SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Gaziantep Olay TV, Sipas Vizyon TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Konuğumuz var, Hilal Cebeci Hanım. Hoş geldiniz.
HİLAL CEBECİ:Hoş bulduk, merhaba.
ADNAN OKTAR:Hilal Cebeci güzeller güzeli, huyu da güzel, kendi de güzel.
HİLAL CEBECİ:Teşekkür ederim, sağ olun.
ADNAN OKTAR:Mazlum, mütevazi ve çok değerli bir sanatçımız, kardeşimiz.
HİLAL CEBECİ: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Lütfetti, şeref verdi, kerem buyurdu, maşaAllah.
HİLAL CEBECİ:Estağfirullah. Estağfirullah Hocam. Benim için bir zevk, “asıl o zevk bana ait” derler. Ben çok mutlu oldum sizlerle olmaktan. Çünkü çok tanışmak istiyordum Hocam sizinle. Çok mutluyum o yüzden.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Teşekkür ederim. Ben de sizi çok seviyordum gıyabınızda, görünce bir hayli heyecanlandım. Yani yine iyi konuşuyorum.
HİLAL CEBECİ:Ne güzel Hocam, böyle insanları heyecanlandırmak güzel bir şey.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
HİLAL CEBECİ:Başarabiliyorsam ne mutlu bana.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, benim bir şeyhim var. Şeyhimize bağlayalım. Berker Hocam, buyur Şeyhim.
ALTUĞ BERKER:Hocam, af buyurun. Bebek resimleri göstererek başlayabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Başlayalım, başlayalım. Haydi bakalım. Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Ne şekermiş bu böyle! MaşaAllah, ne güzel nimet bunlar böyle; çığlıkları, bağırtıları, şamataları. Bir de mis gibi kokuyor bunlar. Özel kokusu var.
HİLAL CEBECİ:Evet Hocam, bebek kokusu. Parfüm çıkarsalar.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Allah bunları insanlığa bir nimet olarak veriyor, inşaAllah. Cennette de göreceğiz böyle, vildan olarak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeyhimiz deryadır, inşaAllah. Ne var başka?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah. Hocam Sungur Ağabey’in bir röportajı var. “Bediüzzaman’ın müjdeleri çıkmaya başlıyor” demiş. “Hutbe-i Şamiye’nin ihbarları zamanla çıkmaya başlıyor elhamdülillah” demiş. “Bundan daha büyük müjde ve sevinç olur mu? Zaman gösteriyor bunu. Yüz sene geçtiği halde, o hakikatler yeniymiş gibi kendini gösteriyor. Güya Üstad, o hutbeyi Suriye’ye ve âlem-i İslâm’a yeni vermiş gibi, yeni okuyor gibi. (…) Son zamandayız kardaş” diyor, “aramızda hep lâftır ya, son asır bu asır. Üstad Hazretleri; ‘la tezâlü tâifetün min ümmetî...’ (Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar (yani kıyâmetin kopmasına kadar) hak üzerinde galip olacaktır) hadis-i şerifini izah ederken, bunun ebcedi 1542 eder diyor. Yani o zamana kadar devam ediyor” diyor. “Ama ‘zâhirîne ale’l-hakkı’ 1506 eder. Bu tarihe kadar zâhir ve aşikârâne, belki gâlibâne... Ondan sonra Risâle-i Nur vazife-i tenviriyesine gizli ve mağlûbiyet içerisinde devam eder. Son asırdayız. Ahir zamandayız. Neyi yapabildiysek o kadar... Bu fırsat bir daha elimize geçmez” diyor. “Dediğim gibi âhir zamandayız, son asırdayız. Bu fırsat bir daha elimize geçmez. Çok gayret etmek lâzım” diyor.
ADNAN OKTAR:Sungur Ağabey diyeceğini demiş, gerçekten de son zamandayız.
HİLAL CEBECİ:Yani 2012 son mu Hocam?
ADNAN OKTAR:Yok değil. 2012’de, “kıyamet” deyince insanlar parçalanma olarak anlıyorlar, kıyamet kıyam demektir, ayağa kalkmak. Namazda da kıyam vardır, o anlamdadır. Müslümanlar’da bir manevi diriliş olacak. Müthiş bir canlanma olacak. Gözleri de çok güzel olunca insan bakarken ne yapacağını şaşırıyor.
HİLAL CEBECİ:Sağ olun Hocam. Sizin de gözleriniz güzel. İki böyle renkli göz çakışıyor herhalde.
ADNAN OKTAR:Güzel şeyler göreceğiz, güzel günler, güzel devre gireceğiz.
HİLAL CEBECİ:2012 güzel evre demek mi yani?
ADNAN OKTAR: Güzel evre, evet.
HİLAL CEBECİ:“Dünyanın sonu” derken, yeni bir şeylerin başlangıcı Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, bir güzellik dönemi olacak. Yani sevginin, barışın, kardeşliğin, huzurun hâkim olduğu; tutarlı insanların, sevgi insanlarının hakim olduğu; bağnazlığın, yobazlığın kalktığı bir dönem olacak inşaAllah. Dürüstlük hâkim olacak. İyi niyet hâkim olacak. Aklıselim hâkim olacak, makul düşünce hâkim olacak. Sizin gibi böyle güzel insanların, güzel yüzlerin huzurlarını, sevgilerini daha çok görmüş olacağız. Güvenlik olacak, insanların güvenlik içinde yaşayacak. Güvenlik yok dünyada. Bütün dünyada güvenlik olacak. Yobazlık, bağnazlık boğuyor insanları, neşesini sevincini boğuyor. Yani komünist bağnazlık da vardır. Güya dindar gibi görünen bağnazlık da vardır. Hıristiyan bağnazlığı da vardır. Müslümanlar da bağnazlık yapabiliyorlar. Bunlar ortadan kalkacak. Çocuklar, bir kere sevinç içinde yaşayacak. Genç kızlar huzur içinde yaşayacak. Delikanlılar huzur içinde yaşayacak. Ben bazen dışarı çıkıyorum, bakıyorum insanlar nasıl yapıyor. Bir kişi, diğer kişinin yüzüne bakmıyor. Özenle kaçınıyorlar. Ya kardeşim sen dışarı çıkmıyor musun? İnsan görmek için çıkmıyor musun? Sevgi için çıkmıyor musun? Dostluk, kardeşlik için çıkmıyor musun? Suret-i katiyle bakmıyor yüzüne birbirlerinin. Asla yüzüne bakmıyorlar, çok nadir. Çiçeklere bakarlar diye bekliyorum, çiçeklere de bakmıyorlar. Çocuklara bakarlar diye bekliyorum, çocuklara da bakmıyorlar. E niye çıkıyorsun o zaman dışarıya? Nedir amacın yani? Değil mi? O güzelliği temaşa etmek, onları takdir etmek, o güzellikleri onore etmek çok önemlidir. Mesela mağazaya girdim, cam eşyaları satan yerlerde. Mesela o güzelliği takdir eden insanlar orda da çok nadir. Hiç olmazsa sanatçısına bir sevgi göster. Geçenlerde mobilya almak için, mobilyacıya gittik. Değerli bir ağabeyimiz orada o sunumu yapıyor, öğretim üyesi, sanatçı insan hakikaten. Ben her gördüğüm eşyaya orada hayran kaldım. Hakikaten çok güzel mobilyalar. “Hocam” diyor, “geliyorlar” diyor, “tek kelime beğendiklerini söylemiyorlar” diyor. Yani ağzınıza mı yapışır söyleseniz? Güzel olduğunu söyle hiç olmazsa. Beğenmemiş gibi yapıyorlarmış. Halbuki hakikaten nefis mobilyalar, çok güzel. Almayacaksan almazsın, ayrı mesele. Ama güzel. Güzelliğini takdir etsene. Sanata, estetiğe saygıdır bu. Bir güzelliğe karşı, bir lütufkerane, Allah bize onları sunuyor. Biz onu nimet olarak karşılayacağız. İnşaAllah öyle, şahane günler kapıda. Tabii biraz vakit alacağı için, biraz da insan aceleci oluyor. Aceleci olunca “hani ne zaman?” gibi akıllarına geliyor. Mesela bak Mehdiyet’i anlattım ben. O zaman zannettiler ki hemen bu yıllarda olacak, bir iki yıla kadar olacak. Heyecanlandılar. Baktılar ki çok uzun bir zaman; sakinlik moduna geçti bir kısmı. Halbuki hiçbir zaman için o heyecanlının kırılmaması lazım. Bak, siz de bir iman hakikatisiniz, maşaAllah.
HİLAL CEBECİ:MaşaAllah Hocam. Allah kabul ederse, o yönüm çok güzel.
ADNAN OKTAR:Ben sizi tanımıyorum. Siz çok halim selim, güzel bir insansınız. Yani çok insancıl, mülayim, halim bir insansınız.
HİLAL CEBECİ:Sağ olun. Evet, hiç karşılaşmadık sizinle. Aslında çok enteresan, tarzlarımız çok birbirine benziyor, bu zamana kadar karşılaşmadık. Ben de, geç oldu galiba Hocam ama öyleyim yani iyilikten, sevgiden çok yanayım ben, yani çok fazla dünyevi şeylere çok önem veren birisi değilim, açıkçası. Tabii ki veriyoruz zaman zaman, mecburiyetten ama keşke her şey manevi olsa. Yani bu şekilde yaşamayı daha çok seviyorum.
ADNAN OKTAR:Ben gerçekten şaşırıyorum. Mesela, bak sizi de keşke daha önce tanısaydım, bayağı güzel insansınız. Üslup, nezaket, sevecenlik, sevgi; bir İslam fıtratı üzerine olduğunuz anlaşılıyor.
HİLAL CEBECİ:Ne güzel eğer yansıyorsa.
ADNAN OKTAR:Tabii tabii, hemen bakar bakmaz yüzünüzdeki o sıcak, sevecen, saygı dolu, müşfik bir güzellik var; o imanın nurundan olur. Bir insan ya sait karakterlidir, ya şaki karakterlidir. Mesela ben bazı insanlara bakıyorum, at hırsızı gibi yani. Belli ki tehlikeli. Yani daha geçenler de öyle bir hanımefendi vardı, aslında söylemeyeyim dedim ama söylüyorum ismi belli olmadığı için. Baktım; eşkâl bozuk. Yani bayağı tehlikeli bir tipe benziyor, hiç normal bir şey değil. Gönlünü alacak konuşmalar yaptım ama acayip gergin, bela akıyor elinden yüzünden. Ben de hiç kalbini kırmadan, yani “olmayacak” da demedim ama bir şekilde ertelemeye çalıştım, inşaAllah. Ama iyi insanlar maşaAllah demek ki Türkiye’de. Ben Türkiye’yi hep överim, milletimizi hep överim. Hakikaten güzel insanlar. Konuşulduğunda, fert fert konuşulduğunda doğru söylediğimi görüyor insanlar. Avrupa’da biz böyle insanlar göremiyoruz. Mesela Almanya’ya gitsek, bir Alman’la konuşsak daha çok mantığa dayalıdır. Bizim milletimizde vicdan esastır.
HİLAL CEBECİ:En güzeli.
ADNAN OKTAR:Evet, vicdan esastır. Öyle mantıkla konuşmaz bizim milletimiz, vicdanla konuşur. Güçlüden yana olmazlar, haklıdan yana olurlar. Mesela bu çok yüksek bir ahlaktır. Ama Avrupa’da, Amerika’da güçlüden yana oluyor insanlar. Haktan hakikatten yana pek olmuyorlar. Onun için güzel örneğiz biz, iyi örneğiz.
HİLAL CEBECİ: Evet, çok mutluyum Türk olduğum için. Çok seviyorum ülkemi.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, elhamdülillah. Onun için siz geleceğin güzel sevgi öğretmenlerisiniz, inşaAllah.
HİLAL CEBECİ: Ne kadar güzel, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşliği, sevgiyi, dostluğu, barışı anlatacak insanlarsınız. Bağnazlığa karşı da kalesiniz, inşaAllah.
HİLAL CEBECİ: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bende söylediğinizi teyit eden bir bilgi var, Hocam. Stalin şöyle söylemiş; komünizmin gelişmesi için Türkiye’ye gönderilen paralara yazık olduğunu söylemiş. Sovyet diktatörü Stalin’in yakınlarından bir generalin bildirdiğine göre, Stalin bütün dünya komünistlerine gönderilen paradan sadece Türkiye’ye verilenlere yazık olduğunu söylemiş ve sebebi sorulunca da, “Anadolu henüz dini geleneklerine bağlıdır. Avrupalı kapitalistler onları geleneklerinden uzaklaştırsınlar, propagandamız ondan sonra müessir olabilir.” cevabını vermiş.
ADNAN OKTAR: Bak çok şeytaniymiş adam, çok acayip buradaki ifade. Bu nedir? Son hali mi bu vatandaşın?
ALTUĞ BERKER: Allahualem Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu çizdikten sonraki hali herhalde. Bunların hep böyle bir dönemleri var, Allah’ın hikmeti. Mesela önce asıp kesiyorlar, uçuyorlar. Böyle “alçak dağları” haşa “ben yarattım” der gibi üslupları oluyor, haşa. Son zamanlarına bakıyorsun, son derece zavallı ve gariban olmuşlar. Onu önceden tahmin edemiyorlar, hep böyle çelik gibi kalacak zannediyorlar. İşte değil; insan aciz. En sonunda zavallılaşıyorlar. Ama Türkiye’den ümidini kesmesi, Türkiye’nin delikanlılığını gösterir.
HİLAL CEBECİ: İyi ki kesmişler.
ADNAN OKTAR: Tabii, elhamdülillah, Allah’a şükür.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Çok enteresan dağ keçileri resmi var, Hocam. Bu baraj İtalya’da bir baraj, yakından çekim gösteriyor. Biraz daha yakınlaşınca onların dağ keçisi olduğu gözüküyor.
ADNAN OKTAR:Aman Allah’ım! Deliliğin ben bu derecesini görmedim. Nerdeyse, doksan dereceye tırmanıyorlar neredeyse.
ALTUĞ BERKER: Evet, baraj doksan derece.
ADNAN OKTAR:Ama hayret oradan düşmeden orada yaşayabilmeleri orada, maşaAllah.
HİLAL CEBECİ:MaşaAllah Hocam.
ALTUĞ BERKER: Dört bin altı yüz metre yükseklikte bulunan sarp kayalıklarda rahat rahat, düşme korkusu olmadan yaşıyorlar, hızlı hızlı hareketlerle, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, başka ne var Şeyhim?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Yeni Asya’dan Kazım Güleçyüz Ağabeyimiz’in bir yazısı vardı, dikkatimi çekti bugün. Şöyle söylemiş; Bediüzzaman Hazretleri’nin şu sözlerini hatırlatmış; “Şu zamanda bir adamın bir günahı bir kalmıyor. Bazen büyür, sirayet eder (yayılır), yüz olur. (...) Bu zamanda, hususan kırk-elli sene sonra, seyyie, fenalık, işleyenin üstünde kalmaz; belki milyonlar nüfus-u İslâmiye’nin hukuklarına tecavüz olur. Kırk-elli sene sonra çok misalleri görülecek.” diye Üstad’ın sözünü vermiş. Kendisi de onu 11 Eylül olaylarına ve Irak, Afganistan işgaline ve bu fitnelere bağlamış.
ADNAN OKTAR:Bak deccaliyet demek ki gücünü gittikçe arttıracakmış, acılar gittikçe artacakmış ve Mehdiyet’in zemini gittikçe oluşmuş olacak. O çok önemli, ben Bediüzzaman’ın o sözünü bilmiyordum. Bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER: “Şu zamanda bir adamın bir günahı bir kalmıyor, bazen büyür, sirayet eder (yayılır), yüz olur. (...) Bu zamanda, hususan kırk-elli sene sonra, seyyie, fenalık, işleyenin üstünde kalmaz; belki milyonlar nüfus-u İslâmiye’nin hukuklarına tecavüz olur. Kırk-elli sene sonra çok misalleri görülecek.”
ADNAN OKTAR:Allah Allah. Bak ilk defa görüyorum ben. “Kırk elli sene sonra İslam alemine milyonlarca kişiye yönelik olacak şekilde büyük zulüm yapılacak” diyor, “ve örneklerini de göreceksiniz” diyor. Afganistan işgali, Irak’ın işgali, Libya’daki olaylar, Fas, Tunus, Cezayir’deki olaylar bak çok net. Ve net tarih vermiş. Çok büyük harika. Yalnız bunu taksit taksit niye anlatırlar, ben bunu anlamıyorum. Bediüzzaman’ın böyle bir harikası varsa bunu en başında söylemeleri lazım. Çok büyük olay bu. Bayağı önemli bir konu. Sen duydun mu daha önce?
HİLAL CEBECİ: Yok duymamıştım.
ADNAN OKTAR:Sen?
ALTUĞ BERKER: Hocam çok seneler evvel okumuştum ama bu yönüyle hiç dikkatimi çekmemişti.
ADNAN OKTAR:“Kırk elli sene sonra” çok acayip bir ifade, çok net. Nurcudur mübarek, evet. Nur talebesidir Hocamız.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, sizden öğrendik hep biz.
ADNAN OKTAR:Sungur Ağabey yetiştirdi onu. Biz de Hocamız’ın rahle-i tevzisine intisap ettik. Ne istifade edersek inşaAllah acizane naçizane.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah. Biz ilk geldiğimiz tanıştığımız gün siz bize Risale-i Nur’dan okudunuz Hocam. Sizden öğrendik Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama bazen talebe şeyhi geçer. Gerçi ben şeyh değilim ama... Bak biz talebe olduk sen şeyh oldun, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, ne haddimize. Hocam Kabe’nin resimleri var. Daha evvel de sizin dikkat çektiğiniz bir konuda New York Times’da yazan Hasan M. Fettah, yazısında Mekke’nin son durumunu anlatırken, Müslümanlar’dan başka herkese yasak olan şehrin, milyarlarca dolarlık bir dönüşüm projesiyle nasıl asli kimliğinden uzaklaştırıldığını, bu antik kentin nasıl Dubai’ye dönüştürüldüğünü, dev alışveriş merkezlerinin, lüks otellerin, milyarlarca dolar değerindeki konutlarının Kabe’nin içinde bulunduğu Mekke’yi istila ettiğini yazmış.
ADNAN OKTAR:Evet, o da hadislerde belirtilen bir husus, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerde belirttiği bir husus. Şehrin normalde geriye alınması gerekiyor. Kabe’ye bitişik hale getirdiler. Kraliyet ailesi bunu akıl etmesi lazım, akıl edemiyor. Ama telafisi mümkün olan şeyler. Sadece iş çıkacak o kadar yani biraz. Başka bir konu yok. Yaptıkları tahribat düzeltilecek tabii ki.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Başka örnekler vermiş; birçok tarihi eserin yıkıldığı, yerine gökdelenlerin yapıldığı.
ADNAN OKTAR:Mesela El Cihad Kalesi vardı, Osmanlı döneminden kalma. Keyif için yıktılar kaleyi. Dursun, ne zorunuz? Çok ayıp yaptılar.
ALTUĞ BERKER: Tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu güzel gözler kimden? Anneden mi babadan mı geliyor?
HİLAL CEBECİ: Babaannem, evet baba tarafı, baba tarafı.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Aslen nerelisiniz, köken?
HİLAL CEBECİ: Köken bizim biraz karışık. Annem babam da İstanbul’da doğmuş ama Giresun, Karadeniz. Beyaz Rusya’ya kadar uzanıyor. Belarus.
ADNAN OKTAR:Belli, belli, belli. Şimdi anlaşılıyor. Biraz da Çerkezlik var gibi görünüyor.
HİLAL CEBECİ: Onu bilmiyorum ama babaannemin babaannesi Beyaz Rus’muş.
ADNAN OKTAR:Ruslar çok güzel olurlar. Şimdi hikmetler anlaşılmaya başladı yavaş yavaş.
HİLAL CEBECİ: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Efendim, yüzüğünüz de dikkatimi çekti.
HİLAL CEBECİ: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
HİLAL CEBECİ: Bunu çıkarmıyorum, hiç çıkarmadığım bir yüzüğüm.
ADNAN OKTAR:Çok güzel.
HİLAL CEBECİ: İnna fetahna leke fetham mübina yazıyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Allah dindarlığını daha da arttırsın. Allah yakınlığını da arttırsın.
HİLAL CEBECİ: Amin, amin.
ADNAN OKTAR:Nurunu, sağlığını, sıhhatini daha da arttırsın.
HİLAL CEBECİ: Amin, hepimizin Hocam.
ADNAN OKTAR:Cennette de kardeş etsin, cennette de bu güzel yüzü görelim inşaAllah.
HİLAL CEBECİ: Amin, inşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, aslıyla.
HİLAL CEBECİ: İnşaAllah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, maşaAllah. Şeyhim, buyurun.
HİLAL CEBECİ: Estağfirullah. Sevimli canlılar.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.“Bismillahirrahmanirrahim.” MaşaAllah. Naile Mirgaiveyeva, Azerbeycan’dan, “Sevimli Hocam” diyor. “Selam” diyor. “Ben altı yaşındayım” diyor. “Henüz okula gitmiyorum. Benim adım gül adıyla başlıyor. Adım Nilüfer’dir Hocam. Sizin mübarek saçlarınızdan, gözlerinizden, ellerinizden öperim” diyor. Bak, şekerliğe bak, şekerliğe, şekerliğe, şekerliğe. Güzel, bilgili, akıllı Adnan Hocam” diyor. “Allah’a dua ediyorum, Allah’ın izniyle, Allah izin versin biz oraya Türkiye’ye size gelelim. Yüreğim, Adnan Oktar Hocam sizi bana talebeniz Naile halam televizyonda göstererek sevdirdi. Sizi görünce çok sevdim, Türkiye’ye gelmek istedim. Ben televizyonda size çok bakamadım, yattım ama halam baktı. Hocam, babam bizim size olan hüsn-ü zannımıza inanıyor. Güzel Hocam, hepimiz için Allah’a dua edin. Allah’a tertemiz kul olalım inşaAllah. Hocam ben Allah’a şöyle dua ediyorum; Allah’ım bize merhamet eyle, bize yardım eyle, bizi kıyamet günü de koru” diyor. “Bizi Kendine sığındır Allah’ım. Adnan Oktar Hocam ben ve iki yaşında amcamın kızı çok seviyoruz.” Hoppala! Ekip tam. Şahane bir ekip var. “İnşaAllah sen cennet kuşu olursun.” İnşaAllah. “Cennetin bütün nimetlerinden yersin inşaAllah, amin” diyor. “Güzel kalpli Hocam, sizi öpüyorum. Azerbeycan’dan Naile”. Ben de o fındık burnundan seni öpüyorum. Ne şeker şeyler bunlar böyle.
“Selamun Aleykum Sayın Adnan Aslan Hocam. Şimdi her yerde haberlerde Usame Bin Ladin’in ölümüyle ilgili işitme vardır. Usame Bin Ladin hakkında düşüncenizi öğrenmek istiyorum. Sizce her şey 9.11 bir komplo teorisi mi? Nasıl Amerika Müslüman ülkeler arasındaki ilişki gidecek sizce? Bir Amerikan olarak, benim ülkedeki insanların çoğu dar görüşlü. İslam’a karşı bir fobi var inanıyorum. Biz bu sorunu gidermek için ne yapabiliriz? Size İngilizce öğreteceğim” diyor. Allah Allah. Nasıl yapacak? Hayırdır inşaAllah. Tamam, biz de başladık çat pat, bakalım. Bayan Taylor, “Ellerinizden öpüyorum Hocam” diyor. “İslam’a karşı bir fobi var.” İşte Cübbeli tarzı adamlar çıkıyor, Müslümanlığı ürkütücü ve çok zor gösteriyor. Diyor ki işte, “Şiileri, Caferileri doğrayacağız pırasa gibi. ‘Şunu yapmadın’ sopa, ‘bunu yapmadın’ değnek, ‘şunu yapmadın’ işkence.” Onu duyunca insanlar dehşete kapılıyorlar tabii. Müzik yasak, sanat yasak, bilim yasak, hayat yasak, gülmek; gülmek bile yasak. Sor Cübbeli’ye; gülmek de yasak. Resim de yok, müzik de yok. Hayat yok, hiçbir şey yok, her şey yasak. Sağa döndün yasak, sola döndün yasak. Ondan sonra da ver elini Malta Adası. Jet-skiye biniyor, tur atmaya başlıyor. Çünkü daraltı geliyor herhalde üstüne, anladığım kadarıyla. Turluyor da turluyor. Avrupa, dünya İslam’ın sevgi olduğunu, barış olduğunu, bilimin ve sanatın kaynağı olduğunu öğrendi ve öğrenmeye devam ediyor. Geliyor buraya, masonlar gelecek şimdi. Musevilerin de, bu sefer daha da ileri gelenleri gelecekler. Yani başhahamlar gelecekler. Hepsi biliyorlar İslamiyet’in sevgi dini olduğunu, kardeşlik dini olduğunu. Yani bilime, sanata yakın ve teşvik eden bir din olduğunu biliyorlar. O yüzden herkesin gönlü rahat. Sadece bağnazların verdiği tahribatın engellenmesi kalıyor. Yoksa Amerikan halkı, mesela bak Obama diyor; “İslam barış dinidir” diyor, “kardeşlik dinidir, biz biliyoruz” diyor. “Bu adam seri katil” diyor. “Bu ayrı” diyor. “Ama İslamiyet ile biz bunun ayrımını yapıyoruz” diyor. Demek ki oyun tutmamış.
HİLAL CEBECİ:Hocam, bu tür hocalar nerden türüyorlar. Mesela bunların bir eğitimi, altyapıları var mı? Yoksa nasıl oluyor da bir anda ortaya çıkıyorlar?
ADNAN OKTAR:Bunlar çocuk yaşta, küçük yaşta iken eğitim alıyorlar. Mesela beş yaşında, altı yaşında eğitim alınıyor. Dünyaya gözlerini açamıyorlar. Yani böyle bilimi, sanatı, dünyayı, genel kültürü tanımadan medrese usulüyle eğitiyorlar. Katı bir tutucu eğitim yapılıyor. Hiçbir şey göremeyecek hale geliyorlar. İçten içe biraz İslamiyet’e karşı içlerinde öfke oluyor. Yani çünkü hürriyetinin engellenmesi, neşesinin engellenmesi onu kızdırıyor. Ama bu arada da mecburi anlamda öğreniyor. Yani birçok şeyi öğrenmiş oluyor. Muazzam bir bilgi edinmiş oluyor. O bilgiyi edindikten sonra, mesela Cübbeli diyor; “benim” diyor, “başka mesleğim yok” diyor. Yani “bugün” diyor, “benden bu alınsa" diyor, “beni” diyor, “cami önüne oturttururlar” diyor. Yani “gidecek yerim de yok” diyor. Yani “geçimimi ben buradan sağlıyorum” diyor. Bir nevi meslek olarak görmüş oluyor. Meslek olduğu için, o hurafeleri de ezberlediği için, onları da anlatmak mecburiyetinde hissediyor kendini. Bir ihtimal de, Allah vermesin, daha da kötüsü; “benim başım belaya girdi, sizin başınızda belaya girsin” tarzında da yapıyor olabilir. Tabii, “ben mahvoldum, siz de mahvolun” tarzında da yapıyor olabilir. Bilinçaltında bu da olabilir. Ama genellikle ezberlediği şeyleri anlatma. Bir de onu destekleyenler de oluyor tabii. “Vay be” diyorlar, “ne ilim var” diyorlar, “ne irfan” yani hurafelerine karşı. Teşvik eden de olunca, dar bir çevrede meslek de olmuş oluyor, hem itibar da görmüş oluyorlar. Yani onu artık bir ilginç sistem olarak görüyor demek ki. Yoksa Cübbeli mesela yaptığının, verdiği zararı görüyordur. Görmüyor değildir. Mesela İttihad-ı İslam’ın hakikaten gerekli olduğunu mutlaka biliyordur. Müslümanlar’ın birleşmesi gerektiğini biliyordur. Ama şahsi menfaatleriyle çatışıyor. Mesela bir topluluk içerisinde oluyor, o topluluğun üstünlüğünü iddia ediyor farz edelim. Yani ana konu o. “Ancak biz ehl-i necatız, biz kurtuluş içindeyiz, biz cennete gideceğiz. Bütün fırkalar, bütün hepsi sapkındır, dalalet içindedir. Dolayısıyla bize gelin” mantığını geliştiriyor. Tabii aklı başında insanlar buna inanmaz. Böyle bir şey yoktur. Ama o ve onun gibi bazı kişiler, bu kafada olabiliyorlar. Bağnazlığın tabii birçok mantığı vardır, birçok sebebi vardır. Ama mesela Usame Bin Ladin olayında bence insanlar çok büyük bir sürprizle karşılaşabilirler. Bir gün Amerika’da bir barda Usame Bin Ladin ile karşılaşabilir insanlar. Tabii böyle samba yaparken, zencilerle karşılıklı. Yani tabii hiç ummadığınız bir yerden çıkabilir. Çünkü adam; çok çok özür dilerim, fırlama yani. Böyle tam anlamıyla fırlama. Süper uyanık bir tip. Amerika’da yetişmiş, Darwinizm’i, materyalizmi çok iyi bilen bir adam. Alemi, eğlenceyi çok iyi bilen adam. Kardeşleri de öyle, süper uyanık tipler. Dolayısıyla öyle bağnaz olacak, tutucu bir tip değil. Bir de CIA’in uzun bir eğitiminden geçmiş bir adam. Dolayısıyla öyle oturup Amerika’nın dediği gibi karakolun böğründe bir ev tutacak, kendini orada delik deşik ettirecek… Ruslara karşı adam mücadele verdi CIA’in adamı olarak. Süper başarılı ve bayağı uyanık bir tip. Öyle kuş gibi gidip, öyle bir oyunun içine girmez o. Saklanmaya kalksa hakikaten bulamazdılar, işin doğrusu o. Ama benim kanaatim Teksas’ta veyahut New Orleans’ta bir diskoda her an rastlayabilirsiniz adama. Bakın, görün. Amerika espri yapıyor, inşaAllah. Öyle bir şey yok. Bak kardeşleri de; göster kardeşlerini, hepsi uyanık takımı yani. Şu yuvarlak içine alınan Usame Bin Ladin. Evet, yakından görebiliyor muyuz? Biraz zum yapabilecek vaziyetimiz var mı? Bak kıyafetler o devir için, yani zaten anlaşılıyor vaziyet. Bakın, ekibi görüyor musunuz? Normal bir insan zaten bu kıyafeti giymez. Amerikaları bile katlamış adamlar, onlar örnek alacak duruma gelmişler bunları. Arabanın rengine bak sen. Onun için yani biraz olay ilginç.
HİLAL CEBECİ: Bir gariplik var.
ADNAN OKTAR:Bir acayiplik var.
ALTUĞ BERKER: Mikroskobik resimler var Hocam. Onlardan göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR:Mikroskobik deyince, mikrop gibi resim anlamına gelir. Öyle deme. Ne diyeceksin?
ALTUĞ BERKER: Mikroskopta görülebilen resimler. İnşaAllah. Bunlar böğürtlen bitkisi üzerindeki kelebek yumurtaları.
HİLAL CEBECİ: Allah Allah. Yani biz mesela böğürtlen yerken bunlardan da yiyor olabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Olur, tabii tabii. Çok iyi yıkamak lazım.
HİLAL CEBECİ: Yıkasak da…
ADNAN OKTAR: …kurtulamıyor olabiliriz.
ALTUĞ BERKER: Bunlar, kalsiyum fosfat kristali.
ADNAN OKTAR: Kalsiyum fosfat, çok güzel.
ALTUĞ BERKER: Mantar sporları bunlar.
ADNAN OKTAR: Ne şeker şeyler mantarlar. Bir de tertemizler.
ALTUĞ BERKER: Mikroçip taşıyan bir karınca bu.
HİLAL CEBECİ: Allah Allah. Süpermiş.
ALTUĞ BERKER: Papatya tomurcuğu. Romanescu karnıbaharı. Sigara kağıdı üzerindeki mavi kristaller oksijen üretiyor.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER: Sigara kağıdı üzerindeki mavi kristaller oksijen üretiyor.
ADNAN OKTAR: Nasıl oluyormuş o?
ALTUĞ BERKER: Araştırmam lazım, Hocam.
ADNAN OKTAR:“Sigara”, “oksijen üretmek”, “kâğıt”. Biraz garip. Biraz araştıralım onu.
ALTUĞ BERKER: Silikon mikroçip. Sinekkuşunun uzun dilinin ucu.
HİLAL CEBECİ: Allah Allah.
ALTUĞ BERKER:Ve çilek.
HİLAL CEBECİ: Bildiğimiz çilek.
ADNAN OKTAR: Evet, çileğin çekirdekleri, üzerindeki.
ALTUĞ BERKER: Bu da paslı çivi ucu.
ADNAN OKTAR: "Selamun Aleykum gül yüzlü Adnan Hocam. Selamun Aleyküm." Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. "Türk-İslam Birliği" bak, aferin. Bazı yamuk yumuk tipler var. Bana yazı yazarken Türk-İslam Birliği demezlerse onları dümdüz gideceğim yani artık. Yani tabii nasıl giderim onu o zaman göreceğiz, inşaAllah. "2009 senesinde bir programınızda; ‘2012 senesinde boyut değiştireceğiz’ demiştiniz. Nasıl olduğunu sormak istedim. Ayrıca madde gerçeğini daha detaylı anlatacağınız ve Kuran ayetlerinde ‘elif, lam, mim’ gibi başlanmasını açıklayacağınızdan bahsetmiştiniz. Arkadaşım Tülin Hanım’la sizi ziyarete geleceğiz. ‘6 Mayıs’ta’ siz ‘buyurun’ dediniz ama nereye ve nasıl geleceğiz bilmiyoruz. Lütfen Hocam, artık bu susuzluğu gidermemiz gerekiyor, yoksa kuruyacağız." Allah, Allah. Öyle bir üslup var ki çok sevimli. "Bir dakika da olsa nur yüzünüzü görmemize izin verin." Şeref duyarım, şeref duyarım. Bizleri onore edersiniz. "Beni kardeşlerimiz arayıp bilgi verirse çok iyi olur. Resimlerimizi gönderdim Sayın Muhammed Adnan Hocam." diyor. Telefon da vermiş Bahar Hanım. İlgilenin bu çocuklarla. Bazen görüşemiyorlar, bana sitem ediyorlar. İnşaAllah. Telefon da vermiş artık daha ne? İnşaAllah.
"Selamun Aleyküm nur yüzlü canım Hocam. Ben Bakü’den size ismimle ilgili yazmıştım. Ben ismimi değiştirmek istiyorum." Tamam, tamam sana bir isim vereyim ben. Anladım, bu beşinci yazışın çünkü. Ne diyelim, ne diyelim, ne diyelim? Meryem güzel, Meryem. İsmin Meryem olsun, inşaAllah. İkinci bir isim daha istiyorsun değil mi? Peki. Ona da ne diyelim? Beril, sen söyle bir isim. Sultanım, sen söyle.
HİLAL CEBECİ:Hocam estağfirullah. Niye değiştirmek istiyor acaba?
ADNAN OKTAR: İsmi İlahe, o olmaz. İlah anlamına geliyor, olmaz.
SUNUCU:Benim ismimi verseniz.
HİLAL CEBECİ: Benimkini verin Hocam, haydi bakalım.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi ben öyle bir durumda kaldım ki. Tabii ki, o zaman, ne diyelim? Hilal Hanım diyelim. Meryem Hilal, inşaAllah. Evet, Meryem Hilal. Beril de bana bakıyor. Tamam Beril. Meryem Hilal Beril. Meryem Hilal resmi olsun. Beril de göbek adı.
HİLAL CEBECİ: İsterse göbek adı gibi olsun.
ADNAN OKTAR: Beril bozulacak bir şey yok burada. Daha çok kullanılacak bir isim. Allah Allah. Bir şey yok.
MaşaAllah, maşallah. Bana güzel bir istihbarat geldi Hilal Hanım’la ilgili.
HİLAL CEBECİ: Hayırdır inşaAllah Hocam. Korktum birden. MaşaAllahlar birden, hayırdır inşaAllah demiştim.
ADNAN OKTAR: Bağdat Caddesi’nde giderken, rahatsızlanan sara hastası biriyle yakından ilgilenmiş ve yardımcı olmuş. Hastaneye götürüp maddi yardımda bulunmuş, ilgilenmiş, Allah razı olsun.
HİLAL CEBECİ: Teşekkür ederim. Nereden geldi acaba? Demek ki birileri mi izliyor herhalde.
ADNAN OKTAR: Bana gelir haber, bana gelir haberler.
HİLAL CEBECİ:Allah kabul etsin inşaAllah. Aslında Hocam, benim yaptığım çok şey değil. Asıl benim yaptığımı herkesin yapması gerekiyordu. Ben normal olanı yaptım. Buradan hani şöyle bir mesaj çıkmasın, “ne güzel bak çok iyi bir insan”. Asıl olmamız gereken bu Hocam. Ben çok olağanüstü bir şey yapmadım. Ama buradan da şunu söylemek istiyorum. Gerçekten hiç kimse yardım etmiyor. Birazcık insanların bu konuda hassas olmasını bekliyorum. Yerde biri yattığı zaman, mutlaka yardımcı olalım. Bir de Hocam izlediniz mi bilmiyorum, geçen gün televizyonda verdi. Mobese kameralarına yakalanmış. Birisine araba çarpıyor gece. Hiçbir araba durmuyor Hocam. Yağmurlu da bir hava var. Yanından böyle geçip geçip duruyorlar. Finalde bir minibüs geçiyor ve ölüyor o kişi. Yani bu kadar duyarsız olduğumuza inanamadım. O görüntü beni çok çıldırmıştı. Bu nasıl oluyor, hangi psikolojide oluyor veya hangi ruh halinde oluyor, bilemiyorum.
ADNAN OKTAR: Şimdi, bir insana araba çarptığı zaman adam seyrediyorsa…
HİLAL CEBECİ: Çarpan zaten kaçıyor Hocam, yanındakiler de, diğer arkadan gelenler de bakıp bakıp geçiyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi Allah vermesin, o cinayet hükmünde olur.
HİLAL CEBECİ: Hocam şey diyeyim mi? Ben şöyle bir şey dedim; orada sadece çarpan değil, orada yanından geçenler de suçludur. Orada mobese kameralarında o kişilerin de tespit edilip, aslında bu konula ilgili yargılanmaları gerektiğini düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Aslında hükümete bu konuda dilekçe vermek lazım. Kanun çıkarılması lazım. Çünkü bu cinayet hükmünde, bu çok ağır bir olaydır. Yani bir adam can çekişirken bırakıyorsan, bu cinayet hükmündedir. Ağır Ceza’da yargılanmaları lazım.
HİLAL CEBECİ:Aynen öyle.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, Ağır Ceza’da yargılanması lazım. Bir adam, ne demek bu? Çünkü adama diyorsun, “Seni böyle bu durumdayken bırakıp gitse ister misin?” “Allah esirgesin” diyor, “kesinlikle istemem.” Sen niye yapıyorsun peki? Çok, çok ağır bir suçtur bu. Böyle tercihine bırakılacak bir konu değildir. Onun için net kanun çıkarılması lazım. Mesela bazen de bayanları, hanımları sokakta dövüyor it kopuk takımı. Ben gördüm, internette gösterdiler. Seyrediyor kenardan. Bu kadar mı canın tatlı? Git elinden al kadıncağızı, çek götür. Polis çağır. Sonuna kadar da ilgilen. Savcılığa gitmesinde, şunda bunda. Çağır kızını, karını da çağır; onlar da yardımcı olsunlar. Akrabalarını çağır. Yazık değil mi? Kendi evladı olduğunda, kendi kızını dövseler nasıl şamata yapar? O da senin evladın. Yazık günah değil mi? Çocuk orada, ağzı var dili yok. Kız çocuğu bu, kendini koruyamaz kız çocuğu. Yazık, mesela öfkeleniyor, baktım, küçücük canıyla o da ona bir şeyler yapmaya çalışıyor, vurmaya çalışıyor ama kadın bu ne gücü yeter onun? Çakal, mesela kafasına tekme atıyor; bu gibi şeylerde müdahale ahlakın gereğidir, vicdanın gereğidir. Mesela bu da kanun kapsamına alınması lazım. Mutlaka kurtarılması lazım. Bağır çağır, polis çağır; adam ürker, rahatsız olur. Hiçbir şey etmiyorsa başkalarını çağır, madem gücün yetmiyor, madem çekiniyorsun. Ne olacak? Alır kenara koyarsın adamı. O kadar uzatacak bir şey yok ki. Allah razı olsun çok güzel.
HİLAL CEBECİ: Bunu daha da on beş, yirmi gün önce verdi televizyon ve hiç o konuyla ilgili bir daha herhangi bir, ben hep işlem başlatılır diye düşündüm ama kimseden de tepki gelmedi Hocam. Yani böyle şeylere tepki vermeliyiz bence. Bu kadar duyarsız bir ülke değiliz yani. Çok vicdanlıyız ama nasıl oluyor bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Senin bu kadargüzel huylu olduğunu ben hiç bilmiyordum. Sen, sen nasıl güzel huylusun sen. MaşaAllah, ne tatlısın sen, maşaAllah. Yani müthiş sevdim ben seni, maşaAllah.
HİLAL CEBECİ: Sağ olun Hocam. Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Pırıl pırıl kalbin, maşaAllah. Allah yüzüne de yansıtmış. Geçenlerde yine çocuklar öyle gösterdiler. Hayvanlara müthiş zulmedenler var, köpeklere zulmedenler var, kediye zulmediyor. Bunlar da bayağı çok ciddi olaylardır. Yani ben “adam alınsın hapsedilsin” demiyorum ama mesela köpeğe, adam ipe bağlamış hayvanı, gösterdiler motosiklete bağlamış, hayvanı sokakta koşturmuş. Bütün ayakları kıpkırmızı, kanamış hayvanın. Kilometrelerce koşturmuş. Şimdi hapis cezası şart değil ama bu adamı mesela internete koysunlar bu adamı; “köpeği bu hale getiren bir adam bu, dikkatli olun” desinler. Yani bütün halk tanısın bunları.
HİLAL CEBECİ: Tanısın evet.
ADNAN OKTAR: Bir sokağa çıktığımızda bunun hayvan düşmanı olduğunu bilelim.
HİLAL CEBECİ: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani dövüp sövmeyelim tabii, hakaret etmeyelim; ama bilinsin adam. Yani insanlar canını korur hiç olmazsa. Çünkü bunu hayvana yapan, insana ne yapmaz bu? O cesareti varsa, o psikopatlığı varsa insana da yapar onu. Bir de öyle kadının kafasına tekme atan, böyle rezillikler. Kızcağız gidiyor savcılığa şikayette bulunuyor; “haydi adli tıbba git” diyorlar. Zaten sopa yemiş, perişan olmuş çocuk, şimdi adli tıp. Adli tıp onun ayağına gelmesi lazım, karakola doktor çağırılması lazım, değil mi? Ne ıstıraptır, çocuk ta adli tıbba, oradan oraya gidiyor, oradan oraya hastanede kuyrukta bekliyor. Önce bir ön muayene yapılıyor, arkasından adli tıbba geliyor, arkasından mahkemeye. Burada kolaylık yapılması lazım. Mağdur edilmemesi lazım. Hemen nöbetçi savcı gelecek. Hemen doktor muayenesi olacak. Adam hemen tutuklanacak. Alıp direkt içeri sokacaksın. Tutuklu yargılansın, iyice olay açılanıncaya kadar, o yaptığının cezasını çekmesi gerekiyor. Adam ferah, sırıtarak yine kadıncağızın yüzüne bakıyor çocukcağız. Önceden söylüyor, diyor ki, “beni öldürecek” diyor, bas bas bağırıyor. Daha hala tedbir alınmıyor.
HİLAL CEBECİ: Sonra da öldürüyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Öldürüyor tabii. Söylesene canım kardeşim, mahallenin delikanlılarına söyle, gençlerine söyle, bizlere söyle, herkese söyle. Haberimiz olsun, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O kadar kolaydır ki o, ondan sonrası gayet kolay. Polisle, tek başına polisle bazen olmuyor. Yani polise de yardımcı olmak gerekiyor bazen. Mesela şahitlik gerekiyor, başka şey gerekiyor, korumak, kollamak gerekiyor. “Polis seni korusun” denir mi sadece? Polis korur, polis bir yere kadar korur. Ondan gerisi vatandaşın, iyi insanların üstünedir olay, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Şeyhim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. Bir internet sitenizi tanıtıyorum Hocam. “Hayvanlarda Fedakarlık” isimli. Yaklaşık beş yüz internet sitesinden bir tanesi bu. Sizin eserlerinizden faydalanılarak hazırlanmış olan. Bu sitede hayvanlar alemindeki fedakarlıktan bahsediliyor. Evrimcilerin asla açıklayamayacağı bir konu bu. Çünkü evrime göre güçlü olan hayatta kalması gerekiyor, doğada mücadele olması gerekiyor. Ama hayvanlara bakıyoruz; kendi canı pahasına, yavrusunu ya da sürüsünü koruyor. Bu sitede, bu davranışlardan pek çok örnek var inşaAllah. Tekrar ediyorum HayvanlardaFedakarlık.Com
HİLAL CEBECİ: MaşaAllah, çok güzelmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Murat Aslan. Murat benden fetvalar sormuşsun. Fetvayı kimden alacaklar?
ALTUĞ BERKER:“Mehmet Talu Hocamız’dan” diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Mehmet Talu Hocamız’dan, evet. Mehmet Talu Hocamız’a danışabilirsiniz. O ilim deryasıdır. Bayağı güzel bak; “Fetva Arşivi” diye, geçenlerde de gösterdim, Mehmet Talu Hocamız’ın böyle güzel, dergi tarzında çıkarttığı eserleri var. Burada uzun uzun anlatmış, kaynaklarıyla anlatmış, güvenilir. Oradan her türlü bilgiyi edinebilirsiniz.
Şimdi bak geçenlerde de söyledim; Cübbeli, işin doğrusu yamuk yumuk hocalara da haddini bildirmek açısından iyi oluyor. Yani orada işime yarıyor. Yani anormallik yaptığı yerlerde uyarıyorum, anlatıyorum. Hz. Mehdi (a.s.)’ı mesela mükemmel tarif etmiş, orada çok iyi. O anlatımı biz en az üç yıl, beş yıl kullanırız Allah’ın izniyle. Mehdiyet’i anlattıra, anlattıra, anlattıra ona, Hz. Mehdi (a.s.)’a müthiş hizmet ettireceğim. Gerçi Hz. Mehdi (a.s.) konusuna müthiş tavır almış durumda ve en hoşlanmadığı konu diyebilirim ama en hoşlanmadığı konuda en iyi hizmet ettiriyorum ona şu an, yani mükemmel hizmet ettiriyorum. Ama böyle cins bazı hocalara da bayağı iyi haddini bildiriyor. Yani benim onlarla uğraşmama pek gerek kalmıyor. İyi oluyor, o yönden iyi. Çünkü hakikaten şimdi adamlar, ilim ehli hocalar var ama ruhsuz adamlar. Din deyince sevgi vardır. Yani oturup Müslümanlar’ı haşlamak, biçmek, işte şöyle böyle; bu değildir yani. Mesela alim hoca, derdi günü Müslümanlar’ı aşağılamak, onları ezmek, onların yanlış yolda olduğunu; “namazı gösteriş için kılıyorlar”, “şunu gösteriş için yapıyorlar”, “şöyle kötüler, böyle kötüler.” Ne alakası var bu anlattıklarının dinle imanla? Yani sen bir yönünü anlatıyorsun, tamam doğru; ama bunu kısaca anlat. Bu kadar abartmaya ne gerek var? Bu kadar, bu, etkisi nasıl olur? Bütün Müslümanlar’a karşı öfke meydana gelir, getirebilirsin. Sen onu yapacağına Allah’ı sevdir, Peygamber (s.a.v.)’i sevdir, çocuklara karşı sevgiyi geliştir, insanlara karşı sevgiyi geliştir, çiçeklere karşı sevgiyi geliştir, iman hakikatleri anlat, Peygamber (s.a.v.)’in mucizelerini anlat, Kuran’ın mucizelerini anlat, İttihad-ı İslam’ı anlat, Müslümanlar’ın birliğini anlat. En son; tamam bak ben de yobazları uyarıyorum, anlatıyorum ama yıkıcı değil. Mesela olumlu yönlerini alıyorum. Tabii Cübbeli’ye yobaz demiyoruz da, bağnaz diyoruz ona, bağnazlık yapıyor diyoruz inşaAllah. Ama faydalı yönlerinden istifade etmek lazım. Adamın iflahını kesip, böyle hayatını kurutacak şekilde bir üslup olmaz. Faydalı yönlerini iyice geliştirip, kullanılır hale getirmek; zararlı yönlerinde de insanları uyarmak, hatalı yönlerinde de belirtmek lazım.
HİLAL CEBECİ: Yani faydalı yönü var mı bilmiyorum tabii.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin mi?
HİLAL CEBECİ: Evet, yani güldürmenin dışında. Güldürmek de bir faydalı faktördür.
ADNAN OKTAR: Yani artık vazgeçti. Ben “öyle anormal hareketler yapma” dedim. Ondan vazgeçti, o sözümü dinledi. Uğraşa, uğraşa, uğraşa, uğraşa; şimdi ciddi, aklı başında konuşuyor. Daha önce gece gündüz işte bir sanatçı vardı, ona benzetiyorlardı. O da tabii ona benzemek istemiyor ama. Şimdi istemediği bir sözü de etmek istemiyorum tabii. Bazı sapkın hocalara karşı üslubu iyi. Yani orada faydası oluyor. Yani o, hakikaten gerekiyor onlar. Bir de bazı konuları çok güzel anlatmış zamanında, özellikle Mehdiyet’i, İslam’ın hakimiyetini çok güzel anlatmış. Sonra bu, Hz. Mehdi (a.s.) olamayacağını anlayınca vazgeçmiş, karşı tavır almış.
HİLAL CEBECİ: Allah Allah.
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla zamanındaki konuşmalarını hakikaten biz iyi değerlendiriyoruz. Çünkü buna önem veren adamlar da var. “Bak” diyoruz, “bak kendi hocan söylüyor bunu. kendi açıklamaları bunlar.” Tabii, genel olarak tahribatı büyük.
HİLAL CEBECİ: Büyük Hocam.
ADNAN OKTAR:Acayip tahribat yapıyor. Mesela yüzde doksan beş tahribat yapıyorsa, yüzde beş faydalı kısmı var. Ben, o yüzde beşi kullanıyorum, o kısmını alıyorum; ama tahribatı çok büyük. Allah vermesin, eğer bizler olmuş olmasaydık, bunu ortaya sürselerdi, Türkiye’de din, iman bir şey kalmazdı Allah esirgesin. Yani insanları mahvedecek neredeyse. Her şey yasak, her şey; gülmek, konuşmak, neşe, sevinç, her şey yasak. Sanat yasak, resim yapmak yasak, müzik yasak, sağa döndün yasak, sola döndün yasak. Hayır, kendi de uygulasa bari. Kendisi, Malta’da samba yapıyor. Gidiyor, Alp Dağları’nın tepesine çıkmış; “ben orada” diyor, yakalanınca da, “Allah’ı anıyordum” diyor.
HİLAL CEBECİ:Yakalanmış mı? Onu bilmiyorum.
ADNAN OKTAR:Yakalanmış tabii.
HİLAL CEBECİ:Samba yaparken mi?
ADNAN OKTAR:Hayır canım. Biz tabii espri olarak söylüyoruz. Evinde yapıyordur samba. Evinde yapar.
HİLAL CEBECİ:Ben de böyle hayal ettim; “Malta’da samba cidden yakalanmış mı?” diye.
ADNAN OKTAR:Şimdi, “Alp Dağları’na çıkmak” diyor, “dinin gereği” diyor. “Çıktım Alp Dağları’na.” Göster, Alp Dağları’nda ne var göster, Alp Dağları’nın tepesinde.
-Cübbeli’nin Malta Adası’nda çekilmiş fotoğrafları-
ADNAN OKTAR:Bu, Malta Adası’ndaki, denizde hanımlarla yüzüyor.
HİLAL CEBECİ:Allah Allah.
ADNAN OKTAR:Bu da jet-skiyle tur atıyor Malta Adası’nda. Bu da tele-skiyle dağda, Alp Dağları’nda geziyor, tepelerde. Rüzgar alıyor, iyi oluyordur herhalde. Serinliyor anladığım kadarıyla.
HİLAL CEBECİ:Enteresan bir kişilik.
ADNAN OKTAR:Şimdi bu Alp Dağları’nın tepesinde bak, çıktığı yerin en tepe noktasını göstereceğim. Aç sesini de.
VTR: Cübbeli’nin gittiği Alp dağları’nın tepesindeki danslı eğlence görüntüleri
ADNAN OKTAR:Cübbeli de burada olduğuna göre.
HİLAL CEBECİ:Orada bir yerde değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Yani.
HİLAL CEBECİ:Ben cidden, şöyle yakalandı sandım yani.
ADNAN OKTAR:Çok uğraşsak onu da buluruz da. Hayır bir de, insanlara da akıl veriyor. Alpler’in tepesine çıkmak dünyanın parası ya. Bir de, adamlar, içki su gibi akıyor orada, bu tip olaylar. Çık çıkacaksan Ağrı Dağı’na çık,Nemrut Dağı’na çık, Sübhan Dağı’na çık, Yıldız Dağı’na çık. Türkiye’de bayağı dağ var. Orada eğlence yok. İşine gelmiyor, oraya çıkmıyor. “Orada ne işim var?” der, çıkmaz Allahualem. Hiç gördünüz mü Türkiye’nin herhangi bir dağına çıktığını bunun? Çıkmaz. Alp Dağı’nın tepesine çıkıyor.
HİLAL CEBECİ:Allah Allah.
ADNAN OKTAR:Hard Rock var orada müzik, samba mamba var. Herhalde kenardan yanaştı anladığım kadarıyla, şöyle bir, hafif hareketlerle. Olur olur yani. Tam yakalamadık ama.
HİLAL CEBECİ:Hay Allah’ım.
ADNAN OKTAR:Cübbeli bu, yapar. İnşaAllah.
SUNUCU:Ara verebilir miyiz?
ADNAN OKTAR:Ara. Tamam, haydi bakalım.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz. Programımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Neler anlatalım Hocam?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Yanardağlar patlamaya devam ediyor Hocam. Bir resim gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Hangi yanardağ o?
ALTUĞ BERKER:Bu, Ekvador’da bir yanardağ. Adı Tungurahua. Ve kamyon büyüklüğünde taşlar fırlatıyormuş. Beş kilometre etrafındaki küllerle kaplanmış yerler.
ADNAN OKTAR:Yerin altının böyle mağma olması, bizim de onun üstünde yaşıyor olmamız o kadar hayret verici ve o kadar şaşırtıcı bir olay ki. Elma kabuğu kadar ince. Yani elmanın kabuğunu düşünün, o kadar ince. Zar gibi bir kabuk. Biz onun üstünde yaşıyoruz. Onun üstünde kavgalar yapıyorlar, savaşlar yapıyorlar, birbirlerini kırıyorlar. Allah’ın tehdidi büyük. Altı cehennem gibi. Halbuki, dünya uçsuz bucaksız, herkese yeter. Şamata, kargaşa yapılacak hiçbir şey yok. Bir de inançlara da saygılı olmak lazım. İlla ki benim inancım. Yani tamam, tabii ki biz Müslüman olarak kendi inancımızı savunuruz. Ama Hıristiyan; onun inancına saygılı olacağız. O da öyle inanıyor. Öbürü dinsiz; ona da saygılı olacağız. Olur mu öyle şey? Yani zorla mı adamı Müslüman yapacaksın? Zor kullanırsan münafık olur adam, bambaşka bir şey olur. Dolayısıyla sevgi çok kolay, barış çok kolay. Fakat insanlar azmedemiyorlar. Sevgiyi sonuna kadar götürmek azim ister, kararlılık ister. Barışı da sonuna kadar götürmek, o da azim ve kararlılık ister. Bir noktaya kadar götürüyorlar. Mesela, ahbap oluyor. Bir ay sonra, bakıyorsun düşman olmuş. Halbuki affederek, şefkat göstererek, sabrederek, irade kullanarak dostluk devam ettirilir.
HİLAL CEBECİ: Aynen Hocam.
ADNAN OKTAR:Mesela onun kusuru vardır; kusurunu nezaketiyle giderirsin, gönlünü alırsın, sabredersin. Yine hata yapar, yine sabredersin. Yine hata yapar, yine sabredersin. Dostluk, sevgi öyle gider. Öbür türlü kısa ömürlü olur. Barış da öyledir. Diyor ki, “tamam barıştık, ne güzel.” İki yıl sonra? “Yeter artık” diyor, “buraya kadar” diyor. Birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Yine sabır göstereceksin, yine sabır göstereceksin, yine sabır göstereceksin. Onun için, barışı savunan insan dünyada bir avuçtur. İnsanlara mesela çok kolay geliyor. Diyor ki, “Barış. Ne olacak? Tabii ki barışı savunuyoruz.” Öyle olmuyor, zannettiğin gibi olmuyor. Bir noktadan sonra kan tepesine çıkıyor, öfke hakim oluyor, savaş istiyor. “Bu savaşla hallolur” diyor. Allah’ın en beğendiği şey barıştır. Allah’ın en beğendiği şeylerden birisi; barış, sevgi, adalet, huzur ve güven. İnsanlar kendi elleriyle bu sistemi bozuyorlar, karmakarışık hale getiriyorlar. Mesela bak, ben; burada konuşuyoruz, ilk defa gördüm, bayağı sevdim. Sevgi gözüyle bakıyorum. İnsan hali, mesela bir kusurun bile olsa ben onu şefkatle karşılarım. Yine bir hata yapsan yine şefkatle karşılarım. Yine affedici yaklaşırım. Varsa bir kusurun, onu düzeltirim. Ben bir hata yaparsam sen bana söylersin. Sevgi bu şekilde devam eder. Yoksa, kestirip atarak, “aa” diyor “şöyle...” Bitti. O zaman kimse kimseyle ahbap olamaz, dost olamaz, arkadaş olamaz, kardeş olamaz. Dünyadaki bu sistem ahir zamanda ortadan kalkacak, Mehdiyet devrinde.
HİLAL CEBECİ:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, bu bozukluk kalkacak.
HİLAL CEBECİ:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: AK Parti’ye ne kadar ağır laflar ediyorlar böyle, bu şekilde. Ben anlamıyorum. AK Parti, hakikaten bir hatası varsa, bana belge, yazı göndersinler. Ben bir anlayayım. Hep sloganvari izahlar. Diyor ki, “12 Haziran seçimi” diyor, “üniterlik, yani bütünlük yanlıları ile federasyoncuların hesap günüdür.” AK Parti niye federasyon istesin? Türkiye’nin bölünmesini kim istiyorsa Allah onu helak etsin. Allah hidayet versin. Ama kim bölünmesini istiyorsa helak etsin. Ellerinde bir belge varsa, AK Parti şart değil, bir başkası için de düşünüyorlarsa, bize söylesinler, yeri göğü birbirine katayım. Var gücümle gayret ederim. Ama bu sözde olmaz. AK Parti, Tayyip Erdoğan Beyefendi yalnız bir insan, mazlum bir insan. İmam Hatip’ten mezun olmuş, okumuş, güç şartlarda başbakan olmuş bir insan. Binbir türlü engel çıkarttılar. Başbakan olmadan önce de, cumhurbaşkanı olurken cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili engel çıkarttılar. Dolayısıyla öyle desteklenen, öyle kolay, şakır şakır giden bir sistem yok. Bizim halkımız mazlum. Bizim halkımız barış ister, kavga istemez. Dinine, mukaddesatına dokunulmasın ama bağnazlık da olmasın. Baktılar Tayyip Erdoğan Beyefendi’de bağnazlık yok, üslubu öyle görünüyor. Dine karşı da iyi, şefkatli davranıyor. Ama bölücülük büyük bir tehlike. Sırf Ak Parti’nin yapacağı bir şey değil ki. Biz, topyekun milletçe karşıyız bölücülüğe. Velev ki, Allah esirgesin, haşa, mesela, AK Parti istese bölünmeyi; bütün Türkiye karşı. Nasıl olacak bu iş? Olur mu öyle şey? MHP karşı bölünmeye, Büyük Birlik Partisi karşı, Saadet Partisi karşı, Doğru Yol Partisi karşı, Cumhuriyet Halk Partisi karşı, Türkiye’nin ezici çoğunluğu karşıdır. AK Partililerin %99’u karşı. Olabilir içlerinde ama bir çevirin bakayım, sokakta AK Partili birisini çevirin. “Vatandaş, kardeşim” dersin, “sen bölünmeyi istiyor musun, istemiyor musun?” Şiddetle reddedecektir. Hiçbir AK Partili kabul etmez. Milletvekillerine sorun. Hangi milletvekili kabul eder? O zaman nereden çıkarıyorsunuz bunları? Ben anlamıyorum. Yani bir bildiğiniz bir şey varsa söyleyin; haberimiz olsun. Hayır, varsa yeri göğü birbirine katarım. Söz bir, Allah bir. Kanun hukuk ölçüleri içerisinde yeri göğü birbirine katarım. Yani bizim bilmediğimiz gizli bir şeyler varsa, el altından giden bir şeyler varsa söyleyin. Biz hüsn-ü zanla mükellefiz. Baktığımızda makul bir üslup görüyoruz. Demokrasiye dönüş görüyoruz. Hukukta ayarlamalar görüyoruz. İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü’ne karşı tavır görüyoruz. Bunlar güzel. Bir kısım adamlara bakıyoruz, İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü’nü kundakta çocuk bakar gibi koruyup kolluyor alenen. Şimdi biz onları görmezlikten mi gelelim? Bir kere AK Partili değilim ben, onu da söyleyeyim. Yani bütün sağ partileri destekliyorum. Zaten beni görenler duyanlar bilirler. Alenendir. Mesela Saadet Partisi, beni gören Saadet Partili zanneder; var gücümle desteklerim Erbakan’ı. Bir başka gören beni direkt MHP’li zanneder; var gücümle desteklerim. Büyük Birlik Partisi zaten çok şefkat duyduğum, sevgi duyduğum kardeşlerim. Gelirler zaman zaman ziyaretime yöneticilerden de olsun, gençlerden de olsun. Çok seviyorum ve destekliyorum. Ama hiçbirisinden değilim. Hiçbir partiyi destek, o anlamda yani, hiçbir partiye bağlı değilim. Sağı ben bütün görüyorum. CHP’yi de fert olarak sevdiğim insanlar. Mesela Kılıçdaroğlu’nu beğeniyorum, saygı duyuyorum, seviyorum; efendi insan, mazlum, hakikaten dürüst; görünüşü öyle. Yalnız bu Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin annesine hitap eder gibi bir üslubu oldu. “Ana” diye bir şey yaptı. Ben istirham ettim Sayın Kılıçdaroğlu’ndan, “bunu düzeltin” diye istirham ettim. Bu çok hayati bir konu, bu böyle kalmasın. O bir burukluk olarak kalır. Yani yakışmadı, olmadı o. Yani bazı sözler mesela gider ama o gitmedi. Çünkü bak, orada bir anne var, ana var. Bunu hiç kimse Türkiye’de kabul etmez. CHP’liler de kabul etmez. “Ana konu” demek istemiş olabilir, “ana mevzu” dedi ya geçenlerde. Birçok şey, değil mi? Kolay açıklayabilir bunu. Kolay bir açıklamayla açıklayabilir ve konu kapansın. Yani ben bunu sürekli gündeme getirmek istemiyorum. Biz ondan istirham ediyoruz, yani sevdiğim insan. Deniz Baykal’ı da ben çok severim. Şahıs olarak hakikaten efendidir o, mazlum bir insan. Ama mesela CHP’nin içinde komünist tipler de var, onlardan hoşlanmam, hiç hazzetmem. Ama bu insanlar hakikaten milliyetçi, vatanperver, temiz, dindar insanlar. Yani çok açık eminim. Mesela Deniz Baykal’ı biliyorum dindar, namazını kılar, dinine bağlıdır. Çocuklarını, torunlarını alır camiye götürür. Milliyetçidir, hakikaten üniter yapıyı savunur. Sayın Kılıçdaroğlu da öyle, o da dindar, temiz, güvenilir bir insan; vicdanlı, mülayim, mütevazı, mazlum, bizim halkımızdan bir insan, Anadolu’nun sıcak insanlarından bir tanesi. Ama o laf olmadı, o söz olmadı. Onu istirham ediyoruz. Şahsi istirhamım, en kısa sürede düzeltsin, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
HİLAL CEBECİ: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bölünme çok büyük bir tehlike, bir daha söylüyorum. Allah helak etsin Türkiye’yi bölmeye kalkan kim varsa. Allah hidayet versin. Hidayet vermezse helak etsin Allah. Bütün milletimiz dua etsin. Onların helak olması için bütün Müslümanlar dua etsin. Bu icabet edeceği bir duadır Cenab-ı Allah’ın. Bak, toptan bütün milletimiz dua etsin. Sık sık, namazdan sonra veyahut işine giderken, “Ya Rabbi, Türkiye’yi bölmeye kalkanlara hidayet ver. Eğer hidayet vermezsen helak et ya Rabbi” diye dua etsinler. Allah’ın dualarına icabet ettiğini görecekler. Çünkü geniş çaplı milyonlarca insan aynı duayı yapmış oluyor. Yani bölünme ne alaka ya? Biz Türkiye’yi, Büyük Türkiye yapacağız, inşaAllah. Türk-İslam Birliği’ni oluşturacağız. Ne bölünmesi? Türk devletlerini birleştireceğiz, İslam âlemini birleştireceğiz. Dünyanın en büyük yapılanması olacak inşaAllah. NATO’yu da katlayacak, Birleşmiş Milletler’i de katlayacak muhteşem bir birlik olacak. Evet, Şeyhim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bezuar keçileriyle ilgili bir bilgi vereceğim. Farsça’da ilaç anlamına gelen bir kelimeden türemiş Bezuar. Bu canlı kendi kendini tedavi etme konusunda uzman. Şöyle ki, ne zaman bir yılan tarafından ısırılsa, hemen yaşadığı çevrede yetişen sütleğen bitkisi türlerinden birini yemeye başlıyor. Çünkü gerçekten de sütleğen bitkisinin içindeki sıvıda bulunan "öforbon" maddesi kana karışan yılan zehrini etkisiz hale getiriyor.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Nereden biliyor o onu acaba? MaşaAllah.
HİLAL CEBECİ:Keçiye bak! MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Günlük otlamaları sırasında sütleğenlere hiç ağızlarını bile sürmüyormuş normalde. Sadece yılan ısırdığı zaman tedavi maksatlı gidip onu yiyormuş.
ADNAN OKTAR: Ya ne şeker şeyler bunlar böyle, maşaAllah.
HİLAL CEBECİ: Çok tatlılar.
ALTUĞ BERKER: Tabii, bu bitkileri tedavi maksatlı kullanmalarını sağlayan nedir? Bezuar keçileri sütleğen otlarının içinde hangi kimyasal maddelerin olduğunu nereden bilebilir? Peki ya bu kimyasalların, yılan zehrini tedavi edici etkilerinin olduğunu nasıl öğrenmişlerdir? Bütün canlılar yaşamaları için gerekli olan bilgilere sahip olarak doğarlar. Yani hepsini Allah bir anda yaratır.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama hakikatten bu mucize, bilemez ki hayvan. Nereden bilsin; içinde şu madde var, bu yılan zehrini etkisiz hale getirir? Allah’ın ona ilham etmesi gerekiyor, başka bir açıklaması yok.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yurtdışında izlenmemiz çok iyi. Şeyhim dinliyorum seni.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Yeni Asya gazetesinden Ali Ferşadoğlu. Siz Hocam, “Kuran’da Tebliğ ve Tartışma” isimli eserinizde Allah’ın Kuran’da bildirdiği tebliğ yöntemlerini detaylı olarak anlatmıştınız. Ali Ferşadoğlu da bugünkü yazısında; tebliğde müspet hareketin önemi konusunda bir yazı kaleme almış. Tebliğde tehdit ve baskı olmadığını, ikna yönteminin kullanılması gerektiğini, yedi yüz sekseni aşkın ayette aklın, ilmin, araştırmanın, tefekkürün bildirildiğini yazmış. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır” Nahl Suresi, 125’inci ayetinde bildirilen hikmet ve güzel öğüdün tavsiye değil bir emir olduğuna dikkat çekmiş ve Tarihçe-i Hayat’ta Bediüzzaman’ın, “Medenîlere galebe çalmak ikna iledir; söz anlamayan vahşîler gibi, icbar ile değildir (zorlama ile değildir). Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete (düşmanlığa) vaktimiz yoktur.” alıntısını yapmış.
ADNAN OKTAR: Yeni Asya, maşaAllah son zamanlarda coştu. Çok güzel, çok samimi gidiyorlar. Çok candan anlatımları var, maşaAllah. Bediüzzaman’ın ruhaniyeti üstlerinde, maşaAllah. Hakikatten halisler, o yönden de çok güzel. Bir de şu şahs-ı manevicilik olmasa, inşaAllah. Ondan da inşaAllah kurtulurlar. O zaman çok çok iyi olacaklar.
Evet, Şeyhim ben seni dinliyorum. Sen devam edebilirsin.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Kedibalığı, 95 milyon yıllık. Bakın birebir, tıpatıp aynı 95 milyon yıl önce nasılsa. Burada ikinci bir fosil de var, görüyorsunuz, parmağımın ucunda. Şöyle taş, kalın taşlaşmış halini de göstereyim. Şu anda yaşayan kedibalığıyla 95 milyon yıl evvel yaşayan kedibalığı aynı; hiçbir farkı yok. Bu demektir ki evrim yok, çünkü değişmemiş.
Bakın, burada bir akrep fosilimiz var, 110 milyon yıllık. 110 milyon yıl önceki akreple günümüzde yaşayan akrep birebir aynı, hiçbir fark yok, tıpa tıp. Evrimciler ne diyordu? “Birbirinden değişerek evrimleşti” iddiası vardı.
HİLAL CEBECİ:Demek ki değişim yok.
ALTUĞ BERKER: Değişim olmadığına göre demek ki, evrim de yok.
HİLAL CEBECİ:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fosilleri böyle her gün göstermek iyi bir yöntem, inşaAllah. Karşımızdaki adamlar da bize sadece çizim gösteriyorlar. Çizimcilerle bilimcilerin mücadelesi var. Biz bilimle yapıyoruz, onlar çizimden yapıyorlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yavru köpekler gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
VTR: Yavru köpekler
ADNAN OKTAR: Ne tatlı şeyler ya. Evde mesela böyle bir şey olması acayip eğlenceli.
HİLAL CEBECİ:Bir de diyorlar ki Hocam, “Öyle köpek olan evde namaz kılınmaz” diyorlar. Bunlar ne kadar kötü şeyler. İnsanları tuhaf tuhaf şeylere yönlendiriyorlar. İbadet başka bir şey Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, o da Cübbeli kafası; “köpek giren eve melek girmez” diye. Hâlbuki Allah, Ashab-ı Kehf’in köpeğini orada bir güzellik olarak belirtiyor Allah. Mağaralarında, mağaranın kapısında bekliyor hayvan. Onlara nimet olarak göstermiş Allah. Mazlum bir varlıktır köpek ve bayağı da tatlı. Hayır, steril olmak ayrı. Tabii ki insan köpekli evde mesela hayvana bir yer ayırabilir, bakımına. Kedi de öyle. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) kediye bakıyor ama onun steril olmasına da özen gösterdi Peygamberimiz (s.a.v.). Onu yapan onu düşünür zaten. Yani mesela evinde kuş besliyor ama onun steril olmasına da özen gösteriyor. Steril olma ayrıdır; hayvanı şeytan gibi görmek ayrıdır. Köpek son derece tatlı bir varlıktır. Kuran’da da onların güzel bir varlık olduğu vurgulanıyor. Nereden çıkarıyorsun o zaman? O zaman Ashab-ı Kehf’in bulunduğu yere melek girememiş oluyor, onun sözüne göre. Çünkü Ashab-ı Kehf’in kapısında, orada duruyor hayvan. O zaman girmemesi gerekiyor meleğin; güya, yani, o Cübbeli mantığı o.
ALTUĞ BERKER:Bir de Osman Ünlü var Hocam. O da “çalgının her çeşidi haramdır, tasavvuf müziği uydurmadır” demişti, göstermiştik ama yeri geldiği için.
ADNAN OKTAR:Ben Osman Ünlü’yü anlayamadım da, işte söyledim. Enver Ören, Nakşibendi şeyhidir, TGRT’nin sahibi. Sazlı sözlü, eğlenceli her gün programlar sunarlardı, her gün, her gün. Bizzat Enver Ören de katılıyordu, tebrik de ediyor, el çırpıyor, tempo tutuyordu. Cümbüş kanun, klarnet her şey var. Peki, nereden icap etti bu üslup? Bir de tasavvuf müziği yapan, Hz. Mevlana’nın zamanında da mesela var; külüm çalıyorlar, tef çalıyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da var. Yani ben anlamıyorum. Müzik neden haram olsun? Ritim var, güzellik var; kalbi açan, insanı ferahlatan bir şey, Allah’a karşı insanın sevgisini daha arttıran, içine coşku veren bir şey, ruha ve beden şifa olan bir şey. Zarar nedir? Nereden çıkartıyorsunuz bunları? “Resim haram” diyor. Peki, sen küfürle mücadele ettiğini söylüyorsun, Darwinizm’le mücadele, materyalizmle mücadele. Resim kullanmadan nasıl çalışma yapacaksın? Resmi niye kullanmasın? Cübbeli diyor, “işte” diyor, “resim haramdır” diyor, “hiçbir şekilde kullanılmaması gerekir” diyor. Bak onun kendi dergisi. Burada kendi bak -geçenlerde de gösterdim- resmini koymuş, burada hazret, mübarek. Hacca gittiğinde de, Mahmut Hocamız’a özeniyor, o da bir arabaya binmiş. Mahmut Hocamız arabaya biniyor. El arabası, tekerlekli iskemleyle gidiyor. O da ona binmiş. Mahmut Hocamız’ın hastalanmasın diye ağzına maske takmışlar. Bu da kendine takmış. Ulan Alp Dağları’nda zıplaya zıplaya gidiyorsun, Malta Adası’nda yüzüyorsun. Oralarda buna ihtiyaç duymuyor. “Donmuş” diyor, “damarlarım donmuş” diyor. “Cahilliğin lüzumu yok” diyor. “Niye dağa çıkıyorsunuz? Türkiye’de dağ yok mu?” diyenlere, “kültürsüzlüğün lüzumu yok” diyor. Çok lüzum. “Bre gafil” diyor.
HİLAL CEBECİ:Ay Allah’ım.
ADNAN OKTAR: Evet, Şeyhim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Mümtazer Türköne’nin bir yazısı vardı, Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Bin Ladin konulu ve Türkiye merkezli. Şöyle demiş; El Kaide’nin İslamiyet’le ilişkisi olmadığını, bunun en net delilinin Türkiye olduğunu yazmış. Araştırmalara göre en dindar olan ülkenin Türkler olduğunu, muhafazakar bir hükümet idaresi altında, hem özgürlük ve barış sağlandığını, hem de Batı ile onurlu ilişki sürdürdüğünü, Türkiye’nin İslam için umut dolu bir model oluşturduğunu yazmış.
ADNAN OKTAR:Evet, biz tabii Avrupa’yla da bütünleşmek istiyoruz. Ben Avrupalıları çok severim. Yani bütün Avrupa’yı çok severim. Amerikalıları severim. Yani sanat anlayışlarını, neşelerini, sevinçlerini, güzel insanlar da yani, fizik olarak da güzel insanlar; severim. Dolayısıyla tabii ki Avrupa’yla iç içe olacağız. Ama Türk ahlakı, Türk örfü nefistir, çok çok güzeldir. Şefkat anlayışları, merhamet anlayışları, dostluk, misafirperverlikleri çok şahanedir. Bunun Avrupa’ya ve dünyaya öğretilmesi gerekiyor, Türkiye’deki modelin. Bizim komşu hukukumuz dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Acayip güzeldir. Köylerde, kasabalarda o tam anlamıyla yaşanıyor. Yine küçük şehirlerde de yaşanıyor. Büyük şehirlerde biraz unutuldu. Böyle varoşlarda yine vardır, oralarda da var. Misafirperverlik Türkiye’nin nefis güzelliklerinden bir demettir. Benim çocukluğumda dedemin köyüne giderdik; şahaneydi, şahane yani misafirperverlik. Herkes, akşam olurdu, akşam bize mutlaka gelirdi köylüler. O zaman gaz yağı lambası, elektrik yoktu köyde. Akşam olduğunda anneannem bir sopayla o lambaların içini temizlerdi. Hohlardı, bir şeyler yapardı, yakardı. Mutlaka köylüler gelirlerdi. Yemek yersek, davet ederdik. Bazen gelirlerdi. Dedemin bataryalı, pilli bir radyosu vardı. Öyle köşede otururdu. Gelinler gelirdi. Gelinler hep ayakta dururdu, hiç oturmazlardı. Gençler zaten, haşa, kapıdan içeri bile giremiyorlar. Çok acayip hürmet ederlerdi. Biz mesela bir yere gitsek yine öyle, müthiş sevgi görürdük, müthiş şefkat görürdük, muhabbet görürdük. Çok şahane, güzel bir ortamdı. Yani onun manevi hazzı çok çok güzel. Aynısıyla kaldı Türkiye’de, bayağı güzel. Bozulmadı, dejenere olmadı Türkiye, maşaAllah, elhamdülillah. Bunu öğreteceğiz, bunları anlatacağız, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Milliyet’te Can Dündar; Obama’nın iktidara geldiğinde savunma harcamalarını düşüreceğini sananların yanıldığını, harcamalar arttığı gibi, bir süredir müdahale edilmek istenen Pakistan’a müdahale imkanı oluşturulduğunu, nükleer güce sahip tek İslam ülkesi olan Pakistan’ın Bin Ladin’in Pakistan Harp Okulu’na yakın bir evde basılması vesilesiyle düşürülmeye çalışıldığını yazmış.
ADNAN OKTAR:Yok, Pakistan zaten işin doğrusu Amerika ile beraber, birlikte hareket ediyorlar. Çok fazla Müslüman’ın katledilmesinde Pakistan Devleti doğrudan, aktif rol aldı. Ben bir marifet olarak değil tabii, çirkinlik olarak söylüyorum yaptıklarını da, Pakistan epey bir süreden beri Amerika’nın emrindedir, hükümeti. Devlet de öyle, Amerika’nın güdümünde olan bir devlettir, Pakistan Devleti. Dolayısıyla Pakistan’a karşı öyle bir tavırları mevzubahis değil. Pakistan da öyle kolay yutulur bir lokma değildir, ayrıca. Öyle bir şey yaptırmazlar. Bir de Amerika’nın o kadar gücü yok, ekonomik krizden dolayı. Battı Amerika, çöktü yani. Öyle yeni bir ülkeye savaş yapacak gibi değil. Afganistan’da zor duruyor zaten. Irak’ta duramıyor, geri çekildiler Irak’ta. Amerika’yı boş yere şişiriyorlar balon gibi. Öyle bir şey yok; gariban adamlar, ekmek, yiyecek bulamıyorlar.
ALTUĞ BERKER:Dediğiniz gibi Hocam; “on yılın faturası üç trilyon dolar” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Sadece Bin Ladin’le ilgili dört yüz elli beş milyar dolar.
ADNAN OKTAR:Bin Ladin’in evi de ayrıca orda değil. Bin Ladin o kadar avanak değil; gidip onların burnunun dibinde iskan halinde olmaz yani. Evet, Bin Ladin’i nerede arayacaklar?
ALTUĞ BERKER: “Teksas’ta, barda” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, ben size söyleyeyim. Elinde sonunda göreceksiniz, inşaAllah.
HİLAL CEBECİ: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm” ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Çok nadide, çok güzel, göz kamaştıran, paha biçilmez sultanımız.” diyor. “Canım hocam. İki güzel göz arasında dilek tuttuk, dua ettik” diyor. “Rabbimizden İttihad-ı İslam’ı istedik. Misafirinize selamlarımızı iletiriz.”
HİLAL CEBECİ:Çok selamlar. Saygılarımı iletiyorum ben de buradan.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Buyur Berker Hocam, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Siz daha evvel Kılıçdaroğlu için de söylemiştiniz, Hocam. “Size sözüm var, kıyafet ayrımcılığı yapmayacağım” diyor Kılıçdaroğlu.
ADNAN OKTAR:Nasıl olacakmış?
ALTUĞ BERKER:İktidara gelirse herhalde. Ama “Darwinist, materyalist şey olursa” dediniz Hocam. “Bittiğini söylerse, yüzde yetmiş olur” demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Haydi bakalım, hayırlısı. Başka ne var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Bir bebek ile köpek filmi gösteriyorum, inşaAllah.
VTR: Bebek ile köpek
ADNAN OKTAR:Keyfe bak sen, keyfe, keyfe. Baloncuk yapıyorlar. Baloncukları köpek yakaladıkça keyfe geliyor. Bak tek tek bekliyor onu. Hayret ya eğlenmeyi bilmesi, gülmeyi bilmesi hayrettir. Köpekteki enerji de çok şahane. Başka ne var Şeyhim?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Diyanet İşleri Başkanımız açılımlar yapıyorlar. “Roman açılımı” diyor. Roman vatandaşlarımız için yardım yapacaklarını söylüyorlar. Ümmi bırakılmış saf çocuklar için yardım yapacaklarını söylüyorlar.
ADNAN OKTAR:İyi, güzel, şefkatle yaklaşmaları çok güzel maşaAllah. Şeyhim dinliyoruz seni.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Mehmet Barlas’ın bir yazısı vardı bugün. Bin Ladin’le ilgili yazarken Bediüzzaman Hazretleri’nden de bahsetmiş. Şöyle diyor; Bin Ladin’in cesedinin denize atılmasını konu etmiş ve bunun mezarının bir yatıra dönüşmesi endişesiyle yapılmış olabileceğini yazmış. Bu durumu kendi aklınca Said Nursi’nin mezarının yerinin bilinmemesiyle kıyaslamış ve “Buna benzer bir duruma galiba bizde de Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarının yerinin bilinmemesi ile tanık olmuştuk. 27 Mayıs 1960 darbesi ertesinde Said Nursi’nin naaşı Urfa’daki mezarından çıkartılıp bilinmeyen yere nakledilmiş miydi?” diyor. “Oysa El-Kaide terörizminin İslam’daki alternatifi, Said Nursi’nin barışçı öğretisidir.” demiş Mehmet Barlas.
ADNAN OKTAR:Evet. Hocam deryadır derya maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Güneri Civaoğlu da Bediüzzaman Hazretleri’nden bahsetmiş yazısında.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“Görüşlerim uyuşmasa da saygı duyduğum Said Nursi ile binlerce kişinin ölümünde parmak izleri olan Bin Ladin’i kıyaslamam.” diyor. Said Nursi bir büyük İslam tefekkür adamıydı. Siyasetin etkin isimlerinden biriydi. Onun izinden yürüyen milyonlar var. Bin Ladin ve Said Nursi isimlerini yan yana zikretmek bile yanlış olur. Amerika, Türkiye’den ilham almışsa bile abarttığını, ölünün inancına saygı gösterilmesi gerektiğini yazmış.
ADNAN OKTAR:Güneri Civaoğlu?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Bir yazar daha vardı. Neydi o bizim şeye gelen?
ALTUĞ BERKER:Can Ataklı.
ADNAN OKTAR:Can Ataklı. Ne geliyor aklına bu isimleri duyunca? Orhan Gencebay, Ayhan Işık. Yorum yapmayacağım. Bir stil benzerliği var yani.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Ali Birand da şöyle diyor; Başbakan’ın iktidarının ilk yıllarında kimsenin gösteremediği bir cesaret gösterdiğini, demokratik açılım kararlarının her birinin bir devrim niteliğinde olduğunu, ancak Habur Giriş Kapısı’ndaki olaylardan sonraki tepkilerin ardından AK Parti’nin korktuğunu ve “Kürt sorunu yoktur. Kürt vatandaşlarımın sorunları vardır. Kürtçe’nin ana dil olmasını istemek, devletin imamının arkasında namaz kılmamak ayrımcılıktır.” şeklinde bir söylem benimsediğini, bu söylemin de 90’ı yılların söylemlerine benzediğini, otuz yıl geçtiği halde tekrar aynı noktaya dönmemizin kanlı olacağının kesin olduğunu yazmış. Seçim sonrasında bu söylemin değişmesini beklediğini yazmış.
ADNAN OKTAR:Hayır, hayır, Türkiye’yi böldürmeyiz. Boşa uğraşmasın hiç kimse. Ben bunun şahsını kaale almıyorum, zaten ona cevap vermiyorum da, aklıma geldiği için söylüyorum. Türkiye büyüyecek, çok büyüyecek, inşaAllah. Dünyanın en büyük devleti olacak. En büyük gücü olacak inşaAllah. Hiç boş yere çırpınmasınlar.
VTR: 4500 yıllık Ebla Tabletleri’nde adı geçen peygamberler
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
VTR: Osman Yüksel Serdengeçti Hoca
ADNAN OKTAR:Allah rahmet eylesin. Hakikaten çok değerli bir büyüğümüzdü. Necip Fazıl Kısakürek, o, Bediüzzaman; o devrin büyük mücahitleri. Allah hepsini cennette kardeş kılsın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Beril Hocam, bir dakikamız mı var?
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Benim canım, çok güzel oldu gelişin.
HİLAL CEBECİ:Sağ olun.
ADNAN OKTAR:Allah sevgini artırsın, güzelliğini artırsın, hidayet versin.
HİLAL CEBECİ:Amin Hocam, hepimize inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Dünyada ahirette kardeş etsin. Lütfettin, şeref verdin.
HİLAL CEBECİ:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR:Bizlerin sevgisi, muhabbeti sana pek derin.
HİLAL CEBECİ:Sağ olun.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Seyreden kardeşlerimiz de seni çok sevmişler. Gelen yazılardan da bunu görüyoruz.
HİLAL CEBECİ:Sağ olsunlar. Herkese sevgi ve saygılarımı iletiyorum burdan.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah sana uzun ömür, sağlık, bereket versin. İnşaAllah yine görüşeceğiz.
HİLAL CEBECİ:İnşaAllah Hocam, inşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Evet.
SUNUCU:00.30’dan itibaren programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Samsun AKS, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...