SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz bu akşam, A9 Tv, Aba Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Özcan Ağabeyimizin, Milli Gazete’de güzel bir yazısı vardı. Sizin daha önce değindiğiniz, bir konuya değinmiş ve “günümüzde bazı Müslüman çevrelerde Amerika ve onun komplolarına karşı büyük bir korkunun hâkim olduğunu,” söyleyerek “Amerika’nın büyüklüğü onun büyüklüğünden değil, ondan korkan bu Müslüman çevrelerin, manevi hastalığından ve çapsızlığındandır” demiş. “İçimizdeki kimi Müslümanların, Amerika gibi komplocuları gözünde büyüttüğünü, onların gücüne iman ettiğini ve bu vesveselerin onların hareket kabiliyetini ve fikri yapısını felç ettiğini” yazmış. “Amerika’nın oyunlarını, Hz. Musa (a.s)’ın karşısındaki sihirbazları oyununa benzeterek, Asa-ı Musa geldiğinde, tüm sihir ve sihirbazların sükût edeceğini” hatırlatmış. Yazısına da. “Komplocuların değil, komplocuların Yaratıcısı’na inanıyor ve tapıyoruz” diyerek, sözlerini bitirmiş.
ADNAN OKTAR:Şahane, şahane bayağı güzel yazmış, ağzına, diline sağlık. Bu yazı birçok yerde yayınlanmalı. Süper. Müslüman bazı kardeşlerimizin korkaklığı çok acıdır. Bediüzzaman; “havf damarı” diyor. Korkaklık, felakettir, büyük felakettir. Mutafa Özcan Ağabeyimiz de delikanlı, yiğitliğiyle ünlüdür. Bir tek Allah’a hesap verir. Başka kimseye hesap vermez. Atasına yedi ceddine rahmet olsun. Helal olsun. Çok güzel yazmış.
ALTUĞ BERKER:Suriye’de dün, Cuma namazı sonrası iktidar karşıtları göstericiler bir araya gelmiş. Ancak güvenlik görevlileri ateş açması sonucu, onlarca kişi hayatını kaybetmiş. Son gösterilerde hükümet güçlerinin öldürdüğü insan sayısının 83’e çıktığı, duyurulmuş. Öldürülenlerin çoğu baş ve göğüslerinden vuruluyormuş. Bu nedenle, bu ölümlerin keskin nişancıların ateşi sonucu gerçekleştirdiği düşünülüyormuş.
ADNAN OKTAR:Ben, Esad’ın tavrını anlayamıyorum. Hiç olmazsa bir hükümet değişikliği yapsın. Yani; mecbur m kardeşim sürekli hükümetin başında durmaya. Babası da öyle. Sanki Suriye ile beraber karnından yapışık doğmuşlar gibi. Bırak milleti nasıl oluyorsa, olsun. Başka birçok başbakan adayı var değil mi? Başka vatansever yok mu? Git. Birisi seçilsin. Yani illa olay çıkacak, illa kepazelik çıkacak, illa acı olacak, illa bölünecekler. Bu kafanın sonu, Suriye’nin işgaliyle sonuçlanır. Yani başlangıcında adam gibi, imkân varken çekilsin. O katiller de yargılanması lazım. Tabii.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, Hocam. Suriye’deki o tehlikeli ortamdan kaçan, içlerinde kadın ve çocukların bulunduğu, 250 kişilik bir grup, Türkiye sınırına yakın köylerden sınırdaki tel örgüyü aşarak, ülkemize geçmişler. Aileleriyle birlikte Hatay’da bulunan Suriyeli gurup ellerine Türk Bayrakları alarak, “Türkler gibi yaşamak ve Türkiye’nin kendilerine sahip çıkmasını istediklerini” belirtmişler. Bu kişilerin Türkiye’ye sığınma talepleri kabul edilmiş ve Türkiye’ye sığınmak isteyen binlerce Suriyeli daha olacağı bilgisi üzerine Türk Kızılay’ı, Hatay’da bir çadır kent kurmaya başlamış. Sayın Ahmet Davutoğlu da “Suriye’deki tehlikeli ortamdaki olan bu kişiler için, kapımızın açık olduğunu, Türkiye’nin bakışı; bölgedeki tüm ülke insanlarının, kendi yurtlarında, köylerinde huzur içerisinde yaşamasıdır. Ancak istenmeyen gelişmeler olursa bu konuda, Türkiye Cumhuriyeti’nin çok büyük tecrübesi vardır. Bize misafir olurlar, kendilerini ağırlarız ve en kısa zamanda da evlerine dönerler. Her türlü fedakârlığı da yapmaya hazırız” demiş. “Vizesiz geçişe de etkisi olmaz, bu durumun” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet. Zamanında geceli, gündüzlü, aylardan beri söylüyorum. Dedim ki; Türkiye ile Suriye birleşsin, dedim. Beşir Esad’ın kulağının burasından girdi, öbür tarafından çıktı. Uzattı. Hâlbuki Suriye, Irak Türkiye ile birleşse, Amerika’nın onlarla hiçbir alıp veremediği kalmaz. Türkiye mükemmel denge kurar. Çok güzel bir sistem oluşur. Suriyeliler de rahat eder, Türkiye de rahat eder, konu biter. Bu anarşist takımına da çok ciddi bir darbe olmuş, olur. Suriye ile Türkiye birleşse, PKK’ya en büyük darbe olur.
ALTUĞ BERKER:Daha önce Irak için de öyle olmasını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR:Evet, tabii. Daha hala bekliyorlar. Mesela, Libya zamanında teklif etmişlerdi. Bundan onlarca sene önce, Libya ile Türkiye’nin birleşmesini teklif etmişlerdi. Dışişleri Bakanı da o zaman hatta mason bilinen bir Dışişleri Bakanı’ydı. Libya ile Türkiye’nin birleşmesi, O zaman teklif edilmişti. Askıda kaldı. Sonuç; burada ortada işte. Türkiye’nin liderliğinde bölge birleşmedikten sonra hiç birine rahat yok. Bu böyle. Bütün milletimiz bunu teşvik etsin, ısrarla üstünde dursunlar, bu olur. Kolay bir şeydir bu. Gözlerinde büyütmesinler. Amerika’nın da bir şey dediği yok. İsrail’in de bir şey dediği yok. “İsrail adama imkân verir mi, Amerika verir mi?” Öyle bir şey yok. Önümüzdeki günlerde İsrail’in bütün ünlü baş Hahamları hepsi gelecekler. Misafirim olarak. Basın toplantısı da yapacağım. Gelin sorun. Öyle bir konuları yok. “Biz sadece o toprakta yaşamak istiyoruz. Bizim öyle saldırgan bir talebimiz de yok. Bir şeyimiz de yok. Barış içinde olalım. Türk İslam Birliği kurulsun” diyorlar. Alenen istiyorlar. “Bize de güvence verin. Bizi de koruyun. Konu bitsin” diyorlar. Bu kadar. Adamların başka istediği yok. Olaylar inşaAllah buraya doğru gidiyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Yiğit Bulut da daha önce sizin söylediğiniz, “Kıbrıs konusunda Dışişleri Bakanımızın cihan devleti olacağı sözünü hatırlatarak, acilen Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğine destek verilmesi yerine, Türkiye’nin yeni bir vilayeti olarak, ülkemize bağlanması için girişimlerin başlatılması gerektiğini” ifade etmiş.
ADNAN OKTAR:Helal olsun. Helal olsun. Ağzından bal akıyor. Makul olan budur. Yani zannediyorlar ki biz, Kıbrıs diye bir ada vardı. Bir gün canımız sıkıldı, gittik, işgal ettik. Öyle bir şey yok. Kıbrıs’ın tapusu üstümüze. Yani resmi olarak, daha önce de söyledim. Tapusu bizimdir. Nasıl, bina tapusu var ya, bildiğin tapusu üstümüzedir Kıbrıs’ın. Adalar da öyledir. Oradaki adalar da öyledir. Bize aittir. Gürültüye getirdiler, İtalyanlar zamanında. İngilizler de, orayı gürültüye getirdiler. Yani tamamen keyfi verilmiş bir ada. Öyle bir şey yok. Bize ait yer. Yani biz, lütuf, keremde bulunduk, Rumların yaşamasına bir şey demiyoruz. Zaten bir şey demeyiz. Ama tapusu bize ait olan bir yerdir. Dolayısıyla Yiğit Bulut’un dediği doğru. Kıbrıs’ın, Türkiye’nin bir ili olması gerekiyor. Yani resmi ili olması lazım. Nasıl Çankırı, Çorum varsa Kıbrıs da bir ildir. Yani normal olarak da kapsamının böyle olması lazım, o da bekletiliyor. Yani sorsalar neye göre deseler; tapusu elimizde. Koy tapuyu masanın üzerine, bitsin. Bize ait.
ALTUĞ BERKER:Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Kamalak, beraberindeki bir heyetle birlikte Mahmut Hocamız’ı ziyarete gitmiş. Mahmut Hocamız Sayın Kamalak ve beraberindeki misafirlere; bizim arkadaşlarımız gelmiş” sözleriyle karşılayarak, büyük bir ilgi göstermiş. Herkesle tek tek sohbet ederek, Erbakan Hocamız’ın ailesini sormuş ve seçimler de Saadet Partisi’nin başarılı olması için dua etmiş.
ADNAN OKTAR:Doğrusu, Mahmut Hocamız her zaman Sadet Partisi’ne, Milli Selamet Partisi’ne, isim değişti ama yine aynı parti, her zaman desteklemiştir. Ama sadece onu desteklemiştir. Başka hiç partiyi desteklemez, Mahmut Hocamız. Yani hiçbir partiyi desteklemez. Başından beri öyledir. Tek gider. Erbakan Hocamız da bunu açık açık söylemiştir. Ben Saadet Partili değilim. Bütün sağ partileri destekliyorum, ben. Ama olayın doğrusu budur. Bir Saadet Partiliden daha fazala destekliyorum, ona kalırsa. Yani benim gibi Saadet Partisi’ni destekleyen yoktur ama Saadet Partili değilim. Erbakan Hocamız’ı benim kadar koruyan yoktur, koruyan olmamıştır da. Numan Kurtulmuş’un partiyi ele geçirme operasyonu sırasında, Cübbeli tebessüm ederek seyrediyordu. Hadi bitir işi havasındaydı. Ben yiğitçe, delikanlıca tavır koydum. Ondan sonra hazret, tıpış tıpış gitti. Tek başıma. Şahsım adına. Şimdi parti kurdu. O partiden de hiç bir şey çıkmaz, yakında da kilidi asarlar. Yani çıkmaz bir şey, biliyorum. Yani gidici dedim, gitti. Çapı yok, dedim, doğru. Doğru söylüyorum. İftira etmiyorum. Müslüman olarak acırım, şefkat duyarım, mazlum insan, terbiyeli, saygılı bir insan. Ama çabuk etki altında kalan gariban bir insan. Yani yönlendirmeye açık bir insan. Yalnız tabii Saadet Partisi’nin çok iyi bir atılım yapması gerekiyor. Çok coşkulu bir atılım yapması gerekiyor. Erbakan Hocamız’ın o ruhunun, yeri göğü inletmesi lazım. Değil mi? Biz eski coşkuyu, daha da şiddetli duymamız lazım.
“Sayın Adnan Hocam, ilk önce ellerinizden öperim.” MaşaAllah, biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. “Adım Cumali Kurtoğlu. Yaşım 33. Yerim Avusturya. Muhtarlığa ilmühaber verir gibi, bu ne böyle? “12 yaşımdan 18 yaşıma kadar Avustralya’da bir Nur öğrencisiydim. Türkiye’ye gelip askerliğimi yaptım. 6 sene de ailemle kaldım.” Yani kardeşimiz bizim hareketimizi destekliyormuş. Tamam Cumali kardeşimizsin, evelAllah. Adresini de vermiş. Telefonunu da vermiş. İnşaAllah, biz de Nur talebesinin hasıyız.
ALTUĞ BERKER:Siz, sık sık “dünyada silahlanmaya ayrılan, para ortadan kalktığında, büyük bir bolluk ve bereket olacağını ve bu paraların aslında eğitim, sağlık, gıda alanına kaydırılması gerektiğini” anlatıyorsunuz. Nitekim Türkiye’de AK Parti döneminde, silahlanmaya ayrılan bütçede 10 milyar dolar kısıtlamaya gidilmiş. Açığa çıkan gelir ise; eğitim ve sağlık sektörüne aktarılmış. Süleyman Yaşar yazısında bu konuyu gündeme getirerek; ”Amerika’nın silah yerine eğitim ve sağlığa önem veren bir Türkiye’den, büyük bir rahatsızlık duyduğunu ve böyle bir yönelimin Amerika’yı şaşırttığını” yazmış.
ADNAN OKTAR:Evet, yorumla.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Söyledikleriniz, gerçekleşiyor. Türkiye’de de silahlanmaya ayrılan para, dediğiniz gibi daha önce sizin, eğitim, sağlık ve gıdaya ayrılmış ve Mehdiyet döneminde de, silahların kaldırılacağını söylüyorsunuz; hadisi şerife dayanarak.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Serkan Gerçek. Serkan o soyadı senin değil. Kerata yalan söylüyorsun. Hocam, nasıl tespit ettin, dersin. Ediyoruz, işte. Önce, de ki: Hocam Türk İslam Birliği’ni istiyorum, de, ondan sonra cevap vereyim. Böyle olmaz.
Halel olsun. Burak’a bak aferin. “Hocam yaşım 17” diyor. “Bütün kitaplarınızı temin ettim inşaAllah” diyor.
ADNAN OKTAR:“Siz olduktan sonra hepsinin üstünden geliriz” diyor. “Küfrün, dalaletin, Darwinistlerin Hocam” diyor. Ben olmasam da, olsam da ama hani diyorsanız, Hocam size bir şey olursa; söz bir Allah bir, Allah’tan izin alıp yine geleceğim inşaAllah. Yine ben durmam, yani söyleyeyim. İnşaAllah.
Mert Uslu. Aleykum Selam ve Rahmetullahi. “Allah sizden razı olsun. Hiçbir karşılık beklemeden insanlara eşi benzeri bulunmayan faydalı bilgiler aşılıyorsunuz.” Doğru. Bu televizyonda bir bakın, bakayım, tek kelime bir reklâm var mı? Yani çok pahalıya mal oldu. Halen de muazzam para harcıyor. Çocuklar, sırf Allah rızası için. Gencecik delikanlılar, bunlar isteseler Avrupa’da orada, burada cayır cayır böyle Cübbeli gibi Alpler’de yerler paraları. “Alp Dağları’na gitmek farz” diyor. “Allah’ı anıyorum ben” diyor. Yayınlayın şu filmi. O diskoları. Alplere gitmek farzmış. Malta Adası’na da gitmek diyor, Allah ayette diyor. Git de, Malta Adası malum; yani, aklına gelen her türlü sapık var. Her türlü adam var. Senin orada ne işin var? Cıscıbıl üstelik. Paçalı donla geziyor. Hanımlar etrafında, doluşmuş. Jet skiyle, denizde millete hava atıyor. Göster.
-VTR- Cübbeli; Alp Dağları’na ve Malta Adası’na tatile gitmesini şöyle tevil ediyor.
ADNAN OKTAR:Şu gittiği yerleri, farz dediği, Allah’ın emri dediği yerleri bir göster.
VTR: Alp dağlarındaki eğlence yerlerinden görüntüler yayınlanıyor.
ADNAN OKTAR:Burası da Alp Dağları, Cübbeli’nin mekanı. Bizim orada ne işimiz var? İşte bu, dağın en tepe noktası. Öbür farz dediği Malta Adasını denizini, gittiği yeri de göster.
ALTUĞ BERKER:Göstereyim Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Paçalı donla cıscıbıl denize giriyor, çıplak bayanlarla. Bak, hazret yüzüyor orada, deniz sporlarıyla ilgileniyor. Biz burada tebliğ yapıyoruz, o da, Malta Adası’nda, D vitamini alıyor. “Cahilliğin lüzumu yok, akılsızlığın lüzumu yok” diyor, demek ki bunların lüzumu varmış. Yani böyle şeylerin lüzumu varmış. Ayağında tokyo havalandırarak, paraları buralara harcıyor. Bunlara para harcayacağına, Kuran al dağıt, kitap al dağıt. Bir de para yok diye yana yakıla anlatıyor. Bütün paraları buralarda harcıyorsun, para kalır mı?
“Hocam, Adana’dan Sedat ben. Muhammed Adnan Hocam” diyor, “Ya Mehdi ilahisini dinlediniz mi Hocam?” diyor. “Mehter marşı çalıyorsunuz, bu ilahiyi de arada çalarsanız güzel olur. Sözlerini aşağıda verdim, hepsini okuyun” diyor, evelAllah.
“Asırlar geçti hala sen gelmedin Ya mehdiÜmmet katar katar seni bekler Ya Mehdi
Yanarız bu milletin hicran dolu haline
Zaten sen gelmezsen halimiz nice olur Ya Mehdi”
“Ya Mehdi sevdan düşmüş kalplere
Ya Mehdi cismin girmiş düşlere
Ya Mehdi bekler canlar bir yerde
Nurlu günde siyah sancak elinde
Şafaklar senin için hep atıyor Ya Mehdi
Güneşler senin için hep doğuyor Ya Mehdi
Bekleriz zuhurunu katar katar Ya Mehdi
Sen gelirsen yeryüzüne gül iner Ya Mehdi
Ya Mehdi sevdan düşmüş kalplere
Ya Mehdi cismin girmiş düşlere
Ya Mehdi bekler canlar bir yerde
Nurlu günde siyah sancak elinde
Resul’ün müjdesinde sen varsın Ya Mehdi
Dünyanın ihyasında sen varsın Ya Mehdi ( ihya demek: gelişmesi, güzelleşmesi )
Zamanın ahirinde sen varsın Ya Mehdi
Çünkü sen Allah’ın nizamısın ( nizamullah )
Ya Mehdi sevdan düşmüş kalplere
Ya Mehdi Cismin girmiş düşlere
Ya Mehdi bekler canlar bir yerde
Nurlu günde siyah sancak elinde” diyor.
Sesini aç bakayım. Evet böylece, Adana’dan Sedat’ın dileğini yerine getirmiş olduk inşaAllah. Çünkü hepsini okuyun diyor, hepsini okuyacağız mecburen. Hepsini söyletin deseydi, onu da yapardık. Ama o konuda bizi serbest bırakmış, maşaAllah.
Hz. Mehdi (a.s) konusu doğru, yani yalan söylemiyorum, kimseyi de avutmuyorum, verilen süre de doğru. Hani süreye ilave eduyorsunuz, geliştiriyorsunuz falan, öyle bir konu yok. Sahtekarlık yapmasınlar. Zamanı bellidir. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “40 yıldır Hz. Mehdi (a.s)’ın mücadele süresi. 1980, 1990, 2000, 2010, 2020: kırk yıl. Net. “Hani ilave yaptın Hocam” diyorlar, nerenin ilavesi? İlave olur mu? Hadisin aynısını söylüyorum ben, inşaAllah. İlave, ekleme, çıkartma yok. Bir de görüyorsunuz yani, bütün alametler çıktı. Demek ki, dediklerim doğruymuş. Eğer Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedikleri çıkmasaydı, tamam ama yüzde doksanı çıktı, çok az bir detayı kaldı, hepsi çıktı. Onun için burada bu gerçeği görecekler, anlamazlıktan gelmeyecekler. Ben bayağı dürüstüm, son derece rahatım.
“Hocam içinizde hafız, yani Kuran’ı ezbere bileniniz var mı?” diyor Serkan. Var, kız arkadaşlarımdan, hafız olan iki tane kız arkadaşım var. Getireyim burada okutturayım maşaAllah. Su gibi baştan sona, hem Türkçesini ezberden biliyor maşaAllah, hem Arapçasını ezberden biliyor. Ben ümmiyim, ben cahilim ama 25 yaşında kız arkadaşım var, maşaAllah muazzam Arapça şahane, şakır şakır. Türkçesini baştan sona hepsini ezberlemiş. Serkan, ben seni Karaköy’de soğan soyarken bir yakalayayım, kerata seni. Tam öyle tipler bunlar. Türk İslam Birliği’nden bahsetmez, İttihat-ı İslam’dan bahsetmez. “Hocam, neden Kuran’ı ezberden bilmiyorsunuz?” Elli kere söyledim, ben ümmiyim diyorum. Ümmi ne demek? Arapça bilmem ben, bilmiyorum diyorum. Cübbeli ağabeyi biliyormuş, onu söylüyor. Kardeşim, Arapçayı yani bütün Arap Aleminde 300 milyon Arap var, hepsi Arapçayı biliyor, büyük bir bölümü dinsiz, büyük bir bölümü Darwinist, materyalist. Arapça bilmek neyi değiştiriyor ki? Amerika’da İslam uzmanları var profesör, adamlar sıfır numara dinsiz. Türkiye’de bile İlahiyat Fakültelerinde bazı Hocalar var, konuşuyorlar bakıyorsun dinsiz. İman önemlidir, Allah’ı sevmek önemlidir. Kuran’ın manasını bilmek önemlidir. Ben her hangi bir sayfasını açtığımda, Kuran’ın ne anlama geldiğini, sana çok mükemmel anlatıyorum. Senin Cübbeli ağabeyin hiç Kuran’dan anlatıyor mu? Çok nadirdir. Bol bol hurafe anlatıyor, değil mi? Kuran’ı okuyamaz, çünkü Kuran, İttihad-ı İslam’ı anlatıyor. Türk İslam Birliği’nin ruhu çıkıyor Kuran’dan, anlatamaz. Kuran sürekli, Mehdiyet’ten bahsediyor, o anlatamaz. Mesela, Kehf Suresi’ne gelecek adam, Hz. Zülkarneyn (a.s)’ı nasıl anlatsın? Cenab-ı Allah, dünya hakimiyetinden bahsediyor. Kuran’da, adamın işine gelmeyen bir sistem var. Siz hiç Cübbeli’nin, Kuran’dan dünya hakimiyeti ayetlerini okuduğunu görüyor musunuz? Ben okutturuyorum adama zoraki. Yani ilmi zor tabii, bilimsel zor yani yakasına yapışma şeklinde değil de, 15-20 yıl önce yaptığı konuşmaları yeniden yayınlıyorum. Hiç istemediği bir şey. Ama ne güzel ki, ben bol bol anlatıyorum ki, çok bol delil oluşuyor. Şimdi ne kadar çok olursa mesela, biz Bediüzzaman’a bakıyoruz, yüzlerce sayfa Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmiş. Ne kadar çok bahsetmiş olursa, o kadar iyi oluyor. Ben de ne kadar çok bahsedersem, o kadar iyi oluyor, çünkü, insanların hiçbir bahanesi kalmayacak. Açıklayacak bir yönleri yok. Çok net olay, bayağı sarih, inşaAllah. 10 yıl sonra evelAllah böyle kale gibi karşılarındayım. Gelsinler, Hocam hani demiştin desinler. Diyemezler, çünkü bambaşka bir konumda olacaklar, kafaları değişecek. Cübbeli’nin de o aralarda tuzu şekeri çıkmazsa, o günleri o da görecek inşaAllah. Hep beraber göreceğiz inşaAllah, Allah nasip ederse.
ALTUĞ BERKER:Bu vesileyle www.KütübisittedeMehdiveİsa.com isimli internet sitemizi tanıtıyorum inşaAllah: “www.KütübisittedeMehdiveİsa.com” Bu sitede, İslam alimlerinin Mehdiyet hakkındaki görüşleri anlatılıyor inşaAllah. “Sahih-i Buhari, Kadızade, Sahih-i Müslim, Şeyh Mansur Ali Nasıf, Sünen-i Tirmizi, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Sünen-i Ebu Davut, El-Mutezili, Sünen-i İbn-i Mace, Kuşadalı İbrahim Halveti, Hz. Ali (r.a), İbni Hacer El Mekki, İmam-ı Rabbani, İbn-i Kesir, Hüseyin El Berzenci, Muhammed Bin Mahmut El Hafızı El Buhari. Bu İslam alimlerinin hepsi; “Hz. Mehdi (a.s)’ın bir şahıs olarak ahir zamanda geleceğini” sahih Hadislerle aktarmışlar. Siz de programlarınızın çoğunda, bu alimlerin sözlerinden izleyicilerimize aktarıyorsunuz inşaAllah. Kardeşlerimiz bu siteden, “Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler” ve “Ahmet İbn-i Haceri Mekki’den beklenen Mehdi’nin Alametleri kitabını, ücretsiz olarak indirip okuyabilirler inşaAllah. Tekrar ediyorum siteyi; “www.KütübisittedeMehdiveİsa.com”.
ADNAN OKTAR:“Pek hürmetli Hocam, sizin sohbetlerinizin hastası olduk.” MaşaAllah. “Sizin sohbetlerinize alıştık ve sizin sohbetleriniz olmadığı akşamlar, ailemizde burukluk oluyor. Sizi ailece seviyor ve izliyoruz. Bir aile babası olarak fikirlerinizin, yeni nesli aydınlattığını bilmenizi istiyorum” diyor, Tarık Özcan kardeşimiz. Allah razı olsun, Allah vesile ediyor. Doğru yoldasınız. Bizim milletimiz tabii genellikle fakirdir. İsterler tabii, gönül ister ki, bol para harcasınlar, imkanları olsun ama bir kitap alacak parası vardır bir insanın. Öyle bahane olmaz. Yaratılış Atlası alacak kadar olur, bu A9 Televizyonu’nun kurulumunu yapacak kadar bacağının gücü olur, kafasının gücü olur, dilinin gücü olur, değil mi? Mesela, gittin dayının evine, aç A9 Tv’yi, dinlet ve tarif et, anlat. İnsanlar telkine açıktır. Önce televizyonun samimi bir televizyon olduğunu, böyle oyunla, eğlenceyle işi olmadığını, son derece samimi, doğru bilgiler verdiğini. Mesela ben açıyorum, şahane bilgiler var, bayağı güzel. Yalnız kardeşim, masonlara düz gidiyorsunuz ya bu nedir, ben adamlarla nasıl konuşacağım şimdi? Misafirim olarak gelecekler, dünya masonlarının ileri gelenleri gelecek. Bizim eski programlar var. Şimdi ben size ne diyeyim? Yani adamlara bir şeytan demediğiniz kalmış. Diyeceğiz, dememiz lazım ki, onlar da toparlansınlar. Çünkü ben dindar masonu baş tacı yapıyorum. Tabii, İslam’ı Kuran’ı savunanı, mesela geldiler burada beraber namaz kıldılar, canım ciğerim onlar. Tamam güzel. Ama Allahsız, kitapsız, Darwinist olduğunda, doğru, mücadele edeceğiz. Dediklerim de doğru, ben iftira atmıyorum. O hazırladığımız film, baştan sona doğru. Hergün de veriyorlar, helal olsun, doğru. Buraya geldiklerinde de, başımın tacıdırlar. Hep beraber, bu sefer Süleymaniye Camii’ne götüreceğim. Gerçi onlar Küçük Ayasofya Cami’sini çok seviyorlar, namazlarında da çok zevk alıyorlar. Hepsine namaz kıldıracağım evelAllah. Hepsine Kuran hediye ettik, gayet güzel okuyorlar. Kardeşim, madem masonluk kardeşlik, dürüstlük, efendilik, yardımseverlik, savaşlara karşı olmak, barış; tamam o zaman Kuran’a uyun. En has mason, Kuran’a uyan masondur. Muhammedi olmayan, Kuran’a uymayan adam, mason olamaz. Hakiki mason olmak istiyorsa; Kuran’a tam tabi olsun, masonun şahı olur. Söz bir Allah bir, hepsi Kuran’a tam tabi olduklarında, ben de 33 dereceden mason olacağım. Bak, derece geçmesi bizde olmaz. 6. derece, 7. derece, biz öyle kabul etmeyiz. Söz bir Allah bir diyorum direkt meşrik-i Azam olarak, mason olacağım. Ama hepsi Kuran’a tabi olacaklar. Çünkü yardımseverlik Kuran’da, barış Kuran’da, akılcılık Kuran’da, herşeyi doğru değerlendirmek Kuran’da, saf vahiy Kuran’da, dünyayı kardeş yapmak Kuran’da, demokrasi Kuran’da, laiklik Kuran’da, ne istiyorsunuz o zaman? Değil mi? Senin ideallerin, madem ideallerin böyle, o zaman dürüst ol. Hem Darwinist’im diyorsun, hem masonum diyorsun, hem de iyi düzgün. Kardeşim sen Darwinist olursan, bitti. Allah vermesin canavara dönersin. Nerenin barışı, nerenin kardeşliği, hepsi yatar. Madem böyle güzel ideallerin var, Kuran’a uy, bitsin. Hem şahane olur, bayağı da güzel olur. Onun için, Tapınak Şövalyelerini de, masonları, hepsini Allah’ın izniyle hepsini Müslüman yapacağız. Allah’ın dilemesiyle, sevgiyle. Zorlama yok, hürmetle inşaAllah. Önümüzdeki günlerde de İsrail’in en ünlü büyük Hahamları gelecek, en üst derecedeki Hahamlar gelecekler. Bu, Marmara gemisi olayında özür dilemelerini söyledim. Özür dilemek için inşaAllah, öyle bir nezaket gösterecekler. Özür dileteceğim, basının önünde inşaAllah. Çünkü özür dilenecek bir durum var. Onun dışında dostuz kardeşiz, bir şey yok. Dünya dostuyuz, dünya kardeşiyiz. Ama din kardeşliği, Muhammedilik ayrıdır. Mesela Musevi kardeşliği vardır, doğru, İslam kardeşliği vardır, doğru ama bir de dünya kardeşliği vardır, dünya kardeşi, dünya dostuyuz, bağrımıza basarız, koruruz, kollarız. Türk İslam Birliği’ni de istiyorlar, oh ne güzel, ne ala. Yeddi emanımızdalar, kıllarına dokundurtmayız, inşallah.
ALTUĞ BERKER:Yakında Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacaklar inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, zaten Tevrat’a uyuyorlar, Tevrat’a uyduklarına göre mecburen Hz. Mehdi (a.s)’a uymak durumundalar. Çünkü Tevrat onlara, Hz. Mehdi (a.s)’a uymayı farz kılmış, farz. Yani bir Musevi’nin ikinci bir seçme hakkı yoktur. Kral Mesih’e, Şiloh’a yani Hz. Mehdi (a.s)’a uymanın dışında bir yolu yoktur. Onlarda imanın şartlarındandır. Yani, İslam da imanın şartı değildir, onlarda imanın şartıdır. Onun için bu olacak, inşaAllah.
“Sevgiler, Rusya Tatarları”, hay maşaAllah koç yiğitler. “ Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu”. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “ Sevgili Muhammed Adnan Hocam, Hz. Mehdi (a.s) hakkında sizlere, Rusya’daki arkadaşlarımızın yazdığı şiiri gönderiyoruz. Artık burada bile Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini anladık. Allah sizlerden razı olsun. Saygılar, Rusya Tatarları” diyor. EvelAllah, boydan boya. Fethullah Hoca’nın talebeleri de geçenlerde geldiler, onlar da Rusya Tatarları çocuklar. “Hocam” dediler yani, “olayın gerçeğini anladık” dediler, “Allah razı olsun” dediler, inşaAllah. Ben pek şiir tekniğinden anlamam ama, okuyayım.
“Doğudan geldi rüzgarlar inşaAllah, gözlerime dokundu. Kalbimden düştü perdeler, güçsüzlüğüm def oldu. Ruhumda baştan baharı, sevgi nuru artık gönlümde. Artık Mehdiyet zamanı, İslam’ın birliğinde.
Kaldırılsın bu sınırlar, parçalansın parçalanma gafleti. Kuran’dan yeter bir ayet, farz kılan uhuvveti.
Ey güzel çağ hidayetin, vaad edilen zamanı.
Alameti olur düşmanın, fukaha da uzmanı.”
Biraz düşünülmesi gereken bir şiir. Ama özel bir şiir tekniği kullanıldığı için, anlamı için biraz düşünülmesi gerekiyor. Yani ben anlıyorum da, fakat anlayamayan da olabilir.
“İyi yayınlar diliyorum”, inşaAllah. Kürşad Karahan. “Sevgili Hocam, bir annemin bir de benim bir sorum olacak, cevap verirseniz seviniriz. Benim sorum; 18 Haziran’da kültür gezisi amaçlı bir vesileyle Rusya’ya gidip, iki şehrini görme şansım olacak. Kürşat Karahan.” Kürşat, şimdi ne alaka. Diyor ki: “ Gitmişken bir kilisenin Pazar günü yapılan ayinine katılıp, bir bakmanın zararı olur mu?” diyor. Ne işin var ayinde. Bırak adamlar ayinlerini yapsınlar. Sen Müslüman olarak camiye git inşaAllah.
“Sağlığınız sıhhatiniz nasıl?” diyor. EvelAllah, evelAllah, görüyorsun zaten. Hissediyorsundur. Anlaşılır inşaAllah.
Nermin Hanım: “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam. “ Maddenin Gerçeği, Kader ve Ruh Gerçeği ile ilgili kitaplarınız sebebi ile elhamdülillah, Allah ilmimi arttırdı. Hidayetim inşaAllah arttı” diyor. Elhamdülillah. Güzel. Bana hayran olman hoşuma gider. Nermin Hanım çok güzel iltifatlar etmiş. Allah razı olsun. O hayranlığın, Allah’a olan hayranlığından oluyor. Allah’a gönlün yakın. Allah’ı sevdiğin için beni seviyorsun. Mümin, mümini Allah rızası için sever. Ben de sizi severken, Allah rızası için seviyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam, gazetede Amerika’daki hortumlarla ilgili bir haber vardı. “Hortumlar Dehşet Saçtı: 284 Ölü” diyor. “Amerika tarihinin en ölümcül kasırgası 284 can aldı. Bazıları saatte 500 km hızla vuran hortumlar yerleşim birimlerini dümdüz etti” diyor. Resimler vardı.
ADNAN OKTAR:Japonya’da ayrı, buralarda ayrı.
ALTUĞ BERKER:Film olarak da var görmek isterseniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Görelim.
VTR-Amerika’daki Hortum.
ADNAN OKTAR:Çok acayip bir şey bu hortum olayı. Yani bunun tekniğini de tam anlayamadılar. Çok acayip yani böyle bir teknik oluşması. Öyle bir yapı oluşması. Gücü de çok acayip. Amerika böylece, aczini görmüş oluyor. Daha önce büyük kasırgalar oldu, arkasından bunlar oluyor. Ekonomik kriz karşısında çok güçsüz hale geldiler. Yani Amerika’yı insanlar gözünde büyütüyor ama onlar da çok garibanlaştılar. Çok zavallı hale geldiler. Her ay, her yıl bir felaketle karşılaşıyorlar. Hiçbir ülkede bu kadar çok felaket yok. Yani bu kadar çok felaketin olduğu bir ülke yok. Nefes almadan felaketle karşılaşıyorlar. Daha önceki büyük kasırgalar mesela hiçbir ülkede olmadı. Bu hortumlar da öyle. Çok şiddetli ve acımasız hortumlar oluyor. Mehdiyet devrinin harika özelliklerindendir. Hz. Zülkarneyn (a.s) kıssasında, Hz. Zülkarneyn (a.s) bir bakıyor, bir sultan vesilesiyle, denizin çamur görünümünde olduğunu ve Güneş’in orada battığını görüyor. Baktık Japonya’da deniz simsiyah, çamur halinde ve Japon bayrağı ve Japonluğu da temsil eden Güneş, orada tam anlamıyla batış halinde ve batıyor. Bunun meydana gelmesinin ahir zamanda olması, Kehf Suresi’ndeki olayın aynısının tahakkuk etmiş olması, Mehdiyet devrinin bir harikası olarak çok dikkat çekicidir. Hiçbir dönemde olmamıştır, ilk defa oluyor.
Hep eskiden beri, Hocamız, Şeyhimiz Nazım Kıbrısi Hazretleri; “teknolojik aletler hep denize atılacak” derdi. Ben de acaba ne anlamda söylüyor diyordum. Baktık, milyonlarca teknolojik alet, denize gitti. Arabalar, televizyonlar, gemiler, evler, evlerdeki her türlü teknolojik aletler; buzdolapları, çamaşır makineleri, bilgisayarların hepsi, şu an denizde. Ama milyonlarca. “Hepsi denize dökülecek” demişti, aynısı oldu. Hakikaten ben anlayamıyordum yani neden, nasıl olur, teknolojik alet denize nasıl dökülür diye, bakın tahakkuk etti. Bir hayır var inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Yer batmaları da, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametleri döneminin alametleri” demiştiniz Hocam. Dünyanın birçok yerinde ani oluşan çukurlar, yer batmaları.
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v); “Hz. Mehdi (a.s) devrinde, dünyanın çeşitli bölgelerinde ani batışlar olacak” diyor, bunlarda ilk defa oluyor. Aniden, bir de bakıyorsun apartmanı yer yutmuş. Kamyonu yer yutmuş. Birdenbire derin çukurlar oluşuyor. Hz. Mehdi (a.s) devrinin harikalarından bir tanesidir.
ALTUĞ BERKER:Hadis-i şerif-i de gösterebilir miyim Hocam?
“Kıyamet alametlerinin ilki yer çökmeleridir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s.518). Aişe (r.a)’dan: “Ümmetin sonunda hasf (yere batma), mesh (suret değişmesi) ve kazif (taş yağması) olacaktır.” (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 111).
ADNAN OKTAR:“Suret değişmesi”, yani insanlar çirkinleşecekler. Bitkin, güzellikleri gidecek, zihinde ve güzel, sağlıklı insanlar azalacak. O anlamdadır. Dünyanın halini görüyorsunuz.
“Selam benim çok kıymetli Seyyid Hocam. Hocam sizi çok seviyorum. Bize Rabbimiz’in muazzam bir nimetisiniz. Ben üstün, kerem sahibi Rabbimiz’e sürekli dua ediyorum. Kardeşlerimize yapılan bu zulmün bir an önce son bulması için, Türk-İslam Birliği’nin kurulmasını istiyorum. Nasıl ki düzenli her gün yemek yiyorsak, aynı şekilde Türk-İslam Birliği’nin kurulması için de dua etmeliyiz. Siz; ‘dua kaderin anahtarıdır’ demiştiniz, Türk-İslam Birliği acilen kurulsun inşaAllah” diyor. “Sizi çok seviyorum canım Hocam. Saygı ve sevgilerimizle.” Zeliha Hanım yazmış, maşaAllah.
Osman bir site kurmuş fakat sitesiyle de ilgilenmemizi istiyor. Tamam, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam “iddia edelin Ergenekon terör örgütünü desteklemenin, insanın kendi canını, ailesini ve ülkesini tehlikeye atmak anlamında olacağını” sık sık hatırlatıyorsunuz. Mümtazer Türköne de aynı bir mantıkta bir yazı yazmış. “Kendisine laik diyen ve CHP’ye yakın duran bazı kesimlerin, iddia edilen Ergenekon örgütüne destek verdiklerini ancak böyle yaparak aslında kendi hayatlarını tehlikeye attıklarını, çünkü iddia edilen örgütün laiklik elden gidiyor görünümü vermek ve darbelere zemin hazırlamak için, faili meçhuller de öncelikli olarak bu kesimi hedef aldığını” yazmış. “Bu kesimin CHP’ye istediği gibi oy verebileceğini, ancak iddia edilen Ergenekon örgütünü desteklemelerinin, büyük bir hata olduğunu” belirterek “bu vatandaşlarımıza iddia edilen Ergenekon örgütünden nasıl koruyacağız?” Sorusunu sormuş.
ADNAN OKTAR:İddia edilen Ergenekon terör örgütünü anlayamaması bir insanın, o kadar ferah olması için, deli olması lazım. Düşünün, gece evde otururken, silahlı adamlar kapıya geliyorlar, “biz seni alıp götüreceğiz” diyorlar. Ve faili meçhuller, adamı domuz bağıyla öldürüyorlar. Bu iddia edilen Ergenekon terör örgütü, Böyle bir örgüt. Ve binlerce adamların eylemi var. Adamlar diyor ki; “ya ne mahsuru var ki? diyor.” “Ne olur ki? diyor.” Ne yapmalarını istiyorsunuz? Daha nasıl olmasını istiyorsunuz? Aydınları öldürüyorlar. Türkiye’yi bölmek istiyorlar zaten. “PKK’yı biz kurduk” diyorlar zaten adamlar, açık açık söylüyor. Ben ne diyeyim bunlara? Yani “Türkiye’yi 22’ye böleceğiz” diyorlar. “PKK’yı da biz kurduk” diyorlar. “3 milyon insanı bir gecede yahut 48 saatte yok etmeyi düşünüyoruz” diyorlar. “Komünistiz” diyorlar. “Dinsiziz, Allahsız, Kitapsızız” diyorlar. ”Ne var bunda?” diyorlar. “İşte gayet normal, çok güzel işte, biz hizmet ediyoruz. Bize niye dokunuyorsunuz ki?” diyorlar. Kardeşim deliyseniz Allah’a yalvarın. Böyle bir şey bütün Türkiye için en vahim bir olaydır, en tehlikeli olaydır. Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütü, şu an Türkiye’nin bir numaralı meselesidir. PKK ikinci derecedir. Çünkü PKK bunlara bağlı. İddia edilen Ergenekon terör örgütü kaybettiğinde, bittiğinde, Ergenekon’un işi kapanırsa, iddia edilen Ergenekon terör örgütü yok edilirse, PKK otomatik yok edilmiş oluyor. Yani adamlar alenen, açıkça destekliyorlar.
Kamber Beşer’in eşi Elif Beşer. “Selamun Aleykum muhterem Hocam” diyor. “Ak ellerinizden öperim. Ben de sizi takip edenlerden biriyim. Hocam ekranda sizi hep dinç görüyoruz” diyor. “Televizyonda çok çeşitli çizgi filmler, çocuklarımızı olumsuz etkiliyor” diyor. “Lütfen kanalınızda çocuklara yönelik çizgi filmler yapın. Kitaplarınızdan alıyoruz. En son çocuklara yönelik kitabınızı bizim çocuklar severek okudu.” Çizgi film nasıl kolay bir şey mi? Zor bir şeydir. Değil mi? Bayağı bir uğraşmak lazım. Çizgi film değil de normal film olur inşaAllah.
Almanya’dan Harun. “Hocam A9 yayına başladıktan itibaren, sürekli izliyoruz” diyor.
Hükümet’e de bu konuda destek olmak çok önemli. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı hükümet, gayet güzel bir mücadele yapıyor. Polisin güzel bir mücadelesi var. Polisi sekteye uğratacak her hareketten kaçınmak lazım, yardımcı olmak lazım. Mahkemelere yardımcı olmak lazım. Yargının içerisinde muazzam bir iddia edilen Ergenekon terör örgütünün yapılanması var. Halen devam ediyor, adamlar çok pişkin ve arsızlar. Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir özelliği de; hayasız ve utanmaz olmaları. Yani adamların yüzlerinde eşek oynamış, utanma diye bir şey yok, çok hayasız ve pişkinler ve çok arsızlar. Ona karşı, çok atak olmak gerekiyor. Birlik ve beraberlik içerisinde hareket edilmesi gerekiyor. Polis çok başarılı gidiyor. Polisi daima desteklemek lazım. Yargıda, Hükümet biraz acele etmesi lazım. Çünkü bize sordular. Dediler ki: “Anayasa değişiklik istiyor musunuz?” “Evet, istiyoruz” dedik, gittik oyumuzu verdik. Sonuç? “Bekleyin.” Olmaz. Yani daha hala canlar yanıyor, daha hala insanlar rahatsız. Hemen bitirilmesi lazım. Yani reformlar hemen uygulansın, hemen hayata geçirilsin. Karınca hızıyla gidiyor yavaş yavaş yavaş. İstiyorlarsa hızlanması için bir referandum istiyorlarsa, onu da yapalım. Değil mi? Yapılsın yani. Ama hızlansın. Yani bir kanun çıktığında süratle yerine getirilmiyorsa, o kanun istenen bereketi meydana getirmez. Yani o arada yanan canlara ne olacak? Değil mi? O arada insanlar mağdur oluyorlar. Mesela Yargıtay’daki düzenleme bir an önce bitsin. Mesela Yargıtay dokuz, sekiz, beş, dört, üç karışık, birçok şey var. Kimin nereye bakacağı hemen belli olsun. Üyeler tayin olsun. Sistem tıkır tıkır çalışsın. Değil mi? O istinat mahkemeleri falan, bunların hepsi oluşsun süratle. Bekletmeye gerek yok.
Mehmet Salihoğlu Serdar Yılmaz. Evet, devam et Serdar faaliyetlerine güzel. Buraya geldiğinde de devam ederiz inşaAllah.
Fatih Altaylı; 11 yıldan beri hakkımızda açtığı bir dava var. 11 yıldan beri bizimle uğraşır. Benimle, kız arkadaşlarımla uğraşır. On iki yıl mı oldu? Adamın açtığı davada, biz beraat ettik. Bizden şikayetçi olmuştu, biz beraat ettik. Mahkeme bizim suçsuz olduğumuza kanaat getirdi. Yargıtay onadı. Hazret gitti mahkememizde, müdahil oldu. Yargıda görülmemiş bir olay. Bakın beraat etmişiz, yargı onamış, adam göğsünü gere gere geldi mahkemeye, açılan davada müdahil oldu. Bizim davamızı Yargıtay’a gönderttirdi. Biz de mahkemeye müracaat ettik. Bir daha söyledik, bir daha söyledik, nihayet geçen günler mahkeme karar verdi: “Arkadaş” dedi mahkeme “siz müdahil olamazsınız. Kanunen buna hakkınız yok” dedi. Tıpış tıpış bunlar Rezzan Aydınoğlu; tasını tarağını topladı, mahkemeden gitti. Orada da, oradakiler de; “güle güle” demişler. İlk defa mahkemeden çıktı kadın gitti. Bütün mahkemelerimize geliyor bakın 11 seneden beri. Hakkı olmadığı halde gelip, giriyor. Yani müdahillik hakkı olmadığı halde. Şimdi peki bu müdahillik hakkı olmadığı halde bu adam, Yargıtay’a bizim davamızı göndertti; kanunen hakkı olmadığı halde. Ve Yargıtay’da; bunların müdahilliğiyle, bizim kazanılmış davamız yani zaman aşımına uğramış davamız, bozuldu. Bunların müdahilliği geçersiz. Ne olacak şimdi? Geçersiz bir müdahillikle, Yargıtay’da karar aldırttılar. Şimdi bunların verdiği hükmün, normalde kanunen düşmesi gerekiyor. Çünkü kanunsuz olarak oluştu. Yani kanuna uygun olmadı. Yani müdahillik hakkı olmayan bir insan, bir karar verdirdiyse, Yargıtay’ın içtihatları var, Yargıtay içtihatları var, o dava hükümsüz oluyor. O karar hükümsüz oluyor. Şu an bu davanın düşmesi gerekiyor normalde. Tabii karar mahkemenin, yüce mahkemenin. Biz saygı duyuyoruz ama ben, Yargıtay içtihadını söylüyorum. Çünkü bakın mahkeme bunları gönderdi, evet ama o kadar uğraştık ki; anlat anlat anlat. Dedik ki: “Bunların müdahilliği yok, müdahilliği yok, müdahilliği yok”, en sonunda “evet doğru” dedi. “Haklısınız. Bunların müdahilliği yok” dedi. Ama bunlar da, karar aldırttırmış oldular. Ama bu karar kanunen Yargıtay içtihatlarına göre geçersiz. Yani Yargıtay’a göre, hükmün düşmesi gerekiyor. Tabii karar mahkemenin, biz Yargıtay’ın içtihadını söylüyoruz, biz bilemeyiz mahkeme nasıl karar verirse verir, hepsine saygımız var.
“Hocam uyku durumları nasıl oluyor?” diyor. Benim gecelerim şenlikli, sabahlara kadar eğleniyoruz, yiyoruz, içiyoruz, fasıl oluyor, konuşuyoruz, kitap okuyorum, araştırıyorum, benim uykum genellikle üç saat gibi oluyor. Şu anda da dün iki saatlik uykuyla devam ediyorum evelAllah ama gördüğünüz gibi gayet iyiyim.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Amerika’daki konferanslarımız devam ediyor. Geçtiğimiz hafta, 22 Nisan tarihinde Amerika’nın kuzeyinde yer alan Alaska eyaletinde bulunan, Alaska Pasifik Üniversitesinde üç tane konferansımız gerçekleşti. Yine aynı günün akşamı bir İslam-i merkezde. 23 Nisan’da ise; Alaska’nın ilk ve bir yandan da hala inşaatı devam etmekte olan camisinde konferans verildi. Alaska Eyaleti Türkiye yüzölçümü kadar büyük ama 750 bin kişi yaşıyor. Kuzey Kutbuna bir saatlik mesafede. Arkadaşımız Fatih buraya gittiğinde, burada yaşayan Müslümanların sizi ve kitaplarınızı yakından tanıdıklarını gördüğünü iletti maşaAllah. Buradaki Müslüman kardeşlerimiz, size çok sevgi ve saygılarını göndermişler. Türkiye’yi yakından izlediklerini, çok sevgi ve hürmet duyduklarını iletmişler. Sizden şu an hala inşaa etmeğe devam ettikleri camileri için dua talep ettiler. Düzenlenen konferansa çok candan ve yakın ilgi gösterdiler, “sonraki aylarda tekrar konferans düzenlenmesi için davet ettiler” inşaAllah diyor Fatih. Onunla ilgili resimleri gösteriyorum. Konferans yaptığı o cami merkezinde.
ADNAN OKTAR:Fatih’e helal olsun, aferin Fatih’e. Fatih yaman bayağı şevkli, yakışıklı Fatih hadi bakalım. Fırtına gibi maşaAllah, oturup beklemiyor.
ALTUĞ BERKER:Bir gönüllü kardeşimizin hazırladığı bir internet sitesi; www.Onubul.Mehdiyet.com ilgili yerlerin üzerine gelip tıklayınca, mesela “müjdeleyenler bölümü” diyor, kardeşi olacak mı bölümü, “Mehdi kardeşi az olandır” bölümü var, sonra sorusuyla birlikte, hadisi veriyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın ismi, ilgili hadisi veriyor, böyle bir site hazırlamış gönüllü bir kardeşimiz.
ADNAN OKTAR:Demek ki oluyormuş “nasıl hizmet edeceğiz?” diyor. Gayet güzel hizmet işte, kendi imkanları içinde mükemmel. Hz. Mehdi (a.s) konusu doğru, Hz. İsa Mesih (a.s) konusu doğru, İttihad-ı İslam’ın oluşacağı konusu doğru, bunlar doğru. Ama yobazlık tarzında değil, gericilik tarzında değil böyle bir şey olmayacak bunu unutsunlar yani yobazlık tarihe karışacak. Sevgi, akıllıcılık, güzellik, iyilik, hayırlar oluşacak, bunun dışında birşey oluşmaz. Allah müsaade etmiyor zaten. Yobazlık nerede varsa Allah ezer, ezmiştir hep. Nerede yobazlık varsa, yobazlığa müsaade olmaz.
Ayet okuyalım. Kehf Suresi 65. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” Bakın Allah, rahmet verdiğini başta söylüyor. Önce Allah’ın rahmeti, sonra bir ilim. O ilmin ne olduğunun söylemiyor Allah, bir ilim. “Bir kulu buldular.” Ebcedi; 2010. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Müslüman nedir? Müslüman daima doğru yoldadır, onun da istediği o, rüşd; doğru yol. “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin. (Böyleyken) “Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" Bende de kardeşlerimiz bana sık sık soru soruyorlar. “Hocam onu niye böyle yapıyorsun?” diyorlar. Ben de onlara diyorum ki bakın; “Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" “(Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi. Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar. Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir gemiye binince” hep gemili yerler, Hz. Mehdi (a.s) olduğu yerler gemili, Hz. Musa (a.s)’ın, Hz. Hızır (a.s) ile karşılaştığı yerler gemili. İkisi. Gemiyi tahrif ediyor Hz. Hızır (a.s). “Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun” yemin ediyor, “sen şaşırtıcı bir iş yaptın. Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" Ben de diyorum ki; "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle herkes güç yetiremez" diyorum inşaAllah. Onun için benim çevremde de az insan vardır, kardeşlerimiz çok az. Çok başarılıyız ama az insan var çevremizde, 300 kişi falan var. Her zaman böyledir, aşağı yukarı 300’ün çevresinde kalır ne fazlalaşır, ne azalır inşaAllah. “(Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama” unuttuğunu bahane olarak onu söylüyor. “Bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi. Böylece ikisi” üçüncü bir kişi yok, sadece ikisi. Ledün ilminde sır vardır, sır; teke tek söylenir, kalabalıkta söylenmez. Adam da bana alenen sır söyle diyor, “televizyondan bana sır söyle” diyor. Söylemem, ledüni bir sır olduğuna göre, eğer layıksa teke tek söylerim, bire birken söylerim. Adam odun, bir şeyin hikmetini çıkaramıyor, “Hocam şunu niye şöyle söyledin?” diyor. Anlayamıyorsan, ben sana ne diyeyim. “Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürdü. Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın." Hz. Hızır (a.s) izinlidir, Hz. Mehdi (a.s) kan akıtmaz. Ama Hz. Hızır (a.s) kan akıtır. Hz. Mehdi (a.s) kan durdurur, Hz. Hızır (a.s) kan akıtır, bina yıkar, devlet yıkar, Hz. Hızır (a.s)’ın özelliğidir. Melekler de öyle, Hz. Mehdi (a.s) kan akıtmaz ama Hz. Mehdi (a.s)’ın emrindeki, Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı olan melekler, ki yaklaşık 70 bin melektir, bunlar kan akıtırlar, kan revan içinde bırakırlar dünyayı. Hz. Mehdi (a.s) muhaliflerini vururlar; özellikleridir. Hz. Mehdi (a.s) şahsı ve talebeleri kan akıtmaz, kanı durdurmak için müdahale ederler. Ama meleklerin konumu öyle değil. Peygamberimiz (s.a.v); “Meleklerin, Hz. Mehdi (a.s) muhaliflerinin boynunu vuracağını” hadislerde söylüyor. Feci şekilde öldürürler. Eğer dünyaya dikkatlice bakarsanız, bilmediğiniz olayların devam ettiğini görürsünüz. Allah öldürür, melekleriyle öldürür. Allah bina yıkar melekleriyle, Hz. Hızır (a.s)’ın özelliğidir aynı zamanda. Hz. Hızır (a.s) da hem bina yıkar, insan da öldürür, özelliğidir. Ama Hz. Mehdi (a.s) da; uyuyan kişiyi dahi uyandırmaz, son derece şefkatli ve merhametlidir. Anti kandır. Zaten adı üstünde Mehdiyyü’l dem; kan durduran Hz. Mehdi (a.s).
ALTUĞ BERKER:Hocam söylediğiniz konuda hadis-i şerif okuyabilir miyim? Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur; “Allah onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı) 3 bin melekle destekleyecektir. (El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, s. 41)
O melekler, Hz. Mehdi'ye muhalefet edenin yüzüne ve arkasına vuracaktır. (El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, s. 41)
ADNAN OKTAR:“Hz. Mehdi (a.s)’a muhalefet eden” derken; ‘onun anlattığı dini, İslam’a karşı mücadele edenlere, Kuran’a karşı mücadele edenlere Allah; meleklerle böyle karşılık vereceğim diyor. Yani buna dikkatlice bakanlar göreceklerdir. Ama Hz. Mehdi (a.s), şiddetle karşıdır kana. Allah onu öyle yaratmıştır. Bütün devletlerin yıkılışında, Hz. Hızır (a.s) görev alır. Zaten, Kehf Suresi 59. ayette başlıyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte ülkeler (ve onların halkları), zulmettikleri zaman” Bakın gerekçe ne? Zulmetmek. Yani Kuran’a uymamak, İslam’a uymamak, Mehdiyet’e uymamak, İsa Mesih’e uymamak, İsa Mesih’i sevmemek; “zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık;” ” ‘Devletleri yıkacağım’ diyor Allah. Kiminle? Hz. Hızır (a.s) ile, “ve yıkımları için bir buluşma zamanı tespit ettik.” Yani Hz. Hızır (a.s) ile olan buluşma. Hz. Hızır (a.s) ile buluşmanın arkasından, o devlet yıkılır. Bana örnek ver derseniz, örnek vermem. Ama bu olaylar, şu an dünyada oluyor. Ve devlet kuruluşunda görev alır. Atatürk’e yardım etmiştir. Fatih Sultan Mehmet’e yardım etmiştir. Fatih, İstanbul’u fethederken, Hz. Hızır (a.s) surların üzerinde oturuyordu, etrafı seyrediyordu.
ALTUĞ BERKER:Mısır’daki görüntüyü gösteriyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, bakalım. Amerikalılar da pek bir anlam veremediler buna, Hıristiyanlar da, Museviler de bir anlam veremediler. Bakın, atın üzerinde bir şahıs flu olarak, o birdenbire netleşiyor, net insan haline gelir, Hz. Hızır (a.s)’ın özelliğidir o. İncil’de de geçiyor; “flu görünümlü atlı” diyor. Flu görünümlü atlı; Hz. Hızır (a.s).
Cenab-ı Allah diyor ki; Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, her şeyden çok tartışmacıdır.” Televizyonlarda tartışma programları var ya, her yerde. Evlerde babasıyla tartışır, annesiyle tartışır, okulda arkadaşlarıyla tartışır. Maç tartışmaları; yok şu kazandı, yok bu kazanacak. Allah ne diyor; “İnsan, her şeyden çok tartışmacıdır.” Yani bu insanların bir zaafıdır. “Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk.” Yani ‘her türlü bilgiyi verdim’ diyor Allah. 56. ayet; 1956’ya bakıyor aynı zamanda. “Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz.” Yeryüzüne. “İnkar edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar.” Darwinist, materyalistler hakkı batılla, geçersiz delillerle etkisiz kılmak için (İslamiyet’i) mücadele ediyorlar. “Onlar Benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler.” ‘Kuran’ı da alay konusu edindiler, uyarıldıkları azabı da alay konusu edindiler’ diyor Allah. “Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır.” Allah devletleri, hemen yıkmıyor. Zamanı gelince. Mesela Libya’nın yıkılması gerekiyorsa, zamanı gelince yıkar Allah. Suriye’nin yıkılması gerekiyorsa, zamanı gelince yıkar, yıkılışında da; Hz. Hızır (a.s) görev alır. Sistem budur. Örnek istiyor olabilirsiniz belki ama ben kapalı olarak bu kadarını söyleyeyim. “Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar” Şimdi İstanbul’da iki deniz bir daha birleştirilecek, biliyorsunuz. Kuran’da bu ayette belirtilen olay. “İki denizin birleştiği yer.” Bu, pek rastlanan bir şey değildir. Yani gerçek anlamda iki deniz birleşecek, dünyada en çaplı iki denizin birleşmesi olacak. Yaklaşık; 2023. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur ettiği yılda, iki deniz birleştirilmiş olacak. Şu an onun çalışmaları başladı. "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim. Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unuttular;” Bakın; İki, iki. Bazen Hz. Hızır (a.s), balık suretine de girer. Bazen eşya görünümü de alır. “(balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu” diyor. Hz. Mehdi (a.s) çok şefkatli, çok merhametlidir. Kandan öyle şeylerden şiddetle kaçınır. Ama Allah kandan kaçınmaz. Hz. Mehdi (a.s) kaçınır. Hz. Mehdi (a.s) kan akıtmaz derken, Allah kan akıtmayacak demiyorum. Allah kan akıtır. Hem de feci şekilde kan akıtır. Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri kan akıtmaz. Allah ona vahiy etmiş, ilham etmiş kalbine. Vahiy derken Peygamber (s.a.v.)’e yapılan vahiy gibi değil, vicdana yapılan ilham. Şefkatli olacaktır, merhametli olacaktır. Allah, Mehdi (a.s)’da Rahman ve Rahim ismiyle tecelli edecek. Ama meleklerde Cabbar ismiyle tecelli ediyor Allah, Kahhar ismiyle tecelli eder. Allah’ın isimleri çeşitli tecellileri vardır. Hz. Mehdi (a.s)’da Hadi, Rahman ve Rahim isimleriyle tecelli ediyor. Kahhar ve Cabbar isimleriyle de; ona yardım edecek meleklerde tecelli ediyor. Hz. Hızır (a.s) için derler ya; “ak saçlı bir ihtiyar insanlara hep yardım eder.” Tamam da, devlet yıkar, adam öldürür Hz. Hızır (a.s); bir de o özellikleri vardır. Bundan kimse bahsetmiyor. Allah muhaliflerine, Kuran muhaliflerine, din muhaliflerine vurur, Hz. Mehdi (a.s) muhaliflerine, Hz. İsa (a.s)’ın muhaliflerine vurur, özelliğidir o. Allah ona o görevi vermiş. Bakın hep, iki kişi. Yani ledün ilminde üçüncü kişiye yer yoktur, o zaman o ledün ilmi olmaz. Ledün ilmi gizli söylenir. Hatta masonlar da öyle; tefekkür hücresinde mason sırrı verirken, teke tek sır verirler. İnsan kafatası koyuyorlar, kabın içerisine biraz tuz koyuyorlar, bir mum yakarlar, gerçek kafatası kullanıyorlar tabii, çok ürkütücü Allah vermesin. Gerçek insan kafatası koyuyorlar, her yer simsiyah, duvarlar simsiyah, zifiri karanlık sadece tek mum yakıyor, orada onlara mason sırrı veriyorlar, inşaAllah. 77. Ayet “(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular,” Hz. Hızır (a.s), onu inşa ediyor. Hz. Hızır (a.s)’ın bir özelliği neymiş? Duvarcı ustası olması. Masonların piri, Hz. Hızır (a.s). Yani dünya masonluğunun piridir. Ama imanlı gerçek masonların piridir. Allah’ı seven, Allah’tan korkan Müslüman olan masonların piri, inşaAllah. Tabii Müslümanların da pir’idir hak edenlerin. Mason derken biz Müslüman mason diyoruz zaten hepsi Müslüman olmuş oluyor fark etmez. İster Tapınak Şövalyesi olsun, ister başka bir şey olsun, Müslüman olduktan sonra konu bitmiştir. Ama Hz. Hızır (a.s.), iyi duvarcı ustasıdır. Güzel duvar yapar; şakül; ihtiyaç duymaz inşaAllah. “Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." Allah rızası için hizmet olduğu için, Hz. Hızır (a.s.) hiçbir şeyi karşılıklı yapmaz, Allah rızası için yapar. “Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mızdır. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.” Yani “yorumuna bile şimdi sabır gösteremezsin” diyor inşaAllah. "Gemi, denizde çalışan yoksullarındı” 79. ayet; 1979’da gemi patlaması olayına Hz. Mehdi (a.s.)’ın devri ona işaret ediyor. “Onu kusurlu yapmak istedim” demek ki, o gemiyi bir yakan var. Demek ki, o gemiyi infilak ettiren biri var. Gemi durduk yere yanmaz. Demek ki, onu o ateşin çıkmasını sağlayan birisi var. Ona işaret var. Bakın; “Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.” Demek ki, 79’larda zorbalık hakim olacak, Kuran’dan işaretler var. Bazı yerlerde, krallık gibi bir sistem olacak. “Onu kusurlu yapmak istedim. Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk. Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.” Müslümanlarda bir; temizlik, iki; merhamet çok önemli. Hz. Hızır (a.s.)’ın üzerinde durduğu konulara bakın. Temizlik ve merhamet. Merhamete çok önem veriyor. Şimdi bakan da, Hz. Hızır (a.s.)’ı hâşa merhametsiz zanneder. Adam öldürüyor ama müthiş merhamet sahibi. Son derece temiz bir insan, acayip titizdir Hz. Hızır (a.s.), tertemiz gezer, çok şefkatlidir, bayağı akıllıdır, ama Allah’ın emri ile devlet yıkar. Zaten sonunda bakın diyor; “Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu” İki öksüz çocuk; işte Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s). “Altında onlara ait bir define vardı.” Hz. Mehdi (a.s) devrinde, bol miktarda define bulunacak. Şimdi de bu dikili taşların altında, piramitlerin altında, Nemrut Dağı’ndaki o, Nemrut harabelerinin altındaki böyle taş yığmasıdır, altında müthiş deliller, müthiş hazineler bulacak insanlar. “Babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar;” Vakti gelince bu çıkacak. Ne zaman çıkacakmış? Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) erginlik çağında inşaAllah. Yani olgunluk çağlarında, hakimiyet çağlarında, İslamiyet’in hakimiyet çağlarında. “Kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir.” Bakın; ‘bu, Allah’tan bir rahmet’ diyor. “Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım” diyor Hz. Hızır (a.s), ‘kendi kendime yapmıyorum’ diyor. Nasıl yapıyormuş? “Allah’ın emri ile yapıyordum” diyor. “İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.” 83. Ayet “Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: "Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) vereceğim.” Şimdi Müslümanlara öğüt de var ve hatırlatmada var. “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik”, dünya hakimiyeti verdik. Bu alenen Hz. Mehdi (a.s)’a bakan bir ayettir. Ebcedi; 2017 tarihini veriyor. Bir tane ayet veriyor, o. “Ve ona herşeyden bir yol (sebep)” bir sultan bir sebep “verdik. O da, bir yol tuttu. Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu” kara çamurlu bir denizde. Güneş batmakta buldu. Bu Japonya’da olan olaya işaret ediyor. Japon bayrağı biliyorsunuz güneştir. Güneş batmayan bir imparatorluk denir. Kara çamurlu bütün televizyonlarda gördünüz, simsiyahtı deniz. “Yanında bir kavim gördü.” Yani adeta, televizyondan görüyor, buradaki anlatım öyle. Yani buradaki anlatım, bizzat giderek görmüş gibi değil. Oradan oraya, oradan oraya, sanki bir tuşa basıyor onu görüyor, bir tuşa basıyor onu görüyor gibi buradaki anlatım. Gezdi demiyor zaten ayette. “Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız” kim azaplandırıyor? Melekler. Kim azaplandırıyor? Hz. Hızır (a.s). “Sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır." ‘Allah ayrıca belanızı verir’ diyor. Bu ayetin ebcedi; 2007 tarihini veriyor. “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa” yani ‘istenilen budur’ diyor Cenab-ı Allah. Yani iman etmesi ve samimi olması.“Onun için güzel bir karşılık vardır.” Dünyada ve ahirette bir kurtuluş vardır. “Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz." Yani yobazlık bitecek. Kolay olan yani dinde tahfif olacak, ferahlık olacak. “Sonra (yine) bir yol tuttu.” Bir sultan, bir sebep. Yani buradaki ayette, bir seyahate çıktı demiyor.“Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.” Bunu sonra açıklayacağım.“İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten herşeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.” “Özü kapsayan bilgi” bakın genel değil, özü; ledün ilmi. Yine burada aynı olay ile karşılaşıyoruz özü kapsayan bilgi. Hz. Hızır (a.s)’da da aynı şey var, burada da var. “Büsbütün kuşatmıştık” ‘bilginin tamamı Bana ait’ diyor Allah. “Sonra bir yol (daha) tuttu.” Yine bir sultan, bir sebep. “İki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.” Bu ayetin ebcedi; 2015 inşaAllah, bu PKK’nın yerle bir olacağı tarih, Allah’ın izni ile. “Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar” anarşistler ve teröristler “bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" ‘Seni iktidara getirelim’ demek istiyorlar. Kendi talep etmiyor Zu’l- Karneyn, ‘seni iktidara getirelim yani, dünya hakimi yapalım’ diyorlar.“Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de.” Yani ‘bana tabi olun siz’ diyor. Yani ‘tam tabi olun, biat edin’ diyor. “Sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım." ‘Anarşi ve terörün tamamen durdurayım’ diyor. "Bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi ya yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş kıtran dökeyim.” ‘Katran dökeyim’ diyor. “Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.” “İki dağın arası eşit oluncaya kadar” demir kütleleri, ne yapacaklar Hz. Mehdi (a.s)? Ne kadar tank, top, varsa, teknik aletler bu savaşta kullanılan teknik aletler hepsini eritecektir. Ve hepsi ağır sanayide kullanılacaktır. Buradaki demir kütlelerinden kasıt bu. Çünkü biliyorsunuz tanklar ton hesabıyladır, çelik, demir. Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Hz. İsa Mesih (a.s) devrinde, bütün tanklar eritilecek, bütün toplar eritilecek dünyada. Kılıçlar, silahlar hepsi eritilecek. Yani silah bırakılmıyor. Hz. Mehdi (a.s), insan öldürmede kullanılan hiçbir silah bırakmayacak. Bu ayette buna işaret ediliyor, inşaAllah. Bakın; “Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.” Artık anarşi ve terör tamamen durduruyor, bitiriyor. Silah olmadığında, iman olduğunda, güzel ahlak olduğunda zulüm de olmuyor. “Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir.” ‘Allah’ın rahmeti ile yaptım, kendi gücüm olarak yapmadım.’ “Rabbimin va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di haktır." “Rabbimin va'di geldiği zaman" kıyamet olur. “Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. O zaman Sur'a da üfürülmüştür, artık onların tümünü bir arada toplamışız” diyor Allah. Ahir zaman ile ilgili olduğu için ayet, hemen ahir zamana, Kıyamet’e geçiyor, Kıyamet’e yakın dönemi anlattığı için. Bakın yobaz takımına Cenab-ı Allah ne diyor; 104. Ayet “Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta olduklarını sanıyorlar." Bakın yobaz takımına işarettir. “Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar.” Adam, tam ehl-i sünnet üstünde, tam doğru oldukları kanaatinde oluyor. Sarık tamam, cübbe tamam, öbürleri? Ahlak, vefa, sadakat, cehd etmek? İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği, şefkat, merhamet, sayarım da sayarım, bunlar var mı? Yok. Yobazdan kastımız; Kuran’ı yeterli görmeyip hurafelerle iştigal eden adamlar, dini zorlaştıran adamlar.
“Hocam merhaba, ben Eskişehir’den Sinan İsmail. Yan kapı komşum çok fazla içki içer ve benim sabah namazlarıma kalktığımda beni uyaran, kalkmamamı söyleyen, tehditlerine karşılık ona Kuran-ı Kerim’i hediye ettim. Artık sizin programlarınızı izliyor ve artık beni kısıtlamıyor. Allah sizden razı olsun. Türk milleti muvaffak olsun, maşaAllah. Hocam saygılarımla.” İyi maşaAllah. Rakıcıların bayağı bir kısmı delikanlıdır, kalenderlerdir. Yani öyle bazı insanlar onları, kötü gibi görürler ama şefkatli, böyle delikanlı, fedakar ruhludurlar. Onlar tamamen düzelecekler inşaAllah, hepsi iyi olacaklar.
Murat Çoğun, bir kere atıyorsun, bu isim senin değil Murat. Şimdi ispat edeyim mi? Gerçek ismini de söyleyeyim istersen, IP numaranı da vereyim. Direkt atıyorsun. Ergenekon’u savunuyor bana. Yani İddia edilen Ergenekon terör örgütünün yandaşı bir üslup kullanmış. Yani alenen değil ama ima ile onu anlatıyor.
“Hz. Adem (a.s) 17 metre; Hz. Adem (a.s)’ın yaratılış konusunu anlatırken bu bilgileri verdi. Selamun Aleykum Hocam.” Canım onlara kalırsa; “Hz. Mehdi (a.s) havalarda uçacak, Hz. Mehdi (a.s) zaten görünmüyor, ruh halinde duvarlardan geçiyor. 17 metrelik Hz. Adem (a.s) var, eninin 10 metre olduğunu” söylüyorlar. Böyle hurafe tarzı izahlarla Müslümanları mahvediyorlar. Bir de cahillikle, baskıyla yaşanan İslam, bir süre sonra çöker. Çok büyük hata yapıyorlar. Hurafe ile Müslümanlık olmaz, gerçekçi ve akılcı olsunlar. “Hatta mezarı bile duruyor” diyor. Mezarı duruyorsa, aç göster bakalım öyle bir şey var mıymış. “Oğullarının mezarı duruyor, onlara bakabilirsiniz” diyor. Ne diyeyim ben, direkt atıyor, öyle bir şey yok. Her zaman normal insan görünümündedirler, klasik bir şeyi vardır insanın. Allah, meyveleri, sebzeleri de insanlara göre yaratmıştır. Mesela elmanın büyüklüğü tam insana göre yaratılmıştır. Armudun, üzümün, zeytinin hepsi, insanın bu normal hacmine göre yaratılmıştır. Dikkat edin, tam insana göre oranlıdır. Mesela bir fil için, bir elmanın değeri yoktur yani çap açısından. Ama insan için çok anlamlıdır elma. Mesela üzüm çok anlamlıdır, bir üzüm tanesi çok anlamlıdır, tam oranlaması ona göre. Mesela kuşlar tam ona göre oranlıdır, hepsi oranlıdır. Bu Caferi, Şii kardeşlerimizi ben çok seviyorum ama hurafeci takımını ayıplıyorum. Çünkü İslam’a zarar veriyorlar.
“Esselamun Aleykum ve Rahmettullahi. Allah’ına kurban olduğum seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sizlere evimizdeki alimi tanıtmak istiyoruz inşaAllah. Ayrıca evimize bereket katan alem-i ekber olan A9 Tv’yi, eş, dost akraba evlerimiz ayarlıyoruz inşaAllah. En son A9 Tv’nin ayarını üç saat önce yaptık, Allah’ın izni ile. Muhterem Hocam sizlerden, evimizdeki alimlerden hakkıyla istifade edebilmemiz için dua ediyoruz, eşimle ellerinizden hürmetle öpüyoruz” diyor, “Diyarbakır’dan Yusuf.” İşte bu kadar, akşama kadar sohbet eden bir alim var; televizyon. “Ben anlatmayı bilmiyorum” diyor, işte televizyon, senin yerine çok güzel anlatır, sen gerisine karışma. Sen misafirini getir çay, kahve yap, tabii tansiyonu varsa olmaz, tansiyonu fırlatırsınız. Tansiyon nedir böyle bütün gençlerde var, herkeste var Allah esirgesin bu çok tehlikelidir. Onun için kahve falan, çayda da var onun için risklidir baksınlar, tansiyonlarını ara ara kontrol etsinler. Bilmiyor birçok insan, kolesterolden haberleri olmuyor. Atmış yaşında mübarek vefat edince, “hiçbir şeyi yoktu grip bile olmazdı” diyor, kardeşim kontrol ettin mi sen? Ömürlerince bakmıyorlar tansiyondan haberleri bile olmuyor “bende öyle bir şey yok” diyor. Sarkaçla kontrol ediyor, duydum yüzüğe mi bir şeye ip bağlıyorlarmış, elinin üstünde sallıyorlarmış, “yok tansiyonum iyi” diyorlarmış. Kardeşim böyle vahşiyane yöntemler olur mu? Normal onun aleti var, onunla bakacaksın. Günde birkaç kere bakıp, onun ortalamasıdır esas. Mesela bazılarının sıcakta, bazılarının heyecanla tansiyonu çıkar. Doktorluğa mı başladınız diyeceksiniz belki ama gerekiyor da onun için söylüyorum. Kolesterol mesela adam üçyüze çıkmış kolesterol, beşyüze çıkmış adam hala tereyağlı ekmekler bilmem ne üstüne kuyruk yağıyla kavrulmuş kebap, bu sefer de acil ambulansla hastaneye yetiştiriyorlar. Olmaz kalp damarları incecik böyle ipek gibidir, dolar tıkanır, olmaz. Kuyruk yağı, tereyağı bunlar yenecek şeyler değil, bunlar bir kere çok nadir, çok az yenir. Zeytinyağlı yiyecekler yemeleri lazım kolesterolü olanlar, kolesterolüne baktırsın. Benim de kolesterolüm; 120, 130 arasında, tansiyonum da ona, on bire, yedi, altı gibi o arada inşaAllah. Elhamdülillah, Allah’a hamd olsun. Ama hep meyve, sebze yemeklerim, zeytinyağlılar hep, ağır yemeklerden kaçınırım. Ama tabii kuzu kızarmış geldiğinde de affetmem tabii.
SUNUCU:00:30’dan itibaren A9 Tv, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren A9 Tv, Aba Tv, Çay Tv, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...