SUNUCU:Hayırlı sabahlar, programımıza A9 Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın bugünkü yazısında; “Müslüman gibi görünen bazı kişilerin, İslam davasını para, dünyevi şan, alkış, makam, mevki ve nefsi için sattığına” dikkat çekerek, “İslam ümmetinin bu münafıklardan, kurtulması ve başarı elde etmesi ancak samimi, şuurlu, ferasetli Müslümanların, bir birlik halinde hareket etmesi ve başlarına ehil ve layık bir İmam-ı Kebir gelmesiyle mümkün olabileceğini” yazmış. Ayrıca yazısında ikinci bölümünde, kendisinin isim vermeden, din baronlarına eleştirmesine karşı, onlara bir cevap vererek, “bazı din baronlarının, Millet-i İslamiye’ye yaptıklarını kâfirlerin bile yapmadığını, bu nedenle söylediklerinin az bile olduğunu” belirterek, “sen kendini ne sanıyorsun, diye soranlara ise; bir şey sandığım yok, tasalanma. Bütün şanlar, şerefler, ünler, alkışlar, makamlar, mevkiler, riyasetler, debdebeler, Eurolar, altınlar, arsalar, binalar senin olsun. Bendeniz hiç olmak isteyen ve onu da olamayan bir kimseyim” sözleriyle cevap vermiş.
ADNAN OKTAR:Tabii Hocamız, aşağılamak için söylemiş. Yamuk, yumuk adamların şerefi olur mu? Tabii ki olmaz ama hocamız tabii ki çok samimi, candan, eleştirileri de, hayır gözüyle bakmaları lazım. Yani Hocamıza kızmaları anormal. Halis ve candan bir insan.
ALTUĞ BERKER:Hocam, İsrail’de devam ediyor. Çocuklara baskı ve zulümle ilgili resimler gösterebilirim.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:1300 çocuk öldürülmüş.
ADNAN OKTAR:İşte bu acıları, boş yere insanlık çekiyor. Hâlbuki İttihad-ı İslam olmuş olsa, Türk İslam Birliği olmuş olsa; o gün, o saat durur, konu da biter. Yazık, günah yani o Filistinlilerin akan kanına yazık. Diğer insanların akan kanına yazık. Iraklıların akan kanına yazık. İsrail’de de onlardan da üç, beş kişi bile olsa, onlarda da akan kana yazık. Çektikleri huzursuzluğa yazık. İnşaAllah, huzurlu, rahat bir hayata kavuşurlar. Türk İslam Birliği olduğunda bütün insanlığın var gücüyle Türk İslam Birliği için var gücüyle gayret etmesi gerektiğini, Allah bize her gün gösteriyor. Bu hayırlı girişimi, hayırlı insanlar hiç vakit geçirmeksizin, oluşturmak için gayret etmeliler.
ALTUĞ BERKER:2000 Yılından bu yana öldürülen çocuk sayısı 1300’müş, Hocam. İsrail hapishanelerinde de 226 çocuk haksız yere, şu anda hapis tutuluyormuş.
ADNAN OKTAR:Evet. 226 çocuk.
ALTUĞ BERKER:İsrail’in Jerusalem Post Gazetesinde, sizinle ilgili bir haber çıkmış, Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne çıkmış? Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Önce gazetede yer aldığı şekliyle gösteriyorum. Haberin başlığında; “Dinler Arası heyet İstanbul’a gidiyor” şeklinde. Yazı, önümüzdeki hafta birkaç günlüğüne sizi ziyarete gelecek olan, heyetle ilgili. Haberde yer alan bazı bölümleri aktarabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylüyor haberde; “İsrail’den birçok mezhebe ait bir heyet, Çarşamba günü İstanbul’da tanınmış Müslüman bir âlim ve dinler arasında anlayışı geliştirme yollarını görüşmek üzere buluşacaklar. Bir Haham, bir Katolik Rahip, bir Dürzî Kadı ve Bedevi Şeyhi, Harun Yahya adıyla tanınan Müslüman Dünyasında büyük miktarda takipçileri bulunan, felsefeci ve din adamı olan, Adnan Oktar ile üç gün geçirecekler. Benzeri görüşmeler, şimdiye dek birkaç yıldan beri gerçekleştiriliyor. Fakat bu Negev ve Celile’in kalkınmadan sorumlu Bakan Yardımcısı Eyüp Kara’nın, başkanlık yaptığı ikinci heyet; ‘Kara, Kudüs ve Ankara arasındaki bağlantıların iyileştirilmesinin İsrail için, hayati bir gereklilik olduğunu’ ifade etti. Grup aynı zamanda İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı’yla da görüşecek. Kara’nın yardımcısı, Mendi Sefadi bu hafta başında, ‘inanç sahibi insanlarla birlikte, aşırılıkçı İslam ve teröre karşı duruş ve diyalog oluşturmaya çalışıyoruz’ diye açıkladılar.” Uzunca devam ediyor, Hocam. “Sayın Oktar’ın ve her gün yayınlanan ve milyonlarca kişi tarafından izlenen, son derce etkili bir televizyon programı bulunuyor” diyor. “Bu dinler arası diyalog konusunda, Hollander’in Türkiye’ye yaptığı yedinci ziyaret. ‘Eğer insanlar, Oktar’ın programını seviyorlarsa, kesinlikle zamanımı onlara bunu teşvik etmek için adarım’ dedi” diyor ve haber böyle devam ediyor.
ADNAN OKTAR:Evet. Büyükçe bir heyetle bekliyoruz. Yani Baş Hahamlar var, Katoliklerin liderlerinden var, Derzilerin liderlerinden var. Biz istiyoruz, tabii bölgede savaş çıkmasın. Barış olsun. Filistinli kardeşlerimizin kanı akmasın. Irak’ta kan akmasın. Hapishaneler boşalsın. Filistin’de tutuklu varsa, bırakılsın. İsrail’deki tutuklular bırakılsın. Hiç kimsenin, acı çekmesini istemiyoruz. Hiç kimsenin, gerilim, korku içerisinde yaşamasını istemiyoruz. Türk İslam Birliği’nin, huzurlu, sıcak, güzel ikliminde, huzurlu yaşasınlar istiyoruz. Barış istiyoruz. Konu bu.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, Hocam. Bu arada Kahire’de, Filistin ve Hamas ve El Fetih hareketi arasında anlaşma olmuş. Dışişleri Bakanımızın bu konuda, orada gözetiminde olmuş, inşaAllah. İki ayrı hükümet vardı, birbirlerini tanımıyorlardı. Onlar şimdilik bir anlaşma imzalamışlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hadi bakalım, hayırlısı. Biraz Şeyhimizi dinleyelim. Şeyh Nazım Hocamız’ı dinleyelim. Biraz Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı dinleyelim, Sonra devam ederiz.
VTR- Muhammet Raşid Erol (k.s) Hazretleri’nin yıllarca yanında hizmette bulunmuş olan; Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri de, Gavs ve Seyda Hazretleri’nden kendi kulağıyla işittiği şu sözleri aktarmaktadır.
ADNAN OKTAR:İttihad-ı İslam öyle çok zor olan, önünde engeller olan bir sistem değil. Barış çok kolaydır, sevgi çok kolaydır. Şeytan, insanlara zor gösteriyor. Yani mesela biz burada, dostluk istiyoruz, dost olmamız, arkadaş olmamız çok kolaydır. Ama zor gösterilirse, şeytan o yönde insanları ikna ederse, en kolay şey, en zor hale getirilebilir. Nitekim oyun oynuyorlar. Türk İslam Birliği, dünyanın en kolay işidir, en kolay birleşmesidir. Sanki çok çok flu, uzaklarda bir hedefmiş gibi gösteriyorlar. “Ya nasıl olacak ya” diyor. Bölünme zor. Asıl bölünme şaşırtıcıdır. Bölünmeye hayret et sen. Müslümanların birbirine düşmesi hayret edicidir. Değil mi? Asıl hayret edilecek odur. Çoluk, çocuğun kanı akması hayret edicidir. Edilecek şey odur. Yani çocukların hapishanelere girmesi anormaldir. Afganistan’ın işgal edilmesi anormaldir. Irak’ın işgal edilmesi anormaldir. Irak’ın huzur içinde yaşaması anormal mi? Afganistan’ın huzur içinde yaşaması anormal mi? Hıristiyanlara da Musevilere de şefkatle yaklaşıp, Müslümanlarla dostça, kardeşçe yaşamalarını sağlamak. Dünya kardeşliğini kastediyorum, ben. Tabii ki din olarak ayrı yani belli. Onda anlaşılmayacak bir yön yok.
ALTUĞ BERKER:30 Nisan’da Malezya’da konferanslarımız başladı inşaAllah. Bu konferanslara Oktar ve Turgut konuşmacı olarak, sizleri temsilen katıldılar. Arkadaşlarımız, “sizin şahsınıza çok büyük bir ilgi ve teveccühle karşılaştıklarını” özel olarak iletiyorlar.
ADNAN OKTAR:Haydi bakalım.
ALTUĞ BERKER:Kuala Lumpur Uluslararası Kitap fuarında, Yaratılış Atlası’nın, bir basın toplantısıyla tanıtımı yapıldı. Bu tanıtımdan bazı resimler var, Hocam. Atlasın tanıtım toplantısı. Daha sonraki günlerde ise; çeşitli cami, İslami vakıf ve Üniversitelerde konferanslar gerçekleşti ve hala da bu konferanslar devam ediyor. Malezya’nın ve dünyanın en güzel camilerinden birisi olarak kabul edilen; Mescit Bandereye isimli camide konferans gerçekleşti, inşaAllah. Bu konferanstan birkaç resim göstermek istiyorum, inşaAllah. Burası cami.
ADNAN OKTAR:Şahane yermiş. Bu da konferans salonu öyle mi? Konferansın yapıldığı yer.
ALTUĞ BERKER:Evet. Gerçekleşen tüm konferanslar Malezya’nın devlet kanalı ve aynı zamanda ülkenin en büyük kanalı olan, RTM ve diğer bazı kanallar tarafından da kaydedilip, daha sonradan televizyonlarda da yayınlanıyor, inşaAllah. Konferanslarda özellikle, Mehdiyet ve ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s)’ın fiziksel alametleri ve çıkış alametleri ve İslam Birliği konuları çok büyük ilgi görüyor. Dinleyen Malezyalı kardeşlerimiz; “ilk defa böyle bir anlatımla karşılaştıklarını, bu konferanslardan çok etkilendiklerini” ifade ediyorlar, sizin vesilenizle inşaAllah, Hocam. Önümüzdeki günlerde de Brunei ve Hong Kong’da konferanslarımız devam edecek, inşaAllah.
Fatih Altaylı yazısında, Sayın Davutoğlu’nu kastederek; “herhalde birileri Türk Dış Politikasını çökerten fikir babasına bir hesap soracaktır diye umuyorum” diye, sözlerine başlayan bir yazı yazmış. Yazısında; “’Türkiye bölgesel güç olacak. Ortadoğu’da lider olacak’ halüsinasyonunun, bu günlerde hızla ortadan kalktığını, kısa bir süre içinde topladığı sempatinin, yine bu dönemde hızla antipatiye dönüştüğünü, hepimize büyük başarı gibi yutturulan dış politikanın ise tamamen çöktüğünü” söylemiş. Dış politikacılardan birinin, Sayın Davutoğlu olduğu için, kendisiyle görüşmek bile istemiyoruz dediğini ve nitekim Dışişleri Bakanımızın sürekli gülen fotoğrafının, artık pek ortalıkta görünmediğini belirterek, “nedense dış politikamızla beraber o da araziye uydu” demiş. Güya “başarısız” demiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:Asıl kendi araziye uydu. Kimsenin kaale aldığı yok. Haset etmesin, kıskanmasın. Sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Cumhuriyet tarihinin gelmiş, geçmiş en kaliteli, en mükemmel Dışişleri Bakanıdır, mükemmel hizmet ediyor. Türk İslam Birliği için müthiş atakları oldu, net neticeler aldı. Fatih Altaylı bunu söylerken, bakın dikkat ederseniz, tek bir tane delil vermemiştir. Bir tane delil vermemiştir, bu doğru söylemediğinin açık delilidir. Doğrudan hasetliğe ve kıskançlığa dayalı bir üslup. Türk İslam Birliği’nin gelişmesi, İttihad-ı İslam’ın olması, ciğerine oturdu. Mehdiyet’e karşı bir şahıs olduğu için, Cübbeli’yle el ele verdiler, Mehdiyet’i durdurmaya çalışıyorlardı, baktı ki Mehdiyet aldı başını gidiyor, çığ gibi yayılıyor, o panikle ne yapacağını şaşırdı, şimdi Davutoğlu’na kendince sardırmaya çalışıyor. Hiçbir şekilde netice alamaz. Boş konuşuyor. Davutoğlu’nun yaptığı hizmetler, binlerce ve net elle tutulur. Ama onun dediği, iftira niteliğinde olan ifadeleri ile ilgili, tek bir tane flu olarak, bakın flu olarak bile delili yok. Tamamen boş açıklamalar. Hiç telaş etmesin, tedirgin olmasın, Türk İslam Birliği cayır cayır gelişecek, İttihad-ı İslam da var gücüyle gelişiyor. Sayın Dışişleri Bakanımız da, mükemmel hizmet ediyor. Atasına rahmet. Bütün Türkiye seviyor, hepimiz seviyoruz, herkes destekliyor, sonuna kadar yanındayız. Fatih Altaylı da artık, çatır çatır çatlamaya devam edecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu Siirt’teki mitingde Sayın Erdoğan’ı kastederek, hâşâ “statükocunun Allah’ı Ankara’dadır” İfadesini kullanmış. Sayın Başbakan da; “şahsıma bir hakaret olduğunda buna katlandım, ancak Allah’a karşı saygıya uygun olmayan bir söze asla müsamaha gösteremeyeceğini” belirtmiş. “Allah mekândan ve zamandan münezzehtir. Rabbimin mağfiretine ve sizlerin affına sığınıyorum,” diyerek, “asla böyle bir benzetme yapılamayacağını ve böyle bir söze de gülüp, geçilemeyeceğini” ifade etmiş. “Sayın Kılıçdaroğlu’nun Müslümanlardan özür dilemesi gerektiğini” belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Hakikaten çok yanlış söz etmiş Kılıçdaroğlu. Her iki sözünü de, bir sohbetinde düzeltebilir. Biz ondan bekliyoruz. Şu, ana ile ilgili söz, ikincisi bu. Yani, gayet güzel olumlu puan toplarken, herkes onu sevmeye başlamışken, bu tip bir üslup ne anlama geliyor? Çok çok yanlış, çok hatalı, değil mi? Yani Allah’a, bütün İslam alemine saygısının, sevgisinin ne kadar şiddetli olduğunu. Bizim millet Allah için hepsi canını vermeye hazırdır, bizim milletimizin özelliğidir bu, Allah için canını verir. Çanakkale’de biz canımızı ne için verdik? Allah için verdik. Allah’a böyle söz söylenmez. Çok yanlış yapmış, demek ki boş bulunmuş, ağzından kaçmış, düzeltsin. Yani insanlık hali, ağzından kaçmış olabilir, boş bulunmuş olabilir. O sözünü düzeltmesinde çok büyük fayda var. Her iki sözü de; anayla ilgili ve bu sözü düzeltmesini bekliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Siz, Usame Bin Ladin’in, Amerika tarafından, suni Mehdi olarak hazırlandığını, daha sonra da feci şekilde öldürülüp, “bakın Mehdi’nizi öldürdük dolayısıyla o bir deccaldi ve biz Hıristiyan alemi olarak bu deccali ortadan kaldırdık” diyeceklerini ifade etmiştiniz. Nitekim olaylar aynı dediğiniz şekilde gerçekleşti. Bazı köşe yazarları da sizin bu açıklamanızı aynen köşelerine taşıdılar. Örneğin; bugün Turan Alkan Zaman Gazetesi’ndeki yazısında; “Bin Ladin’in Amerikan halkına deccal olarak tanıtıldığını, kahraman Amerikalıların bin Ladin’i ortadan kaldırmasıyla, şeytana karşı iyilerin zafer kazandığı imajının kamuoyuna verildiğini, Amerikan halkının vatanperverlik duygularının kabartıldığını ve bir bayram havasıyla bayrakların göndere çekildiğini” yazmış. “İnsanların önce Usame bin Ladin diye birinin varlığına, sonra da öldüğüne inandırıldığını ve bu şekilde Amerikalılar tarafından, bir milyon civarında Müslüman’ın öldürüldüğünü de belirterek, inşaAllah yenileri tezgaha konulmaz” sözleriyle yazısını bitirmiş.
ADNAN OKTAR:İşte Cübbeli mantığının bir başka şekli bu, hep böyle felaketle sonuçlanır, önce ucuz kahramanlık yaparlar, elinde tüfekle, tabancayla çıkarlar dayılanırlar, kabadayılık yaparlar, sonra ağzını burnunu darmakeşan ederler, yerle bir olur, ondan sonra da pişmanlık ve acı içinde kaçarlar. Ve zavallı demeçler gelir arkasından, bizi eziyorlar, bizi parçalıyorlar. Halbuki akılla, bilgiyle, ilimle ortaya çıkılması gerekiyor. İslam anlatılırken; sevgiyle, barışı savunarak ve kardeşliği savunarak ortaya çıkmak lazım. Ve karşı fikirlere de bilimle, felsefeyle, sanatla ikna edilmesi ve ortadan kaldırılması gerekir. Bu yapılmadığında, işte böyle tüfekle gelen tüfekle gidiyor. Kabadayılık yapan başka bir kabadayı tarafından tepeleniyor. Bu akıl değil, yani kabadayılıkla olmaz böyle şeyler. İslam’ın yayılması, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında sevgiyleydi. Peygamberimiz (s.a.v.), herkese sevgi dağıtıyordu. Dinin özü; sevgidir. Bu adam şiddeti savunuyor, böyle olursa karşılığı böyle oluyor. Allah böyle bir karşılık veriyor.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Akyol da, Usame Bin Ladin için şöyle söylemiş; “Amerika’nın adamıydı sözünün bir şehir efsanesi olduğunu ve buna katılmadığını” yazmış. “Ayrıca Bin Ladin gibi teröristlerin, Müslüman bile olmadığı yönündeki fikirlere de karşı çıkarak, İslam’a toz kondurmamak için bunu yapıyorlar ama bir insan Kelime-i Şahadet getiriyorsa, o Müslüman’dır. Ve o insana ‘hayır sen Müslüman değilsin’ denemez. El Kaide’ciler için de kuşkusuz böyle bir şey söylenemez. Ancak bu kişinin yaptıkları, İslam’a aykırıysa bunlar eleştirilebilir” demiş. “Ayrıca İslam’da cihad diye bir vazife olduğunu ve Bin Ladin gibi, emperyalistlere, batının saldırı ve işgallerine kafa tutan kişilerin de bu cihadı yerine getirdiklerini, ancak aşırıya kaçarak masum insanları da öldürdüklerini ve dolayısıyla İslam hukukunu ve Kuran ahlakını çiğneyerek hata yaptıklarını” söylemiş. Mustafa Akyol son günlerde bu mantıkta, yani Müslümanlar arasında bu tip terörist ya da zalimlerin çıkabileceğini, “bunlar Müslüman değildir” demenin yanlış olduğu yönünde çok fazla yazı yazıyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, tabii ki Müslüman değildir diyemezsin, ‘La ilahe illaAllah Muhammeden Rasulullah’ diyen, Müslüman’dır. Fakat akılsız Müslüman vardır, fasık Müslüman vardır, sapkın Müslüman vardır, imanı zayıf hasta Müslüman vardır, ateistlere, dinsizlere yalakalık yapan Müslüman türü vardır, yağcı Müslüman türü vardır, oynak Müslüman türü vardır, dönek Müslüman türü vardır, değil mi? Parmakçısı, topukçusu, her çeşidi vardır. Dolayısıyla anormal tipler vardır. Biz anormalleri ortaya koyuyoruz. Buna karşı Müslümanlığın cihat anlayışını anlatıyoruz. Cihat, akılla olur. Asrımızda karşımızdaki güç, akıl kullanıyor, fikir kullanıyor. Din anlatılırken akılla anlatılır, sevgiyle anlatılır, kardeşlikle anlatılır, güzellikle anlatılır, sanatla bilimle anlatılır. Bununla anlatmıyorsan; elihde tüfekle “gel seni Müslüman edeceğim” dersen, karşındaki insanı münafık hale getirirsin. Can korkusuyla bir adam inancını değiştiriyorsa, o münafık olur. Din sevgiyle anlatılır, kabul eder veya etmez. Allah kaderinde yarattıysa, kabul eder, kaderinde yoksa, kabul etmez.
ALTUĞ BERKER:Tabii ki Hocam, inşaAllah. Siz, yıllardır “gerçek bir Müslüman’ın asla terörist olamayacağını, bir insanın kimliğinde Müslüman yazmasının önemli olmadığını, Müslümanlık adına terör yapan insanların, solcu Marksist yetişmiş, it-kopuk takımı olduğunu ve bu insanların eylemlerinin asla Müslümanlara mal edilemeyeceğini” anlatıyorsunuz Hocam inşaAllah. Hüseyin Gülerce Hocamız da aynı mantıkta bir yazı yazarak; “İslam’ın şefkat ve merhamet dini olduğunu, hiçbir Müslüman’ın terörü kabullenemeyeceğini, Müslümanlık adına terör yapanlara bakıldığında, çoğunun bir şekilde gizli servislerle irtibatlı olmuş, uyuşturucu bağımlısı, figüran olarak kullanılan iradesiz kişiler olduğunun görüldüğünü” yazmış. Ayrıca “ülkemizde İslam’ı terörle özdeşleştirmek isteyen insanların oyununu bozan ve teröre karşı sevgi, hoşgörü, saygı çağrısı yapan Müslümanların, yani ülkemizdeki iç barışın teminatı olan kişilerin töhmet altına sokulmaya çalışıldığını ve bu oyuna dikkat etmemiz gerektiğine” dikkat çekmiş.
ADNAN OKTAR:Doğru tabii, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı, şiddete karşı, zulüm politikasına karşı, komünist terör mantığına karşı mücadele eden Müslümanları etkisiz hale getirmek için yoğun bir mücadele var, bu görülüyor. Ama başarılı olamayacaklar, göreceksiniz. İnananlar, sevenler galip gelecekler. Sevgi galip gelecek, kardeşlik galip gelecek. Mesela, Cübbeli de Müslüman, ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s); Şiileri, Caferileri kıtır kıtır pırasa gibi doğrayacak” diyor. Bu ne bu? Bağnaz ve cahil Müslüman işte. Cehl içinde, yani bilgisiz, cahil derken; bilgisiz. Dolayısıyla, tehlikeli ve çok zararlı bir politika izlemiş oluyor. Caferiler, Şiiler la ilahe illaAllah Muhammeden Rasulullah diyen Müslüman kardeşlerimiz değil mi? Neden onlar pırasa gibi doğransın? Neden doğransın? Velev ki, adam dinsiz bile olsa niye doğransın? İnanmıyorsa inanmıyordur yani, sana ne. Allah ayette diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Sizin diniz size bizim dinimiz bize. Kul Ya Eyyühel kafirun” diyor değil mi? Ve şeytandan Allah’a sığınırım, “Dinde zorlama yoktur” diyor Cenab-ı Allah. Açık ayet yani zorlama yok deyince, illa ben zorlayacağım diyebilir misin? Zorlarsan zaten münafık elde etmiş olursun, adam münafık olur.
ALTUĞ BERKER:Hemen hemen her gün birçok köşe yazarı, sizin röportajlarda yaptığınız farklı konulardaki açıklamalarınızı birkaç gün içinde, kendi köşelerine taşıyorlar. Bu günde, Yavuz Donat; “Mekke’ye gittiğini” belirterek, “Kabe’nin bitişiğine koca koca binalar dikilir mi? Otel, ofis binası, alışveriş merkezi yapmak için koskoca Mekke’de yer mi yok? Arap kafası mı desek, yoksa rant sevdası mı? Mekke şantiye halinde. Şantiyeye, kentsel dönüşüme diyeceğimiz yokta, Kabe’nin yanı başındaki çok katlı yapılanma yanlış, yazık ve ayıp” sözleriyle, sizin uzun zamandır uyguladığınız mantığı tekrarlamış Hocam.
ADNAN OKTAR:Kabe’ye, Mehdiyet hakim olmayınca, böyle olur. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “Mekke’yi- Medine’yi çakallar basacak” diyor, inşaAllah. Yani çok açık konuşmuş Peygamberimiz (s.a.v.). Yani “binalar dikilecek” diyor, “yüksek binalar” diyor, aynı şekilde anlatmış. Yani, anlayan anlar işte. Çakal deyince millet normal çakal zannediyor ama değişik çakallar var. Tabii ben Vahhabilere demiyorum, kastetmiyorum ama orada gayri meşru, çirkin eylem yapan kişileri kastediyorum. Çünkü Vahhabiler, mazlum insanlar onlar, Müslüman kardeşimiz onlarda. La ilahe illaAllah Muhammeden Rasulullah diyen insanlar. Ama içlerinde tabii çakal olanlar da var.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Haşmet Babaoğlu Hz. Hızır (a.s) ile ilgili bir yazı yazarak; “Günümüzde inancın bir çok insanda derinlerde bir yerde gizlendiği yada akıl çağına tahammül edemeyip tamamen ortadan çekildiğini, ancak yinede toplumda özellikle kadınlarımız arasında, özellikle Hz. Hızır (a.s)’ın çokça anıldığını” söylemiş. “Şairlerimizin de Hz. Hızır (a.s)’dan çok bahsettiğini belirterek, sakın bunun bilim ve akılla alakası yok, hepsi hurafe demeyin, ben bu tartışmalara girmiyorum. Ama hıdrellez geleneği ve Hz. Hızır (a.s) inancından kalkarak, bir halkın, yüzlerce yıl diri kalmış zengin gönlünü selamlamak istiyorum” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:İyi maşaAllah, güzel. Gerçi o kadar net bir yazı değil ama yine de güzel. Haşmet Babaoğlu dürüst insandır, delikanlı insandır. Yiğit Bulut gibi böyle kimseye karşı bir boyun eğiciliği yoktur. Seviyoruz yani inananların sevdiği bir insan. Allah yolunu açık etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yazar Sezai Karakoç’un; “Hızır ile 40 saat isimli bir şiiri var Hocam malumunuz, inşaAllah. Bu şiiri; 1967 yılında yazmış. “Konuşacak Mehdi (a.s)” diye başlıyor şiiri Hocam.
“Konuşacak Mehdi, geldi derleniş günü, derleniş toparlanış vakti Artık her gün her gece Kuran iniyor dağlardan, tepelerden.
Yağmur O’nun yedeğinde, horozlar en keskin sesleriyle ötmede
Koyunlar ışıldıyor yünlerinde, yeni ve keskin bir bilgelik keçilerde
Doğudan batıya bir şimşek atlardan
Heyamolalara inip çıkan bir eleğim, sağma develerden Kadınlar örtünürler Meryem örtülerini, bacalar yeniden tüter
Odunların en sertin yanışından, bırakarak gökyüzünde bir çok sisi
Dağlarda bir başka coşkunluk çağlıyor
Menekşede, çiğde, kekikte ses var
Bir vahiy uğultusu arılarda, karıncalarda hikmet suskunluğu
Barışı ve çalışkanlığı sağ duyunun
Derleniş, toparlanış, diriliş saati geldi
Yükseldi bir ağartı, Müslüman ufuklardan
Müslüman mevsim ve iklimlerden
Kelimeler sıçradı yıllarca beklemişlerdi taşlarda
Bir başkalaşım oldu yazılarda, seslerin durduğu yerde Gizlice süren bir ayet sonu yumuşaklığı
Duruşlar bir Sureden inmişçesine ağırbaşlı
Davranışlar ölçülü tartılı
Büyük dönüş başlamadan önce, kendini bırak evrenin koştuğu o bütüne
Bir kanat çırpmasıyla karıştığı varlığa
Düzeltip dünyayı yeniden, toplumu dirilten, insanı erdiren
Şeytanı bir duvar ucunda sıkıştıran
Dam saçaklarında kovalayıp eski sınırlarına iten
Kentlere mutluluğu bir ikindi anıtı gibi getiren
Her eve mermer dağıtan, şelale paylaştıran
Kan kanalı uzatan, engebeli bir gebelikte
Yatağından korkan kadınlara.”
Devam edeyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Berker’im, şimdi bunlarda bir çok sır var. Sen direkt okuduğun için, bir çok kişi anlayamamış olabilir. Ben onu bir dahaki sefere şerh ederek açıklayayım. İçinde çok fazla hikmet ve sır ifade eden bir şiir.
ALTUĞ BERKER:Evet Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, nasıl dönüşeceğini ve şimdi başladığını, o güzel dönüşümü çok veciz ifade etmiş, inşaAllah.
İman hakikatleri-sevimli canlılar resimleri gösteriyorum.
ADNAN OKTAR:Bazen köpekle çocukların arkadaşlıkları çok güçlü oluyor. Gece gündüz o onu soruyor, o onu, sabah kalkıp hemen ona yiyeceğini veriyor. Çocuklar için o çok zevkli güzel bir şey oluyor, onlara güzel bir hediye olmuş oluyor, ama tabii steril olmasına dikkat etmek lazım.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Nur Suresi, 11. Ayet“Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur;” Müslümanlar kendi içinde yalandan, dedikodudan şiddetle kaçınacaklar. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın-günahın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır.” İftirayı asıl organize eden, daha çok günaha giriyor ama iftiraya uğrayanın aleyhine olmaz bu diyor Allah. Yani onun lehine olur diyor. Çünkü sevap kazanmış olur. İftirayı atan kişinin sevapları da onun üstüne geçer. Dolayısıyla, çok lehine bir durum olmuş olur. Allah onu söylüyor. “Onu işittiğiniz zaman, erkek müminler ve kadın müminlerden kendi nefisleri adına öyle bir zanda bulunup: “Bu, açıkça uydurulmuş iftira sözüdür” demeleri gerekmez miydi?” Mesela Müslümanlar hakkında, baron, gazetesinde bir iftira atıyor. Bakıyorsun sakallı, cübbeli adam inanıyor. Kaz gibi inanıyor. Ağzı açık, “vay be” diyor. Halbuki mutlaka araştırılması lazım. Samimi Müslüman, doğru mu yanlış mı diye araştıracak, inşaAllah. Bakın Allah diyor ki; “Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi?” Dört tane salih şahit. “Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah’ın Katında yalancıların ta kendileridir.” Demek ki, Müslüman’a iftira atmaktan şiddetle kaçınmak lazım. İspat edilemiyorsa özellikle, çok vahim bir durum olur. Allah diyor; “Onlar yalancıların ta kendileridir” Allah onları yalancı ilan ediyor. Şeytandan Allah’a sığınırım; 14, “Eğer Allah’ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu.” Bazı dangallar vardır, işi gücü yoktur oturur, Müslümanların dedikodusunu yaparlar. Akşama kadar dedikoduyla vakit geçirirler. Yaygındır, Müslümanlar bilirler. Allah bunu yasaklıyor. Bakın “Daldınız” diyor, dalıyor çünkü kendini kaybediyor. Dır dır dır sürekli dedikoduyla vakit geçiriyor. Onu, Allah çirkin bir eylem olarak yasaklıyor. 16. Ayet “Onu işittiğiniz zaman: “Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz, (Allah’ım) Sen yücesin; bu, büyük bir iftiradır” demeniz gerekmez miydi?” Bu gibi durumda, bu bir iftiradır diyecek Müslüman inanmayacak. Ya salih dört şahit getirecek, ya yoksa onun sözünü etmeyecek.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum Hocam. www.Müminin24saati.İmanisiteler.com. Çocuklar için hazırlanan bu sitede, bir müminin hayatının tamamını nasıl Allah için yaşayacağı anlatılıyor, inşaAllah. Örneğin; sabah uyandığında, temizlik yaparken, kıyafetlerini giyerken, kahvaltı ederken, iş hayatında hep Allah’ı anması, yaptığı her işi Allah rızası için yapmaya niyet etmesi çok önemli. Bir müminin ailesine ve yakınlarına karşı tutumu, kendisine verilen güzellikler karşısındaki olumlu-olumsuz gibi görünen olaylar karşısındaki tutumu, kötü ve sıkıntılı ortamlarda gösterdiği tutum, gibi konular detaylarıyla anlatılıyor bu sitede, inşaAllah Hocam. Tekrar ediyorum; www.Müminin24saati.İmanisiteler.com, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, şu gencin yazısını bir oku, ben de yorumlayayım.
ALTUĞ BERKER:“Selam Hocam” diye başlamış, “Ben Bulgaristan’da, tıp eğitimi almaktayım. Beni çok rahatsız eden bir sorunum var Adnan Hocam. Bizim biyoloji dersimize giren profesör, bize derslerde Darwinizmi anlatıyor ve kabul ettirmeye çalışıyor. Bizlere de, özellikle Türkiye’den gelen öğrencilere bunu tasdik ettirmek için uğraşıyor. Bizde mecburen evet demek zorunda kalıyoruz. Ama kalbimizle bunu hiçbir zaman bunu kabul etmiyoruz tabii ki. Yine de böyle bir konuda dilimizle evet demek bile beni çok rahatsız ediyor. Bir de Müslümanlıktaki sünnet olayını öyle kötüleyerek anlatıyor ki Adnan Hocam, inşaAllah beni çok rahatsız eden bu konuda yardımcı olursanız. Bir de Adnan Hocam, Türkiye’den gelen gençler bir boşluk içine düşüyorlar Bulgaristan’a gelince. Eğlence, içki, gece hayatı cazip geliyor birden gençlere” diyor. “Varna’daki mason derneği her hafta karşımıza çıkıyor. Allah yanlış yollara saptırmasın. Bulgaristan’da bize yardım edecek ağabeylerimiz var mı acaba? Aslında Adnan Hocam sizinle görüşmeyi çok isterdim, inşaAllah. Yardımınızı bizden esirgemezseniz” diyor.
ADNAN OKTAR:EvelAllah oraları dağıtacağız. Ben böyle yardım taleplerinde yerimde duramam. İlimle, fikirle, bilgiyle, inşaAllah. Bir kere orada biz bir konferans verelim bir, kitap dağıtalım iki, bu genç de bizimle bağlantıda olsun üç. Evrim teorisini, bakın her yerde dayatma şeklinde dayatıyorlar. Adamlar diyor ki; “evrim teorisi mi var?” diyor. Var işte bak. Dünyanın her yerinde yüzde doksan dokuzunda hakim. Bir de dayatma, zoraki inandırmaya çalışıyorlar.
“Müslümanlıktaki sünnet olayını öyle kötüleyerek anlatıyor ki” diyor. Sünnetsiz olunca daha mı iyi oluyormuş? Kir olur, pislik olur, sünnet olduğunda, temizlik olur, temiz olur. Sünnetin amacı aynı zamanda temizliktir. Tertemiz olur insan, Müslümanlar o sayede daha sağlıklı oluyorlar, kanserden korunmuş oluyorlar. Yani istatistiklere baksınlar inşaAllah. Cahilliğinden.
ALTUĞ BERKER:Suriye’de gün geçtikçe yaralı ve ölü sayısı artarken, bunların yanı sıra kaybolan ve yeri belirlenemeyen binlerce insan olduğu ortaya çıkmış. Bir insan haklarının yaptığı açıklamaya göre; “8 bin kişi kayıpmış. Bu kişilerden 2843’nün göz altında olduğu teyid ediliyor. Diğerleri hakkında net bir bilgi yokmuş.”
ADNAN OKTAR:Yazık günah, işte zulüm kol geziyor. Müslümanlar, Türklük alemi birleştiğinde, bu bela kalkacaktır. sürekli gündemde tutup, Allah’a dua etmek, özellikle birbirimize yardımcı olmamız, kardeş olmamız, cemaat, tarikat farklılıklarından dolayı öfke, muhalefet ruhunun gelişmemesi, dostça, kardeşçe, enaniyetten uzak, kibirden uzak bir üslup geliştirmemiz lazım. Müslümanlar birbirlerini davet etsinler, sohbetler olsun, yemek yesinler birlikte değil mi? Birbirini eleştirmekten kaçınsınlar. Çünkü herkesin yolu kendine göre doğrudur. Yollarını ellememek lazım.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Sibirya sınırında bulunan ve yüz ölçümü Türkiye’nin dört katı büyüklüğünde olan Yakutistan da, yüzbin Müslüman yaşıyormuş. Yakutistan Türk Cumhuriyetlerinden biri, ülkenin tamamında bir milyon kişi yaşıyormuş. Nüfusun çoğunu oluşturan Yakutlar ise Türk halklarındanmış. Bunlardan on beş yıl önce Yakutistan’daki Müslümanlar, kendi dinlerini pek tanımazken, şu anda camii, ibadet edenlerle dolup taşıyormuş. Yakutistan’ın başkentinde şu anda küçük bir camii varmış. Ancak bu camii ihtiyacı karşılamıyormuş. Camii yaklaşık 1200 kişilikmiş. Ancak ibadet saatlerinde tamamen dolduğu için, 600 kişi de dışarıda namaz kılmak durumunda kalıyormuş. Yakutistanlı kardeşlerimiz; “yönetimin camii yapımı konusunda kendilerine yardım etmediğini ve camiinin yanında da bir medreseye çok ihtiyaçları olduğunu, bunun için kendi imkanlarının yeterli olmadığını” belirtmişler.
ADNAN OKTAR:Müslüman kardeşlerimize duyuruyorsun. Onun yolunu, yöntemini bir öğrenelim, kardeşlerimize yol gösterelim. Orada Yakutistan’da çok fazla miktarda camii yapılsın, inşaAllah.
“Muhammed Adnan Hocam, Azerbaycan’dan Selamlar, saygı ve sevgiler.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “ittihad-ı İslam ve Türk İslam Birliği; 2020 inşaAllah. İslam Birliği yayılacak, nur yüzlü Adnan Hocam. Hep birlikte, ailemle beraber izliyoruz” diyor. Güzel şeyler yazmış kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER:Türkiye’de geçen yıl açılan 205 kuyunun yarıya yakınında, petrol ve gaz bulunmuş Hocam. 57 kuyudan petrol, 44 kuyudan gaz, bir kuyudan da ham petrol, ham gaz çıkartılmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Selamun Aleykum, canım Hocam. Nurumuz” diyor. MaşaAllah çok güzel bir hitap. Allah hepimizin nurunu artırsın, nur nasip etsin. “Daha yeni uyandığım ilan gibi olacak ama gözlerimizin ilk sizi görmesi, kulaklarımızın ilk sizin sesinizi duyması, kalbimizin günün ilk saatlerinde sevginizle çarpması, düşüncelerimizin hemen uyanır uyanmaz Mehdiyet ile İttihad-ı İslam ile yoğrulması ne güzel canım Hocam, maşaAllah” diyor. “Gözlerimize, kulaklarımıza, kalbimize, düşüncelerimize akan bir nur gibisiniz canım Hocam” diyor. MaşaAllah, bir hanım kardeşimiz yazmış. Bu Azerbaycan maşaAllah, nedir böyle? Azerbaycan, Azerbaycan. Kale olmuş Azerbaycan, maşaAllah.
“Selamun Aleykum, mübarek sözlerine hayran olduğumuz canım Hocam” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Gözlerimizi kıstık bir dedektif gibi her an tetikteyiz, acaba Hocam sabah mı çıkacak, yoksa akşam mı diye. Sizi kaçırmamak için çalar saatimiz bir sabah 10’a kuruluyor. Bir gece 12.30’a. sabah namazdan sonra çocuğu da okula gönderince itiraf ediyorum, bir miktar uyuyorum canım Hocam” diyor, maşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam, ben Erzurum’dan evlad-ı Resul’den biriyim”, maşaAllah. Jeofizik mühendisiyim.” Seyyidmiş kardeşimiz. Allah mübarek etsin. Kitaplarınızı, ilgiyle ve severek okumaktayım. Özellikle mesleğim gereği, Evrim Teorisi ve diğer kitapları da okuyormuş.” MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sanem Altan’ın dünkü yazısında Hocam; “hem milliyetçi, hem dindar olunup olunamayacağını” gündeme getirmiş. “Amcası Mehmet Altan’la telefonda sohbet ettiklerini, bu sohbette Mehmet Altan şunları söylemiş; ‘Allah’ın bir olduğuna, bizlerin de O’nun eşit kulları olduğumuza inanan dindar biri, nasıl olur da kendi ırkını diğer ırklardan daha ayrıcalıklı bulabilir. Bu Müslümanlığın kabul edebileceği bir şey miydi? Müslümanlık Allah’ın kullarını ırklarına göre ayırabilir miydi? Peki öyleyse niye insanlar milliyetçi, muhafazakar? Ve niye dindarlar bu kavramların yan yana gelmesindeki garabetten rahatsız değil?’” diye sormuş. Sanem Altan da, bu söylenenleri tasdik eden bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR:Doğru yani dinde, ırk üstüne dayalı bir anlayış yok. Üstünlük takvayla; Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor; “üstünlük ancak takvayladır” diyor. “Acemin Araba, Arabın Aceme üstünlüğü yoktur” diyor. Zaten Peygamberimiz (s.a.v) bunu açıklamış, konu bitmiş. Dolayısıyla bu konuda, tedirgin olmaya gerek yok. Biz, Türk ırkının üstün olduğunu yani genetik üstün olduğunu söylemiyoruz. Hizmet olarak üstün bir tavrı var. Güzel ahlaklı bir insan üstünse, mesela alimse, alim diyoruz. Alim yönü; İslam ülkeleri içerisinde de Türkiye dindar ve seviliyor. Bütün İslam alemi seviyor ve Türkiye’nin lider olmasını istiyor. Bu genetik üstünlük anlamına gelmiyor. Liderlik güzelliği var, liderlik cazibesi var. Lider oluyorlar, bu. O garip bir şey değil. Bir ülkenin, bir kavmin, bir topluluğun lider olması gerekiyor. Yani lider olunca illa diğerleri daha aşağıdır anlamına gelmez değil mi?
ALTUĞ BERKER:“Sayın Muhammed Adnan Hocam, ben Singapur’dan Özgür ve aslen Siirtliyim. Tek kelimeyle süpersiniz ve sizi çok ama çok seviyorum. Öncelikle Türk-İslam Birliği’ni canı gönülden istiyorum ve bunun için dua ediyorum. Ben sizi yaklaşık altı aydır sürekli internet üzerinden her akşam izliyorum. Sizden Allah razı olsun. Sizin sayenizde Hz. Mehdi (a.s)’ın varlığından haberdar oldum. Namaza başladım ve hayata olan bakış açım değişti. Müsaadenizle size iki sorum olacak. Kıyamet gerçekten 70 yıl sonra kopacak mı? İnsanlar öldükten hemen sonra mı Allah’ın huzura çıkıp ifade verecek? Yoksa her ölü kıyametin kopmasını mı bekleyecek? Saygılarımla Özgür Örgüç.”
ADNAN OKTAR:70 yıl İslam’ın hakimiyeti sürecek. Bu andan itibaren yaklaşık 70 yıl kadar hakimiyet devam edecek, Hicri 1506’dan sonra bozulma başlıyor. 1543’e kadar, “1545 gibi de kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. Allahualem doğru söylüyor. Hadise de uygun, genel şekle, şemale de uygun. İslam’ın hakim olması da doğru. Ama 10 yıl tabii biraz uzunca bir süre olduğu için, insanlar sabredemiyorlar. 10 gün gibi geçer, göreceksiniz. Biz de burada olacağız, onlar da burada olacaklar. Bir de İslam’ın hakimiyetini normal karşıladılar. Hakikaten normal bir şey, acayip bir şey değil. Sevginin, barışın hakim olması şaşılacak bir şey değildir ki. Yobazlığın hakim olması çok şaşırtıcıdır. O olmayacak. Yobazlık yok oluyor. İslam hakim oluyor. Bunu göreceğiz. İnsan ölünce de, Müslüman ise, zaten bayram başlıyor. Daha can alınırken bayram başlıyor. Sürekli çok güzel muamele görür. Sevdikleri karşılar. Allah; Müslüman’ı, iyi insanı daima korur, kollar. Özellikle vefatından sonra, imtihan kalktığı için hep lehine, hep lehine. Hep hoşuna gidecek gibidir her safhası; her safhası hoştur, güzeldir. Allah nasıl atomu kusursuz yaratıyorsa, nasıl kainatı düzgün, güzel yaratıyorsa, ahireti de öyle mükemmel ve düzgün yaratmıştır. Allah’a güvensinler, çok rahat etsinler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Almanya’daki arkadaşımız, Öztürk’ün çocuklarının resmi vardı Hocam. Televizyon kapalıyken, “Hocamız nerede, Hocamız yok mu?” diye soruyorlarmış, sizi çok seviyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Ne güzel oluyor çocuklar. Allah’ın hikmeti, maşaAllah. Evin süsü bunlar, aynı zamanda cennet süsü, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Güzel çiçek resimleri göstereceğim Hocam, inşaAllah. Hepsinde sizin daha önce anlattığınız gibi, tam bir simetri ve müthiş bir altın oran var. İstisnasız, Allah’ın muhteşem yaratışının güzellikleri.
ADNAN OKTAR:Ne güzel çiçekler. Dışarıda göremiyoruz. Hep lale, hep lale, karanfil, lale. Biraz değişik çiçekler olsa daha hoş olur. Lale de güzel ama sağa dön lale, sola dön lale. Zengin çeşitler olsa çok güzel oluyor. Her çeşit çiçek güzel. Takılıp kalmamak lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir selam almamış olabiliriz Hocam.
ADNAN OKTAR:Selamını almadığımız herkese, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
VTR- Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Ülkemizin Bölünmesine Müsaade Etmeyeceğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Başbakanımızın buradaki konuşmasında önemli gördüğüm yer; “Türkiye’nin bölünmeyeceğini” söylemesi. Birkaç günden beri ben, Türkiye’nin bölünmesi konusunda, AK Parti’ye biliyorsunuz iftira atılıyor, Türkiye’nin bölünmesini istiyorlar, işte Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefi Türkiye’yi bölmek gibi; ben de bunun asılsız olduğunu söylemiştim. Hemen ona cevaben Başbakan, böyle bir açıklama yaptı. Çok güzel oldu. Benim de istediğim zaten buydu. Net, açık cevap, açık izah. Memleketi böldürmeyiz, o mümkün değil. Türkiye büyüyecek, turan olacak. Zalimler yıkılıp, viran olacak, inşaAllah. Bütün Türki devletleri birleştireceğiz, inşaAllah, bütün İslam alemini birleştireceğiz. Büyük bir Türk-İslam Birliği oluşturacağız Cenab-ı Allah’ın izniyle. Kürt kardeşlerimizi de bağrımıza bastık, hepsini bağrımıza bastık. Neşeli, huzurlu bir bayram havası olacak. Basıp gideceğiz Şam’a, basıp gideceğiz Taşkent’e kadar, Bişkek’e kadar. Pasaport yok, vize yok, dümdüz, inşaAllah. Yemek yiyip geleceğiz o kadar, inşaAllah. Nerenin bölünmesi? Bakın bazı çakallar diyor ki: “Diyarbakır’a, Adıyaman’a, Mardin’e pasaportla sizi alabiliriz.” O pasaportu alır, sana ben yediririm. Böyle hap gibi tabii akılla, fikirle, bilimle, inşaAllah. Dangalaklığınızın lüzumu yok, densizliğinizin de lüzumu yok. Özgürlük güzeldir. Geniş ülke güzeldir. Benim Mardin’deki kardeşlerimi sen nasıl hapsedersin? İstedikleri gibi istediği yere gidecekler, biz de istediğimiz gibi onların yanına gideceğiz. Benim kardeşlerimi benden sen nasıl ayırırsın? Bilakis Azerbaycan ile inşaAllah kapıları açacağız. Biraz daha bastıracağız inşaAllah, az bir şey kaldı. Şimdi Azerbaycan gençliği ayakta, koç yiğitler ayakta. Özellikle 2012’den sonra fırtına olacağız, fırtına. Eseceğiz böyle rüzgar gibi. Daha hiçbir şey yapmadık. Şu an sadece tanıtım yaptık. Bir peşrevdi bu hafif, inşaAllah güreş ondan sonra başlıyor. Künde üstüne künde. Yeri göğü birbirine katacağız. Neyle? Akılla, sanatla, bilimle, barışla, demokrasiyle, laiklikle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mimar Sinan Üniversitesi’nden Aysun Hanım’ın size bir mesajı var ve size bir resim göndermiş. “Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam, size kendi köfte resimlerimi gönderiyorum. Sizi çok seviyorum Hocam, hidayet buyurun, inşaAllah. Ellerinizden öpüyorum” demiş. Bir de resim göndermiş.
ADNAN OKTAR:Aman Allah’ım bu ne sevimli şeymiş bu, kartpostal gibi. MaşaAllah, elhamdülillah.
Suudi Kralı Abdullah için, dünyanın en lüks otobüsü yaptırılmış. 2 milyon euro’ya mal olmuş, tüm kaplamalar 24 ayar altınmış. Zenginin malı züğürdün çenesi yorarmış derler. Ne işimiz var adamın ne yaptığıyla? Sen Türk İslam Birliği’ni oluştur, o zaman onlar hallolur, yoksa bu sistem devam eder. Kardeşimi tenzih ederiz de, bu bir atasözü olduğu için söylüyorum.
Erkan Almanya’dan; “İyi akşamlar Muhammed Adnan Hocam Cübbeli, Alplerde disko açmış gerçekten marifet gibi sağı, solu belli olmuyor. Benimde mi 4 km yükseklikteki Alplere çıkmam gerekiyor?” diyor. Adamın disko açtığı yok, ben şaka dedim. Ben sadece, gitmiş midir acaba dedim. “Alplerin tepesine tırmanmak gerekiyor” diyor, tepesinde disko var, adamlar yeri göğü inletiyor. Ben de kuşkulandım, acaba o da gitti mi acaba dedim. Yani benim söylediğim tahmin, yoksa yaptı demiyorum. Allah, Cübbeli’ye akıl, fikir versin. Bir de Malta’ya gidiyor, Türkiye deniz ülkesi, dört tarafı denizle dolu. Bir de Malta ilginç bir yer, onun ne işi var orada, anlayamadım.
“Sayın Hocam öncelikle iyi programlar diler, hürmetle ellerinizden öperim. Dünyadaki Müslümanlar acılar içindeyken, Suudi Kralı’nın yaptığına bakın Hocam, ne büyük israftır bu.” Amerika milyarlarca dolar silaha para ayırıyor, bu israf değil mi? İngiltere milyarlarca dolar silaha para ayırıyor, bu masraf değil mi? Müslümanların başına milyonlarca bomba yağdırıyorlar, bunlar masraf değil mi? Asıl bunların üzerinde durdurmak lazım. Türk İslam Birliği olduğunda, silahlar yok edilecek. Silaha harcanan parayla dünya, altmış kere mamur hale gelir. Sırf silaha ayrılan para fakirlere dağıtılırsa, dünyada tek fakir kalmaz. Onun için konu, o adamın arabası değil, Türk İslam Birliği’ni oluşturmadığında, bu felaket devam eder. Her ülkenin hemen hemen silahlanmaya harcadığı para, en yüksek harcamadır. Mesela yüzde 60, yüzde 50, yüzde 40 öyle harcama yapılıyor, genel bütçenin yüzde 60’ı ayrılıyor. Amerika da öyle, katrilyon hesabıyla para harcanıyor. O paralar, Afrika’ya, İslam ülkelerine, fakir ülkelere harcansa, acayip zenginlik olur. Hz. Mehdi (a.s); tankları, topları hepsini eritecek. Hadiste belirtilmiş, Kehf Suresi’nde belirtiliyor. Bütün sanayi, hayırlı işlere harcanacak. Buzdolabı, çamaşır makinesi, araba faydalı şeyler. Tanka, topa niye para harcansın kardeşim? Napalm bombasına niye para harcansın? Obüs toplarına, sahra toplarına niye para harcansın? On binlerce sahra topu yapılıyor. Amerika’nın yüz binlerce tankı, topu var. İngiltere’nin de öyle, yazık günah değil mi?
ALTUĞ BERKER:684 milyar dolar Hocam Amerika’nın.
ADNAN OKTAR:684 milyar dolar. O para onlara harcansa, Afrika’sı, bütün her yerde fakir fukara kimse kalmaz. Önce barış, şu savaş ruhu kalkacak. Adam öldürüyorlar, şak şak alkışlıyorlar, savaş yapıyor alkışlıyor, “helal olsun” diyorlar. Kanın neyini alkışlıyorsun, adam öldürüyorlar, insan öldürüyorlar, acının neresini alkışlıyorsunuz? Adam öldürme alkışlanır mı, insanlara acı vermek alkışlanır mı? Tank, top, uçak hiçbir şey bırakılmayacak, hepsi eritilecek ve sanayide kullanılacak. Milyonlarca mermi harcanıyor dünyada, yazık günah değil mi?
ALTUĞ BERKER:Bir izleyiciniz Pınar Hanım bir mesaj göndermiş. “Selamun Aleykum benim Yusuf yüzlü, sadık sözlü, Hamza yürekli Hocam. Evimizin alimi A9 Tv’nin başında, beş yaşındaki kızım Simay ve annemle sizi izliyoruz, inşaAllah. Ben İstanbul’dan Pınar Güloğlu, sizi çok seviyorum. Sizi mürşidim kabul ediyorum, inşaAllah. Allah yolunda Peygamberim Hz. Muhammed (s.a.v.) ve sizin önderliğinizde hizmet yapmaya çalışıyorum, kendi çapımda inşaAllah. Sizden dua bekliyorum Hocam. Allah’a emanet olun, size kızımın resmini gönderiyorum, o da ellerinizden öper” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam. Ama bu kraliçe bu, bu kraliçe olmuş, yalnız ışığa sırtını dönmüş, yüzün ışığa dönseydi daha net olurdu, bir daha çeksinler, çok şeker olduğu belli, tam klasik köfte. İşte savaşta böyle birbirinden tatlı Allah vermesin, çocuklar ölüyor. Filistin’de, İsrail’de, Afganistan’da, dünyanın her tarafında Libya’da. Libya’ya yağmur gibi bomba yağıyor. Ne gerek kardeşim, ne gerek? Açalım sınırları, Fas, Tunus, Cezayir, Libya Casablanca’da kuralım masaları deniz kenarında, sohbet edelim, konuşalım, dost olalım ne gerek? Savaş denildiğinde, adamların gözleri fırlıyor. Ekmek arası döner gibi geliyor adamlara, savaşa bayılıyorlar. Savaş, dehşet verici bir şeydir. Ne gerek, kadınlar ölüyor, çocuklar ölüyor, yaralananlar oluyor, bağıranlar, çağıranlar, mahvoluyorlar. Dünyanın birçoğu, bunu güzel bir şey olarak görüyor. Hadi savaşa gidiyoruz denilince, adamın gözleri yerlerinden fırlıyor. Daha da olmazsa mahalleler arası savaşıyorlar, daha da olmazsa spor kulüpleri kendi aralarında savaşa giriyorlar, sopayla, değnekle, dönerci bıçaklarıyla, taşlarla, daha olmazsa polise saldırıyorlar. Kardeşim polise yumruk gibi taşla saldırılır mı? Delirdiniz mi siz? Sapanla taş atıyor. Hergele attığın taş polisin gözüne gelirse Allah vermesin, gözünü çıkarır. Çok tehlikeli bir şey yapıyorsun, sen ne yapıyorsun? Allah vermesin kulak dibine gelse, öldürücü olur, çok tehlikeli olur. Barışı sonuna kadar savunmak için, azmetmek gerekiyor. İnsanlar bir noktaya kadar barışı götürebiliyorlar. Bir noktadan sonra iradelerini kaybediyorlar. Birçok insan böyledir, hastadır. Bir yere kadar götürür, ondan sonra ters döner. Ondan sonra kanın içine girer. Sonuna kadar barışı götüren insan, dünyada çok nadirdir. İşte Allah onu, Hz. Mehdi (a.s)’a nasip edecek. Sonuna kadar barışı savunan insandır. Mesela 30 milyonluk büyük bir ordunun kumandanı olduğu halde İslam aleminin, tek damla kan akıtmayacak. Dünyanın en büyük ordusunun baş kumandanı olacak ama tek damla kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi de uyandırmayacak. Bir başka insanın elinde olmuş olsa öyle bir şeyde kim bilir neler yapar, Allah vermesin. İnsanların birçoğunda, kabadayılık, kovboyluk ruhu var. Bir şey olduğunda tak kanla, kanla, kanla. Kardeşim sevgiyle, barışla halletsene ikna ederek, konuşarak, bilimle, sanatla halletsene. Durduk yere niye can yakıyorsun, niye adam öldürüyorsun?
ADNAN OKTAR:Fethullah Hoca, Sızıntı’yı; Hz. Mehdi (a.s) takip etmek için oluşturmuştur, başından sonuna kadar derginin ana özelliği odur. Sonra hafiften bir iskip yaptı, Hz. Mehdi (a.s) konusundan çekildi, bir hayır vardır.
ALTUĞ BERKER:“Papa evrim gerçek olsa, hayat boş olurdu” ifadesi.
ADNAN OKTAR:Yazısını da oku, ne diyor?
ALTUĞ BERKER:16. Benedict, Paskalya Bayramı için Vatikan’da gerçekleştirdiği konuşmasında,; “İnsanlık evrimin tesadüfi bir ürünü değildir” dedi. Evrim teorisini eleştiren Papa, “Türlerin evrenin bir köşesinde tesadüfi olarak oluştuğunu düşünmek, bunda yaratılış haricinde bir mantık aramak veya yüklemeye çalışmak yanlıştır” dedi. Papa, “Eğer insan evrim sonucu oluşmuş olsaydı, hayatı bir anlam ifade etmezdi” diye eklemiş.
ADNAN OKTAR:Papa’yı aylardan beri uğraşa uğraşa, nihayet ikna ettik. Hazret ne kadar Darwinist varsa, aldı topladı başına, götürdü, orada evrim propagandası yapmaya başladı. Biz de haber aldık, Oktar’ı ben buradan gönderdim. Tam adamlar konuşurken Oktar, yerli filmlerde olur ya böyle Malkoçoğlu son anda yetişir, darmakeşan eder, öyle oldular elhamdülillah. Salondan içeri girdi, adamlara “bir dakika” dedi. “Buyurun” adamlar dedi, “ben Adnan Oktar’ı temsilen geliyorum” deyince, adam kireç kuyusuna düşmüş gibi, süt beyaz oldu, bembeyaz beti benzi gitti. Biraz daha Oktar konuşunca, adam pır kaçtı. Çünkü biliyor yani bilimsel olarak yerle bir edeceğimizi biliyor. Elinden mikrofonu almaya kalktılar, çırpındılar taklalar efendim havalarda uçmalar ama cayır cayır anlattık, izah ettik, ara fosil olmadığını onlara söyledik. Yok ara fosil yok, Darwinizim uydurma. Olsa kardeşim, deriz; Allah evrim ile yarattı deriz, bu kadar açık. Millete, yalanı niye dayatıyorsunuz. Ne ara fosil var, ne de proteinlerin tesadüfen meydana gelmesi mümkün değil. Kromozomlar falan zaten hiç konuşulacak gibi değil. Ben en basitinden başlıyorum yani proteinlerden başlıyorum. Kromozom, koful, mitokondri, golgi cisimciği bunlar mümkün değil artık yani tamamen metafizik.
ALTUĞ BERKER:Fosil gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Evet göster.
ALTUĞ BERKER:175 milyon yıllık Yusufçuk fosili, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın evrim teorisinin geçersizliği, işte böyle anlatılır evet Yusufçuk, bu da fosili.
ALTUĞ BERKER:175 milyon yıldır hiç değişmemiş. Bir de Ringa balığı fosili göstereceğim, bu da 125 milyon yıllık. 125 milyon yıldır aynı, hiç bir değişiklik olmamış, demek ki evrim olmamış. Havuç yiyen bir tavşan gösterebilirim?
ADNAN OKTAR:Allah’ın bu kadar tatlı yaratması, maşaAllah.
“Selam güzeller güzeli, yakışıklı arslanlar arslanı Muhammed Adnan Hocam. Rabbim, gücünüzü kuvvetinizi arttırsın. Yaptığınız faaliyetler çok çok güzel.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Rabbim Türk İslam Birliği’nin kurulmasını bir an önce nasip etsin. Bugün yine çok şıksınız maşaAllah, yakışıklı Muhammed Adnan Hocam. İçimdeki sıkıntının geçmesi için ne yapabilirim, Senem.” Sıkıntı, insan çok düşündüğünden oluyor, her şeyi kendine dert ediniyor. İnsan zayıf hassas bir varlıktır, ufku çok geniştir, acayip akıcı düşünür. Hemen şüpheye de açıktır, bu niye baktı, şu niye şöyle düşündü, işte bakarken biraz ilgisizdi, kızgın gibi baktı, niye kapıyı sert kapattı? İşte pencereyi neden açtı? Sokağa neden çıktı? En güzeli; her şeyi hayra yormak, hayır gözle bakmak, her şey olacağına varıyor zaten, kaderde olan şekle gelir, Allah’ın dediğinin dışında bir şey olmaz. Gönlümüz rahat olacak, Allah’a kendimizi bırakacağız, kendini sıkmak akıllı bir hareket değil, vücudu yıpratır, Allah’a karşı bir isyan gibi olur. Biz Allah’a kendimizi bırakacağız, Allah bizi konuşturacak, Allah bize hatırlatacak, Allah bize güzel hitap ettirecek. İşte ‘ne yapsam daha iyi olur’; her şeyden şüphe etmek, her şeyden kuşku duymak, insan böyle imtihan oluyor. Cennette böyle bir şey yok. Cennette kafa rahattır, alabildiğine rahattır yani hep huzur, hep neşe, hep iyilik, güzellik vardır. Mehdiyet, insanları bir nebze Cennet ortamına yaklaştıracaktır, korkular izale olacaktır, gerginlikler izale olacaktır, güven ortamı olacaktır, insanlar birbirlerine güven ortamı kuracaklardır. Geçenlerde bir kız arkadaşımla konuşuyordum, “Hocam dışarıya çıktım” dedi, “gezmeye, bir insan bir insana bakmıyor, hiç kimse gülmüyor, ne oldu bu insanlara böyle?” dedi. Dünyanın her yeri böyle. Bakın isterseniz, dikkatle bakın. İtinayla birbirlerine bakmıyorlar, itinayla, hiç bir şekilde. Neşeli insan bulmak, parmakla sayarsın, çok zordur. Hep karamsar. Mesela gidip konuşunun, bir haline şükreden, neşeli olan bir insan bulmak, çok çok güç rastlarsınız böyle bir insana. Hep şikayetçidir, hep karamsardır. Bu Mehdiyet’in liderliğinin olmamasından kaynaklanıyor. Halbuki bir telkinle, bu rahatça ortadan kalkar. Bizim genç kızlarımız, acayip güzeller çok sağlıklılar, çok zindeler ne güzel. Allah uzun ömür versin. Delikanlılarımız aslan gibiler, yakışıklılar, dedelerimiz çok sevimli, anneanneler çok sevimliler, insanlarımız kalender, sevecenlerdir. Vatan acayip güzel, Karadeniz ayrı güzel, Tokat Turhal ayrı güzel, Akdeniz ayrı güzel, Adıyaman, Urfa, Siirt ayrı güzel, kardeşim ne oluyorsunuz, İzmir dünya güzeli, Trakya ne güzel, her yerde camilerimiz var. Kardeş olsak, kavgaya gerek yok. Ondan sonra herkes birbirlerine yardım etse, birbirlerini sevse koruyup kollasa, hem ekonomi güzelleşir, rahatlar, hem insanlarımızın yüzü güzü güler, hem rahat ederiz. Kimse kimseden korkmasın, herkese güler yüzle bakalım, dışarıda herkes birbirine baksın, sevsin iltifat etsin, gönül alsınlar, dünyadan korku kalksın. Mesela adamlar İtalya’ya gidiyor, herkes tembihliyor; “aman hırsızdırlar çok dikkatli olun, herkes çantasına dikkat etsin” diye, bütün turistler uyarılıyor. Amerika’ya girişte adamlar vize verecek, soru soruyorlar, akıl almaz aşağılayıcı sorular. Ben gördüm. Bana vize alınması için sorulan soruları söylediler. İmtihan gibi bir şey yapıyorlarmış. Oradaki sorular, hakaret gibi. O kadar aşağılayıcı ki sorular, rezalet. Ben onu yırtar atarım. Normalde, adamın suratına atmaları lazım. Öyle soru olur mu? Yani ben söylemeye utanıyorum. Rezalet yani. Beni sorgulamaya, senin ne hakkın var? Benim neyimi sorguluyorsun? Değil mi? Biz seni sorguluyor muyuz? Neyini sorguluyorsun yani? Her insanın iyisi ve kötüsü var. Amerika’nın da kötüsü vardır, gangsteri de var, iyi insanı da var. Türkiye’de de gangster de çıkar, iyi insan da çıkar. Sen güvenliği sağlamakla mükellefsin, değil mi? Milleti öyle sorgulamak olur mu? Yani sen öyle imtihan edince bir şey mi değişiyor? Terör yapacak adam, yine yapıyor. Bu neyi değiştirir? İş mi şu yani? Bacakların aralarına varıncaya kadar, makineyle tepeden tırnağa her yerde, güvenlik aramaları. Mesela ben öyle bir yere gideceksem de, hiç gitmem. Asla da ben kendimi öyle arattırmam. Allah’ın dilemesiyle öyle bir şey olmaz. Gidiyorum mağazalara, direkt geçip gidiyorum. Ben öyle bir konu olmaz yani. Belki tanınan birisi olduğum içindir. Sureti katiyetle öyle bir şey kabul etmem ben. Mesela geçenlerde gördüm, alenen kadıncağızın, üstünü başını arıyorlar. Bu nedir yani? Ne kadar mahcup oluyor. Bütün millet durmuş bakıyor. Bu ne demek? Bu çok gurur kırıcı bir şey. Genç kızları oturup, üstünü başını arıyorlar. Bir kadın ne yapabilir? Ne yapacak? Ne yapmasını bekliyorsun? Suç işleyecek adam, zaten işler. Mağazaya girene kadar onu mu bekleyecek? Sonra mağaza arabalarına bakıyorlar. İsteseler yine bomba sokabilirler. İstese küçük, mesela 100 gram bile bomba sokmuş olsa, bina birbirine girer Allah vermesin, olacak yine olur. Onun yerine; kalplere Allah korkusunun, Allah sevgisinin konması önemlidir, inşaAllah. Mesela birbirimizi sevelim. Allah’tan korktuğu için, Allah’ı sevdiği için, kimse kimseye kötülük yapmasın. Egoist, bencil olmayalım, iyi olalım. Mesela birbirlerine laf oturtuyorlar. Genç kızlar da bazen birbirleriyle uğraşıyorlar, ben görüyorum. Genç kızlar birbirlerinden çok çekiniyorlar. Konuştukça onları tanıyorum. Birbirlerinden, acayip çekiniyorlar. Genç kızlar, birbirlerini çok kıskanıyor, bunu gördüm. Kovboy kasabası gibi var ya hani böyle filmlerde olur, acayip gerilimli sahneler olur, ringo içeri girer, herkes kasılır. İnanılmaz birbirlerini kıskanıyorlar. Kediler hani var ya yabancı bir kedi gelir, böyle hemen kabarmaya başlarlar. Halbuki ne güzel onlar için bir nimet, mesela güzel bir genç kızın olması, güzel bir arkadaşlarının olması iftihar edici. Yok işte bacakları biraz paytak, yok işte burnu şöyle sağa doğru yamuk diyorlar. Güzellik arasana. İlla birbirlerine ya laf sokacaklar, ya dedikodu yapacak keratalar. Doğru mu? Onun için, birbirlerinden çok çekiniyorlar. Onlar bile birbirlerine dert oluyor. Ben mesela aralarında rahat ederler diye düşünüyorum, öyle bir konu olmuyor. Delikanlılar bir araya geldiklerinde, gerilimli ortamlar oluyor, o ona laf sokuyor, o ona çirkin şakalar yapıyor. Ama işte başta böyle bir güzel insan olursa, Hz. Mehdi (a.s) olursa; o sevgiyi, o dostluğu, kardeşliği sağlaması, gün saat meselesidir. “Ne yapıyorsunuz böyle birbirinizi sevin. Niye böyle yapıyorsunuz” dese, herkes birbirini sever. Bir iradenin bunu başta sağlaması gerekiyor. O kadar başka bir şey yok. Yoksa insanlar, hemen sevmeye açıktır. Mesela genç kızlar toplandığında, niye birbirinizle öyle uğraşıyorsunuz? Sevin birbirinizi arkadaş olun, sarılın birbirinize. Ne alakası var desen, “doğru” derler, konu biter. Değil mi? Savaşta da öyle. Mesela Libya ne alaka? Mesela Kaddafi. Bırakın elin delisini, gariban, ne oturup uğraşıyorsunuz desen. Sen de bırak milleti bombalamayı işine gücüne bak, mesela Türkler de buraya gelenler de siz de gidin, işinize devam edin, bir şey yok, ortalık yatışsın desen, konu biter. Bayağı kangren oldular. Ortada fol yok yumurta yokken, iş çıktı. Türklerin yapacakları işleri yattı, oradaki insanların işleri olmadı, ülke mahvoldu. Muazzam bir korku hâkim. Belli ki berbat olacak Allahualem, kötüye gidecek Allahualem.
Muhteşem yüzyıl asıl şimdi başlıyor” diyor, Nihat Aydın. Doğru. “Allah, ihsan makamından ayırmasın” diyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Az önce mesaj gönderen, Seren Hanımın; “siz benim için çok büyük nimetsiniz, inşaAllah. Sıkıntımın sebebini tam tarif ettiniz, birebir, Allah razı olsun” diye bir mesaj göndermiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bayağı sıhhatli güzel genç kızlar var. Kim bilir nasıl mutludur diyorum, bir konuşuyoruz, dünyanın en dertlisi o çıkıyor. Ortada hiçbir şey yok, kendine iş çıkarıyor, dert ediniyor, her şey ona dert oluyor. Bir şey yok. İki günlük dünya, imtihan oluyorsun. Ne güzel. Bırak kendini Allah’a, tevekkül et. Değil mi? Her şeye sevgiyle bak. Hayır gözüyle bak. Her şeyde hayır vardır. Mutlaka hayırla yaratılır. Allah’ın öyle hayret edilecek şekilde, mükemmel bir sistemi var. “Siz şer zannedersiniz, hayır vardır” diyor Allah, “Hayır zannedersiniz şer olur” diyor Allah. Müslüman için, her şeyde hayır vardır. Küfürde de, her şey için şerdir. Yediği şerdir, içtiği şerdir, hep ona şer. Müslüman’a hepsi hayırdır. Her ne olursa, olsun hayırdır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Deminki ufaklık, Simay’ın yeni resmini göndermişler.
ADNAN OKTAR:Bakayım şu fındığın burnuna ben. O burunu ben yerim, o minicik burunu. Şunun tatlılığına bak. Tam prensesmiş bu, taçlı. MaşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Allah hidayet versin. Annesine, babasına, bütün milletimize Allah uzun, sağlıklı ömür versin. Hz. Mehdi (a.s)’ı görmeyi, İttihad-ı İslam’ı görmeyi nasip etsin. İttihad-ı İslam; sevginin diğer adıdır, huzurun diğer adıdır, kardeşliğin diğer adıdır. Bağnazlığın bitişidir, yobazlığın bitişidir. Aklın, bilimin, sanatın, demokrasinin, özgürlüğün, güzelliğin hâkimiyeti demektir. Bu ağır, üzerimize çöken, zincirler paramparça olacak. Müthiş bir ferahlık olacak, inşaAllah. Korku kalkacak. Bir tek Allah korkusu kalacak. Sadece insanlar, Allah korkusunu bilecek. Hz. Mehdi (a.s) döneminde; insanın, insandan korkması kalkacak, bu Mehdiyet’in özelliğidir. O zaman, tek korku var, sadece Allah korkusu. Ne silah korkusu, ne mafya korkusu, ne it, kopuk korkusu, ne haksızlık korkusu, ne acı çekme hiç bir şey olmayacak, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dört sene önce; “vizeler kalkacak” dediniz, Hocam. “Vize kalktı, Türk halkı Rusya’ya akın etti” diye bir haber var, maşaAllah. Rusya’yı da, Türk İslam Birliği içinde zikrediyordunuz. En son Rusya’yla vizeler kalktı, inşaAllah.
Kanal Avrupa ile Almanya’da Öztürk ve Osman kardeşlerimiz, evrim konulu bir röportaj vermişler, Kanal Avrupa’da. Muhammed kardeşimiz de programın sunuculuğunu yapmış. Uygun görürseniz, o röportajdan bir bölüm gösterebilirim.
ADNAN OKTAR:Bakalım. Yakışıklı Muhammed’i bir görelim.
VTR- Kanal Avrupa’nın Harun Yahya temsilcileri ile yaptığı evrim konulu röportaj. (Berlin–25 Nisan 2011)
ADNAN OKTAR:Bizim çocuklar da şahane Almanca biliyor maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yalçın Bayer’in, Üstad Hazretleri hakkında bir yazısı vardı. Güneri Civaoğlu’nun yazısından sonra. Şöyle diyor; “Murat Bardakçıyla birlikte de bu konuyu zikretmişler. ‘Üstad’ın mezarının taşınarak şu anda bilmediğimiz başka bir yere nakledildiğini’ yazmıştı Güneri Civaoğlu. Yalçın Bayer de yazısında; “Üstad’ın cenazesinin Güneri Civaoğlu’nun dediği gibi başka bir yere defnedilmek yerine, denize atılmış olabileceğini” söylemiş. “Bu iddiasına delil olarak da, Soner Yalçın’ın kitabındaki açıklamasıyla eski bir MGK üyesinin beyanını vermiş.” Murat Bardaçı da aynı iddiayı yazısına taşımış. ‘Bir gün Korgeneral Faruk Güven Türk’ün sohbetine tanık olduğunu ve kendisine Üstad’ın mezarını sizin açtığınız söylenir. Nereye defnettiniz, sorusu üzerine. ‘Tayyareden attım. Urfa’dan alıp tayyareyle götürdük ama nereye götüreceğiz? Defnedeceğimiz yer Kabe gibi olurdu. Onun için daha tayyare havadayken kapakları açıp attım’ diye cevap verdiğini anlatmış. Ancak bir başka tanığa göre de, ‘Urfa’dan Yeşilköy’e gelen uçağın boş olduğu söyleniyor’ deyip, “bu konudaki anlatımların hangisinin doğru olduğunu bilmediğini” söylemiş Yalçın Bayer.
ADNAN OKTAR:Olur mu canım? Kardeşiyle beraber götürdüler. O da tutanakta imza atan ekipte. Dolayısıyla öyle bir şey yok. Mezarının yeri belli, fakat az kişi biliyor. Devletin arşivleriyle de açıklanır. Aslında Başbakanımız bu konuyla ilgilense, açıklanır bu. Ne var yani? Bu şamata da biter. Tabii devletin arşivlerinde çok kapsamlı bilgi var. Bediüzzaman’a ait tutanaklar var, yazılar var, kendi el yazıları var. Bediüzzaman’ın resimleri var ayrıca devletin arşivinde. Kendi orijinal, o takip döneminde, Bediüzzaman’a ait çekilmiş resimler var. Mezarıyla ilgili tutanak var. Hangi mezarda, nasıl gömüldü? Kimler nasıl gömdüler, kimlerin sorumluluğunda oldu, şahitler, kendi kardeşinin de şahitliği var, imzası var, yerin krokisi, hepsi belli. İsterse açıklanır bu, devletin arşivinde. Bir mahsuru yok bunun, kanunen de bir mahsuru yok. Bunu niye gizliyorlar ben onu anlamadım. Bir mahkeme kararı yok, yasaklanacak bir şey yok bunda. Başbakanımız bu olaya el atsın, açıklansın. Ama yani Bediüzzaman istemiyor tabii. Şöyle olabilir; “Yeri bellidir” denilir “ama vasiyeti var, biz biliyoruz ama açıklanmasını istemiyoruz. Vasilerine bildirdik yerini”, o kadar. Öyle denilebilir. Kamuoyuna açıklanmaz Allahualem, öyle olmaz. Çünkü Bediüzzaman’ın kendi vasiyetini yıkmış olurlar o zaman. Çünkü Bediüzzaman diyor: “Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Said'den yetmiş dokuz emvat bâ-âsam âlâma” diyor, inşaAllah. Dolayısıyla olay net. Bediüzzaman; “mezarım belli olmayacak, gizli kalacak” diyor. Zaten Bediüzzaman’ın dediğinin dışında bir şey olmaz.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah, Sungur Ağabey’e de, “mezarıma gelip anlatacaksın bana o bayramları” diyor.
ADNAN OKTAR:Tabii. Sungur Ağabey, mezarının yerini biliyor. Mezarının yerini bilen kişilerden birisi odur. Abdullah Yeğin Ağabey bilir, Sungur Ağabey bilir, Fırıncı Ağabey bilir. Yani bilinmiyor diye bir şey yok. Bayar, o kendini baymış, pek bilgisi yok.
ALTUĞ BERKER:İsrailli Orkestra Şefi, Gazze’de barış konseri verecekmiş. Onun haberi vardı.
ADNAN OKTAR:Konserle pek olmaz, konuşmayla olur. Konseri adamlar dinler ama niye olduğunu anlayamaz. Anlatmak, ikna etmek gerekir, inşaAllah.
Almanya’dan, Danimarka’dan, Norveç’ten maşaAllah, kardeşlerimiz bayağı mesajlar göndermişler.
“Selamun Aleykum sevgi dolu canım Hocam. Bazen size sevgimizi ifade edecek kelime bulamıyoruz canım Hocam. Allah, Cemal ismiyle tecelli ediyor. Daha nice ince latif her şeyi saran, kuşatan sevginiz bizleri mest ediyor canım Hocam. Sonra da karşınızdaki hanım kardeşlerimizin sayısı hiç eksilmiyor” diyor, maşaAllah. “Onlara söylediğiniz her iltifat, sanki bize yapılıyor” diyor. Tabii ki inşaAllah. “Onlara yaptığınız iltifatlar, çok hoşumuza gidiyor” diyor.
ALTUĞ BERKER:Söylediğiniz konuyla ilgili bir haber vardı, Risale Haber’de. “Said Nursi’nin mezarını buldum” diye Mustafa Pestil’in kendisi de dahil olmak üzere, Üstad’ın kardeşinin beraber defnettiklerini.
ADNAN OKTAR:Ama Allahualem hakikaten gizli kalacak, Bediüzzaman o konuda çok titiz davranıyor, “mezarımın yeri bilinmesin” diyor, Bediüzzaman’ın, vasiyetini yıkamayız. Şimdi çıksam ben buradan, Bediüzzaman’ın mezarı şu şehirde, şu mezarlıkta, şu bölgede desem, Bediüzzaman’ın vasiyetini yıkmış olurum, bu olmaz. Ama Bayer falan bilmiyorlar, doğru söylemiyorlar, sözleri yanlış. Hangi ilde olduğu biliniyor, hangi ilin mezarlığında, hangi bölümünde, hangi paftasında olduğu da biliniyor. Bıraksınlar bunu yani ayıp yapıyorlar. Bediüzzaman’ın gizli kalacak demesinden kastı; beş on kişi bilecek, fazla adam bilemeyecek, o anlamda. Yoksa hiç kimse bilemeyecek anlamında demiyor, Bediüzzaman.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s)’ın Allah Katında, ledün ilmi gibi özel ve gizli ilimlere sahip olacağına dair, Abdullah sordu; ‘öyleyse gaybetin ardındaki hikmet nedir?’ İmam cevap verdi: ‘Hikmetinin nedeni; Hızır Peygamber Hazretleri’nin gemiye hasar vermesi, çocuğu öldürmesi, duvarın inşa etmesi sırasında yaptığı işlerin ardındaki hikmetler gibi ortaya çıkmasının ardından anlaşılacaktır. Hz. Musa (a.s) Hazretleri’ne, onunla yolları ayrılana dek aşikar olmamıştır. Ey fazlın oğlu, bu Allah’ın bir işidir ve gaybetin sırrı ve hikmeti Allah’ın sırlarından ve hikmetlerinden biridir. Allah’ın en üstün akıl sahibi olduğuna imanımız olduğu gibi, onun (Hazreti Mehdi (a.s)’ın), tüm işlerinde hikmetli olduğundan kesinlikle emin olmalıyız. Detayında gizlenen hikmetin farkında olmasak bile böyle yapmalıyız’” diyor, Molla Bakır Meclisi.
ADNAN OKTAR:Çok hayati bu hadisi bir daha tekrar tekrar inceleyelim, inşaAllah.
SUNUCU:Bizleri 17:00-19:00 arası ve 22:00-02:00’a kadar, A9 Tv ve www.HarunYahya.Tv ekranlarından, takip edebilirsiniz.
Allah'ın İsimleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...