SUNUCU:Allah hayırlı sabahlar versin, programımızı A9 Tv’den ve www.HarunYahya.Tv den takip edebilirsiniz.
ALTUĞ BERKER:İskoçya’da, Nisan ayında arkadaşlarımız, sizin adınıza konferans vermişti, onun haberi çıkmış. Mayıs sayısında, İskoçya Scotland`s Chronicle isimli İslami bir gazete konferanstan haberler vermişler. Kapakta;” Harun Yahya Ekibi Glascow’da” şeklinde başlık var. Konferansın içeriği, resimler, ilgili makaleler, burada haber olarak yayınlanmış. İlk sayfalarda, resimler, konuşmacılar hakkında bilgi, Hz. İsa (a.s)’ın yeryüzüne yeniden geleceği makaleniz orada yayınlanmış Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İskoçya’nın koçları maşaAllah, helal olsun. İskoçya, İskoçya olalı böyle koçlar görmedi, daha önceki koçlar geçersiz. Şu an, geçerli inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Ve birlik olmakla ilgili makalenizi de yayınlamışlar Hocam.
Hocam, Osman Ünlü ile ilgili bir haber çıkmış. “Atalarımız çalgı çalarak günah işlemiş” başlıklı bir haber. İlahiyatçı Osman Ünlü; “Çalgının her çeşidi haramdır, tasavvuf müziği bir uydurmadır, ilahilerde de kullanılırsa bu çalgılar, küfür olur” demiş.
ADNAN OKTAR:Peki, Osman Ünlü Hoca, TGRT ekibinden. Televizyonlarında hemen hemen her gün yıllardan beri biz, çalgılı çengili oyun havaları, her türlü fasıl dinleriz. Ben yanlış mı seyrediyorum? TGRT bunların değil mi?
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam.
ADNAN OKTAR:TGRT’nin de elemanı o. Çıksın TGRT’ye desin, şeyh efendiye; “gece gündüz harama giriyorsunuz” desin. Kendi şeyhine söylesin. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın zamanında TGRT görevdeydi; geceli, gündüzlü fasıl yapılıyordu. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız çıkıp, TGRT’de söyleyebilirdi. “Haram, böyle bir şey yok, yapmayın” diyebilirdi. Sonra damadı Enver Ören, hâlihazır Nakşibendî şeyhidir o da. Vekildir, Nakşibendî şeyhidir, halifesidir Hocamızın. O da çıksın desin; “Ben bütün şarkıcılarla beraber birlikte fasıl yapıyordum günaha girdim, hata yaptım” desin. Bütün fasıllarda, o da oluyordu, el çırpıyordu. Sazlı sözlü, meşk âlemlerinde yeri göğü inletiyorlardı. Akşama kadar kendisi de dinliyor, o zaman kapatsın televizyonu, niye seyrediyor? Değil mi? Yani çok samimiyetsiz oluyor böyle, çok acayip bir şey. Osman Ünlü Hoca Efendi, Enver Ören’in talebesidir. Enver Ören, onun şeyhidir. Desin ki; “şeyhim, televizyonda böyle parçalar, çalgılar, çengiler ne yapıyorsun, ne oluyor?” desin, değil mi? Bir de ayrıca kendileri de akşama kadar dinliyorlar. Bizzat kendi getiriyor çalgıcıları programa, çaldırıyorlar, para veriyorlar. Bütün ünlü şarkıcıları, türkücüleri yıllarca millete kendileri getirdiler, dinlettiler. Ben TGRT’de yanlış mı gördüm? Değil mi? Ebru Şimşek’i getirip aleyhimize konuşturdular, birçok kişiyi getirip, aleyhimize konuşturdular. Yıllarca, biz Müslümanlığı savunuyorlar diye, onlara mesela televizyonun kuruluşunda yardım ettik. Herkes yardım etti, hanımlar yüzüklerini verdiler, bileziğini veren hanımlar oldu, beyler para verdiler, imkânlarını verdiler. TGRT kuruldu, ondan sonra vur patlasın, çal oynasın. Şimdi de “haram” diyor. Yıllar sonra. Şimdiye kadar aklın nerdeydi? Değil mi? Yıllarca niye çaldırtıyorsunuz bu haramı? Madem haramsa milleti niye harama sokuyorsunuz? Hayır, bana göre haram değil, ayrı mesele de. Ben fasıldan acayip hoşlanırım, çok iyi de icra ederim inşaAllah. Daha akşam vardı yani fasıl inşaAllah. Kanun, klarnet, ud, keman, cümbüş maşaAllah. Ne güzel, insanın kalbini açar, Allah’a yaklaştırır. Ritim, kalbe ferahlık verir. Mevlana’yı, hepsini sapkın ilan ediyor ve fasık ilan ediyor, hocayı görüyor musunuz? Bütün mutasavvıflara, tasavvuf müziğinin hepsini, bambaşka bir hale getiriyor hoca. Buyrun bir izah daha. Neyse, konu uzun, bu kadar yeterli. Şimdi dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam, basında; Usame Bin Ladin’in dün öldürüldüğü şeklinde açıklamalar oldu. Onun da bir eski resmi.
ADNAN OKTAR:Usame Bin Ladin’in kardeşleri değil mi ekip?
ALTUĞ BERKER:Evet, kendisi de. Yuvarlak içine alınmış, kırmızı. Sizin daha önce yorumunuz vardı Hocam, Usame Bin Ladin tarzı kişiler hakkında, 5 Eylül 2010’da şöyle söylemişsiniz: “Usame Bin Ladin veya o tarz kişileri, Amerika suni Mehdi olarak hazırladı, yani diyecek ki; ‘bakın, bu sizi koruyan bir insan, orayı burayı bombalıyor, yakıp yıkıyor, müthiş bir güç, siz buna sığının, İslam âlemi de bunun arkasında olsun. Siz de bunu Hz. Mehdi (a.s) ilan edin, başarılı olacaksınız, bombalayın, yakın yıkın, hem böyle kendi içinize çekilin, bir hırka bir lokma kafasında olun, pejmürde perişan giyinin’”
ADNAN OKTAR:Müziğe de karşı olun.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam İnşaAllah. “Asıl Mehdiniz de budur” gibi bir mantık vereceklerdi. En sonunda da onu büyük bir ihtimalle bir yerde, feci şekilde öldürecekler. ‘Bulduk’ diyecekler, ‘bakın Mehdinizi de öldürdük dolayısıyla o bir deccaldi’ diyecekler, ‘Hıristiyan âlemi olarak, deccali de biz yok etmiş olduk’ diyecekler” demiştiniz 2010 Eylül’de Hocam. 21 Ocak 2011’de de; “Usame Bin Ladin gibi böyle tipleri, Hz. Mehdi (a.s) olarak küçük yaşlarda hazırlıyorlar bazen, sarık geçiriyorlar, cüppe geçiriyorlar başına, sakal bıraktırıyorlar. Usame Bin Ladin Avrupa`da yetişmiş, Darwinist, materyalist eğitimden geçmiş bir adamdır ve uzun süre CIA’in eğitiminden geçmiş CIA uzmanıdır. Bunu kim söylüyor, bizzat kendisi söylüyor ve bunu herkes biliyor. Rusya’nın işgali döneminde CIA’den özel eğitim almış bir insandır. Bunlar mesela ülkenin zayıf bir konumunda birden ortaya sürülüp, Hz. Mehdi (a.s) çıktı tarzında ortaya çıkarılıp, dış güçlerce sonunda bunların rezillikleri ahlaksızlıkları ortaya sürülüp, onları rezil rüsva ederek ‘işte Mehdiniz budur’ dedirtmek, amaç bu. Mesela Usame Bin Ladin’e de, Müslümanları güvendirtmek, sonunda bir gün onu bir yerde, farz edelim öldürürler, cesedini gösterecekler ve işte ‘Mehdinizin sonu budur’ diyecekler ve Müslümanları ümitsizliğe sevk etmek, bu tip oyunlara da müsaade etmeyiz” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Kaç yılında, ne zaman demişim?
ALTUĞ BERKER:“Eylül 2010’da” demişsiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Eylül 2010’da. Teşhis?
ALTUĞ BERKER:Tam.
ADNAN OKTAR:Tam. Ne diyorsak çıkıyor mu?
ALTUĞ BERKER:Aynen maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah’ın izniyle.
ALTUĞ BERKER:Papağan resimleri göstermek istiyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Bunların şu deli bakışları acayip hoşuma gidiyor. Ne hikmetse elime geçtiklerinde, gagalarından falan öpmezsem rahatlamıyorum. MaşaAllah, elhamdülillah, renk cümbüşü maşaAllah.
Şimdi, bizi izleyen kardeşlerimiz bana bir mesaj gönderme maratonu başlatsınlar, bakayım kimler vazife başında. Onu göreceğim. Dinleyenler. Tabii uç noktaları kastediyoruz, yurt dışında uç noktalar. Alan tespiti yapabilmemiz için, bana şimdi göndersinler. Sevenlerimiz, kardeşlerimiz ve izleyen bütün vatandaşlarımızdan gelsin.
ALTUĞ BERKER:Bursa Bediüzzaman’ı anma ve anlatma platformu destekçilerinden Mustafa Yılmaz, Risale Haber`e konuşmuş; “Cemaatlerin birliği, İttihad-ı İslam için önemli” diyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, iyi, fark etmiş olmaları güzel. Nihayet, geceli gündüzlü anlata, anlata, anlata, nihayet hocalarımız bu konuyu dillendirmeye başladılar. Bir daha söyle kim olduğunu, nasıl olduğunu.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Yılmaz, Bursa Bediüzzaman’ı Anma ve Anlatma Platformu destekçilerinden kendisi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bize öyle izleyici yazıları geliyor ki, kardeşim bunlardan kitap olur. Bu nedir böyle maşaAllah. Belçika’dan: “Adım Orhan. Size iki sorum olacak lütfedip de cevaplarsanız sevinirim. Röportajlarınızın birisinde, Fethullah Gülen Hocamız’ın, Mehdiyet ile ilgili tespitlerini tahlil etmişsiniz. Tahlilinizi çok ilginç buldum. Hz. Mehdi (a.s) denilen şahıs ortaya çıktığında, ona tabi olacak mıyız?” diyor. “Ve diğer sorum: Bir de videoda Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında bilgi vermişsiniz, bu konudaki Kuran’ın hükmü nedir” diyor. “Masonluk hakkında ne düşünüyorsunuz” diyor Belçika’dan, yazan; Orhan. Orhan şimdi sana anlatalım. Bir kere bana yazı yazan kardeşlerimiz diyecek ki; “Hocam, ben İttihad-ı İslam’a karşıyım veyahut istiyorum” diyecek. Bir kere önce bunu söyleyeceksiniz. Önce ben sizin ne olduğunuzu anlayayım. İstemiyor olabilirsiniz gayet normal, bunu yazın, medeni cesaretiniz olsun. İstiyorsanız da “ben hemen İttihad-ı İslam’ı istiyorum” deyin ki, zihniyetinizi anlayayım. Önce zihniyetinizi bir hissettirin. Komünist olabilir, dinsiz imansız olabilir. O zaman ona daha uygun, onun eksik olan yönlerini tamamlayacak bilgileri aktarabilirim. Mesela İttihad-ı İslam’a inanmıyorsa, ona o konuda ikna edecek bilgileri verebilirim. Ama ne idüğü belirsiz olursa, olmaz. Fethullah Hoca’nın, Hz. Mehdi (a.s)’ı savunduğunu gizliyordunuz, ben de açıkladım ve ciğerinize lök gibi oturdu. Sızıntı Dergisi’nin bütün sayfalarında; Hz. Mehdi (a.s) çok detaylı anlatılıyor. Fethullah Hoca’nın konuşmalarını da aldım, gizliydi onun konuşmaları, onu da yayınladım ve Nur talabeleri üstüne, böylece Fethullah Hocamız’ın talebeleri üstüne oynanan oyunu, bozdum. Bozdum bu oyunu. İtithad-ı İslam’ın hedef olduğunu, Allah rızası için Müslümanların İttihad-ı İslam’ı istemeleri gerektiğini söyledik. Bu Allah’ın rızasına uygun olandır. Hz. Mehdi (a.s) kim? Kim olursa olsun, söz bir Allah bir, elini değil, ayağını öpeceğim, peşinden gideceğim. Çünkü bakın Allah’ın kastettiği Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında birinin çıkması zaten mümkün değil. Yani kaderi bir insan değiştirebilir mi? Değiştiremez. Allah’ın Mehdi’sini durdurup da, kendisi ortaya çıkabilir mi bir insan? “Çıkabilir” diyorsa, zaten o dinsizdir. Allah’ın Mehdi’sini durdurup, suni bir Mehdi devreye giremez. Allah’ın Mehdi’sinin dışında, hiç bir Mehdi çıkamaz. Buna inanacaksınız bir kere, bu kadere inanmanın şartıdır. Çıkan Mehdi, bizim kastettiğimiz Hz. Mehdi (a.s)’dır. İstediğimiz Hz. Mehdi (a.s), odur. Suni falan değildir. Amerika’nın İsrail’in getirdiği Mehdi değildir, gerçek Hz. Mehdi (a.s)’dır. Çünkü kaderde, suni Mehdi yok, gerçek Hz. Mehdi (a.s) var.
“Yahudi ve Hıristiyanlar:” Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında Kuran’ın hükmüne bakılır. Kuran’da Yahudi ve Hıristiyanlarla ilgili ayetleri incelediniz mi, biliyor musunuz? Yok. Bir tek ayete bağlanmışlar: “Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin.” Tamam da, Kuran’ın diğer ayetlerini niye görmezlikten geliyorsunuz. O ayet; ayet tamam. Diğer ayetler ayet değil mi? “Dininizi, alay ve oyun konusu (edinenleri)” dost edinmeyin diyor Allah. Bir tek o değil. “Kafirleri de dostlar (veliler) edinmeyin” diyor. Onu niye söylemiyorsun? Çünkü kafir akrabaları var, işine gelmiyor. Belki kendi de kafir, o da işine gelmiyordur. Dininle alay ediyorsa, dinine saldırıyorsa dost edinmiyorsun, veli edinmiyorsun. Kuran’ın hükmü de budur. Peygamberimiz (s.a.v.); otursunlar diye cübbesini çıkarıp, Hıristiyanların altına seriyordu, Musevilerin altına seriyordu. Allah ayette hususi özel olarak “Ehl-i Kitab’ın yemeklerini yiyebilirsiniz” diyor, “size helal kılındı” diyor. “Ehl-i Kitap’tan Hıristiyan bir kadınla evlenebilirsiniz diyor” Allah. Hıristiyan kadını nikahladığında, karın oluyor; eşin. Veyahut Musevi kadını nikahlıyorsun diyorsun ki; “sevgilim, aşkım, bir tanem” diyorsun. Nerenin düşmanı olması, nerenin lanetli bilmem ne olarak görülmesi. Aynı yastıkta yatıyorsun, onun pişirdiği yemeği yiyorsun, çocuklarının annesi oluyor. Bunu Allah söylüyor, Allah. Onun için bu konuları bilmeden Orhan, ortaya çıkıyorsun, yanlış düşünüyorsun inşaAllah.
Masonluğu ben öğrettim size. Masonluğu biliyor muydun? Baban biliyor muydu? Bilmiyordu. Deden biliyor muydu? Bilmiyordu. Benden öğrendiniz, ben öğrettim size. Yahudilik Masonluk kitabını çıkarttım. İstediğine sor. Ateist siyonizmi, masonluğu, Tapınak Şövalyelerini ben öğrettim. Sağlam delillerle, sağlam belgelerle ben öğrettim ve gece gündüz de yayınlanıyor. Ateist masonluk, yerden yere vuruluyor. Müslüman mason, Muhammedi, Kuran’a tabi; o anlamda masonum, 33 derecelik masonum. Masonun şahıyım. Mason locasında hep beraber namaz kılarız, o zaman tamam. Ama Türkiye’de ateist masonlukla şu anda mücadele eden, bir tek ben varım, koç yiğidim. Onun için diyorum, sen Karaköy’de soğan karıştırırken, biz şu an masonluğa karşı mücadele veriyoruz. Elan, şu an masonluğa karşı benden başka mücadele veren yok. Ateizme karşı ve ateist siyonizme de karşı bu kadar güçlü ilmi mücadele veren yoktur. Allah’ın tecellisi olarak, tabii Allah’ın verdiği imkanla, güçle. Her şeyi Allah yaratıyor. Mason localarının hepsini mescide çevireceğiz. Zaten çok hafif bir şey, az bir değişiklik yapıldığında, yeter. Bayağı geniş boş alanlar oluyor. Halı sereceğiz o kadar. Gıcır gıcır geniş Isparta halısı, o kadar. Zaten minber hazır orada minberler de var. Tabi meşrik-i Azam’ı geçireceğiz, Allahuekber diyecek, hep beraber namaz kılacağız. Beni 33 derece de kurtarmaz. İhtisas masonluğu var 33. derecenin üstü. Daha üstü olması lazım, o zaman olur inşaAllah.
MaşaAllah maşaAllah Avrupa yıkılıyor. “Esselamun Aleykum haşmetli ve şefkatli Hocam. Önceki gün; “Hz. Hızır (a.s) bina yıkar” demiştiniz. Hocam 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezi’nin yıkılması da sürpriz olarak değerlendiriliyor. Hocam, Hz. Hızır (a.s) orada görev yapmış olabilir mi?” Allahualem. Çünkü teknik olarak, o bina o şekilde yıkılamaz. Çok binaya uçak çarpar hiçbir şey olmaz. Uçak girer o katta yangın olur, bina öyle kum gibi dağılmaz, öyle bir olay olmaz. Diğer bina da çok güçlü betonarme yapı. Teknik olarak bir uçağın çarpmasıyla, öyle çökmesi mümkün değil. Çünkü böyle büyük binalarda, o kadar çok yangın oluyor ki, bütün kat yanabiliyor, iki kat yanıyor. Savaşlarda gördünüz, Lübnan savaşında gördünüz, cayır cayır yanıyor. Uçak da çarpar. O katlar yanar o kadar, bina çökmez. O konuda işin doğrusuna bakacak olursak, hani diyorlar ya “CIA yaptı, bomba yerleştirdi bütün katlara, dinamit yerleştirdi” diyorlar. “Onun olması için, tonlarca dinamite ihtiyaç var” diyorlar. Biz dedik ki; “tabii CIA oraya tonlarca dinamit yerleştirmiş” dedik. Dinamit minamit yerleştirilmedi. Hz. Hızır (a.s)’ın yıkışı başka bir şey değil olay. Yani olay bu. Tonlarca dinamit, binaya sokulamaz. Çünkü uçak çarpmasından sonra, bina yıkılmadan önce altta, çok büyük patlamalar başlıyor. Binaya öyle tonlarca dinamit sokulsa, halk görmez mi, insanlar görmez mi? Kamyon hesabıyla dinamit gerekiyor. Öyle bir şey yok. Kamyon hesabıyla yani. Doğrudan, Hz. Hızır (a.s)’ın yıkmasıdır. Kaderde, belirli günü var, belirli saati vardır, olayın tamamı metafiziktir. Uçağın yolcuları olayı; öyle adamlar da yok, listede veriyorlar ya, öyle bir olay da yok. İşin doğrusu; “Pentagon’a çarpan uçak” diyorlar, oraya uçak da çarpmamış. Büyük bir patlama oldu, büyük bir yıkım oldu, bir şey çarptı, şu an ne çarptığını bilemiyorlar. Uçağın hiçbir şekilde enkazı yok, bakın fotoğraflara hiçbir şey göremezsiniz. Diğer çarpan uçak da yolcu uçağı değil, fotoğrafı var yolcu uçağı değil, ikinci uçak değişik, başka bir şey. Bir gün yayınlayalım burada, göstereyim, teknik yönden bakın. Olacak iş değil yani her iki teoriyle de olacak iş değil. Ne teröristlerin yapması olayı doğru, çünkü öyle adamlar yok, vaka yok, kişiler yok. Ne de CIA’in, katlara dinamit, bomba yerleştirmesi olayı; her ikisi de doğru değil. Bu, kastedilen tarihi bir olaydır, vakti gelmiştir, olmuştur. Hz. Hızır (a.s)’ın organizasyondur, Hz. Hızır (a.s)’ın organize ettiği bir şeydir.
“Adnan Oktar Hocamız ile yaptığımız röportajı Almanya’da yayınlanan, Ayasofya Dergisi’nde yayınladık, internete de koyduk. Allah razı olsun hepinizden” diyor. Cemil Şahinöz, sosyolog kardeşimiz, maşaAllah, elhamdülillah, Allah kuvvet versin.
“Selamun Aleykum değerli Hocam. İnşaAllah bunu okursunuz, çünkü habire yazıyorum” diyor, üslup şahane. Şeyh Nazım Hocamız hakkında güzel yorumlar yapıyorsunuz” diyor, evet. Şeyh Nazım Hocamız’ın, iddia edilen Ergenekon terör örgütü ile ilgili davaların bir an önce kapatılmasını söylediğini açıklıyor. Siz, Hocamız’ın ne olduğunu bilmediğiniz için böyle sorular soruyorsunuz. Hocamız, Hz. Hızır (a.s)’ın ekibindendir, Hz. Hızır (a.s)’ın. Ledüni bir açıklamadır.
ALTUĞ BERKER:Paşalarımız için o da söylüyor.
ADNAN OKTAR:Paşalarımız için söylüyor. Paşalarımızı seviyor, askerimizi seviyor öyle konuşmuş.
ALTUĞ BERKER:Kıbrıs’ı kurtardıkları için
ADNAN OKTAR:Evet yani mahkemenin gidişatı hakkında bilgi verildiğinden değil, detaylı açıklandığından değil, genel olarak askerlerimizi sevdiği için “onlara bir şey olmasın” diyor, “kolaylık sağlayın, imkan sağlayın” diyor. Ruhundaki üslup, kişiliğindeki üslup; bir Osmanlı Sultanı gibi. Konuyu detaylandırdığından değil, sevgi anlayışıyla, sevgiyle söylenmiş bir söz. Sanıklar hakkında, şunlar, bunlar hakkında söylenmiş bir söz değil. Genel olarak, askerlerimizi koruyun, bu işin içine sokmayın onları gibi bir üslup, o gözle bakacaksınız. Yani oradaki iyi niyetini görmek lazım, oradaki samimiyetini görmek lazım. Ben de seviyorum askerlerimizi, ben de hiç bir şekilde bir olayın içine girsinler istemem, zarar gelsin istemem, moralleri yüksek olsun isterim ama iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle ilgili mahkemenin kararlarında çok saygılı oluruz tabii ki. Mahkeme faaliyetini durdursun der miyiz, denir mi? Ama askere sevgimizi de gösteririz.
“Çok değerli Hocam, akşamları çıkmadığınız zaman sabahları muhakkak bilgisayar başında bekliyorum. Sabahları yayın yapmanız, güne sizin o nurlu yüzünüz, eşsiz sohbetinizle başlamak çok güzel bir nimet. Allah sizi başımızdan eksik etmesin”, Mert Dülger-Nermin Onay.
“İttihad-ı İslam arzusu olmalı.” Bak aferin çocuğa söyledim ya, başına direkt onu yazmış. “Selamun Aleykum Saygıdeğer Hocam, sizin sohbetinizle Allah’a yakınlaşıyorum, inşaAllah. Yalnız bir sorum var, başta ilahiyatçı çocuklarımın babası olmak üzere, diğer insanların ilgisizliği, Nurcu geçinenlerin bu Mehdilik bahsini kapatmaları, beni rahatsız ediyor. Hep böyle mi olacak yoksa insanlarda ciddi bir gelişim olacak mı? Dualarınızı bekleyen kardeşiniz” diyor, Nermin Hanım. Şimdi, ilahiyatçı kardeşlerimiz, tabii Mehdilik konusuna zaten giremezler, kanunen de pek giremezler. Çünkü onların ne konuşacağı, neler konuşacağı bellidir. Bir camii hocası, istediği gibi konuşamaz. Ben konuşurum ayrı mesele de ama cami hocası konuşamaz. Nur talebesi kardeşlerimiz de gene geniş kitle olduğu için, şimdi onlar deseler ki; “Evet Hz. Mehdi (a.s) bu yüzyılda çıkacak, 1400’de çıkacak, Bediüzzaman dedi” deseler, o zaman “Hz. Mehdi (a.s) nerede?” diyorlar. O zaman onlar da Hz. Mehdi (a.s)’ı gösteremedikleri için, şudur diyemedikleri için, bazen bu konuyu “şahs-ı manevi’dir” diye geçiştirebiliyorlar. Ama bir kısmı da hakikaten kontraplak kafalı yahut gürgen, odun kafalı hakikaten anlamıyor, yani anlamazdan geliyorlar daha Türkçesi, samimi olarak anlamayanları tenzih ederim de fakat granit, odun, taş kafa olduğu için, hakikaten anlamazdan geliyor, onlar, onların ayrı hikayesi. Mehdiyet iyidir, yani şu an Allah’ın örtmesinde fayda var. O zaten, o örtünün içerisinde gelişecek. Ama normal vicdanda olan bir insan, normal kafada olan bir insan, bu kadar açık delilleri, çok çok özür dilerim, eşek olsa anlar yani ahırdan eşeği tutsan, eşek bile fark eder. Anlamamak için odun olmak lazım, anlaşılmayacak bir yönü yok, çok nettir. Ciddi bir sorun olması lazım, zihinsel sorunu olması lazım, anlaşılmayacak bir şey yok. Anlamazdan gelme olabilir veyahut ilgilenmediği için az bilgisi vardır, o ayrı mesele. Ama o süreyi Allah illa ki doldurur, o 40 yılı dolduracak Allah, 30 yılını doldurdu, bir 10 yılı daha var, inşaAllah.
Azerbaycan’dan Fuat; “Esselamu Aleykum değerli Muhammed Adnan Hocam. Efendim, siz Hz. Mehdi (a.s) olsanız da, olmasanız da sizi ve arkadaşlarınızı çok seviyorum.” Tabii, ne fark eder, Hz. Mehdi (a.s) olduğumu farz et veyahut olmasam ne olur? Allah’ın kuluyum. Herhangi bir insan Hz. Mehdi (a.s) olacaktır, yani Allah’ın yarattığı bir kişi çıkacaktır, var yani şu an var böyle birisi, biz de ona tabi olacağız. “Sizi ve arkadaşlarınız çok seviyorum. İnşaAllah, sizi Müslümanların lideri olursunuz diye Allah’a dua ediyorum. Efendim, ben resim çekmeyi çok seviyorum ama insan şekli çekmek günah diyorlar, bu doğru mu?” O, Cübbeli’nin hurafeleri, öyle bir şey yok, istediğin gibi resim çekersin, resim de yaparsın hiçbir şey olmaz. Müslümanları ezmek, çökertmek için oynanmış bir oyunun bir kolu bu. ‘Resim yasak, müzik yasak, sanat yasak, bilim yasak, şehit olalım, bizi şehit etsinler’ diyor zaten Cübbeli, Usame Bin Ladin havası yani, onun bir başka türü, başka bir şekli. “Sizi ne kadar çok sevdiğim anlatmak zor ama hakikaten sizi çok sevirem.” Azerbaycan’dan Fuat. Biz de sizi çok sevirek, ben de sizi çok sevirem. Hepsi yakşidir, Azerbaycan’ın tamamı yakşidir, inşaAllah.
Kardeşim, Müslümanları öyle bir cendereye almışlar ki, diyorlar ki; “resim yok.” Küfür, Darwinizm, materyalizm resimle faaliyet yapıyor, çizim resimler koyuyorlar, fotoğraflar koyuyorlar, kitaplarında resim var, her yerde resim var. Biz onlara karşı nasıl çalışma yapacağız? “Resim haram.” Ne yapacağız? “Ne yaparsan yap.” Cübbeli diyor ki: “Şehit oluruz” diyor. Şehit olacağını nereden biliyorsun? Hem yan gelip yatacaksın, Alp Dağları’nda diskoteklerin çevresinde tur atacaksın, ondan sonra “bu Allah’ın emridir” diyeceksin, cehd etmeye karışmayacaksın, Allah’ın dinini yaymak için gayret etmeyeceksin, İttihad-ı İslam’ı savunmayacaksın, Türk İslam Birliği’ni savunmayacaksın, sonunda da ölüm geldiğinde şehit oluyormuşsun.
ALTUĞ BERKER:“Sıkıldık, bunaldık” diyor.
ADNAN OKTAR:“Camiden, mescitten, namazdan sıkıldık bunaldık, bir gezelim dedik” diyor, ver elini Alp Dağları’nın tepesi, elinde asayla, bastonla orada kiliseleri geziyor. Gezmeye meraklı, Müslümanları öyle kendince kafalamış, “Allah’ın emri, beni gezdirin, Kuran’ın emri bu” diyor. Dünyada gezmedik yer bırakmamış, her yeri geziyor, gezme meraklısı. Oradaki gariban Müslümanlar, dünyanın masrafını yapıyorlar, bunun mahiyetini bilmiyorlar. O da sürekli keyfine uygun olarak, karış karış her yeri geziyor. Bir Malta’ya gidiyor, denize giriyor, “denize girmek Allah’ın emri” diyor, orada denize giriyor. Dağın tepesine çıkmak; “O da Allah’ın emri” diyor, Alplerin tepesine çıkıyor, sanki dünyada başka dağ yokmuş gibi, Anadolu’nun her yeri dağ, Türkiye’nin her yeri dağdır, değil mi? Cenab-ı Allah “Alp Dağı’na çıkın” diyor mu bize?
ALTUĞ BERKER:Bahsettiğiniz Pentagon’un resimleri vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ALTUĞ BERKER:Resimde önce, uçak çarptı denen yeri gösteriyorlar. Tabii dediğiniz gibi enkaz yok ama uçak çarpmış olsa, bu şekilde çarpmış olması lazımdı diye kanatlarının açılarını vermişler ve binanın daha fazla yıkılması gerektiğini söylemişler. Dediğiniz gibi enkaz da yok. Halbuki dar bir yerde bir çökme var.
ADNAN OKTAR:Hiçbir şey yok, uçak buhar olmuş, yok uçak, değil mi? Kanat parçaları, gövde parçaları, bilmem neler olur, doğrudan Hz. Hızır (a.s)’ın bir operasyonu. Adı geçen şahısların da öyle bir şeyi yok, o dedikleri kişiler de yaşıyorlar ayrıca, bir kısmı yaşıyor. Şu, şu, şu dedikleri adamlar geziyorlar, “ne alaka, bizim alakamız yok” diyor adamlar. Her şey yanmış, anarşistlerin kimlikleri kalmış. “3 bin dereceye çıktı sıcaklık” diyorsunuz, 3 bin derecede adamın kimliği kalır mı? Sen; “adamın kemiği buhar oldu” diyorsun, adamların kimlikleri olduğu gibi, tapu gibi duruyor. Bir acayiplik olduğu başından belli; olay tamamen metafiziktir, Hz. Hızır (a.s.)’ın bir operasyonudur, inşaAllah. Hz. Hızır (a.s) öyle yapar, yaptığında, insanlar bir türlü karar da veremezler. Çok usturuplu yapar yani neyin neden, nereden geldiği anlaşılamaz. Kim yaptı, derler ya; “Kim vurduya gider” olay. Hz. Hızır (a.s) yaptığında, delil bulamazsın. Ona göre tanzim ediyor, Allah ona öyle bir imkan vermiş, çıkaramazsın. Şimdi bir muammadır bu, dünyanın bir muammasıdır 11 Eylül olayı, kimse çözemiyor, Hz. Hızır (a.s)’ın planının bir gereğidir bu, inşaAllah.
Şeyh Nazım Hocamız, bir de ehl-i tariktir, ben bunu size bir türlü anlatamadım. Ehl-i cezbedir. Cezbe halindeyken söylediği, geçerli olmaz. Bazen derin cezbeye geliyor, sülukunda yükseliyor, bazen Hz. Hızır (a.s) makamına geçer, bazen makam-ı Mehdiyet vardır, makam-ı Hızır vardır, gavsiyet makamı vardır, birçok makamlardan geçer. O makamlardan geçerken, cezbe halinde olur, İmam-ı Rabbani’de de var bu ve “döndüm” diyor İmam-ı Rabbani, cezbeden dönüyor, bir süre sonra geliyor. Hatta diyor ki; “Cezbe halindeyken şahsın ağzından, küfür sözler dahi çıkabilir” diyor. Şeyh Nazım Adil El Kıbrisi Hazretleri Hocamız’ı değerlendirirken, bu yönünde esas almanız lazım. Bazen de müteşabih söyler, mesela dedi ki; “Teknik aletlerin hepsi denize dökülecek” dedi. Biz ne diyor acaba dedik. Milyonlarca teknik alet denize döküldü, aynı dediği gibi oldu. Bir süre sonra, Amerikan sahillerine vuracak. Binlerce araba, fotoğraf makinesi, bilgisayar, televizyon, video, video kamera, uzaktan kumanda aletleri yani milyonlarca teknik alet şu an denizin içinde. Dediği doğru çıktı, biz başka türlü bekliyorduk. Dedi ki; “Kıbrıs’ta çok büyük bir tsunami ve deprem olacak” dedi. Bir deprem oldu, o şiddette değil ama oldu. Gördüğü rüyayı aktarıyor. Rüyasında deprem olduğunu görüyor, o, en gelişmiş şekliyle anlatıyor ki tedbirli olsunlar diye. Dediği oluyor ama o şiddette olmuyor bazen. Bazen de müteşabih oluyor, başka bir anlamda söylenmiş bir söz oluyor ama sözü doğru çıkıyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi biliyorsunuz Hocam, inşaAllah, Bediüzzaman Hazretleri de en az bin defa “az bir tevili olacak olayları, ertesi gün Allah bana gösteriyordu” diyor.
ADNAN OKTAR:Tabii, ona benzer, evet. Hocamız da aynıdır, inşaAllah.
Bir de Mehdiyet’i, İttihad-ı İslam’ı savunan arkadaşlar, birbirlerini çok sevip, koruyup, kollasınlar yani kalabalık olmanın peşinde olmasınlar. Şu an kalabalık olamazsınız, isteseniz de kalabalık olamazsınız. İleriki yıllarda, milyonların iltihakıyla çok büyük kalabalıklar şeklinde bir iltihak olacak, o devri bekleyin. Şu an bilginizi artırın, kütüphaneler kurun, konferanslar yapın, anlatın, acele edin de, olmaz, isteseniz de olmaz. Ben 1979’da faaliyete başladım, desem ki ben; “5 yıl içinde İslam ahlakı hakim olsun”, olmaz. Katrilyonlar harcasam yine olmaz, ne yaparsam yapayım yine olmaz. İllaki o süre geçecek, illa ki o olaylar olacak; 11 Eylül olayları olacak, depremler olacak, tsunamiler olacak, her şey olacak. Yaratılış Atlası’nın çıkması, bir dönemdir. Hakikaten, Yaratılış Atlası baskıdan geldiğinde, inanın, Allah adına yemin ediyorum irkildim, acayip şaşırdım. Böyle mükemmel bir kitap olması, beni çok heyecanlandırdı, acayip bir şey. Bir de on binlerce Fransa’da, İngiltere’de ve Amerika’da dağıtılmış olması, çok büyük bir olaydır, tarihi bir olaydır. Zaten Fransızlar ne diyor baksanıza; “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor. Kardeşim, ne kadar mükemmel edebi bir üslup, ne kadar mükemmel bir anlatım, bakın; “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor, bunu söyleyen bir komünist, mükemmel bir anlatım. Ne kadar canının yandığını ve ne kadar yıkıcı etki yaptığını bir düşünün artık. “Fransız İhtilali onun yanında bir hiç, hepsi hikaye” diyor yani “Fransa’nın savaşa girmesi de hikaye, konu bu” diyor, maşaAllah.
“Değerli Muhammed Adnan Arslanoğulları Hocam nasılsınız?” diyor, hay maşaAllah, doğru, soyadım Arslanoğulları. Normalde Arslan da dedemlerin gösterdiği kahramanlıktan dolayı Arslanoğulları soyadı verilmiş. Bu 93 harbindeki gösterdikleri kahramanlıktan dolayı, inşaAllah. Normalde Arslan soyadım. Çünkü annemin, babamın evlenme cüzdanında Arslan diye geçiyor, inşaAllah. Araştırınca baktım dedem; Arsloniko. Arsloniko kim, dedik, baktık seyyidler şeceresi yapılmış, Rusya seyyidleri tespit etmiş, listesini çıkarmış, dedem üçüncü sırada. Şehit edilmeleri için hazırlanmış, onlar da kaçmışlar tabii, çok iyi yapmışlar.
“Muhterem Hocam, biz de sizi ailece izliyoruz. Hocam, bir de soru sormak istiyorum. Hz. Mehdi (a.s) devrinde, tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen bir insan tarikata girmeli midir? Tarikata girmek manevi olarak ilerlemenin mutlaka şartı mıdır?” Ömer Yılmaz. Gerçek tarikat kalmadı, gerçek tarikat çok azdır. Onlar da zaten yetkiyi; Hz. Mehdi (a.s)’a verdiler. Muhammed Raşit Erol Hazretleri diyor; “Biz idare ediyoruz, gerçek hidayet şu an Hz. Mehdi (a.s)’ın elindedir. Gerçek irşat görevini yapacak odur. Biz çoluk çocuk nasıl idare edilirse öyle idare ediyoruz” diyor. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanmak en akılcı yoldur, en doğru yoldur, en sağlam yoldur ama tarikata da girdiyse, tarikatlar zaten tarikat vasfından çıkmış, okul haline gelmiş, yani sevgi okulu, şefkat okulu, merhamet okulu, güzel ahlak okuluna dönüşmüş, bu vasfıyla olur, çünkü tarikat vasfı kalkmış. Zaten tarikatlarda, artık icazet de verilmiyor. Yaklaşık 50- 60 yıldan beri icazet de verilmiyor, yok, herkes biliyor, inşaAllah. Ali Haydar Efendi, Mahmut Hocamız’a icazet vermemiş. Yazılı icazet olur böyle çok uzun, on metre, on beş metre uzun icazet olur, el yazılı çok fazla imzalar, belgelerle, bazen beş metre, dar enli icazet olur, katlanır uzun, öyle icazet olması lazım, tarikatlara öyle gelir. Vermiyor Şeyh Efendiler, vermediler, hiç kimseye vermediler. Muhammed Raşit Erol Hazretleri de, o da vermedi icazet. Mesela O, hakiki Şeyhtir ama icazet vermedi. Görevdekiler vekildir şu an, vekiller idare ediyorlar.
ALTUĞ BERKER:Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin, Sızıntı Dergisi’nde Haziran 1979’da Hz. Mehdi (a.s)’a işaret eden bölümlerinden okuyorum Hocam. Şöyle diyor; “Ama dikkat et, sanki her gözyaşı rahmet dökülür gibi zemini sulamakta, etrafa yavaş yavaş bir bahar kokusu yayılmakta, kulaklarda da bir diriliş uğultusu duyulmakta. Hani derin nefes alan ve daha kışta gelecek bahara kulak kabartan, öyle dememiş miydi? İşte onun müjdeleri” diyor Fethullah Hoca Efendi diyor ki; “Toprağın ve tarihin davetine icabete hazırlandık ve hazırlık için de didinenleri gördük. Müjdeler olsun, baharları zorlayanlar gibi bu gayretlerin de mahşeri vicdanı köke bağlı bir silkinişle harekete getirir bulduk” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
“Muhterem Hocam, Selamun Aleykum. Şahsım, Enver Ören ile 25 yıl birlikteliğimizde, kendisini rahatlatacak çok hizmetlerde bulunmama rağmen” evet “bir kitap yazdım” diyor. Her halükarda Müslümanlara tabii yine şefkat duymak lazım, iyi olmaları için gayret etmek lazım. Onları moral çöküntüsüne götürecek, şevklerini kıracak yahut işte sen kötüsün, iyice beter hale geldin değil de, “Yanlışın bu, düzelt, sevelim, daha iyi olalım” demek lazım. Yani yıkıcı olmak, Müslüman için tehlikeli olur, öyle değil. Tamam, onların hatası olabilir, “şudur hatan” dersin, anlatırsın, daha iyi olmaları için yol gösterirsin, yardımcı olursun, toparlansınlar. Batsın, çöksün, mahvolsunlar mantığı bu çok yanlıştır. Hangi cemaat olursa olsun mutlaka muhafaza etmeye çalışmak lazım, tamire çalışmak lazım, yıkmak değil. Yıkarsan yerine dinsiz, imansız bir şeyler gelir, batar, yazık değil mi? Dinsiz olmasındansa hiç olmazsa o şekilde kalmaları daha iyidir, değil mi? Biz her şeyde hayır ararız, hayır bekliyoruz. Yani özetle, hangi cemaat olursa olsun tamir edip, iyi hale gelmesini istemek lazım, yıkıcı olmamak lazım.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrardan devam edeceğiz.
SUNUCU:Programımıza devam ediyoruz inşaAllah, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:“Selamun Aleykum can Hocam. Lütfen, tavsiyenizi bekliyorum. Vesilenizle ilmim arttı, sizden öğrendiklerimi tüm çevreme aktarıyorum.” Yani çok gayret ediyormuş, kardeşimizi bazı kişiler engelliyormuş. “Allah benim yardımcım, inşaAllah. Yolumdan Allah’ın izniyle çeviremezler. Ne tavsiye edersiniz? Sizi çok seviyorum” diyor, Sevil Hanım. Mümin öyle olur tabii, hak olan, doğru olan bir şeyde taviz olmaz, değil mi? İnşaAllah. İnsanların hatırı değil, Allah’ın hatırı; “halkın hatırı değil, Hakk’ın hatırı alidir” denir. O ünlü bir sözdür; “Halkın hatırı değil, Hakk’ın hatırı alidir, yücedir.” Allah’ın hatırı önemlidir.
7 bin yılla ilgili özetle kardeşimiz sormuş. “1 buçuk milyon yaşında insan kafatası var, nasıl oluyor?” diyor. Zaten onlar maymun kafatası, insan değil, insana çok benzeyen maymunlara ait kafatasları. Benim homosapiens ile ilgili, modern insanla ilgili kanaatim en fazla 100 veya 200 bin sene önce çıkmış, 200 bin sene makul. Dolayısıyla 7 bin yıl bir takvimdir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği bir takvim başlangıcı. Hz. Nuh (a.s) devrini esas alıyor olabilir, Hz. İbrahim (a.s) devrini esas alıyor olabilir, Hz. İbrahim (a.s)’ın doğumu olabilir, Hz. İbrahim (a.s)’ın hicreti olabilir. Nasıl Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicretini esas alarak biz bir takvimle karşı karşıyaysak, hicri diyoruz mesela hicri 1432’deyiz. “Başlangıcı nedir” diyoruz, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicreti. Demek ki oluyormuş takvim. O da Hz. İbrahim (a.s)’ın hicreti olabilir, 7 bin yıl önce Hz. İbrahim (a.s)’ın hicretidir, bir vakittir o. Peygamberimiz (s.a.v.), vakti belirlemek için onu söylüyor. “7 binden 5600 yıl geçti” diyor. Bu ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Hz. Mehdi (a.s)’a yardım etmek için Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediği bir hadis. Hz. Mehdi (a.s)’ın vakti belirlemede, insanlara vakti ispat etmede kullanması için Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s)’a yardım amaçlı bu hadisi söylemiştir. Bu diğer yıllarda kullanılacak gibi bir hadis değil, sadece Hz. Mehdi (a.s) devrinde kullanılacak gibi bir hadistir bu. Çünkü bakın, 1400 seneden beri bu hadis biliniyor; “5600 yıl geçmiştir” hadisi biliniyor. Ama vakit şu an buraya gelince, hicri 1400’e gelince, 7 bine dayanınca, 7 binin bitmesine ne kalmış? 70 yıl kalmış. O zaman Mehdiyet, bu yüzyılın dışında mümkün değil. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın çıkışının başka bir yüzyıla alınması mümkün değil ve İmam-ı Hanbel gibi büyük mezhep imamı bunu söylüyor ve hadis imamı. İmam-ı Hanbel çok büyük alim. Birçok alim söylüyor fakat asıl nakletmesi açısından, bildirmesi açısından, onun söylemesi çok hayatidir. Peygamberimiz (s.a.v.), “5600 yıl geçmiştir” diyor, onu naklediyor, bitti. Bu 5600 yıl ile ilgili hadisi herkes ezberlesin, herkes herkese de anlatsın, sayfalarını da söylemiştim. Bunun çok üstünde duralım, konuyu kökten halleden bir hadistir ve bundan korkuyor adamlar, anlatmak istemiyorlar. Birçok vatandaş yani İttihad-ı İslam’a karşı olan insanlar, Türk İslam Birliği’nin bu yüzyılda olmasını istemeyenler, bu hadisten acayip geriliyorlar, çünkü çok çözücü bir hadistir. Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki’nin kitabı fakat Suyuti’den naklediyor bakın, Suyuti’nin tasdik ettiği bir hadis. Suyuti; “sahih hadis” diyor. İmam-ı Hanbel; “sahih hadis” diyor. Ali Bin Hüsameddin El Muttaki; “sahih hadis” diyor. Elmalılı Hamdi Yazır; “sahih hadis” diyor. Bu, bütün hadis alimlerinin ittifakla kabul ettiği bir hadistir. Ne diyor? “Ahmed İbn-i Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti, Peygamberimiz (s.a.v.) ferman etti ki; Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.” Bitti. Bakın diğer hadislerde 7 bin yıllık bir vakit veriyor, netleştirmek için de; “5600 yılı geçmiştir” diyor. 7 binden 5600 çıkarttığında; 1400 kalır. “1400 ile 1500 arasında, her şey bitiyor” diyor. Bediüzzaman ne diyor? Bediüzzaman da aynısını söylüyor. Onun için bu hadisi herkes ezberlesin, herkes birbirine anlatsın. Üçkağıtçı, sahtekar takımını kıstırmada, çok iyi bir delil. Çok fazla delil var ama güçlü delillerden birisi de budur. Bir de Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği alametlerin aynısıyla çıktığını anlatmak, sürekli anlatın. Ben anlatacağım, 3 yıl, 5 yıl anlatırız benim kanaatim. Çünkü bayağı kalın kafa, odun kafa, taş kafa adamlar var. Şimdi biz zeki, hemen kavrayanlara anlattığımız gibi, ahmaklara da anlatıyoruz. Ahmağın kafası bazen 5 yılda açılır, bazen 6 yılda açılır, tıkanmış kafası. Ahmak kafasını sökünceye kadar da uğraşacağız. Kasten anlamayan o ayrı mesele, cahilliğinden anlamayan ayrı ama hinliğinden anlamayan ahmaklara, yıllarca anlatacağız, inşaAllah.
Necip Fazıl’ın şiirinden alıntı yapmış kardeşimiz. “Necip Fazıl diyor ki; ‘Tam 30 yıl uyumuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.’ Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Hz. Mehdi (a.s)’ın 30 yılını kaçırdım, onu takip edemedim. Üstat Necip Fazıl Kısakürek sanki bizim bugünkü halimizi yazmış. Duanıza muhtaç Sinan kardeşiniz” diyor. Necip Fazıl bence, samimi söylüyorum, gelmiş geçmiş en büyük şair. Varsa bana söylesinler, “şu” desinler, konuşalım. Komünist olmasına rağmen, bir güzel şair daha var, şiiri hakikaten güzel olan bir insan, kim?
ALTUĞ BERKER:Nazım Hikmet.
ADNAN OKTAR:Evet, hakikaten adam, şahane şiir yazıyor, çok çok şahane. Onun ünlü şiirini, rahmetli Cem Karaca şarkı haline getirmişti; “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda”
ALTUĞ BERKER:Berkeley’e çok kızmış ama Nazım Hikmet Hocam. “Algılar dünyasıdır” deyince ona bir şiir yazmış, çok ağır konuşmuş.
ADNAN OKTAR:Çünkü Berkeley, onun bütün sistemini yerle bir etti. Komünist sistemi yerle bir eden açıklamadır, maddenin hakikatini açıklamamız, bayağı ciğerlerine oturdu. O tabii biraz kapalı anlatmıştır, ama buna rağmen bu düşünce, Lenin’in de çok canını yakmıştır. Lenin diyor; “Sakın bu konuya girmeyin, bütün sisteminiz alt üst olur ve baş edemezsiniz de” diyor, maddenin hakikati konusuna yani görüntünün beyinde oluşması. Lenin, sen kabul etsen de, etmesen de görüntü beyninde oluşmuyor mu? Örtbas etmekle nereye varacaksın? Kaçacağın, göçeceğin bir yer yok, gerçekçi ol, akılcı ol, değil mi? Marks da bu konudan darlanmıştır, Lenin de çok darlanmıştır. Daha da darlanacakları olaylar gelişti. Çünkü maddenin dışarıda saydam olduğu anlaşıldı, ayrıca dışarıda renk olmadığı ve daha da vahimi onlar için, ışık olmadığı anlaşıldı. Ciğerlerine lök gibi oturdu, değil mi? Hamur yemiş deveye döndüler, Marks da, Lenin de ne yapacaklarını şaşırdılar. Maddenin hakikati çok hayatidir. Dışarıda madde simsiyah karanlıktır. Renk de yok dışarıda. Beynin içerisinde, şu kadarcık yerde oluyor görüntü, ufacık. Şimdi, Leninizm’in teorileriyle, bu gerçek bir araya geldiğinde adama ne oluyor? Beyni tepe taklak, uçuyor havaya, o yüzden; “Bak, bu konuya girmeyin, düşünmeyin, araştırmayın, sakın yanaşmayın” diyor Lenin. “Aman ha aman, mahvolursunuz, bu konuya girerseniz sizi dümdüz ederler” diyor. Sen banyo yaptığın yere kadar kaç, yine geliriz, yine anlatırız, değil mi? Nitekim vefatına yakın resimleri var, kafayı çizdi, inşaAllah. Var mı sende resmi? Zaten görüntüde de çizdiği anlaşılıyor yani iftira olarak söylemiyorum. Çoluk çocuk seyrediyorsa aileler çocukları biraz kenara alsınlar, çünkü Lenin’in resmini göstereceğiz. Korku filmi gibi ne olmuş öyle ona?
“Geçen 2-3 yıl içerisinde, Hz. Mehdi (a.s)’ın 2010’larda, 2015 gibi çıkacağı söyleniyor ama şimdi Şeyh Yasin Hocamız’ın konuşmalarından görüyoruz ki, 2020’ler bu sefer gündeme geldi, bu gittikçe bir çelişki halini aldı” diyor. Koçyiğit, canım, ciğerim hadiste çelişki yok. Senin kafanda çelişki var. “40 yıl” diyor 40, 1980’e 40 yıl ekle, ne yapar? 2020 yapar. İlkokula yeniden kaydettireceğim seni. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “deccaliyet 40 yıldır” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın mücadele edeceği yıl; 40 yıl. Bu söylenenler, o safhalarıdır, 2-3 yıl içerisinde. 2015’ler, 2017’ler safhalarıdır. Safhalarla ilgili de hadisler var, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Buldum Hocam resmini.
ADNAN OKTAR:Bakayım, göster. Bu nedir böyle kardeşim? Gören çoluk, çocuk olmasın, aileler tedbir alsın. Evet, tam delirdiği dönem.
Harun, sen yine kerata yanlış isimle yazıyorsun. İsmin de Harun değil. Ne olur, ismini yazsan ne olur kerata? Cübbeli’nin takımdan. Bunlar İttihad-ı İslam olmayacak demeyi, Türk İslam Birliği olmayacak demeyi, marifet haline getirdiler. 2020’lerde Cübbeli, bakın ne hale gelecek. İnşaAllah, Allah ömür versin de görsün. İttihad-ı İslam’ın olduğunu göreceksiniz. Tam Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği gibi, Bediüzzaman’ın dediği gibi. Bediüzzaman da bunu açık açık söylüyor, hadisler de çok nettir; 40 yıl. Zuhur tarihi belli ve deccaliyetin 40 yıl içerisinde, Hz. Mehdi (a.s)’ın faaliyetinin 40 yıl içerisinde olmasıyla ilgili hadisler çok fazladır. Hz. İsa (a.s) da 40 yıldır. Bakın, Hz. İsa (a.s)’da 40 yıl, Hz. Mehdi (a.s)’da da 40 yıl, deccaliyetin yıkılışında da 40 yıl. Hepsinde de 40 yıl sabittir. Onun için oradaki üslupta bir şey yok. Cübbeli Ağabey’inin yanına otur, bekle, göreceksin inşaAllah. İstersen beraber Malta Adası’na gidin, ne yapıyorsanız yapın, inşaAllah, siz Malta Adası’nda gezerken, biz İslam’ı anlatmaya devam edeceğiz. Siz Alplerin tepesinde, kiliselerde gezerken, biz tebliğ yapmaya yine devam edeceğiz. “Camiden, cemaatten bıktım, usandım, onun için tatile çıktım” diyen şeyhinizin arkasından siz gezinirken, biz yine tebliğ yapmaya devam edeceğiz, dini anlatmaya devam edeceğiz. Barışı, kardeşliği, sevgiyi, demokrasiyi savunma aşkımız sonuna kadar devam edecektir. Müslümanlarda, vazgeçmek asla olmaz.
Aydın Güler; “Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’dan, deccaldan, ahir zamandan bahsedeceğinize, İttihad-ı İslam’dan, Türk İslam Birliği’nden bahsedeceğinize, iman hakikatlerinden bahsetsenize” diyor. “Daha güzel olmaz mı?” diyor. Aydın Güler. Aydın senin bu aklına ben güleyim. Ben sana ne diyeyim? Bu, iman hakikati değil mi? İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği, Mehdiyet, Peygamber (s.a.v.)’in söylediklerinin aynısıyla çıkması bir mucize değil mi? Kuran’ın mucizesi değil mi? Kuran’ın hangi sayfasını açarsak, Mehdiyet’ten bahsetmiyor mu? İttihad-ı İslam yoksa zaten din yoktur. İttihad-ı İslam’ı savunmuyorsa bir adam, Müslüman olamaz. “Ben İttihad-ı İslam’a karşıyım” diyorsa, Müslüman olamaz. İman Hakikati Bediüzzaman’ın bütün çalışmaları, faaliyetleri bunun için olmadı mı? İttihad-ı İslam’a kendini adamadı mı? Bediüzzaman’ın bu yönünü niçin ört bas ediyorsunuz? Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslam ile ilgili anlatımına bir bakın bakalım. “Bu devirde, en büyük farz vazifedir” diyor. Siz işinize geleni alıyorsunuz keratalar. Badem bıyığını yağlıyor ondan sonra höpürdeterek çayını içsin, yan gelip yatsın. Ondan sonra Müslümanları pasifize etmeye çalışsın. İman hakikati demek ne demek? Kuran’ın mucizeleri nedir? İman hakikatidir. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerinin aynısıyla çıkması nedir? İman hakikatidir. İttihad-ı İslam’ı yayıp hakim, ediyorsun, anlatıyorsun, bu zaten Kuran’ın hükmünde, en büyük farz vazifesidir. Dolayısıyla İman hakikati diye sizi şeytan aldatıyor. Mehdiyet zaten İman hakikatini anlatarak, insanları İttihad-ı İslam’a, Türk İslam Birliği’ne çağıran bir harekettir. Bediüzzaman, iman hakikatlerini anlatıyor. İman hakikatleri içerisinde, deccali de anlatıyor, Mehdiyet’i de anlatıyor, Hz. İsa (a.s.)’ı da anlatıyor ve o mucizelerle insanların imanı tahkiki hale geliyor. Bakıyorlar ki; Hz. Mehdi (a.s), hakikaten gelecek, hakikaten İttihad-ı İslam oluyor, Peygamber (s.a.v.)’in hadisleri aynısıyla çıkıyor, o zaman imanları artıyor. Siz ört bas ediyorsunuz, kapatıyorsunuz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini gizliyorsunuz. O zaman senin anlattığın, iman hakikati olmaz. Sırf böcekleri, kuşları anlatarak olmaz. O zaman, böceklerdeki, kuşlardaki harikayı, bir Budist de anlatır. Bir başka adam da anlatabilir. Yani Allah’a inanan insan çok. Allah’a inanırken, kainattaki harikaları anlatıyor. Ama adamlar, İttihad-ı İslam’ı istemiyor değil mi? Yani dini kabul etmiyor. Dini kabul etmiyor ama Allah’ın varlığını kabul ediyor. İman hakikati tabii ki var ama iman hakikatleri içerisinde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ve Kuran’ın mucizeleri çok temel bir konudur. O dinin hak olduğunun delilidir. Peygamber (s.a.v)’in hak olduğunun delilidir. Peygamber (s.a.v.) niye mucize gösteriyor? Hak Peygamber olduğunu göstermek için. Kuran’ın kendisi neden mucize? Hak olduğunun anlaşılması için. Kuran’ın taklidi yapılamıyor. Mesela Allah Kuran’ın taklidini yapabilecek şekilde de yaratabilirdi ama mucize olarak, taklidi yaratılamayacak şekilde yaratılıyor. Neden? İnsanların mucizeye ihtiyacı vardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediklerinin aynısıyla çıkması, bir mucizedir. Mesela “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor, kesiliyor. “15 gün arayla ay, güneş tutulmaları olacak” diyor, oluyor. Say.
ALTUĞ BERKER:“İran, Irak savaşı olacak” diyor, oluyor. “Afganistan işgal edilecek” dedi, oldu. “Hac kana bulanacak” dedi. Hepsi 1400’ün başında oldu. Tam başlarında inşaAllah. Halley Kuyruklu Yıldızı geçti, tam söylediği gibi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. İkinci olarak, Lulin Kuyruklu Yıldızı geçti. Doğuda ateşin görülmesiyle ilgili, Kuveyt’in işgalinde, petrol yanmaları oldu. Boğazda İndependenta gemisi patladı. Tarihte ilk defa olan, bir şey.
ADNAN OKTAR:İstanbul tarihinde ilktir, tabii bu kadar büyük yani denizde olan büyük bir yangın yok. Yani bu kadar, bir anda gündüz gibi aydınlatan bir ışık oluşmamıştı. İlk defa oldu. Tozlu, dumanlı fitne yine oldu. Bunlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizeleridir. Siz bu mucizeleri örtüyorsunuz, Bediüzzaman’da anlatıyor. 5. Şua da anlatılan hep mucize değil midir? 5. Şua, Risale-i Nur’un adeta kalbidir. Yani oradaki anlatımlar, Risale-i Nur’un temelini oluşturan anlatımlardır. Yani Bediüzzaman’ın talebelerinin bir kısmı, hatta Hz. Mehdi (a.s) bilmişlerdir. Bediüzzaman’da onlara neden Hz. Mehdi (a.s) olmadığını anlatmıştır. Yani çok detaylı anlatmıştır. Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini, samimi olanlar anlamıştır ama samimiyetsiz olanlar, ört bas etmek istemişler. Bir kısmı hakikaten anlayamadığı için, anlamamıştır. Ayrı mesele. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerinin ortaya çıkması iman hakikati, Kuran mucizelerinin ortaya çıkması; iman hakikatidir. Bakın biz, Kuran mucizelerini anlatıyoruz, bu da bir iman hakikati. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün hadisleri yani yüzlerce hadisi aynısıyla çıkmıştır; iman hakikatidir. Sağlıkla ilgili hadisleri vardır. Doğru çıkmıştır; iman hakikatidir. Bilimle ilgili izahları aynısıyla çıkmıştır; iman hakikatidir. Bunların adına iman hakikati denir. Ama ayrıca böceklerdeki, kuşlardaki sanatı da anlatırsın, ki bu Mehdiyet’in bir yönüdür zaten. Fakat siz bir kısmını alıp, bir kısmını almak istemiyorsunuz. Peygamber (s.a.v.)’in mucizelerini örtbas etmek istiyorsunuz, sadece canlılardaki harikaları anlatalım. Çünkü o size bir rahatsızlık vermiyor. Kuşların hayatını anlatırsa, karısıyla o evde sarımsağı dövüyor, karısı da köfteleri hazırlıyor, oğlanlar da orada şakalaşıyorlar, evin içerisinde, mutlu bir aile hayatı olmuş oluyor. Onlar da “karşısındakı,” gibi diyerek, ondan sonra bülbüllerin ötmesi, kuşların ötmesi bunlara dokunmuyor, tabii, rahatsızlık vermiyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedildiğinde, malını harcaması gerekiyor, mülkünü harcaması gerekiyor, gerekirse evlenmeyecek, gerekirse çileye girecek, riske girecek, İslam’ı anlatırken belki başı belaya girecek, birçok şeyini kaybedebilecek, geceli, gündüzlü çalışması gerekebilecek. Dolayısıyla ağzının tadını kaçıracağını bildiği için, Mehdiyet konusu İttihad-ı İslam’a girmek istemiyorlar. Cübbeli de öyle, cemaatini bundan geri tutmak istiyor. Çünkü mutluluklarını bozuyor, bu. Adam şimdi turistik gezi yapacak. Şimdi, deseler ki ona; “madem Hz. Mehdi (a.s) çıktı, senin Malta Adası’nda ne işin var?” deseler, açıklayamaz. Onun için, ne demesi gerekiyor? “Hz. Mehdi (a.s) yok. Ben de turistik geziye çıktım” diyor. “İttihad-ı İslam da yok, işimiz, gücümüz yok, camiden, cemaatten sıkılıyorum, geziyorum” diyor adam. Alp Dağlarına niye çıktın diyorsun, “Allah öyle diyor” diyor. “Kuran’da öyle geçiyor” diyor. Türkiye’nin her tarafı dağ dolu.
ALTUĞ BERKER:“Cehaletin lüzumu yok” diyor.
ADNAN OKTAR:“Cahilliğin, cehaletin, lüzumu yok. Lüzumsuz konuşuyorsun” diyor. Onun Malta’ya gitmesi çok lüzumlu. Alplerin tepesine de çıkması çok lüzumlu. Ama bizim ona, böyle şeylere masraf niye yapıyorsun. Boş vakit niye harcıyorsun, İttihad-ı İslam’ı vakit dar, vakti en iyi şekilde değerlendir, tebliğ yap, oralara harcadığın, milyonlarca, milyarlarca lira parayı götür, İslam’ın, Kuran’ın menfaati için kullan. Değil mi? İnşaAllah. Her yeri sürekli geziyor. Gezme hastası böyle. Ona harcayacağın parayı, Kuran’ı İslam’ı yaymaya harca. Ona harcayacağın vakti İslam’ı Kuran’ı anlatmaya harca, İttihad-ı İslam’ı anlatmak için, harca. Bu onu sıktığı için, kendi ve ekibine bu tip şeyler söylüyor. “Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak, 700 yıl sonra çıkacak. Siz işinize, gücünüze bakın, gezin” diyor. “Turistik gezi yapın. Eğlenin, evlenin, işinize, gücünüze bakın” diyor. Konuşmasında var ya; “Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmasını siz istemezsiniz” diyor. “Evleniyorsunuz, evler yapıyorsunuz, istemezsiniz” diyor. Onunla ilgili konuşmaları yayınlayın da, kardeşlerimiz biraz bu konudaki samimiyetsizliklerini bir görsünler, o ekipten yazı yazan kerata da, olayın durumunu daha iyi görsün.
-VTR- Cübbeli, birkaç yıl öncesine kadar Hz. Mehdi (a.s)’ın her an çıkabileceğini şöyle söylüyordu.
ADNAN OKTAR:Demek ki, Müslümanlardan esaslı bir kitle, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı tavır alacaklar. Hz. Mehdi (a.s) konusunu örtbas etmek isteyecekler. Hz. Mehdi (a.s) konusunu bambaşka şekle sokmaya çalışacaklar ve iki sınıf insan olacak; bir deccal taraftarı, bir Hz. Mehdi (a.s) taraftarı olacak. Bu doğru mu? Doğru, evet. Bir kısmı bilmeden deccale tabi olacak, bir kısmı bilerek tabi olacak. Biz bilmeyerek tabi olanları, uyarmaya çalışıyoruz. Haberi olmadan, tabi olanları uyarmaya çalışıyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.), ahir zamanda olacak iki sınıf insandan bahsediyor, iki bölük insandan bahsediyor. Yanlışsa söylesinler. İman hakikatleri anlatıyoruz diye, çok samimiyetsiz böyle uyuşmuş bir üslup geliştirmişler. Sakin sakin ne şevk var, ne heyecan var, kendi aralarında da bölünüyorlar, birbirlerine karşı sevgileri de yok. Çünkü İttihad-ı İslam’ı istemediğinde, Allah bereketi kaldırıyor, ruhlarındaki Allah o gücü alıyor, Allah içlerindeki o enerjiyi yok ediyor, basiretlerini-ferasetlerini Allah kapatıyor. Mehdiyet’e tabi olunca, o bir anahtardır. Bir insan Mehdiyet’e tabi olduğunda, beyni açılır, özel bir güç kazanır. Mesela Resulullah (s.a.v.) zamanında olsa, Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabi olmadan, adam; “ben Müslüman’ım” diyorsa, Allah onun basiretini kapatır. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Hz. Mehdi (a.s) varken, ona tabi olmayan, onu tanımadan ölen, cahiliyet ölümü ile ölmüş gibidir” diyor. Açık hadis, meşhur hadis inşaAllah. Hayati bir konu olduğu için, biz de hayati öneme sahip bir konuyu, sürekli gündemde tutuyoruz. Deccaliyet de sürekli örtbas etmeye çalışıyor, biz de sürekli açmaya çalışıyoruz. Deccaliyetin gücünün karşısında bizim gücümüz, milyonda bir ama onu, katrilyon kere takla attırıyoruz değil mi? Deccaliyet, bin bir türlü bahaneyle, var gücüyle örtbas etmeye çalışmıyor mu? Kimi diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s) çıktı”, kimi “çıkmayacak”, kimi “7000 yıl sonra çıkacak”, kimi “700 yıl sonra çıkacak”, kimi bahsetmeye gerek yok diyecek, kimi “ne gerek var, işte ekonomik konular var, onlarla ilgilenelim” diyecek. Demek ki, deccaliyet değişik yöntemler uyguluyor. Bir kısım insanlar, bilmeden, haberi dahi olmadan, deccale uyarlar. Biz, bu belanın içine girenlere kurtarmaya çalışıyoruz inşaAllah. “Bin dört yüze, bir yıl var. Yaklaştı, zamanımız” diyor Necip Fazıl Kısakürek, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışıyla ilgili bakın ne diyor: Hicri 1400’e, 1979. Çünkü 1979’da Hicri 1400’e girilmişti.
ALTUĞ BERKER:21 Kasım galiba Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, 21 Kasım. 21 Kasım 79. Bakın rahmetli Necip Fazıl Kısakürek ne diyor:“ Bin dört yüze bir yıl var. Yaklaştı, zamanımız. Bu asırda gelir mi dersiniz kahramanımız” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın 1400’de çıkacağını, açık açık söylüyor. Kardeşimiz de diyor ki; şiiri devam ettirmiş: “İki bin yirmiye on yıl var. Yaklaştı yıllar. İşte geldi kahraman.” İşte güzel şiirini tamamlamış. “Hocam, bunu temenni ve hüsnü zan olarak kabul edin” diyor. İnşaAllah ama hüsnü zannın ayarını, iyi oluşturmak lazım. İnsanlar tabii sevdiklerini Hz. Mehdi (a.s) olarak görürler. Hz. Mehdi (a.s) olarak görme eğilimindedirler ama aleniyetten kaçınmak lazım, inşaAllah.
“Sevgili Hocam hayırlı sabahlar. Ben Konya’dan Burak Atlı. Sizi çok seviyoruz. A9 Televizyonunu sürekli izliyoruz ve Türk İslam Birliği’ni canı gönülden istiyoruz. Her söylediğinizi yapmaya çalışıyoruz. Dualarımızı, Müslümanların birlik ve beraberliği için yapıyoruz. Saygılar sunar, ellerinizden öperim.”
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammet canım Adnan Hocam. İttihad-ı İslam için dua ediyorum inşaAllah. Sizi Allah için, çok fazla seviyorum.” Şenay Hanım söylüyor. Kardeşim İttihad-ı İslam’ı savunmadan, Müslümanlık olmaz. Müslüman, dünya hâkimiyetini isteyecek. Bakın ayet açık.”Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Cehd edin, gayret edin” diyor Allah. Yani ikinci bir yolu yok. Nur Suresi’nde de açık açık belirtiyor Allah. Nur Suresi’nin 55. ayetinde ve birçok ayette sarihtir ve Kuran’ın bütününe hâkimdir İttihad-ı İslam. İslam, dünya dinidir. Yani Müslüman, İslam’ın dünya hâkimiyeti için, geceli gündüzlü gayret edecek, İkinci bir yolu olmaz. Öyle gevrek sesli tipler, iman hakikati anlatıyoruz diyerek, kenara çekiliyor; “kuşların sesine bak” Bilmem ne diyerekten. Tamam kuşların sesi çok güzel. Sen İttihad-ı İslam’ı istiyor musun? O, yok. Hz. Mehdi (a.s)’ı istiyor musun? Yok. Deccaliyetin farkında mısın? Yok. “Geldi, geçti bunlar” diyor. Ne kadar kuş varsa, tepende buğday yesin ne diyeyim yani değil mi? İman hakikati tabiî ki hayati bir konu ama en önemli bölümlerini sen geçiyorsun. Peygamber (s.a.v.)’in varlığını ortaya koyan delillerdir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizeleri. Peygamber (s.a.v.) niye mucize göstermiş, Kuran’da niye mucizeler var? İmanımızın artması ve kanaat getirmemiz için var. Biz de Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini anlatıyoruz. Din olmadan, İman Hakikatleri olur mu? Yani, “sırf Allah’a inanıyorum ama dine inanmıyorum” diyorsa, bu küfürdür. Bunu istediği kadar desin.
ALTUĞ BERKER:İttihad ile ilgili bir ayet okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet oku.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.” (Şura Suresi, 39 )
ADNAN OKTAR:Bak, sen, Müslümanlara Afganistan’da saldırıyorlar, birlik oluyor musun? İlimle, bilgiyle, fikirle karşı koyuyor musun? Yok. Ancak çiğ köfte yaparsın, tavana atarsın, oradan çıkarır kazır ondan sonra, yarısını karısına, yarısını kendine, ondan sonra, midem yanıyor diyerek mutfağa koşar, üstüne pastil alır, kafa bu, mantık bu. Yani bazı tipleri kast ediyorum, onlar kendilerini biliyorlar. Yoksa ikinci bir anlamı yok. Yani insanlar böyle kurnazlık yapmayı iyi bilirler, yani şeytani kurnazlıkları, o kurnazlıkları ben tepelemeye çalışıyorum, ona karşı ilmi ve akılcı anlatımlar geliştiriyorum. Oyun oynuyorlar. Çünkü zor olan kısımlardan, işine gelmeyen kısımlardan kaçıp, dini hüviyet vermeye çalışıyorlar. Mesela bakın Cübbeli ne diyor? Yer yerinden oynuyor, yangın bütün dünyayı sarmış, “Allah’ın emri” diyor, “dağları görmem lazım benim” diyor. Hangi dağları istiyorsun? “Alp dağlarına çıkmak istiyorum” diyor. Yani bu çok samimiyetsiz bir üslup. Bunu adamlar anlamıyor, milyarlarca para harcayıp, Alp Dağları’nın tepesine çıkarıyorlar. “Allah diyor” diyor, “Allah’ın emri bu” diyor. “Arkasından “haydi yürü, Malta adasına gideceğiz” diyor, “denize gireceğim” diyor “o da Allah’ın emri” diyor. Yayınlayın o, “lüzumu yok lüzumu yok” dediği şeyi. Ya gıcık oluyorum yani, ne diyeyim? Bunu nasıl anlamazlar yani inanamıyorum, gözlerime inanamıyorum.
VTR: Cübbeli; Alp Dağları’na ve Malta adasına tatile gitmesini tevil ediyor.
ADNAN OKTAR:Böyle ince oyunları tespit edip, tabii deşifre etmek, çok hayati bir konu oluyor. Müslümanların başında böyle bir sıkıntı var. Bu Usame bin Ladin’i, Hz. Mehdi (a.s) ilan etmişlerdi, internet sayfalarını doldurmuşlardı, “Mehdi geliyor, Mehdi uçuyor.” Ben dedim, açıkladım, Hz. Mehdi (a.s) değil bu adam dedim ve amaç da bu dedim. “Yok, illa Hz. Mehdi (a.s)” dediler. Bak Türkiye’de de milyonlarca insan olmasa da, az sayıda insan, onun Mehdiliğini ilan ettiler, İslam aleminde de öyle. Buyurun şimdi ne oldu? Değil. Yani, şimdi Cübbeli’yi de bir türlü kavrayamıyorlar, bir kısım insanlar, bu tip kafadaki insanlar. Tabii bizim amacımız sırf Cübbeli’yi anlatmak değil, bu tip mantıksız ve samimiyetsizliğin ortaya konması içim anlatıyorum. Yoksa garibanın teki, oturup ben onu etkisiz hale getirecek yani nötr hale getirsem, bir şey değişmez İslam aleminde, çok büyük bir fütuhat olmaz, bu alelade bir şey olmuş olur yani, herhangi bir şey olmuş olur. Ama bu zihniyet, İslam aleminde çok büyük bir dert. Yani bunun kafası çok büyük bir dert. Cübbeli kafası, astronot kafası. Bazen alışkanlıkla Cübbeli diyorum, siz beni uyarın, astronot. Yani mutlaka astronot olarak hitap edeceğiz inşaAllah, alışalım. Bu filmlerde de astronot olarak çıkartın ki, dilimiz Cübbeli Cübbeli diye gitmesin. Çünkü astronot denmesi onun daha hoşuna gider, modern olmak falan. Baksanıza, “cahilliğin lüzumu yok, kültürsüzlüğün lüzumu yok” diyor. Adam, kültür deryası. Diyorlar ki, “evrim hakkında ne düşünüyorsunuz?” diyorlar, sakallarını kaşıyor, “evrim ne ki?” diyor. Kültür deryasını görüyor musunuz? Evrimden haberi yok daha, deccaliyetten haberi yok.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Benim Kuran, ilim, sevgi ve şefkat öğretmenim. Peygamberim (s.a.v.)’in gül kokulu torunu, Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” Ne güzel ifade, ne güzel sevgi bu, maşaAllah. “Gündüz program yayını iş yerimize huzur, bereket ve inşirah getirdi, elhamdülillah. Hocam sorum şu: Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra yine Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatına kadar faaliyetlerine devam edecekler mi? Ve yine sayıları 313 kişi mi olacak?” Yok başlangıçta 313 kişi, o belirli bir dönem yani, Hz. Mehdi (a.s)’ın koza dönemi vardır, bir de kozadan çıkma dönemi vardır. Orada 313 kişi kalmaz tabii. Yani, Bediüzzaman; “milyonlarca seyyidlerin iltihakıyla” diyor. Ama hep böyledir. Mesela, beton blokların dayanıklılığı için bir test yapılır, beton blok getirilir böyle büyük, kalın beton blok, mesela üzerine 5 ton basınç uygulanır, 6 ton, 7 ton, 10 ton, 30. tonda beton blok, şak diye ayrılır, parçalanır. Betonun dayanma gücü tespit edilmiş olur. Mehdiyet de böyledir. Şimdi 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl, 35, 37, küt diye bir kırılma noktası vardır, acayip ses getirir, ondan sonra, oluk oluk akar o, birdenbire. Ondan sonra durdurmanın mümkünü olmaz. Ama o son noktaya kadar, dayanma noktasına kadar, işte en önemli şey, hatta Peygamber diyor ya, Kuran’da ayet var; “Peygamberler Allah’a zafer ne zaman dediler” diyor ayet, Kuran ayeti. Yani biraz daralmışlar anladığım kadarıyla, süre uzadığı için daralmışlar. “Ne zaman” diyor, yani Allah’a olması için, dua ediyorlar. Mehdiyet’te de öyle yani son ana kadar insanların ümitsiz olacağı bir döneme kadar, hatta daha da ümitsiz olacakları bir döneme kadar Mehdiyet, sürekli basıncı uygulayacaktır. İlmi, bilimsel basıncı. Ama bir noktadan sonra, küfrün böyle dehşetli bir gürültüyle parçalandığını göreceksiniz inşaAllah, biraz beklerseniz göreceksiniz inşaAllah.
“Hadiste belirtilen; ‘aralarında hiç bir anlaşma bulunmadığı halde, Allah onları bulutları bir araya topladığı gibi toplayacak’ hadisi bir anlamda, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin farklı şehirlerde olacağını işaret ediyor olabilir mi?” Trabzon’dan bir kardeşimiz yazmış. Bütün Karadeniz’e, bütün Anadolu’ya, bütün Türkiye’ye, kardeşlerimize Selam. Tabii, açık burada, ‘aralarında hiçbir anlaşma bulunmadığı halde, Allah onları bulutları bir araya topladığı gibi bir araya toplayacaktır’ hadisi, bir anlamda Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin farklı şehirlerde olacağına işaret ediliyor olabilir mi?” Doğru. Çok var, mesela hatta “birbirlerini uzaktan göreceklerini, ellerine bakarak göreceklerini” yani cep telefonlarıyla, bu I-podlara işaret ediyor, küçük bilgisayarlara işaret ediyor, hatta “oturdukları, yattığı yerden, Hz. Mehdi (a.s)’ı dinlerler” diyor, “kişi Hz. Mehdi (a.s)’ı görür” diyor. Radyolardan, televizyonlardan Hz. Mehdi (a.s)’ın görüneceği. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili yine hadislerde diyor ki; “Aynı anda sesini insanlar, çeşitli dillerde işitir.” Yani, net televizyon yayınına, internet yayınına bakıyor. Sesin aynı anda, başka dillere çevrilmesi nedir? İngilizce, Fransızca, Almanca, değil mi? Yani o kadar detay var ki artık insanın aklının neredeyse ihtiyarı kalkacak yani, o kadar net anlatmış Peygamberimiz (s.a.v.). Kardeşim bunlar iman hakikati işte. Bazı hergeleler, bu hadisleri dinlemek istemiyor, duymak istemiyor. Çünkü bunun; farkına varıyor, bir olağanüstülük var ama hiç dillendirmek istemiyor. Çünkü bu konunun üstüne giderse, Mehdiyet’i kabul edecek. Mehdiyet’i kabul ederse, İttihad-ı İslam’ı kabul edecek, İttihad-ı İslam’ı kabul ettiğinde, o uyuz, uyuşuk hayattan çıkmak mecburiyetinde kalacak, işine de gelmiyor, öyle sloth gibi yan gelip yatıyor. Slothlar günün 24 saatinin 20 saati uyuyorlar. Bunlar da öyle olmak istiyorlar. Hergele derken, yine tekrar ediyorum, gerçi şimdi hergele orada burada kullanmaya siyasetçiler başladı. Onlara kötü örnek mi oldum ne yaptım? Bilmiyorum. Mesela Kılıçdaroğlu bayağı nezaketli bir insan, hiç kullanmazdı öyle bir kelime, ben kullandıktan sonra hergeleyi o da demiş orada, hergele diye kullanmış. Yalnız, Başbakan’a yönelik sözü, olmadı. Ben istirham ediyorum Kılıçdaroğlu’ndan, çok nezaketli, çok efendi bir insan, ben bekledim o sözünü geri alır mı diye, almadı. Ben istirham ediyorum, şahsım adına istirham ediyorum, sevdiğim bir insan. Şöyle bir söz bekliyoruz; çünkü ana kelimesi geçti orada, ana kutsaldır. Yani çok acı olur bu, bu böyle kabul edilecek bir laf değil bu. Bir de arkasından heceler falan var yani, çok kötü oldu. “Ben” desin, “Başbakan’ın annesini tenzih ederim, ellerinden öperim, o benim annemdir, ben ona öyle bir söz söylemekten haya ederim. O değil de başka bir cümle kuracaktım”, yani ana kelimesiyle başlayan çok fazla cümleler vardır, o kadar çoktur ki yani, ana kelimesiyle başlayan, yüzlerce kelime var. Mesela, “ana konu” diyebilir, değil mi? “Ana mevzu”, başka bir çok şey olabilir. “Bir şey diyecektim, dilim sürçtü öyle çıktı, haşa benim öyle bir şey zaten aklımdan geçmez. Ne nezaketim, ne terbiye anlayışım, ne ahlak anlayışım buna müsaade etmez. Anneler kutsaldır, ben böyle bir şeyi demek istemedim. Böyle bir şey yok” diye bunu söylemesi lazım. Bakın, ben Sayın Kılıçdaroğlu’na şahsım adına özellikle istirham ediyorum. Bu sözüm mutlaka kulağına gidecektir. Yani, yarın veya öbür gün bunu mutlaka söylesin. Kısaca yani buna benzer de bir şey söyleyebilir. Bu konu kapansın, çünkü bu öyle tolere edilecek bir söz değil bu. Bu çok çok acayip bir şey oldu. Boş bulunur, olabilir mesela hece ağzından kaçmış olabilir. Ama sanki sonraki konuşmalar; “evet o anlamda dedim” gibi oldu. Ne gerek? Belli ki o anlamda dememiştir. Der mi öyle bir şey? Mümkün mü öyle bir şey konuşsun. Bunu mutlaka vurgulasın, bunu açıklasın. Biz onu seviyoruz, hakikaten temiz Anadolu insanı, mazlum yani, dürüst olduğu elinden yüzünden akıyor. Yani ben Kılıçdaroğlu’na laf söyletmem. Yani şahsına, kişiliğine laf söyletmem. Hakikaten efendi insan. Ama şimdi, Sayın Recep Tayip Erdoğan; Başbakan, bir de karşımızda anne var, mazlum, tertemiz bir anne var. Ne alaka kardeşim? Ne kadar acayip bir şey oluyor. Olmadı o. Hiçbir şey yok yani, onun büyüklüğü olur, onun nezaketi olur, sevgimizi de daha artırır. Bu istirhamımı mutlaka yerine getirsin, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi bugün 22:00’dan itibaren, A9 Tv, Aba Tv, Gaziantep Olay Tv, Sipas Vizyon Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...İnteraktif CD'ler
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...