SUNUCU: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Bugün bazı haberlerde; “Halkın reform isteğine kulak ver” diye Başbakanımız haber göndermiş Beşir Esad’a. Beşer Esad’a da, “halkına silah doğrultma” diye gazelerde tavsiyelerde bulunuyor. Kaddafi’nin sarayının vurulduğuna dair haber ve görüntüler var Hocam eğer görmek isterseniz.
ADNAN OKTAR: İşte Müslümanların birleşmemesi her yerde acıya sebep oluyor. Şimdi sanki Suriye’de reform yapılınca yakasını bırakacaklarmış gibi bir durum var. Halbuki Suriye için bir plan vardı, o plan şu an uygulanıyor, Beşir Esad gidecek, hükümet de gidecek. Orası durulmaz, gitse de durulmaz, ta ki Hz. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar hiçbir şekilde rahatlık olmaz. İslam aleminde hiçbir yer durulmuyor ve durulmayacak da. Dünyada da hiçbir yer durulmaz. Barış, kardeşlik, sevgi son derece kolayken, karanlık bir güç sürekli engelliyor. Şeytanın güçleri, deccaliyet engelliyor. Şimdi Kaddafi için ben söylemiştim; bakın sarayını vuruyorlar, adamı birdenbire öldürmüyorlar, yavaş yavaş, adım adım öldürmeye doğru götürüyorlar. Sonunda öldürürler onu, bakın göreceksiniz. Hükümetini de yıkarlar, tamamen. Çok bilmiş, işte yobaz zihniyette bu var, önce kabadayılık, sonra zelillik, perişanlık, garibanlık, yalvarmak ve aşağılanmak. Yobaz kafanın özelliğidir bu. Allah’ın hükmüne uymaz, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine uymaz, Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdelerini hiçe sayar; mesela Kaddafi Mehdiyet’i hiçe sayıyordu. Bakın deccaliyet kafasını paramparça etti. Mehdiyet’e sığınmış olsa, Allah’ın izniyle konu biterdi. Allah rızası için sığınmış olsaydı bitecekti. Beşir Esad da öyle, o da çok bilmiş, o da burnunun doğrultusunda yürüyor. Mehdiyet’in M’sini bile kabul etmiyor, bakın onun da başı belaya girdi. Halbuki samimi olarak Allah’ın planına uymuş olsalar, Allah’ın kanunlarına uymuş olsalar, son derece rahat edecekler. Dolayısıyla bu tip haberler faydalı tabii. Bunları bildirmek ahir zamanı adım adım takip etmek açısından, milim milim görmek açısından önemli, ama bunların önü arkası kesilmez. Ta ki Resulullah (s.a.v.)’in torunu çıkıncaya kadar, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Batman’da askerlik yapan bir Ermeni kardeşimiz, asker arkadaşının silahından çıkan kurşunla şehit olmuş. Şehidimizin kilisede düzenlenen cenazesine Üçüncü Kolordu Komutanı Korgeneral Hulusi Akar, Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral İbrahim Yaşar, Devlet Bakanı Egemen Bağış katılmışlar. Görmek isterseniz görüntüleri da var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi tabii o şehitliği, yani Ermeni dinine göre şehit olmuş oluyor o, inşaAllah. Yani kendi dinine göre şehit olmuş oluyor o, onu da belirteyim, inşaAllah. Kendi inancına göre şehit olmuş oluyor, yani onların inancına göre şehit olmuş olur. Şehitlik sadece Müslümanlık’da vardır, yani gerçek anlamda olan şehitlik. O şehitlik Müslümanlık anlamında olan bir şehitlik değildir, ama kendi dini anlamında olan bir şehitliktir tabii ki. O kendi dinine göre, kendi inancına göre şehit kabul ederler, biz de ona saygı duyarız, inşaAllah. Yanlız ben o olayı işin doğrusu biraz kuşkulu buldum, yani şahsıma mahsus olarak şüpheli buldum. Ben, olayın çok iyi tetkik edilmesinden yanayım, araştırılmasından yanayım. Bir öfke sonucu mu, kavga sonucu mu olduğunu, başka bir nedenden dolayı mı olduğunun iyi araştırılması gerekir. Tabii mümkündür, kaza kurşunu da olabilir bunu vurgulamamız lazım, ama askerimiz olarak tabii, askerimiz anlamında, Türk askeri anlamında şehidimizdir. Şehitlik kavramlarını iyi ayırdetmek lazım. O bizim askerimiz, Türk askeri olarak, askerimiz olarak şehidimizdir. Ama İslam dinine göre, İslam inancına göre ayrıdır, Ermeni inancına göre, Hıristiyanlığa göre ayrıdır. Hıristiyanlık dinine göre, kendi dinine göre, kendi inancına göre tabii ki şehittir, ona da saygı duyuyoruz. Ama askerimiz olarak şehittir, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER: Fransa’da Hristiyanların Paskalya Bayramı nedeniyle iki günlük bir panayır düzenlenmiş. Orada yaşayan Cemil Okan isimli bir kardeşimiz stand açmış ve standında sizin Türkçe ve Fransızca kitaplarınızı sergilemiş, maşaAllah. Resimleri de var Hocam. O bölgede çok sayıda Türk vatandaşımız yaşıyormuş ve standa gelenlerin hemen hemen hepsi, evlerinde sizin kitaplarınızın bulunduğunu söylüyorlarmış, maşaAllah. Ayrıca kardeşimiz oraya büyük ekran bir televizyon kurmuş, iki günlük panayır boyunca sizin belgesellerinizi yayınlamış. Fransa’nın başka şehirlerinde yaşayan, sizin seven kardeşlerimiz de katılmışlar fuara. Fransa konferanslarımızı organize eden İsa ve Avni isimli kardeşlerimiz bu resimleri yollamışlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim diyorlar ki; bize Hz. Mehdi (a.s.)’ı göster de asker olalım, yardımcı olalım, İslam’a nasıl hizmet edebiliriz? Bakın, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri. Ben de Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesiyim, onlar da Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi. Onlar Hz. Mehdi (a.s.)’ı görmüşler mi? Yok. Ben gördüm mü? Yok. İşte bakın gayet güzel hizmet ediyoruz, onlar da çok güzel hizmet ediyorlar. Demek ki oluyormuş, anlamazlıktan gelmenin alemi yok. İsteyen gayet güzel hizmet edebiliyor, bakın mükemmel bir hizmet. İnşaAllah ahirette bunun sevabını kat kat alacaklar, inşaAllah. Allah’ın rızasına uygun bir şey, Allah’ın rızasını arayan güzel bir ibadet, kardeşlerimizi tebrik ediyorum, Allah razı olsun. Ama benim kitaplarımın da bu kadar yaygın olması da, elhamdülillah, şahane bir şey. Mesela Rusya’da soruyoruz, bütün Ruslarda var, acayip yaygın. Sibirya’ya da soruyoruz, evlerinde mutlaka oluyor kitaplarımdan. Yüz milyonlarca kitap demek ki toprağın altına gitmemiş, raflara gitmiş, maşaAllah, elhamdülillah.
O Ermeni genç için, o sevimli için tabii ailesine baş sağlığı diliyoruz, onların da gönülleri rahat olsun, bizim askerimiz olarak şehidimizdir, bağrımıza basarız. Fakat hiç içime sinmedi, biraz acayip geldi bana. Daha iç rahatlatıcı bir açıklama yapılırsa, daha rahat ederiz, inşaAllah. Çünkü mazlum insanlar, ben Ermenilere çok şefkat duyuyorum. Askerimiz de, bütün milletim benim canım da, fakat onlara karşı sanki böyle Türkiye’de bir muhalefet varmış gibi bir kafa gelişti bazı kişilerde. Halbuki biz çok seviyoruz Ermenileri, çok şefkat duyuyoruz. Onlar bizim canımız, millet-i sadıkadır, inşaAllah. Bizim Osmanlı döneminde Ermenilere karşı muhabbetimiz müthişti. Hep paşa yapardık, devletin hep kilit görevlerine gelirlerdi, değil mi? Müsteşar olurlardı, müşavir olurlardı, general olurlardı, rahat, huzurlu, güzel yaşıyorduk. Sonra aramıza fitne soktular bir şey varmış gibi, bizden ayırdılar. Rumlar da öyle, mesela İstanbul’un süsüydü onlar, Türkiye’nin süsüydüler. Musevi kardeşlerimiz de öyle, mazlum tertemiz insanlar. Hani bunların böyle kendilerine has şiveleri vardır böyle, renklendirirlerdi. Biz eski günlere yeniden dönmek istiyoruz. Koskoca uçsuz bucaksız bir Türk-İslam Birliği; Ermenistan’la sınırlar kalkmış, onları bağrımıza basacağız. Yunanistan’la sınırlar kalkmış, onları bağrımıza basacağız. Çok güçlü büyük bir birlik; bütün Türk âlemi birleşmiş, bütün İslam âlemi birleşmiş, huzur ve refah içinde güzel bir dünya, inşaAllah. Mehdiyet’in sıcak sevgisi içerisinde, huzurlu bir dünya, bu güzellik içerisinde Allah’ın vaadi var Kuran’da açıkça, “bütün dünya Müslüman olacak” diyor. Ama o arada Ermenilere çok şefkat, Musevilere şefkat, her dinden olan insanlara karşı şefkat esastır. Azarlamak, aşağılamak, siz bizim kardeşimiz değilsiniz, siz işte hâşâ insan değilsiniz, işte kâfirsiniz, sizi ezeceğiz, falan bunlar çok büyük vicdansızlık olur, zulüm olur, böyle olmaz. Kuran’da Allah onlara çok şefkatli, merhametli, güzel davranmamızı söylüyor. Hatta onlardan eşler edinebileceğimizi, evlenebileceğimizi söylüyor Allah, Kuran ayeti var. Bakın Cübbeli ağzına bile almıyor bu konuları, değil mi? Yemeklerini yersiniz, diyor Allah. Yemeğini yiyorsan nedir bu? İnsan düşmanının yemeğini yer mi? Seni zehirler düşmanınsa adam, yemeğine bir şey koyar, Allah vermesin. Nerede görülmüş insan düşmanının yemeğini yediği? İnsan düşmanıyla evlenir mi? Dostuz ki, kardeşiz ki o öyle oluyor, inşaAllah. Ama bu din kardeşliği değil tabii ki, dünya dostluğu ve dünya kardeşliğidir. Din kardeşliği; dinde Müslüman olduğunda, “La ilahe illAllah, Muhammeden Resulullah” dediğinde din kardeşin olur, ama öbür türlü dünya kardeşindir, dünya dostundur. Tamam o zaman şu andaki, mesela Cübbeli çıkıyor, kendilerinin alenen dinsiz olduğunu bildiği bir adamla çen çen çen; dini konuları tenzih ederim, şakalaşıyor, muhabbet gösteriyor. Ona ey kâfir diyor mu? Demiyor, övüyor, muhabbet ediyor, saygı gösteriyor. Adam alenen dinsiz belli, biliniyor, herkes biliyor dinsiz olduğunu, acayip şefkat gösteriyor, hürmet dolu sözler ediyor. Nezaketi de budur bu konunun. Bir insana ey kâfir, ey zalim, ey gaddar diye üstüne gidilirse, gidersen İslam yayılır mı, anlatılır mı? Kardeşimsin, arkadaşımsın, dostumsun dersin, sevgi gösterilir, İslam’a, Kuran’a davet edilir. O demiyor ki zaten ben Muhammedi oldum, biz zaten onun Muhammedi olmadığının farkındayız, değil mi? Tabii ki o bir din kardeşliği değil, ama dünya kardeşliği. Dünya kardeşliği zaten gürül gürül uygulanıyor sokakta. Mesela Cübbeli Malta’ya gitti, herkese güler yüz gösteriyor, herkese muhabbet gösteriyor Malta’da elinde bastonuyla. Alp Dağları’na çıkmış diyor ki; “Allah ayette; gezin diyor, dağları görün diyor ayette” diyor. Türkiye’nin dağlarını bitirdin de, Alp Dağları mı kaldı? O zaman bütün Türkiye Alp Dağları’na gidelim hep beraber. Kuran’ın kastettiği o mu? Bakın Kuran’ı orada alet ediyor. Everest Tepesi, o zaman hepimiz beraber gidelim Everest Tepesi’ne. Cenab-ı Allah’ın kastettiği, önce tebliğ, önce fakirlere yardım etmek. Biz paramız, imkanımız olduğunda İttihad-ı İslam için harcarız. Gidip Alp Dağları’nda para yemeyiz, gidip Malta Adası’nda para yemeyiz, paraları harcamayız. Gider onu fakire fukaraya veririz. Öncelikli farz, odur. Öncelikli farz nedir? İttihad-ı İslam’a harcamaktır. Kitap alır-dağıtırız, konferanslar veririz. Biz burada kitap alıp, konferans verirken, çalışmalar yaparken, o da Kuran’da bu şekilde söylüyor deyip, Alp Dağları’na çıkıyor adam. Sanki Allah orada ona Alp Dağları’na çık dedi. Çok masraflı ve pahalı bir şey. Dağ, İstanbul’da da var, her yerde var dağ; Allah’ın kastettiği dağlar. Allah’ın öncelikli dediğinin üstünde duracaksın sen. Ondan sonra o olaylar olur, inşaAllah. Dünyada insanlar perişan, çöplükten ekmek toplayan insanlar var perişan vaziyette. Sen Alp Dağlarında keyif yaparken, teleferikte falan ilginç sözler ederken, burada insanlar perişan vaziyetteler. Bir kitap alıp dağıtmak, mesela Kuran, birçok insanın evinde Kuran yok. Kuran al, dağıt Alp Dağları’nın tepesine çıkacağına, değil mi? Farz, Allah’ın emri, onun için yapıyorum, diyor. Bakın dini orada nasıl kullanıyor. Son derece samimiyetsiz bir insan. Malta Adasına niye gittin diyorlar, Allah ayette gezmemizi söylüyor, diyor. Gezin ama Allah fakirlere fukaraya, yetimlere yardım edin diyor ayette, önce onlara baksana sen. Önce dini yayın, İttihad-ı İslam’ı oluşturun diyor, önce onu yapsana. Bunların bir sırası vardır, değil mi? Bunların hepsini bitirirsin, ondan sonra gez, ne yapıyorsan yap. Bütün dünya zengin olur, bütün dünya rahat olur, olur. Kuran’ın kastettiği budur, Kuran’da kastedilen budur. Bunu anlamazlıktan geliyor.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Musevilere davranışlarından örnekler verebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v) Medine’ye Hicret’ten sonra Musevilere karşı çok iyi davranmış ve tavırlarıyla onlarla anlaşma arzusunda olduğunu göstermiştir. Onları, aralarında ortak bir kelimeye çağırmış. Kendisini Allah’tan kesin hüküm gelmeyen hususlarda, onlara muvafakat etmeyi tercih etmiş. Hicretin 16. ayına kadar namazlarında onların Kıblesi olan Beytü'l-Makdisyönelmiş. Hicretten sonra onları oruçlu bulunca, sebebini sormuş ve Allah’ın Hz. Musa (a.s.) ve Ben-i İsraili firavundan kurtardığı gün olduğunu öğrenince, Müslümanları bu oruca, aşure tutmalarını emretmiş. Allah’tan kendisine gelen bir ayet doğrultusunda, Müslümanlara onların kestiklerini yeme ve iffetli kadınlarıyla evlenme izni vermiş. Zaman zaman Ben-i İsrail kıssaları anlatmış ve bunların anlatılması hususunda herhangi bir sakınca görmemiş. Önünden geçen Musevi cenazelerine saygı gösterip, ayağa kalkmış ve Müslümanlara da tavsiye etmiştir.
ADNAN OKTAR: İşte Cübbeli Peygamberimiz (s.a.v.)’in yolunda hareket edeceğine, kendi kafasına göre hareket ediyor, kendi mantığına göre hareket ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yolu belli, ortada, çok açık uygulamayla ortada. Dürüst ve samimi olacak, samimi bir Müslüman tavrı gösterecek. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu yaşadığı hayatı, hayata geçirmeye gayret edecek, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Kırgızistan’la vizeler kalktı, maşaAllah. Sizin söyledikleriniz bir bir gerçekleşiyor Hocam, inşaAllah. Söylediklerinizin gerçekleştiği 1300’ü aştı. “Kırgızistan’da vizeler kalktı” bugünkü haber. Sizin 6 Ekim 2008’de ki röportajınız; Azerbaycan Novoye Vremya basınından. Şöyle söylüyorsunuz: “Zaten Rusya aynı zamanda bir Türk devletidir ve bir Müslüman nüfusu barındıran devlettir, hatta İslam Birliği Örgütü’ne girmeye çalışıyor Rusya. Onlara da çok dostane ve sevecen yaklaşılması lazım, çünkü milyonlarca Türk yaşıyor Rusya’da, milyonlarca Müslüman var ve nereye yere gitsen Müslüman kaynıyor Rusya’da, maşaAllah” dediniz. 18 Aralık 2008’de de; “sınırlar açılsın, vizeler kalksın, gürül gürül ticaret yapalım, bağrımıza basalım onları. Bir sevinç olsun, bayram olsun, bereket, bolluk böyle her yeri bir sarsın.” MaşaAllah söyledikleriniz gerçekleşiyor şu anda, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Rusya, Türk-İslam Birliği’nin vazgeçilmez üyelerinden bir tanesidir, inşaAllah. Biz Rusları seviyoruz, çok şefkat duyuyoruz. Devletlerinin güçlü olmasını istiyoruz, milletlerinin huzurlu olmasını istiyoruz, bereket, huzur içinde yaşamalarını istiyoruz. Bölünmelerini istemeyiz, fitne çıkmasını istemeyiz. İslam’ın bütün Rusya’ya hâkim olmasını isteriz. Bu hâkimiyet arasında da bir zorlama, bir baskı olmasını hiçbir şekilde istemeyiz. Tamamen onların gönüllerine bırakırız. Şefkatle ve sevgiyle hâkim olmasını isteriz. Bu hâkimiyete giden yolda da onların inançlarına son derece saygı duyarız. Hıristiyanlara da, Musevilere de, dinsiz olanlara da, komünist olanlara da saygı duyarız, bizim İslam anlayışımız budur. Ama tabii Bediüzzaman müjdeliyor; ”Rusya ateist ve komünist bir sistemdeydi, bu komünist sistem çökecek Rusya’da” diyor. Bu çok büyük bir mucize tabii. Çin için söylemiyor, Rusya için söylüyor. “Rusya’da çökecek komünizm. Çöktükten sonra yeniden onlar Hristiyanlığa dönemezler, İslamiyet’e döneceklerdir ve Rusya da Müslüman olacaktır.” diyor, inşaAllah. Rusya Müslüman olduğunda, yani süper devlet olur, acayip rahat ederler millet olarak da. Ne ayyaşlık kalır, ne uyuşturucu kalır, ne fitne, ne fücur; çok çalışkan ve çok şahane bir sistem meydana gelir. Zaten millet olarak çok sevimliler Ruslar, acayip sevimliler, cana yakın, güzel huylular. İnsancıldırlar, Osmanlı terbiyesi vardır onlarda. Hep Osmanlılarla iç içe yaşadıkları için o ruhu almışlar, o kişiliği almışlar. Dolayısıyla onlara biz şefkatle, sevgiyle ve muhabbetle yaklaşıyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Guantanamo’dan resimler vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Daha hala duruyor mu o Guantanamo?
ALTUĞ BERKER:Duruyor Hocam ve masumların da orda tutulduğu söyleniyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Guantanamo’yu dağıtmaları lazım. Bunlar hep garibanlar onların eline geçen. Onlar, sesi çıkmayan, kendini savunamayan, mazlum insanlar orda şu an. Onların tamamını Amerika bırakması lazım. Garibanlar, kendi ülkelerine bıraksın, ne alakası var? İnşaAllah. Veyahut illa yargılayacaksa, tutuksuz yargılaması lazım. Bunca sene tutukluluk olur mu? Nerede görülmüş böyle bir şey? Suçu sabitse o ayrı mesele. Ama şüphe üzerine orada tutulmaları çok büyük zulüm. Diğer ülkelerin de Amerika’yı bu konuda uyarmaları gerekiyor, hatırlatmaları gerekiyor. Sessiz kalındığından bu olur. Sık sık hatırlatmak, uyarmak, ilgililere mektup yazmak, yazı yazmak önemli. Bu konuda bir de bilgi isteyelim Amerika’dan, yani bu neyin nesidir. Nereye varıyor bu, nasıl bir olay? Bu konuda bir bilgi isteyelim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. 2009 Hubble Teleskopu’ndan çekilen görüntüler var Hocam, kainattaki galaksilerle ilgili.
ADNAN OKTAR:Bakalım. Çok şahane, geri gel bakayım. Bu ne şahane renkler böyle? MaşaAllah. Tablo gibi, maşaAllah. Acayip süslü, maşaAllah. Ben buna hayret ediyorum, tornadan çıkmış gibi, acayip süslüler, maşaAllah. Baksana şu renklere çok güzel, maşaAllah. Kelebek gibi, kartalı andırıyor. Bu da çok ilginç. Çok şahane bak renkleri, bayağı güzel. Bu da güzel, hepsi çok güzel, maşaAllah. Hayret renklerin böyle olması, maşaAllah. Devam et.
ALTUĞ BERKER: Bedri Baykam’dan bahsetmiştiniz Hocam. 27 Mayıs darbesini öve öve bitiremedi diye bir haberi vardı daha önce. 27 Mayıs 2008’de övmüş.
ADNAN OKTAR: 27 Mayıs darbesini? Adnan Menderes’in asılmasını, Zorlu’nun, Polatkan’ın asılmasını övmüş, ellerine sağlık, diyor. Yani ona geliyor oradaki üslup, evet. Kendisi mevzu bahis olduğu zaman da bas bas bağırıyor. Madem canın tatlı, o insanların canı tatlı değil miydi; Adnan Menderes’in, Zorlu’nun, Polatkan’ın? Onların annesi, babası yok muydu, çocukları yok muydu. ailesi yok muydu? Bir de suçları neydi onların, ne yapmışlar? Yok göbek davası, yok bebek davası, bilmem ne falan, mantıksız iddialarla ortaya çıktılar, evet.
ALTUĞ BERKER: Bazı ağaç resimleri gösteriyorum Hocam. Ağaçların kökleri çok mucize, maşaAllah. İhtiyaçları olan potasyum, fosfor, kalsiyum, magnezyum, sülfür gibi tüm mineral ve besinlerini topraktan alıyorlar. Bu maddeler toprakta tek ve ayrı şekilde bulunmadığı için, ağaç kökü bunları iyon, yani artı, eksi atom olarak emiyor. Toprakta bulunan çok sayıdaki iyon arasından, kökler sadece ihtiyaçları olan 14 tanesini alıyorlar. Geride kalan ve ihtiyaçları olamayan minerallere ait iyonları ayırdedip, geri bırakıyorlar. Bunu tanıyan bir sisteme sahipler.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi şu şu atom iyi, şu şu atom değil. Şu atomlar bana yarar diye küçük hücre karar alıp, bunu yapabiliyorsa yani insan aklından milyonlarca kere daha güçlü bir akla sahip hücre, bitkinin hücresi. Ot gibi diyor ya, otun aklı insan aklından milyonlarca kez daha güçlü. İnsana desen, burada bunun içerisindeki demiri ayır, fakat cıvayı alma, magnezyumu al ama kurşunu alma, bilemez insan. Bak atomları tek tek seçiyor adam, birer birer. Hah, bu demir atomu, bu olur. Bu kurşun, bu yaramaz, bu zehirli ben bunu almayayım, diyor. Bu cıva, bunu da almayayım, diyor. Şu tamam, bundan alayım, diyor. Çokça alayım, ihtiyaç var, diyor. Mesela muzda potasyum çok yüksek. Genetik olarak bütün muzlarda böyledir. Günlük potasyum ihtiyacı için zaten muz tavsiye edilir. Patateste de mesela olağanüstü yüksek potasyum. Çünkü hücre emir veriyor, diyor ki çok fazla potasyuma ihtiyaç var, bizim genetik planımız böyle diyor. Ha öyle mi diyor. O zaman ben bolca alayım potasyumu, diyor. Aldıktan sonra, yeterli miktara ulaştık, artık bundan sonrada alma, diyor. Ondan sonra da almıyor. Tam o kararlı olan belirli bir karar var, o kadar potasyumu aldıktan sonra artık almıyor. Magnezyumda da, mesela şu oranda magnezyum bulunuyor muzda, belli. Onu aldıktan sonra tamam diyor, yani onu taşırtmıyor, eksik de tutmuyor, ama tam ayarında alıyor magnezyumu. Mesela derler ya, açar kitaba bakarsın. Muzda şu kadar şu bulunur, şu kadar şu bulunur diye yazar listede, hiç şaşmaz, değil mi? Vitaminler şunlar şunlar, tek tek hepsi çıkar. Vitamini mesela çok fazla da yapmıyor, eksik de yapmıyor. B vitaminini tam ihtiyaç kadar yapıyor. B vitamini, çok karışık kompleks bir vitamin. Adam kusursuz yapıyor, mükemmel. C vitaminine ihtiyaç var, değil mi? Mesela insan bunu elde etmek için acayip uğraşıyor. O, C vitaminini tam ayarında yapıyor ve yeteri kadar, onun dışında müsaade etmiyor. Mesela çok yüksek C vitamini yapmıyor, alçak da yapmıyor, ayarında. Proteinler, hangi proteinleri yapacağı belli, o kadar yapıyor. Mesela onda olmayan bir protein bilgisi varsa, o proteinleri yapmıyor. Farz edelim arpa, arpada bulunan protein diğer bitkilerde yok, bir tek arpada var. Mesela mısırda olan bir protein cinsi var, diğerlerinde yok, bir tek o yapıyor. Dünyanın neresine giderseniz gidin o biliyor onu. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) buğdayın içine arpa da karıştırtıyor, çünkü eksik oluyor o zaman eğer arpa konmazsa. Protein içersindeki aminoasitlerde eksiklik meydana geliyor, o eksikliği gidermek için arpa, çok az arpa konuyor Resulullah (s.a.v.) zamanında. Arpa biliyor aminoasiti yapmayı, ama insanlar suni yapamıyorlar.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Bonzai ağaçları var Hocam, onları da göstereyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunlar acayip şeker oluyorlar. Mesala yüz yıllık ağaç, küçük, gelişmiş, değil mi? Acayip şeker. Tip hakikaten ağacın aynı, yani gerçek büyüklüğünün çok çok küçültülmüş modeli oluyor. Çok şeker görünüşleri. En az bir yüz yıllık vardır mesela o öbürü.
Evet, Cübbeli yine bize ahir zamandan anlatsın, Hz. Mehdi (a.s.)’dan anlatsın, dinleyelim sohbetini.
VTR- Cübbeli Allah’ın Hz. Mehdi (a.s)’ı Bir Gecede İlim Sahibi Kıldığını Anlatıyor.
VTR:Cübbeli Ahir Zaman Hadislerinin Yarısından Fazlasının Çıktığını, Bundan Sonra da Çıkmaya Devam Edeceğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:İşte dünya hep bu günlere, bu yüzyıla hazırlandı. Hep dünya sakin geçmiştir genellikle, yani savaşlar olmuştur, ama bilim ve teknoloji o kadar gelişememiştir; belli bir dereceye kadar. Fakat Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Allah birdenbire bilim ve teknolojiye adeta boyut değiştirtti, hayret edilecek değişiklikler oldu, elektrik, radyo, televizyon. Arkasından bilgisayarlar, internet çağı, sanki böyle bir rüya alemi gibi bir dünya meydana geldi aniden bu yüzyılda. Daha önce atlar, arabalar normal hayat vardı. Yüzyıllarca hep öyle geçmiştir, binlerce yıl hep böyle geçmiştir. Bilim çok yavaş gelişmiştir; yavaş yavaş, çok çok yavaş gelişmiştir. Ama Hz. Mehdi (a.s.) devrinde adeta bir başka aleme geçildi, başka bir dünyaya geçildi, bambaşka bir dünya oldu. Bir haber dünyanın bir başka yerinde anında duyuluyor, anında görüntüsü görülüyor. Bütün dünya bir ev içi gibi oldu. Sanki böyle iki oda bir salonda yaşanıyor gibi şu an bütün dünya. İşte bu, Mehdiyet için dünyanın hazırlandığı dönem bu. Buradan da açıkça anlayabilirsiniz. Çünkü ancak böyle bilimsel imkanlar, böyle bir teknolojiyle dünya hakimiyeti mümkündür. Ve bu kadar; Allah önce acılar çektirdi insanlara, zorluklar meydana getirdi Mehdiyet ile kıyaslanması için. Şu an bu teknolojik imkanlarla, bu dünyanın hazırlığıyla Mehdiyet oluşturulacak Allah tarafından. Bakın dünyanın tarihine, dikkatlice bir bakın, şu anki teknolojik imkanlar nasıl dünya hakimiyeti için kolay, nasıl daha önce zor ve adeta imkansız gibi teknolojik imkanlar. Bir anda Allah, dünya hakimi olacak şekilde Müslümanlara, böyle rüya aleminde görülecek gibi; Alice harikalar ülkesinde gibi oldu dünya. Aynı Alice harikalar ülkesi gibi böyle. Ve şimdi bu ortam hazırlanıyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s.) zıttı Medine’deki alim, normalde olmaması lazım. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’a zıt bir münafık, bir alim çıkamaz diye düşünüyor insan, çok zordur, değil mi? Öyle düşünür insanlar, çok çok zordur. Bakıyoruz tarih geliyor, adam çok kolay çıkabiliyor. Allah öyle şartlar meydana getirmiş ki, zemin meydana getirmiş ki, hakikaten takva görünümünde, Ehl-i Sünnet görünümünde bir deccal zuhur edebiliyor. Hakikaten ediyor, hakikaten oluyor, hayret yani, Cenab-ı Allah’ın hikmeti. Hakikaten Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı büyük bir güç sahip oluyor, zavallı bir insan hakikaten büyük bir güç sahibi oluyor. Bakıyorsun, hakikaten deccaliyet onu destekliyor. Ne kadar deccal taraftarı varsa onun peşinde, bu bir mucize olarak oluyor. Ama bin sene önce söylesen, Allah Allah der insan, Hz. Mehdi (a.s.)’a adam niye karşı çıksın, nihayetinde bir kişi, bir yobazın nasıl gücü yetsin? Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) olağanüstü harikaları olan bir insan, değil mi? Çok gücü olan bir insan. İlmi, irfanı, ahlakı her yönden mükemmel. Gücü yetmemesi gerekir diye düşünülür, değil mi? Tabii ki gücü yetmiyor, ama melanet yapabiliyor, adilik yapabiliyor, Allah ona bu imkanı vermiş. Mesela deccal, dinsizlik bütün dünyaya hakim olacak diyor Peygamberimiz (s.a.v), insanlar buna iman etmekte zorlanmıştır. Allah’ın varlığı apaçık, bütün dünya nasıl dinsiz olsun diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.); “dünyanın binde dokuz yüz doksan dokuzu dinsiz olacak” diyor, deccal devrinde; farz edelim. Adam düşünüyor, hakikaten diyor, sahabe devri belli, başka devirler belli, bu nasıl olacak acaba, diyor. Bak oldu, son derecede makul. Darwinizm çıktı, bütün dünya, profesörü, doçenti, bilmem neyi Darwinist, materyalist, dinsiz oldular, rahatça oldu. Hz. Mehdi (a.s.) nasıl çıkar, alameti nasıl olur diyorlardı, hayretler içinde kaldık, bütün alametler çıktı, birer birer. İki uçlu kuyruklu yıldız rüya aleminde olur, yani benim bildiğim kuyruklu yıldız tek bir yönde gider. Şimdi bir insan, mesela bir ateş yaktığında, ilerlediğinde, dumanı ne oluyor? Peşinden geliyor. Önünden dumanı gider mi? Mesela, önünden dumanı giden bir kuyruklu yıldız oldu. Var, oluyor. Kardeşim kuyruklu yıldız, bütün kuyruklu yıldızlar aynı istikamete giderken, bir kuyruklu yıldız niye ters istikamete gitsin? Bir tane var dünyada, ters istikamete gidiyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor, aynısı oluyor. Hayret edilecek bir şey. Peki bunu Müslümanlar nasıl görmez? Görür değil mi? Herkes görür. Hayret göremiyor, dünya Müslümanlarının büyük bir bölümü göremiyor. Gazetelerde yazıyor, gökte görülüyor, herkes görüyor, adam göremiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde söylüyor, “ben farkına varamadım” diyor. Bak hadis, gösteriyorsun, anlatıyorum sana diyorsun, “gerçekten anlayamıyorum, göremiyorum” diyor, çünkü deccal büyü yapmış, hipnoz altındalar. Müslümanların büyük bir bölümü hipnoz altında. Birbirinden harika olaylar oluyor. Mesela, “Kabe’de kan akıtılacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “baskın olacak” diyor, oldu mu diyorum, oldu. Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste belirtmiş mi? Belirtmiş. Bu nedir diyoruz, çıkacak bekliyoruz, diyor. Olmuş işte diyoruz, oldu diyoruz, bekliyoruz biz işte, diyor. Yani bir şey olmuş, bir harikalık var. Mesela on beş gün arayla ay ve güneş tutulması, yani takvim yaprağıyla gösteriyoruz artık, adam “bekliyoruz, olmasını bekliyoruz” diyor. Olmuş olmuş. Gösteriyorum, takvim yaprağını gösteriyorum artık yani, fark edemiyor. Onun için ahir zaman çok çok harikadır, çok hayret vericidir. Yıllarca uğraşacak, mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın kırk yıldır uğraşması. Sırf iman hakikatlerini anlatması kırk yıldır. Ondan sonra insanların beynindeki pus dağılmaya başlıyor, ondan sonra İttihad-ı İslam oluşuyor. Mesela daha önce anlatıldığında insanlara hikaye gibi geldi, değil mi? Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Hz. Mehdi (a.s.) evinde konuşacak, bütün dünya onu hem görecek, hem de duyacak”. Şimdi adam diyor ki; o herhalde ruh gibi bir şey o zaman. Nitekim de öyle yayılmış Müslümanlara yanlış inanç olarak, ruh halinde biliyorlar. Herkesin evinde böyle bir anda tecessüm eder, görüntü haline gelecek, yani tayyi mekan, tayyi zaman olacak, öyle olacak zannediyorlar. Halbuki işte radyo, televizyon, bu kastediliyor. Çok açık, değil mi? Çünkü bak, “yattığı yerden onu görür ve dinler” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanında adam yatabilir mi? Evinde uzanmış yatıyor işte, yatağında dinliyor. Televizyon, radyo, çok net, açık. O kadar çok hadis var ki.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman; “ilimde rasih olanlar anlar bunun açıklamasını” diyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah biz Hz. Mehdi (a.s.)’dan çok kapsamlı bu konuları daha iyi öğrenip-anlayacağız, inşaAllah. Biz öncüsüyüz, biz bu kadarını anlatıyoruz.
ALTUĞ BERKER:Üstad Necip Fazıl’ın vasiyetinden okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Resmini de göstereyim. Şöyle diyor Necip Fazıl; 1983’te vefat etmişti. “Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tariflerdir. Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz. Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum ve bidat belirtici hiçbir şey. Baş ucumda ne şamata, ne nutuk, ne metih, ne şu, ne bu, sadece Fatiha ve Kuran. Mezarımda benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak, sadece Kuran. Allah’ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız; hele düşmanlarını. Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız. Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah, mübarek, Allah rahmet etsin, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam söylediklerinizin gerçekleştiği bir başka örnek daha gösteriyorum. Ne Demişti Ne Oldu, 1300’ü aştı söyledikleriniz. Gaziantep Olay TV, 31 Ağustos 2010. Daha önce de söylemiştiniz, “Siyasetçilerin kullandığı gergin üslubu izlemek de yorucu oluyor. En iyisi tek taraflı yatıştırıcı bir politika. Böyle gergin bir ortam bazı partiler tarafından isteniyor olabilir ama bu kısa dünyada, bu imtihan ortamında Allah’ın bizi duyduğunu, Allah’ın bizi gördüğünü bilirken, böyle bir üslup güzel olmaz. Liderler de imtihan oluyorlar, her tavırlarından her sözlerinden hesaba çekilecekler. Mülayamet her zaman iyidir” demiştiniz Hocam. Sayın Cumhurbaşkanımızın da “üsluba dikkat” başlığı altında söylediği, Belgrad’da, Türkiye-Bosna, Bosna Hersek ve Sırbistan üçlü zirvesine giderken, siyaset üslubunu bu şekilde değerlendirmiş Hocam. “Dil yarası kılıç yarasından keskindir, karşılıklı sert mesajlar Türkiye için tehlikeli bir gidiştir. Siyasi aktörlerin bunun tehlikeli bir gidiş olduğunu görmeleri gerekir” demiş Hocam, maşaAllah.
Bir fil kuşu yumurtası gösteriyorum Hocam. Soyu tükenen fil kuşunun yumurtası. Fil kuşu, 17. yüzyıla kadar Madagaskar Adası’nda yaşamış ve soyu tükenmiş bir kuş türü. Boyu 3 metre, ağırlığı ise 400 kilo civarında. Normal tavuk yumurtasından 160 kat büyük. Araştırmacı David Attenborough, 1960 yılında adayı ziyaret edip, bir fil kuşu yumurtası buluyor. Yumurtanın göze çarpan özelliği sadece güzelliği değil, boyutları da. 30 santimetre boyundaki fil kuşu yumurtası. Standart bir tavuk yumurtasından 160-180 kat daha büyük. Tek bir fil kuşu yumurtası ile 100 omlet yapılabiliyor.
ADNAN OKTAR:Bir bölük asker doyar onunla.
ALTUĞ BERKER: Bir tavuk yumurtası 74 kaloriyken, bir fil kuşu yumurtası 22.000 kaloriymiş.
ADNAN OKTAR:Acayip besleyici, maşaAllah. Evet, biraz da Üstadımız’ın talebelerinden dinleyelim.
VTR:Seyyit Salih Özcan Hocamız, Hz Mehdi (a.s.)’ın şahıs olacağını anlatıyor. Türk-İslam Birliği’nin mutlaka istenmesi gerektiğini ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’dan çıkacağını anlatıyor.
VTR: Sungur Ağabey Kıyamet tarihi hakkında konuşuyor.
ADNAN OKTAR:70 yıllık bir süre içerisinde İslam ahlakı dünyaya hakim oluyor ve 70 yıl sonra da artık İslam gerilemeye başlıyor. Hıristiyanlık ve Musevilik, dünyada başka din kalmayacak bu 70 yıldan sonra. Zaten genel olarak bakarsanız dünyaya bunu anlarsınız. İnsanları genel konumuna, genel kişiliğine, dünyadaki gelişmelere bakarsanız, akılcı bakıldığında da bu zaten görülüyor. Zaten İslam ahlakının hakikaten hakim olacağı, ama son kere hakim olacağı da anlaşılıyor, inşaAllah. Bu “5600 yıl geçmiştir” sözü, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi çok önemli, onu sık sık gündeme getirelim. Bunun orijinalini de, hadisin orijinalini de getireceğim, göstereceğim. Soran arkadaşlara net delildir işte. 7000’den 5600’ü çıkardığında dünyanın ömrü anlaşılmış oluyor. Yani hicri 1400 ve 1500 arasındaki bir vakit. Sungur Ağabey’in anlattığı, Bediüzzaman’dan alıntı yaptığı konu da bu. Bir çok nur talebesi bu konuyu anlamazlıktan geliyor. 70 yıl kaldıysa yerinde duramaman lazım senin, değil mi? Yani Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) içinde vakit, bu vaktin içinde ve Müslümanlığın da artık kalmayacağını da söylüyor sonradan Bediüzzaman. “Son” diyor artık. Sungur Ağabey de “son” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Lale bahçeleri resmini gösteriyorum.
ADNAN OKTAR:Allah Allah ne kadar güzel böyle? MaşaAllah. Çok güzel bakıyorlar, maşaAllah. Çok şeker, maşaAllah. Görünüşleri süper. Efendim biraz da Şeyh Ahmet Yasin Hoca’mızdan dinleyelim ahir zamanı.
VTR“Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri, Cübbeli Ahmet’in “Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelmeyecek” iddiasına cevap veriyor.”
ADNAN OKTAR: Evet, Ayhan bir soru sormuş Rize’den. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Nisa Suresi’nin 23. ayetini anlatmıştım, orada bir konuyu anlayamamış. Sadece Peygamberimiz (s.a.v.)’e mahsus olarak amcasının kızlarını, halasının kızlarını, teyzesinin kızlarını alabiliyor. Bir tek sana mahsus diyor ayette, ümmete haramdır. Haram olduğunu zaten Kuran ayeti belirtiyor. Sadece Peygamberimiz (s.a.v.)’e mahsus olarak helaldir. Anlattım ama orada dikkat edilmemiş demek ki..
ALTUĞ BERKER:Hocam kutsal kitapların kelime anlamlarıyla ilgili bilgi vermek istiyorum. Kuran’ı Kerim’in anlamı şu şekilde: Kuran; ‘Karae’ fiilinden elde edilen bir mastar olup, kök anlamı okumak, toplamak, bir araya getirmektir. Tevrat; İbranice ‘tura’ kelimesinin Arapçalaşmış biçimi olan Tevrat, kanun, ittifak, birlik, anlaşma, sözleşme, antlaşma gibi anlamları dile getirir. Zebur kelimesi, men etmek manasına gelen ‘zebr’ kökündendir. Kötülüklerden men eden şeyleri bildirdiği için Zebur diye adlandırılmıştır. İncil; Yunanca bir kelime olan ‘evangelyon’ yani iyi haber, müjde demektir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Böyle şeylerin anlatılması iyi oluyor. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı yine dinleyelim.
VTR:“Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri ‘Hz. Mehdi (a.s)’ın en büyük karşıtları cahil hocalar olacak.’”
VTR: “Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri ‘Münafıkane sistem, Hz. Mehdi (a.s)’ın mücadele-i cereyanına dayanamaz.’”
ADNAN OKTAR:Şeyh Ahmet Yasin Hocamız, maşaAllah son derece candan, son derece samimi, mübarek, muhterem bir insan. Şeyh Nazım Hocamız’ın yetiştirdiği büyük ve değerli âlimlerden birisidir. Şeyh Nazım Hocamız’a da Allah uzun ömürler versin, Allah bize bağışlasın. Ona muhalefet edenlere de Allah hidayet nasip etsin, akıl fikir versin de gerçeği, doğruyu görsünler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mescid-i Nebevi hakkında bilgi verebilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Resimlerini de göstereyim. Medine’de Hz. Muhammed (s.a.v)’in kabrinin yanında bulunan camiinin minaresi eğiktir. Peygamberimiz (s.a.v)’in kabrini ihtiva eden Mescid-i Nebevi, hicretten sonra Medine’de Hz. Muhammed (s.a.v) ve ashabı tarafından inşa edildi. Mekke’de bulunan Mescid-i Haram’dan sonra Müslümanlar için ikinci ev kutsal mescid. İslam aleminin en kutsal mezarları, Kubbet-ül Hadra (Yeşil Kubbe) ismi verilen mekan da burada bulunmaktadır. Kubbet-ül Hadra, bugünkü haline Osmanlı Dönemi’nde getirilmiştir. Kubbet-ül Hadra’nın hemen yanı başında bulunan bir minare çok ilginçtir. Bu minare, ünlü Piza Kulesi gibi eğiktir. Fakat bu minare bilinçli olarak eğik yapılmıştır. Eğik yapılmasının nedeni ise, herhangi bir doğal afet anında minarenin Hz. Muhammed (s.a.v)’in kabrinin olduğu yöne doğru devrilmesine engel olmaktır. Bu nedenle kule, kabrin zıttı yönünde eğilimlidir. Toplam 235.000 metrekare kullanım alanına sahip olan Medine’deki Mescid-i Nebevi’nin içi, üstü ve dış alanında toplam 698.000 kişinin namaz kılmasına imkân verilmiştir. Şu an Mescid-i Nebevi’nin 41 kapısı vardır. Bu kapılardan bazılarının yan yana 2, bazılarının 3, bazılarının 5 girişi vardır. Bu girişleri de sayacak olursak 85 kapı girişi vardır.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeyhim sen çok güzel şeyler anlatıyorsun. Devam et, başka bir şeyler daha anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, vesilenizle inşaAllah. Yahudi topluluğu Essenilerle ilgili bilgi vermek istiyorum. İsrail ile Ürdün arasındaki Ölü Deniz yakınlarında, Kumran Vadisi’ndeki mağaralardan birinde, 1947’de “Kumran Yazıtları” adı verilen yazıtlar bulunmuştu. Bir süre sonra testilerin bulunduğu mağaranın çevresi araştırılmış, bu araştırmalarda 10 mağarada daha bu yazıtlara rastlanmıştır. Tüm yazmalarda toplam yaklaşık 100.000 parça yazı bulunmuş, bunlar birleştirildiğinde ortaya 800-900 arasında sayıda role çıkmıştır. Yazıtlarda o dönemde ilgili mekânda Esseniler olarak anılan bir grubun yaşadığı, bu insanların bütün samimiyetleriyle Allah’a yakınlaşmaya ve cennete kabul edilebilmek için Allah’ın rızasını kazanmaya çalıştıkları anlatılır. Yine eldeki belgelerden bu insanların Hz. Musa (a.s.)’ın ve diğer Peygamberler’in sözlerine tam olarak sadık olmayı, Allah sevgisini paylaşmayı, adaleti, kötülüklerden sakınmayı, birbirlerine öğütledikleri anlaşılmaktadır. Birbirlerini dürüst, alçakgönüllü, adil, namuslu, şefkatli ve mütevazı olmaya teşvik etmişlerdir. Röleler, Romalıların baskısı yüzünden mağaralara kapandıkları bilinen Essenilerin kutsal metinlere ve yasalara derin bir sadakatle bağlı olduklarını, ahirete, cennet ve cehenneme, kadere, meleklere inandıklarını ortaya koymuştur. Yazıtlarda Essenilerin her gecenin üçte birinde kitaplarını okumak, birlikte sohbet edip dua etmek üzere bir araya geldiklerinden bahsedilmektedir. Dua ve ilahilerinde genel olarak insanın acizliği ve Allah’ın mutlak gücü konu edilmiştir. Yazıtlarda yer alan Kumran ilahilerinden bazı örnekler şöyledir: “Kil ve çamurdanım. Sen istemezsen nasıl tasarlarım ve Sen istemezsen nasıl düşünürüm? Sen elimden tutmazsan nasıl güçlü kalabilirim ve benim için biçimlendirdiğin ruh olmadan nasıl anlarım? Sen’siz hiçbir yol mükemmel değildir ve Sen’in rızan olmadan hiçbir şey yapılamaz. Bütün bilgileri öğreten Sen’sin ve her şey Sen’in rızanla gerçekleşir. Görkemine kim dayanabilir ve hangi insanoğlu yaptığın mükemmel işlerin yarısını yapabilir?”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hak dinler her dönemde olmuştur, inşaAllah. Ama zamanla Hak dinler bozuluyor, Allah yerine yeni Peygamberler göndermiştir. Son Hak din İslamiyet’tir. İnşaAllah, Kuran saf vahiydir. İnşaAllah, bu yüzyılda bu hâkimiyeti göreceğiz. Bu radyoların, televizyonların, internetin yaratılış sebebi de budur. Bunlar İslam ahlakının dünyaya hâkim olması için yaratılmıştır. Kısa sürede insanların eğitilmesi için, kısa sürede dinin her yere nurunu yayması için öğretilmiştir. Ama kısa bir süre sürecektir, yani 70 yıllık bir süre var, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yavru kediler gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
VTR:Sevimli Kediler
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne şeker şeyler, hayret bu kadar tatlı olmaları, maşaAllah. Biliyorsunuz Peygamberimiz (s.a.v)’in de kedisi vardı. Bir gün kucağında uyumuş, uyandırmamak için, kıyamadığı için eteğini kesmiş Peygamberimiz (s.a.v), onu uyandırmamış. Onların tatlılığı, Peygamberimiz (s.a.v)’in şefkati açısından çok önemli bir hatıra, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Gölgesiyle kavga eden bir baykuş filmi var Hocam.
VTR:Gölgesiyle kavga eden baykuş.
ADNAN OKTAR: Allah bunları ne kadar tatlı yaratıyor, salaklığı da acayip şeker.
ALTUĞ BERKER: Bir sözünüzü hatırlatıyorum, inşaAllah: “Kavgacı ruh Müslümanlara yakışmıyor. İnternette, köşe yazılarında falan bir kısmı çok şerid bir üslup kullanıyor. Mübarek, muhterem insanlara karşı da gereksiz, yakışıksız sözler ediyorlar. Buna karşı güzel ahlaklı bir kampanya geliştirelim. Müslümanlar birbirinin kardeşidir. Birbirinde kusur arayacak bir durum yok. Karşıya geçip bir baksalar, anormalliği görecekler.” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar, deccallere karşı mücadele verecekler. Kendi aralarında sevgi dolu olacaklar. Deccallere karşı da bilimsel mücadele verilir zaten. Akılla, ilimle, sevgiyle, gerçekleri ortaya koyarak, delillendirerek, hüccetle; Hz. Mehdi (a.s)’ın bir ismi de Hüccet’tir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın varlığını, yaratılışı, kâinatı, Kuran’ı, ahir zamanı çok güçlü delillerle anlatacaktır ve kimse ona karşı delil getiremeyecektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bir sözü şu şekilde: “Onun, Hz. Mehdi (a.s)’ın delilleri, bütün insanlar üzerinde galip gelecek, etkili ve hâkim olacak ve kimsenin ona karşı getirecek bir gerekçesi olmayacaktır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte o yüzden lakabı “Hüccet.” Öyle bir delil getiriyor ki adamlar felç oluyor. Mesela Darwinizm, materyalizme karşı öyle deliller getirecek ki insanlar felç olacaklar, söyleyecekleri hiçbir cevap kalmayacak. Küfrün, dalaletin, Darwinistler’in, materyalistlerin, ateistlerin, Marksistler’in yapacağı hiçbir şey kalmayacak. Allah ona o gücü vermiş, onun için ona Hüccet deniyor. Çok güçlü delil vermesi açısından, çok güçlü delil sunması açısından ünlü isimlerinden bir tanesi El Hüccet’tir.
ALTUĞ BERKER:Allah’ın Hz. Mehdi (a.s)’ı vesile ederek, asrı ve tüm dünyayı etkileyecek mükemmel kitaplar hazırlayacağını Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle bildirmiş: “Ona, Hz. Mehdi (a.s)’a imameti veren, ona ilim ve kitaplar verecek ve onu kendi başına bırakmayacak.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Demek ki Hz. Mehdi (a.s)’ın yazacağı kitapları Allah yaratacak, Hz. Mehdi (a.s) yapmış gibi görülecek fakat yaratan Allah’tır. “Onun kitaplarını Ben yaratacağım.” diyor. Hz. Mehdi (a.s) yüzlerce kitap hazırlayacak, inşaAllah. Ama hadisi bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. “Ona, Hz. Mehdi (a.s)’a imameti veren, O’na ilim ve kitaplar verecek ve onu kendi başına bırakmayacak.”
ADNAN OKTAR: Evet, “o ilmi de, kitapları da Ben yaratacağım” diyor Allah. İnsanlar sanki Hz. Mehdi (a.s) yapmış gibi zannedecekler ama yaratan Allah’tır. Her şeyi yaratan Allah’tır, Hz. Mehdi (a.s)’ı vesile edecektir. Hz. Mehdi (a.s) Allah’ın aciz bir kuludur, yani hâşâ bir ilahlık özelliği yoktur, insanların gözlerinde o yönüyle büyütmeleri haram olur. Hz. Mehdi (a.s) Allah’ın tecellisidir. Bir gücü olduğundan değil, güç Allah’ındır, inşaAllah. Evet, yarın var mı?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, yarın sabah 10.00’da, Evrim ve Yaratılış programı, akşam üstü 5’te Yaratılış Delilleri programı, sizin programlarınızın tekrarı.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, eskiden bir program yapardık, şimdi sabah 10.00 bir, saat 17:00’de iki.
ALTUĞ BERKER: Sonra sizin programlarınızın tekrarları yayınlanıyor ve 22.00’de yine sizinle tekrar canlı yayınımız.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, o A9 tam böyle bir ilim kutusu oldu, inşaAllah. İlim sandığı oldu, maşaAllah. Tamam o zaman, biraz sonra A9’dan devam edeceğiz, inşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...