SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Çay TV, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seylan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Şevket Eygi Hocamız; Osmanlı döneminden sonra İslam ümmetinin başsız kaldığını, ümmed-i Muhammediye’de dehşetli bir fetret devrinin yaşanmaya başladığını, ümmetin karanlık gecede yağmura, fırtınaya yakalanmış, çobansız kalmış, kurtların hücumuna uğramış, perişan bir koyun sürüsüne döndüğünü söyleyerek; “Benim kanaatim, başında İmam-ı Kebir olmayan bugünkü fitne, fesat, nifak, şikak, isyan, tuğyan dönemi ahir zamanda zuhur edeceği bildirilen Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişine kadar devam edeceğini ve bu nedenle her Müslüman’ın ilim, irfan ışığında hizmete devam etmesi gerektiğini belirtmiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Son kısmı bir daha oku.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Başında İmam-ı Kebir olmayan bugünkü fitne, fesat, nifak, şikak, isyan, tuğyan döneminin ahir zamanda zuhur edeceği bildirilen Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişine kadar devam edeceğini ve bu nedenle her Müslüman’ın ilim, irfan ışığında hizmete devam etmesi gerektiğini belirtmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocamız, dürüst, samimi Müslüman. Sevgi anlayışı güzel, sanat anlayışı güzel, şefkat anlayışı güzel; insanları sever, hayvanları sever, bitkileri sever; nezaketlidir, tertemiz giyinir, üslubu güzeldir. İttihad-ı İslam’ı savunuyor, Türk-İslam Birliği’ni savunur; sıcak, güzel huylu bir insan. İttihad-ı İslam’ı savunurken bir çekincesi yok. Allah’tan korktuğu için, kaybedecek bir şeyi de olmadığı için sadece hakkı savunuyor, halisane ve samimi olarak.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Bugün malumunuz üzere Hocam, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, inşaAllah. Taksim’de büyük bir yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşe katılacak olan işçi kardeşlerimiz Dolmabahçe’den Mehter takımıyla birlikte, marşlar eşliğinde yürüyüşe başlamışlar.
ADNAN OKTAR:Bak, atalarına rahmet, çok şahane, maşaAllah. Süper olmuş. Bak şimdi tadı, tuzu gelmiş 1 Mayıs’ın. Süper olmuş. Hakkını vermişler, helal olsun.
ALTUĞ BERKER:Onunla ilgili resimler vardı, mehteranın da gözüktüğü.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ALTUĞ BERKER:Aileleriyle birlikte, çocuklarıyla birlikte gelen aileler olmuş. Sendika temsilcileri ile polisimiz dostça ve sıcak bir yaklaşım sergilemişler. Birçok insan ailesi ve çocuklarıyla birlikte katılmış. Yürüyüş olaysız son bulmuş. Ancak, bildiğiniz gibi, daha önceki yıllarda 1 Mayıs kutlamaları böyle huzurlu ve güvenli bir ortamda yapılamıyordu. Oldukça kanlı ve olaylı geçiyordu. Nitekim siz 1 Mayıs 1977 yılında 43 kişinin ölümü ve 200 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı olayı iddia edilen Ergenekon örgütünün düzenlediğine dikkat çekmiştiniz. İddia edilen Ergenekon örgütünün üzerine gidildikçe insanlarımızın rahatlayacağını, daha güvenli ve huzurlu bir ortam oluşacağını da sürekli vurguluyorsunuz. Nitekim bu 1 Mayıs kutlamaları da oldukça rahat ve sorunsuz bir şekilde gerçekleşmiş, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bizim işçilerimiz aslandır. Çok cefakar, güzel huylu. Hepsi vatanseverdir. Ama sınıf diye bir şey yok. Biz milletiz, ne sınıfı? İşçi sınıfı, köylü sınıfı, memur sınıfı, bilmem ne sınıfı; bu akla, vicdana, nezakete uygun bir söz değil. Ne sınıfı, ne demek sınıf? İşçidir, ertesi gün patron olur; patrondur, yeniden işçi olabilir; işçiyken köylü olabilir. İnsanları sınıflara ayırmak mantıklı bir şey değil.
“Selamun Aleykum Sayın Adnan Oktar Bey Ağabeyimiz, ben Almanya’da yaşayan ve sizi uzun zamandan beri izleyen bir kardeşiniz olarak sizi bugün ve yarın ziyaret etmek istiyorum, müsaade ederseniz. Bugün ve yarın beraber geleceğiz görüşmek için. Allah yakındır, yaptığımızı bilendir. Kendimi tanıtayım; Orhan Koç.” Telefonunu vermiş. “Doğum tarihi: 1977, doğum yeri: Burdur, baba adı: Habib, anne adı: Emine.” Ne yapıyorsun, ben mahalle muhtarı mıyım? Bir de bu çıktı; Allah’ım, Ya Rabbim. Yok yok, sadece ismini versen yeterli, öyle bir şeye gerek yok.
“Sayın Adnan Hocam, sizin vesilenizle ben de tüm dünyaya İslam’a, sevgiye, barışa, tüm İslam aleminin birliğini desteklemeye davet ediyorum. Kansız, vahşetsiz dünya dileğiyle, sevgiler.” Barışı birçok insan ister. Komüniste de sorsan, “ben barış istiyorum” der; faşistler de, “biz barışı sağlamak için savaşıyoruz” falan diyorlar. Halbuki savaş için yanıp tutuşuyorlar. Savaşsız bir dünyayı istemek azim ve irade gerektirir, çok yüksek akıl ve vicdan gerektirir. Barışı savunmak çok zordur. Geçenlerde de söylemiştim. Mesela adam barışı savunuyor, bir daha savunuyor, “yeter ulan” diyor, akıl almaz kepazelik çıkartıyor arkasından, öyle bir şey olmuyor. Yani adam “Ne var, tabii ki barışı savunuruz, bunda bir şey yok” diyor, öyle zannettiği gibi olmuyor. Barışı savunmak muazzam irade ve azim gerektiren bir şeydir; sonuna kadar, ölünceye kadar barışı savunmak gerekir. Onun için Allah; “zaluma ve cehula” diyor insanlar için. Hatta diyor melekler; “kan dökecek insanlar mı yaratacaksın?” diyor, değil mi? “Cahillik yapmayın, Ben bilirim siz bilmezsiniz” diyor Allah, inşaAllah.
“Selamun Aleykum benim kıymetli, dünyada eşi benzeri olmayan, çok değerli, yüzü, sesi güzel Adnan Hocam.” MaşaAllah, ne güzel övgü, maşaAllah. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Evimizde alim olarak kitaplarınız var ve karşıt düşüncelerin yanlış fikirlerini hikmetli anlatımlarınızla yerle bir ediyor, inşaAllah. Dediğiniz gibi kitaplarınızı, yani fikirlerinizi yenecek kimse yok, elhamdülillah, maşaAllah. Allah ezici bir üstünlük vermiş size. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) gelmeyecek, diyen ve bu yönde karşıt çalışmalar yapan çok alakasız insanlar var. Tam hadiste belirtildiği gibi ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a karşı 70 bin sarıklı mücadele edecektir. Bu hadis de tahakkuk ediyor, maşaAllah. Ben de sizin ‘Hz. İsa (a.s) Ölmedi’ kitabınızı böyle bir iddiası olan kişiye verdim ve delillerinizin karşısında söyleyecek bir şey bulamadı, maşaAllah. Allah razı olsun Hocam” diyor, Hakan Aydın. İşte bu kadar, bak takır takır saydırmış, inşaAllah.
“Sayın Hocam” diyor, Paşa isimli bir kuş göndermiş. “Birkaç resmini yolluyorum” diyor. Geldi mi öyle bir şey?
ALTUĞ BERKER:Bir tane resim var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok şeker. “Yanınızdan ayrılmıyor” diyor. Orada resmin yanında duruyormuş sürekli. Kafa mafa, şapka falan şahane, köfte gibi bakıyor.
“Muhammed ailesinin kaimi Hz. Mehdi (a.s) ortaya çıktığı zaman Kuran’ın indirildiği gibi öğretileceği çadırlar kurar. İlk indirildiği dönemdeki gibi anlaşılması için çadırlar kurar. O günün hafızları için çok zorlu bir şeydir çünkü o Kuran telifi bundan farklıdır.” Yani “yobazların Kuran’ı açıklamasıyla Hz. Mehdi (a.s)’ın Kuran’ı açıklaması çok farklı olacak’ diyor. “Bunun öğretileceği çadırlar kurar.” Yani konferanslar, toplantılar tertip eder anlamına geliyor. Çadırdan kasıt, insanın toplantı yaptığı yer anlamında.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Özcan Ağabeyimiz’in, “Baas’a inanmayan Baascılar!” adlı yazısında Suriye’de partisinin yıkıma doğru yuvarlandığını, Yusuf Kardavi’nin de “Baas’ın canı cehenneme” diyerek bu rejimin İslam ile ilgisinin olmadığına dikkat çektiğini, yeniden diriliş anlamına gelen Baas kelimesinin, Baasçılar tarafından ahiret değil tamamen Rönesans’tan uyarlanmış ‘dünyevi diriliş’ anlamında kullanıldığını ve yerleştikleri her yere felaket getirdiklerini belirtmiş. Ayrıca geçtiğimiz günlerde bir toplantıda Ali Sabuni Hoca’yı dinlediklerini, Ali Sabuni Hoca’nın yüzündeki çocuk tenine, yüzünün parlaklığına dikkat çekerek, onun kendisine Mesih yüzlüleri hatırlattığını, Kaddafi’nin yüzünün ise ahir zaman hastalıklarından olan meshe uğradığını ve ahir zamanın iki hastalığından birisinin toprak göçüğü yani ‘hazf’, diğerinin ise sima göçü yani ‘mesh’ olduğunu belirtmiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, dün anlattığım konuyu bugün anlatmış Hocamız. maşaAllah, elhamdülillah. Enaniyeti kavi olanlar anlamazdan geliyor. Bir şey anlattığımda onu ısrarla söylemek istemiyorlar delil olarak. Ama samimi olanlar açık açık, alenen Peygamber (s.a.v)’in hadisi olan konuları anlatıyorlar. O yönden güzel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz yıllardır ekonomik sorunların kaynağında faiz sisteminin olduğunu ve faizin tamamen kaldırılması gerektiğini hatırlatıyorsunuz. Nitekim Yiğit Bulut da bugünkü yazısında; “yerleşik basın ne kadar eleştirse de faizsiz bir yapı Türkiye için esas hedeftir ve öyle olmalıdır” diyerek Türkiye’nin ekonomik olarak rahata ermesinin tek yolunun faiz sisteminin ortadan kaldırılması olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR:Ne mübarek insan bu Yiğit Bulut, maşaAllah. Helal olsun, çok güzel söylemiş, maşaAllah. Felaketin kaynaklarından birini söylemiş. Tabii, o esnaf ne acı çekiyor, küçük esnaf; akşama kadar çalışıp faiz ödüyorlar. Kredi çekiyor bankadan, öde öde bitmiyor, öde öde bitmiyor, en sonunda dükkanın kapısına kilidi asıyorlar. Ne faizi? Parayı verirsin, kullanır, geri verir; ne alakası var? Kar kazandığında karından pay verir, o kadar. Kazandıysa, kazanmadıysa kazanmıyordur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:NATO güçlerinin düzenlediği hava saldırısında Libya lideri Kaddafi’nin oğlu 29 yaşındaki Seyfül Arab Kaddafi ve 3 torununun öldüğü açıklanmış. Musa İbrahim yaptığı açıklamada, saldırıda Kaddafi’nin de eşiyle birlikte evde olduğunu ancak yara almadan kurtulduğunu belirtmiş. Libyalı yetkililer yabancı gazetecileri kentin varlıklı kesimlerinin bulunduğu yer olan eve götürerek, bazı bölümleri parçalanmış evi gezdirmiş ve NATO’nun sivilleri hedef aldığını söylemişler. Bununla ilgili resimler var.
ADNAN OKTAR:Kabadayılık yapan bir oğlu vardı, o mu o? Kendi yerine geçirmeyi düşündüğü?
ALTUĞ BERKER: Bu küçük oğlu galiba, diğer oğlu Allahualem.
ADNAN OKTAR:“Sayın Adnan Hocam, benim annem Nevşehir’deki Abdullah Gürbüz, Abdullah Baba Hazretleri’ne bağlı ve annem bir gün bir vekile sormuş, demiş ki; "neden Şeyhimiz kendisinden sonra yerine başkasını bırakmamış?" Vekil de anneme, "biz de bu soruyu sorduk Şeyhimiz’e" demiş. Sormuşlar: "Efendim, sizden sonra yerinize geçecek halifeniz kim olacaktır?" diye. Abdullah Efendi şöyle cevap vermiş: "Bizden sonra artık zaman Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanıdır. Artık kılıç kınından çıkmıştır" buyurmuş,” yani ilim kılıcı, “ve yerine halife bırakmamış. Bu konuşmayla ilgilenirseniz seviniriz. Yani TV’de yayınladığınız değerli Hocalarımız’ın Hz. Mehdi (a.s) hakkında görüşlerini yayınladığınız gibi.” Yalnız bunu videoya alırsak daha iyi olur, bu konuşmayı vekil efendiden. Onu daha güzel yayınlayabiliriz, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Benim adım Zamira” ne güzel isim. “Ben Kazakistan’dan geldim. Yaklaşık 3 yıldır Türkiye’de yaşıyorum. Sizi eşim vesilesi ile tanıdım, inşaAllah ve çok sevdim. Allah sizden razı olsun. Sizi tanıdığım için Allah’a şükrediyorum. Köftemiz, kızımız Meryem’in bir fotoğrafını gönderiyorum. Biz de kızımızı Hz. Meryem (a.s) gibi Allah’a adadık, inşaAllah.” MaşaAllah, çok güzel. “İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a talebe olur, Allah yolunda hizmet eder.” Zamira Şahin, Ankara. Nerede, var mı o köftenin resmi?
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. Göstereyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, bu tam klasik köfte; burnunun yapısından falan anlaşılıyor. Köfte, olayı tam açıklıyor. Allah sağlık, sıhhat versin. Allah uzun ömür versin, hayırlar versin, bereketler versin; bütün milletimize, kardeşlerimize, inşaAllah.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, sizin en bilinen özelliğiniz konuları gereksiz hiçbir ayrıntıya girmeden, özlü olarak anlatmanız.” Doğru. “Bunu eserlerinize de yansıtmışsınız, maşaAllah. Hatta laf kalabalığı ile içinden çıkılması imkansız gibi gösterilen evrim teorisi yalanını bile bir cümleden oluşan protein açıklamanızla yerle bir ettiniz, maşaAllah. Dünkü Kıbrıs ve 12 Adalar hakkında söylediğiniz tek cümlelik "buraların resmi tapuları zaten bize ait" açıklamanız bugüne kadar nedense ders kitaplarında bile duymadığımız ve hiçbir politikacının bile dile getirmediği bir gerçeği özlü bir şekilde ortaya koydu, maşaAllah Hocam. Hocam, Cübbeli’nin de aslında Malta Adası’na tatile gitme nedeni bu adanın eskiden bize ait olduğunu dünya kamuoyuna duyurmak olabilir mi, inşaAllah? Siz daha iyi bilirsiniz.” Cübbeli’nin haberi bile yoktur adada ne olduğundan. Cübbeli, gözlerden uzak olmak istiyor. Türkiye’de yapamayacağını biliyor onu, mutlaka avlanacağını biliyordu, nerede yaparsa yapsın. Kadınların, kızların içinde denize giremeyeceğini biliyor. Bir de Malta Adası’nı da merak etmiş demek ki; orada ne var, ne yok gibisinden, oraya gitmiş. Yani onun basına yansıyacağını pek düşünmemiş. Hanımlar orada yüzüyor, üstsüz kadınlar var öbür tarafta falan. Ondan sonra da, “Alpler’i merak ettim” diyor. Alpler de mi bize ait, değil mi? Ondan sonra Alpler’in tepesine çıkmış. Göstersene Alpler’in tepesinde ne var. “Allah demek için çıktım ben oraya” diyor. Dağın tepesine Allah’ı anmak için çıkmış, Alp Dağları’na, “Malta’ya da onun için gittim, Allah söyledi” diyor. Türkiye’nin her tarafı deniz, Türkiye’deki denizler tükendi mi? Malta Adası ne alaka? Bir de Malta malum bir yer, yani adamlarıyla. Göster.
ALTUĞ BERKER: Göstereyim Hocam, inşaAllah.
-Video- Alp Dağları’ndan Görüntüler
ADNAN OKTAR:Alplerin tepesi işte. Cübbeli de bir kenarlarda zannediyorum, hafif hareketlerle... “Allah’ın emrini yerine getirdim” diyor. Oradan da kiliseye gitmiş, “Şu mermerlere bak yahu, şu işçiliğe bak yahu” diyor.
ALTUĞ BERKER:“Bre gafil” diyor.
ADNAN OKTAR:“Bre gafil, sen nasıl anlamazsın?” diyor. “Lüzumu yok cahilliğin, lüzumu yok akılsızlığın, lüzumu yok” diyor. Birisi sorarsa, “ne alaka Hocam?” falan derse, o da “cahilliğini lüzumu yok” dedi mi vazgeçmiş olacak. Kendini acayip uyanık zannediyor. Bir de buna hakikaten inanıyorlar. Ama hak ediyorlar ki Allah onların başına böyle adam veriyor, değil mi? Bir insan çocuk olsa anlar bunu. Nedir o?
ALTUĞ BERKER: Resimleri.
-Cübbeli’nin Tatil Resimleri-
ADNAN OKTAR:Bak, bu da Malta Adası’nda Osmanlı dönemindeki deniz savaşlarını hatırlamak için herhalde denize fırlamış oluyor, o mantığa göre. Bak, bayanlarla beraber, hep beraber Hazret. Burada da güneşleniyor mübarek, inşaAllah. Bu da Alpler’in tepesindeki hayat. Bir Allah demesi var, coşkuyla yani insanların tüylerini diken diken edecek şekilde söylüyor ki insanlar şey yapsın. Bu da jetski ile geziniyor, tur atıyor orada etrafını seyrederek; ne var, ne yok, deniz polisi gibi orada asayişi kontrol ediyor. En iyi ihtimalle o olabilir kendi kafasına göre. Burada da teleferik ile dağların tepesinde geziniyor, Alp Dağları’nın tepesinde tetkike çıkmış. Kardeşim, inanılır gibi değil, nasıl anlamıyorlar bunu? Aklım, hayalim duruyor. Bu kadar aleni olan bir vakayı anlayamıyorlar. Adam din ile, Allah’la anlattı mı olayı, kendine göre kullanıyor adeta dini konuları, konu bitiyor. “Ha cahilliğimizin lüzumu yokmuş o zaman, akılsızlığımızın lüzumu yokmuş” diyorlar, lüzumsuz konuşmamız oluyorlar böylece. Bu da çarkını çeviriyor, devam ediyor.
ALTUĞ BERKER:Pakistan’da bir grup kardeşimiz sizin Urduca ve İngilizce kitaplarınızı kendi imkanlarıyla çoğaltarak küçük bir sergi şeklinde hazırlamışlar. Burada isteyen kişilerin kitapları okuması için de yerler hazırlatmışlar.
-Pakistan Resimleri-
ADNAN OKTAR:Nerede bu?
ALTUĞ BERKER:Pakistan’da Hocam, göstereyim resimlerini, maşaAllah. Ayrıca yine bu kardeşlerimiz sizin belgeselleriniz ve makalelerinizi Urduca ve Pakistan’ın diğer resmi dili olan Sindi silinde yaygınlaştırmak için faaliyet yürütüyorlar. Şu sıralar, belgesellerin okullarda dağıtılması ve televizyon kanallarında gösterilmesi gibi çeşitli faaliyetleri var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Pakistan, helal olsun gençlere. Onlar bizim canlarımız. Bak, o zor şartlarda bile kitapları çoğaltıp, maşaAllah okuyorlar. Pakistan’ın hemen hemen her ilinde kitaplarımız çok yaygın, elhamdülillah. Hindistan’da çok yaygın, Çin’de de bayağı yaygın, elhamdülillah. Allah nasip ederse giremediğimiz hiçbir yer bırakmayacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Çöl bitkilerinden resimler gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çölde?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam çölde, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Severim ben onları, nasıl güzellermiş onlar öyle, maşaAllah. Hayret bunların çölde yetişmesi, bayağı şekerler, bayağı güzel, elhamdülillah. Bunlar ne penguen gibi böyle, çok şekerler. Hayret! Hiç bilmediğimiz çiçek çeşitleri, bayağı güzel, maşaAllah.
Biraz Hocaefendilerden dinleyelim, Cübbeli’nin kalbi kırılmasın, önce Cübbeli bir anlatsın, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli, Alp Dağları’na ve Malta Adası’na Tatile Gitmesini Şöyle Tevil Ediyor
ADNAN OKTAR:Cübbeli bizzat kendisi gidiyor kiliseye ama “melekler girmez, kiliseye girmeyin” diyor. Sen niye giriyorsun, değil mi? “Kadınlarla beraber olunmaz” diyor. Oradaki turistlerin hepsi açık saçık kadınlar. Malta Adası zaten hep cıbıl takımı. Cübbeli ilginç bir adam.
“Şii kaynaklarında bildiğimiz Kuran mushafın aslının küçük bir kısmı olduğu, tamamını ise Hz. Mehdi (a.s)’ın açıklayacağı iddia ediliyor” diyor. Bunu yanlış açıklıyorlar. Hz. Mehdi (a.s) mevcut olan Kuran’ı güzel şerh edecek, anlaşılır şekilde şerh edecek, asrımıza bakan yönlerini şerh edecek; yani genişletecek, tefsirini güzel yapacak. Yoksa eksik olan Kuran ortaya çıkacak diye bir şey yok, Kuran tamam. Allah ayette Kuran’ın değişmeyeceğini söylüyor, Allah garanti veriyor. Kuran tamamdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanındaki Kuran’la bu Kuran aynıdır, hiç fark yoktur. Hz. Osman (a.s) devrinden orijinal el yazmaları var, Hz. Osman (a.s)’ın kanı bulaşmış; duruyor, aynısıdır, hiçbir değişiklik yoktur. Allah tarafından da garanti verilmiştir Kuran’a. Dolayısıyla Şii kardeşlerimizin bir kısmının o görüşü yanlıştır. Hz. Mehdi (a.s) Kuran’ı mükemmel şerh edecek; o, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bulutlarla ilgili resimler gösteriyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam. Tablo gibi şahane.
ALTUĞ BERKER:Bir fırtınada, fırtına bulutunda 300 bin ton ağırlığa ulaşan miktarlarda su toplanabiliyor.
ADNAN OKTAR:300 bin ton?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Havada taşıyor onu.
ALTUĞ BERKER:Yağmur damlası yerine, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, aynı ağırlık ve büyüklükteki başka bir cisim 1200 metreden bırakılsa giderek hızlanacak ve yere yaklaşık saatte 558 kilometrelik bir hızla düşecek. Ama yağmur damlaları ne kadar yüksekten düşerlerse düşsünler yeryüzüne ulaştıklarında ortalama hızları sadece 8-10 km oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bunun sebebi, yağmur damlasının atmosferin sürtünme etkisini artıran ve yere daha yavaş düşmesini sağlayan bir biçime sahip olması. Şeklinden kaynaklanıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Picasso’nun tablolarına benziyor, bayağı güzel olmuş. Şahane.
-VTR- Işık Yayan Mantarlar
ADNAN OKTAR:Arif Kutlu; “Hocam, cinler uğraşıyor biraz benimle” diyor. Ayet-el Kürsü oku, Felak ve Nas Sureleri’ni oku, yeterli olur, inşaAllah. “Ya Rabbi, bu cinleri üzerimden al” dersin, Felak ve Nas Surelerini oku, Ayet-el Kürsü oku, hemen kaçarlar, inşaAllah.
“Selam Canım Muhammed Adnan Hocam, size iki sorum olacak, uygun görürseniz. Birincisi; Hz. Hızır (a.s) da bizim gibi imtihan oluyor mu? Yani yaptığı faaliyetlerden ecir kazanıyor mu? Bizler gibi zaman zaman hata yapıp tövbe ediyor mu? Eğer o da bizim gibi imtihan oluyorsa bunca harika durum içinde yaşarken nasıl aklının ihtiyari kalkmıyor? İkinci sorum da şu; yanlış hatırlamıyorsam siz herkesin Hz. Mehdi (a.s)’ın talebe olamayacağını, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerini seçerken Hz. Hızır (a.s)’ın yardımıyla imtihan edeceğini söylemiştiniz. Yaklaşık olarak bu manaya gelen bir konuşmanızı hatırlıyorum. Uygun görürseniz bu durumu biraz açıklar mısınız? Derin saygı ve sevgilerimle. Büşra Kahraman.” “Hz. Hızır (a.s)’ın yardımıyla,” yok, şöyle benim açıklamam; Hz. Mehdi (a.s) ledüni hareket ettiği için, oradaki kişiler bunu anlayamayacağı için Hz. Mehdi (a.s)’dan uzak dururlar. Nasıl Hz. Musa (a.s) ile Hz. Hızır (a.s) beraber olamıyorlar, çünkü hikmetini anlayamıyor Hz. Musa (a.s), o yüzden ayrılmaları gerekiyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın da yaptığı işlerin, şahısların hikmetlerini bilemeyecekleri için uzak duracaklardır. Az bir kısım talebesi ledüni yönü bildikleri için Hz. Mehdi (a.s)’a yakın olacaklardır. Onun cevabı, o. “Hz. Hızır (a.s) da bizim gibi imtihan oluyor mu? Yaptığı faaliyetlerden ecir kazanıyor mu?” Tabii ki, aklının ihtiyarının kalkacağı derecede bir durum var, doğru. Ama meleklerin de aklının ihtiyarı kalkıyor, onlar da sürekli Allah’a secde ediyorlar, rüku ediyorlar, kıyam ediyorlar, değil mi? Dereceleri artıyor. Dolayısıyla o da Allah’a hizmet eden bir varlık olduğu için, mübarek bir varlık olduğu için onun da derecesi artar, inşaAllah. Ama aklının ihtiyarının kalkması konusunda melekler gibi tabii.
ALTUĞ BERKER:Afganistan’da Türklere karşı çok büyük bir sevgi ve ilgi varmış. “Ben Türk’üm” diyen herkese Afganlar büyük bir izzet ve ikramda bulunuyorlarmış. Aynı zamanda Afganistan’da Fethullah Gülen Hocamız’ın ve arkadaşlarının da 15 okulu ve bu okullarda okuyan 5 bin 25 öğrencisi varmış. Afganlar için bu okullar çok önemliymiş. Çünkü buradan mezun olanlar üniversite sınavlarında çok büyük bir başarı gösteriyorlarmış. Bundan 10 yıl öncesine kadar ülkedeki üniversiteli sayısının bile 4 bin olduğu ülkede bu okullara bir efsane gözüyle bakılıyormuş. Ayrıca ülkede bir de resmi Türk okulu bulunuyormuş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Fethullah Hocam’a helal olsun, çok güzel hizmet ediyor, gördün mü? Tam Hz. Mehdi (a.s) talebeleri yetiştiriyor, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlıyor, mükemmel hizmet. Hadi buyursunlar, bana cevap versinler. Kendileri duvara sırt sürerek kaşınıyorlar, başka bir şey bildikleri yok, değil mi? Ama Fethullah Hocamız’ın yaptığı faaliyetler mükemmel, inşaAllah. Dolayısıyla onun yaptığı hizmetin binde birini yaparlarsa yanıma gelsinler. Hem hiçbir hizmet yapmayacaksın, hem cik cik cik, olmaz. Onun yaptığı hizmeti yap, o zaman yanıma gel, seni dinleyeyim ben. Bak, sırf Afganistan’da bile, Allah’ın izniyle yerle bir etmişler; helal olsun, maşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’a cayır cayır talebe hazırlıyorlar, maşaAllah, elhamdülillah. Gayet güzel. Sırf şu örnek bile yeter; Fethullah Hoca’nın temizliğini, iyiliğini, güzelliğini görmek için, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Almanya’da Bediüzzaman konferansı olmuş Hocam, inşaAllah, maşaAllah. Medrese- i Nuriye Mönchengladbach vakfının organize ettiği geleneksel “9. Bediüzzaman konferansı" haberde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sende büyük resim var, orada da görelim.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Resimler de var; katılanların, konuşmacıların.
ADNAN OKTAR:Çok iyi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şuara Suresi. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ta, Sin, Mim. Bunlar, apaçık olan Kitab’ın ayetleridir.” “Kuran Apaçıktır” diyor Allah, anlaşılmaz bir yönü yok, sarih. “Onlar mü’min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)” Allah hidayet vermiyor onlara, Peygamberimiz (s.a.v) de onların haline çok üzülüyor. Allah o konuda Peygamberimiz (s.a.v)’in dikkatini çekiyor; üzülmeyi bırakması, aksi durumda kendini helak edeceğini, bu konuda bir ayet olarak indirmiş Cenab-ı Allah. “Dilersek” diyor Allah, “onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalırlar” diyor Allah. Ebcedi 2022, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın iniş tarihini veriyor, inşaAllah. Bak, diyor ki; “Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz.” “Gökten indiririz” diyor. Tam 2022. “Ona boyunları eğilmiş kalırlar.” Bütün dünya Müslüman oluyor, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişiyle. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) zamanında adamlar Müslüman olmuyor; anlatıyor anlatıyor olmuyor, anlatıyor anlatıyor olmuyor. Az insan oluyor, o bölgede oldu sadece, fazla yayılmadı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de buna çok üzülüyor. Bakın, ne diyor Cenab-ı Allah? “Onlar mü’min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)” Çünkü kaderinde yok, Peygamberimiz (s.a.v) zamanında İslam’ın dünyaya hakimiyeti yok, kaderinde yok. Ne zaman var? Hz. İsa Mesih (a.s) zamanında var, ahir zamanda var. Devam ediyor Cenab-ı Allah; “Dilersek” diyor, “Benim istememle olur” diyor Allah; “Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz.” 2022 tarihini veriyor. “Ona boyunları eğilmiş kalıverir.” Bütün dünyaya İslam hakim olacak bu devirde, Kuran ayeti var. “Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.” Her ne zaman uyarı gelirse yüz çeviriyorlar, kabul etmiyorlar. “Gerçekten yalanladılar; fakat alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.” Diyorlar ya; “Hz. İsa Mesih (a.s) gelmeyecek, Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek,” değil mi? Bakın, Allah ne diyor; “alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.” İnşaAllah. “Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git."”O devrin Mehdisi Hz. Musa (a.s). “Zulmetmekte olan kavme git;” yani Deccaliyetin hakim olduğu kavme git. “Firavun’un kavmine.” Yani o devrin deccalinin kavmine. “Hala sakınmıyorlar mı?” diyor Cenab-ı Allah. “Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum. Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor."” Göğsü sıkışıyor, yani taşikardi var muhtemelen. Kalp atışı çok yükseliyor, muhtemelen tansiyonu da yükseliyor Hz. Musa (a.s)’ın; onun için “göğsüm sıkışıyor” diyor. “Dilim dönmüyor” diyor; aşırı heyecanda konuşma bazen tutulur insanda, şiddetli heyecanda konuşma gücünü insan kaybedebilir. Bu özellik Hz. Mehdi (a.s)’da da var. “Bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder.” “Onu da yanımda gönder” diyor Cenab-ı Allah’a. Çünkü dili tutulduğunda, heyecandan konuşamadığında onu devreye sokacak, yani onun konuşmasını sağlayacak. Çünkü dili tutulup konuşamadığında konuşacak kimse kalmıyor. Ama yanında birisi olursa, dili tutulduğunda, o kişi konuşmaya devam eder, inşaAllah. “Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum.” Korkusunun nedenlerinden birini söylüyor. “(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."” “Ben sürekli yanınızda oluyorum zaten” diyor Allah, “Ben yaratıyorum ve bütün konuşmaları zaten işitiyorum” diyor Allah.“Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki,” demek ki Cübbeli gibi böyle ferah olmak olmuyor, 700 sene ileriye atmak olmuyor. Ne diyor Cenab-ı Allah; “gecikmeksizin,” hemen, hemen şu saatlerde, hemen şu dakikalarda, süratle. “Firavun’a gidin.” “Deccale gidin.” “Deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik).” Yani “biz Müslümanları kurtarmak istiyoruz, Müslümanları bırak” diyorlar ve Firavun’a gidiyorlar. “(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi?"”Hz. Mehdi (a.s) da öyle ehl-i cehlin içinde gelişecektir, ulema ve alimlerin içinde geçmiyor Hz. Mehdi (a.s)’ın çocukluğu. Cahil insanların, dinden uzak insanların içerisinde gelişiyor. Hadislerden bu çok açık anlaşılıyor. “Allah onu bir gecede ıslah eder, bir gecede ona ilim verir” diyor. “Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?” “Cahillerin içerisinde yaşadın sen” diyor, Hz. Mehdi (a.s) gibi. “Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin.”Nankörlükle itham ediyor Hz. Musa (a.s)’ı. “(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."” “Bilmiyordum, cahillikle yaptım, boş bulundum” diyor. “Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım.” “Beni öldürmenizden çekindiğim için aranızdan kaçtım” diyor. “Sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı.” “Beni Peygamber kıldı Allah” diyor. “Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır.” “Lütuf değil” diyor, “kavmimizi besliyorsun, arkadaşlarımıza bakıyorsun konumu var ama sen bizi köle olarak kullanıyorsun” diyor. “Dolayısıyla öyle senin bize iyilik yaptığın bir şey yok” diyor. Taş taşıtıyor, o piramitleri yaptırıyor, en ağır işlerde onlarda kullanıyor, dolayısıyla “senin bize yaptığın bir ikram yok, lütuf falan da değil bu” diyor. “ Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?"O zaman, onu söyle bize diyor, Allah nedir? “Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."” “Darwinist, materyalist bilgiyle inanıyorsanız ayrı. Ama kesin vahye dayalı bir bilgiyle inanıyorsanız bu şekilde. Allah var, her şeyi Allah yarattı; göklerdeki, yerdeki, ikisi arasında olan her şeyi” diyor. “Firavun, çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"” Bu cahiliyede kullanılan klasik züppe üslubudur, sağır değil adamlar. Tabii ki işitiyorlar da, sırf çakallık olsun diye yapıyor. “(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir."” “Geçmişteki atalarınızda yanlış yaptılar” diyor, hatalı olanlar varsa. “Ama her zaman, kainatın ilk kuruluş yıllarından beri, sonsuzdan beri Rab’dir Allah” diyor. “(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir."” Oradaki kavme, Hz. Musa (a.s)’ın kavmine, arkadaşlarına, Hz. Musa (a.s)’dan ayırmak için, Hz. Musa (a.s)’ın topluluğunu, cemaatini parçalamak için o devrin derin devleti, o devrin küfür devleti, o devrin Mehdi’sini deli ilan ediyor ki, uzaklaşsınlar. Deliye uyulmaz ya, haşa Hz. Musa (a.s)’ı da delilikle itham ederek ondan uzaklaşacaklarını, konuşmalarının mantıksız olduğunu vurgulamaya çalışıyor, avanak Firavun; “elçiniz, gerçekten bir delidir." Diyor. “Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız” diyor Hz. Musa (a.s) da. O da kapalı olarak, onların aklını kullanamayan adamlar olduğunu söylüyor. “O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir" dedi (Musa).” Aklını kullanan için böyle, yoksa “aklını kullanamayan akılsızsınız” diyor, “aksi durumda akılsızsınız.” “(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım."” Deccaliyet, o devrin Mehdi’sini susturmak için mutlaka bir engel meydana getirmeye çalışıyor, bir yöntem. Delilik iftirası atıyor, olmuyor; onunla baş edemiyor. “O zaman ne yapalım?” diyor, “hapse atarız” diyor. Mehdileri hep susturmak ve durdurmak için, hapis yöntem olarak gösterilmiş. Çünkü cemaatinden ayrılırsa Mehdi cemaatin dağılacağına inanırlar. Hz. Musa (a.s) da eğer hapsedilirse cemaatinin dağılacağına inanıyorlar, yani Müslümanların dağılacağına inanıyorlar, güçsüz kılmak için böyle bir fikir geliştiriyorlar. “Seni mutlaka hapse atacağım. (Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"”“Alenen, net deliller getireceğim” diyor. Apaçık delil, yani hüccet, el hüccet. O devrin Mehdi’si, Hz. Musa (a.s) delille konuşuyor. “(Firavun) Dedi ki:” o devrin deccali dedi ki; “Eğer doğru sözlü isen, onu getir.” “Görelim delilini” diyor. “Bunun üzerine asasını bıraktı, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.”Tahtadan, kuru tahtadan ne oluyor? Yılan oluşuyor, bir anda. İlk neyi ispat ediyor Hz. Musa (a.s)? Yaratılışı ispat ediyor. Çünkü onlar o zaman evrim teorisini savunuyorlar, materyalist ve Darwinist düşünceyi savunuyorlar, “Nil’in çamurlarından oluştu” diyor. Hz. Musa (a.s) da diyor ki; “her şeyi Allah yaratmıştır, Nil’in çamurlarından değil” diyor. “O zaman bize bir ispat göster” diyorlar. O da yaratılışı ispat etmek için elindeki tahtayı atıyor, asayı; kuru tahta, atar atmaz yılana dönüşüyor. Hemen yaratılışı ispat etmiş oluyor bunu yapmakla, yani evrimin olmadığını, Allah’ın ani yarattığını göstermiş oluyor. Yılan ne kadar kısa sürede yaratılıyor? Bir saniyede yaratılıyor. Hani evrim vardı? Yok, işte görüyorsun. Sihirbazlar da görüyor, hepsi görüyorlar; bir anda oluşuyor. “Açıkça bir ejderha oldu. Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanmış'.” Beyaz elleri, bembeyaz; elini göğsünün içine sokuyor, çıkardığında bembeyaz elleri. Masonlar da bu Kuran ayetine ve Tevrat’a dayalı olarak, sağ ellerini göğüslerinin içine sokarlar bu şekilde ve beyaz eldiven giyerler, o ayetin anlamını vurgulayacak şekilde, Tevrat’ta da vardır aynı hüküm. Oradan kalma bir gelenek ve inanç olarak beyaz eldiven giyerler ve mason işaretidir biliyorsunuz, sağ elin kalp hizasına bu şekilde sokulması. Birbirlerini tanımada da kullanırlar masonlar, ellerini kalplerinin üzerine koyarak. “(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."” Bu sefer de, baş edemeyince büyücüye çeviriyor, sürekli şekil değiştiriyor. Önce “deli” diyor, sonra hapisten bahsediyor, sonra “büyücü” diyor. “Ama çok bilen bir büyücü” diyor, “büyü yaptı” diyor. “Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?” Bakın, bu sefer de milliyetçi duyguları ağır bastırarak, vatan hainliği ile itham ederek suçun kapsamını ceza maddelerinin en ağırına çevirmeye çalışıyor. Çünkü önce bir delilik diyor, deliliğin hükmü hafif oluyor tabii onlar için. Büyücülük diyor, onun da hükmü hafif. Ne yapsın hapsedilebilmek için yahut öldürebilmek için, vatan hainliği gerekiyor. Ağır, devlete karşı işlenmiş bir suça çevirmeye çalışıyor, siyasi suça çevirmeye çalışıyor. O devrin kanun maddesinin siyasi suçlara bakan yönüne ağırlık vererek oradan bir netice almaya çalışıyor. “Sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor.” “Zor kullanacak size” diyor, çete kapsamına sokmaya çalışıyor. Büyük kapsamlı bir çete kurduğunu Hz. Musa (a.s)’ın ve illegal oluşumla onları şiddet kullanarak sürüp çıkaracağını iddia ediyor. “Ne buyurursunuz?” diyor. İddianame, “ne buyuruyorsunuz” dediği bu, iddianameyi tanzim ediyor ve söylüyor; oradaki kişiler de hakim hükmündeler, savcı olarak açıklıyor. “Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder."” “İkisini gözaltına al, onu ve kardeşini gözaltına al, şehre de toplayıcılar yolla” diyor. “İnsanları bir araya toplayacak gibi büyük bir toplantı günü ayarlayalım” diyor. “Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler.” O devrin Darwinist, materyalist ne kadar alimi varsa; insanlara büyü yapan, insanları sürekli telkinle etki altına alan ne kadar takım varsa hepsini getiriyorlar. “Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.” Bir bayram günü bir araya getiriliyorlar, sabah erken. Bakın, “Bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.” Hepsi, topluca. “Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz?" dendi.” Oradaki insanları da topluyorlar, halkı. Oradaki sahtekar bilim adamlarını toplamışlar, halkı da bir araya topluyorlar. Kamuoyunu kullanarak, basın ve yayın yoluyla bu sefer o devrin Mehdi’sini çökertmeye çalışıyorlar. Kamuoyu tazyiği meydana getirerek, bir de kamuoyunu bilinçlendirmeye çalışıyorlar olumsuz yönde, kendi kafalarına göre. “Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız.” Bakın, “İnsanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz?" dendi” diyor ayette. “Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız.” Ama yine bir tereddüde düşmüş halk, “galip gelirlerse büyücülere uyacağız” diyorlar. “Senin dediğini kabul edeceğiz” diyorlar firavuna, “senden yana olacağız” diyorlar. “Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.” Çünkü materyalist kafada oldukları için paradan başka bir şey düşünmüyorlar. Allah rızası yok adamlarda. Adam çıkar peşinde, tek anladığı şey para; kapitalist zihniyet olduğu için, o devirde de var. Bakın, diyorlar ki; “Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.” “Biz bu işi yaparız, halkı da kandırırız. Olumsuz, Darwinist-materyalist bilgi aktarırız ama bizim de paramızı ayarlarsın değil mi? Para verirsin” diyorlar. Çıkarcılar yani. “"Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."” “Size sosyal destek de sağlayacağım” diyor. Para da vereceğim, sosyal destek de sağlayacağım” diyor. “Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."” “Uyduracağınız şeyleri, uydurmalarınızı atın bakayım, ne diyorsunuz göreyim” diyor. “Onlar da, iplerini ve asalarını attılar ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.” O devirde yemin deccalin üzerine oluyor, deccaliyetin üstüne oluyor. Allah adına yemin yok; Allah’ın, Kitab’ın üzerine yemin yok. Allah’ın kitabından kaynaklanan bir bilgi üzerine yemin yok. Halbuki yemin Allah adına olur, değil mi? Deccal adına yapılıyor yemin o devirde, o devrin deccali adına. “Firavun'un üstünlüğü adına,” bir de üstünlük, gözlerde büyütülmüş o devrin deccali; yüce görülüyor, haşa Allah gibi görüyorlar. “Firavun’un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.” Halka propaganda yapıyorlar; üstünüz, güçlüyüz, şu, bu falan gibisinden. “Böylelikle Musa da asasını attı.” Yani o uydurduklarının üzerine. “Bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuyor.” O devrin Darwinist-materyalist sistemi yerle bir oluyor, o ilk atışla.“Anında büyücüler secdeye kapandılar.” Hemen iman ediyorlar. İlk faaliyette, demek ki Darwinizmin, materyalizmin yıkılması çok önemli. Kuran buna işaret ediyor. İlk önce yaratılışın ispat edilmesi, yaratılışın anlatılması gerekiyor. Hz. Musa (a.s) da öyle yapıyor. “ (Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.” Demek ki deccaliyet kalktı mı İslamiyet devreye giriyor; boşluk kabul etmiyor sistem, Allah öyle yaratmış. Önce put sistem kalkacak, put sistemin yerini hemen hak olan sistem dolduruyor. Bakın, ne diyorlar; “(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler. "Musa’nın Harun’un Rabbine." Çünkü Peygamberlerin tarif ettiği Allah önemlidir. Küfrün tarif ettiği değil. Mesela masonik Allah inancı vardır, onlar bir total güç olarak görürler Allah’ı, ‘kainatın ulu mimarı’ derler. Ne olduğu belli olmayan bir varlık olarak belirtirler, haşa. Bir total güç. Kainatın toplam gücü. Elektrik gücün, genel gücün, tamamının Allah olduğuna inanırlar. Halbuki Allah sonsuz kudret sahibidir, sonsuzluğu yaratmıştır, sonsuz mekanı yaratmıştır; Kendisi sonsuz öncedir, sonsuz sonradır ve doğmamıştır, doğurulmamıştır, kaderi yaratmıştır, Meleklere sahiptir, Peygamberleri yaratmıştır. Amentü’de belirtilen bütün hususları yaratmıştır Allah, “Musa’nın ve Harun’un Rabbi” denilen O’dur; Cenab-ı Allah, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in Kuran’da tarif ettiği Allah, Hz. İbrahim (a.s)’ın tarif ettiği Allah; gerçek olan Allah O’dur, inşaAllah. “(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız?"” Deccaliyet resmi ideolojiyi dayatmış, benim dediğime inanacaksınız” diyor. Başka inanç olabilir mi? Yok. Resmi ideolojinin dışında bir şey kabul etmiyor deccaliyet. “Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür.” Bakın, halkı daha hala onun aleyhinde kışkırtmaya çalışıyorlar ki kamuoyu elde etmeye çalışıyorlar. O devrin Mehdi’sini halkın gözünde küçük düşürmeye çalışıyorlar. Yobaz takımı var, it kopuk takımı var, herkes var o devirde. “Öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim.” O devrin iddia edilen Ergenekon terör örgütü gibi bir yapı, illegal bir devlet yapısı var. Bakın, diyor ki; “Öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım."” Hep asmayla korkutur yobaz takımı, iddia edilen Ergenekon terör örgütü de asmayla korkutuyor halkı. O devre ait eski yazışmalara bakın bunları görürsünüz, yani tehdit unsuru hep asmadır. Türkiye tarihine bakarsanız, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün yaptığı faaliyetlerde asma teması, idam teması hep hakimdir üsluplarında, konuşmalarında. “"Hiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz."” Gerçekten iman ettiği için, imanı sağlam; “ne yaparsan yap” diyorlar deccala. “Biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz.” Yani “ölsek de şehit oluruz zaten” diyorlar. “Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.” “Günahlarımızı da Allah inşaAllah bağışlar” diyor. “Çünkü ilk iman edenleriz” diyor, inşaAllah. “Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.” Müslüman izlenir, Müslüman izlenir; her zaman küfür tarafından, deccaliyet tarafından izlenir. Gözetlemededir insanlar; suç ararlar, yakalamak isterler, oyun yapmak isterler, hapsetmek isterler, dolayısıyla izlerler. Onun için Müslümanlar dikkat çekmemek için çoğu zaman hep geceyi kullanmışlardır. Cenab-ı Allah onun için geceyi emrediyor. “Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.” O devrin polisini, askerini ayaklandırıyor. Deccal rejimi o devirdeki kolluk kuvvetlerini kullandırıp; halkı tutuklamaları, geniş çaplı operasyon yapmaları ve katliam yapmaları için görevlendiriyor. Ne diyor iddia edilen Ergenekon terör örgütü; “bir gecede 3 milyon kişiyi katledeceğiz” diyorlar. O devrin firavunları ile bu devrin firavunları aynı, üslup olarak. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün zalimliğinin aynısını orada da görüyoruz. “Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur.” “Küçüktürler bunlar” diyor, Müslümanların topluluğu için. “Biz bunları rahatça ezeriz, sayısı az” diyor, Mehdi topluluğu için. Ahir zamanda da Mehdi topluluğu küçüktür, az sayıdalar. “Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler.” “Deccaliyete karşı büyük bir öfke besliyor bunlar” diyor. O devrin kolluk kuvvetlerini tahrik etmek; devletin ezici, saldırgan gücünü tahrik etmek için devletin alnını kaşıyor firavun. Ne diyor? “Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler.” Bakın, kaç türlü; hem vatan haini gibi gösteriyor, hem “devleti ortadan kaldıracak” diyor, hem “sistemimizi ortadan kaldıracak” diyor, “ayrıca bize de öfke besliyor” diyor. “Biz ise uyanık bir grubuz" (dedi).” “Aydınlığız biz, kafamız aydın, bayağı zekiyiz, çok akıllıyız, çok kültürlüyüz” diyor. Halbuki öküz gibi adamlar, sığır gibi adamlar, tabii. “Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık.” Saldırıya geçmek için pınarlardan, bahçelerden ayrılıyorlar. Normalde önce keyif zevk ediyorlar ama askeri bir operasyon yapacakları için askeri operasyon sistemine geçiyorlar. Yani alarm halindeler, savaş konumuna geçmişler. “Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.” Hazinelerini de bırakıyorlar o anda, makamını da bırakıyor, çünkü saldıracakları için Müslümanlara. “İşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.” Biliyorsunuz, denizde Allah hepsini helak etti. Hz. Musa (a.s) orada kan akıtmadı; Allah kan akıttı, Allah kanlarını döktü. O devrin Mehdi’si adına Allah orada kanlarını göktü, melekleri ile kan döktü Allah. Binlerce melek orada onların kanını döktü. Allah Hz. Musa (a.s)’ı kurtardı ve bütün malına, mülküne Müslümanlar sahip oldu deccaliyetin, olay bu inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kullandığı eşyalarla ilgili resim gösteriyorum, inşaAllah. Kudüs’te bulunan bu taşın üzerinde Peygamberimiz (s.a.v)’in sol ayağının izi var, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in Hayber fethinden sonra Hz. Ali (r.a)’a hediye ettiği şilt, Peygamberimiz (s.a.v)’in Roma kralına gönderdiği mektup, Peygamberimiz (s.a.v)’in giydiği sandalet, Peygamberimiz (s.a.v)’in kılıcı, Peygamberimiz (s.a.v)’in sarığı, Peygamberimiz (s.a.v)’in giydiği ayakkabı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nerede muhafaza ediliyor bu?
ALTUĞ BERKER: Yerini bilmiyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: O çok önemli tespit edin, bilinsin. Normalde onların Topkapı’ya gelmesi gerekiyordu, inşaAllah. Hepsinin bir arada olması lazım.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi Ve Berekatuhu. “Deminden beri size yazılan mailleri dinliyorum, telaşlarda kaldım canım Hocam. Bazı kardeşlerimiz öyle güzel iltifatlar etmiş ki biz bile dinlerken mest olduk. Ama hemen kendimi toparlayıp onlara kızdım. Çünkü sevginizi cezbedip bizi kelime bulmada zor duruma sokuyorlar. Neyse ki karşımızda sizin gibi bir ilham kaynağı olunca ilhamımız da bol oluyor Allah’a şükür. Ey gönüller fatihi, sevgi, şefkat pınarı canım Hocam, size ashab-ı suhuf olmaya çalışmak ne güzel” diyor bir hanım kardeşimiz. Çok sevimli maşaAllah, çok şeker.
Hüseyin kardeşimiz yazmış. Ömer Tekin yazmış. Almanya’dan yazmış kardeşlerimiz, İsviçre’den var. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Gözler nuru Adnan Hocam, Allah sizden ve tüm size tabi olanlardan razı olsun. Gözümüzü, gönlümüzü açtınız Hocam. Bir an önce Türk-İslam Birliği kurulmalı. Bunca kardeşimiz perişan, bir an önce olsun, inşaAllah. Daha çok olaylar olacak, siz hep dediğinizde daha derin anlıyorum artık. Her şeyi hissediyorum, inşaAllah sağ kolunuz olurum” diyor Bahar, sevimli Bahar. Ne sevimli şeyler Allah’ım, maşaAllah, elhamdülillah. Allah sevgilerini daha da artırsın, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben Almanya’dan yazıyorum, ismim Mahmut. Hocam, A9’u her zaman arkadaşlarıma tavsiye ediyorum ve frekanslarını dağıtıyorum ve çoğu bakıyor. Bir ricam var Hocam sizden, Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatır mısınız A’dan Z’ye. Çünkü çok güzel anlatıyorsunuz. Hz. Mehdi (a.s)’ın vücudundaki işaretleri de arkadaşlarım çok merak ediyor. Şimdi den Allah razı olsun sizden” diyor. İşte bizim internet sitelerimize girseler çok iyi olur, orada filmler hazır, konuşmalar hazır. Daha önceki konuşmalarım ve o konuda anlattığım detaylar hazır. Canlı yayında da anlatırız ama öyle olursa daha iyi olur, inşaAllah.
Bizim Sayın Başbakanımız’dan istirhamımız; bu referandumda yargıda esaslı bir değişiklik olacak diye sevindik, hoşumuza gitti. Bütün milletimiz de ümitvar oldu. Ama bunların pratiğe geçirilmesi çok önemli. Bir an önce hayata, uygulanır hale getirilmesi çok önemli. Bir de, bazen bir mahkeme reddediliyor, makul gerekçelerle reddediliyor. Mahkeme hakikaten istifa ediyor, çekiliyor. Yani mesela, farz edelim, mahkeme başkanı reddediliyor. Bir şahıs reddediliyor. Mahkeme başkanı red ediliyor ve mahkeme başkanı çekiliyor. Ama yerine tayin edilen kişi, o mahkemenin üyelerinden birisi oluyor. Başkanla yine aynı odadalar, aynı yerdeler. Gece, gündüz birlikteler. O mahkemeyle ilgili başkan, yine istediği gibi yönlendirme yapabiliyor, istediğini konuşabiliyor, istediğini yine anlatabiliyor, aynı mahkemeyle ilgili. Güya değişmiş oluyor. Bence değişme şöyle olması lazım; yani eğer hakim görevden alındıysa, o mahkeme mesela Kadıköy’deyse, farz edelim Sultanahmet’e; Sultanahmet’te ise başka bir yere verilmesi gerekir ki o hakimin diğer hakimlere etkisi olmasın. Aynı odada olan hakim olduğunda yüz yüze, karşı karşıya oturuyorlar zaten. Davayı kendi aralarında konuşuyorlar. Bazı davalar için söylüyorum, her dava için değil; bazı olaylarda. Orada bir yönlendirme olmuş oluyor. Zaten mahkeme başkanlığı devam ediyor hakimin. O da onun üyesi olmuş oluyor. Üyeyi başkan olarak çıkarıyorlar ama pratikte başkan o. Yönlendirdi mi yine istenen adalet anlayışı olmuş olmaz. Yani hakime yol gösterdiğinde, kendince tavsiyelerde bulunduğunda bir baskı meydana gelmiş oluyor. Tabii sonuçta yine hakim kendisi karar verecektir ama o arkadaşlık hasebiyle, yakınlık hasebiyle, mahkeme başkanı olması hasebiyle etkisinin büyük olması ihtimali var. Yani tabii bu bir ihtimal, ihtimali ortadan kaldırmak çok önemlidir. Onun için ya o hakimin tamamen oradan alınması lazım, başka bir yere alınması gerekiyor. Veyahut o mahkemenin başka bir yere alınması gerekiyor, değil mi? Yani zor bir şey değil. Bu şekilde olması lazım. Pratikte işlemeyen sistemler oluyor mahkemelerde. İşlemeyen sistemlerden birisi, hakimlere tazminat davası açılması. Normalde hakimlere tazminat davası açıldığında hiçbir şekilde kazanılamıyor. Hiçbir şekilde mümkün değil. Yani kazanan varsa bana gelsin. Yok. Bir de ikinci bir durum daha var; mahkemeyi kaybettiğin yetmiyor gibi, çok esaslı para cezası veriyorsun. Bir tek hakimlere mahsus olmak üzere, böyle bir durum var. Yani milyarlarca lira para vermen gerekiyor, davayı kaybettiğin için. Ve kazanma diye de bir konu yok. Yani kazanılan mahkemenin sayısını bana bildirsinler, öğreneyim; tazminat davalarında. Çünkü hakim hakime genellikle daha değişik gözle bakıyor herhalde; bazı olaylarda, bazı vakalarda. Dolayısıyla, kendi aralarında bazen adı konmamış bir yardımlaşma olabiliyor, mesleki dayanışma olabiliyor. Nadir vakalarda oluyor ama oluyor. Buna karşıda önlem alınması lazım. Yani onu kontrol eden bir üst mahkeme olması lazım. Kaybettin mi, cayır cayır parayı ödemiş oluyorsun. Yani bu nereden çıkıyor? Neden böyle bir şey olsun? Yani milyarlarca lira para cezası niye verilsin? Vatandaşın böyle bir hakkı yok da, sadece hakimlerin böyle bir hakka sahip olması çok acayip bir olay ve çok garip bir olaydır. Vatandaş da çekindiği için, yani mutlaka kaybedeceğini bildiği için, kaybettiğinde de esaslı derecede para cezası vereceğini bildiği için, hiçbir şekilde, mağdur olsa da dava açamıyor, tazminat davası açamıyor. Ne kadar haklı olduğunu düşünürse düşünsün; kazanamıyor zaten. Yani hepsi değil ama bazen böyle az da olsa böyle vakalar var. Bununla da ilgilenilmesi gerekiyor. Yani hükümetin bu konuya el koyması lazım. O kadar çok eksik yönleri var ki, bu benim anlattıklarım çok küçük yan dalları olabilir. Çok küçük. Yani yargıdaki reformun bir an önce çok güçlü olarak yansıması gerekiyor. Her şey eskisi gibiyse, referandumun ne anlamı kaldı o zaman. Herkes yerli yerine hemen bir yerine yerleştirilsin. Herkese yeni görevleri tevdi edilsin, değil mi? Yargıtay dairesinin, dairelerinin görev alanları da hemen belirlensin. Her şey sistem yerine otursun. Çok ağırdan giderse birçok insan yine mağdur olmuş olur. Biz, en az Avrupa ayarında bir adalet anlayışı olsun istiyoruz, inşaAllah. Yani bu dediğim olaylar küçük vakalar belki, az olan vakalar ama az da olsa vatandaşın canını yakacak vakalardır. Rahatsız edecek vakalardır. Tedbir alınması gerekir. Sonra iddia edilen Ergenekon terör örgütü yargı içerisinde yine at oynatmaya devam ediyor. Faaliyetlerine devam ediyor. Vatandaşın canını yine yakmaya devam ediyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün bu faaliyetlerine dur demek için esaslı bir atak gerektiği açık. Yani esaslı bir faaliyet yapılması gerektiği açık. Adamlar sinsi sinsi faaliyet yapmaya zaten alışmışlar. Çünkü görülmedik yerde yapıyor, sezdirmeden yapıyor, çaktırmadan yapıyor kendi kafasınca ve sistemini yürütüyor. Çünkü bu çete faaliyeti bu, gizli bir çete faaliyeti. Böyle bir çete faaliyetine karşı, İddia edilen Ergenekon terör örgütünün özellikle yargı içerisindeki faaliyetine karşı çok iyi bir izleme, çok iyi bir tedbir mekanizması gerekiyor. Çünkü hakimleri teknik takibe almak mümkün değil. Çok zor. Telefonları dinlenemiyor. Nasıl olacak? İddia edilen Ergenekon terör örgütünün tesbitinde özel kanun maddesi çıkarılsın. Hakimler de rahatça dinlenebilsin, teknik takibe alınabilsin. Başka türlü bu tehlikenin ortadan kalkması nasıl olur, bana bir söylesinler. Onun için, şu anda borusunu öttürmeye devam eden iddia edilen Ergenekon terör örgütünün özellikle yargı içerisindeki arsız ve pişkin faaliyetlerine devletin hemen son vermesi lazım. Adamlar utanmıyor, görüyorsunuz. Pervasız, açıkça konuşuyorlar. “Evet, ben yapıyorum. Var mı diyeceğin?” diyor. Yani o havadalar ve birbirlerini koruyup kolladığı da görülüyor böyle tiplerin. Birbirlerini destekledikleri görülüyor. Birbirlerinin hazırladıkları komplolara yardımcı oldukları görülüyor. Bunu oturup seyretmek zaaf alameti olur. Böyle bir şeyi zaten hükümet yapmaya gayret ediyor şüphesiz, bu görülüyor ama biz süratini artırılmasını ve çok köklü, güçlü tedbirler almasını istiyoruz hükümetten, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocom. Hocam, Bursa’da Fahri kardeşimiz, Bursa’nın en işlek yeri Ulu Cami çevresindeki bir lokanta sahibine rica ederek, kendi bastırdığı A9 afişini astırmış. Resmini de göndermiş. Eğer bu afişi bastırıp, dağıtmak isteyenler olursa, hazırladığı afişi isteyene gönderecekmiş kardeşimiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aferin. Bak, bu kadar basit. MaşaAllah, çok güzel olmuş. Eline sağlık, maşaAllah. Diyor ki bazı kardeşlerimiz; “nasıl faaliyet yapacağımı bilemiyorum” diyor. Bir afiş yapamayacak kadar gücün yok mu? 3-5 tane kitap alıp kendine bir kütüphane yapacak kadar gücün yok mu? Veyahut dilinle mesela, A9’u televizyon tamircilerine, uydu ayarlayan, satan kişilere anlatamayacak kadar gücün yok mu? Her türlü imkanı var insanın.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum, inşaAllah. ‘Hazreti İsa’nın Geliş Alametleri’. Kapağını yansıtıyorum ekrana. Bu kitapta Hz. İsa (a.s)’ın yeryüzüne yeniden gelişiyle ilgili İslami kaynaklarda yer alan alametleri ve bunların nasıl birer birer gerçekleştiklerini inceliyorsunuz, inşaAllah. Bu alametlere tanıklık eden insanlar, Allah’ın izniyle Hz. İsa (a.s)’ın gelişinin yakınlaştığını umut edebilirler. Kıyamet alametlerinden, Hz. İsa (a.s)’ın gelişi kesindir ve bizim için çok büyük bir müjdedir, inşaAllah. Sizin de söylediğiniz gibi, Allah izin verirse kendisini 10 yıl içinde göreceğiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. Ankebut Suresi 43. “İşte bu örnekler, biz bunları insanlara vermekteyiz.” Bu örnekleri vermekteyiz. “Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdiremez.” Demek ki Müslümanlar alim olmaya gayret edecekler, bilgili olmaya gayret edecekler. Biyoloji olsun, tıp olsun, her konuda çok geniş araştırma yapacaklar. Mesela bak, Allah örnek olarak diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım; Ankebut Suresi, 41; “Allah'ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi. Allah, Kendi dışında hangi şeye taptıklarını şüphesiz bilir. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. İşte bu örnekler; Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.” Şimdi, örümceğin hayatını bilmesi lazım, örümceğin yuvasının yapısını bilmesi lazım, araştırması lazım. O zaman bir genel kültüre sahip olmuş oluyor; derin bir bilgiye, kavrayışa sahip olmuş oluyor. “Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz bunda iman edenler için bir ayet vardır.” “Gökleri ve yeri de inceleyin” diyor Allah. “Sana Kitap'tan vahyedileni oku,” yani Kuran’ı oku ve Kuran’a göre hareket et. Kuran’ın dışında hurafelere girme, “ve namazı dosdoğru kıl.” Yani beş vakit tadil-i erkanla, sahib-i tertip olarak, güzelce, sünnete uygun namazlarını kıl. “Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan,” yani gayri meşru her şeyden, ”ve kötülüklerden alıkoyar.” Yani haram olan her türlü, eylemden alıkoyar. “Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.” “İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin.” Yani “Hıristiyan ve Musevilerle en güzel bir tarzın dışında bir tebliğ çalışmanız olmasın. Çok güzel ve nezaketli, yakışır bir üslup kullanın.” “Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik;” yani “Tevrat’a, İncil’e, Kuran’a iman ettik.” “Bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir.” Yani, “sizin Allah’ınız da bizim Allah’ımız da aynı. Tek Allah’a inanıyoruz.” “Ve biz O’na teslim olmuşuz.” “Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun.” Yani “ümmiydin” diyor Cenab-ı Allah. Hz. Mehdi (a.s) da ümmidir, biliyorsunuz. O da Arapça okuyup, yazmayı bilmez. “Böyle olsaydı, batıla dalanlar, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı.” Yani biliyor olsaydın “batıla kapılanlar kuşkuya kapılırlardı ama bilmemen senin için bir avantaj” diyor Cenab-ı Allah. Yani “özel bir gerekçeyle Ben onu yarattım” diyor. “Ki, senin vahyi almanda, Kuran’ı anlatmanda hiçbir müdahale olmadığını anlamaları için.” İnşaAllah.
Evet, şimdi Cübbeli’nin anlatımlarını biraz dinlemeye devam edelim.
-VTR- Cübbeli: Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı Bir Gecede İlim Sahibi Kılar
-VTR- Cübbeli Ahmet Hoca’nın Flash TV Ramazan Konuşmalarından
-VTR- Cübbeli Ahmet Hoca’nın İslam Alemine Yapılan Zulümlere Gösterdiği Çözüm
-VTR- Cübbelinin Mehdiyet İle İlgili Konuşmasından
ADNAN OKTAR:Demek ki Mehdi (a.s)’ı kimler bilmeyecekmiş? Hurafelere, bidatlara alışmış yobaz takımı anlayamayacakmış. Kim söylüyor bunu? Cübbeli söylüyor. Çünkü hurafeye boğulduğu için, uydurma izahlara boğulduğu için fark edemeyecek ve “bu büyük bir tehlikedir” diyor. “Bu olacak” diyor, “bu olacak zaten, bunu göreceğiz” diyor.
ALTUĞ BERKER:“Başımıza gelecek” diyor.
ADNAN OKTAR:“Başımıza gelecek bu” diyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Kiraz ağacı (sakura) resimleri gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kiraz ağacı (sakura), Japonca gibi. MaşaAllah.
-Resimler gösteriliyor-
ALTUĞ BERKER:Özdemir İnce gözüktü Hocam ekranda, onunla ilgili bilgi vereyim. Siz genellikle evrimi savunan Özdemir İnce gibi yazarların aslında evrim konusunda hiçbir bilgilerinin olmadığını, hatta sorulsa hiçbir şey bilemeyeceğini dikkat çekiyorsunuz. Nitekim Özdemir İnce geçen hafta Eskişehir’de düzenlenen Uluslararası Şiir Festivali’ne katılmış ve konuşma yapmış. İşte özgürlük, kardeşlik, demokratlığı işlemiş. Ama konuşmasına şöyle başlamış; “75 yaşında bir şiir sever memeli hayvan olarak karşınızdayım” gibi, konuşmasına o şekilde başlamış.
ADNAN OKTAR:Memeli hayvan mı, kendine mi diyormuş?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. “75 yaşında bir şiir sever memeli hayvan” diyormuş kendisine.
ADNAN OKTAR:Yani, biz o zaman ilave bir şey söylemeyelim. Başka ne diyelim yani. Evet, başka ne var?
ALTUĞ BERKER:‘Birinci Said Dönemi Sergisi’, İstanbul’da Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ile ilgili sergiler yapılmaya başlamış Hocam, maşaAllah. 7 Mayıs’ta başlayacakmış, bir hafta kadar sürecek. Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde, Sultan Ahmet’te, ‘Birinci Said Dönemi’ sergisi olacakmış, inşaAllah. İkinci olarak da Erzurum’da yine Bediüzzaman sergisi başlamış. 6 Mayıs’a kadar devam edecekmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, ben yine Kuran’dan bir şeyler anlatayım. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin.” Yani, böyle gereksiz, yanlış, hatalı fikirler, düşünceler, hurafeler çıkartmayın.“Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin.” Doğru söyleyin. “Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘OL’ kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur.” “Allah’tan bir ruhtur” diyor. Onun için Ruhullah deniyor Hz. İsa (a.s)’a; Kelimetullah ve Ruhullah. “Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek İlah'tır. O, çocuk sahibi olmaktan Yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser' davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.” “Kim O’na ibadet etmekten kaçınırsa,” Hz. Mesih (a.s) ve yakınlaştırılmış melekler sürekli rüku ve secde ediyorlar. Hz. İsa (a.s) da onların yanında, o da aynı şekilde ibadet ediyor. Allah ona dikkat çekiyor. “Kim O’na ibadet etmekten kaçınırsa” diyor Allah. “Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser' davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır. Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara Kendi fazlından ekleyecektir de.” Bu ayet de Hz. İsa Mesih (a.s)’ın ölmediğinin, Allah Katı’nda olduğunun bir başka delilidir. Hiçbir Peygamber için söylememiş Allah bunu. Sadece Hz. İsa Mesih (a.s) için söylüyor. Mesela ne Hz. İbrahim (a.s) için, ne Hz. İshak (a.s), ne Hz. Yakup (a.s) için, hiçbir Peygamber için Allah bunu söylemiyor, sadece Mesih (a.s) için söylüyor. Bak, “Mesih ve yakınlaştırılmış yüksek derece sahibi melekler,” yani Cebrail (a.s), Mikail (a.s), İsrafil (a.s) gibi melekler, “Allah’a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar.” Çünkü Hz. İsa (a.s) ile birlikteler şu an ve Allah’a kul olmaktan kaçınmıyorlar. “Kim O’na ibadet etmekten kaçınırsa,” halbuki Hz. İsa (a.s) vefat etmiş olsa ibadetle mükellef değil ama vefat etmediği için ibadetine devam ediyor. Allah Katı’nda da ibadetine devam ediyor, inşaAllah. Melekler nasıl ibadet ediyorsa, o da ibadet ediyor şu an.
Bediüzzaman’ın talebelerinden kimi dinleyelim, Hocalarımızdan?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Kırkıncı Hocamız’ı dinleyelim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kırkıncı Hocamız, tamam.
-VTR- Mehmet Kırkıncı Hocaefendi Hazretleri Fethullah Gülen Hocaefendi’yi Yetiştirmiş Kıymetli Bir Mürşiddir
-VTR- Fethullah Gülen Hocaefendi Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor
SUNUCU:00:30’dan itibaren A9 TV, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve Harun Yahya. TV sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren, A9 TV, Aba TV, Asu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...