SUNUCU:Programımıza A9 TV, Kaçkar TV, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Size hitaben bir mektup ve resim vardı Hocam. Melisa isimli kardeşimiz yazmış. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en yakışıklısı Muhammed Adnan Hocam. Sohbetleriniz kalbimize şifa oluyor. Gündüzümüze güneş, gecemize nur ala nursunuz. Hele beyaz takımlarınız ve arkadan toplanmış saçlarınızla gözlerimize hitap ediyorsunuz Hocam. Viyana’dan Hilal ve Serdar kardeşimizin iş yerine yaptırdıkları A9 TV tabelası ve sizin eserlerinizden oluşan kütüphane resimlerini gönderiyorum.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, işte bu kadar. Küfrün ciğerine ciğerine, beynine beynine, bunlar nur. Çok güzel.
ALTUĞ BERKER:Şöyle bitirmiş Hocam; “Dünyanın her yerinde söylediklerinizi yapan, fikirlerinizi savunan, size destek veren kardeşlerimiz var. Allah razı olsun” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülllah, çok çok güzel. A9, tabii, her gören ne dediğimi merak edecektir. Açtığımda şahane olur. Bayağı güzel bir hizmet. Diyor ki; benim maddi gücüm yeterli değil. Kardeşim, bu kadarına da mı gücün yetmiyor? Demek ki; böyle çok güzel hizmet yapanlar var. Sen de yap, ne güzel. Ama bize oturup akıl veriyor keratalar. “Viyana’nın böğrüne şöyle genişçe on bin metrekare alana bir kütüphane yapsanız Hocam, ne şahane olur” diyor. “New York’ta büyük bir tesis yapsanız, arkasından” diyor. Çok güzel; sen imkanlarını sağla, biz de yapalım. Söz yapacağız.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” Necmettin Ergin. Erman Akata, Almanya; “Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” Arslanoğlu demiş. Doğru, soyadım Arslanoğlu. Sizi çok seviyorum. Güneşimizsiniz, suyumuzsunuz sevgili Hocam. Hz. İsa (a.s) dünyada faaliyet başında iken onun ile muhatap olan insanlara kendini nasıl tanıtacak. Adı İsa mı olacak? Açıklamanızı bekliyorum. Ellerinizden öperim. Dua bekliyorum. En kısa zamanda görüşmek ve kucaklaşmak dileğiyle, inşaAllah.” Hz. İsa (a.s); yaklaşık on yıl sonra dünyada muazzam bir metafizik gerilme olacak, zaten öyle bir ortamda Hz. İsa (a.s) ile karşılaşacağınızı göreceğinizi anlarsınız. Hissedilir o. Mesela bu devirde Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığı nasıl buram buram hissediliyor, zorlanmıyoruz çıktığını anlamada, değil mi? Hz. İsa (a.s) da zuhur ettiğinde; vazife başında olması ayrıdır, zuhur etmesi ayrıdır; zuhur ettiğinde buram buram bilinir. Çok açık hissedilir. Kendine has bir ruhaniyeti vardır, oradan anlarsınız. Ama bu önümüzdeki on yıl hep Mehdiyet’tir, hep Mehdiyet’i duyarsınız. Hz. İsa (a.s) hep gizli gidecektir, sezemezsiniz. Çünkü siyaset yönünden gidecektir, siyasetle ilgilenecektir; oradan pek fark edemezsiniz. Ama Mehdiyet çok şiddetli, çok güçlü, azametli olarak gittikçe hissedilecektir, inşaAllah. Hz. İsa (a.s) en sonunda. Onda zaten bambaşka bir ruh haline girecek insanlar. Bambaşka bir ruha; o yüzden zaten; bütün Musevilerin, bütün Hıristiyanların ona iman etmesinin nedeni o devirdeki müthiş metafizik gerilimdir, muazzam heyecandır. Çok şiddetli heyecan duyacak insanlar. Çok muazzam bir ruh haline girecekler. Onun etkisiyle İslam taa kutuplara kadar her yere hakim olacak, yayılacak, inşaAllah. Allah vesile edecek.
ALTUĞ BERKER: Yeni bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum. www.DeccalTehlikesi.com ‘Sahte mesih deccal’ başlığıyla sitede yer alıyor. Pek çok yönü yer alıyor deccaliyetin. Tüm dünyaya etki eden sapkın bir fikir akımı olduğu gözler önüne seriliyor, inşaAllah. Deccali hadislerde bildirilen özellikleriyle tarif etmek, Peygamberimiz (s.a.v)’in dikkat çektiği bu şeytani gücün yakından tanınmasına vesile olmak sitenin amacı, inşaAllah. Tekrar ediyorum, DeccalTehlikesi.com.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Necmettin Ergin; “Hocam, astronotu bize tanıttınız” diyor. Astronot o kadar önemli bir vaka değil. Benim üzerinde durmamım nedeni şu; Mehdiyet’i mükemmel anlatmış. Ben o mükemmel anlatımla Mehdiyet’i insanlara duyuruyorum. Hakikaten çok şahane, akıcı bir anlatımla anlatmış. Delillendirmesi mükemmel. Kendi zıt, kendi Mehdiyet’e karşıt. Ama Allah başına doladı. Kendi oyunuyla Allah onu tuzağa düşürdü. Bir de riskli yönlerini açıklıyorum. Ama o kadar ahım şahım değil. Bunlar kader içinde yenilmiş varlıklardır. Fakat başlangıçta Allah garibanlıklarına rağmen bunlara bir güç verir, bir imkan verir. Ama sonunda yenilecektir. Bunu göreceksiniz, inşaAllah. İslam’a hizmet eden durumda şu an, hizmet ettiriyoruz. Ayrıca bir tek o yönden değil, sapkın akımlara karşı da bizim kullanabileceğimiz bir imkan. Fakat şimdi en hayati unsur, oradaki en büyük risk Mehdiyet’e karşı dünyanın aldığı tavır, BOP’çu takımının aldığı tavır ve bu BOP’çuların yanında görev alıyor şu an. Bilmeyerek yapıyor belki ama onların ekmeğine yağ süren bir üslubu var idi, biz onu tersine çevirdik. Fakat anlatımını adeta ezberlettirdim. Bütün beyinlerde oturdu ve daha da anlattıracağız. Ağabeyleri, üstadları da o şekilde konuşturuyoruz. Güzel netice alıyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Osmanlı padişahlarındaki Peygamber sevgisinden bahsedebilir miyim Hocam, inşaAllah? Padişahlar Allah Resulü (s.a.v)’in sevgisiyle büyümüş ve büyütülmüşlerdir. Kararlarında, sözlerinde, konuşmalarında bu büyük ve coşkulu sevgi fazlasıyla hissedilmiştir. Birkaç örnek vermek istiyorum konuyla ilgili. Sultan Abdulhamid Han mukaddes beldeleri korumak ve hacıların emniyetli bir yolculuk yapabilmesini sağlamak için İstanbul’dan Medine’ye kadar demiryolu hattı döşemiştir. Hicaz demiryolu. Harem sınırlarına yaklaşınca da rayların döşenmesinde sadece Müslüman işçilerin çalışmasına müsaade edilmiştir. 31 Ağustos 1908 tarihinde Medine’ye ulaşan hattın son 30 kilometrelik kısmına bizzat padişahın emriyle keçe döşenmiş. Lokomotif şehre yaklaştığında hızını kesmiş, yavaşça perona yanaşmıştır. Keçe döşenen raylar o kutlu beldeye duyulan hürmetten günün belli saatlerinde gül suyuyla yıkanmıştır.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Osmanlı o kadar şahane, o kadar güzel bir ahlaka sahip ki; o kadar güzel bir Resulullah (s.a.v) sevgisi, o kadar güzel bir Allah sevgisi var ki her yerde bunu hissediyoruz, maşaAllah.
Sungur Ağabeyimiz’i bir dinleyelim, sonra da Cübbeli’nin açıklamalarını dinleyelim, inşaAllah.
-VTR- Sungur Ağabey Anlatıyor
-VTR- Cübbeli, Birkaç Yıl Öncesine Kadar Hz. Mehdi (a.s)’ın Her An Çıkabileceğini Şöyle Söylüyordu
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Burada gayet güzel anlatılmış. Tekrar tekrar anlatılması Cübbeli’nin ve o zihniyetteki insanların yanlışlığını çok iyi ortaya koymuş oluyor. Anlata anlata en sonunda Yeni Asya cemaati dumanın zuhur ettiğini kabul ettiler. Çok güzel. Duhan zuhuru, biz onu anlatmıştık. Çernobil bir, İrlanda’da olan ikinci duman zuhuru ve Fukuşima’daki nükleer duman zuhuru da üçüncüsüdür. Bunların toplamının birden bu zamanda, ahir zamanda olmuş olması, işte duman zuhuru bu. Ve “insanlar Allah’a sığınacaklar” diyor, bu duman zuhuru olduğunda. “İnsanlarda bitkinlik ve nezleye benzer bir hal meydana gelecek” diyor. Zaten bu nükleer serpinti, bu olayın etkisi öyle oluyor. Çernobil’den sonra da insanlarda nezleye benzer bir rahatsızlık meydana getirdi. Aynı hadiste belirtildiği gibi. “Dünyanın etrafına bu duman yayılacak” diyor. Görülmeyen bir duman ve görülür halde de bir duman. Bunun sonucunda insanların bir kısmının helak olacağı, bir kısmında da nezleye benzer bir rahatsızlığa sebep olacağı belirtiliyor. İnsanların bu olaydan Allah’a sığınacakları belirtiliyor. Japonya’nın devlet başkanı da çıktı, “Allah’a dua edin” dedi. Ve Kuran’ın, ayetin tam tahakkuk etmesi oldu. Herkes her yerde dua etti, dumanın etkisinden korunmak için. İzlanda’daki yanardağın patlamasıyla meydana gelen dev duman bulutu her yere yayıldı. O da insanlarda yine nezleye benzer bir rahatsızlık meydana getirdi. Nefes alma zorluğu meydana getirdi. Üçünün bir arada olması dünyanın hiçbir döneminde olmamıştır. Dünya tarihinde ilk defa oluyor. Ve bu kadar duman zuhuru, Dünya’yı kaplayan; Dünya’nın her tarafına yayıldı şu an. “Rüzgarla Dünya’nın her tarafına yayılır” diyor hadiste. Aynısı olmuştur. Latif Sarıoğlu kardeşimiz de Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacak bu olayı anlatmış, zuhur ettiğini kabul etmiş; iyi, güzel. Güzel bir gelişme.
ALTUĞ BERKER:Onun resmini göstereyim, kardeşlerimiz görmediyse; “nükleer patlamayla kıyamet kopar” diyor, dediğiniz yazının içinde aynen anlatılmış durumda.
ADNAN OKTAR: Yeni Asya’nın özelliği Bediüzzaman’dan asla taviz vermez. Helal olsun Yeni Asya’daki kardeşlerimize. Bediüzzaman ile iftihar ederler. Sevgiyle anarlar. Derin bir coşkuları vardır. Utanç duyanlara da Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın. Biz de onlardan utanç duyuyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam başka bilgilerim de var Hicaz demiryolu ile ilgili, sunayım kardeşlerimize. Hicaz demiryolu inşaatında 2666 köprü, 7 demir köprü, 9 tünel, 96 istasyon, 7 gölet, 37 su deposu, 2 hastane ve 3 atölye yaptırılmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sultan II. Murad, o dönemde Hicaz ve Kudüs Osmanlı topraklarında yer almamasına rağmen, Mekke ve Medine fukarasına sürekli altın dağıttırmış. Peygamberimiz (s.a.v) için hatim okutturmuş. Fatih Sultan Mehmet İstanbul önlerinde şehit olan sahabe efendimiz Hz. Eyüb (a.s) için bu durumu öğrenir öğrenmez hemen bir cami ve türbe yaptırmıştır. Yavuz Sultan Selim Han, Mekke ve Medine’yi fethettikten sonra camilerde kendisi için ‘Hakim’ül Haremeyn’, Mekke ve Medine’nin hakimi denilmesinden çok rahatsız olmuş, bunu değiştirtip ‘Hadim’ül Haremeyn’, Mekke ve Medine’nin hizmetkarı olarak okutmuş. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ayrıca Osmanlı’da adalet ve yargıda bir kontrol sistemi varmış Hocam. Onunla ilgili de bilgi sunabilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Osmanlı’da yargı sistemi çağının diğer örnekleri arasında çok üstün bir yere sahip. Allah’ın Kuran’da emrettiği gerçek adaletin uygulanması için çok etkili kontrol sistemleri kurulmuş. Örneğin, Osmanlı mahkemelerinde Şuhud’ul Hal adında bir heyet bulunuyordu. Bu heyet kadı davalara baktığı sırada davayı izler ve adaletli karar verilip verilmediğini kontrol ederdi. Kişilere nasıl davranıldığı, adaletten şaşılıp şaşılmadığı denetlenirdi. Önemli davalarda bu sayı artırılırdı. Kadı karar vermeden önce bu heyete danışırdı. Osmanlı medeniyetinin 6 asır devam etmesinde İslam ahlakı üzerine kurulu bu adalet sistemi çok önemli bir yer tutmaktadır, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak, Berzenci Hazretleri Kıyamet Alametleri isimli kitabın 301. Sayfasında Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı için diyor ki; “4, 5, hatta 10 yıl 100’ün ilk yıllarından sayılır buna göre Hz. Mehdi (a.s) 100. yıldan 7, 9 veya 30 sene evvel çıkması onun 100. yılın başında çıkacağını önleyemez. Bu müddetten sonraya da kalsa yine durum aynı olur. “30 sene sonra da çıksa fark etmez, 30 sene evvel çıksa da fark etmez” diyor. Yüzyılı geçmemiş oluyor. Yüzyılın başı demek, yüzyılın ilk yarısıdır. Yani 50’ye kadar, 51’e geçtikten sonra artık yüzyıl bitmiş oluyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Size yine bir mektup vardı Hocam, şöyle; “Selamun Aleykum Hocam. Sizleri çok seven Samsun Bafra’dan Yeşim ve Fatih Türken. Sevgi ve saygılarımızla birlikte sizi çok seven iki köftenin; Ahmet ve Metealp, 23 Nisan törenindeki görüntülerini yolluyoruz. Bize ve köftelere dua edin” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım şu köftelere. Ne sevimli şeyler bunlar, maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin. Allah sağlık, sıhhat versin. Allah hidayet nasip etsin. Annelerine, babalarına bağışlasın. Acayip şeker şeyler, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sizin bir sözünüzü hatırlatıyorum Hocam. “Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur etmesiyle yangının üzerine su dökülmüş gibi bir anda ne fitne, ne fücur, ne olay, ne kan, hiçbir şey kalmayacak. Aradaki şiddetli farkı göstermek için Allah bunu yaratıyor. Hz. Mehdi (a.s) devrindeki barışı, kardeşliği insanlar görecekler. Bir de bu devirdeki karmaşayı, acıyı ve ızdırabı görecekler. Arada muazzam bir zıtlık meydana gelecek. Birdenbire bir sükunet, barış, kardeşlik, sevinç ve bayram havası. Mehdiyetin özelliğidir bu. Yobazların karşı atağına rağmen, Darwinist ve materyalistlerin karşı atağına rağmen, Büyük Ortadoğu Projesi’ni savunanların karşı atağına rağmen, gizli örgütlerin, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bütün gayretlerine rağmen gürül gürül Türk-İslam Birliği oluşacak, inşaAllah” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Dabbet’ül arz, beraberinde Hz. Süleyman (a.s)’ın mührü olacak” diyor. “Müminlerin yüzünü inci gibi parlatacak” diyor, “damgası damgaladığında.” O altı köşeli Hz. Süleyman (a.s)’ın mührüyle damgalayacak. Geçenlerde bazı aklı evveller benim resmimim üzerine altı köşeli yıldızı alnımın ortasına damgalamışlar. Bak, ne diyor burada? “Mümine gelince, müminin yüzü inci gibi pırıl pırıl olacak” diyor. “İki gözünün arasına mümin yazılacak. Beraberinde Hz. Süleyman (a.s)’ın yüzüğü olacak, bununla Müslümanların yüzünü damgalayacak” diyor.
ALTUĞ BERKER: Göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Bak, onlar da mavi mürekkeple benim yüzümü Hz. Süleyman (a.s)’ın yüzüğüyle damgalamışlar. Mümin alameti olarak geçiyor hadiste. Dabbet’ül arz zaten bilgisayar, internettir. Onlar da bilgisayarda, internette bunu yapıyor zaten. “Dabbet’ül arz’da olacak bu” diyor. İnternette olacağı hadiste belirtiliyor. Orada da, “gelecek Hz. Süleyman (a.s)’ın yüzüğüyle alnına damgayı basacak” diyor ve “yüzü pırıl pırıl parlayacak” diyor. “Mümin alametidir” diyor, inşaAllah. Bunlar da onu yapmışlar. MaşaAllah. Bak, “Hz. Süleyman (a.s)’ın mührü elinde olacak” diyor. Hz. Süleyman (a.s)’ın mührü altı köşeli yıldızdır, inşaAllah. Bak, Dabbet’ül arz için; “batıda olan kimsenin gördüğü gibi, doğuda olan da rahatlıkla onu görebilecek” diyor. Şimdi Amerika’da olan da görüyor, Türkiye’de olan da görüyor, aynı anda. Nasıl olur? İnternet ile oluyor işte. Bir hayvanı bir insan hem Amerika’dan hem Türkiye’den aynı anda görüyorsa bu nasıl olabilir? Bir kere ufuk çizgisine göre, büyük bir hayvan bile olsa yine göremez. Mümkün değildir. İnternetin dışında hadisin hiçbir açıklaması yok. Üzerinde her çeşit renkten olduğunu söylüyor. “Parlaktır” diyor mesela. Parlak ekranı, değil mi? Her türlü renk mevcut. “İki boynuzunun arası süvari için bir fesah mesafesi kadardır” diyor. Uçsuz, bucaksız, inşaAllah. “Gözü hınzır gözü gibi” diyor. Var mı onda bir göz, üzerinde?
ALTUĞ BERKER: Kamerası var üzerinde.
ADNAN OKTAR: Kamerası var, değil mi? Bak, “hınzır gözü gibi” diyor. “Fil kulağı gibi” diyor. Açıp, kapayınca fil kulağı gibi açılıp kapanıyor. Değil mi, bak; aynısı, fil kulağı gibi. İnsanlara tebliğ yapılacağı belirtiliyor. İnsanlara hitap edeceği belirtiliyor Dabbet’ül arzın. Sesli olarak hitap ediyor. Bütün insanlar zaten şu an konuşmalarımızı duyuyorlar internetten. Ama bak, hadiste ne diyor; “batıda olan kimsenin gördüğü gibi, doğuda olan da,” bak, dikkat et; “rahatlıkla onu görebilecek” diyor. Bu çok önemli; “rahatlıkla.” Yani herhangi bir emeğe ihtiyaç duymadan, oturduğu yerden. Rahatlık ne demektir? Oturduğu yerde, huzurla. Amerika’daki adam da görüyor; Türkiye’deki, Rusya’daki adam da aynı anda görüyor. “Yüzü insan yüzü gibidir” diyor. Zaten internette görülen insan yüzü. Baktın mı insan konuşuyor zaten. Şu anda da benim internette yüzümü görüyor insanlar ve hitap ediyorum insanlara. “Tükelli mihum” diyor Allah ayette. Hitap eder, söyler. “Nas’a” diyor, insanlara. Bütün insanlara hitap ediyorum şu an internetten. Ama ne kanalıyla? Dabbet’ül arz kanalıyla. Aynısıdır. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v) hadislerinde yer altında yüzlerce kilometre kuyruğundan bahsediyor. Binlerce kilometre kuyruğundan bahsediyor. “Yerin altındadır” diyor. Yeraltında internet kabloları binlerce kilometre uzaklıkta. Her yeri kaplamış vaziyette. “Gayet kıllıdır” diyor. O ince ince kablolardan kaynaklanan bir kuyruğundan bahsediyor, yeraltını kaplayan. “Yerdeki insan gördüğü gibi, gökteki insan da aynı anda onu görebilir” diyor. Bu ne ile olur? İnternetle olur işte. “Sesi her yerde duyulur” diyor. Ayette Cenab-ı Allah; o sözün manası tahakkuk edip vuku bulduğunda (zuhura geldiği zaman),” Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde, Hz. İsa Mesih (a.s) zuhur ettiğinde, kıyamet alametleri zuhur ettiği zaman, “yerden mamul,” neyden yapılıyor bu? Titan, alüminyum, demir, bakır, çinko, kobalt ve silikon kullanılıyor. Yani silisyum. Bunlardan ne? Hep yerde bulunan mineraller. Ayet ne diyor? “Yerden mamul” diyor Cenab-ı Allah. “Zuhura geldiği zaman yerden mamul bir dabbe çıkarılır ki bu insanlara ayetlerimize kati bir kanaat beslemez olduklarını,” yani “Kuran’a inanamadıklarını, iman zafiyeti olduğunu, Kuran’ın mucizelerini bilmediklerini, Kuran’ın hakikatlerini anlayamadıklarını onlara söyler. Hatırlatır” diyor. “Tükelli mihum nas” diyor, “bütün insanlığa hitap eder” diyor, dabbe. Ve bütün dünya aynı anda onu izler, görür” diyor hadiste. Bütün dünya. Ve on binlerce kilometre kuyruğundan bahsediliyor. Nedir bu? On binlerce kilometre kablo, yer altında. “Başı bulutlardadır” diyor. “Ayağı yerin altındadır” diyor. “ Batıda olan insanlar gördüğü gibi, doğudaki insanlar da rahatlıkla onu görür ve duyarlar” diyor hadiste. Ve “gözü vardır” diyor, “domuz gözü gibi de gözü vardır” diyor. “O gözüyle görür” diyor hadiste.
“Müminlerin yüzü inci gibi parlayacak” diyor. “Pırıl pırıl olacak.” Anlatımlardan, iman hakikatlerinden içleri açılacak, içleri ferahlayacak. Demek ki Dabbetül arz’da Hz. Mehdi (a.s) zuhur edecek, Hz. Mehdi (a.s)’nin savtı, görüntüsü zuhur edecek. İnsanlar Hz. Mehdi (a.s)’ı gördüklerinde içleri açılacak, içlerine bir ferahlık gelecek. İnci gibi yüzleri pırıl pırıl olacak, inşaAllah. “Kafiri damgalayacak, yüzü simsiyah kesilecek” diyor. Çok ağrına gidecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın hitaplarını görmek; İslam’ı, Kuran’ı duymak, onu ızdıraba sürükleyecek. Tansiyonu yükselip moraracak, canı yanacak. Ona işaret ediyor ayet. “Yeryüzünde bir yıldız gibi seyredecek.” Yani müthiş bir hızla hareket edecek. Münafıklara da aman vermeyeceği belirtiliyor Dabbet’ül arzın. Demek ki Hz. Mehdi (a.s), Dabbet’ül arz kanalıyla münafıklara nefes aldırmayacak. “Cereyanı münafıkaneyi öldürüp dağıtacak” diyor Bediüzzaman. Yani “fikren öldürüp dağıtacak” diyor Hz. Mehdi (a.s), değil mi? Bak, bir mürai sahtekar münafığın arkasına yanaşıp diyor ki; “ey falan! "Şimdi mi namaz kılıyorsun" diyecek” diyor. Yani “sahtekarlık yapıyorsun; senin namazın bir oyun ve gösteriş, sahtekar bir yobazsın, normalde imansızsın; küfre hizmet eden, yaltaklanan bir aşağılıksın” diyecek Hz. Mehdi (a.s) Dabbet’ül arz kanalıyla. “Ama Müslüman gibi görünerek, Müslümanları aldatıyorsun” diyecek. “Dabbetül arz kafir ve münafığı ayırt edecek” diyor. Demek ki Hz. Mehdi (a.s), Dabbet’ül arz kanalıyla münafığa ayrı tavır koyacak, mümine ayrı tavır. Mümine sevgi, şefkat gösterecek; münafığı da deşifre edip aşağılayacak ve onun haysiyetsizliğini ortaya koyacak, delillendirecek. Yaptığı üçkağıtçılıkları, sahtekarlıkları anlatacak. Fakat, dikkat edin, namaz kılan münafık bu. Yani sarıklı, cübbeli münafıklar olacak demek ki, değil mi? Takva görünümünde, Ehl-i Sünnet görünümünde münafıklar olacak, onları ihbar edecek Hz. Mehdi (a.s). Hadis onu anlatıyor.
“Yerle gök arasında, herkesin duyabileceği bir sesle konuşacak” diyor. Yer ve gök, herkes duyacak. Dünya yerinde kim varsa, göğünde kim varsa; Amerika’daki yer, Amerika’daki gök; Türkiye’deki yer, Türkiye’deki gök, hepsi aynı anda Dabbet’ül arzı duyuyor. Nedir bu?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam, internet.
ADNAN OKTAR: Değil mi? İnternet. Açık.
“Şam’a yönelip haykıracak, bütün Şamlılar sesini duyacak. Yemen’e dönüp haykıracak, bütün Yemenliler sesini duyacak.” Yani “o bölgenin tamamı duyacak” diyor. “Bütün Arap ülkeleri, bütün İslam ülkeleri, her yer sesini duyacak” diyor. “Müslümanların mescidine de uğrayacak” diyor. Demek ki mescitler de de seyredilecek. Müslümanların evleri mescitleridir. Normal mescitler de mescittir. “Müminin yüzü de, Hz. Süleyman (a.s)’ın mührü ile damgalanacak” diyor, Dabbet’ül arzda, internette. “Dabbet’ül arz müminin yüzüne Hz. Süleyman (a.s)’ın altı köşeli mührü ile mühür basacak” diyor. Bunlar da getirdiler, alnımın ortasına Hz. Süleyman (a.s)’ın mührünü bastılar. Ben basmadım. Onlar bastılar. Allah razı olsun, inşaAllah. Böylece hadis de tahakkuk etmiş oldu.
ALTUĞ BERKER: Size yine bir mesaj geldi. “Selamun Aleykum Hocam. Sizi ve talebelerinizi çok seviyorum.” Bahar isimli bir kardeşimiz. İki tane kuş resmi göndermiş.
ADNAN OKTAR: Bak, çok güzel. Böyle kuşlarınızın, kedilerinizin böyle bana resimlerini gönderin. Yakın çekim de olsun, o köftenin ben burnunu, ağzını daha yakından göreyim. Renkleri mesela, burada çok güzel olmuş ama çok daha yakından da çekimler de yapılabilir. O gözünün şaşılığını falan hepsini göreyim ben.
ALTUĞ BERKER: “Kavga ediyorlar ama sizi dinlerler” diyor. “Türk-İslam Birliği olacak, inşaAllah, evelAllah. Ekrandan sizi sevmekten kendimi alamıyorum, benim can Adnan Hocam” diyor. Çok seviyorum sizi. 6 Mayıs’ta geleceğim görmeye, inşaAllah” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah. Şeref verir. Onore oluruz. Bizim için bir güzellik olur.
Dünya’nın ömrü, Dünya’nın ömrü hadisini de Cübbeli’ye sık sık hatırlatalım. Çünkü bu hadisleri hiç okumak istemiyor. Duymak dahi istemiyor. Halbuki Suyuti’nin belirttiği sahih hadisler, Dünya’nın ömrü ile ilgili hadisler. Bak, Hz. Resullullah (s.a.v)’den gelen bir hadis var. Şu hadisi hiçbir şekilde Cübbeli’den duyamazsınız. Üstelik Ahmet İbn-i Hanbel İlel’inde naklediyor. Mezhep imamı, hadis imamıdır. Dört mezhep hak imamlardan bir tanesidir. Büyük imamlardan. “İsmail Bin Abdulkerim, Abdüssamed’den O da Vehb'den rivayet etti: "Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir."” Bu hadisi Cübbeli’ye okutturamazsınız. Okumaz. Resulullah (s.a.v)’in bu hadisini duymak istemez. Çünkü bütün teorilerini, planlarını Resullullah (s.a.v) yerle bir ediyor bu hadis ile. Cübbeli’nin bütün oyunlarını, taktiklerini yerle bir ediyor. “Dünya’dan 5600 yıl geçmiştir” diyor. “ Dünya’nın ömrü 7000 yıl” diyor, zaten kendisi anlatıyor; hadisi söylüyor, onu reddetmiyor. Ama bu hadisi okumak istemiyor. Üstelik Ahmet İbn-i Hanbel İlel’inde naklediyor. Yani en sağlam kaynaklardan bir tanesi. Asla reddedemeyeceği gibi. Mezhep imamı. Bunu Cübbeli’ye söyletsinler. O, var ya bir hazret, bıyıklı bir amca var, konuşuyor onunla. Efendi bir insana benziyor, terbiyeli bir insan. İnsaflı, vicdanlı bir insana benziyor. Ona gönderin. Cübbeli’ye okusun bu hadisi, “ne diyorsun?” desin. Israrla gönderin. Cübbeli asla ve asla okumaz, size söyleyeyim. Asla. Okusa da cevap vermez. Demagoji yapıp kapatacaktır, Allahualem. Çünkü bütün teorileri yerle bir olur. Bütün iddiaları yerle bir olur.
Mesela Cübbeli’nin anlatmadığı hadisler. Şimdi anlattığı hadisi söyleyeyim. İşine gelen bir hadis var, onu anlatıyor. “Ahmet Bin Hümeyd, Yezid İbn Harun’dan, O da İsmail Bin Halit’ten, O da Ebu Hayseme’den, O da Abdullah Bin Ömer’den rivayet ettiler. O dedi ki: "İnsanlar güneşin doğmasından sonra, 120 yıl daha kalırlar."” Bir kere bu hadis, eğer zahir anlamına göre ele alırsak, hem Kuran’a zıt, Kuran’ın birçok ayetine zıt, hem de Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinin büyük bir bölümüne zıt. Mümkün değil. O zaman hadisi nasıl anlıyoruz; bir güneş olan Hz. Mehdi (a.s)’ın doğuşundan itibaren 120 yıl kalırlar. Zaten Bediüzzaman da “2120’de kıyamet kopacak” diyor. Tam 120. Bak hadisle tam mutabık. Tam net. 121 değil, 120. Hadiste de “120” diyor, tam. Çünkü aksi anlamı, zahir anlamını alırsak, müteşabih anlamı dışında, o zaman Kuran’da çok fazla ayetle çelişiyor. Çok fazla sahih hadisle çelişmiş oluyor. Şimdi Cübbeli bu hadisi anlatıyor. Ama işine gelmeyen bazı hadisler var, bu hadise benzer, onları okumuyor. Onlardan kaçıyor.
Hakim, Tarih’inde; “Ebu Sayid Bin Hamid Abdullah’tan, (ravi silsilesi, o da Abdullah Bin Beri’den, o da babasından rivayet ettiler: Resulullah (s.a.v) ferman etti: "Kıyamet, yeryüzünde Allah'a ibadet edilmeyen bir yüz sene geçmedikçe kopmaz."” Hani buradaki Güneş’in batıdan doğma olayı? Yok. Deccaliyet. Yaklaşık yani o 100 yıl içerisinde kopuyor kıyamet. Yani 100 yıl kadar. Zaten 1506’dan sonra bozulma başlıyor. Sonra da kıyamet kopuyor, 1545 gibi.
Bak, diyor ki: “Naim Bin Hammad, Abdullah Bin Ömer’den tahric etti. Dedi ki: "Allah Yecüc ve Mecüc’den sonra temiz bir rüzgar gönderir. Bununla Hz. İsa (a.s) ashabı ve yeryüzünde bulunan her müminin ruhunu alır ve geriye kafirlerin bakayası kalır ki onlar yeryüzünün en şerlileridir ve 100 yıl daha kalırlar.” 100 yıl daha kalırlar. Yani “Hz. İsa (a.s)’ın vefatından sonra dünya bozulur, yaklaşık bir 100 yıl daha dünya devam eder” diyor. Ama bu, 50 sene de olabilir, 60 sene de olabilir, 70 sene de, 45 sene de olabilir. Blok bir zaman vermiş Peygamberimiz (s.a.v).
“Ebu Ya’la ve Ravyani, Müsned’lerinde, İbni Nafi’de Mücem’inde, Hakim Müstedrek’inde,” bak hep sağlam kaynaklar, “Diya ise Muhtara’da Büreyde’den tahric ettiler. O dedi ki, Resullullah (s.a.v) ferman etti: "Allah bir yüzün başında bir rüzgar gönderir ki, o her müminin ruhunu alır."” Zaten Bediüzzaman’ın dediği tarihe tam uygun oluyor o yüzyılın başı. “1506’dan sonra bozulma olacak” diyor. 1543, yüzün başı olmuş oluyor. Daha çünkü 1550’ye girmemiş; 1543, başında. “Bir rüzgar gönderir ki, o her müminin ruhunu alır.”
“Naim, Abdullah b. Ömer’den tahric etti. Dedi ki: "Kıyamet, Araplar eski atalarının putlarına yeniden tapmadan kopmaz. Bu süre de deccal ve Meryem oğlu İsa (a.s)’ın inişinden sonra 120 yıldır."” Hani Güneş’in batıdan doğmasından sonraydı? Niye işine gelmiyor, bu hadisleri niye söylemiyorsun? Çünkü bütün teorisi yerle bir olacak.
“İbni Ebi Şeybe, Musannef’de, Ebu Muaviye Ameş’den, O da Ebu Kays’dan O da Heysem b. Esved’den rivayet ettiler. O dedi ki: "Muaviye zamanında ben ona uğramıştım. Yanında Abdullah b. Ömer vardı. Bana ‘kimlerdensin’ dedi. Ben, ‘Iraklılardan’ dedim. Bana ‘sen orada tuzlu bir yer olan Kusi’yi bilir misin?’ dedi. Ben, ‘evet’ deyince, o dedi ki: ‘deccal oradan çıkar.’ Sonra dedi, ‘Hayırlılardan sonra şerliler için yüz yirmi yıl vardır.’"” Bak, Cübbeli’nin bütün dedikleri alt üst olmuş oldu. Bitti. Bak bir hadis söylüyor, ben o hadise karşı kaç tane hadis saydım. Yüz yirmi yılı yanlış aldı. Oradaki hadiste kastedilen yüz yirmi yıl, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından sonrasıdır. Bak, bu diğer hadisler, olayı tam anlamıyla şerh ediyor. Ne diyor hadiste; “hayırlılardan sonra şerliler için yüz yirmi yıl vardır.” “İnsanların hiç biri kıyametin ne zaman kopacağını bilmez.” İnsanlar bilmez, Peygamber bilir. Demek ki anlattığı konu doğru değilmiş. Bakın hepsinde yüz yirmi, yüz yirmi, yüz yirmi. Bir tek o işine geldiği için, Güneş’in batıdan doğması, onu alıyor. Bunları niye almıyorsun? Bunların hepsinde yüz yirmi yıl geçiyor. Değil mi? Her hadiste yüz yirmi yıl geçiyor. Bunu almamış, o hadisi alıyor bir tek. Onu da şerh etmiyor. Ki o hadis zahir anlamına göre ele alınırsa, tekrar ediyorum; Kuran’daki birçok ayetle, onlarca ayetle çelişmiş olur ve onlarca sahih hadisle çelişmiş olur. Ama zahiri anlamını değil, müteşabihi çözersek, o zaman “Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra yüz yirmi yıl kalır” diyor ki, Bediüzzaman’ın demesiyle de tam uygun ve bütün bu hadislerle de uygun. Yani burada, hadislerde anlatılan şu özetle, Hz. İsa Mesih (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) zamanından itibaren insanlar yüz yirmi yıl daha yaşarlar. Toplam bu. Yani ortak anlam bu çıkıyor. Bütün hadislerin topluca, işaret ettiği noktaları topladığımızda, çünkü hepsi birbiriyle çelişen hadisler bunlar ama tek bir noktada ittifak var hadislerde; Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’dan sonra, yani o devirden itibaren, yüz yirmi yıl bir hayat yaşayacak insanlar. Zaten Bediüzzaman’ın dediğiyle aynı, mutabık. Tam mutabık oluyor. Çünkü 2120, miladi 2120. Hz. Mehdi (a.s) 2000’lerde atağa geçiyor, Hz. İsa (a.s) 2000’lerde geliyor. Bak, “Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra yüz yirmi yıl” diyor. Tam oluyor. 2120’de kıyamet kopuyor. Milimi milimine tam oturuyor. Ama bak dikkat edin. Bütün okuduğum hadisler birbiriyle çelişik. İttifak ettikleri noktada çelişme var mı? Yok. Tek noktada ittifak var. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) devrinden itibaren yüz yirmi yıl. Ama Cübbeli’nin dediğinde, Kuran’ın onlarca ayetiyle çelişki var. Onlarca sahih hadisle çelişki var. Ama müteşabihat çözüldüğünde, tam mutabakat oluyor ortada. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan, “Hz. Mehdi (a.s) güneştir” diyor zaten Peygamber Efendimiz (s.a.v). Bediüzzaman da ‘güneş’ diyor; “Fecr-i sadık” diyor. “Fecr-i sadık doğacak” diyor. Bir güneş olarak belirtiyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. Ondan itibaren yüz yirmi yıl. Cübbeli bu konuyu da anlamazdan geliyor. O gözlüklü muhterem kimse, ona da bu hadisleri gönderin. Bunları açıklasın Cübbeli. Özetle, astronotu biraz uyarsa iyi olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Bediüzzaman Hazretleri, ne söylediyse çıkmış. Seyyid Salih Özcan Hocamız da bunu söylüyordu. İdam edilmesi kesin olan bir mahkuma “sen öldürülmeyeceksin” diyor ve dediği gibi oluyor. Hafız Namık Şenel anlatıyor Hocam. Bu ‘Son Şahitler’ kitabında var, ‘Sorularla Risale’ sitesinde var. Afyon hapishanesinde Kasap Tahir isminde birisi vardı. Bu birisinin başını kesmiş ve idama mahkum olmuştu. Fakat henüz idamı infaz edilmemişti. Bu, hapishanede Üstad’ı ziyarete gitmişti. Üstad buna; “sen öldürülmeyeceksin” diyor. Gerçekten de 1950 yılında bir af çıkıyor, o da bu aftan yararlanarak idam olmaktan kurtuluyor.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın bütün kerametlerini biz bir araya toplayalım; bunlar şahitli, ispatlı. Bine yakın kerameti var ve bütün dedikleri doğru çıkmış. Hepsi harikadır. Yalnız bunu bir kitap haline getirelim, inşaAllah.
-VTR- Üstad Hazretleri’nin Talebelerinden Tahir Gürdere Ağabey, Üstad’ın Kerametlerini Anlatıyor
-VTR- Seyyid Salih Özcan Hocaefendi; “Hz. Mehdi (a.s) Gelmiştir, Talebesi Oluruz, İnşaAllah.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Seyyid Salih Özcan Hocamız bir tane.
“Sevgili Hocam merhaba. Allah sizden razı olsun. Sizin vesilenizle bir Budist, Müslüman oldu.” Aklın yolu budur. Elhamdülillah. “‘Kuran Mucizeleri’ sitenizden çok etkilenerek, Müslümanlığa ilgi duydu, araştırdı, Müslüman oldu. Hocam özür dileyerek, sorum şu: bazı forumlarda, güzel kızlarla program yaptığınız için eleştiri alıyorsunuz. Bayanların programda olması şart mıdır? Uğur Özer” diyor. Peki Uğur, şimdi bizim çocuklar, yakışıklı delikanlılarla da program yapıyorlar gündüzleri. Bayağı yakışıklı hepsi yani. Bence Türkiye’nin en yakışıklı delikanlıları, bizim çocuklar öyledir. Benim hanım arkadaşlarım da öyledir. Türkiye’nin en güzel kızlarıdır, hanımlarıdır. Delikanlıları da en yakışıklılarıdır. İspatı açık, ortada. O bakışa bağlı. Ben onlara baktığımda, içim açılıyor. Çok hoşuma gidiyor. Şevkim artıyor. Allah’ın güzel yüzü olarak, dünyanın en güzel manzarasına değişmem ben onların güzelliğini. En güzel şeye değişmem. İnsan güzelliği, en güzel nimettir. Şimdi deseler ki; “ne malum şehvetle bakmadığın?” Peki, ne malum, sizin o delikanlılara şehvetle bakmadığınız? Mesela, hanımlara hitap ediyorum, bir kısım hanımlar isteseler, o delikanlılara şehvetle bakabilirler. Bana da şehvetle bakabilir bir hanım, isterse. Bakar yani. Hayal de edebilir. Şehvetle de bakabilir. Tamamen onun vicdanına bırakılmıştır. O Allah ile kul arasında bir şeydir. Onun için, hanımlarla muhatap olunmaz, konuşulmaz diyerek, hanımlar ihmal edildi, kenara bırakıldı. Ben bu fitneyi ortadan kaldırıyorum. Başı açık hanımlarla görüşmüyorlar, konuşmuyorlar, muhatap olmuyorlar. Kim anlatacak onlara? “Deccal anlatsın” diyorlar. Ben de diyorum ki; “Hz. Mehdi (a.s) anlatsın.” Biz tabii onun talebeleriyiz. Onları Mehdiyet’le tanıştıracağım diyorum. Ve onları küfrün ve deccalin eline bırakmıyorum. Size kalırsa başörtülü hanımlarla da muhatap olmuyorsunuz. Onları da dalalet içinde görüyorsunuz, çarşaf giymiyorlar diye. Çarşaf giyeni de dalalet içerisinde görüyorsunuz, dışarıya çıktı diye. Onu da dalalette görüyorsunuz. Kaynaklarını göstereyim isterseniz. Dolayısıyla tamamen niyete bağlıdır. “Hz. Musa (a.s), Peygamber kızlarıyla karşılaştı” diyor Allah, Kuran’da. Peygamber kızları Hz. Musa (a.s)’a bakıyorlar, Hz. Musa (a.s) da onlara bakıyor. Peygamber kızları diyor ki; “baba, görünüşü güçlü ve güvenilir bir insan” diyorlar. Görmeden mi söylüyorlar? Görmüşler. Nasıl hissedilir bu? Bakmış, görmüş işte. “Güçlü ve güvenilir” diyorlar. Hz. Musa (a.s) da ağaçların altına uzanıyor, “Ya Rabbi, vereceğin her hayra muhtacım” diyor. Belli ki gönlü düşmüş. Dünya tatlısı, maşaAllah. Peygamber de anlamış zaten, “iki kızımdan birini sana vereceğim” diyor. “Ama” diyor; nezakete, güzelliğe bak, Peygamber nezaketi; “sekiz veya on yıl yanımda çalışacaksın” diyor. Ona sekiz yıl yanında kalma garantisi veriyor. Zaten, onun aradığı o değil mi? Bir insan bir yere gitmiş, yalnız ve kimsesizse, bir insan sanki ona mecburmuş gibi sekiz yıl kal derse, dünyalar onun olur. Çok hoşuna gider. “Kalabilir miyim?” demesine gerek kalmıyor. Bak, sekiz yıl, sekiz gün de değil, sekiz ay da demiyor, sekiz yıl. “On yıl yaparsan, o da senden” diyor ve onun hayatını garanti altına alıyor, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. “O zaman kızlarımdan birini sana vereceğim” diyor. Nitekim de evleniyor. Ta o zamanlar gönlü düşmüş Hz. Musa (a.s)’ın, beğenmiş.
Peygamber kızları nasıl görmüşler? Söylüyorlar zaten, “güçlü” diyorlar. Hz. Süleyman (a.s), Sebe Melikesi’ni niçin çağırdı? Hidayet bulsun diye çağırdı. Ama bak kadın o çağırdığı insan. Gayet süslü ve güzel bir kadındı Sebe Melikesi. Geldi sarayda Hz. Süleyman (a.s) ile beraber, yüz yüze bakıyorlar Hz. Süleyman (a.s) ile. Hz. Süleyman (a.s) ona şaka yapıyor, kadınla şakalaşıyor. Zemini kristalden özel olarak yaptırmış, şaka yapmak için zaten hazırlamış onu. Su dolu bir havuz görünümünde zemin. “Hadi gir” diyor Hz. Süleyman (a.s), şaka yapıyor. Kadın bacaklarını açıyor, suya girmek için hamle yapıyor, gidince üstüne bir bakıyor kristalden bir zemin, su değil. Hz. Süleyman (a.s)’ın şakası ona. Allah’a hamd ediyor kadın ve Hz. Süleyman (a.s)’a hayran oluyor. “Biz zaten iman etmiştik, elhamdülillah” diyor sonraki safhada. Tahtının görüntüsünü getirtiyor. Ama Allahualem cinler tahtın kendini getirmiş benim anladığım. Yani o zamanda öyle bir sistem. Yani bu parmakta görünen görüntü, dediğim gibi öyle geniş ekran olarak da oluşabiliyor o. Bir ilim, Hz. Süleyman (a.s)’dan kalma bir ilimdir bu. Zaten bu parmakta görüntü oluşturulurken, “açılsın Süleyman’ın tahtı” açılsın deniliyor. O şekilde açılıyor görüntü. “Açılsın Süleyman’ın kapısı açılsın” deyince kapı açılıyor. Ondan sonra görüntü görülüyor. İstediğin herhangi bir cismin görüntüsü oluşuyor. Ama görüntü aynı zamanda üç boyutlu da oluşabiliyor. Hz. Süleyman (a.s)’ın getirdiği o üç boyutlu görüntü veya direkt cismin kendisi. Kadın hayretler içinde kalıyor görünce. Hayretler içinde kalıyor. “Biz zaten Müslüman olmuştuk” diyor, “gelmeden önce Müslüman olmuştuk” diyor. Hz. Süleyman (a.s) sürekli o kadınla muhatap ve bakın daha da münafıkların canını yakacak bir şey söyleyeyim; üç yüz tane hanımı var, yedi yüz tane de kendini hibe eden Hz. Süleyman (a.s) aşığı hanım var. Bin tane toplam, bin hanım, Hz. Süleyman (a.s)’ın. MaşaAllah dedeme. Cennette Allah kat kat fazlasını nasip etsin. Allah aşığıydı. Bu Allah aşkının bir tecellisidir. Bin kadının açıklaması budur. Allah ona bin çeşit tecelli ediyor. Bin ayrı görünümde tecelli ediyor. Bin ayrı kadın görüntüsünde tecellisidir Allah’ın. Hz. Süleyman (a.s)’ın, Allah aşkının doyurulması için Allah ona bir nimet olarak veriyor. Kuran ayetleri söylüyorum ben, değil mi? Bak, Peygamberimiz (s.a.v)’e diyor ki Cenab-ı Allah, ayette hitap ediyor; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de, sana bundan sonra kadınlarla evlenmek yasak” diyor. Çünkü sürekli evleniyor Peygamberimiz (s.a.v); aşık, kadın aşığı. Gördü mü dedem, maşaAllah; o güzeller güzeli, dünyalar güzeli, zaten müthiş çekici Peygamberimiz (s.a.v), acayip güzeldi. Bakan kadının içi eriyordu güzelliğinden. O da gördü mü alıyordu, “aldım gitti” diyordu, maşaAllah. Aynı bu hitap, aldım gitti, maşaAllah. Cenab-ı Allah, evlenmeler çoğalınca; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de bundan sonra sana evlilik yasak” diyor. “Ama” diyor Cenab-ı Allah, ayet devam ediyor; “elinin altındakiler müstesna, kendini hibe eden kadınları alabilirsin” diyor Allah. Belki ekonomik yönden zora girmemesi için Peygamber (s.a.v)’i şey yapmış olabilir. Çünkü her evliliğinde mehir vermesi gerekiyor. Mehirlerden dolayı zora girmesin diye Allah böyle bir şey meydana getirmiş olabilir. Çünkü eğer kadın yasaklamak olsa, kadınların kendini hibe etmesini de yasaklardı. Hibeyi serbest bırakıyor Allah. Cariyeler ve hibeyi serbest bırakıyor. Hibe edenler azatlı cariye oluyor. Onları serbest bırakıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v) çok fazla kadınla evlendi ve geçti hanımları. Doğruyu söylemiyorlar. Coşkunca seviyordu Peygamberimiz (s.a.v) kadınları ve açıkça söylüyor Peygamberimiz (s.a.v); “bana üç şeyi sevdirirdi: Bir, saliha güzel kadınlar; iki, gözümün nuru namaz; üç, güzel koku” diyor. Niye sahtekarlık yapar, ört bas etmeye kalkarsınız? Kavruk tipler, kavruklar, içi dışı kavrulmuş iğdiş tipler, hayatı kaymış tipler. Peygamberimiz (s.a.v) muhteşem insandı, sevgi doluydu ve ehl-i kudretti. Helal olsun benim dedeme, helal olsun. Allah cennette milyonlarca hanım nasip etsin. Pis kıytırıklar, size yakışıyor. Kız alacağı vakit en güzelini almaya kalkıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) evlenirken, “en yaşlı, en sakat kimse onu aldı” diyor. Nasıl oluyor bu? En güzellerini alıyordu. Kavmin en güzelleriydi annelerimiz. Hz. Aişe (r.a) müthiş güzeldi annemiz, Maria (r.a) müthiş güzeldi. Annelerim son derece güzeldi. Helal olsun Peygamberim (s.a.v)’e, çok güzel yaptı. Allah’ın ona lütfu. Münafıkların zaten ciğerine oturttu, Allah acayip ızdırap verdi. Münafıklarla ilgili ayet devam ediyor; onların sahtekarlıklarını, alçaklıklarını, iftiralarını, alçaklıklarını, pisliklerini anlattıktan sonra şimdi Peygamberimiz (s.a.v)’e geçiyor. Diyor ki; “sana halanın kızlarını, teyzenin kızlarını, amcanın kızlarını, hepsini helal ettim” diyor. “Nikahladıklarını da helal ettim. Kendini hibe eden kadınları da sana helal ettim” diyor. “Ama teyzenin, halanın kızlarını sırf sana mahsus olarak helal ediyorum” diyor Allah. Çünkü teyze kızının bir tanesini alabilir. İki tanesini alamaz. Nikahlayamaz. “Hepsini nikahlamayı sana helal ettim” diyor. Münafıklar morarıyor, morarıyor. Şu an morarmalarının devamı var; yani şu an gördünüz, morardılar. Resulullah (s.a.v) de aldı, nikahladı. Kıytırık herifler, böyle badem kıyıklarıyla falan, station arabayla; bilmem Kastamonu’da bir hanımları oluyor, bilmem nerede bir hanımları oluyor. Sarımsak kokan kıl tipler, şimdi beni konuşturmasınlar, illet oluyorum. Bunlara yakışıyor, bu gıcıklara yakışıyor. Peygambere oldu mu olmuyormuş. Çok güzel yaptı dedem, Allah’ın ikramı ona, helal olsun dedeme ve annelerimin de hepsi çok güzeldi. Peygamberimiz (s.a.v) de, bak çatlatırcasına söylüyorum, çok güçlüydü. Sahtekarlık yapmayın. Beni zorla konuşturuyorlar. Gıcık oluyorum bu tiplere, acayip illet tipler yani. Peygamber (s.a.v)’e niye yakışmasın güzel hanım? Niye annemiz güzel olmasın? Niye? Tabii ki çok güzeldi annelerimiz. Hz. Hatice (r.a) annem de çok güzeldi. Yaşlı annelerim de benim çok güzeldiler. Gayet de sağlıklıydılar. Bunlar böyle eğlenecek. Ev bunların olacak, araba bunların olacak, kadın bunların olacak. Peygamberimiz (s.a.v) yerlerde oturacak, karnına taş bağlıyormuş da kıvranıyormuş Peygamber (s.a.v), bak sahtekarlığa. Sahabeler de seyrediyormuş. Sahabeler et yiyorlarmış, pirzolalar, artık kebaplar yiyorlarmış, Peygamberimiz (s.a.v) de Medine sokaklarında açlık sancısından karnına taş bağlayıp öyle geziyormuş. Terbiyesizliğe bak sen. Sahabe öyle bir şeye tahammül eder mi? Can pareleri; onun için, Allah rızası için ölüme gidiyorlar, ölüme. Canından çok seviyor. “Anam, babam sana feda olsun Allah rızası için” diyorlar. Peygamber (s.a.v)’i öyle aç bırakırlar mı? Öyle bir duruma sokarlar mı? İşte “bilmem ne kadar borçla vefat etti” diyor. Peygamber (s.a.v)’e iftira atıyorlar. Allah ayette; “seni fakir bulup zengin etmedim mi?” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) zengindi, yalan söylemeyin. Bizans işi çok değerli cübbeler giyiyordu. Muhteşemdi evi, tertemizdi. Cübbeli de çıkıyor, o da ayrı bir kafa; Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) ipekli giyiniyorlardı, saf ipek. Pırıl pırıl parlıyordu kıyafetleri. Şimdi hazmedemeyince, Cübbeli ne diyor? “Bite karşı tedbir olarak ipek giyiyorlardı” diyor. Nerede görülmüş ipeğin biti engellediği? Bit ilacı mı ipek? Nerede görülmüş bu? Bir de Peygamber (s.a.v)’in torunlarına yaptığı hakarete bak sen. Resulullah (s.a.v)’in evinde, onun hanesinde kalıyorlar torunları. Peygamber (s.a.v)’in evinde bitin işi ne? Ne biçim konuşuyorsun sen? Ne kadar ağır hakaret bu? Haşa, bitlenmişler de bitten kurtulmak için ipek giyiyorlarmış. Peygamber (s.a.v)’in evinde bit varmış. Söze bak. Ne konuştuğundan haberi yok adamın. Peygamberimiz (s.a.v) her gün yıkanan bir insan, mübarek. Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) defalarca yıkanan insanlar, pırıl pırıl parlıyorlardı. Nur gibi üstleri başları. Kadınlar gördüğünde nefesleri kesiliyorlardı. Hz. Hasan (r.a) üç yüz hanımla evlenmiştir, üç yüz. Koyuyor adamlara, ızdırap veriyor. Allah’ın onlara nimet vermesi ağırlarına gidiyor. Bir acayipler, anlayamıyorum ben, ne demek istiyorlar? Bir de ağzı açık bunları dinliyorlar. “Ne güzel konuştu” diyor. Hakaret ediyor adam. Ağzını topla diyeceksin.
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun Hocam, ağzınıza sağlık inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Resulullah (s.a.v) olunca sarhoş gibi oluyorum. Ona bir şey söylendi mi tabiri caizse zıvanadan çıkıyorum. Resulullah (s.a.v)’e laf söyletmem, dedelerime laf söyletmem; Hz. Hasan (r.a)’a, Hz. Hüseyin (r.a)’e laf söyletmem; on iki imama, sahabelere laf söyletmem. Herkes aklını başına alacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ayet okuyorum Hocam, inşaAllah. 33. surenin, altıncı ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır.”
ADNAN OKTAR: Bitti, bitti. Bak, nefsini feda ediyorsun Allah rızası için. Peygamber (s.a.v)’e hibe etmiştir bütün Müslümanlar canını. Onun emrindesin sen. Emrediyor, canını veriyorsun inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Selamun Aleykum Hocam, ben Samsun’dan Yasir.”
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
ALTUĞ BERKER: “Türk-İslam Birliği gümbür gümbür geliyor, inşaAllah. Sizlere bir köfte de ben göndereyim istedim. Yeğenim Muhammed Masum” diyor.
ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah, şu tatlılığa bak. Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet nasip etsin. Nur, nur, maşaAllah. Allah Hz. Mehdi (a.s)’a talebe etsin, inşaAllah. İsmi de güzel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir mesaj daha var Hocam. Şöyle söylüyor; “yakışıklı Adnan Hocam, Allah’ın yarattığı o güzel minik canlıları beğenmeniz ve o candan sevgi ifadeniz bizi öyle etkiliyor ki ben de fırsat buldukça beslediğim ve şirinlikleriyle mutluluk duyduğum ördekçiklerin resmini yollamak istedim. Türk-İslam Birliği’ne doğru Mehdiyet’in ışığında yolumuz inşaAllah. Muhabbetle ellerinizden öperim, Agah” diyor. Ördekleri de göndermiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne şekerlermiş onlar da öyle; beyaz beyaz, maşaAllah çeşit çeşit. Allah güzel nimet vermiş, elhamdülillah. Allah cennette de öyle görmeyi nasip etsin. Suda görünüşleri çok nefis oluyor, çok tatlı varlıklar. Tabii imkanı olan mesela dere kenarında olan, göl kenarında olanlar için çok büyük nimet. Ördek şahane bir şey. Görünüşü acayip güzel, yavruları falan. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir konu vardı yazarların üzerinde durduğu. Özellikle Ahmet Kekeç, Star Gazetesi’ndeki yazısında Vatan ve Milliyet gazetelerinin satışı ile ilgili görüşlerini yazmış. Bu gazetelerin satışı hakkında en çok fikrini merak ettiği kişinin Zafer Mutlu olduğunu yazmış. Zafer Mutlu’nun gazetecilik mesleğini, “ne gazeteciliği kardeşim, biz burada dükkan açtık, para kazanıyoruz” şeklinde ifade ettiğini; Dinç Bilgin’i hapse sokan Etibank davasından, Ertuğrul Özkök’ü zor duruma sokan Andıç vakasından ya da medyadaki daralmadan dolayı gazetesi zararına satıldığı halde Zafer Mutlu’nun hiç etkilenmediğini, hatta para ve itibar sahibi olduğunu yazmış. Ertuğrul Özkök koltuğundan, mesleki itibarından ve şanından olduğu halde, Zafer Mutlu’nun gazete, para ve itibar sahibi olduğunu, dört gazetenin birden görünmez patronu olduğunu yazmış. Bu nasıl oldu diye merak edenlerin CHP’nin aday listesinde özellikle bir isme bakmalarını söylemiş ve öyle bitirmiş yazısını.
ADNAN OKTAR: Ahmet Kekeç samimi bir delikanlıdır. Dindar bir insan, seviyoruz, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir de Sebahattin Önkibar’ın yazısı...
ADNAN OKTAR:Sebahattin Önkibar delikanlıdır. Çok dürüst insandır. Bayağı sevdiğimiz, saydığımız bir kardeşimiz. Allah hidayetini artırsın.
ALTUĞ BERKER:O da Aydın Doğan’a ait bazı medya kuruluşlarının satılmasıyla ilgili yazısında Aydın Doğan’ın bir süredir Rusya’da yatırım yapmak üzere bir ekibini Moskova’da görevlendirdiğini, medyadan çekilse bile AK Parti iktidarında Türkiye’de iş yapamayacağını düşündüğü için bu şekilde davrandığını yazmış.
ADNAN OKTAR: Dede pılını pırtısını toplayıp, “bu Türkiye’den iş çıkmaz” diyor, bu konularda herhalde. Hadi bakalım, inşaAllah. Allah daha da aklını açar. Ama en isabetli hareket şu bıyığı alması, şu dedeye biraz teneffüs saatlerini genişletmesi, onlar çok iyi oldu.
SUNUCU: Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Samsun AKS TV, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve HarunYahya.TV sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Şems Suresi, Rahman ve Rahman olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Güneş’e ve onun parıltısına andolsun, onu izlediği zaman Ay’a,” bazı avanaklar diyor ya; “Güneş ve Ay mason sembolüdür. Nasıl bahsediyorsunuz?” Allah, Kuran’da bahsediyor, avanak. “Onu (Güneş) parıldadığı zaman gündüze, onu sarıp-örttüğü zaman geceye,” tabii burada biraz işaret de var. Onu izlediği zaman Ay’a, onu (Güneş’i) parıldattığı zaman gündüze, onu sarıp-örttüğü zaman geceye;” onu, onu, onu. Hz. Mehdi (a.s)’a da işaret var. “Göğe ve onu bina edene, yere ve onu yayıp döşeyene, nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', sonra ona fücurunu ve ondan sakınmayı ilham edene,” demek ki insan kötülük yaptığında kötülük yaptığını biliyor. Bak, Allah ayette diyor; “sonra ona fücurunu ve ondan sakınmayı ilham edene,” “fücurunu da ilham ediyorum” diyor Allah, “ondan sakınmayı da ilham ediyorum.” “Ben farkına varmadım” yok. Bir insan kötülük yaptığında biliyor. Allah söylüyor bak ayette; “Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğe olan eğilimini) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).” Hani diyorlar ya; “ben bilseydim, yapmazdım.” Neyi bilmiyorsun? Bayağı iyi biliyorsun. “Sakınmayı bilmiyordum.” Sakınmayı da biliyorsun, Allah ilham ediyor. Biraz konuştuğunda zaten itiraf eder. “Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.” Nefsini arındırıp, temizleyen ne diyecek? Ben şöyle iyiyim, böyle iyiyim demeyecek. Eksiğini, kusurunu samimi kabul edecek. Ve onu arındırıp, temizleyecek. O zaman ne diyor Allah; “felah bulmuştur,” kurtuluş bulmuştur. “Onu örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.” Bir şey söylüyorsun, “yok, o bende yok;” bir şey söylüyorsun, “yok, ben öyle bir şey yapmadım;” “yok, yanlış anlaşıldım.” Sarıyor, sürekli sarıyor, nefsini sarıyor. Bakın, “örtüp sarana da” diyor. “Elbette yıkma uğramıştır” diyor. Örtüp, sarmayacak, bilakis açacak; “doğru söylüyorsun, Allah razı olsun. Hata yaptım, eksiğim var” diyecek. Veyahut şöyle, “dediğini yapıyorum ama eksik olmuş demek ki, yanlış olmuş; daha iyisini yapacağım, inşaAllah” diyecek. “Bende öyle bir şey yok” dedin mi, ayet ne diyor; “onu örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.” Delirir, ene kesilir Bediüzzaman’ın tabiriyle. Bütün vücudu ene kesilir. Firavunlaşır, Allah esirgesin.
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...