SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo ve Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Bugün Suriye ile ilgili çok haber vardı Hocam, hala baskıcı sistemin devam ettiğine dair. Suriye’de tanklar yürümüş. Esad için “yanlış yapıyor” diyorlar. Kardeşe yine silah zoru kullanıyormuş ve Türkiye’den yardım istemiş Suriye Başbakanı. “Reformları hayata geçirmek için Türkiye’den yardım istiyoruz” demiş Büyükelçimize.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne reformu? Komünist partisi iktidardayken reform diye bir şey olur mu? BAAS; bir kere BAAS’ın iktidardan çekilmesi lazım. Normal, makul bir iktidarın kurulması lazım; hükümet sosyalist, komünist, dolayısıyla eski rejimin devamı, Hafız Esad’ın rejiminin biraz daha azaltılmışı. Hükümeti değiştirmeleri lazım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Keskin nişancılar ile ilgili bir haber vardı Hocam. Suriye’de keskin nişancılar göstericileri hedef alıyormuş görüntüsü var Hocam eğer uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR: Evet, bakalım.
VTR: Suriye’de keskin nişancıların halkı hedef alması görüntüleri.
ADNAN OKTAR: Şimdi o kısımlar ayrı, onların asıl görünmeyen yönlerde yaptıkları müthiş zulümler var. İslam ahlakının, İslam sevgisinin, İslam’ın kardeşlik anlayışının dünyaya hakim olması gerekiyor. Bu olmadığında bu acılar dinmez, devam eder. Şefkat, merhametin hakim olması için İslam ahlakının hakim olması lazım, İttihad-ı İslam’ın oluşması gerekiyor. Başka hükümet de gelse yine rahat edemezler, aynı şey olur. Libya’da da durum sakinleşmez, hiçbir yerde durum sakinleşmez, durulmaz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in açık hadisi var. “Hz. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar hiçbir yerde olaylar durulmayacak” diyor. İstedikleri kadar uğraşsınlar, ne yapılırsa yapılsın, durulma olmaz. “Tespih tanesi gibi, ard arda dizilmiş boncuklar gibi olaylar sürekli devam edecek” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Üstad Hazretleri de, “o feveran sonunda Hz. Mehdi (a.s.) başına geçecek ve doğru yola sevk edecek” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, 2012’de daha da şiddetlenecek, göreceksiniz. 2013’te daha da şiddetlenecek, insanlara içgüdüsel olarak Allah kalplerine ilham ediyor, İttihad-ı İslam’ı istiyorlar veyahut şu an içgüdüsel olarak istiyorlar. Bir süre sonra alenen isteyecekler. Bütün insanlık sevgiden, barıştan, huzurdan, kardeşlikten hoşlanır. Kavgadan, gerilimden insanlar hoşlanmazlar. Bakın orada keskin nişancıları gösteriyor, sıkılmış onlardan, tedirgin olmuş, rahatsız. İnsanlar kandan rahatsız. İnsan öldürmekten rahatsız, yaralanmalardan rahatsız, sevgisizlikten rahatsız, zulüm, baskı ve ceberruttan rahatsız, bunları istemiyor insanlar. İnsanlar cennet gibi bir ortam istiyorlar, Mehdiyet bunu sağlayacaktır, konu bu, inşaAllah.
Şimdi biraz Cübbeli Hazretleri’nden dinleyelim. Astronot ahir zamanı anlatsın, Mehdiyet’i anlatsın. En istemediği konuyu ona anlattırmaya devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR: Cübbeli, ahir zamanın Büyük Mehdi’sinin Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde tarif ettiği, özel bir zat olacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bakın, “Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekleyen cemaat olmak çok önemlidir” diyor, kendi cemaatini Hz. Mehdi (a.s.)’ı beklemeyen cemaat haline getirmek için gece gündüz uğraşıyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın aşkı ile toplandık” diyor, “670 sene sonra gelecek” diyor. Madem sende böyle aşk var; her devirde insanlar hep Hz. Mehdi (a.s.)’ı beklemişler, Hz. Mehdi (a.s.)’ın beklenmediği hiçbir yüzyıl olmamış. İlk defa bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.)’ı beklemiyorlar, ilk defa. 1400 seneden beri her yüzyıl beklenmiştir Hz. Mehdi (a.s.). Museviler de 3000 yıldan beri beklerler Hz. Mehdi (a.s.)’ı, 3000 yıldan beri, her yüzyıl beklerler çıktı çıkacak diye. İlk defa bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.) çıkmayacak diye fetva verdi hazret, astronot. “670 yıl var” diyor, hatta “700 yıl var” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanımadan ölmek noksanlıktır” diyor. Sen tanıtmamak için elinden gelen her şeyi yapıyordun, ama bak ben senin hazırladığın tuzağı, senin başına çevirttim ve çok detaylı anlatıyorsun şu an.
ALTUĞ BERKER: 26 Nisan bugün, 25 yıl önce çernobil faciası olmuştu, onunla ilgili resimler gösteriyorum. Ukrayna’daki çernobil nükleer santralinde, dünyanın en büyük nükleer felaketi yaşanmıştı. Reaktörlerden birinde meydana gelen patlamadan sonra, çevreye büyük miktarda radyasyon sızmıştı. Radyasyon kuzey ve orta Avrupa’ya kadar yayılmıştı. Reaktörün 30 kilometre civarı girilmez bölge ilan edildi. Patlamanın meydana geldiği reaktörün beton duvarları sızıntıyı önlemeye yetmedi. Felaketin 25. yıldönümünde, nükleer santral hala radyoaktif madde içeren tehlikeli bir alan. Santralin bulunduğu kent de tamamen terk edilmiş durumda. Patlamanın ardından önce Ukrayna, Rusya, Beyaz Rusya, ardından İskandinavya, İngiltere ve Türkiye dahil Avrupa’nın diğer ülkeleri etki altında kaldı. Rüzgar yön değiştirdikçe radyasyon da yayıldı. Çernobilde ölü sayısı, kanser ve radyasyon bağlantılı hastalıklardan ölenlerle birlikte yaklaşık 4000.
ADNAN OKTAR: Evet, işte duman zuhuru denilen olayın bir bölümü o. Japonya’da olan da duman zuhurunun ikinci bölümü, inşaAllah. Duman zuhuru, ahir zamanda bu devam eden bir olay. Hatta hadiste belirtiliyor, “nezleye benzeyen bir rahatsızlık meydana getirir” diyor ve aynı şekilde bu radyoaktif bulutlar nezleye benzeyen rahatsızlıklar meydana getirdi. Dabbet-ül Arz ayrıdır, duman zuhuru ayrıdır. Hepsi teker teker ahir zamanda zuhur ediyor, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER: “En inançlı ikinci ülke Türkiye” diye bir araştırma yapılmış Hocam. Kanada merkezli dünya çapında bir araştırma şirketi, Reuters Haber Ajansı’nın çalışması ile beraber bir araştırma yapmışlar. Türkiye yüzde 91 ile Allah’a inanma oranı ile dünyada ikinci ülke.
ADNAN OKTAR: Birinci hangi ülkeymiş?
ALTUĞ BERKER: Yüzde 93 ile Endonezya, Allahualem.
ADNAN OKTAR: Endonezya. Hz. Mehdi (a.s.)’ın Türkiye’de olması bu oranın sebebidir, maşaAllah. Mehdiyet’in burada zuhur ediyor olması; Mehdi öncüsü hareketler burada olmuştur, Bediüzzaman’ın başlattığı, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’la sona erecek olan hareketin yeridir istanbul, inşaAllah.
Evet, Cübbeli güzel anlatıyor, yine devam etsin.
VTR: Cübbeli, Ehl-i Sünnet’in tüm kaynaklarında Hz. İsa (a.s.)’ın nuzülünün mütevatir hadislerle sabit olduğunu anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Anlatımı mükemmel, çok şahane. Delillendirmesi de çok iyi. Yürek acısı oluyor ona, yürek acısı. 700 sene falan demesi de bir şeyi değiştirmiyor, çünkü biz de geri kalan delilleri ispat ediyoruz. Sadece anlatmadığı kısım, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda çıkacağını bildiren alametlerini anlatmaması, Hz. İsa (a.s.)’ın inişi ile ilgii alametleri anlatmaması, bir tek bunlara karşı alerjisi var. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu hadislerine alerjisi var. O kısmı da biz anlatıyoruz, dolayısıyla bütün oyununu bozmuş oluyoruz. O bize yüzde 95’lik kısmını hazır etmiş oldu, biz yüzde 5’lik eksik kısmını tamamladık, böylece yüzde 100 olay oluşmuş oldu ve dünya tepesine yıkıldı. En istemediği olay oldu. Çünkü bunu anlatırken gönlü çok rahattı, nasıl olsa Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek, nasıl olsa Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek diye böyle göğsünü gere gere rahat rahat anlatıyordu. Kimse de bunu zaten açıklayamaz, anlatamaz, anlatırsa da aforoz ederim; zaten belirli çevrelerle de iş birliği halinde, onlarla da ittifak halinde. Çünkü kendi aralarında bu tipler anlaşmışlar; şahs-ı maneviciler, bu, başka tipler, 1000 yıl sonra gelecek diyen ekip, bunların hepsi takım zaten. Bakın bir kısmı 1000 yıl sonra gelecek, diyor. Bu, 700 sene sonra gelecek, diyor. Şahs-ı maneviciler için zaten öyle bir şey yok. Bir kısmı da zaten ruh diyor, hiç görünmez diyor ve böylece Hz. Mehdi (a.s.)’ı kendi kafalarınca yok etmiş oluyorlar. Ama hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’a muazzam hizmetler hazırladılar. Mesela şahs-ı maneviciler de hazırladılar, onlar da hazırladı, bunlar da hazırladı, ama yüzde 5’lik kısmını boş bıraktılar. Bediüzzaman o yüzde 5’lik kısmı çok anlatmıştır, diğer kısımlarını anlatmamıştır Bediüzzaman. Bakın dikkat edin, bunların gizlediği, oyun oynadığı kısmı açıklamıştır. Bediüzzaman, zamanını ve şahsını açıklamıştır, en vurucu delillerle, yani inkar edemeyecekleri delillerle. Diyor ki; “ne zaman gelecek biliyor musunuz? Benden 100 yıl sonra.” Hadi kapatın bakalım. “Ne zaman olacak biliyor musunuz? 1400 ile 1500 arasında hepsi bitecek” diyor. Bediüzzaman kaçabilecekleri hiçbir köşe bırakmamış. “En fazla 1506’a kadar” diyor, yani 70 yıllık bir süre var. Hiçbiri inkar edilebilecek gibi değil, net ve açık. Kendileri de böyle cayır cayır anlatıyorlar. Şahs-ı manevi falan diyerek böyle yalpalıyorlar ama mecburen anlatıyorlar, en hayati kısmı açıklıyorlar. Bediüzzaman bunları daha da köşeye sıkıştırmış, diyor ki: “Darwinizm ve materyalizmi yerle bir edecek.” Bediüzzaman Darwin ile ilgili tek kelime söylememiştir, tamamını Hz. Mehdi (a.s.)’a bırakmıştır. Darwin ile ilgili tek kelime ağzına almamıştır. Darwin’in fitne olduğunu çok iyi biliyordu, çok büyük bir bela olduğunu çok iyi biliyordu, fakat özellikle hiç ağzına almamıştır, tamamen Hz. Mehdi (a.s.)’a bırakmıştır. “Ve en mükemmel şekilde yerle bir edecek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın birinci vazifesidir Darwinizm ve materyalizmi yenmek” diyor. Onun için bize öyle bir zemin hazırlamışlar ki, bilseler bunlar hiç anlatmazlardı, Risale-i Nur’a da hiç koymazlardı, Risale-i Nurlar’ı da yakarlardı, hadisleri de yakarlardı. Cübbeli bu konuşmaları hiç yapmazdı, bilse bu kasetleri de yakardı o. Bizim kullanacağımızı ne bilsin? Son anda uyandı, tedbir aldı uyanık, kendi sitelerine internet girişlerini üye kaydı ile alıyor. Eskiden her isteyen girebiliyordu. Baktı ki biz bütün bilgiyi aldık, tamamını aldık, paniğe kapıldı yasakladı. Ama tabii atı alan Üsküdar’ı geçti, çok geç kaldı, hepsini aldık, bütün bilgiyi aldık. Şimdi nereye koyduğunu da unutmuş, konuşmalarının nerelerde olduğunu da bilmiyor, hepsini tek tek topladık. Kendi kafasına göre kurtarabildiği kadarını kurtardı, ama biz hepsini yakaladık, elhamdülillah ve hepsini de yayınlıyoruz. Ve dünyası başına yıkıldı, yani en istemediği şey, çünkü bunu destekleyen çevrelerin de bundan en büyük talepleri budur, yani İttihad-ı İslam’ın olmaması, Türk-İslam Birliği’nin olmaması, durumu, vaziyeti muhafaza, statükoyu muhafaza etmesi, o kadar. Ama Allah ayaklarına doladı, bakın İttihad-ı İslam adım adım ilerliyor, Allah’ın gücüne güç yetiremez. Allah’ın kaderine güç yetiremez, Allah’ın kaderi ilerliyor. Ve bakın hiç ummadığı bir şey oldu, kendisi, bizzat şahsı Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti oldu, kendisi. Mesela Allah müthiş bir harika meydana getirdi. Bu tuzak kuruyorum derken, Allah bunu Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden, önemli alametlerinden biri haline getirdi, bizzat şahsını. Kaderde Allah bunu böyle kilitlemiş, “Allah oyunları bozandır” diyor Allah. “Onlar bir tuzak kurdular, Allah da bir tuzak kurdu. Allah’ın kurduğu tuzak daha çetindir” diyor. Allah’ın kurduğu tuzağa düştü ve baş edemiyor şu an, kontrolü altına alamıyor. Ne yapacağını da şaşırdı, nerelere sığınacağını da şaşırdı. Allah taraftarları hızla bütün dünyada ilerliyor. Hz. Hızır (a.s.) vazifede, Hz. Mehdi (a.s.) vazifede, Hz. İsa Mesih (a.s.) vazifede, inşaAllah.
Evet, ben Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin samimiyetine inanıyorum. Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü için gayret ettiğine de inanıyorum, Türk-İslam Birliği için, İttihad-ı İslam için gayret ettiğine de inanıyorum. Onu yalnızlaştırma diye bir olay olmaz, yani ben açıkça söyleyeyim, Tayyip Erdoğan’ın bilinen bilinmeyen çok büyük seven kitlesi var ve savunanları var. İstedikleri kadar negatif yönleri anlatılsın, ne olursa olsun; mesela benim hiçbir bağlantım yok, görüşmüşlüğüm yok, hiçbir çıkarım da yok, bilakis benim mahkemelerim devam ediyor. Daha geçen gün davam vardı, böyle benim hiçbir çıkarım yok, ama samimiyetine inanıyorum, çünkü demokrasi yönündeki samimiyetine inanıyorum, demokrasi yönündeki. Samimi olarak demokrasiyi savunduğu görülüyor. Türkiye’nin bölünmesine karşı olan bir insan. Türkiye’yi bölmeye kalkan kim varsa Allah onları kahretsin, helak etsin Allah. Türkiye’yi bölecek kim varsa Allah helak etsin. Hidayet versin, tabii hidayetle düzelmelerini isteriz, ama hidayet vermezse, Allah tez zamanda hepsini helak etsin. Türkiye’nin bölünmesi değil, büyümesi esastır. Durağanlık bile biz istemiyoruz, Büyük Türkiye istiyoruz, inşaAllah. İnşaAllah bütün Türk devletleri birleşecek, İslam ülkeleri birleşecek, büyük bir Türk-İslam Birliği oluşacak, inşaAllah. Onun için tabii bizim gözümüz özenle hatalı veya anormal bir şey varsa onu takip ediyor, izliyor, izliyoruz yani. Türkiye’nin bölünmesine yönelik en ufak bir kıpırtıda ben, yani şahsım olarak yeri yerinden oynatırım söyleyeyim. Tabii hukukla, kanunla, ilimle, bilgiyle, sevgiyle; yani bayağı da başarılı olurum onu da söyleyeyim Allah’ın izniyle, Türkiye’yi böldürtmeyiz. Ama demokratik haklar, bilmem başka şeyler; kardeşim demokratik haklar hepimize lazım, sırf Kürt kardeşlerimize, sırf Karadenizli kardeşlerimize, İç Anadolu, öyle bir konu yok ki, bize lazım değil mi, bana lazım değil mi özgürlük? Demokrasi bana lazım değil mi? Herkese lazım. İşte bölgenin sorunu, Kürt sorunu, bilmem ne, öyle bir konu yok, Türkiye sorunu var, ne Kürt sorunu var? Biz her yere demokrasi, özgürlük istiyoruz, konu bu, karmaşık bir şey yok. Ama Türkiye zor bir dönemden geçiyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, alenen ve açıkça savunuluyor, savunanlar var. Bu bir suçtur, inanılır gibi değil. Vicdansızlıktır, inanılır gibi değil. Cinayet örgütü, adam öldürüyorlar adam, katil ordusu. Siz deli misiniz, desteklenir mi? Seni rezil kepaze etmeye çalışıyor, seni aşağılıyor görmüyor musun? Seni küçük düşürüyor. Daha da olmazsa silahla tehdit etmeler, mermi göndermeler. Çakallık yapıyorlar, daha hala adamlar devam ediyorlar, görmüyor musunuz? Adamlar Türkiye’yi bölmeye kararlı. Adam zaten açıkça söylüyor, PKK’yı biz kurduk, diyor daha hala destekliyor. Bakın desteklemeleri, örgütün ne kadar psikopat ve acımasız olduğunu gösteriyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü kim destekler? Bir insanın desteklemesi için deli olması lazım. Demek ki korku belasına destekliyorlar, korku belasına. Demek ki örgüt çok yaman, çok azgın ve çok gözü dönmüş. Demek çok psikopat ki, bu insanları bu kadar korkutmuş, kendini destekletiyor. Onun için aman aman aman, milletçe çok uyanık olalım, bu cinayet örgütünü devlet tamamen temizleyinceye kadar özenle devleti destekleyelim; devlet her zaman desteklenir, hükümeti bu yönü ile destekleyelim. Polisi destekleyelim; özellikle polisi, savcıları, hakimleri özellikle destekleyelim, yardımcı olalım. Her türlü bilgiyi aktarsınlar, bu melanet örgüt temizlensin. Bu örgüt bitti mi, Büyük Türkiye kuruldu demektir. Türkiye’nin büyümesini bu örgüt engelliyordu. Güneydoğu’da petrol çıkmasını engelliyorlar, yeraltı kaynaklarımızın kullanılmasını engelliyorlar, Türkiye’de ağır sanayinin kurulmasını engelliyorlar, her türlü oyunun içerisinde bu örgüt var. Her türlü rezaletin, melanetin içerisinde bu örgüt var, bunların yüzünden gelişemiyoruz. Aydınlarımız, aydın bırakmadılar kardeşim, aydın bırakmadılar. Teker teker hepsini şehit ettiler. Nereye dönsek, mezarla karşılaşıyoruz. Bak adam destekliyor işte, destekliyor ne demek? Feci şekilde korkuyor demektir. Biraz delikanlı olun, Allah’tan korkun, ne korkuyorsunuz it kopuk takımından, çakallardan yani? Ve inanmıyorum, korkmalarına da şaşırıyorum, hayret ediyorum yani.
ALTUĞ BERKER: Duruldu demiştiniz faili meçhullar; 17.000 tane vardı.
ADNAN OKTAR: Yok kardeşim, mesela artık durdu, çok büyük bir şey bu. Yapamıyorlar korkudan. Yok bilmem ne üçgeni, yok bilmem ne dörtgeni, her yerde insanları öldürüyorlardı. Her gün cinayet, her gün betonun altından adamlar çıkıyor. Odalara, sokaklara adamlar ölüleri koymuşlar. Ama ben mevcut mahkemede yargılananları tenzih ediyorum, cezaevinde olan kişileri tenzih ediyorum ben. Ve örgütün asıl beyni, asıl yönetimi dışarıda, benim muhataplığım onlarla, yani benim anlattığım adamlar bunlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Star Gazetesi’nden Mehmet Altan da, CHP’nin iddia edilen Ergenekon sanıklarına sahip çıkan tavrını eleştirmiş. CHP’nin Ergenekon ısrarının, CHP’nin ilerlemesini engellediğini ve bir adımını ileri atarken, diğer bacağına kurşun sıkan adam izlenimi oluşturduğunu söyleyerek, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kendi adını, iddia edilen Ergenekon örgütünün sanıkları ile yan yana koymasının, partinin yenilendiği yönündeki iddiasına kezzap döktüğünü belirtmiş. CHP’nin böyle bir çizgi izlemesinin toplum tarafından garip ve ürkütücü görüldüğünü vurgulayarak, ülkenin menfaatine olan girişimleri desteklemesinin partinin daha lehine olacağını ifade etmiş. Ahmet Altan da Taraf Gazetesi’nde aynı, benzer konuda yazı yazmış.
ADNAN OKTAR: Kardeşim öyle acı bir ortam var ki, devletin o kadar kararlı ve seri hareket etmesi gerekiyor ki ve milletimizin de var gücü ile desteklemesi gerekiyor ki bu melanet çetesi ortadan kalksın. Bakın ben isim isim vermeyeyim ama feci şekilde iddia edilen Ergenekon terör örgütünden korkuyorlar; bir kısım şahıslar, feci şekilde. Allah’tan korkun, ne korkuyorsunuz elin çakalından, itinden, kopuğundan? En fazla şehit olursun, başka ne olur kardeşim? Ben anlayamıyorum yani. Yaralanırsın veyahut şehit olursun. Ne olur yaralansan? Gazi olursun, ne güzel. Ölürsen şehit olursun, ne güzel. Bir de sıkıysa yapsınlar, ayrıca nasıl oluyormuş bir görelim yani, inşaAllah. Bunlar korkak ve aşağılık adamlar, oturup böyle bunları besleyecek bir tavrı kimsenin göstermemesi gerekiyor. Şu insan, bu insan diye kimseyi örnek vermiyorum da, fakat korkana da niye korktuğundan ziyade, onun korkmayacağı sistemi hazırlayalım, yani korkmayacağı desteği verelim, imkanı verelim. Bunu da ancak devlet sağlayabilir, devlet ne yapar? Operasyonları sıklaştırır, mahkemeyi de tam destekler, savcıları tam destekler, cesur adımlar atar, tutuk tavır koymaz, o zaman çok güzel olur. Yalnız ben tabii tutukluk var, durgunluk var demiyorum, şu ana kadar gayret ettiklerini görüyoruz, inşaAllah. Ben, hani ne olur, ne olmaz gibisinden anlatıyorum. Ama tekrar ediyorum, mahkemede yargılanan kişiler benim muhatabım değil şu an, onlar değil. Asıl it, çakal takımı dışarıda, asıl adamlar dışarıda. Onlar hiçbir şekilde benim muhatabım olacak kişiler değil, sözlerimin de muhatabı değiller.
ALTUĞ BERKER: Ergun Babahan da söylediğiniz konuda, iddia edilen Ergenekon terör örgütü ile ilgili yazısını yazmış. Bu örgütün medya ayağının kısman ortaya çıktığını, ancak örgütün güçlü bir medya ve finans ayağı olduğunu söylemiş. Ayrıca “iddia edilen Ergenekon bitti demek için çok erken” demiş.
ADNAN OKTAR: Yani espri gibi bir şey olur herhalde, Ergenekon bitti; eğer birisi öyle bir şey söylüyorsa, milleti atalete sevk ediyor demektir. Polisi atalete sevk edecek, mahkemeleri atalete sevk edecek; böyle şey olmaz, daha yeni başlıyor. Bismillah, daha yeni başlıyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir de Fatih Altaylı ile ilgili bir haber vardı Hocam. Siz zaman zaman din ile ilgili fikir yürüten pek çok kişinin aslında İslam dinini hiç tanımadığını, dinimizle ilgili bilgilerinin de son derece yüzeysel olduğuna dikkat çekiyorsunuz. Ve nitekim; “Polislerin, camiiye saklandığı düşünülen bazı şüphelileri ayırt edebilmek için, camiiden çıkanlara namazın kaç rekat olduğunu sormalarını eleştiren Fatih Altaylı, bir televizyon kanalına bağlanarak şöyle demiş: “Yahu kardeşim sen bu kadar mı cahilsin polis efendi? Her mezhepte farklı kardeşim. Şafiler’de 4, Hanefiler’de 5 rekat” şeklinde bir yorum yapmış. Star Gazetesi de Fatih Altaylı’nın bu sözlerini haber yaparak, kendisinin din konusundaki bilgisizliğine dikkat çekmiş.
ADNAN OKTAR: Hayret, inanılır gibi değil. Halk bunları tanımıyor, bayağı dolu zannediyorlar, böyle bilgili falan. Halbuki böyle bir özelliği yok. Daha önce gariban, matbaacıydı, bizim kitapları basardı, bizlerle haşır neşir olurdu böyle, kitaplarımızı ona arkadaşlar bastırırlardı, bizim çocukların birçoğunu da tanır. Sonra bunun bir radyosu vardı, orada bizim bir arkadaşa böyle çok ağzını bozan konuşmalar yaptı; ağır hakaretlerle falan. Daha sonra bununla aramız bir açıldı, yani böyle bir şey oldu. Bu sonra Aydın Doğan’ın yanına geçti. Bayağı yetenekli olduğu için Aydın Doğan bundaki ışığı görmüş, yanına aldı bunu.
SUNUCU: Programımıza devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Muhammed Sait Altınok, Hz. Hızır (a.s.)’ın kıssasına bak Muhammed. Hz. Hızır (a.s.)’ın kıssasına bak, orada cevabını alacaksın.
ALTUĞ BERKER: Kuala Lumpur’da 50. kitap fuarı gerçekleşti. Sizin kitaplarınız da uluslararası Kuala Lumpur kitap fuarında birçok yayın evinde sergileniyor. 1 milyondan fazla kişi ziyaret ediyor, orada çekilmiş resimleri de var. Kitaplarımız 5 standda geniş bir alanda sergileniyor, maşaAllah Hocam. Yaratılış Atlası ve diğer kitaplar, Malezyalı yayıncımız Saba İslamic Medya tarafından basıldı. Fuar hala devam ediyor; 22 Nisan-1 Mayıs tarihleri arasında. Katılımcılardan çok büyük ilgi görüyor, maşaAllah. 30 Nisan’da kitabın tanıtımı amacıyla yayıncımız tarafından bir basın toplantısı düzenleniyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Koç yiğit bunlar, koç yiğit, elhamdülillah. Bu Yaratılış Atlasları’nın her biri; onun olduğu yerde büyük bir alim var demektir. Darwinizm’i mükemmel anlatan, Marksizim’e, Leninizm’e, Darwinizm’e ağır darbe vuran bir alim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İman hakikati sevimli canlılar gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne şeker şey bu, annesinin yanından alıp sevmek lazım. Bunların arkadaşlıkları çok şeker. Bakın anneleri de çok güzel, kendileri de çok güzel. Böyle güzel kedisi olanlar resimlerini çekip bize göndersinler de yayınlayayım. Güzel kedisi, köpeği, sevimli hayvanı olanlar bana göndersinler, bize gönderin. Bir de bunlara güzel bakıyorlar acayip hoşuma gidiyor, maşaAllah. Hayvanlara güzel bakanları çok takdir ediyorum.
ALTUĞ BERKER: Can Ataklı’nın bugün enteresan bir yazısı vardı Hocam, onu göstermek istiyorum. Biraz Cifir ilmi gibi bir yazı olmuş, maşaAllah. Bugün 2011 yılında ilk kez yaşanacak bazı tarihlere dikkat çekmiş. Şöyle diyor: “Gelelim 2011’in gizemine. Bizler bu yıl pek kolay görülmeyen tarihler yaşayacağız. Örneğin; yılın ilk günü 1.1.11, Ocağın 11 de ilginçti değil mi? 11.1.11 derken Kasım ayına geldiğimizde tarih şöyle oluyor 1.11.11, hemen arkasından 11.11.11 geliyor. Bir sır daha, doğum tarihinizin son iki rakamını alın, buna bu yıl olacağınız yaşınızı ekleyin, herkes için sonuç 111 olacaktır, deneyin” diyor. “Gelelim 2011’de yaşayacağımız ve ancak 823 yılda bir gerçekleşen olaya. Bu yılın Ekim ayında, tam 5 Cumartesi, 5 Pazar ve 5 Pazartesi var. İşte bu durum ancak 823 yılda bir oluyor” demiş.
ADNAN OKTAR: İlginç. Can Ataklı delikanlıdır, arkadaş çevresi olarak severiz, iftarımıza da gelmiştir. Böyle hoş sohbet, samimi bir insan. Tabii kusursuz insan olmaz, ama genelinde dürüst gördüğüm kadarıyla, yani haklıya haklı, yanlışa yanlış, doğruya doğru. Biraz da Berker Hocam’ın stilidir Can Ataklı.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. Yeni Asya’dan Latif Salihoğlu, çernobil ve Fukushima nükleer santrallerinin sebep olduğu felaketin büyüklüğünden bahsederek, nükleer santrallerin dünyanın her yerinde yaygınlaşmasının, bazılarının patlayarak büyük felaketlere sebep olmasının, Kıyamet alametlerinde belirtilen büyük hadiselerden olabileceğini ifade etmiş. Kıyamet alametlerinde duman anlamına gelen duhandan bahsedildiğini yazmış. Bazı alimlerin, bunun dünyanın son zamanlarında her tarafı kaplayan ve toplu ölümlere neden olacak olan zehirli gaz, toz, duman şeklinde yorumladıklarını, dolayısı ile günümüzde dünyanın her yerinde var olan nükleer santrallerinin varlığının, dünyanın son zamanlarında olduğumuza dair bir işaret olabileceğini ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Nihayet kabul etmişler. Bak yıllardan beri anlatıyordum, ilk defa kabul etmişler, bu güzel bir gelişme. Genelde Latif Salihoğlu samimi bir insandır. Şahs-ı manevicidir ama iyi, samimidir. Yeni Asya zaten camia olarak Bediüzzaman’a saygı ile bağlıdır, derin muhabbetle bağlıdır, o yüzden çok seviyorum onları. Tabii her şeyden önce İslam’ı ve Kuran’ı savundukları için, her şeyin başında Allah’ı sevdikleri için, Resulullah (s.a.v.)’i sevdikleri için, Peygamberan’ı sevdikleri için, Kuran’ın bütünündeki güzellikleri kabul ettikleri için seviyorum.
“Selamun Aleykum,” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Duyduğumuz, gördüğümüz, sevdiğimiz, tutku ile bağlandığımız canım Hocam. Dün akşamdan beri huzursuzum, şimdi seni kıskanç seni diyeceksiniz, ama söylemezsem çatlayacağım. Çünkü bazı kardeşlerimiz, mesela Hilal Biricik’ti galiba ‘Hocam cennete size bir sarılacağım, bir daha bırakmayacağım’ diyor. Üstelik daha birebir tanışmamışsınız bile. Yani kardeşlerimiz biraz yavaş olsalar ya,” diyor. Çok şeker. “Biz tanıştığımız halde önce ellerinizden öpüyoruz, sonra gözlerinizden, daha sarılamadık bile. Bu kardeşimiz hemen size sarıldı bile, bir de bırakmıyor” diyor, maşaAllah. Ne sevimli böyle, acayip güzel üslubu.
ALTUĞ BERKER: Hocam yaprak böceğine dair resimler gösteriyorum. İsminden de anlaşılacağı gibi aynen yaprağa benziyor. Hatta birçoğunda yaprakların orta ve kenar kısımlarındaki daha koyu renkli kısımların görüntüsü de bu böcekte mevcut. Yaprak modelinde olduğundan, avcılar onu fark edemiyor ve dokunmuyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, şahane, hayret. Müthiş benziyor yaprağa, maşaAllah, elhamdülillah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği, ahir zamanda çıkıp, Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele edecek olan yobazın Medine’nin en büyük alimi olduğu bildiriliyor” diyor, doğru. Bunun hakkında bilgi istiyor. Bu şahıs deccali arkasına alacaktır, deccaliyeti arkasına alacaktır, yani bütün deccal taraftarları buna destek olacaktır. Zulmü, psikopatlığı, acımasızlığı savunanlar, deccaliyeti savunanlar, Allah’sızlığı, Kitap’sızlığı savunanlar, münafıklar, bütün sahtekar takımı bu azılı münafığı, bu küçük deccali destekleyeceklerdir; gizli ve açık. “Yobazın Medine’nin en büyük alimi olduğu bildiriliyor” diyor, evet. Hangi Medine diye sorulduğunda Peygamberimiz (s.a.v.); “İstanbul” diyor. “Hocam, o zaman bu yobaz ileride kendi cemaatinin de başına geçeceğini ve Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı daha şiddetli bir mücadele edeceği anlaşılıyor. Hocam bu yobaz hakkında biraz daha kapsamlı açıklama yapar mısınız? İstanbul’dan Emin Yüksek.” Bu, mühim deccallerden birisidir aslında, Peygamberimiz (s.a.v.) onu ehemmiyetle belirtmiş. “Mühim olmayan konuları Peygamberimiz (s.a.v.) bildirmez” diyor Bediüzzaman. “Cüz-i hadisatın nazar-ı nübüvette ehemmiyeti yoktur ” diyor, yani önemsiz bir şeyi bildirmiyor. Önemli olduğu için İmam-ı Rabbani de ayrıca bildiriyor. Bu sahtekar köpeğin arkasında en azılı münafıklar, en azılı sahtekarlar ve deccal ordusu olacak. Ehemmiyetine binaen Peygamberimiz (s.a.v.) açıklamış, ayrıca diyor ki; “70 bin sarıklı yobaz onu destekleyecek.” Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele edecek bu 70 bin yobazın başında olacak bu münafık ve bu en muteber hadis kitaplarında geçiyor, en muteber kaynaklarda. Bir kısım hadislerde de, “başı traşlı” diyor, başı traşlı. 70 bin yobaz Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele ediyor, bu münafık başları olacak. Peygamberimiz (s.a.v.) çok kapsamlı anlatmış; yerini, zamanını, hepsini anlatmış. Onun ana derdi, İslam’ı engellemek olacak ama münafıkane, sahtekarca ve takva görünümü adı altında. Sarık, onun aldatmacası olacak, o deccalliğinin bir alameti. Rivayette de Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, “deccal, başında sarıkla çıkıyor, taylasan ile” diyor. “Taylasanlılar onu, deccali destekleyecekler. Çıktığında insanlar onu hakiki bir mürşid zannedip, peşine düşecekler” diyor. Bakın Kıyamet Alametleri’nde, burada Berzenci açık açık yazar; deccal babına açsınlar baksınlar. İlk çıktığında insanlar onu hakiki bir mürşid zannedip, onun peşine takılırlar, diyor. Mesela bakın deccal için; “o genç bir adamdır” diyor, hilyesi. Genç bir adam, ilk çıktığında genç. Yanlız Bediüzzaman diyor ki; “bazı deccaller birbirine karıştırılmıştır, biri öbürü zannedilir. Mehdiler de birbirine karıştırılmıştır, birini öteki zannederler, bunlarla ilgili muhtelif rivayetler vardır” diyor. Birbirine karıştırılmaması, ancak ilimde rasih olan alimler tarafından yapılabilir, diyor. Çünkü muhtelif deccallerin muhtelif özellikleri anlatılıyor, hepsi bir insanda zannediliyor, halbuki değişik. Mesela başka bir rivayette başka türlü yazıyor. Mesela vücut yapısı bakımından, “kısa, bodurdur” diyor. Bakın, “üzerinde yeşil taylasanlı elbiseler bulunacaktır” diyor, taylasan. Bakın diyor ki; “çıktığı zaman insanları ilk defa iman ve doğruluğa davet edecek. Herkes onu sahici bir mürşid sanıp, peşinden takılacak.” Hakikaten bir alim zannedecekler, Ehl-i Sünnet alimi zannedecekler o sahtekar münafığı.” Deccal ordusu da bunun şeytanın, iblisin adamı olduğunu anlayacak, onu gizlice destekleyecek üçkağıtçı ve münafıklar. Ondaki şeytani yönü görecekler, ondaki böyle karanlık yönü görecekler, bütün iblis ordusu onu destekleyecek. “Bu durumu gören akıl sahibi kişiler, onda ayrılacaklar” diyor bak hadiste. Aklını kullananlar, akıl sahibi kişiler ondan ayrılacak. Mesela bakın bir rivayette de; “kulağı kesilecek” yani demek ki nerede it kopuk, sahtekar varsa, mafya bozuntusu varsa, gidip onlarla işbirliği yapacak. Karanlık mahluklar, hani kulağı kesik derler ya; kulağı kesilecek, yani karanlık çevrelerle bağlantı halinde olacak, ona işaret ediyor hadiste. “Kalbinde zerre kadar kadar iman taşıyan herkes ondan ayrılacak.” diyor rivayette. Mesela; “bunu gören halk, Müslümanlar birer birer ondan kopup ayrılacak.” Mesih deccale ait açıklamalar ayrı, öbürü ayrı, birbirine karıştırmamak lazım.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum Hocam. “Kuran’da Yalancının Yöntemleri” MaşaAllah bu kitabınızda; küçük, masum yada zararasız gibi gördükleri insanları ancak kendileri için büyük bir tehlike olan yalancılığa karşı uyarıp, onlara yalan söylemenin haram olduğunu hatırlatıyorsunuz, inşaAllah. Kitapta; yalancılığın taktiklerinin deşifre edilmesi, yalan söyleyenlerin dayandıkları yöntemlerini ellerinden alacağı için, bir bakıma onları dürüstlüğe mecbur edecektir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ı dinleyelim.
VTR: Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı çıkacak 70 bin sarıklı kişiyi anlatıyor.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın en büyük düşmanlarının fıkıh alimleri olduğunu anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli bayağı güzel anlatmış. Allah çok güzel anlattırmış. Ahirette de anlatacak, inşaAllah. Dünyada da anlatıyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Gerçi siz daha iyi bilirsiniz Hocam, teşbihli yerleri yine anlayamadığı için; mesela elinde kılınç olacağını söylüyor, halbuki ilmi olduğunu siz tabir etmiştiniz. O da başka bir yerde kan dökmediğini söylüyordu zaten eski konuşmalarında.
ADNAN OKTAR: Ben tabii hadisten, Peygamber (s.a.v.)’in hadisinden naklediyorum. Kendisi de anlatıyor; “H.z Mehdi (a.s.) kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz” diyor. “Son derece merhametli ve halim olacaktır” diyor, daha hala kılınçtan bahsediyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın ilim kılıncı vardır, ilim. Onun kılıncı ilimdir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Bedri Baykam, hastaneden bir açıklama yapmış, basın toplantısı yapmış. Tedavi gördüğü hastanede yaptığı açıklamada, bıçaklı saldırgan kendisine saldırdığında bir arkadaşının kendisine eşek şakası yaptığını zannettiğini, sonradan bıçaklandığını anladığını, ambülans çağırmanın aklına bile gelmediğini, çünkü ölümcül bir yara aldığının farkında olduğunu ve beklemeye vaktinin olmadığını, söylemiş. O günün doğum günü olduğunu ve kendisine en büyük hediyenin onunla birlikte bıçaklanan asistanının taburcu olması olduğunu belirtmiş. Kendisine, ilk bıçaklanma anında acı olmaz, neden o kadar çığlık attın diye soranlara cevaben, “ben acıdan geberiyorum mu dedim ki, bıçaklanmanın el kitabı mı var?” şeklinde cevap vererek, kendisini araçlarına almayanlar için, “onların yerinde ben olsaydım, öyle birini aracıma alırdım” şeklinde bir değerlendirme yapmış. Saldırıyı bir yobazın gerçekleştirdiğini söyleyerek, bundan sonra ülkede aydın, sanatçı, Atatürkçü, kimin başına ne gelirse tümünün sağlığından bu hükümeti sorumlu tutacağını ifade etmiş. Bu olayın hesabını da hükümetten soracağını belirterek, hayatının kurtulmasına vesile olan birkaç olayı daha anlatarak, bunların birer tesadüf ve şans olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Süleyman Demirel’e saldıranlar kimdi? Aydınlara saldıranlar kimdi? Bahriye Üçok’u şehit eden kimdi? Uğur Mumcu’yu şehit edenler kimlerdi? Mesut Yılmaz’ı yumruklayanlar kimlerdi? Rahmetli Turgut Özal’ı kurşunlayanlar kimlerdi? Aynı sistemin devamı. Bu bloktur, bir bütündür, bütün devam ediyor, olay bu, karmaşık bir şey yok. Eğer Bedri Baykam samimi ise, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü açık açık anlatsın. Nasıl lanet, nasıl aşağılık, nasıl kahpe bir örgüt olduğunu anlatsın. Olay, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün klasik eylemlerinden bir tanesidir. İddia edilen Ergenekon terör örgütü tabii ki yobaz bir örgüttür, ama yobazlığının türünü anlatsın. Tabii ki bir kısım yobazları da destekliyor iddia edilen Ergenekon terör örgütü. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir özelliği de, 70 bin sarıklı yobazı desteklemesidir, tabii ki onlarla da işbirliği halinde. Ama olay doğrudan doğruya iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir eylemidir. Ve klasiktir, onların bir imzası vardır atar, aynı imza, hiç fark etmiyor. Nasıl Süleyman Demirel’i döverlerken; ona ayrıca suikast da yapmışlardı Süleyman Demirel’e, silah çekmişlerdi. Biliyorsunuz Turgut Özal’a silah çekildi, kurşunlandı, aynı olaylardır. Uğur Mumcu solcuydu, aydındı fakat milliyetçiydi, vatanseverdi. Bakın bir anda bomba ile uçurdular. Kim yaptı? Yobaz takımı yaptı. Hangi yobaz takımı? İddia edilen Ergenekon terör örgütünün yobazları, komünist yobazlar, ateist yobazlar, Allah’sız, Kitap’sız yobazlar bunu yapanlar. Bedri Baykam diyor ki; “ben olsam arabama alırdım.” Darwinist, materyalist adam seni arabasına alır mı? Darwinist adam; “hayat bir mücadeledir” diyor. “Güçlülerle zayıfların mücadelesidir” diyor. Sen orada vurulmuşsun, sen onun için zayıfsın zaten vurulduğun için, o vurulmadığı için de güçlü, seni almaz. Ayrıca adam orada; sen yayınlasana o filmi, yani orada makul bir durum yok ki. Adam orada onun aklını kaybetmiş olabileceğini zannedebilir, alkol komasına girdiğini zannedebilir, tiner veya uyuşturucu sonucunda bu hale geldiğini zannedebilir; makul bir görünümü yok.
VTR: Bedri Baykam’ın bıçaklandıktan sonraki görüntüleri.
ADNAN OKTAR: Yani böyle bir vaka ile karşılaşıldığında; mesela bir kadın düşünün veya bir delikanlı, bir genç düşünün. Tiner mi çekti, uyuşturucu mu aldı, aklını mı kaybetti, ne olduğunu nasıl bilsin adam? Çünkü zaten kan yok, bir şey görünmüyor, habire bağırıyor, “hastane hastane” diye bağırıyor. Onu yapacağına, oradan çok fazla taksi geçiyor, çevir bir taksiyi “beyefendi beni hastaneye götür, yaralandım” dersin, olur biter, konu budur. Çünkü bıçaklanmış bir insanın zaten ayakta duramayacağını düşünür adam, yani pratik olarak bunu düşünecektir, ya da ambülans çağrılır diye düşünür. Adamın görüntüsünde hiç bıçaklanmış havası yok, üslubunda öyle bir şey yok, üzerinde kan da yok, bir şey de yok. Bir de Darwinist ve materyalistse, senin istediğin gibi bir adamsa, yani senin anlattığın, tabir ettiğin gibi bir adamsa, Darwin’e inanıyorsa, insanın maymundan geldiğine inanıyorsa, seni arabasına nasıl alsın? Hangi inançla alsın? Seni Allah’tan korkan, Allah’ı seven arabasına alır. Allah’tan korkmayan seni arabasına niye alsın? Niye başını derde soksun diye düşünür, değil mi? Ancak vicdan sahibi olan bir insan; vicdan sahibi de Kuran ahlakı ile ahlaklanan insandır. Bedri Baykam, Adnan Menderes’in asılmasını alkışlıyor. O, Adnan Menderes hastane diye bağırıyor muydu? Beni kurtarın diye bağırıyor muydu? Ayet okuyarak, Allah’ı zikrederek idam sehpasına çıktı o mübarek insan. Zorlu Polatkan da; son derece dindar, 5 vakit namazındaydı bunların hepsi. Adnan Menderes de, Zorlu Polatkan da rahmetli hepsi 5 vakit namazında insanlardı. Hepsi Kuran ayeti okuyarak, Allah’ı anarak idam sehpasına çıktılar. Hiçbirinin canı bunun gibi tatlı değildi, böyle bas bas bağırmıyorlardı. Onların asılmasını alkışlıyor, 27 Mayısçıları tebrik ediyor, çok doğru yaptılar, diyor. Peki onların canı can değil miydi? Senin canın pek tatlı, onların canı tatlı değil miydi? Onlar insan evladı değil miydi? Oturuyorsun Darwinizm’i savunuyorsun, materyalizmi savunuyorsun; materyalist bir eylem olduğunda da, Darwinist bir eylem olduğunda da şaşırıyorsun. O zaman da adamlardan Müslüman ahlakı bekliyorsun. Bunda bir çelişki var.
ALTUĞ BERKER: Ahmet Hakan da tam tersini söylüyor Hocam. “Ülkeyi bu tür olaylarla karıştıran eylemlerin arkasında iddia edilen Ergenekon terör örgütünün parmağı olduğuna inanmayın” diyor. Bu tip toplu protestolar, Kürt sorunu ile ilgili gelişmeler, üniversite yürüyüşleri, Bedri Baykam’ın bıçaklanması gibi olaylara inanmayın, diyor. Rahat olun, bunlar normal akışında seyrediyor, bunların arkasında öyle olaylar yok, diyor kısacası.
ADNAN OKTAR: Vay be, vay be dedektife bak sen! Hangi konulara el atmış, bakın bilmediği de yok. Mübareğe hemen haber gelmiş. Bilgisi yetersiz, bana güvensin, hepsi iddia edilen Ergenekon terör örgütünün organize ettiği olaylar, tamamı. Ve yavaş yavaş da çıkıyor, çıkacak da, görecek.
ALTUĞ BERKER: O, bir gözaltı ihtimalinden bayağı korkmuştu, onun için o bu konuları pek bilmez Allahualem.
Hocam, anne köpek ve yavruları ile ilgili bir film gösteriyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, acayip şekerler, bunlardan bir tane olsa, dehşet bir şey olur.
Evet, Hollanda Rotterdam’dan bir kardeşimiz bir yazı göndermiş ama çok uzun bir yazı. Bunu arada okuyayım, ondan sonra cevaplandıralım. Bir de önce bir özet yazın, sonra detay yazın. Bir de aynı şeyleri tekrar etmeye gerek yok. Şeyh Nazım Hocamız ne diyorsa doğrudur. Siz Hocamız’a hikmet gözü ile bakacaksınız, ama bazen de müteşabih konuşur. Bakın dün de söyledim, müteşabih de konuşabilir ama söyledikleri önemli.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Başımızın tacı, değerli mübarek Seyyid Muhammed Adnan Hocam, bu mesajımı okuyun herkes duysun, inşaAllah, bana Adnancı desinler” diyor. O nasıl oluyor? “Hocam sizi çok seviyoruz. Azerbaycan’da sevginiz muhteşem, maşaAllah. Ama ben Astra’da tebliğ yapıyorum, Allah’ın izniyle. Burada durumlar biraz farklı, anlarsınız inşaAllah Hocam. Size uzun bir mektup yazdım, ulaşmasını isterim bazı faaliyetlerimden, inşaAllah. Sizi çok seviyorum nur yüzlü, yakışıklı, sempatik canım Hocam. Hürmetle” diyor bir hanım kardeşimiz. Azerbaycan’dan yazmış, maşaAllah. Azerbaycan, hayrettir, maşaAllah böyle her yer kaynıyor. MaşaAllah, çok dindarlar ve Azerbaycan’da bizi seven çok fazla insan var, elhamdülillah. Ama öyle 1 tane, 2 tane, 10 tane, 100 tane, 1000 tane değil yani, maşaAllah. Uşak’tan Cihan Akgün: “Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Şeytanı ürküten, kalplerin ateşini söndüren, Yusuf yüzlü, güzel sözlü Muhammed Adnan Hocam. Hocam Hocam, Uşaklı olarak biz de varız Hocam, inşaAllah. Dualarınızı bekler, ellerinizden öperiz. Selamun Aleykum.” EvelAllah, bütün Uşak’a Selam. Uşaklı kardeşlerimize de hürmetlerimizi, selamlarımızı iletiyorum. Allah hepsine hidayet, samimiyet, sağlık, sıhhat ve güzellik nasip etsin. Bütün milletimi çok seviyorum, Uşaklılar’ı da çok seviyorum, maşaAllah. “Kalplerdeki gaflet ateşini söndüren” maşaAllah, inşaAllah. “Şeytanı ürkütüp kaçıran” inşaAllah. “Yusuf yüzlü, güzel sözlü Muhammed Adnan Hocam” diyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir kurbağa çeşidi var, perde ayaklı. Bunlar ayaklarını kanat olarak kullanabiliyorlar. Süzülerek uçabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Çok ilginç, bu da ayrı bir olay. Herif çok şahane, Hazerfen Çelebi gibi, onun olayı gibi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Görüntüsü de var Hocam, onu da göstereyim. Paraşüt gibi kullanabiliyorlar, hatta yönlerini bile ayarlayabiliyor.
ADNAN OKTAR: Ama patileri şahane, acayip yüzer bunlar. Öbürlerinin biraz daha gelişmişi. Öbürlerinin de ayaklarında perde var, ama bununkiler daha kapsamlı. Çocukluğumda bunlarla ne güzel oynardım, sonra üzerime bir soğukluk geldi, hiç dokunamıyorum bunlara. Eskiden, çocukken bunlarla bayağı haşır neşirdik, bayağı ahbaptık.
ALTUĞ BERKER: Bir tane uyuyan köpek var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu mu, ne yapıyor bu?
ALTUĞ BERKER: Ayakta uyuyor.
ADNAN OKTAR: Ayakta uyuyor? Ne şeker şey bu böyle, pamuk yığını gibi. Kerata yatsana, zorun ne? MaşaAllah, süper tatlı bir şey. Ne yapalım? Ayet okuyalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şu anda Almanca simultane başladı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şu an Almanca simultane başladı, maşaAllah, iyi, çok güzel.
Evet, Hac Suresi, 78. “Allah adına” Allah rızası için, “...gerektiği gibi” bakın, gerektiği gibi, en mükemmel şekilde “...mücadele edin.” Cehd edin, gayret edin. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir,” yobazlık ve hurafe vermemiştir Allah size, diyor. Acı çekeceğiniz, ızdırap çekeceğiniz dini bir hüküm yoktur, dinin bütün hükümleri çok kolaydır, diyor Allah. “...atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi).” Hz. İbrahim (a.s.)’ın dini de öyle kolaydı, diyor. Yobazların uydurduğu gibi, hurafecilerin uydurduğu gibi zor bir din yoktur, diyor Cenab-ı Allah. “O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi;” isminiz hep Müslüman’dı, diyor. “...elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.” 2026 tarihini veriyor. “Artık dosdoğru namazı kılın,” ne yapacağız? 5 vakit tadil-i erkan ile namazlarımızı Resulullah (s.a.v.)’in kıldığı gibi, güzelce sünnete uygun kılacağız. “...zekatı verin ve Allah'a sarılın,” Kuran’a sarılın anlamına geliyor. “...sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.” MaşaAllah.
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. Müminun Suresi “Mü'minler gerçekten felah bulmuştur;” kurtuluşa ermiştir. İçleri ferahtır, işleri rast gider, dünyada, ahirette rahat ederler. “Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır”. Namazlarında Müslüman kalbini Allah’a verecek, vesvese ile uğraşmayın. Baktınız vesvese ediyorsunuz, bir-iki-üç, diyeceksin ki bu bir hastalık. Üçten fazla ise, bu hastalıktır. O zaman itibar edilmez. İlk aklınıza gelen şekli geçerlidir. İki mi kıldım, üç mü kıldım, üç mü kıldım, dört mü kıldım, hafif zann-ı galip ne tarafta ise, onunla bitireceksin. Vesveseye gerek yok. “Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır; Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir;”dedikodu ile, ipsiz sapsız boş işlerle, boş konularla vakit geçirmiyorlar. Yazık, insanı sıkar. Boş diziler, bilmem neler, şunlar bunlar, yani insanın içini hafakanlar basar. Kalk spor yap, kalk güzelce evi düzenle, bir şeyler yap, bir gönül alacak bir şey yap, bilgini arttır, bahçeye çıkıp ağaçların güzelliğine bak, Allah’ın yarattıklarına bak. Domuşup oturup böyle dır dır dır dedikodu yapmak, boş işlerle, boş dizilerle vakit kaybetmek yazık. “Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir;” Fakire, fukaraya bol bol dağıtacaksın. Onlar da sevinecek, sen de sevineceksin. Sevdiklerin mutlu oldu mu, sen de mutlu olursun. Bol dağıttın mı, daha da zengin olursun. Dağıtmadın mı, fakirleşirsin. Kıstıkça fakirleşirsin, kıstıkça fakirleşirsin. Dağıttıkça zenginleşirsin. Şu anki ekonomik krizin nedeni, dağıtılmamasıdır. Zenginlerin fakirlere parayı dağıtmamasıdır. Dağıtmayınca, bakın zengin kendi de batıyor, kendi de iflas ediyor. Dağıt, bol bol mal alsınlar, fabrikalar işlesin, sen de daha fazla kazan. Daha fazla kazan, daha fazla dağıt, arkasından daha da fazla kazanırsın, daha da gelişirsin, inşaAllah. “ Ve onlar ırzlarını, iffetlerini koruyanlardır;”Helali ile ilişkide bulunuyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında ise, cariyesi veyahut kendini hibe eden kadınlar. Onlar helalidir, onlarla beraber olabilir. “Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.” Eşleri dedikleri, nikahlı olanlar işte. “Sağ ellerinin sahip oldukları” dediği; kadın diyor ki, sen benim sahibimsin, sana aitim, diyor. O, onun sahibi, tamam. Ben başka hiç kimseye ait değilim, sana aitim, diyor. Kuran’ın bahsettiği budur işte; azatlı cariye veya cariyeler, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında böyleydi, kastedilen budur, “... bu konuda kınanmış değillerdir. Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.” Ehl-i fahşa oluyor. “(Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.” Emanet edilmiş, mesela bir eşya emanet edilmiş, emaneti koruyacaksın. Bir çocuk emanet edilmiş, onu koruyacaksın. Bir hanım emanet edilmiş, onu koruyacaksın. Para emanet edilmiş, koruyacaksın. “...ahidlerine riayet edenlerdir.” Söz verdi mi, sözünü yerine getirecek. Şunu yapacağım dedi mi, yerine getirecek. Yapmayacağı bir sözü vermeyecek, söz verdi mi yerine getirecek, inşaAllah. “Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.” Canım istediği zaman namaz kılarım, istemediğim zaman kılmam olmaz. Sahib-i tertib olacak. 5 vakit namazını kılıyorsa, muntazaman sabah, öğlen, ikindi, akşam, yatsı, vitir, hepsini muntazam kılacak, sahib-i tertib olacak. Yani işte arada bir, öyle şey olmaz, kastedilen namaz odur. Bakın, “Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.” Sahib-i tertib olmak, düzgün 5 vakit namazını ardı ardına namaz vakitlerini geçirmeden sünnete riayet ederek kılmak. “İşte (yeryüzünün hakimiyetine” dünya hakimiyetine, “...ve ahiretin nimetlerine) varis olacak olanlar onlardır.” Mehdiyet’in güzel goncaları, güzel çiçekleri onlardır, diyor Cenab-ı Allah. “Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır;” onlara ayrıca cennet de vereceğim, diyor Allah. “...içinde de ebedi olarak kalacaklardır.” Sonsuza kadar kalacaklardır, diyor inşaAllah Cenab-ı Allah. Bak işte, “...varis olacak olanlar onlardır.” Bu dünya hakimiyetine, ağırlıklı olarak ona bakıyor ayet. “Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır;” Ayrıca cennet de vereceğim, diyor Allah. Ama aslında tabii bir Müslüman cennet için değil Allah rızası için gayret eder. Cennet; ikram olarak Allah tarafından verilir. Cennet amaçlanmaz, Allah’ın rızası amaçlanır. Bakın sakın orada bir yanlış, bir hata yapılmasın. Cennet için namaz kılınmaz, Allah rızası için namaz kılınır. Allah’ın ikramı olarak cennet verilir müminlere, inşaAllah. Umarsın tabii Cenab-ı Allah’tan, o güzelliği umarsın ama niçin yapıyorsun dediğinde, cennet için yapıyorum denmez. Allah rızası için, Allah rızasının da çoğunu isteyeceğiz, inşaAllah.
“Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.”Normal bildiğiniz porselen gibi; var ya bu porselen tabak, bu çay bardağı gibi, bunun gibi normal porselenden yapılmıştır insan. Şimdi bu insanların acayibine gidiyor; heykel, porselen heykel var ya dışarıda, o heykele birdenbire Cenab-ı Allah’ın ona ol demesi ile insan halinde yürümeye başlamıştır, o, olay bu, başka karışık bir şey yok. Mesela siz demin burada yoktunuz, birden Allah yarattı. Ama orada sen porselenden bir heykel olarak da duruyor olabilirdin, o heykel birden yürümüş oluyor, olay bu, o kadar, yani yaratılış bu şekildedir. Öyle evrim, devrim, mevrim falan yok. Bunu da niçin yapıyor Cenab-ı Allah? Hoşumuza gitsin diye. Allah’ın porselene ihtiyacı mı var? Yani bu porselen olmadığında insan yaratılır anlamına gelmiyor ki, sırf şaşırtıcı olması için yaratılıyor, olay bu. Allah doğrudan yoktan yaratıyor. Allah’ın porselene hiçbir şekilde ihtiyacı yok. Ama porselenden bir heykelin hareket etmesi şaşırtıcıdır ve çok hayret vericidir, değil mi? Yani şok bir olaydır, insanın nefesi kesilir. Düşünün porselenden duran bir şeyin birdenbire Selamun Aleykum ben geldim derse, insanın yüreği hoplar, değil mi? Hoşuna gitsin diye yapıyor Allah. Yoksa aynı şeyi zaten Allah her gün yaratıyor, insanların haberi yok. İnsanlar her gün yaratılıyor. “Her an, o her an bir iştedir” diyor Allah, her an yaratılıyor insan. Mesela kardeşimiz kapıyı açıyor geliyor, o anda yaratılıyor işte, bir anda insan yaratılıyor. İnsanlar ona şaşırmıyorlar, alışmışlar ona. Halbuki aynı sistemdir, arada hiçbir fark yok. Mesela demin sen de yoktun, birden karşıma geldin. Yaratıyor Allah, her an yaratır. Porselenden yaratma ile bu yaratmanın sistemi tıpatıp aynıdır, birebir aynıdır. Sadece bunu makul görmemizin nedeni, buna alışmış olmamızdır, yani alışkanlıktan dolayı buna şaşırmıyoruz. Porselende, alışkanlık dışı yani olağanüstü bir şey olduğu için, alıştığımız sistemin dışında olduğu için algıda seçicilikten kaynaklanan şaşırma oluyor, çünkü heykel yürümez. Birden yürüyünce şok oluyor, hoşlarına gitsin diye yapıyor Allah.
SUNUCU: 00.30’dan itibaren programımıza A9 TV, Kaçkar TV, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Samsun Aks, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TV sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, şeytandan Allah’a sığınırım. Cenab-ı Allah Yunus Suresi 20’de diyor ki: “De ki: "Gayb yalnızca Allah'ındır,”gayb bilgisi yalnızca Allah’a aittir. Ancak şeçtiği Peygamberler’e bildiriyor Allah. “...siz bekleyedurun;” diyor Allah küfre, deccaliyete. “...ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim." Ben de sizlerle birlikte bekliyorum, diyor. Ebcedi 2002 tarihini veriyor. Bir tane tarihi var, 2002, maşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...