiyoruz. Bütün devlet ricaline Selam ediyoruz. Azerbaycan ile Türkiye’yi Allah’ın izniyle birleştireceğiz. Onlar bizim canımız, parçamız, ruhumuz onlar. “İnşaAllah, 2012’de kardeşimiz Türkiye’ye vizemizi kaldırırız. Çalışmalarımızı daha da iyileştireceğiz Hocam.” Vize, pasaport hepsini kaldıracağız. İran’a da istirham edelim, bize şöyle bir Azerbaycan’a geçiş için bize 30 kilometrelik bir kanal, inşaAllah, genişçe bir şey, çift yol olacak şekilde, inşaAllah. “Azerbaycan ile Türkiye’nin birleşmesi hakkındaki sohbetlerinizi artık duymayanlar duyabilirler. Sözleriniz uyuyanları ne hikmetse uyandırıyor, inşaAllah. Ellerinizden öperim. Talebeniz olmak canı gönülden isteyen Ferzeliyev Murat.” MaşaAllah. Azerbaycan’dan biz istirham ediyoruz, devletimizden de istirham ediyoruz, Azerbaycan’daki devletten de, hükümetten de istirham ediyoruz; biz birleşmek istiyoruz. Allah rızası için vakit kaybetmesinler. Şahane bir şey, o günü bayram günü ilan edeceğiz, Azerbaycan ile birleştiğimiz günü. Hiç beklemeyelim.
“Değerli Hocam, Şeyh Ahmet Yasin, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin kendisine dönüp ‘Sen Hz. Mehdi (a.s)’ı görürsün’ dediğine şahit olan, Muhammed Raşit Erol’un hala hayatta olan oğlu Şeyh Fevzeddin’i gösteriyor.” Yani ‘şahit olarak onun yanında söyledi’ diyor. “Muhtemelen bu sohbet ortamında birçok insan var iken, hatta oğlu da var iken ‘sizler Hz. Mehdi (a.s)’ı görürsünüz’ ya da ‘sizin nesliniz de Hz. Mehdi (a.s)’ı görür’ gibi diğerlerini de kapsayacak bir hitap yapmayıp da, Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri’ne dönüp, sadece ona hitap ederek ‘sen görürsün’ demesi acaba ‘Hz. Mehdi (a.s)’ı gördüğünde, imanın nuruyla sen Hz. Mehdi (a.s)’ı tanırsın’ gibi bir anlam da içeriyor olabilir mi? Demek ki orada olanların hepsi imanın nuruyla Hz. Mehdi (a.s)’ı fark edemeyebilir. Özellikle Şeyh Ahmet Yasin’in, imanın nuruyla Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıyacağına, Muhammet Raşit Erol Hazretleri işaret etmiş olabilir mi?” diyor. Şeyh Fevzeddin Efendi de gönül ehlidir, kalp ehlidir, tabii ki o da değerli bir insan ama Muhammed Raşit Erol Hazretleri bambaşka bir insandı. O zamanlar her gün düğün vardı, her gün bayram vardı, Menzil inliyordu. Misafirperverlik, sevgi, coşku herkese sevgi. Komünisti de bağrına basarlar, her cemaatten insanları gelir, bağırlarına basarlar, herkesi seveler, herkese kardeşim diye muhabbetle karşılarlar, tarikatlara karşı tavır yok o devirde, başka cemaatten olanlara karşı tavır yok, bir soğukluk yok, bir titreklik yok, bir ürkeklik yok, muazzam bir coşku ve muazzam bir muhabbet vardı. Şimdi tabii o günleri tam göremiyoruz. Gidenler var, geliyorlar, anlatıyorlar. O coşku, o heyecan yok, eskisi gibi değil. Nedenini açıklıyor zaten Muhammed Raşit Erol Hazretleri; “görev Hz. Mehdi (a.s)’da, tam hidayet onda” diyor. Ama o mübarekler de ellerinden geldiğince, ocağı devam ettiriyorlar, gayret ediyorlar, ama inşaAllah şevkleri daha artar, aynı o günlere dönerler, inşaAllah. Mehdiyet’in gölgesine inşaAllah girerler. Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin müjdelediği Hz. Mehdi (a.s)’ı inşaAllah bulurlar, inşaAllah onu bağırlarına basarlar. Hz. Mehdi (a.s)’a karşı lakayıt ve ilgisiz inşaAllah, kalmazlar. Böyle büyük bir fitnenin ve belanın içine, inşaAllah, düşmezler, çünkü Muhammed Raşit Erol Hazretleri çok büyük bir zattı, o devirde, kutubtu. Onun sözüne itibar etmemek, ona karşı bir tavır olmuş olur. “Hz. Mehdi (a.s) çıktı” diyorsa, bir başkası çıkıp “Hayır, Hz. Mehdi (a.s) çıkmadı” diyorsa, bu bir anormal durum olmuş olur. O, ona artık bağlı değildir, artık onun mürşidi olamaz. Mürşidine tam tabi olacak şahıs. Uzun uzun anlatıyor, net konuşuyor; “deccal de çıkmıştır, insanların binde 999’u sapıtmıştır, Hz. Mehdi (a.s) çıkıp bu fitneyi izale edecek. Hz. Mehdi (a.s)’da, şu an hayatta” diyor, 1980 yılında. Oğlunun yanında Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin açık hitabı ve kalabalık bir ortamda söylüyor tabii ki bunu, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a hitaben. Ve bir kere de değil, defaatle söylediği bir konu, tek kere söylediği bir şey değil. Bunu da bütün cemaat biliyor. Buna rağmen Hz. Mehdi (a.s)’a karşı kayıtsız kalınırsa, İttihad-ı İslam’a karşı kayıtsız kalınırsa, Allah bereketi de alır, heyecanı da alır, şevki de alır, gayreti de alır. Sönük, bitik bir ortam meydana gelir, kavrulmuş ekin yapraklarına döndürür Allah ortalığı. Onun için Şeyh Fevzeddin Efendi bu gerçeğin farkında olduğu için, o elinden geldiği kadar gayret ediyor, inşaAllah. Allah, Mehdiyet’e tam tabi olmayı o mübarek cemaate ve bizlere, herkese nasip etsin. Hz. Mehdi (a.s) talebesi olmayı ve Hz. Mehdi (a.s)’ı aramayı nasip etsin. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmeyi bizlere ve onlara da nasip etsin. Eğer bir dergahta Mehdiyet’ten bahsedilmiyorsa, deccaliyetten bahsedilmiyorsa orası mahvolmuş demektir, orası battı demektir, Hz. Mehdi (a.s) müjdelenmiyorsa mahvoldu demektir, bahsetmekten korkuluyorsa, orası helak oldu demektir. Ama coşkuyla, Muhammed Raşit Erol Hazretleri gibi, sevinçle “Hz. Mehdi (a.s) hayattadır, Hz. Mehdi (a.s)’a uyun” deniliyorsa, işte o zaman bereketin sebebi odur o devirde. Muazzam muhabbetin, muazzam heyecanın sebebi; Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin, Mehdiyet’in zıll ve gölgesine girmesidir, Mehdiyet’e biat etmesidir. Mehdiyet’e biat ettiği için Allah öyle bereket vermiştir. Mehdiyet’e biat etmediğinde kalben, orayı bir uğursuzluk, bereketsizlik, çölleşme sarar, yüzler abus olur, sevgisizlik sarar, misafirperverlik kalkar, kardeş sevgisi kalkar, cemaatlere karşı hoşgörü kalkar, egoistlik, bencillik, çıkarcılık, nobran bir ruh hakim olur. Şeyh Fevzeddin Efendi’de elinden geldiği kadar, bu tehlikeye karşı mücadele ediyor. İnşaAllah, Mehdiyet’in tam zıll ve gölgesi içerisinde, aşkla şevkle mücadelesine devam eder.
ALTUĞ BERKER:Hocam, bir kitabınızı tanıtmak istiyorum. “Örnek Müslüman Kadın Hz. Meryem.” Kuran’da bahsi geçen ve müminlerin güzel ahlakı üzerinde düşünüp, kendilerine örnek almaları gereken salih müminlerden biri Hz. Meryem. Allah ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Hani melekler: ‘Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı,’ demişti.” Al-i İmran Suresi, 42. ayet. Allah Hz. Meryem’in şahsında ideal Müslüman kadın karakterini tanıtıyor. Siz de ayetlerle çok detaylı bir şekilde, bu eserinizde bunu anlatıyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah. Hepsi birbirinden güzel eserler, maşaAllah.
Kardeşimiz ziyarete gelmiş, fakat görüşememiş. Görüşemeyen kardeşimizi yeniden çağıralım, görüşelim. Berlin’den Almanya’dan gelmiş, Hülya Hanım. Tamam, inşaAllah, istediği zaman gelirse görüşebiliriz, inşaAllah.
“Diyarbakır’dan Yusuf”, hay maşaAllah, Diyarbakır koç yiğit yatağıdır, bütün Türkiye’miz gibi, maşaAllah. “Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Allah’ına kurban olduğum Seyyid Muhammed Adnan Hocam” diyor, maşaAllah. “Can Hocam, bazı nasipsizlere göre 70 yıl, 70 bin yıl demek yani zaman yetmeyebilir. Daha uzaya çıkıp ziyaret edecek astronotlar var aramızda. Türkiye’mizin önderliğinde İttihad-ı İslam olacak, inşaAllah, astronotlar o zaman uçacaklar herhalde.” Cübbeli’ye illet olmuş, üsluptan anlaşılıyor. “Uyanmamıza vesile olan muhterem Hocam, eşimle ellerinizden öperiz.” Allah razı olsun, sağ olun, var olun, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bukalemun resimleri gösteriyorum Hocam. Bukalemunların derilerinde renk maddesi denilen kromotoforlar bulunuyor bukalemunlarda. Bu sayede bilindiğimiz gibi bulunduğu ortama renk uyumu sağlıyorlar ve düşmanlarından korunuyorlar. Sadece renk uyumu değil, çok hızlı bir şekilde, o ortamın desenlerini dahi taklit edebiliyorlar, maşaAllah. Bir de onunla ilgili bir film var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak şimdi sözlüğün rengini almaya başlıyor, acayip şeker. Başka gözlük koyuyor, ondan sonra hemen o gözlüğün rengini almaya başlıyor, hayret bu hayvanın bu özelliğe sahip olması, çok büyük mucize bu. Bak, şimdi de kırmızı olmaya başladı, gözlük kırmızı, maşaAllah.
“Hocam, bu yeni yayına giren A9 Kanalımızı tüm evlerde etkinleştiriyoruz, inşaAllah. Ben şahsen gereken gayreti gösteriyorum. Bugün bir şantiyede inşaat işçilerinin bulunduğu, dört prefabrik evde, televizyonlarına A9 yayını kurdum. İşçiler çok mutlu oldu. Nedenini sorduğumda ‘Duymak ve bilmek istediklerimizi öğretiyorlar’ dediler. Kitap herkes okuyamıyor ama görsel olarak daha iyi faydalandıklarını söylediler. Daha önce de sizin CD’lerinizden ilham almışlar ve ‘bu kanalınızın bitmeyen bir CD olduğunu’ söylediler.” Doğru, maşaAllah, çok güzel benzetmişler. “İnşaAllah, daha da yayılacak Hocam.” Kayhan, helal olsun sana Kayhan. Çok hayati, hizmet yapmak isteyen işte buradan hizmet edebilir. Akıl vermekten ziyade, hizmet çok önemli. Mesela bu ne güzel, işçi kardeşlerimiz, Anadolu’dan gelenler, bunlar çok candır, tertemiz insanlardır. Onlara insanlar, işçi der, şu der, bu der, halbuki onların içinde ne veliler var, ne evliyalar var, ne güzel insanlar var, değil mi? Öbürlerinde, bilmem ne beyin içinde bakıyorsun itler, kopuklar çıkıyor. Onlarda da veliler evliyalar çıkar, oradan da çıkar bozuk adamlar ama her topluluğun iyisi de vardır, kötüsü de vardır. Biz iyilerin artması için gayret edeceğiz, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Canım Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın insanlara rehber olarak gönderdiği Peygamberlerin, gözleri uyur fakat kalpleri uyumazdı.” Evet, maşaAllah. “Çünkü kalbin uyuması, diğer ifade ile şuurun gitmesi bir çeşit gaflet olduğu için, bu beşeri zaaf Peygamberlerde yoktu. Muhterem Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın uykusu nasıldır? Bu konuda biraz ayrıntılı bilgi verebilir misiniz?” Ben, hadislerden elde ettiğim bilgi kadarıyla anlatıyorum ama bu konuyu Hz. Mehdi (a.s)’ı gördüğümüzde kendisine sorarız, inşaAllah, Ben bilemem, inşaAllah.
Zonguldak’tan bir kardeşimiz yazmış. Türk İslam Birliği’nin kurulması için dua ettiğini söylüyor, inşaAllah. Benimle ilgili Berker Ağabeyi’ne sorular sormuş. “Hocamız ne yapar gün içinde? Ne yer, ne içer, neler yapar?” Çok sevimli, maşaAllah. “Selamun Aleykum Adnan Hocam, sizi severek izliyorum. Bir şey dikkatimi çekti; ‘Hz. Mehdi (a.s) şu anda yaşıyor’ dediniz, Hz. İsa (a.s) ile ilgili de kanaatlerinizi söylediniz. Siz Hz. Mehdi (a.s)’ı gördünüz mü?” diyor. Biz ancak hüsn-ü zan edebiliriz, inşaAllah. “Hocam Hollanda’dan İsa Aktaş isimli kardeşimizin, Harun Yahya diye isimli bir çocuğu olmuş. Size selamları var. Dualarınızı bekliyoruz” diyor. Allah mübarek etsin, Allah İslam’a, Kuran’a hadim eylesin Harun Yahya’yı. Uzun ömür versin, sağlıklı, sıhhatli, güzel günler göstersin Allah, inşaAllah. Bütün milletimize de, inşaAllah. “Selamun Aleykum Sayın Adnan Oktar Hocam. Sizin yanınızda Şıh olmak, bir insan için, bir meseledir ancak Altuğ Hocam bunu hak eden bir insandır ve bizler size ulaşabilmek, yanınızda yer alabilmek için kendisine ihtiyacımız olacaktır, inşaAllah. Biz kendisinden razıyız, inşaAllah. Allah razı olsun” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Allah razı olsun Hocam. Estağfirullah Hocam ne haddimize. www.bizimantalya.cominternet sitesinde ve aynı zamanda www.ekosiyaset.cominternet sitesinde Mürsel Namlı ismindeki değerli Ağabeyimiz sizin yazılarınızı ve sizinle ilgili çıkan haberleri, bu sitelerde yayınlatıyor, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Mürsel Namlı Ağabeyimiz namlıdır, ünlü delikanlılardandır, Türkiye’nin en sıkı delikanlılarındandır, ülkücüdür, yaman bir kardeşimizdir. Babası da, ailesi de öyle, hep ülkücüdürler, maşaAllah ve koç yiğittirler. Vatanını, milletini çok seven, halis, muhlis milliyetçi, Atatürkçü, İttihad-ı İslam’ı aşkla, şevkle isteyen, Türk İslam Birliği’nin aşığı, mübarek, muhterem insanlardır, Allah yollarını açık etsin.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Müminun Suresi; 111. Ayet “Bugün Ben”diyor Cenab-ı Allah, “gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim.”Sabretmek çok hayatidir. Şimdi Mehdiyet çok uzun sürecek, daha bayağı bir badirelerden geçeceğiz, sabır gerekiyor. “Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir."Bakın, hem kurtuluş, hem mutluluk, bütün ömür sabırla geçecek, inşaAllah. Cenab-ı Allah “Dedi ki: ‘Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?’ Dediler ki: ‘Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.’” Çok az kaldıkları kanaatindeler, samimi kanaatleri. ‘Bir gün bile olmadı’ diyorlar, ‘Bir günün bir vakti kadar kaldık’ diyorlar, bir ömür kaldıkları halde. Cenab-ı Allah “Dedi ki: ‘Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,’” ‘Çok az zaman kaldınız’ diyor ama buradaki ifade, Cenab-ı Allah’ın ifadesi ayrı “Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz” Allah Katında bir saniye gibi hatta daha kısa, normalde an kalıyor insanlar, an. An ne kadar? Sonsuz kısa zaman kalıyor. Bakın, sonsuz kısa zaman ama onu yaşıyor. Allah ona zaman hissi veriyor, onu uzun bir ömür gibi görüyor. Bütün kainatın ömrü sonsuz kısa zaman içerisinde bitmiştir. Sonsuz kısa zaman, saniyenin trilyonda biri değildir, saniyenin katrilyonda biri de değildir, daha da küçüktür, daha da küçüktür, ne kadar küçüktür biliyor musunuz? Sonsuz küçüktür, sonsuz küçük kısa zamandır, o kadar zaman kadar kalır insan dünyada. Cenab-ı Allah diyor ki; 115. ayet "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı” yani ‘eğlenin diskolarda, orada, burada zıplayın, çek senet kovalayın, dedikodu edin, Facebook’ta onun, bunun lafını, sözünü edin diye yarattığımızı’ “ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" diyor, Allah. Bakın; "sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" Yersin, içerirsin, bağırır, çağırırsın, dalga geçersin, alem edersin, evlenir, çoluk çocuğa karışır, oğlanların okuluyla mektebiyle onlarla ilgilenir, karısıyla kavga eder, emekli olur, emekliliğini tam yaşayacakken bir de bakarsın ki Fazıl efendi, vefat etmiş. Ne diyor Cenab-ı Allah? “sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" diyor, Allah. “Hak melik olan Allah pek Yücedir, O'ndan başka ilah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir. Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa,” Hıristiyanlara hitap ediyor Cenab-ı Allah ayrıca. “Artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Şüphesiz inkar edenler kurtuluşa eremezler. Ve de ki: ‘Rabbim, bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.’"Ben, hayret ediyorum dünyaya, Budistlere de, Hıristiyanlara da, tahrif olmuş dinlere uyanlara, Musevilere de ben hayret ediyorum. Yani Kuran bu kadar net ve açık, sarihken ve açık, alenen Peygamber kelamı olduğu belliyken, Peygamber silsilesinin devamı olduğu da netken ve 1400 seneden beri bilimle çatıştığı hiçbir nokta yok; Kuran, bilimi her yönden tasdik eden konumda, bilimden önde gidiyor ve kendi içinde çok fazla mucizesi olan bir Kitap ve kendi içinde hiçbir çelişkisi yok, her okuyanın kalbini ferahlatıyor. Kuran okuyup da kalbi sıkılan adam var mıdır? Ama İncil okuyup kalbi çok bunalan insan vardır. Abuk sabuk, acayip ifadeler var tahrif olmuş. Tevrat’ta da tahrif olmuş yerler var, açık belli, inkar edilecek gibi değil. Hele Budistlere benim aklım hayalim duruyor, koskoca insanlar put yapıyor, tahtadan yontuyor adamlar, uğraşıyor, karşısına geçip tapıyor, profesör bu adam, tıp profesörü. Bayağı odundan, bahçede yontuyor, put yapıyor, karşısına mum dikiyor gidip tapıyor ona, kendi yaptığı puta. İngiltere’de de var, adamlar kalp cerrahı falan. Ben anlayamıyorum, hayretler içinde kalıyorum. Kuran o kadar net ve sarih bir Kitap ki, vahyi de o kadar netleşmiş ki, hepsi vahiy, tertemiz, hak Kitap. Hiç birinde kalpte sıkıntı duyulmaz, her anlatılan doğru, acaba diyeceğin hiçbir yer yok. Ama Tevrat ile İncil’e baktığımızda, kardeşim, çok fazla tahrif olmuş yer var, açık, görülüyor, alenen tahrif olmuş. Biz saf vahiy istiyoruz, bakın saf vahiy. Saf vahiy Kuran’da var. Adama soruyoruz, bu saf vahiy mi? “Yok duyduklarını aktarıyorlar” diyor. Dört kişi ayrı ayrı aktarıyor, bu nasıl olacak? Onun dediği ona uymuyor, onun dediği ona uymuyor, onun dediği ona uymuyor, öyle hak kitap olur mu, öyle vahiy olur mu? Vahiy bir tane olur ve çok net olur. Kuran’da bir tane vahiy var, çok net, her yeri vahiydir, bütün ayetleri vahiydir. Saf vahiydir, hiçbir ilave yok, ne kelime nokta da çıkış yok ve baştan sona kalp ferahlatıcıdır. İnsan Tevrat okuyor, okuyan insanların kalpleri kararıyor. Biz de yanlış olan yerlerini çıkarttık, doğru olan kısımlarından yaptık, Tevrat’ı hazırladık. Doğru olan yerleri hakikaten nur, kalbe ferahlık getiriyor. Ben gece gündüz okuyorum Tevrat, tahrif olmamış yerleri mükemmel, İncil’in tahrif olmamış yerleri mükemmel, kalp ferahlığı. Yazık günah değil mi öbür kısımlarla milletin kalbini karartıyorsunuz, yakıyorsunuz, acı çektiriyorsunuz, ne gerek kardeşim? Tahrif olan kısımları belirtin, hak olan kısımları okuyun. Hak olan kısımlarında namaz var, oruç var, zekat var, sevgi var, şefkat var, merhamet var, dostluk var, Allah’ın birliği var, Allah’ı sevmek var, din bu işte, tamam, ne güzel. Bu hükümlerin tamamı, Kuran’da kapsamlı, detaylı, delilleriyle, saf vahye dayalı olarak anlatılıyor. İncil’i oku tamam, hak kısımlarını oku ama Kuran’a tam tabi ol, Kuran’ı tam yaşa, o kısmı da oku. Ben de okuyorum, ben de istifade ediyorum, kalbim ferahlıyor çok hoşuma gidiyor. Tevrat okuyorum, çok şahane, İncil okuyorum, çok şahane ama hak kısımları. Onun için Tevrat okuyanlar, mutlaka bizim hazırladığımız kitaptan okusunlar, İncil okuyanlar bizim kitaplarımızdan okusunlar kalplerine ferahlık gelir, hoşlarına gider. Kuran okuduğunda ayırt edilecek bir yer yok, tamamı saf vahiydir. Kardeşim, vicdan azabı çekiyorsunuz, biliyorsunuz Hak Kitap olduğunu. Ben hangi Hıristiyan’la konuştuysam şu ana kadar, hep vicdan azabı çekiyorlar, Kuran’ın Hak Kitap olduğunu anlıyorlar. Desene la ilahe illAllah Muhammeden Resulullah. Asılacak mısın, ne olur? Asılsan ne olur, ne korkuyorsun? “Anam, babam ne der?” Ne derse desin. Tapınak şövalyeleri, arkadaşlar buraya geldiler, o camide konuşuyorlarmış, kendi aralarında, “Ailelerimiz ne der?” diyorlar. Desin, ne diyecek? Allah birdir demek suç mu? Muhammed Resulullah demek suç mu? Ne güzel, doğruyu söylüyorsun, Peygamberler silsilesinin devamını söylüyorsun, çekinecek ne var bunda? Hayır, niye ailene hesap vermek mecburiyetindesin ayrıca? Senin Müslüman olduğunu, nereden anlayacak? Gizle, madem çekiniyorsun, değil mi? Fitneden çekiniyorsan gizlersin, gizli kıl namazını. Müslüman genç kızlar var, ailesinden gizli namaz kılıyorlar, gizlice ibadet ediyorlar. Ben bilirim çok fazla, delikanlılardan da var öyle, gizlice. Babasının haberi bile olmuyor, gizlice banyoda abdestini alıyor, gizlice odasında namazını kılıyor.
Mahir ve Yasemin Bölükbaşı, Fransa’dan beni görmeye gelmişler fakat görememişler. Nasıl oluyor bu? Erken mi çıktılar acaba?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, onların belki bilet saatleri daha önceden bellidir, sizin uygun olmadığınız saate denk geliyordur.
ADNAN OKTAR:Ben her vakitte olamam, gece 2’de benim vaktim oluyor. Gece 2’de de gelemiyorsanız, ben nasıl görüşeyim o zaman, çok zor olur, inşaAllah. Gündüz benim çok işlerim oluyor, çok yoğun oluyorum, inşaAllah. Çünkü Selamun Aleykum deyip gitmek de olmuyor, biraz nezaketen konuşmak gerekiyor, vakit ayırmak gerekiyor, olmaz.
Esvet de aynı, “Israr ve şikayet” diyor. Esvet siz de, tamam, kardeşlerimin hepsi gelsinler, gece 2’de gelin. Gece 2 ile 3 arasında ben o zaman olabilirim, görüşebilirim. Bekleyin, müsait burası yukarda salon var, orada bekleyin görüşelim ama gündüz görüşelim derseniz o olmaz, inşaAllah.
Fethullah Gülen Efendi’nin sohbet ve vaaz külliyatı “Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Pek muhterem Seyyid’im, aradığınız külliyat ile ilgili bir haber buldum, umarım faydalı olur sizin için. Orijinal haberlerden alıntı şöyle; ‘Gülen Hocamız’ın belki de ilke imza atarak 22 Ekim 1976 ile 5 Eylül 1980 yılları arasında Bornova’da 150 hafta olarak gerçekleştirdiği, ‘Sorular ve Çıkış Yolları’ serisinde, ikinci setin önemli parçalarından, bu seride Gülen Hocamız’ın vaazlarında, kağıtlara yazılarak bir kutuya atılan soruları irticalen yanıtlıyor. Üstelik vaazlarda dini sorun yanında edebiyat, tarih, felsefe, coğrafya, tıp, hukuk gibi bir çok farklı branşlarda sorular ve bunların cevapları bulunuyor.” Haberlerin tamamı, bir internet sitesi vermiş. Allahualem Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili kısımları koymazlar, yoktur onlar. Onlar Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili, deccal ile ilgili kısımları çıkartmışlardır ama hukuk, coğrafya, felsefe o tip konuları yaparlar. Ben Mehdiyet ile ilgili kısımları diyorum. Onları özenle çıkarttılar, onların hiç birini ortada bulamıyoruz, kasetleri de bulamıyoruz. Allah’a şükür ki Sızıntı’da kapalı üsluplu olan kısımlar kalmış, onlar var. “Sen Yusuf musun?” kitabı var, onlar var, fakat o devrin küçük kasetleri vardı. Eğer onları muhafaza edebilen varsa, bulan varsa o çok kıymetli, onlar çok önemli. Orada kendi sesindendi. Bunlar, hep elden geçmiş, süzülmüş yazılar, konuşmalar. Hz. Mehdi (a.s)’ı gördüğünde çıkart, Hz. Mehdi (a.s)’ı gördüğünde çıkart; o yöntemler. Hz. Mehdi (a.s)’ın sakalından, tipinden hepsinden bahsediyordu Fethullah Hocamız zamanında. Yapacağı faaliyetten, Fethullah Hocamız’ın cemaatinin, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlayan bir cemaat olduğundan, hepsinden bahsediyordu, onları bulmak lazım.
SUNUCU: 00.30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tvsitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren A9 Tv, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. Kuran’dan bir ayet okuyayım. Zümer Suresi, 45. ayet “Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.”Yani boş konuşmalar olduğunda, rahatlarlar ama Allah’tan, kitaptan, Kuran’dan bahsedildin mi adamları afakanlar basıyor, birçok insan bilir, hemen çıkarlar oradan. Allah buna işaret etmiş, şeytandan Allah’a sığınırım; “ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır.” diyor.
Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...