SUNUCU:Adnan Oktar ile Sabah Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Kazım Güleçyüz Ağabeyimiz; “Cemaatler Maksatta Birleşmeli” başlıklı bir yazı yazmış. Üstad’ın ortaya koyduğu İttihad-ı İslam düşüncesinin, 21. yüzyılın dünyasının en büyük ihtiyacı olduğunu ve İslam toplumundaki tüm farklı cemaatlerin bu hedefte birleşmesi gerektiğini belirtmiş. Ancak Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetmemiş. Ehl-i dalaletin dayanışmasından bir şahs-ı manevi meydana geldiğini, buna karşılık Müslümanlar’ın dayanışmasından da bir şahs-ı manevi meydana gelmesi gerektiğini ve bu şahs-ı manevinin gücüyle Hakk’ın hâkimiyetinin gerçekleşeceğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Ben yıllar önce Kutlular Ağabey’i bize, yemeğe davet etmiştim. O zaman söylemiştim. “Ağabey” dedim, “bütün Müslümanlar birleşsin. İttihad-ı İslam’ı isteyelim, ona gayret edelim” dedim. “Biraz zor” dedi, “daha önce de birçok kişi girişimde bulundu. Pek netice alınmadı” dedi. “Sen” dedi, “girişimde bulunuyorsun ama pek bir şey olmaz, pek netice alamazsın” dedi. Netice alınıyormuş bak. Oluyormuş demek ki. Ben ağabeyimin ellerinden öperim, Kutlular Ağabey koç yiğittir. Ama hakkı söylemede tabii ben öyle biraz rahatım. Kazım Güleçyüz, mübarek, muhterem bir insan, Allah razı olsun, çok güzel, o sözü söylemiş ama şahs-ı manevi, küfürde bir lider aramaz. Onların lideri şeytandır, onları birleştirir, ittifak ederler. Müslümanların birleşmesini şeytan önler, küfrün birleşmesini de teşvik eder, kolaylaştırır. Şeytanın bu engellemesi için bir şahsa ihtiyaç vardır. Şahs-ı manevi birleşmiyor. Yani Kazım Güleçyüz istediği kadar söylesin. Daha önce de Kutlular Ağabey de söylemişti; “biz de” dedi “girişimde bulunduk. Birleşmiyorlar” dedi. “Olmuyor” dedi, “şahs-ı maneviyle.” Demek şahs-ı maneviyle olmuyormuş. Sahibine iltica etmek lazım. Hz. Mehdi (a.s.)’a bağlanmak lazım. “Yok, biz kabul etmiyoruz” derlerse, bu konu uzar. Ne kadar uzar? Altı, yedi sene uzar. Sonunda kader yine olacak, inşaAllah. Onlar direnecekler, “şahs-ı manevi” diye direnecekler. Biz de; “Hz. Mehdi (a.s.)” diye sürekli anlatacağız. Sonunda Mehdiyet galip gelecek. Şahs-ı manevinin olsa, kırk yıldan elli yıldan beri ağabeylerimiz uğraşıyorlar, gayret ediyorlar. Bilakis, paramparça oldu. Yeni Asya’da bir bütünlük vardı, Yeni Asya da parçalandı. Defalarca parçalandılar. Kendi içlerinde yeniden parçalara ayrıldılar. Ve hizmet durdu adeta. Zayıfladı, gücü çok azaldı. Oluyor ama bana göre durma. Çünkü Bediüzzaman’ın sözünü dinlemiyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünü dinlemiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e güvenmiyorlar. Bediüzzaman’a güvenmiyorlar. Bediüzzaman diyor; “benden yüz yıl sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Tevil edilecek gibi değil ki. “1400’de gelecek” diyor. “Birinci vazifesi” diyor, “Darwinizm ve materyalizme karşı mücadele edecek” diyor. “İman hakikatlerini anlatacak, iman hakikatlerini anlatan kitaplar yazacak” diyor. “Birinci vazifesi budur” diyor. “İlk çıktığı vakit, kendisi dahi kendisini bilmez. İmanın nuruyla tanınır” diyor. “Benim zamanımda Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmesi mümkün değil” diyor. “Hayatın dairesi dar” diyor. “Ta hayatın geniş dairesinde Hz. Mehdi (a.s.) gelir” diyor. Yani işte; “televizyonların olduğu, radyoların, bu iletişim araçlarının güçlü olduğu bir dönemde gelecektir” diyor. “Ben de mezarda olacağım, mezarda seyredeceğim” diyor. “Yok” diyorlar, “Bediüzzaman tevazusundan söyledi.” Peygamber (s.a.v.)? “Peygamber (s.a.v.) da öylesine söylemiştir” diyor, haşa. Peki kim bilir bunu? “Benim ağabeyim bilir” diyor. Nereden biliyor, delili var mı? “Yok. Mantık. Mantıken, mantıken öyle olması gerekir” diyor. Kardeşim din mantıkla olur mu? Sen Hz. Mehdi (a.s.)’ı hiçe sayarsan, Hz. İsa (a.s.)’ı hiçe sayarsan, Allah sana İttihad-ı İslam’ı nasip etmez, etmiyor da. Ama bütün bunlara rağmen, bu dirence rağmen Mehdiyet sonunda kendini göstertecek. Çünkü anlayacaklar şahs-ı maneviciler, şahs-ı manevi ile bir yere varılamayacağını görecekler. Kırk yıldan, elli yıldan beri milim santim ileri gidemediler. Şahs-ı manevide Allah yol vermiyor. Çünkü “şahs-ı manevi” diye Peygamberimiz (s.a.v.) böyle bir Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetmiyor; şahıs olan Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor. Bediüzzaman da şahıs olan bir Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor. Bediüzzaman’ı da Peygamberimiz (s.a.v.)’i de tekzip eden bir açıklama oldu mu Allah bütün yolları kapatıyor, bir bereketsizlik, uğursuzluk etrafı sarıyor. Kazım Güleçyüz iyi, bu aşaması. Mesela Dabbetül Arz’ı fark ettiler, bir kısmı. Duman zuhurunu anlattık anlattık yaklaşık yıllardan beri, on yıldan beri özellikle yoğunlaştırdık, son iki üç yıldan beri yoğunlaştırdık. Nihayet, onu da kabul ettiler; duman zuhuru Çernobil’dir, işte Japonya’da olan olaydır, İzlanda’da olan olaydır. Yani gökyüzünü o devirde çeşitli yerlerden dumanların saracağı ve insanlar bu dumandan rahatsız olacağı, olay bu. Daha önce, tarihte olmuş mu? Dünya tarihinde nükleer duman hiç dünyayı sarmamış. İlk defa dünyayı bir nükleer duman sardı. Ahir zamanda ve Hz. Mehdi (a.s.) devrinde. Bunun farkına varmışlar, kabul ediyorlar; güzel, Allah razı olsun. “Şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul edince seni kabul etmişiz anlamına gelir” diyor, üslup olarak. Nereden çıkarıyorsun bunu, nereden çıkarıyorsun? Ben defalarca yemin ettim. “Benim öyle bir iddiam yok” dedim. Sen Hz. Mehdi (a.s.)’ı ara, Allah senin karşına çıkarır. Sen bana niye kafanı takıyorsun? Yani kitlendi bana birçoğunun kafası. Sen beni bir kenara bırak. Sen ara. Allah sana Hz. Mehdi (a.s.)’ı gösterecek. Yani Allah’ın vaadinde dönme olmuyor. “Allah vaadinden dönmez” diyor. Allah sizi kandırmadı, Allah size doğru söyledi. Allah kullarına yalan söylemez, doğru söyler. Güvenin Allah’a siz. Arayın, bulacaksınız siz Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Gard almış vaziyettesiniz. Yani ant-Mehdi bir hareket gelişmiş durumda. Hz. Mehdi (a.s.)’ı reddedenler baş tacı ediliyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ı savunanlar adeta aforoz ediliyor bazı yerlerde. Bu, Mehdiyet’in bir alametidir zaten, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerde belirttiği, bildirdiği bir olaydır. Ama bu da kader işte, bunun da olması gerekiyor. Kabul etmiş olsalar, Mehdiyet erken gelişir. Halbuki Bediüzzaman öyle demiyor. Hadislerden de bunu çıkaramıyoruz. Mehdiyet’in kırk yıllık çileli bir devri var, zorlu bir devri var. O dolduktan sonra Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul edecekler. Şimdi birer birer gerçekleri görmeye başladılar. Bir süre sonra hepsi hakkı kabul edecektir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak Fethullah Hocamız bu sözü söylemiş? Ocak 1980; Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiği yıllar, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ilk faaliyetlerini yaptığı yıllar. Bak ne diyor Fethullah Hoca, Hz. Mehdi (a.s.)’a hitaben? Gördüğü, tespit ettiği Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor. “Binlerce sızlanış, alın teri ve kafa sancısından ve neslin derdinin vicdanlarda derinlemesine iniltilerle ürpertiler meydana getirmesinden sonra perdeler açıldı” diyor. “Allah perdeleri açtı” diyor.“Hailler ortadan kalktı” engeller ortadan kalktı, “toprakta gizlenen çekirdekler renk renk çiçek açıp etrafı sardı” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde tohumlar, sümbüllenecek” diyor değil mi Bediüzzaman? Aynısını söylüyor. “Çevredeki şu cıvıltıya bak!. Artık en yaşlılar bile kendisini ne kadar dinç ve genç buluyor, istikbali ne kadar aydınlık görüyor!.. Nerde o ümitlerin fikrini kıran çileli devirler?” Yani; “ümitsiz; ‘bitmişiz’, ‘batmışız’ dedikleri devirler nerede?” diyor, “artık bunlar bitti” diyor Fethullah Hoca. “İsraf edilen bir servet gibi salıverdiğin sesine soluğuna acıyordun baştan ama hak onları hiç boşa çıkarmadı. Nebatatın tohumlarının sonbaharda sağa sola saçılışı ve bir kış boyu kayboluşu, sonra da nevbaharda yeniden rengarenk ortaya çıkışı gibi çamurlara ekilen hakikat çekirdekleri de bir kışı atlattıktan sonra bahar resmi geçidinde hazır bulunmaktalar!..” Hz. Mehdi (a.s.) 1979’da faaliyete başlıyor, bir yıl sonra alınan neticeyi Fethullah Gülen Hocamız anlatıyor. Bak diyor ki; “çamurları ekilen hakikat çekirdekleri” yani çamurluk bir ortam. Demek ki, Hz. Mehdi (a.s.) batakların, çamurların bulunduğu bir ortama geldi. Yani küfür hakim olan, dalalet hakim olan, hani derler ya “batak” derler, batak, çamur. “Çamurlara ekilen hakikat çekirdekleri de bir kışı atlattıktan sonra”. “Bir sene geçti” diyor, “aradan.” “Bir kışı atlattıktan sonra bahar resmi geçidinde hazır bulunmaktalar.” “Artık talebeleri oluşmaya başladı” diyor, “etrafında.” “Her gayret bir metot öğretti.” “Her çalışmada bir metot öğrendin” diyor. “Hayatın içinde tekniği ve pratiği iyi kavradınız. Önceleri ifadeler, sınıfta hep muallâkta kalıyor, bir temel bulamıyordu.” Yani; “anlatıyordun ama muallakta kalıyordu, etkili olmuyordu” diyor. “Sınıfta” diyor, zaten bir okulda faaliyet yaptığını söylüyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Açık konuşmuş, yani bir üniversite olduğu açık. Çünkü yaşı itibariyle lisede olması mümkün değil. Zaten anlatımdan anlaşılıyor, devamında da anlaşılıyor. Net, bir üniversitede olduğu anlaşılıyor. “Dinleyenlere, sanki bilinmez bir âlemden, esrarlı bir hayattan bahsediyor gibi geliyordu.” “Sanki sen öyle anlatıyorsun ki, dini anlattığında onlara esrarlı bir alemden bahsediyormuşsun gibi, sanki hikaye anlatıyormuşsun gibi geliyordu” diyor, “ilk baştan.” “Sonra sözlere muhatap olanlar, anlatılanların pratik hayatta yerini görünce” bizzat kendinde uygulandığında görünce “yani hakikatleri yaşayan kendi yaşıtları ile karşılaşınca artık hiçbir şey anlatmaya lüzum kalmadı.” Yani, “pratik olarak ekibi görmeye başladılar” diyor. “Yaşayış daha müessirdi. Bilhassa hisli, heyecanlı gençler arasında.” Yani vicdanı çürümemiş, samimi gençler arasında. “İyice anladınız ki, ağaç ağaç içinde yetişirmiş.” Bu da çok manidar. “Vazife veriyordun ama eskisi gibi baştan savma değildi artık. Çünkü kaynaklar ve onların kaynadığı bahçeler çok mühimdi. Esas derslerini o vesile ile alıyorlardı. Çünkü böylece hakikatin kristallerini fiil halinde görüyorlardı. Mukaddes prensiplere hayatları ile ayna olanları gözü ile görenlere edebiyat yapmaya lüzum kalmıyordu.” Yani daha önce birçok Müslüman edebiyat tarzında konuşur. Bilirsiniz, birçok Müslüman gıcık bir üslupla şiir gibi konuşur. “Edebiyat yapmaya lüzum kalmıyor” diyor. “Çok dürüst ve açık konuşuyordun” diyor, “net konuşuyordun” diyor. “Sabrın, müsamahan” Hz. Mehdi (a.s.)’ın sabrı ve müsamahası “ ve yüzünü süsleyen hiç eksik etmediğin samimi tebessümlerin”. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.) sürekli güler yüzle geziyormuş o devirde, sabırlıymış ve müsamahalıymış. Onların mesela abuk sabuk konuşmalarına karşı şefkatli, saygılı cevaplar veriyor. “Ve sürekli tebessüm ediyordun” diyor, “güler yüzlüydün” diyor. “Çok hırçın ve haşinleri esir etti.” Marksist, Leninist, terörist olanları “hırçın ve haşinleri esir etti”. “Bayağı mülayim hale geldiler” diyor, Fethullah Hocamız. “Bu asrın şefkate muhtaç, merhamet açlığından vicdanları pekleşmiş, hiddet ve şiddet timsalleri” teröristler “en bağnazlara dahi muhabbet aşılamasını bildin.” Yani; “o teröristlerin liderlerine bile, o komünistlerin liderlerine bile muhabbet aşılamasını bildin” diyor. “Bildiğinden şaşmaya niyet olmayanlara, teoriler” Darwinizm “sinsice ve kasıtlı olarak objektif bir ilim gibi kabul ettirilenlere” yani Darwinizm objektif bir bilimmiş gibi kabul ettirilenlere “gül dağıtır gibi gülümsemeler yağdırarak”. Güler yüzle faaliyet yapmış Hz. Mehdi (a.s.). Bak bu çok önemli bir delil. Onu görenlerden biz bunu soracağız. Fethullah Hoca’nın bizzat tespiti bu; güler yüzlü, “gül dağıtır gibi”. “İlimle teorinin farkını anlattın.” “Darwinizm’e karşı çok etkili bir anlatım yaptın” diyor. “Tecrübe ve tatbikatın birçok nazariyeleri ortadan kaldırdığını” bak “tecrübe ve tatbikatın birçok nazariyeleri ortadan kaldırdığını hayat âleminde kurulanları, gerçek sebep ve illetlerin başka sağlam neticelere götürdüğünü gayet makul şekilde ifade ederek kafalarına çivi gibi çakılan hatalı anlayışlar hakkında, önce irkilmelerine sonra sarsılmalarına zemin hazırladın. Böylece etrafında haklı bir saygı halesini sıcak ve sevimli bakışlar halinde fark eder oldun.” “Önce” diyor, “sana öfkeyle bakanlar, belki öldürmeye niyet edenler, seni artık sevmeye ve muhabbetle sana bakmaya başladılar” diyor. Bak her aşamasını Hz. Mehdi (a.s.)’ ın anlatıyor. “Kin, nefret ve art niyet, senin semtine uğramadığı için, artık rahatlıkla içlerindeki her şeyi, hatta yakınlarına ve kitle psikolojisi havasında hareket ettikleri arkadaşlarına söylemedikleri sırları dahi sana emin olarak açabiliyor, kendilerini rahatsız eden düğümleri çözmek üzere önüne serebiliyorlar.” Bu kadar Hz. Mehdi (a.s.)’a güvenmişler, o kişiye güvenmişler. Komünisti de, dinsizi de, imansızı da o devirde, sırlarını, şahsi sırlarını bile söylemişler. “Ama bu duruma gelebilmek için aylar seneler istedi. Ondan sonra artık acı sabrının tatlı meyvelerini yer gibi arzuladığın pozisyona kavuşmuş oldun. Çoklarının kalbine girdin. Bataklıkta yüzenlerden bazılarına el uzattın. Hatta çamurları misk ü amber gibi yüzüne gözüne süren bazılarını derin gafletten uyarıp kendilerini kontrol etme, tiksinme ve ürperti duyma havasına hazırladın.” Mesela “ahlaksızlığa, vicdansızlığa karşı onları eğitip bu bataklık ve çamurun içinden onları kurtardın” diyor. “(Toplum) haleti rûhiyesi içinde dava arkadaşlarından kopamayan pek çokları da,” yani komünist olup da, dinsiz ateist olup da, Darwinist olup da arkadaşlarının etkisinden dolayı arkadaşlarını bırakamayanlar da “ruh ve vicdan yönü ile artık davalarına yabancı olmuşlardı.” Yani; “tamam, kopmuyorlardı ama” diyor, “sana da gelmiyorlardı ama” diyor, “artık o komünist, terörist, anarşist güçlerini kaybetmişlerdi” diyor. Yani “Darwinizm’i savunma güçlerini kaybetmişlerdi” diyor. “En mütemerridlerinin içinde de söz ve tavırların kendi meselelerine karşı bir burkuntu meydana getirdi.” Yani; “komünist ve Darwinist düşünceye karşı, Marksist düşünceye karşı içlerindeki güven kalmadı” diyor. “Tohum atamadığın çoraklar varsa da çayır söker gibi birinci sürmeyi başardın.” “İlk, birinci senedeki faaliyetin tamam” diyor. “Hakkın başka dertlisi ona, istediğini rahatlıkla ekebilir artık.” Yani; “bundan sonrası kolay” diyor, “ilk vuruşu yaptın” diyor, inşaAllah. “Fikren mağlup olup fakat grubundan kopmayanlar sana bir şey öğretti. İnsanda akıl ve fikirden ayrı bir his; bir başka irtibat var. O zaman, (toplum)un manasını daha iyi anladın. Ve (toplum) şuurunun da ne demek olduğunu daha iyi kavradın. Evet, onun içindir ki, kendi hislerini aşıp bir damlacık benliklerini derya gibi (toplum)ları içinde eritenler; bir Kevser havzı kazanmış olurlar. Bu öyle bir bağ ki, akıl, mantık hatta vicdan ötesinde seyyareleri birbirine bağlayacak kadar kuvvetli bir zincir.” Yani; “ekip halinde çalışmanın önemini gördün” diyor. “Fikri ipler kopsa dahi bu (toplum) zincirinin kırılmasına imkân yok.” Yani; “bu ekibin dağılmasına imkan yok” diyor. “Tecrübelerin, bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi.” “Tecrübelerin, bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi.” Yani; “Müslüman’a gidip tebliğ yapmana gerek olmadığını gördün” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) demek ki gidip Müslümanlar’ı hedeflemiyor, cami cemaatini hedeflemiyor, Süleymanlı kardeşlerimizi, Nur talebelerini yahut Mahmut Hocamız’ın cemaatini veyahut herhangi bir tarikatın cemaatini hedeflemiyor. Ne yapıyormuş? “Bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi” diyor. “Direkt onlara yöneldin” diyor. Demek ki Mehdi hareketi daha önce eğitilmiş Müslümanlara yönelik değil; Müslümanlığı hiç bilmeyen insanlığa yönelik, imanı bilmeyen insanlara yönelik bir hareket özellikle, yani birinci derecede. “Başkasının yazıp çizdiği bir sayfayı silip yazmaktansa,” daha önce kişilerin eğittiği anlattığı herhangi bir cemaate mensup bir kişiye oturup dini anlatmaktansa veyahut işte hurafeyle donatılmış insanlar diyelim. Bir kısım Müslümanlar tabii güzel eğitirler, anlatırlar ama bir kısmı da hurafeyle anlatır. Katılaşmıştır kafası. Şimdi ona dikkat çekiyor Fethullah Hocamız. “Kirlenmemiş yapraklarla meşgul olman daha iyi neticeler veriyordu. Bir de sıcak kalplerden çıkan ifadeler daha müessirdi.” Yani “samimi üslup; yapmacık, kasıntı olmayan tavrın daha etkiliydi” diyor. “Tavsiyelerinde bu tarz kitapları tercih etmekle isabet ettiğini anladın.” Yani “direkt özüne ve aslına yönelik eserleri kullanmanın önemini anladın” diyor. “Sonunda; kekre ve iç burkuntusu veren meyvelerin, acı ılgın ve dikenlerin hâkim olduğu çoraklıkların” Kuran’da geçiyor ya bahçe sahipleri, Kehf Suresi’nde. Bu; “kekre”, “acı ılgın ve dikenlerin” Kuran’daki ifade, aynısı. İşte kastedilen o, yani küfür ortamı. “Hâkim olduğu çorakların yavaş yavaş değişmeye, ‘Belde’ artık ‘Tayyibe’ olmaya, daha doğrusu” “Beldetün Tayyibetün” deniliyor ya İstanbul için. “Tayyib” yani temiz ve güzel bir belde olmaya, yani “İstanbul’da artık Darwinizm, materyalizm kalmamaya başladı” diyor. “Daha doğrusu Molla Camii’nin” Molla Camii diye bir camiden bahsediyor ama bir de Molla Camii diye bir alim var; hangisini anlarsanız “istişmamı ve istihracı gibi Konstantin İstanbul’a dönmeye başladı.” “Daha önce Darwinist, materyalist, yani Konstantin olarak değerlendirebileceğimiz İstanbul’un; materyalist, Darwinist ruhu ortadan kalkıp, Konstantin İstanbul’a dönmeye başladı” diyor, “gerçek İstanbul olmaya başladı” diyor. Mehdi (a.s.)’ın faaliyet yeri neredeymiş? İstanbul’daymış.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne zaman başlamış? 1980’de. Bunu kim söylüyor? Fethullah Hoca söylüyor. “Hâristan-mâristan, gülistan halinde arz-ı endama yüz tuttu” diyor. “Artık güllük gülistanlık olmaya doğru gidiyor” diyor. Yer; İstanbul. Kuran’dan da deliller veriyor. 1979-80’de Hz. Mehdi (a.s.) hareketinin başladığını buradan anlıyoruz.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Gözüyle görmüş gibi anlatıyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Benim gördüğüm; gözüyle gördüğünü anlatıyor. Bediüzzaman’da da var o, gözüyle gördüğünü anlatıyor. Güler yüzlü olduğunu nerden bilsin Hz. Mehdi (a.s.)’ın? Yani “sürekli güler yüzlüsün” diyor. Çıkar çıkmaz Darwinizm ve materyalizme karşı faaliyet yaptığını nereden bilsin? Bir okulda faaliyet yaptığını nereden bilsin? Değil mi?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR:Burada açık anlatıyor aslında, anlayanın anlayacağı gibi net. Evet. Cübbeli’nin biraz Hz. Mehdi (a.s.)’ la ilgili anlattıklarından dinleyelim.
VTR: Cübbeli, içinde yaşadığımız ahir zamanda konuşulacak en önemli konulardan birinin Hz. Mehdi (a.s.) konusu olduğunu anlatıyor.
VTR: Cübbeli Ahmet Hoca’nın Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir konuşması.
ADNAN OKTAR:Bir de beni yurtdışından ve Türkiye’den izleyen kardeşlerimiz, yani özellikle büyük şehirdekiler değil de, uç noktalardaki kardeşlerimiz bana yazsınlar. İzleme oranlarının tespiti açısından bu önemli. Yani yayın ağını tespit etmemiz açısından önemli. Kısa kısa mesaj göndersinler şu an bekliyorum, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum Mübarek Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hani bu şeytan takımı en çok Erbakan Hocamız’a saldırıyordu ya, en çok ondan korkuyorlardı ve ondan korkularını biraz daha arttırmak için müjde olsun diye acaba çok istesek” çok sevimli kardeşimiz, bayağı güzel bir konuşma yapmış.
“Allah’ın selamı üzerinize olsun” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyidim, Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanımak üzerimize Efendimiz (s.a.v.)’in vasiyetidir, inşaAllah. Fakat Hocam, ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı Bediüzzaman’ın sözlerinden ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.)’ın şemailini bildiren hadislerinden baktığımda bir zatın Hz. Mehdi (a.s.) olduğuna dair hüsn-ü zan gelişiyor bende. Ama yani yanılmıyorsam şüphesi içine giriyorum sonra. Ne yapmalıyım? Bir de sizin kader anlatımınız bana bu konuları hatırlatıyor” diyor. Evet, Salih İlker.
“Ciğerimizin köşesi, başımızın tacı Adnan Hocam. Annem, Osman Nuri Topbaş Hoca Efendi’nin Antalya’da takipçileri bayanlar arasında bir sohbetine katılıyor” diyor. “Dersi yapan hoca hanım konuşma sırasında Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri hakkında öyle şeyler söyledi ki, kulaklarıma inanamadım. Sizinle paylaşmak istedim. Kalp gözünün açık olduğunu söylediği bir hanım Kıbrıs’a gidip Şeyhimiz’in yanına uğramış. Ancak Şeyhimiz’in koluna girmiş bir hanım görmüş ve orayı terk etmiş.” Bu ne vahşilik? Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği, ahir zamandaki fitnenin ne kadar şiddetli olduğunu gösteriyor. Bir kere Osman Nuri Topbaş Hoca Efendi çok mübarek ve muhterem bir insandır. Cemaati de çok mübarektir. Çok değerli ve güzel hizmetler yapıyorlar. Yani anlatamam, çok iyi biliyorum. Oradan birçok kişiyi de tanırım. Bizim iftarlarımıza da gelirler. Yurtdışında özellikle çok çok güzel faaliyetleri var. Kendini bilmez adamlar çıkabilir. Yani o, cemaati bağlamaz böyle bir söz. Hocamız’ın, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin eşi var. Yardımcı oluyor, tabii koluna girecek yani. Bir de pir-i fani, Allah’tan korksunlar, çok büyük vicdansızlık. Kim yaptıysa, çok büyük terbiyesizlik yapmış.
Ne diyor kardeşimiz? “Yezit demiş ki; ‘Hz Hüseyin’i ben öldürmedim, onu Allah öldürdü’ demiş.” Tamam, doğru, Allah öldürüyor. Ama yani firavun da, firavunluğunu yaparken oradaki bütün yaptığı eylemleri Allah yaratır. Nemrut da, nemrutluğunu yaparken bütün eylemlerini Allah yaratır. Cehennemin ortasına koyan da Allah’tır. Yezit’i de cehennemin ortasına koyacak olan Allah’tır. Yani tabii ki Allah yaratır. Ama cinayeti işleyen odur. Fiilini yaratan Allah’tır, o gücü veren Allah’tır. İnşaAllah. Orada “yok Allah yaratmadı” mı diyecek? Tabi ki Allah yaratıyor. Hikmetle, hayırla yaratıyor. Deccalı Allah yaratmıyor mu? Ona gücü veren Allah değil mi? Deccalın bir gözünü kör eden de Allah’tır, dünyaya hakim eden de Allah’tır, değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani madde gözüyle baktıran, mana gözüyle bakamayan bir mahluktur deccal. Ama ayrıca bir kör deccal de var; Mesih deccal. Ama asıl kastedilen deccal Darwin’dir, onu söyleyeyim. Dünyanın yüzde doksan dokuzunun dinsiz olmasına sebep olmuştur. Darwin ve şükerası, ekibi. İnşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’a imanı veren kim? Allah. O başarıyı sağlayan kim? Allah. Onu cennete koyan kim? Allah. Deccalı yaratan kim? Allah. Onu gücü veren kim? Allah. Cehennemin ortasına onu koyan kim? Allah. “Her şeye güç getirendir” diyor Allah. Tabii ki her şeyi Allah yaratıyor,
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) pek çok hadisinde ahir zamanda kasırgaların, fırtınaların ve sellerin artacağını bildirmiş. Hadislerden okuyorum, inşaAllah. Ahmet bin Hanbel'in Müsned'inde; “kıyametten önce on alamet görmeden o kopmayacaktır. Onuncusu insanları denize atacak olan kasırga.” Bir diğeri de; “gökten şiddetli yağmur yağıp, taş binalar hariç bütün kerpiç evler yıkılmadıkça kıyamet kopmaz.” Nitekim dünyanın her yerinden hemen her gün deprem, sel, fırtına haberleri geliyor. Son olarak da Amerika’da büyük bir hortum ve fırtına meydana gelmiş. Mississippi, Georgia ve Tennessee eyaletlerini etkileyen fırtınada sadece Alabama eyaletinde en az yüz yirmi sekiz kişi hayatını kaybettiği açıklanmış. Obama bu eyalette olağanüstü hal ilan etmiş. Kimi bölgelerde güvenlik açısından sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş. Fırtına binlerce evi yerle bir ederken, kimi bölgelerde de sel taşkınlığına sebep olmuş.
ADNAN OKTAR: Benim orada bir hanım arkadaşım var. Beyin ameliyatına gönderdik Amerika’ya. Başarılı oldu ameliyatı. Ama “ameliyattan sonra bir süre kalsın” dedik, yani uçağına bindiğinde rahatsızlanabilir. Yine çok şiddetli hortum oraları yerle bir etti; onların bulunduğu yere yine dokunmadı. Bak bu ikinci. “Birinci” haydi “tevafuk” diyelim. Bu ikincisi ne? İki kilometre, üç kilometre çapla fark ediliyor. Geliyor, oradan dönüyor, başka bir yere geçiyor. Hayrettir, maşaAllah. Birinciye insanlar haydi “rastlantı, tevafuk” diyebilir; bunun açıklaması yok, maşaAllah. Tam o bölgeye vurmadı, onun dışında her yeri harabeye çevirdi geçti gitti. MaşaAllah. İmanın bereketi maşaAllah, elhamdülillah. Oradaki kız kardeşlerimizin kerameti, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Büyük bayramın arifesideyiz” diyor Fethullah Hocamız. “Bütün zalim ve münafıklar her yerde her şeyleriyle iflas etmiş durumdalar. Son çırpınışlarını veriyorlar” diyor, maşaAllah. Doğru söylüyor.
ALTUĞ BERKER: Hocam Mehmet Fırıncı Ağabeyimiz, Üstad’ın gazetecilere helallik vermesiyle ilgili güzel bir hatırasını anlatmış. Üstad’la bir seferinde Pierre Loti Hoteli’nin önüne gitmişler. Bekir Ağabey’le Üzeyir ağabey, Üstad’ın kollarına girmiş. Mehmet Fırıncı Ağabey de önünde şemsiye tutuyormuş. Resimde de gözüküyor. Buraya gideceklerini hiç kimse bilmediği halde, bir şekilde Üstad’ın buraya geleceğini öğrenen gazeteciler buraya akın etmişler. Hem halk, hem gazeteciler de, hem de nur talebesi kardeşlerimiz o kadar büyük kalabalık oluşturmuş ki, Üstadımız bir kaç metrelik mesafeyi bile yürümekte zorlanıyormuş. Üstad, kendisinin fotoğraflarını çekemediği için sinirlenen gazetecilere bir ara dönerek şöyle demiş; “Risale-i Nur aleyhinde, İslamiyet aleyhinde neşriyat yapmazsanız hakkımı helal ediyorum, ben de size dua ediyorum. İslamiyet aleyhinde neşriyat yapmayın, yoksa zarar edersiniz” dedikten sonra merdivenleri çıkmaya devam etmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Kurumaya yüz tutmuş kalp çekirdeği bir nesime muhtaçtır. İnsanın nefesine benzer bir nesim. Hz. Musa (a.s.)’ın asasına benzer sihirli bir değneğin dokunmasına muhtaçtır gönüldeki Nil. İçindeki Firavun’u boğmak için. Hz. Süleyman (a.s.)’ın sırçalı köşkünde şaşıran Belkıs gibi dünyanın sihrine tutulmuştur O. Artık bir Gül-ü Muhammedi’nin nefis ve mis gibi kokusunu almaktadır ama bu çetin sihirden ah bir kurtulabilse... Koşacak Nebiler Nebisine Ammar bin Yasir gibi; ‘yazık ettim kendime!’ diyecek. ‘Beni affet!’ diyecek. Kucağında bu ra’şe inleyecek Nebiler Nebisi’nin. ‘Ah!’ bir kurtulabilse bu sihirden” diyor, inşaAllah. Bu deccaliyetin sihri ve büyüsünden bahsediyor inşaAllah. “Çok yakın bir zamanda beşaret verenlerin beşaretiyle Rahmet-i Rahman bizi rahmetiyle kucaklayacak. Ağlayan gözlerimizi silecektir.” Bak; “çok yakın bir zamanda” diyor, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiği için “çok kısa bir zamanda” diyor. “Renk renk böcekler, yeşil yeşil, sarı, kırmızı yapraklarda bu dirilişin nağmesini söyleyecekler. Çünkü ab-ı hayat gelmiştir”. “Hayat suyu gelmiştir” diyor; “Hz. Mehdi (a.s.) gelmiştir” diyor. Bak, ne zaman söylüyor? 1980’de söylüyor. Daha öncesi için söylemiyor. “Yerden, gökten; sulamıştır susuz vadileri, kaskatı toprakları... Ruh vermiştir taşa, toprağa, beşere ve bütün kâinata.” “Rahmet yağmuru yeryüzünü çemen zara ve bu fırtınalı kış günlerini Cennet-asa bir bahara çevirecek, inşaAllah.” Bediüzzaman’ın, Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatırken kullandığı kelimelerin aynısını kullanmış. Bak diyor ki; “bu fırtınalı kış günlerini”. Diyor ki; “büyük bir fırtınada” diyor, “nasıl birdenbire bir bahar mevsimi olur, rahatlık olur” diyor, onu anlatıyor. Birden ortalık sakinleşir. “fırtınalı kış günlerini Cennet-asa bir bahara çevirecek”. Bediüzzaman’ın ifadesinin aynısıdır; Risale-i Nur’da geçen aynı ifade, Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatırken anlattığı ifade.
ALTUĞ BERKER: Ali Ferşatoğlu, Yeni Asya gazetesinden, bugünkü yazısında İslam dinindeki ‘cihad’ kavramının manasını açıklayan bir yazı yazmış. “Cihad; yeryüzünde tevhid inancının, hakkın, barışın, hakim olması için harcanan cehd ve gayretin adıdır” demiş. Ancak cihadın malla, ilimle ve kültür hizmetiyle yapılacağını ve bu anlamıyla kesintisiz devam edecek olan bir ibadet olduğunu belirtmiş. Bediüzzaman’ın da bedenle yapılacak cihad devrinin artık kapandığını ve iman-ı tahkikî kılıçıyla yapılacak olan manevi cihad döneminin başladığını ilan ettiğini söylemiş. İçinde bulunduğumuz dönemde kılıçların kınına girdiği; aklın, ilmin, marifetin, bilginin, güzel ahlakın, lisan-ı hâlin hakim olduğu bir dönem olduğunu ve dinde zorlama değil, sadece tebliğ ve davet olduğunu ifade etmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah. Bak yine ne diyor Fethullah Hocamız; tabii Allah Yolunda, Allah Yolunda “kurban olmayı göze almış binlerce can var. Âleme seninle huzur gelecek, bunalmış gönüller seninle durulacak, seninle aydınlanacak. Herkes seninle mesut olacak. İnsanlık seninle kurtulacak” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Brezilya’nın üzüm ağacından resim gösteriyorum Hocam. Üzümler ağacın gövdesinde çıkıyor Hocam, yetişiyor, maşaAllah. Dünyada gövdesinden meyve veren tek ağaç. Önce mor çiçekler açıyor, sonra çiçekler yavaş yavaş büyüyor ve bizim üzüme benzer meyveye dönüşüyor. İki yılda bir meyve veriyor bu ağaç ve gövdesinden çıkıyor Hocam, bu şekilde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak diyor ki Fethullah Hocamız yine 1980 yılında, yine aynı Sızıntı dergisinde; “Korkunç ahir zaman fitnesi karşısında” yani deccaliyet karşısında, “Mehdilik” inancı “akidesi ferd için de, cemaat için de bir kurtarıcı simittir.” Bak bir daha okuyorum. “Korkunç ahir zaman fitnesi karşısında” yani, “halihazırdaki olan” diyor, “ahir zamandaki deccaliyet fitnesi karşısında”, “Mehdilik inancı” Hz. Mehdi (a.s.)’ın varlığı “ferd için de, cemaat için de bir kurtarıcı simittir” diyor. “İtikadî bağların zaafa uğradığı, amelin terk edildiği, muamelatın tamamen muattal kaldığı bir dönemde, öyle harika bir zat lazımdır ki, bize göre muhal olan bütün bu işler için gerekli ıslahatı bir hamlede, bir nefhada yapsın” diyor. Nerede burada şahs-ı manevi? Net söylüyor işte, açık söylüyor Fethullah Hoca. İsim vererek söylüyor. “Yadırganacak bir husus değildir bu” diyor. Evet, uzun uzun anlatmış. Gayet güzel.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Olay Aktüel Gazetesi’nde, Bursa’da, Fahri isimli kardeşimiz A9 ilanını gazeteye vermiş kendisi, kendi gayretiyle, kendi isteğiyle ve onu da size selam ileterek, bize resmini göndermiş.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Mesela adam diyor ki; “Hocam” diyor, “biz nasıl hizmet edeceğiz?” Neyini soruyorsun hizmetin? İsteyen istedi mi gayet güzel yapar. Al bak gayet güzel bir gazetede ilan vermiş, A9’un ilanı. A9’u adam orda okudu mu, açacak televizyonu; iman hakikatleri, Kuran’ın hakikatleri, Kuran mucizelerini görecek; imanı güçlenecek. Mükemmel hizmet işte, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Sevimli canlılar resmi gösteriyorum Hocam. İman hakikati.
ADNAN OKTAR:Ya ben bu herifleri, yerim ben bunları, acayip şekerler. MaşaAllah. MaşaAllah. Renkleri görüyor musun? Şahane bak. Lacivertin en güzeli. Sen dur dur bakayım orada, gel. Bak kırmızının en göz alıcısı. Sarıyla yeşilin girişi çok güzel. O gözünün etrafındaki kırmızı hare çok şeker olmuş, maşaAllah, elhamdülillah.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Giresun’dan aşk ve şevkle ve hususi kalple sizleri izlemeye devam ediyoruz. Rabbim sizleri hakkıyla anlayanlardan eylesin bizi. Muammer Pınar.”
“Selam canım Hocam. Ben Bakü’den Sevinç. Sizi Allah için çok seviyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘Allah öz nurunu tamamlayıcıdır.’ Saf Suresi, 8. ‘Nimetin parıltılı sevincini sen onların yüzlerinden tanırsın.’ 83/24. Günel Zalova.”
“Fransa, Lyon’dan selamlar. Yahya Bediray.”
“Şu anda sizi dinliyoruz. Bilgisayar ve internet ne güzel nimetler. Allah’a şükürler olsun” diyor, Sait Tekin.
“Rotterdam’dan büyük şevkle sizi izliyoruz Hocam” diyor, Murat Öztürk.
Özellikle Almanya’dan çok fazla izleyenler var, maşaAllah. Azerbaycan yıkılıyor, yıkılıyor, maşaAllah, elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle Hocam inşaAllah, maşaAllah Azerbaycan. Ahir zamanda göçüklerin oluşacağı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bildirdiği bir alamet. Onu da yine bir haberi ile birlikte Çin’de bir anda otuz metre derinliğinde çukur oluşup, kamyonu yutmuş.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s.) devrinde bunların olacağını söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Göçükler, yani çok fazla, dünyanın her bölgesinde ayrı olacağını söylüyor. “Doğuda, batıda, her yerde göçükler olacak” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir.
ALTUĞ BERKER:Sizi seven bir kardeşimiz Ayşegül Şenol; “Selamun Aleykum Sayın Hocam” diyor.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam.
ALTUĞ BERKER:“Sizlere ikiz köftelerimizin fotoğraflarını gönderiyorum” diyor.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Hay, maşaAllah. Nasıl güzel bunlar böyle, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Toprak Altuğ ile Pelin Su ismi.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, öbürünü de göster. Ah severim ben onun güzel canını. Nasıl tatlı bu böyle? Nasıl şeker? Namazda dua ediyor. Ah benim canım o. Ellerin güzelliğine bak sen. Yüzün güzelliğine bak. Allah ömürlerini uzun etsin. Allah hidayet, samimiyet, sağlık, sıhhat nasip etsin, derinlik nasip etsin. Allah hepsini Hz. Mehdi (a.s.) talebesi yapsın. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın talebeleri yapsın. Onların vakti şahane, şahane benim canlarımın vakti. Acayip sevinecekler. Allah’a hamd edecekler. Düğün bayram zamanı, zamanları. Çok acayip hoşlarına gidecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İsminden dolayı, Altuğ olduğundan dolayı bize de iltifat etmiş, Allah razı olsun. Kendisi de; “inşaAllah çocuklarım da size talebe olurlar” demiş. Derin sevgi ve saygısını iletmiş.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, inşaAllah. Berker Hocamız normalde talebe bir insandı. Sonra şeyh oldu, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Muhteşem oldu. Bir ‘şıhım’ olması şahane bir şey.
ALTUĞ BERKER:Hocam ne haddimize, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. MaşaAllah. “Bütün bir millet olarak” diyor, “bu ağır vazifeyi yüklenecek talihlileri gönül dolusu saygılarımızla selamlıyoruz” diyor, “bu Hz. Mehdi (a.s.) ordusunu” diyor, inşaAllah, “Hz. Mehdi (a.s.) topluluğunu.” Bu Kaf dağından ağır vazifeleri yüklenecek olduklarını belirtiyor, maşaAllah. Evet, çok detaylı, güzel anlatmış. Fethullah Hocamız’ın şu an konuşamamasını esas saymasınlar. Bu, daha önceki üslubunu esas saysınlar ki hadislerle de çok net, gayet şahane anlatıyor. Bak ne diyor yine? Bir okulda olduğunu bahsediyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. “Kapıdan boşananlarla / dopdolu koridorlarda yapayalnızsın kendi başına...” Başlangıçta yalnız olduğunu söylüyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ın. “Gürültülerin içinde dolaşırken sanki / herkesten perde perde gizlenmişsin de”. Hz. Mehdi (a.s.), biliyorsunuz, birçok perdelerle gizlenecektir. “Sessiz dehlizlerde ve kimsesiz izbelerde dolaşıyorsun…” Demek ki böyle bir okul, yani dar koridorları olan, izbeleri olan bir okul. “İçin gizli bir feryat koparıp inlerken / aşina gönüller arayan gözlerin / kuruyu gözleyen bir kıvılcım gibi parlak...” Yani; “bir dost, bir arkadaş arıyor gözlerin ama” diyor, “hep Marksist, Darwinist, materyalist insanlar var” diyor. “Ama baksana şu kumsala”. Şimdi bu bir detay. Okulun bulunduğu yer deniz kenarında olduğu anlaşılıyor. Kumsal var, değil mi? Bu açık ifadesi. Bak; “ama baksana şu kumsala” diyor. “Sanki yalnız düşen her yağmur tanesi / buhar buhar uçmaya hazırlanıyor! / “Cız!”deyip sönenler de var,” Demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın ilk talebeleri, anlattıkları çok çabuk vazgeçiyorlar. Dinliyorlar, vazgeçiyorlar. Dinliyorlar, vazgeçiyorlar. Yani bir talebe kazanamıyor, ilk başlangıçta. “Nice dönenler gibi taklidi olarak doğru bildiklerinden”. Yani; “taklid-i imanla olduğu için” diyor, “dönüyorlar” diyor, “birçok kişi döner böyle” diyor. “Öyle ya, damlalar varlıklarını korumak için ya göle düşmeliler veya bir araya gelmeliler”. “Bir cemaat, topluluk olmaları lazım” diyor. “Senin gönlün günde kaç defa döner Hakk’a dönenlerle beraber, sönmeyen hakikat güneşine. Yoksa nice olurdu halin”. Yani; “arkadaş grupların oluşmasaydı, camiye gitmeseydin, Müslümanlar içinde olmasaydın nice olurdu halin?” diyor. “Karanlığa alışık körlerin içinde körele körele”. “Karanlığa alışık körler” dediği, Darwinist, materyalist, karanlığa alışmış kişiler; onları kastediyor. “Evet, burada sadece bir sen varsın, bir de için için andığın”. “Bir Allah, bir de sen” diyor, “hiç kimse yok” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın başlangıcı. “Hem elbet altı cihetten / veya cihetsiz duydukları ile Gar-ı Hira” Hira dağı, “seninle beraber duvarları çınlaya çınlaya inleyen bu mekandan binler defa daha sessizdi”. “Peygamberimiz (s.a.v.) de Hira dağında yalnız değil miydi?” diyor. “Sen de burada yalnızsın” diyor. “Orası bir mağaraysa, burası da bir mağara” diyor. “Ve ondaki Dürr-i Yekta ise elbette daha yalnızdı”. “Peygamberimiz (s.a.v.) daha yalnızdı” diyor, “senden.” “Çünkü o zaman, henüz gönül şerh edeceği başka bir aşina yoktu. Hem seni kim anlasın, siyah gözlüklerden seyredilen kapkara manzaranla?” Siyah giyiniyormuş demek ki. Kıyafeti siyah o devirde Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Bu, kapatma üslupları. Siyah bir kıyafeti var. “Siyah gözlüklerden seyredilen”. Yani; “sana olumsuz bakıyorlar” diyor ama kıyafetini de açıkça söylüyor. “Siyah kıyafetin” diyor. “Ve kim var dinleyen, kör süzgeçlerden geçirilen kısık sesini…” “Dinlemiyorlar şu anda seni” diyor. “Evet şu anda terk edilmiş bir garip gibisin yalnız başına…. / Ne kimse döner gönül kapına, ne kimse açar dost kalbini… / Bad-i saba da yok ki! İçin gibi içini sızlayan sade bir ezan sesi…” “Yakından bir ezan sesi geliyor” diyor. Okulun yakınında bir cami var, bunu görüyoruz. Çok net. Bak; “sade bir ezan sesi”. Kumsal var. Deniz kenarında bir okul. “Çok yakınından” diyor bak, açıklıyor; “çok yakınından, yanık sesli müezzinin namelerinden”. Okula ezan sesi geliyor. Okulun bitişiğinde caminin olduğunu anlıyoruz. “Gönlüne mızrap gibi inen fakat katı kalplere sızamayan...” “Katı kalplere sızmıyor” diyor, “ezanın bu sesi” diyor, “ama senin gönlüne” diyor, “mızrap gibi” diyor, “inen” diyor. “Gönlüne mızrap gibi inen fakat katı kalplere sızamayan... / Ama aldatmasın seni asla çok görünmeleri”. Yani; “sayılarının çok olması seni aldatmasın, etkilemesin” diyor. Mehdiliği şevklendiriyor Fethullah Gülen Hocamız. “Ve kabarmaları Hakk’a ters ve şaşı bakanların…”. Deccaliyet şaşı gözlü ya, ona dikkat çekiyor. “Kabarmaları, enaniyet yapmaları seni” diyor, “hiç olumsuz etkilemesin” diyor. “Zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte silkelenecektir.” 12 Eylül döneminde biliyorsun komünistlerin hepsi vazgeçtiler komünistlikten.
SUNUCU:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak daha olay olmadan bildiriyor, açıklıyor. Diyor ki; “zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte silkelenecektir.” “Köpük” diyor. Yani; “bu komünistlerin, bu dinsizlerin bu kadar çok olması, teröristlerin bu kadar çok olması seni etkilemesin” diyor. “Zira sel üstündeki köpük gibi bunlar” diyor, “topluma uymuşlar, topluluğa uymuşlar gidiyorlar” diyor. “Elbet bir dönemeçte silkeleneceklerdir.” 12 Eylül’de hepsi birden hakikaten dümdüz oldular ve konu bitti. “Hem ‘nice azlar vardır ki’” diyor, “galip gelir yığın yığın çoklara.” Hz. Mehdi (a.s.) için de böyle hadiste var. Ayrıca, Kuran’da geçen bir konu. “Soruyorum, kim vardı yanında, mağaranın koridorunda?” “Sen okulun koridorundaysan, Peygamber (s.a.v.) de mağaranın koridorundaydı” diyor. “Kaç kişiydi Mekke sokaklarında?” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Musallat edilmemiş miydi Taif’te ayaklarına taş atan / çoluk çocuk ve bir sürü insan?” “Peygamberimiz (s.a.v.)’e de hakaret etmiyorlar mıydı, saldırmıyorlar mıydı?” diyor, “sana da saldırıyorlar, çok normal” diyor. “Sakın moralini bozma, şevkini bozma” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’a. “Ayak takımından adamlar yapıyordu” diyor. “Sana da musallat olan ayak takımından, aşağılık, basit insanlar. Sana hakaret edenler, musallat olanlar aşağılık insanlar” diyor. “Hangi ordu ile dalmıştı Yesrib ufuklarına? / Üç yüzle, Bedir’de kaç yüze muzafferdi?” Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin Ehl-i Bedir sayısınca olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste belirtiyor mu?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Belirtiyor. Bak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin kaç kişi olduğunu söylüyor. “Üç yüzle” diyor. “Bedir Ehli gibi” diyor. “Karşı koymadı mı Uhud’da binle, / kinle bilenmiş üç bine?” diyor. Yani; “azınlıkla bunun alakası yok” diyor, “belirli bir sayı oldu mu bu güzelliği sağlarsın” diyor. “Ama artık sen bak berekete, / savaşsız girerken on sene sonra ana yurdu Mekke’ye!... / Hem sana bir Reşha’dan haber verenler de, / önceleri senin hissiyatınla dolup taşmıyorlar mıydı? / Yumurtalarına baka baka yavrularını / elde eden kuluçkadaki kaplumbağa gibi, / samimi ve sıcak göz nurunu, / yetiştirmek istediklerinden ayırma…” “Talebelerine” diyor, “çok titiz devam et, anlat” diyor. “Kaplumbağa ayağı ile dahi yürümüş olsan,” çünkü “üç beş kişiden bir şey olmaz” diye düşünebilir bir insan, “kaplumbağa ayağı ile” yani, “yavaş yürüsen dahi” diyor. “Bir de bakacaksın ki, Aşil’den fazla yol almışsın...” “Muazzam bir yol aldığını yıllar sonra göreceksin” diyor. “Bu bir sırdır ki, / göz görür, kalp tasdik eder akıl sadece hayran kalır!” diyor. “Bu Allah’ın bir sırrı” diyor. “Çünkü Sırlar Muallimimiz: / Hakk’a bir karış gidene Hakk’ın bir arşın; / bir arşın gidene bir kulaç; / yürüyerek gidene koşarak geleceğini, ifade ediyor”. “Allah sana yardım edecek” diyor, “hayret edeceğin şekilde yardım edecek. Sen Allah’a karşı yürüdüğünde Allah sana koşarak gelecek” diyor, inşaAllah. Tabii, bu bir teşbihtir. Yani, “yardım edecek Allah sana” diyor. Öyleyse bir bahçıvan gibi / elindeki testi veya fıskiye ile”. Elinde testi tutan adam İncil’de geçer. Hz. Mehdi (a.s.)’ın vasfıdır. “Elinde testi tutan”. Yani bu, özellikle kova çağının adamıdır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın, kova çağının insanı olduğunu, kova burcunun insanı olduğunu belirtiyor.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Fıskiye ile / bahçede nasibine”. Bak, bir de okulun da bahçesi var. “Bahçede nasibine düşenleri”. Yani; “Allah senin ayağına getirecek onları” diyor. “Ab-ı hayatla doyurmaya çalış.” Yani; “sen İslam’ı, Kuran’ı onlara anlat” diyor. “Göreceksin ki, birini bin edecek… / Tohumlar” Bediüzzaman ne diyor? “Tohumlar.” “Çok bereketli sümbüller verecek.” Risale-i Nur’da aynen böyle demiyor mu? “Tohumlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın elinde sümbül verecek” diyor mu?
SUNUCU:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR:Diyor, aynısıyla, evet. “Biraz üzerinde titrediklerinin etrafında yüzlerce çiçekler açtıracak!...” diyor, “Cenab-ı Allah.” Mehdiyet’i bu şekilde anlatmış.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:O yüzden Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüsü olmak o çocukları, o mübarek Fethullah Hoca’nın talebelerini acayip coşturmuştur. Dünyanın dört bucağına gitmişlerdir. Mehdiyet’e cayır cayır zemin hazırlıyorlar, cayır cayır. Ama bir perdeyle kendilerini kapattılar. İşte; “şahs-ı manevidir Hz. Mehdi (a.s.). Hz. Mehdi (a.s.) da gelmiştir, Hz. İsa (a.s.) da gelmiştir. Hz. İsa (a.s.) da şahs-ı manevidir. İttihad-ı İslam diye birşey yoktur. Biz sadece İslam’ı anlatırız. Böyle bir konu yoktur.” Bunlar hep bir perdelemedir. Sakın bundan dolayı bu cemaate karşı bir öfke duymasın Müslümanlar. Yani mecbur oldukları için böyle konuştuklarını ifade ediyorlar. Zaten ben konuştuğumda görüyorum. Üstlerinde bindir türlü yük olduğu için böyle konuşuyorlar. Bu ifadelere sakın olumsuz gözle bakmayın. “Şahs-ı manevi” diyorsa “şahıs” demektir.” İttihad-ı İslam olmayacak, İttihad-ı İslam’a gerek yok” diyorsa “İttihad-ı İslam adım adım geliyor” anlamındadır.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. “Selamun Aleykum Hocam” diyor. “Sizi can kulağıyla dinliyoruz. Allah başarılarınız arttırsın” diyor. MaşaAllah, bak Avrupa’nın her yeri sallanıyor, çok güzel.
“Selamlar Hocam. İnşaAllah benim mesajım da size ulaşır” diyor. “Sizi çok seviyorum. Almanya’dan yazıyorum. Siz kalbimi Allah aşkıyla, sizin aşkınızla doldurdunuz Hocam. Sizi izlemeden yapamıyorum. Allah gücünüzü, kuvvetinizi arttırsın. Rabbim bizlere, sizin yanınızda olmayı nasip etsin” diyor, Sezin Hanım. MaşaAllah. Hollanda, Belçika... MaşaAllah çok güzel. Elhamdülillah.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 1976- 1980 yıllarını kapsayan ‘Soru Cevaplar’ kasetlerinin orijinalleri kayınpederimde var. Biz bu kasetleri Hz. Mehdi (a.s.) ve diğer hayati konularla ilgili kısımları CDlere aktarıp sizlere göndereceğiz.” Allah razı olsun. Çok önemli. “Sorular çok güzel. Mesela; ‘Hicri 1400’te Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı doğru mu?’ gibi sorular var” diyor. “Hocam sohbet kasetleri de epeyce var. İnşaAllah kısa zamanda göndereceğiz. Sizin hizmetinizde yardımcınız olabilirsek çok mutlu oluruz” diyor. Çok çok hayati, çok çok hayati. Aman elinizi çabuk tutun, hemen gelsin. İnşaAllah.
Rotterdam, Munih... MaşaAllah, çok güzel. İnşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra programımıza tekrar devam edeceğiz. Programımıza devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Astronotumuzdan başlayalım. Onun çok güzel, ilginç konuşmaları var. Alp Dağları’nda gezmenin Allah’ın emri olduğunu söylüyor, Malta Adası’na gitmenin de. Dinleyelim.
VTR: Cübbeli; Alp Dağları’na ve Malta Adası’na tatile gitmesini tevil ediyor.
ADNAN OKTAR: “Allah’ın emri” diyor, “denizde yüzmek” diyor. “Onun için gittim denizde yüzdüm” diyor. “Alp Dağları’na çıkmak da Allah’ın emri” diyor, “onun için çıktım” diyor. Göster neler yaptığını da bir görelim.
ALTUĞ BERKER: Resimlerini gösteriyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, göster. Bu, nerede bu?
ALTUĞ BERKER: Malta.
ADNAN OKTAR: Malta Adası’nda. Malta Adası’nda her türlü rezalet aşağı yukarı mevcut, her türlü rezalet mevcut. Adam Türkiye’nin denizlerini tüketmiş, Malta Adası’nda hanımlarla beraber denizde eğleniyor. Devam et, öbür resimleri de göster. Bu da Malta Adası’nda mübarek güneşlenirken. Bu Alp Dağları, gittiği dağlar. “Buralara gitmemiz lazım” diyor. “Bu Allah’ın emri” diyor. “Ben ayet okuyorum oralara gidip” diyor. Bu jet-skiye biniyor oralarda. Adamlar, Alp Dağları’nda millet kafa çekiyor. Şarap su gibi akıyor. Her türlü içki su gibi akıyor Alp Dağları’nda. Türkiye’nin dağlarını tükettin de Alp Dağları mı kaldı? Türkiye’de dağ yok mu? Her yerde var dağ. Niye Alp Dağları yani, değil mi? Ton hesabıyla alkolün tüketildiği bir yer. O da, Hazret bak, oralarda mütebessim Alp Dağları’nda geziyor. Gayet memnun, mesut. “Bu Allah’ın emrini yerine getirdim” diyor. Allah’ı da öyle coşkuyla söylüyor ki; millet hani tüyleri diken diken olur tabii Müslüman onu duyunca. “Ya” diyecek, “adamın Malta’ya gitmesi, Allah için gitmiş. Baksana, ayet anlatıyor orada.” Yani sapıklığın hemen hemen her türlüsü var Malta’da; yani aklına gelen her türlü sapıklık.
ALTUĞ BERKER: Oradaki bazı hareketli görüntüler var.
ADNAN OKTAR: Göster. Alp Dağları’nda dediği yerdeki şey.
VTR: Alp Dağları’nda eğlence görüntüleri.
ADNAN OKTAR: O da işte yaptığı ibadetin önemini anlatıyor. Bir daha koyun bandı, yeniden yayınlayın. Yani; “Allah’ın emrini yerine getirdim ben” diyor.
VTR: Cübbeli, Alp Dağları’na ve Malta Adası’na gitmesini tevil ediyor.
ADNAN OKTAR: Evet, eğer yanlışımız varsa bize söylesinler. Ve yani insanları da ikna ediyor adam. Adam; “aa” diyor “adam” diyor, “hakikaten baksana” diyor, “Malta Adası’na” diyor, “Allah’ı anmaya gitmiş” diyor. “Biz de başka türlü zannetmiştik” diyor. “Alp Dağları’na onun için tırmanmış” diyor, “adam.”
ALTUĞ BERKER: “Bre gafil” diyor.
ADNAN OKTAR: “Bre gafil” diyor, “sen nasıl anlamazsın bunu?” diyor. “Bre cahil” diyor. Allah’ı da böyle coşkuyla söylüyor ki, hani duyanların tüyleri böyle diken diken olur tabii Müslümanlar’ın, Allah anıldığında. Allah ile insanları, kendince, Allah’ı anarak bu faaliyetlerine bir bağlantı kurdurtmaya çalışıyor. Yani ibadet gibi göstermeye çalışıyor. Hâlbuki eğer Müslüman, mesele ben oturup dünyanın dağlarını gezmeye kalksam şu an, burada bir dakika bile duramamam lazım, değil mi? Milyarlarca lira para harcayacağım. Dünyanın dağları bitmez ki. Bütün dağları gezmem lazım. Dünyanın harabelerini gezsem ömrüm yetmez yani. Bizim için acil olan; İttihad-ı İslam için Müslümanların geceli gündüzlü tebliğ yapması. Tebliğdir asıl farz olan. En büyük farz-ı vazife budur. Her sene umre Haccı, her sene dağları, ovaları gezme. Sen ona vakit ayıracağına, ona para ayıracağına Müslümanlara hizmete ayır, İttihad-ı İslam’a ayır. Buna paranı harca. Hacca gitmek bir kere farzdır. Ondan sonrası? Çöplükte ekmek topluyor adamlar, onlara versene. Adam bir tane Kuran’ı alacak parası yok. Onlara versene o paranı, imkânını. Milyarlarca lira parayı harcıyorsun. Alp Dağları’na tırmanıyorsun. Biz bir kısmını gösterdik. Ben aslında nezaketen bu kadar gösterebildim. Aslında öyle filimler var ki Alpler’de, yani bakılacak gibi değil. Ne işin var senin orada? Dağ her yerde var. İstanbul’da da dağ var. Konya’da da var, Erzurum’da da dağ var, her yerde var dağ; tefekkür edeceksen. Yani buradaki onun samimiyetsizliğini nasıl fark edemiyorlar, ben anlamıyorum, nasıl anlayamıyorlar?
ALTUĞ BERKER: MehmetTalu Hocamız’ın yazısı var. Son iki yazısını Resulullah Efendimiz (s.a.v.) ile ilgili yazmış. Şöyle; Müslümanlar arasında sevgi ve kardeşliğin ne kadar önemli olduğunu ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in güzel ahlakını örnek almak gerektiği üstünde durmuş. Bir cümlesi şöyle; “insanlığın huzur ve mutluluğu elde etmeye zorlandığı, kişisel çıkar ve haz odaklı bir yaşantının özendirildiği günümüzde Rabbimiz’in âlemlere rahmet olarak gönderdiği Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in getirdiği kutlu mesajı daha iyi anlamaya ve onun örnek ahlakını rehber edinmeye her zamankinden daha fazla muhtacız” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehmet Talu Hocamız ehl-i ilimdir. Yani o âlim, gerçek âlim. Fıkıh için sürekli o Hocamız’ın internet adresini belirtelim.
ALTUĞ BERKER:www.DiniMeseleler.Com
ADNAN OKTAR: DiniMeseleler.Com’u sürekli hatırlatalım. Fıkıh konusunda tam güvenebilir kardeşlerimiz. Oraya baksınlar, inşaAllah. Ama herkesin bir ilmihal kitabı edinmesi şart. Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız’ın İslam İlmihali kitabı çok önemlidir, inşaAllah. Oradan çok özlü, tam gerçek doğru bilgiyi edinebilirler, inşaAllah. Veyahut Mehmet Talu Hocamız’ın internet sayfasına girerlerse de olur, inşaAllah. Her ikisi de olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtıyorum. “Sinsi Bir Tehlike Gaflet” İnşaAllah, bu kitabınızın amacı gafletin Kuran’a göre tanımlarını yapmak ve insanları bu sinsi tehlikeye karşı uyarmak. Aynı zamanda kimi insanların bilinçsizce ve cahilce içine düştükleri gaflet halini fark etmelerini sağlayarak bu durumdan kurtulmalarına yardımcı olmak ve müminleri şeytanın bu sinsi tuzağına karşı her an uyanık ve dikkatli olmaya davet etmek, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cübbeli’nin yine Hz. Mehdi (a.s.)’ı ötelemek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini engellemek için yaptığı hadisteki yanlış açıklamayı, yine bugün biraz daha devam edeceğim, anlatacağım, inşaAllah.
Teberani diyor ki, Teberani hadiste, Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis; "tövbe kapısı açıktır. Güneş garptan doğuncaya kadar kapanmaz." Ondan sonra Güneş garptan doğduktan sonra tövbe kapısı kapanıyor. Ondan sonra sen diyorsun ki; "camiler açık kalacak. Yüz yirmi yıl Müslümanlar devam edecek ibadetlerine" diyorsun.
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor; "Resulullah (Aleyhisselatı vesselam) buyurdular ki; 'kim Güneş batıdan doğmazdan evvel tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder.'' Sahih-i Müslim’de, Zikr bölümünde, kırk üçüncü sayfada, iki bin yedi yüz üçüncü hadis. "Kim" bak "Güneş batıdan doğmazdan evvel tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder.'' Sonra tövbe kapısı kapanıyor. Tövbe kapısı kapanınca Müslümanlar nasıl ibadetlerine devam etsinler? Neden devam etsinler? Artık ibadet kabul edilmiyor? Oruç kabul edilmiyor, zekat kabul edilmiyor, namaz kabul edilmiyor.
"Ye'cüc ve Me'cüc'den sonra çok geçmeden Güneş battığı yerden doğar. İnsanlara bir münadi şöyle seslenir: "Ey iman edenler! Sizlerin yaptığı (hayır ve tevbe) kabul edildi. Ey kâfirler sizlere de tevbe kapısı kapandı, kalemler kurudu, defterler kaldırıldı." Bu da Kütüb-i Sitte'den. Defterler kaldırılmış. Kalemler artık yazmıyor. Sen diyorsun ki; "yüz yirmi yıl daha Müslümanlar ibadetlerine devam edecekler, Güneş batıdan doğduktan sonra." Sana mı inanalım, bu hadislere mi inanalım?
Ramuzul Ehadis’te bak; "Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O batıdan doğduğunda insanlar onu görür ve hepsi iman ederler. Lakin işte bu imanın daha önce iman etmediği için hiçbir nefse fayda vermediği zamandır.” Ramuzul Ehadis, Hz. Ebû Hüreyre (r.a)’dan belirtiyor. Yani hiçbir nefse faydası yok iman etmenin artık. Geçmiş, imtihan kalktıktan sonra. Sen; "yüz yirmi yıl daha insanlar ibadete devam edecek" diyorsun. Sırf yüz yirmi yıl daha ilave edebilmek, Müslümanlar’ı durdurabilmek, Müslümanlar’ın şevkini, heyecanını, davasını öteleyebilmek için, frenlemek için yanlış olan bir açıklama yapıyorsun.
"Allah-u Zülcelâl Hazretleri tevbe için mağribde bir kapı yarattı; genişliği yetmiş yıllıktır. Güneş batıdan doğmadıkça bu kapı kapanmaz. O günde iman edeceklerin imanı fayda vermeyecektir." Kuran'dan ayet, inşaAllah. "Allah-u Zülcelâl Hazretleri tevbe için mağribde bir kapı yarattı; genişliği yetmiş yıllıktır. Güneş batıdan doğmadıkça bu kapı kapanmaz." Güneş batıdan doğduktan sonra bu kapı kapanıyor. Artık tövbe kabul olmuyor.
Yine Ramuzul Ehadis; "Allah-u Zülcelâl Hazretleri batıdan tevbe için öyle bir kapı açtı ki, genişliği yetmiş yıllık mesafedir" diyor. Yine aynı konu.
ALTUĞ BERKER:Hocam daha önce de anlattığınız gibi Üstad Hazretleri de Beşinci Şua'da bu konu hakkında şöyle söylüyor; "Güneş’in mağlipten (batıdan) çıkması medahet derecesinde (ispata ihtiyaç duyulmayacak şekilde) açık herkesi tasdike (inanmaya) mecbur ettiğinde tövbe kapısı kapanır. Daha tövbe ve iman makbul olmaz."
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah.
Yine Cübbeli Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s.)'la ilgili anlattıklarını dinleyelim.
VTR: Cübbeli; Hz. Mehdi (a.s.)'ın Türk-İslam Birliği’ni kuracağını anlatıyor.
VTR: Cübbeli; “‘Hz. Mehdi (a.s.) gelse de yardım etsek’ diye aşkla, şevkle, hasretle bekliyoruz” diye Allah’a dua ediyor.
VTR: Cübbeli; “Hz. Mehdi (a.s.)’ın İslam ahlakını dünyaya hakim edeceğini anlatıyor.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özelliklerini anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Evet, çok güzel anlatıyorsun Hz. Mehdi (a.s.)'ı. Anlatmaya da devam edeceksin. Yani o kadar mükemmel anlatıyor ki, anlatamam, inşaAllah. Hayatta en istemediği şeyi Allah ona her gün böyle yaptırıyor. Bu da benim acayip hoşuma gidiyor, maşaAllah. İçine en büyük ızdırap olabilir.
"Essalamu Aleykum ve Rahmetullah." Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhterem Hocam, biraz önce görüştüğüm Suriye’nin ve İslam dünyasının en seçkin alimlerinden Muhammed Said Ramazan El-Bûtî”. Evet, çok muhterem ve büyük bir hoca efendidir, çok muhterem bir büyüğümüzdür. “Hoca efendinin ve yanında bulunan alimlerin size hususi selamları var.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Muhammed Said Ramazan El-Bûtî Hocamız’ın ellerinden öpüyorum. Ben de bilmukabele selamlarımı sunuyorum Hocam’a. Yanında bulunan büyük alimlerin de ellerinden öpüyorum. Bilmukabele selamlarımı sunuyorum. “Şahsınızdan dua bekliyorlar.” Allah hepimize hidayet, samimiyet nasip etsin. Öyle büyük Ehl-i Sünnet alimlerini Allah başımızdan eksik etmesin, maşaAllah. “Ben de dualarınızı bekler, ellerinizden öperim. Cumanız mübarek olsun.” Allah hepimize cumayı mübarek etsin inşaAllah, cumamızı. “Ali Barış Uygur.” Mehmet Talu Hocamız’ın damadı; çok mübarek, muhterem, değerli bir kardeşimiz. Burada güzel sesiyle Kuran tilaveti de dinlemiştik. MaşaAllah, Allah razı olsun. Mübarek Şehidimiz’in ruhuna ithaf etti mahsup olan sevabı aynı zamanda. Mübarek Şehidimiz çok güzel hizmetler yaptı, çok muhteşem hizmetler yaptı Necmettin Erbakan Hocamız. Allah bizlere inşaAllah onu cennette görmeyi, cennette kardeş olmayı nasip etsin.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ali Barış Uygur Hocamız’ın bir mesajı daha var yine. “Suriyeli kardeşlerimiz özel dualarınızı bekliyorlar” diyor, ayrıca belirtmiş. “Ellerinizden öperim” diyor. Estağfirullah, biz sizlerin ellerinizden öperiz. “Selam ve dua ile.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
Azerbaycan’dan çok güzel mesajlar maşaAllah. “Esselamu Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Canım, gözüm Seyyid Adnan Hocam” diyor. “Sizi tanıdığım için Allah’ıma şükürler olsun. Canım Hocam benim” diyor. “Şeyhimiz’in de ellerinde öperiz” diyor.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, af buyurunuz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Canımız, gözümüz hocamız” diyor. “Hocam benim bir sorum olacaktı. Hz. Muhammed Peygamberimiz (s.a.v.)’in döneminde bazı mübarek babalar öz evlatlarını canım Muhammed (s.a.v.)’e hediye ediyorlardı ya da Peygamberimiz (s.a.v.) bazı yetim çocukları evlat götürürdü. Ben de babama desem, beni de size hediye etse kabul eder misiniz?” diyor. “Hep istiyorum ki sizin yanınızda kalayım. Ne yapabilirim? Hem de geleyim, Coşar Hocamız’ın yardımcısı yok, onun yardımcısı olayım” diyor. Bak; “Coşar Hocamız’ın yardımcısı yok” diyor, “onun yardımcısı olayım” diyor. Çok iyi olur, inşaAllah. “Hocam, ne olur kabul edin inşaAllah” diyor, Azerbaycan’dan Fezliyev Murat. MaşaAllah. Estağfirullah, biz sizin yardımcınızız, biz sizin kapıcınızız. Allah razı olsun. Allah cennette kardeş etsin, inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Muhammed Said Ramazan El-Bûtî Hoca Efendi çok çok şahane bir insandır, Ehl-i Sünnet’in göz bebeğidir. Allah uzun ömür versin Hocamız’a ve diğer büyük alimlerimize. Suriyeli büyük alimler, selam gönderen her muhterem Hocamızın ayrı ayrı ellerinden öpüyorum, başta Muhammed Said Ramazan El-Bûtî Hocamız olmak üzere, hepsine yine bilmukabele ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu diyorum.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Aysun Çebi isimli kardeşimiz size selam gönderiyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam.
ALTUĞ BERKER:Ve “Yeğenimin, köftenin resmini gönderiyorum” diyor, “Mimar Sinan Üniversitesi’nden sevgilerle” diyor.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam. MaşaAllah, MaşaAllah. Allah nurunu artırsın. Allah İslam’a hadim eylesin. Allah hidayet versin. Annesine, babasına, bütün milletimize güzellikler, esenlikler nasip etsin Cenab-ı Allah, kalp ferahlığı nasip etsin, sağlık sıhhat nasip etsin. Müslümanlar güçlü olacak inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında bütün hastalıklar, dertler kalkacak. Zuhur ettiğinde inşaAllah çok büyük güzellikler olacak.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehmet Talu Hocamız’dan bahsedelim o zaman. Madem damadı Ali Barış Uygur Hocamız’dan bahsettik, Hocamız’dan da bahsedelim. Mübarek’in konuşmalarını yayınlayalım.
VTR: Mehmet Talu Hoca Efendi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şu anda hayatta ve görev başında olduğunu söylüyor. Lalegül FM, 24 Ocak 2011
VTR: Mehmet Talu Hoca Efendi, 1999 yılında Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili gördüğü rüyasını anlatıyor. 25 Mart 2011, Flash TV
VTR: Mehmet Talu Hoca Efendi: “Hz. Mehdi (a.s.)’ı ben de şahsen göreceğime inanıyorum.”
VTR: Mehmet Talu Hoca Efendi, Cübbeli’nin yedi - sekiz sene önce, Hz. Mehdi (a.s.)’ın otuz yaşında olduğunu söylediğini anlatıyor. 25 Mart 2011
ADNAN OKTAR:Mehmet Talu Hocamız darmakeşan etti Cübbeli’yi. Süper oldu elhamdülillah, maşaAllah. Mehmet Talu Hocamızı’n çıkarttığı Fetva Arşivi diye bir dergi var. Bana soru soran kardeşlerimiz oluyor ya, işte tam istedikleri her türlü sorunun cevabını buradan alabilirler. Mesela bu elimdeki sayısı Eylül - Ekim sayısı, 2010. Bak diyor ki burada; “on kişiyi abone yapan herkese” diyor Hocam, “Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendi’nin Büyük İslam İlmihali’ni hediye ediyorum” diyor. Hocamız bu zor şartlar altında bile bayağı güzel hizmet veriyor ama DiniMeseleler.Com bence yeterli. Ama Hocamız’ın bu dergisini de alırlarsa daha da güzel olur. Ondan sonra, Ömer Nasuhi Bilmen’in eserlerini zaten sadeleştirdi Hocamız, İlmihal’ini sadeleştirdi. Evet, oradan da çok rahat, kaynaktan bilgi edinebilirler.
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...