SUNUCU:Hayırlı sabahlar, programımıza A9 Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Önceki akşam, Fransa’daki konferanslarla ilgili bilgi vermiştik. Ben, kardeşlerimize kısaca tekrar hatırlatmak istiyorum; 13 Mayıs’tan itibaren, Fransa’nın 7 büyük şehrinde 15 konferans yapılacak inşaAllah. Konferanslarda fosil sergisi yer alacak, sizin eserleriniz sergilenecek. Konferans konuları: “Evrim Teorisinin Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği, Kuran Mucizeleri, İslam Barış Dinidir ve İslam Birliği” gibi konular olacak inşaAllah. Fransa konferanslarının ardından, Hollanda’da da konferanslar verilecek Allah’ın izniyle. Bu konferanslar hakkında bilgi almak isteyen kardeşlerimiz, söyleyeceğim internet adresine e-mail gönderebilirler. Adres: hyfrance@gmail.com, ekrana da yansıtıyorum. Daha detaylı bilgi isteyen kardeşlerimiz, buraya mail gönderebilirler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. İsa (a.s)’ın inişi, doğru. İmanı zayıf insanlar, aklı zayıf insanlar bunu reddediyorlar. Büyük kitleleri de bu yönde yanlış yönlendiriyorlar. Bir kısmı; “aklın ihtiyarını alır, adetullaha aykırı” diyorlar. Bu adamların bir kısmı, samimiyetsiz ve sahtekar, tehlikeli bunlar. Müslümanlar, bunlara karşı dikkatli olsun. Üçkağıtçılık yapıyorlar, bunların akli dengesi yerinde değil. Yani haşa huzurdan, manyak bunlar, açıkça söyleyeyim. Bir de bunların peşinden gitmeye inanamıyorum yani. Bir kısmını kastediyorum, bir kısmı taktik olarak yapıyor, ayrı. Cahilliğinden yapanlar var, onlar da ayrı ama, sahtekarlığından yapanları şimdi açıklıyorum. Bakın diyor ki Bediüzzaman; “Evet her vakit semavattan Melaikeleri yere gönderen” Melaikeler gökten yere geliyor muymuş? Geliyor. Geliyorsa, geliyor işte, Melaikeler geldiğine göre, Hz. İsa (a.s) da gelir, niye gelmesin? Diyor ki; “Adetullaha aykırı.” Nasıl adetullaha aykırı? Allah indiriyor işte, Melek indiriyor, insan suretinde geliyor, değil mi? Adetullaha aykırıymış, “cari olan, adetullahın kanunlarına aykırıymış.” Çatır çatır yalan söylüyorlar, sahtekarlık yapıyorlar, inanmasınlar. “Bazı vakitte, insan suretinde vaz eden” Hz. Cibril (a.s)’ın; Dıhye suretine girmesi gibi”, bakın Hz. Cibril (a.s), Dıhye suretinde geliyor, normal insan suretinde geliyor. Hani olmuyordu? Hani adetullaha aykırıydı? Demek ki oluyormuş. Kardeşlerimiz, böyle sahtekarlara sakın inanmasın. Bakın; “ruhanileri alem-i ervahtan gönderip, beşer suretine temessül ettiren, hatta ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle dünyaya gönderen Hakim-i Zül Celal”, mesela bazen Abdul Kadir-i Geylani’nin ruhaniyeti olarak tecelli ediyor ama asıl olan budur; Meleklerin gelmesi ve Hz. Dıhye suretinde, Hz. Cibril (a.s)’ın gelmesi Allah’ın kudret dahilinde miymiş gördük, değil mi? Bediüzzaman, Hz. İsa (a.s)’ın inişini reddeden sahtekarlara karşı delil olarak sunuyor. “Hz. İsa (a.s)’ın, İsa (a.s) dinine ait en mühim bir hüsnü hatimesi için”, mühim en büyük güzel neticesi için, çünkü şu an netice şey değil yani, teslis inancı var. “Değil sema-i dünyada cesediyle bulunuyor.” ‘Dünya semasında cesediyle bulunuyor’ diyor şu an, dünyevi cesediyle bulunan, “hayatta olan”, ‘ölü değil’ diyor, “hayatta olan, Hz. İsa (a.s)” şahs-ı manevisi değil, kendinden bahsediyor, cesedinden bahsediyor, “cesediyle gökte” diyor Bediüzzaman, Allah’tan, ayetten alarak söylüyor tabii, “değil semay-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (a.s) belki alem-i ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi”, bakın o sahtekar iyi dinlesin; “yine şöyle bir netice-i azime için ona, yeniden cesed giydirip, dünyaya göndermek o Hakim’in hikmetinden uzak değil.” Diyor ki artık, taş kafa adama söylüyorum o biliyor kendini; “hakikaten ölse bile, Allah gönderecek” diyor, yani ‘gerçekten ölse dahi, ceset giydirip gönderir’ diyor. Ki; ‘ölmedi duruyor, cesediyle, orijinal cesediyle duruyor gökte’ diyor, ‘sema-i dünyada’. Bakın diyor ki; “sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (a.s), ahiretin en uzak köşesine gitseydi, hakikaten ölseydi yine Allah gönderecek” diyor. Onun için böyle sahtekarlara, alim malim diye inanmaya kalkmasınlar, böyle bir şey yok. Bunlar alim değil, malim olur. Alim değil bunlar. Ve Müslüman gençleri felç ediyorlar yani, imansızlığa sürüklüyorlar. Çünkü adam, Hz. İsa (a.s)’ın inişine inanamıyorsa, Cebrail (a.s)’ın inişine de inanmaz, değil mi? O, adetullaha aykırı görüyorsa onu, onu da adetullaha aykırı görür. “Aklın ihtiyarını alır, olmaz öyle şey” diyecektir. O zaman Meleklerin inişine de inanmayacak, değil mi? Cibril (a.s.) suretinde gelmiş.
Mesela bakın, Bakara Suresi 259. ayette; “Yüz yıl ölü kalıp, Allah’ın sonra dirilttiği insan var. Yüz yıl. Kuran ayeti. Aklın ihtiyarını alıyor mu bu? Almıyor. Adetullaha aykırı mı? Aykırı değil. Kuran söylüyor, Allah söylüyor. Yüz yıl sonra, yüz yıl sonra bir adam, yeniden dirilip geliyor, yeniden diriliyor. Hz. İsa (a.s) zaten ölmemiş cesediyle duruyor. Sadece dünya boyutundan alınmış, dünya boyutuna geri bırakıldı, o kadar, inşaAllah. Mesela Ashab-ı Kehf mağarada 300 yıldan fazla kalıyorlar, bu adetullaha aykırı mı? Kuran ayeti. Öyle bir din anlayışı getiriyorlar ki, aklının almadığı bir şeyi hemen kaldırıyor, aklının almadığı bir şeyi kaldırıyor. O zaman sen Meleklere de inanmazsın, kadere de inanmazsın, ahirete de, en sonunda Allah’a da inanmayacaksın. Nitekim gidişat öyle, bakıyoruz adamlara namaz yok, oruç yok, zekat yok, gidişat oraya doğru gidiyor. Adamın birisi diyor, söylüyor; “bunlar dinden, imandan tamamen kopmuşlar” diyor, “sosyal grup haline gelmişler” diyor, “dinden hiç bahsetmiyorlar” diyor adam. Haham bunu söylüyor. Onun için sahtekarlık yapmayacaklar, samimi olacaklar. Ben bir kişiyi kastediyorum, o kendini biliyor. Düzeltme imkanı var, düzeltirse elini de öperim, ayağını da öperim. Ama öbür türlü, o it üslubu, samimiyetsizlik, Kuran ile çelişen bir üslup. Ama diyorum; taktik olarak yapanlar ayrıdır, cahilliğinden yapanlar, onlar ayrıdır. Bir kısım gençleri böyle felç edip, imanını yavaş yavaş, yavaş alıp, adamı bambaşka bir hale sokacaklar. Kardeşlerimiz, çok akıllı olsunlar, uyanık olsunlar, bu adamlara inanmasınlar. “Bediüzzaman’a tabiyiz” diyor, ne sahtekarlık yapıyorsun? Bediüzzaman’ın adını ağzına alma. Deki; “benim alakam yok” dersin, “orijinal bir tipim, Moon tarikatı gibi bir şeyim” de, sapkın bir ekolüm, sadece bir yaratıcıya inanıyorum”, hani var ya, masonlar diyor ya “total enerji.” Bir kısmı böyle, kıloyit tipler; “ben öyleyim” de bari, diyorsan da, doğrusunu söyle, biz hakikaten senin ne olduğunu bilelim. Hem Müslüman’ım diyorsun, hem Nur talebesiyim diyorsun, hem de Bediüzzaman’a savaş açıyorsun. Hz. İsa (a.s), bizzat şahsıyla geleceğini Bediüzzaman açık açık söylüyor. Nereden çıkarttın kardeşim, yok şahs-ı manevi bilmem ne, şudur budur. Şahıs var, talebeleri var, tabii ki şahs-ı manevi olur. Şimdi ben burada varım, siz de kardeşlerimsiniz, ne oluyor burada? Televizyonda da yayınlanıyor, şahs-ı manevi oluyor. Ama ben varım, siz de varsınız
Benim güzelim Sırp asıllı değil mi? Sırp. Sırplar, çok güzel olur. İnşaAllah, Türk İslam Birliği’nin içerisine oraları da alacağız, Allah’ın izniyle kardeş olacağız. Sırplarla biz, Osmanlı döneminde kardeştik, beraberdik. Sonra bizi ayırdılar. İnşaAllah, yine beraber olacağız, dost olacağız, beraber yemek yiyeceğiz, gezeceğiz Sırbistan’da. Çok güzel biliyorsunuz Sırbistan.
Bir de kardeşim ne zorun, de ki, madem korkuyorsun; “ben Hz. İsa (a.s) konusuna girmek istemiyorum” de, değil mi? “Çekiniyorum, başımda gaileler var, bana sormayın, ben bilmiyorum” de. Meğer adam en başından beri bu şekilde böyle savunuyormuş. Bu olmadı yani, çok acayip. Bir de bize bir kaynak göstermesi lazım; ayetten olabilir, hadisten olabilir, Bediüzzaman’ın açıklamalarından olabilir, herhangi bir alimin açıklamasından olabilir. Nereden çıkarttın bu kafayı, nereden aklına geldi? Şeytan kulaklarını dürtüyor. Yani nereden çıkarıyor? İnanılır gibi değil. Bu yüzden de Allah, üzerlerine bir bereketsizlik, bir uğursuzluk damgası vuruyor ve bir nevi lanetlenmiş oluyorlar. Lanetlendikçe, lanetleniyorlar. Her an dönmek mümkün, her an dönsünler. Bunlar, üç beş kişi bir takım, kendilerini biliyorlar. Başlarında da bir adam var, o da aklını başına alırsa, diyorum bakın; elini ayağını öper, karşısında hürmetle, hazır olda dururum. Ama öbür türlü bu, çok gıcık hareket, çok samimiyetsiz ve ahlaksızca yani, başka açıklaması yok.
Mesela bakın; “kat-i ve sahih rivayette var ki; İsa (a.s) büyük deccali öldürür. Allahualem bunun iki veçhi var; birinci veçhi şudur ki: sihr ve manyetizma”, sihir nasıl yapılıyor? Bunun özel yöntemleri vardır, yani sihrin özel ilmi vardır. Manyetizma; daha ayrı. Ve ispirtizma; yani, ruhlarla bağlantı, yani cinni ruhlarla bağlantı. Sihirde de öyle, şeytanlar kullanılır, ispirtizmada; cinler kullanılır. Bakın sihirde; şeytan, ispirtizmada; cin kullanılır, manyetizmada da; hipnotize edersin şahsı, hipnoz eder. Hani var ya saat sallarlar, ona gerek olmaz. Mesela, bazen adam televizyon programında seyrederken haberi bile olmaz, hipnoza girer. Televizyon programının içine adam, özel bir program koyar yani o karelerin içerisine, o programın içerisine küçük küçük böyle, hipnozu sağlayacak görüntüler vardır, ufak ufak. Adam seyrederken haberi bile olmaz, şiddetli bir hipnoz değil de mesela, orta dereceli bir hipnozun içine sokabilir, haberi bile olmaz. Adeta büyülenir, ondan sonrada telkinle ikna etmeye başlar, telkini altına alır. “Gibi istidraci harikalarıyla” Yani istidraç; evliyada olursa keramet, kafirde olursa istidraç. Harika olan şeyler. “İstidraci harikalarıyla kendini muhafaza eden” koruyan “ ve herkesi teshir eden”, herkesi etki altına alıyor. Nasıl yapıyor? Genellikle televizyonu kullanıyor şu an deccal. “Teshir eden, o dehşetli deccali öldürebilecek, mesleğini değiştirecek”, bakın; “öldürebilecek, mesleğini değiştirecek”, başka mesleğe çevirecek, “ancak harika ve mucizatlı” mucize gösteren, Peygamber olduğu için, mucize gösteriyor. Mucize göstermesi, Hz İsa (a.s)’ın özelliğidir. “Mucizatlı ve umumun makbulü” herkesin sevdiği. You are love Jesus?
YABANCI KONUK:Yes.
ADNAN OKTAR:Bakın Hz. İsa (a.s)’ı seviyor, biz de seviyoruz. Ne diyor Bediüzzaman; “Umumun makbulü” diyor. Bak o Sırp, seviyor, biz Türk’üz, seviyoruz. Ne diyor; “umumun makbulü” herkesin sevdiği, “bir zat olabilir ki” ,bak bir, bir. O beyni uyuşmuş amcaya bir rakamının ne olduğunu söylüyorum bak; “bir zat olabilir ki”, olabilir ki, “o zat” şahs-ı manevi değil bak; “o zat en ziyade alakadar” herkesle alakadar, “ve ekser insanların Peygamberi olan”, bizim de Peygamberimiz, Hıristiyanların da Peygamberidir, “Peygamberi olan Hz İsa (a.s)’dır. İkinci veçhi şudur ki; şahs-ı İsa (a.s)’ın kılıcıyla maktül olan” yani Hz. İsa (a.s)’ın kılıcıyla ölen, “ve şahs-ı deccalin teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azameti”, yani dünya hükümetinin gücü işte Darwinist, materyalist sistem, “azametli heykeli, şahs-ı manevisini öldürecek”, bakın, azametli heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek, yani onun o fikir sistemini ortadan kaldıracak, “inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevîruhânileridir ki, o ruhâniler din-i İsevînin hakikatini hakikat-i İslâmiye ile mezc ederek”, yani ‘Hıristiyanlık, İslamiyete benzeyecek’ diyor, ilk başlangıcı böyle. Allah bir diyorlar, namazı kabul ediyorlar, oruç tutuyorlar, yani bayağı benzeyecek hale gelecekler. “İslâmiye ile mezc ederek o kuvvetle onu dağıtacak”, ilk önce onu bir dağıtacak. “mânen öldürecek. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdîye namazda iktida eder, tâbi olur" diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-i Kur’âniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.” Kimin liderliğinde yapılıyormuş? Hz. İsa (a.s)’ın. Bakın; “deccali öldürecek ve mesleğini değiştirecek harika ve mucizatlı umumun makbulü bir zat olabilir” diyor, “bir zat”, 10 kişi, 100 kişi, 1000 kişi demiyor, bir zat. Zat kelimesinin ne anlama geldiğini sözlükte bakıp, anlasınlar. “Bir zat olabilir ki;” zat; bir kişi için denir, “o zat, en ziyade alâkadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâmdır." Şahs-ı maneviye, Hz. İsa (a.s) denmez. Böyle diyerek insanların kafasını bomboş hale getiriyorlar. Adam; Hz. İsa (a.s)’ın inişine inanmayacak, Hz. Cebrail (a.s)’ın Dıhye suretinde geldiğine inanmayacak, kadere inanmayacak, cinlere inanmayacak, meleklere inanmayacak. Din kaldı mı? Ne bıraktın geriye ondan sonra daha? Allah’a da, “total enerji” diyorsun, tüm kainatı kaplayan enerji diyorsun. Masonlar bile yapmaz, masonlar dürüst adamlar, açıkça söylüyorlar; “bizim bakış açımız bu” diyorlar, “nur talebesiyim” diyorsun, “oradan da tasaffi ettim” diyorsun, “istifa ettim”, ne oldun? “İşte cins bir şey oldum” diyor. Ne olduğunu söylesene kardeşim. Saygı duyarız, bir şey olmaz “masonum” de, saygı duyalım, bir şey yok. Ben masonları getirip, burada ağırlıyorum. Adamlar dürüst, açıkça söylüyorlar. İslam’ı anlatıyoruz, İslamiyet’i anlatıyoruz, adam namaz kılıyor. Diğeri “Müslüman’ım” diyor, biz buna nasıl anlatalım dini? Yani onda varacağımız bir nokta yok ki adamda. Adam “ben zaten Müslüman’ım” diyor, Müslüman’a benzemiyor. Yani kardeşim çok acayip olaylar var, hayret ediyorum ben.
Bak Bediüzzaman diyor ki; 16. mesele; “Rivayette var ki: -İsa Aleyhisselâm Deccal'ı öldürdüğü münasebetiyle- "Deccal'ın fevkalâde büyük ve minareden” yani kuleden, “daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulunduğunu" gösterir. Allah-u alem bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâm'ı nur-u iman ile tanıyan” , bakın ‘İsa (a.s)’ı nuru iman ile tanıyan’ diyor, burada nerede şahs-ı manevi diyor? “Tanıyan ve taabi olan”, Hz. İsa (a.s)’ı önce tanıyor, ama nuru imanıyla tanıyor yani, herkesin tanıyacağı bir şey değil. Nuru imanla tanıyor ve tabi oluyor. Yani diyor ki; “efendim ben size tabi olmak istiyorum” diyor, O da “tamam tabi olabilirsin” diyor. Böyle tabi olunur. “cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin”, Yani Müslüman Hıristiyan topluluğunun kemmiyeti, sayısı, “deccalin mektepçe ve askerce”, demek ki nerelerde faaliyet yapacakmış Hz. İsa (a.s)? Okullarda ve asker, ordu içinde, dünya orduları içinde faaliyet yapıyor. “Mektepçe ve askerce. “İlmi ve maddi ordularına nisbeten, çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir” diyor. Kimi tanıyorlarmış? Bediüzzaman’dan soruyoruz Hz. İsa (a.s)’ı, ne ile tanıyoruz diyoruz? “Nuru imanıyla tanıyan.” Kim tabi olanlar? “Cemaati ruhani mücahidin.” Ne kadar sayıları? “Sayıları az” diyor, “küçük” diyor. Kardeşim bunlar dini, materyalist hale getirmeye çalışıyorlar. Din olmaz o zaman. Dünya metafiziktir. Mesela, ilk baktığında, ben de mesela çocukken madde var zannediyordum. Yani, bu şekliyle, uzakta var zannediyordum. Mesela, televizyon uzakta zannediyordum. Bir de baktım, televizyon beynimin içinde. Ben bilmiyordum bunu, bu metafizik bir şey. Ben Ay’a baktığımda, Ay uzakta zannediyordum. Bir de baktım Ay, kafamın içinde. Ay ile ben aynı yerdeyim. Ay uzakta, fakat benim muhatap olduğum, görüntüsü. Ay’ın kendiyle muhatap olmam mümkün mü? Mümkün değil. Zaten dışarıda görüntüsü, parlak ve ışıklı değil. Işık yok ki, göreyim. Işığı, benim beynim yorumluyor. Işığı, Ay’ı göremem ben. Güneşi de öyle. Mesela gözümü kamaştırıyor, Güneşe bakamıyorum. Güneş, simsiyah karanlıktır. Güneş, sadece dalga gönderir. Beynim onu o kadar parlak yorumluyor. Onu yaratan Allah’tır. Ben bunu bilmiyordum. Metafizik işte. Bu dindir, aynı zamanda. Metafizik. Hz. İsa (a.s)’ı, aklın almıyor olabilir ama geliyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi makul görünmüyor ama geliyor. Makul görünmeyebilir. Sen görmeyebilirsin, ben görüyorum da. Görmeyebilirsin ama oluyor. Kuyruklu yıldız için adam diyor ki: “Kuyruklu yıldız ters istikamete gider mi? Bilime aykırı” diyor. Ama gidiyor. “İki uçlu kuyruklu yıldız olur mu?” diyor. Oluyor. Fırat’ın suyu, Fırat yaratıldı, yaratılalı ilk defa kesildi. Fırat Nehri’nin tarihinde yok. Bir kere oldu. On beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları hiç olmamıştı, ilk defa oldu. Kâbe baskını, Kâbe’nin tarihinde yok. Haccın engellenmesi hiç yoktur. Sel bassa da yine yapılmıştır. Savaş olmuştur, yine hac yapılmıştır. Hac, hiç engellenmemiştir. Hacılar, yüzerek hac yapmıştır. Sel basıyor. İlk defa hac engellendi, sel gibi kan aktı, acayip çatışma oldu. Bediüzzaman’ın eserlerini direkt doğrudan okuyan, bu yeni yorumcu ekibin, yani bu adamların nereden çıktığını da ben bilmiyorum. Yani nereden çıktılar. Bu kafayı nereden oluşturdular. Bunu anlayabilmek mümkün değil. Bediüzzaman’ın zamanında da Bediüzzaman’a da musallat olmuş böyle bir kısmı. Soruyor, Bediüzzaman anlatıyor, yine anlamıyor. Yine anlatıyor, anlamıyor. Takmış kafayı yani. Bir daha söylüyor, yine anlamıyor. Anlaşılmayacak ne var? Çok sarih. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözü de çok açık, sarih. Birde makul olmayacak ne var? Şu ana kadar, 14 asır boyunca müceddidler gelmiş. Bu yüzyılda da bir müceddid geliyor. Ne var bunda şaşıracak? Şaşıracak ne var? İslam’ın dünyaya hâkim olmasına, niye bu kadar şaşırıyorsun ki? Küfür hâkim olunca, normal karşılıyorsun, İslam hâkim olunca niye acayip oluyor? Ahlaksızlığın hâkim olması, çok normal diyor. Ahlak niye hâkim olmasın, güzel ahlak niye hâkim olmasın.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Allah razı olsun. Her zaman, Bediüzzaman Hazretleri’nin sözünü hatırlatıyorsunuz; “İmanı zayıf, enaniyeti kavi hocalar” diyor ve “ilişmeyin” diyor, bir yerde hatırladığım kadarıyla.
ADNAN OKTAR:Bakın “Hem şu sırdandır ki; diyor. Mehdî, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları,” eşahısları, yani şahısları. Bakın “Mehdî, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler,” Bakın “Tâbiîn”, sahabeden sonra beklenmiş. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hemen vefatından sonra, Hz. Mehdi (a.s), beklenmiş. Sahabeler her gün, Hz. Mehdi (a.s)’ı soruyor. Çıktı, çıkacak. Çıktı, çıkacak, “yetişmek emelinde bulunmuşlar.” ‘Keşke yetişsek’ diyorlar. ‘İnşaAllah yetişmişizdir’ diyorlar. “Hattâ bazı ehl-i velâyet “Onlar geçmiş” demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki, vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır” diyor. “Şimdi, Mehdî gibi eşhasın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı ve sırrı şudur ki:” Mehdiyle ilgili rivayetlerde ihtilaf ve ihtilafın sırrı şudur ki; “ehâdisi tefsir edenler, metn-i ehâdisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Meselâ, merkez-i saltanat o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye veya Süfyâniyeyi, merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.” Kardeşim çok keskin olarak yerini de söylüyor. Onun için Seyyid Salih Özcan Hocam; “İnşaAllah, İstanbul’da Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz” diyor. Bediüzzaman söylüyor da onun için. Net konuşuyor. O mübareği de kendilerince köşeye sıkıştırmaya çalıştılar. Allah, acayip bir canlılık, güzellik verdi. Bakın bunca zaman, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili tek kelime sormamışlar. Biz hepsine sorduk. Elhamdülillah. Çok da güzel hocalarımıza sordular. Adam düşünmüyor. Kardeşim bendeki bu Mehdi alerjisi nedir? Yani Mehdi’ye karşı neden böyle zıttım. Şeytan mı beni bu hale getiriyor demiyor. Hz. İsa (a.s)’a karşı neden bu tavır içindeyim. Neden görmek istemiyorum? Bunu bana şeytan mı ilka ediyor? demiyor.
“Selamun Aleykum Hocam. HaberTürk’te az önce burası hafta sonu programında geçen haberde; “bilim adamlarından 2100 uyarısı” diye bir konu geçti. Bilim adamları; ‘küresel iklim değişikleri çerçevesinde, bu tarihte buzulların iyice eriyeceğini, suların denizlerden 90 santimetre ile bir buçuk metre arasında yükseleceğini ve önlem alınması gerektiği’ uyarısını yapmışlar. Bu tarih sizin kıyamet 2120 tespitinizle örtüşüyor. Dikkat çekmek, paylaşmak istedim. Selamlar, saygılar. İzzet Güllü.” Doğru. 2100’lerde zaten ortalıkta neler olur bir düşünün.
“Selamun Aleykum canım Hocam. Sizi görmek için, dün Konya’dan geldik ve biran önce görüşebilmek için bekliyoruz İstanbul’da. Bu fitne ve düzensizliği görünce anlattıklarınızın, tamamen yerli yerine oturdu. Biran önce tüm dünyaya, İslam Birliği gelmeli. Tüm insanlık, kurtuluşu için bunu istemelidir, inşaAllah. Hocam kabulünüz olursa bugün görelim gül cemalinizi ne olur, inşaAllah. Sevgi ve hürmetlerimle, Bahar Kılıç.” Tamam, gelsinler, inşaAllah. Şeref verirler, lütfederler, kerem buyururlar, inşaAllah.
“Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi ve hidayeti, Muhammet Adnan Hocam’ın, şeyhimizin ve bütün Müslümanların üzerine olsun” diyor, inşaAllah. “Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.” Bütün Müslümanların adına ben de sana Aleykum Selam diyorum. Çünkü herkese şimdi selam vermeye kalkarsak, burada sabaha kadar devam eder, gider. Milyonda biri bile olmaz.
“Benim kendi güzel, sözü güzel, yüzü güzel canım Hocam.” MaşaAllah. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, nasılsınız?” Allah’a hamdolsun, elhamdülillah. “İnşaAllah iyisinizdir. Canım Hocam, sizi ve talebelerinizi çok seviyorum. MaşaAllah. Adnan Hocam, canım Hocam Allah’a en güzel, en değerli ve en tecellisi Hocam.” Öyle demeyelim, şöyle diyelim; En güzel, en değerli, en sevgili tecellilerinden, inşaAllah Hocam diyecek değil mi? İnşaAllah. “Sizi çok seviyorum” diyor, Aliyava Ulviye.” Uzun bir yazı ama uzun, uzun sevgisinden bahsediyor, maşaAllah. Azerbaycan’ın Bakû şehrinden yazıyormuş, Aliyava Ulviya, maşaAllah. Allah’ın güzel tecellisi diyeceksin. “Allah’ın tecellisi olarak, sevgimi İfade ediyorum,” diyor, güzel maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam HaberTürk Gazetesi’nde, Profesör Bahadır Bayraklı Hocamız bir yazı yazmış. Siz her zaman, Kuran’ın yeterliliği konusunu programlarınızda çok defa detaylı olarak izah ediyorsunuz, inşaAllah Hocam. Bahadır Bayraklı da bu gün, bu konuyu gündeme getirmiş. Yazısında; “Dini, Allah koyar. Tatbikatını da Peygamber yapar. Âlimler de, onun kültürünü oluştururlar. Bu üç şeyi birbiri ile karıştırmamak gerekiyor. Çünkü o zaman Kuran’ın eksik olduğu düşünülüp, onda olmayanı sünnette, onda olmayanı icma ve içtihatlarda arama yoluna gidilir ki, bu durum dine ihanet olur. Kuran’ın eksik olduğu fikrine götürecek kadar, iftiraya varır. İlahi Vahye uymamamız ve bu konuda Yüce Allah’ın emrini ve Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirmemiz bu hatalardan ve bidatçilikten bizi koruyacaktır. İlahi Vahye taabi olmanın yerine, herhangi bir âlimin görüşlerine taabi olmak gibi bir anlayış konamaz ve konmamalıdır” şeklinde tamamlamış yazısını, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani demek istediği özetle; Kuran’a, sünnete uyalım diyor.
ALTUĞ BERKER:Evet, Hocam.
ADNAN OKTAR:Güzel, tamam, biz Ehl-i sünnet inancı olduğumuza göre zaten, yolumuz o şekilde olacaktır, inşaAllah.
“Esselamun Aleykum haşmetli ve şefkatli Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Geçtiğimiz günlerde, ‘ekonomik krizin çözümünün; bol bol harcamak ve fakirleri unutmamak olduğunu’ söylemiştiniz. Bu konuyu Cuma hutbelerinde anlatması için, Diyanet’e yazdım. Kuran’da geçen şu ayetin de anlatılmasını istedim. Tevbe Suresi: “Altını ve gümüşü biriktirerek Allah yolunda harcamayanlar onları acı bir azabı müjdele.” Kardeşim tabii, kasanın içini parayla dolduruyor, malı da depoya dolduruyor. Harca, hareketlensin, değil mi? İşçiler, böyle ellerini bağlayarak oturuyorlar. Diğer müstahsil de, onlar da oturuyorlar. Hareketlenmesi için, harcanması gerekiyor. Parayı da harcayacaksın, malı da dağıtacaksın. Ver, sürümden kazan, bol bol dağıt gitsin, dağılsın, yeniden imal olsun, değil mi? Piyasa, acayip süratlenir, acayip hızlanır, müthiş bir zenginlik olur. Tutuyor, ondan sonra da paraları kamyonla yakıyorlar, hiçbir işine yaramıyor. Irak’ta paraları cayır cayır yaktılar. Hiçbir işlerine yaramadı.
“Hasan Mert”, Mahmut Hocamız hakkında söylüyor. Mahmut Hocamız, dünya tatlısı, çok nuranidir, bayağı efendidir. Osmanlı Hocadır, Osmanlı. Kalmadı böyle Osmanlı Hoca. Şefkatli, terbiyeli, temiz, nezih, mütevazı bir insandır. Öyle üstünlük iddiası falan da yok. Ben Gavsım, Kutubum, en büyüğüm diye bir şey yok. O Cübbeli’nin ortaya atması; öyle bir şey yok. O, son derece mazlum bir insandır, sevgi dolu bir insandır. Öyle, o tip bir makama da ihtiyaç duyan bir insan değil.
“Canım, Muhammed Adnan Hocam. Sizin mason olduğunuzu söylüyorlar. Bu konuda bir açıklama yapabilir misiniz?” Masonun şahıyız. Hepsinin başı benim. Hepsini de Ehl-i İman edeceğiz Allah’ın izniyle, inşaAllah. Kardeşim adamların mason olmasına bizim bir gıcıklığımız yok, bir şey dediğimiz yok. Sadece, Darwinist, materyalist olmaları bizi rahatsız ediyor. Müslüman olurlarsa, Muhammedi olurlarsa, Kuran’a tabi olurlarsa dedim, söz bir Allah bir, gidip mason olacağım. 33 derecenin üstünde, ihtisas masonluğu var, Meşrik-i azam olacağız, inşaAllah, öyle bir sorun yok. Konu bu. O localara güzel bir Kayseri Halısı sereceğiz, gürül, gürül beş vakit namazımızı kılacağız. O şekilde tamamdır. O anlamda, yani öyle masonum. Bu keratalara, daha önce de söyledim, masonluğu ben öğrettim. Masonluğun M’sini bilmezlerdi, hiçbir şey bilmezlerdi. O sütunları, Jakin Boaz sütunlarını, masonik sembollerin tamamını benden öğrendiler, sonra ahkâm kesiyor, keratalar.
ALTUĞ BERKER:İsveç’ten bir kardeşimiz, üzerinde Harun Yahya.com adresinin bulunduğu, bu kartviziti bastırmış, Hocam. Arnavutça ve İsveççe olarak. Gayet güzel.
ADNAN OKTAR:Aferin, bakın, gücü ona yetiyor, o da onu yapmış, güzel, çok şahane hizmet. Yanlış görmediysem, internet sitelerini tanıtıyor değil mi?
ALTUĞ BERKER:Her birinden on bin tane bastırmış.
ADNAN OKTAR:İşte bu kadar. Diyor ki; “ben hizmet etmeyi bilemiyorum” diyor. Niye bilemiyorsunuz, keratalar? Anlamazlıktan geliyorsunuz. Bilmeyecek ne var? Sırf, A9 Kanalını bile adam iki kişiye tanıtmış olsa seyrettirmiş olsa, çok büyük olay. Gelmeden önce bisküvileri böyle ortadan böldüm, çaya batırarak yiyordum, ya dedim şimdi bunun yayılması lazım. Misafir gidilen evlere bisküvi olması lazım. Onun için yanında giden mutlaka en az bir kilo bisküvisiyle gidecek, televizyonunda A9 Tv’yi açacak, koltuğu da tam bir konuşlandıracak, herkesin bisküvi hakkını da verecek. Çayı bizzat kendi doldurması lazım. Az limonlu açık çay. Milleti koyu, demli çayla ifsat etmeyecek. Çünkü çok oksalat var, zarar verir, o anlamda. Orada programı seyredecekler, konu bu. “Ben bunu yapamıyorum” diyor. Hiç inandırıcı değil, yapar.
“Mehmet Kartal İstanbul’dan. Selamun Aleykum. Ruhlarımızın ve gönüllerimizin sultanı Seyyid Muhammet Adnan Hocam.” MaşaAllah, ne güzel hitap. Maddenin gerçeğini sormuş kardeşimiz. “Astronot, ‘Allah demek için, ta Alp Dağlarının tepesine çıktığını’ söylüyor” diyor. Tabii Cübbeli’nin oradaki üslubu samimi değil.
“Selamun Aleykum, Muhterem, nur yüzlü canım Hocam. Benim için ekmek, su gibisiniz” diyor. “MaşaAllah derin iman için dua ediyorum” diyor. Görüşmek istiyormuş, kardeşimiz, gelsin, görüşelim. Şimdi uzun yazılar da, ben kısaca okuyorum.
“Hocam, kardeşim Yusuf Aksüzek, Hacettepe Üniversitesi’ni bitirdi.” Telefon numaranı vermişsin. Biz sana oradan ulaşırız, inşaAllah. Berker Hocam şu kardeşimizle ilgilenin.
ALTUĞ BERKER:Uzay bilimciler tarafından, altı yıl önce tespit edilen gök taşı, altı ay sonra dünyanın çok yakınından geçecekmiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:Altı yıl önce tespit etmişler.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. 55 milyon tonluk dev bir gök taşı, Kasım ayında, dünyanın hemen yanından geçecek.
ADNAN OKTAR:Her seferinde böyle yanından geçmeyecek işte. 2120’de bodoslamadan, dünyaya vuracak. Vurduğunda, dünyayı deliyor. Çünkü dünya çok incedir. Elma kabuğu kadar incedir. Yeni daha soğumaya başlayan, ateş topudur dünya. Vurduğunda, deliyor. Delip, geçecek dünyayı, öbür taraftan çıkıyor. Spin atıp, bir daha vuracak. Kuran’da ikinci kere vurmadan bahsediyor. Ondan sonra dünya, darmakeşan oluyor. İlk vurmada, yönünde ters dönüş oluyor. Yani orada işte Güneş batıdan doğuyor. Şiddetli depremler başlıyor. İbret olsun diye, 8 Kasım’da dünyanın çok çok yakınından geçecek. Allah isterse, çok rahat vurur, özellikle vurmuyor Allah. Çünkü Mehdiyet devam ettiği için, Hz. Mehdi (a.s) vazifede olduğu için vurmuyor Allah. Öbür taşlar da öyle, sürekli teğet geçiyor. Kardeşim taş sürekli teğet geçer mi? Bir teğet geçer, iki teğet geçer. Sürekli teğet geçiyor. Çünkü Allah şu an dünyaya ellemiyor, dünyayı vurmuyor. Vakti var. Mehdiyet vesilesiyle, Allah vurmuyor. Allah, kıyameti yoksa çoktan koparacaktı. Hadiste diyor; “Kıyamete bir gün dahi kalmış olsa, Allah o günü durduracak, ehl-i beytimden, Muhammet Mehdi (a.s)’ı gönderecek,” diyor, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle dünya şu an ayakta duruyor. Adamlar da bana diyor ki; “ne önemi var Mehdi’nin, niye bahsediyorsun?” diyor. Kıyametin durmasına vesile olan bir insan. Nasıl bahsetmeyeyim? Peygamberimiz (s.a.v.); “müjdeleyin” diyor. Her önüne gelen, “şahs-ı manevi, yok ruhtur, yok görünmez, yok geldi geçti.” Cübbeli de “700 sene sonra” diyor. Daha da artırmış, cingir cingir sesiyle, “rüya gördüm” diyor, “Bana, 4 saat dendi” diyor, kulağına ses gelmiş, 4 saat diye. “Bu nedir, bu 4 saat” demiş, kahvehane üslubu gibi, haşa. Demişler ki: “Sen orasını karıştırma” demiş, karşısındaki. Çarpıyor çıkarıyor, çarpıyor çıkarıyor, bölüyor, uzun hesaplardan sonra, “700 sene var Mehdiyet’e” diyor, “Hadi, hepimize hayırlı olsun” diyor. Bakın, nasıl şeytan etkiliyor, görüyor musunuz? Haberi bile yok. Bu göktaşının, yakın geçmesi olayı, o birkaç kere daha devam edecek. Yani ibret olması için, Allah göstertmek için yapıyor. 2120’de tam böyle Mehdiyet ile alay ederlerken, işte “700 yıl var” diyenler, şahs-ı manevi var diyenler, o devirde yine olacak o tip kafalar, onlarla işte dalga geçenler, alay edenler güya, şimdikileri tenzih ediyorum tabii, o devirdekiler için diyorum; “Büyük bir sarsıntıyla sarsılacağı gün” diyor, Allah ayette. Esaslı bir vuruşla bütün dünya sallanacak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, “Suriye’de bir kanlı Cuma daha” diye, bir haber daha var. En az 25 ölü.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s) çıkmazsa, 25 de olur, 35 de olur, 35 milyon da olur, sürekli devam eder. Hiçbir sistemin, bu gidişatı durdurması mümkün değildir. Ne Amerika durdurabilir, ne Rusya durdurabilir, hiç kimse durduramaz. Ancak, Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle duracaktır. Ama uzun bir süreç, tabii ibret olması için, Allah böyle gösterecek. Yine devam edecektir, önü arkası kesilmez. Fakat kardeşlerimiz bizi dikkatlice dinlesinler, ben yalan söylemiyorum, doğru söylüyorum. Kuran’a göre konuşuyorum, hadislere göre konuşuyorum, Bediüzzaman’a göre konuşuyorum. Bediüzzaman yalan söylemiyor, doğru söylüyor bu mübarek insan. “Hz. Mehdi (a.s) şahıstır” diyor, “Şahıs olarak gelecek, İstanbul’da gelecek” diyor, “Hicri 1400’de gelecek” diyor, “Darwinizim ve materyalizmi yerle bir edecek” diyor. “Vakti dar olur” diyor, “Vakti olmaz” diyor, “Küçük bir talebe grubu olacak” diyor, “Siyasete girmeyecek” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de bütün detaylarını anlatmış. Bunların hepsi doğru, Bediüzzaman, hiç hayatında yalan söyleyen bir insan değil. “Alametleri çıkmış, çıkıyor ve çıkmaya devam edecek” diyor Bediüzzaman. Teker teker, 1971’deki olayları söylemiş; doğru. 81, 91, 2001, 2011, 2021 hepsini söylemiş. 28 Şubat’ı söylemiş, 12 Mart muhtırasını söylemiş, mezarının yıkılacağını söylemiş. Mezarının, kaybolacağını söylemiş. Yani, insanlar tarafından bilinmeyecek, az insan tarafından bilinecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir izleyicimizin size, bir yazısı var. “Selamun Aleykum Hocam” diyor, “Ben sizi çok seviyorum. İnşaAllah, dediğin tek tek çıkar, sende hikmetler vardır. Siz söylediniz ki, ‘deccal; Darwin’dir.’ İşte deccal tek göz, kafasında KFR olmalı, gözünün bebeğinde et sallanmalı ve Hz. İsa (a.s) onu öldürmeli, öldürdü mü yani? Ben Azeri, ismim Fikret. Benim çocuklarım da şimdi, onlar için dua edin. Sizin duanız boşa çıkmaz, inşaAllah. Allah sizi korusun, amin.” Essemun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Fikret”, demiş, çocuklarının resmini göndermiş.
ADNAN OKTAR:Acayip şeker. İşte bunlar, klasik köfte bak. Boncuk gibi bir tip, acayip şekerler, maşaAllah.
Gerçi hükümet seçim arifesinde ama hukuktaki eksik yönler, yargıdaki eksik yönler, bütün şiddetiyle devam ediyor, ben söyleyeyim. Yani hiçbir değişiklik yok gibi bir şey. Ama seçim nedeniyle, belki hakikaten bir aksama olmuş olabilir ama Allah rızası için şu seçimlerden sonra, bu yargıdaki düzenlemeyi, bir an önce yapsınlar ve bitsin. Yani acayip eksiklikler var, acayip bir tane iki tane üç tane değil. Yani kardeşim mesela, Yargıtay’ın 5. dairesi diyor ki: “Bu 313’tür” diyor, “yani 4422 yoktur” diyor, 8. Dairesi diyor ki: “4422’dir, vardır” diyor. Mahkemeye gidiyor, mahkemede 1 sene olayı kapatıyor, ilgilenmiyor, cevap da vermiyor. Yani Yargıtay istiyor, diyor ki: “Gönder dosyayı, bakacağım. Burada çelişki oldu, 8 ile 5 arasında çelişki oldu dosyayı gönder, bakacağım” diyor. Mahkeme göndermiyor, 1 yıl göndermiyor karar veriyor; ceza veriyor, Yargıtay’a gönderiyor. Yargıtay’ın çelişkisi devam ediyor, dava da devam ediyor, Yargıtay’ın çelişkisi de devam ediyor. Hangi davadan yargılanacağı, daha belli değil. Mesela bunun için uğraşmak gerekiyor. Bu çok açık değil mi? 5 ile 8 arasında çelişki varsa, genel kurula gider. Genel kurula gitmesi lazım, genel kurulun karar vermesi lazım. Gitmiyor, bekliyor. Yani, uğraşmak gerekiyor, uğraşsan da netice alır mısın, almaz mısın, o da belli değil. Ufacık örneklerden bir tanesi bu, küçük bir örnek. Ucu bucağı yok. Mesela adamların müdahillik hakkı yok, müdahillik olarak, ellini kolunu sallayarak, senelerce devam ediyor adam. Müdahil hakkı olmadığı halde, davayı Yargıtay’a gönderttiriyor, Yargıtay’a davayı gönderiyor, davayı bozduruyor. Yani dahil olmayan biri, sokaktan birisi gelmiş gibi. Normalde o karar yok hükmünde olması gerekiyor, çünkü adam kanunen yetkili değil. Yetkili olmayan sokaktan birisinin kararıyla, karar alınmış oluyor, dışarıdan gelen birisinin. Yani yetkili olmayan birisinin verdiği dilekçeyle, hakkı olmayan bir kararı, aldırtmış oluyor. Peki bu, ne oluyor? Devam ediyor bu, geçerli olarak devam ediyor. Yani böyle acayiplikler var, 1 tane, 2 tane, 10 tane değil. Mesela işkence mahkemeleri de öyle. İşkence mahkemelerinin bir çoğu, beraat ile sonuçlanıyor. Mesela devlet buna çok titiz olması lazım. Yani işkence mahkemelerinde hakimlerin üzerinde hiçbir baskı olmaması hayatidir. Mesela, Avrupa Birliği bu konuda çok titiz. Türkiye’yi defalarca uyardılar. Nerede işkence mahkemesi varsa, hep beraat alıyor, beraat, beraat, beraat. Birçok mahkeme böyle, onun için hükümetin bu konunun, işkence mahkemelerinin üzerine çok titiz gitmesi gerekiyor. Tabii, mahkemelerin kararına biz saygı duyuyoruz neticede ama mahkemenin üzerinde baskı varsa, bunu da görmezden gelemeyiz. Yargıda da bir kısım acayip uygulamalar varsa, tamam saygı duyarız ama düzeltilmesini isteyeceğiz, tabii ki. Ne diyelim? “Devam etsin” diyemeyiz.
“Selamun Aleykum, sultanların sultanı Muhammed Adnan Hocam.” MaşaAllah, ne güzel ifade. “ Biz, Tokat’tan size gönül vermiş Koçak ailesiyiz. Şu an iş yerinde internetimiz açık, sizi programa bekliyoruz Hocam. İnanın, her şeyimizi sizin yaşam tarzınıza göre ayarlıyoruz, Hocam. Bizim, bir kızımız var Hocam. Sizi ne zaman görse, çok seviniyor” diyor. “Bu da bizim çok hoşumuza gidiyor. İnanın, akşam misafirliğe giderken bir adet uydu cihazı aldık, hediye edip, hemen kurduk.” Bakın ne güzel bir hediye, ne güzel bir hediye, helal olsun, maşaAllah. Akşam Şeyhimiz, çok güzel ahir zamandan bahsediyordu. Allah razı olsun hepinizden Hocam” diyor.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, “Beril Hocamızı da seviyoruz” diyor. “Allah’a emanet olun, Selametle, İbrahim Koçak.” Allah razı olsun, çok güzel hitaplarınız, sevgileriniz.
“Nurlu Hocam’a iletin lütfen” Allah razı olsun. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Gördüğüm kadarıyla, şahs-ı maneviciler sizi kızdırmışlar yine”, kızmak ne demek, illet oluyorum yani gıcık oluyorum. Çünkü hayır, genelini tenzih ederim, üç-beş tane sahtekar var, benim asıl kafamı taktığım kişiler onlar. Çünkü bir kısmı hakikaten, Mehdiyet’i rahatlatmak için, takiye yapıyorlar, örtbas etmek için bir maslahat yapıyorlar. Bir kısmı hakikaten anlamıyor, gerçekten anlamıyorlar. Ama bir kısmı da çok iyi anladığı halde, eşekliğinden, sırf Amerika’ya hizmet etmek için, CIA’e hizmet etmek için, karanlık örgütlere hizmet etmek için veyahut deliliğinin bir gereği, sahtekârca yalan söylüyor, benim derdim bunlarla. “Hamiyet-i İslamiye’niz tavan yapmış inşaAllah” diyor. “Hocam Allah akıl, fikir versin bu kişilere İnşaAllah” diyor. “Yalnız söylemek istediğim bir şey var; Hocam, bazı kardeşlerimiz sizleri örnek alıp, bu konuları kavrayamayanlarla, bir hayli tartışmaya giriyorlar.” Yok, yok, tartışmaya girmeyin, tartışmaya gerek yok. Siz sadece bilmeyenlere anlatın, sayısı çoğalsın. Siz gerisine karışmayın. Zaten bunlar çok azınlık tipler. Yani öyle önemli değil. Zaten bir kısmı biliyor. Ağabeylerle biz konuştuk. “Tabii ki Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği açık” diyorlar, değil mi? Sen vardın o gün.
ALTUĞ BERKER:Tabii, Hocam.
ADNAN OKTAR:Bizim evde konuştuk. “Alenen belli zaten” diyorlar. “Ama Bediüzzaman’ın konumu sarsılır diyerekten, onun için, pek bir şey diyemiyoruz” diyorlar. “Yoksa belli” diyorlar. Ama tabii birçok nedenden böyle diyenler var. Ama tartışmaya ne gerek kardeşim? Hakkı anlat, gerisine karışma. Ben Mesela anlatıyorum. Tartışmaya giriyor muyum? Bediüzzaman’ın bir lafı vardır; “Ahmağa karşı, sükût et, iyidir” gibisinden. Ben niye oturup, adamla tartışacağım. Çünkü net söylüyor; “şahıs” diyor, “O zat” diyor, “O kişi” diyor, “Muhammed Mehdi” diyor. Hz. İsa (a.s)’ın bir şahıs olduğunu, alenen cümle, cümle, kelime kelime söylüyor. Adam; “oradaki manalar bir başka” diyor. Neresi başka? İşte açık, Türkçe net anlatıyor. Hadislerden de belli. Bir de gevrek sesleri, kıl olmak, gıcık olmak öyle açıklanacak gibi değil, inşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir ara veriyoruz.
SUNUCU:Programımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Müslüman kardeşlerimiz, yanlış biri olduğunda, sakın benim bazı tiplere kıl olmam gibi, siz de öyle bir üslup kullanmayın. Çünkü “şahs-ı manevi” demelerinde, onda da bir hayır var. Bir süre böyle gitmesinde hayır var ama doğruyu güzeli yavaş yavaş, akıllı, akıllı, sakin sakin anlatacak Müslümanlar. Çünkü bunları zamanında, birçok kişiyi, yavaş yavaş işlemişler. Siz de yavaş yavaş doğruyu anlatacaksınız, bu kadar. Yani bağırıp, çağırmaya falan gerek yok, gerilime de gerek yok, tartışmaya da gerek yok, sakin akılcı bir üslup kullanmak lazım.
“Baharım, canım Hocam. Nasıl anlatsam bilemiyorum. İçim, içime sığmıyor. Sanki bu ben, ben değilim, sanki. Çok seviyorum sizi” diyor. Allah rızası için, Allah’ın tecellisi olarak seviyorum” diyor. “Sohbetleriniz dört saat olunca, sanki daha doyurucu oluyor. Daha keskin, daha verimli, daha çok sizinle beraber oluyoruz canım Hocam. Sizi yoruyoruz ama dört saat beraber olmak istiyoruz” diyor. Yani genellikle de dört saat oluyor.
“Size Almanya’da çıkan bir haberi gönderiyorum” diyor, başka bir kardeşimiz. “İslam Konseyi’nden, Kiliseye diyalog çağrısı.” Almanya’da Milli Görüşe bağlı olarak, İslam Konseyi Başkanı Ali Kızılkaya; ‘Kiliseye, toplumdaki sekülerleşmeye karşı, birlikte çalışma çağrısı’ yaptı. Haberin devamı, diyalog.” Şu diyalog lafına gıcık oluyorum. Normal konuşursun yani ben şimdi diyalog mu yapıyorum, anlatıyorum. Yani ne diyalogu. Hoşgörü ve diyalog. İki kelimeye de gıcık oluyorum. Bir adam yanlış yapıyorsa, neyini hoş göreceksin. Uyarırsın. Hoş görülür mü? Neyini hoş göreceksin. Tepesine binmezsin, saygılı olursun. Ama hoş görme diye bir olay olmaz. Diyalog diye de bir şey yoktur. Normal insanlarla konuşur insanlar, sohbet eder, bağlantı kurar.
“Halit Özkut, Trabzon.” Hay MaşaAllah. Karadeniz’in koçlarından. “Değerli Muhammed Adnan Hocam.” Sohbetlerimi hoş buluyormuş. “Rahatlatıcı ve psikolojik olarak kendimi, çok rahat ve sakin hissediyorum” diyor. Artık birçok şeye daha çok farklı bakabiliyorum” diyor. “İmanın nuruyla bakınca, sizi daha çok fazla seviyoruz.” İnşaAllah, güzellikler olacak tabii, inşaAllah.
ATLUĞ BERKER:Siz; “ülkeyi bölmek ve etnik ayrımcılık çıkarmaya dair faaliyetlerin, iddia edilen Ergenekon terör örgütü tarafından yönlendirildiğini” farklı vesilelerle anlatmıştınız. Bugün de paralel bir yargı kararı verilmiş. Fener Rum Patriği, Bartholomeos’a suikast girişiminde bulunmasıyla ilgili devam eden davanın, iddia edilen Ergenekon davasıyla birleştirilmesine karar verilmiş.
ADNAN OKTAR:İddia edilen Ergenekon terör örgütü, çok rezil ve alçak bir örgüttür. Bütün milletimiz topyekûn, var gücüyle bu melanet çetesine karşı, devlete yardımcı olmak durumunda, inşaAllah. Vatanseverlik görevidir. Sağcısı, solcusu fark etmez. Hepsi bu vatanseverlik görevini yapacaklar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sayın Başbakan’ın, mitingindeki suikastla ilgili yazı yazmış Mehmet Altan. Taraf Gazetesi yazarı Emre Uslu’nun, Türkiye’deki derin yapılar ve PKK ilişkisine dikkat çekmiş. Emre Uslu yazısında; “Türkiye’de derin yapılanmalarla ilişki içinde olan PKK içinde bir kanat var” demiş. Yazısında, “Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nın, 2 Mayıs’ta Polis birimlerini olası bir PKK saldırısı konusunda uyardığının ortaya çıktığını, buna rağmen nasıl olup, bu saldırının önlenemediğini” sormuş. Bu saldırının Türkiye’deki derin yapılarla, PKK içindeki bir kanadın, ortaklaşa düzenlediği bir saldırı olabileceğine” dikkat çekmiş.
ADNAN OKTAR:Evet, doğru söylüyor. Halen, iddia edilen Ergenekon terör örgütü, elini kolunu sallayarak, itlik yapmaya devam ediyor. İşte o yüzden diyorum; polise, devlete, savcılara var gücümüzle yardımcı olmak durumundayız. Bilgisi olan, mutlaka bilgiyi ulaştırsın, inşaAllah. Her yönden, hakkı, hakikati, güzelliği, hayrı korumakla mükellefiz, seyretmek olmaz.
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut, HaberTürk’teki yazısında, “Kürt sorunu ve Türk olmak konusundaki, tartışmalardan bahsetmiş.” Yazısında; “Türk’üm Türk vatandaşıyım. Bu ülkenin aşığıyım. Türk olduğum gerçeğini bildiğim referans noktam; ne ırkım, ne kanım, ne de doğduğum bölge. Referans noktam; Ulu önder Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyetini kurarken, özüne kattığı maya olan, ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözü. Bu ülkede yaşayan hiç kimsenin, diğerinden daha fazla Türk olmaya hakkı yok ve yetkisi yok. Ermeni, Kürt, Çerkez, Boşnak, Musevi, Hıristiyan, Rum, Türk, kökü ne olursa olsun, Türk’üm diyen her vatandaşımız, Türkiye’ye diğerleri kadar sahip çıkma hakkına her zaman sahiptir. Bir ülkeyi kuran ana tez, değişmedikçe de, bu böyle olacaktır.
ADNAN OKTAR:Helal olsun, helal olsun. Ağzına sağlık. Ağzından nur akıyor, nur. Çok güzel ifade etmiş, çok veciz ifade etmiş. Allah yardımcısı olsun, Allah hidayetini artırsın. Yiğit Bulut, memleketin en yiğit evlatlarından, en has evlatlarından. Hakiki gazeteci, hakiki Müslüman. Helal olsun, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:DTK eş başkanı Aysel Tuğluk, tehditvari üslupla, “Suriye olur, Mısır olur. Dilim pek varmıyor ama öyle şeyler, kötü şeyler olacak gibi” tehditvari konuşmuş.
ADNAN OKTAR:Nerede? Suriye olurmuş.
ALTUĞ BERKER:Burasını da öyle karıştırıp, o hale getiririz, gibi konuşmuş.
ADNAN OKTAR:Ama Türkiye’de milletimiz yekvücuttur. Onu bilmiyor, ondan haberi yok. Yani Kürt kardeşlerimiz de Türkiye’den yanadır, Türkler de Türkiye’den yanadır. Hepimiz devletimizden yanayız, milletimizin birliği, bütünlüğünden yanayız. Türkiye’de, fitneyi, fücuru isteyenlerin sayısı, milyonda birdir. Dolayısıyla hanımefendinin ya da o kişinin, o tip sözler etmesi, boş. Yanlış sözler, yanlış ifadeler.
ALTUĞ BERKER:Vizelerin kaldırılmasını dört sene önce söylemiştiniz, Hocam. Şimdi bir Schengen ülkesi üyesi olan, Danimarka’da Türk işçileri ve iş adamları için, vizeyi kaldırma hazırlığında.
ALTUĞ BERKER:İman hakikatleri resmi gösteriyorum.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bu yavruların hepsi tatlı oluyor.
Hoca Hanım, ilim ehli olmanız size saygımızı sevgimizi kat kat arttırıyor, ilminizden bize kısa bir bölüm anlatsanız.
DOLUNAY HANIM:Estağfirullah Hocam. Hocam sizin vesilenizle öğreniyoruz inşaAllah. Kitaplarınızı okuyunca zaten bir üniversiteden mezun olmak gibi, bütün bilgiler en güzel, en hikmetli şekilde öğreniliyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ben fosil gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Çok iyi olur. Önce yılan gibi bir şey var onu göster, çok dikkatimi çekti.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, yılan; elli milyon yıllık, günümüzde yaşayan yılanla birebir aynı. Elli milyon yıllık yılan fosili.
ADNAN OKTAR:Kaç milyon yıllık?
ALTUĞ BERKER:Elli milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Bir değişiklik var mı?
ALTUĞ BERKER:En ufak bir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR:Olduğu gibi duruyor. Evrimcilerin dediğine göre, Şimdi tren gibi olması lazımdı değil mi?
ALTUĞ BERKER:Bir de kavak yaprağı var, o da aynı şekilde elli milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Elli milyon yıldan beri kavak, hep aynı kavak.
ALTUĞ BERKER:Bütün damarlar en ufak ayrıntısına kadar aynı kalmış ve aynı hiç bir farkı yok.
Hindistan’da, Müslümanların kurduğu büyük bir medeniyetten bahsedebilir miyim biraz inşaAllah. Hindistan’da şu anda, yaklaşık 105 milyon Müslüman var. Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip, ikinci ülkesi Endonezya’dan sonra. 16. yüzyıl başlarında, Hindistan kargaşa içinde bir ülkeydi. Babür Şah bu kargaşayı fırsat bilerek, Kanuni Sultan Süleyman’ın da yardımıyla, 100 bin kişi ve bin filden oluşan Hint ordusu, 13 bin kişilik topçu subayıyla yendi ve 1526 yılında Hint-Türk İmparatorluğunu kurdu. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan güneşin etrafındaki, on altı yıldızdan biri de Babür devletini temsil etmektedir. Babür Şah’ın ölümünden sonra, yerine geçen oğlu Hümayun Şah, Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ı ‘Padişah Baba’ diye hitap ediyordu. İmam-ı Rabbani ve Hindistan, Ekber Şah zamanında Babür Şah, en ihtişamlı dönemini yaşadı ama dini anlamda bazı sapmalar yaşadı. Büyük İslam müceddidi İmam-ı Rabbani, o yıllarda Hindistan’ın Serhen şehrinde yaşıyordu. İmam-ı Rabbani, bu yanlış anlayışa karşı büyük bir fikir mücadelesi vermiş ve nihayet Ekber Şah’tan sonra tahtın varislerinden olan Şah Cihan ve Alemgir Şah’a fikirlerini kabul ettirmiştir. İmam-ı Rabbani’nin bu irşat ve ihya hareketiyle, Hindistan’da İslam yeniden asli şekilde yaşandı ve yayıldı. Sünni inanca sıkı sıkıya bağlı olan Babürlüler, yüzlerce din kavmin yaşadığı Hindistan’da, din ve vicdan hürriyetine büyük saygı gösterdi ve bu topraklarda yaşayan halklara dinler ve dini haklar arasında ahengi, işbirliğini ve huzur içinde bir arada yaşama kültürünü benimsettiler. İslam, çok büyük bir hızla yerli halk arasında yayıldı. Taç Mahal, Şah Cihan Hint Kıtasına dünya medeniyet mirası kabul edilen çok sayıda şaheser kazandırdı. Babürlüler tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar Hindistan’ı imar etti ve zenginleştirdi. Şah Cihan eşi Mümtaz Mahal için dünyanın en güzel kabul edilen türbelerinden birini yaptırdı. Resmini gösteriyorum.
ADNAN OKTAR:Mimarisi şahane, bayağı güzel.
ALTUĞ BERKER:Taç Mahal’in yapımında, Osmanlılardan mimar istendi ve Mimar Sinan’ın talebelerinden, Mehmet İsa Efendi ekibiyle birlikte Hindistan’a gelerek, 21 yılda bu şaheseri tamamladı. Osmanlı devletiyle ilk düzenli diplomatik münasebetler, Şah Cihan tarafından başlamıştır. Şah Cihan’ın dördüncü Murat’a yazdığı mektupta kullandığı; ‘Müslüman Sultanların hanı hilafet makamı için Allah tarafından seçilmiş ve Müslüman milletleri arasında birliğin tesis edileceği’ ifadesi, Babürlü hükümdarların, Osmanlı Sultanlarına bakış açısını gösteriyor inşaAllah. Taç Mahal’in içinden de görüntüler gösteriyorum.
ADNAN OKTAR:Zamanı gelince oralara da gideriz inşaAllah, Allah’ın izniyle hep beraber.
Bakın “apaçık hak geldi, zahil olmakta batıl” diyor bir kardeşimiz şiir göndermiş. “Huzur bulmak istersen gel bu kervana katıl. Münafık söylemlere, yalan dolana tokuz, hanemize gül açtı, Tv’mizdir A9. Doğmuş ise güneş sonradan ışıklar söner, nasip olan kalpler elbet İslam’a döner, menzilene varana dek dönecektir” diyor. Bakın şiirin önemli bir kısmı var, “ağır ağabey, Osmanlı şu bizim Altuğ Berker.” Bak “Ağır ağabey, Osmanlı şu bizim, Altuğ Berker. Mükemmel; bizim anlatacaklarımızı özetlemiş kardeşimiz. Şeytan ve dostlarına bu dünya dar gelecek, Mehdiyet’in nuru, kör kalpleri delecek. Mümin olan her işe besmele ile başlar, şeytan azapta gerek yıkılacak bu taşlar.” Tabii ilimle Kuran ile bilgiyle sevgiyle, deccaliyeti yok edeceğiz inşaAllah.
Beni sevenler, Facebook’ta cahil Müslümanlarla, kardeşlerimiz atışmasınlar. Hiç muhatap olmayın, cahillerle muhatap olunmaz, siz sadece hakkı doğruyla anlatmaya devam edin. Vaktinizi alır onlar, şeytani o tavırlar. Biz sadece hakkı ve doğruyu anlatmakla mükellefiz. Zaten ayette diyor; “insan her şeyden çok tartışmacıdır” diyor. Zaten onlar cedel ister, şeytani bişeydir o. Siz şeytani insanların muhatabı olmuş olursunuz o zaman. Adam zaten kavga istiyor, cedel ister, dedikodu ister, boş laf ister, sizi boş laflarla boğmak ister yani dini konuları tenzih ederim. Şeytani izahlarla. En güzeli muhatap olmamaktır, hakkı hakikati anlatmaktır. Öyle adamları, kendi haline bırakın.
Bir tane deccal yok, küçük deccaller vardır. Ama asıl fikir sistemini kuran deccal; Darwin’dir. Asıl odur. Ama son zamanlarda yine bir deccal daha var. Yani Mesih deccalin ekibinden deccaller. Peygamberimiz (s.a.v.); “otuza yakın deccal çıkacak” diyor, tek bir deccal yoktur. İsrail’de de çıkacak olan bir deccal vardır ama bunun pek bir gücü yok. Yani Hz. İsa (a.s) bunu etkisiz hale getirecek. “Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli deccal” diyor ya, o şahıs bu. Ama asıl bunun fikir sistemi çok berbat. Darwinist, materyalist felsefe çok berbattır. Bunu şahsını; önemsemiyor bu kişiyi, zaten Bediüzzaman; “bir nezle bir mikrop dahi onun şahsını öldürebilir” diyor. O kadar ehemmiyetli birisi değil, semboliktir onun anlamı. Hz. İsa (a.s)’ın manen öldüreceği adam semboliktir. Ama hakikaten şaşırtıcıdır. Bütün dünyada manyetik alan meydana getirmesi, ispritizma, manyetizmanın nevinden harikalara mazhar olması şaşırtıcıdır ama asıl fikir çok önemlidir. Darwinizm çok önemlidir, Darwinizm ile çok etkili oluyorlar.
ALTUĞ BERKER:Teksas’lı vali yağmur duası beyannamesi çıkarmış, Hocam. “1930’dan beri yaşanan ve şiddetli kuraklık dolayısıyla, bütün dinlerin mensuplarının ve kendi dinlerine göre dua etmelerini” istemiş. Geçen Aralık’tan bu güne kadar, beş ayda 8 binden fazla yangın çıkmış. 400 ev bir milyon sekiz yüz hektarlık alan zarar görmüş. Vali, halktan yağmur duası istemiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Vali, maşaAllah. Dünyanın her yerinden kardeşlerimiz yazıyorlar. Çok güzel elhamdülillah. Kapsama alanı bayağı genişmiş. Uyduya baktım, çok geniş bir alanı alıyor, çok iyi elhamdülillah. İnternetten de mükemmel girişler, çok güzel.
Deccal konusunu anladınız değil mi? Otuzun üzerinde deccal vardır. Hatta kadınlardan da deccaller olacağını söylüyor Peygamber efendimiz (s.a.v.), ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Hz. Mehdi (a.s), bunların hepsini tepeliyor. Ama asıl olan her zaman söylüyorum; Darwin’dir, asıl deccal odur. Muhtelif deccallere hadislerin işaret ettiğini, Bediüzzaman söylüyor. “Bazen biri diğeri zannedilir” diyor. Mesela “bazısı kalas gibidir saçı sakalına karışmış deccal” diyor. Yani bu; Darwin. “Kısa ve bodurdur” diyor, tam ona uygun. Ve bütün dünyayı dinsiz yapıyor ama diğeri manyetik alan meydana getiriyor. Yani hipnoz meydana getiriyor, insanların beynini uyuşturuyor, bir fikir sahibi değil bu. Ben İsrail’de demiştim ama adam sürekli orada durmaz. Ama genellikle orada duruyor öyle bir tip, cins bir mahluk. Hz. İsa (a.s)’ın karşılaşacağı kişi, budur. Hz. İsa (a.s)’ın onu batıracağı, etkisiz hale getireceği kişi budur. Onun manyetik alan meydana getirme gücünü yok edecek, ispirtizma gücünü yok edecek, böyle müthiş harikalara mazhar olamayacak. Yani istidraç gösteremeyecek. Onun istidraçlarını o, mucizeleriyle yok edecek. Yani onun göstereceği her istidraca, Hz. İsa (a.s) mucizeyle cevap verecek. Onun için Bediüzzaman diyor; “mucizatlı bir Peygamber gerekir diyor. Mesela dünyada bir büyü meydana getirdi, büyük insan kitleleri o büyünün etkisi altında şu an. Normal bir insanın Darwinizmi kabul etmesi mümkün değildir. Ancak hipnozun etkisinde kabul edebiliyorlar. Manyetik alan meydana getiriyor, insanların beyninde, düşünme kabiliyetinde zayıflama meydana geliyor, insanların gücünü kırıyor. İnsanlarda, bunalım, sıkıntı meydana getirir, böyle bir gücü var. Bunda da cinleri ve şeytanları kullanıyor. Cinlere ve şeytanlara etki etme gücü var. Adamın cinlere ve şeytanlara etki etme gücünü yok edecek Hz. İsa (a.s), bu. “Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî harikalarıyla mazhar olan deccal ise”diyor. Sihir; şeytanla yapılır, manyetizma; manyetik alan meydana getirme, o hipnozla elde edilen bir şeydir. Bir de cinleri devreye sokuyor, cinlere etkili oluyor. Zaten hadiste de var “cinleri etrafa salar, benim ilah olduğumu söyleyin der” diyor. “Dünyaya etrafa haber gönderir onun hakkında” diyor. Mesela şu anda cin çağıranlar görüyorlardır, çoğu dinsiz, hep sapıktır. Aklı başında cin bulmak çok zordur şu an. Çok nadirdir bir Müslüman cin, yani deccalin emrindeler. Şeytanlar da onun emrindeler. İnsanların halini görüyorsunuz, Müslümanlara da etki yapıyorlar. Müslümanları da hipnotize ediyorlar. Mesela Bediüzzaman; açıkça “şahs-ı manevi değil, şahıs” diyor. Adam; “yok, bak burada şahs-ı manevi yazıyor” diyor. “Şahs-ı manevi yazıyormuş” diyor. Şahıs işte, harf harf okuyorum, Bediüzzaman; “1400 sene sonra gelecek” diyor açık açık. “Bediüzzaman, zaman bildirmemiştir” diyor. 1400 ne demek? Anlamıyor. Bediüzzaman’ın anlattığı bu işte.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitenizi tanıtıyorum: www.GozMucizesi.com. Sizin, ‘Gzödeki Mucize’ adlı kitabınızdan faydalanarak hazırlanmış bir internet sitesi. Yeni güzel görsel efektler mevcut. Günümüzün en iyi kamerasından, çok daha üstün özelliklerle yaratılan gözlerin yaratılışındaki detayları anlatıyor, inşaAllah. Sadece insan gözü değil, hayvan gözlerindeki, üstün tasarımdan da bahsediyor, inşaAllah. Sitelerinizin en önemli özelliğinden biri; her internet sitesinde mutlaka Kuran-ı Kerim mealinin bulunması, maşaAllah. Kardeşlerimiz tek tıkla Kuran’ı açıp, okuyabiliyorlar, inşaAllah. Tekrar ediyorum: www.GozMucizesi.com.
ADNAN OKTAR:Mesela bakın, “Hz. Mehdi (a.s) devrinde, fitne bütün dünyayı saracak” diyor, yani deccal kanalıyla oluyor. “Tek bir şehirde esaslı bir güç oluştuğunu söylüyor” Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Medine yani İstanbul, tek bir şehir. Öbür şehirlere bu etki ediyor yani İstanbul etki ediyor. Burada açıkça geçmiş, bu meşhurdur, o kadar çok ki. “Yalnız Medineliler hidayet içinde olacak, (Hz. Mehdi (a.s) talebeleri) çünkü o zaman halis mümin olarak kalanlar, ancak onlar olacak, zira gerçek halife olan Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olmuşlardır. Çok açık sarih, Medine’yi sorduklarında Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e; İstanbul diyor zaten. “Konstantiniyye” diyor. “Gerçek halife mevcud olup da” yani Hz. Mehdi (a.s) mevcut olup da “onu tanımayan veya tanıyıp da ona bağlanmayan kimsenin ölümü, cahiliyet ölümü gibidir.” “İşte "Din Medine’ye dönecektir" sözünün manası budur. (Kıyamet Alametleri, 257)” Deccal devrinde, “3 sene yağmurların yağmayacağı” var bu oldu gördünüz, bütün Türkiye de gördü. Kuyruklu yıldızın çıkışından önce, Peygamberimiz (s.a.v.), “kuyruklu yıldızın çıkışından önce” diyor, aynısıyla oldu. “3 yıl” dediği, önemli alametlerden birisidir bu. Mesela “şeytanların zuhur edip yalan haberler getirmesi.” Yani televizyonlarda, radyolarda yalan haberlerin yayılması. “Ve insanlara Kuran okuması.” Kuran okuyor adam sahtekar, yobaz. Deccalin vasfıdır bu, çok iyi Kuran okuması, tecvitle mükemmel okuyor ama iblis, şeytan yani yobaz. O konuda, çok fazla hadis var.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v.); bir kısım sözde din aliminin ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı düşmanca tavırların olacağını, hadislerde şu şekilde haber vermiş, Hadis-i Şerifinde şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz; “Ümmetimden başları sarıklı 70 bin kişi deccale tabi olacaktır.” Bir başka Hadis-i Şerifinde; “Ahir zamanda türemeler çıkacak, beyinleri çalışmayacak, konuşurken çok güzel konuşacaklar, Kuran okuyacaklar fakat imanları gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek. Doğudan başları tıraşlı kavimler çıkacak, dilleriyle Kuran okuyacaklar, fakat boğazından aşağıya geçmeyecek, onlar dinden, yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklar.”
ADNAN OKTAR:Mesela bak, deccalin bir yönü olarak diyor ki; “zararı çok, faydası az olan bir çocuk olacağı” belirtiliyor. Daha çocuk yıllarda bunun deccalliğe başlayacağı söyleniyor, çocuk yıllarda. Daha gençken, küçükken. Mesela bu, muhtelif deccallerden birisi, bu küçük deccallerden bir tanesi. “Alim görünümünde çıkacağı” belirtiliyor. Mesela daha çok var; “zararı çok, faydası az.” Zararı çok fazla, faydası az. Mesela Kuran’dan okuyor, hadisten okuyor, faydası az. Doğru olan kısımları az anlatıyor. Ama hurafe çok fazla. Mesela bu bir deccal vasfı. Yine diğer hadislerde ne diyor; mesela “çok tüylü” olduğu, deccalin bir özelliği. Yani, tüyü görünecek bunun, bu deccalin bir vasfı. Tüylü, bakın burada yazıyor.
ALTUĞ BERKER:Bir başka Hadis-i Şerifinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.); Müslim, Buhari, Tirmizi ve İbn-i Mace’de bulunan; “İlim, alimlerin kaldırılmasıyla ortadan kalkar, ortalıkta hiçbir alim kalmaz. Nihayet insanlar cahilleri rehber ve önder edinirler. Meselelerini onlara sorarlar. Onlar, ilme dayanmadan halka fetva verir. Hem kendisi sapar ve hem de halkı saptırır”, buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER:“İlim, alimlerin kaldırılmasıyla ortadan kalkar (ahir zamanda). Ortalıkta hiçbir alim kalmaz, nihayet insanlar cahilleri rehber ve önder edinirler. Meselelerini onlara sorarlar. Onlar ilme dayanmadan halka fetva verir. Hem kendisi sapar ve hem de halkı saptırır.”
ADNAN OKTAR:Bakın dün dedim, alimler yavaş yavaş çekilecekler, alim kalmayacak. Yani bilinen alimler de teker teker vefat ederek, çeşitli şekillerde yok olacak. Bir tek Hz. Mehdi (a.s) ayakta kalacak, Hz. Mehdi (a.s) ve cemaati. Oradan da insanlar çok daha rahat anlayacaklar.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam, şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Kim insanların dini işlerinde, Allah’ın faydalı kıldığı bir ilmi gizlerse, Allah, kıyamette onu ateşten gem ile gemler” diyor Buhari’de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, bundan sonra sizin ilminizden istifade edelim.
“Allah’ın Selamı üzerinize olsun” diyor. “Güzel yüzlü, tatlı sözlü, Allah’ın yakışıklı güzel tecellisi, Seyyid Muhammed Adnan Hocamız”. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sizi topluca izliyoruz ve çok güzel konuşuyorsunuz. Allah’a Hamdolsun, Allah güzel konuşturuyor maşaAllah. Biz sizleri çok seviyoruz, hapimiz selam ve dua ediyoruz. Bizlere de güzel hizmetler için dua edin.” Azerbaycan’dan maşaAllah. Pervane Eksiyale, Lamia, Betül Şafak, Gülnare, Meskure, Melek, Zülfiye, Firuze, Betül, Meryem, Tale, Osman, Samire, Ayeşe, Emine ve Azade. Hay MaşaAllah, hepsine selam ediyoruz. Canlarım benim, maşaAllah.
“Canım Hocam, Allah-u Teala’nın içimizde, size karşı böyle bir sevgi oluşturması ne güzel ve ne büyük lütuf” diyor. Evet, maşaAllah. Allah yakın etsin tabii, kardeşimizin üslubu, maşaAllah. İzmir’den Elif. “Araf Suresi 175 ve 176. ayetler, küçük deccale bakıyor mu?” diyor. Bakabilir tabii, bir bakayım ayetlere.
ALTUĞ BERKER:Hocam, iman hakikati olarak, zehir üreten altın kurbağayı gösteriyorum.
ADNAN OKTAR:Zehir üreten altın kurbağa, roman ismi gibi.
ALTUĞ BERKER:Altın kurbağalar, görüntüleri çok güzel fakat son derece kuvvetli bir zehir salgılıyorlar. Alkaloid adlı kimyasal madde bu. Bu zehrin, 10 insanı öldürebilecek kuvveti var.
ADNAN OKTAR:Kurbağadan uzak durmak lazım.
ALTUĞ BERKER:Araştırmacılar; “altın kurbağaların, bol miktarda karınca ihtiva eden beslenme şekilleri sayesinde alkaloid ürettiklerini” belirlemişler. Altın kurbağalar kendilerini savunmak için, zehir üretmeleri gerektiğini nereden bilmektedirler? Kimya bilgisine sahip olmayan kurbağalar, karınca yiyerek bu zehri üretebileceklerini nasıl bilebilirler? 10 kişiyi öldürebilecek kuvvetteki zehrin üretilmesini sağlayan karıncalar, nasıl olup da kurbağaya hiçbir zarar vermemektedirler? Laboratuarı olmayan, test yapmayan kurbağalar, yediği karıncaların kendisine zarar vermeyeceğini nereden bilmektedirler?
Ayet-i Kerime de, Ali İmran Suresi- 190. ayeti okuyorum, Şeytandan Allah’a sığınırım; “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi Hocama Ayet okutalım, Beril Hocama inşaAllah. Bismillah. Hud Suresi-109. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
BERİL HANIM:Şeytandan Allah’a sığınırım; “Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda sakın kuşkuda olma. Daha önceleri ataları nasıl tapıyor idiyseler, onlar da ancak böyle tapıyorlar. Şüphesiz Biz paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız.”
ADNAN OKTAR:Darwinistler ne yapıyorlar? Aynı ataları gibi tapıyorlar. Ataları Sümerler nasıl tapıyorlardı? Ne diyorlardı? “İnsanlar, çamurdan oldu insanlar diyorlardı” değil mi? “Tesadüfen oldu.” Eski Mısır ne diyordu? “Nil’in çamurlarından tesadüfen oldu” diyordu. Şimdikiler ne diyor? “Çamurdan tesadüfler sonucu oldu” diyor. Ayet ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım; “Daha önce ataları nasıl tapıyor idiyseler, onlarda ancak öyle tapıyorlar” diyor Allah. Aynı kafadalar yani.
115,116,117. Hud Suresi.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez. Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı.” “Halkı, ıslah eden kimseler iken, Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.”
ADNAN OKTAR: “Halkı ıslah eden kimseler iken”, yani Hz. Mehdi (a.s) varken, Hz. Mehdi (a.s) faaliyet yapıyorken, Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildir. Aynı zamanda ayetin bir anlamı da budur. O yüzden, Türkiye hep ferahlık içinde olacaktır. Ne bölünür, ne parçalanır, ne kırılır, ne yıkılır hiçbir şey olmaz, evelAllah. Türk İslam Birliği, gürül gürül gelecek. Biz bunları, tatlı güzel hatıra olarak anlatıyoruz, izah ediyoruz. 2 yıl sonra yine karşınızdayız, 5 yıl sonra yine karşınızdayız. Ama her seferinde hayretler içinde kalacaksınız. Bediüzzaman doğru söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.) doğru söylemiş, ayetler doğru. Allah var, Peygamber (s.a.v.) doğru söylüyor, din doğru, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri, anlattıklarımın hepsi doğru. Olaylar doğru, Bediüzzaman’ın dedikleri doğru. Bediüzzaman diyor; “gözümle görmediğimi anlatmadım” diyor. Doğru söylüyor, bütün ömrü doğrulukla geçmiş bir adamdır Bediüzzaman mübarek. Her dediği doğru. Büyük nimettir Bediüzzaman. Yani, kıymetini bilmeyen bazı takım adamlar var, hiç kaale almaya gerek yok. Bediüzzaman, hakikaten çok şaşılacak metafizik bir varlıktır. Çok şaşılacak bir insandır, çok hayret edilecek bir insandır. O hayret edilecek yönlerini, önümüzdeki günlerde yavaş yavaş anlatmaya başlayacağız. Yani birçok yönü bilinmiyor. Çok hayret edilecek, gizli, özel, derin yönleri olan bir insandır. Allah ona özel olarak, gaibten de Cenab-ı Allah bir şekilde bilgi vermiş, inşaAllah. Doğru çıkınca anlıyoruz ki, doğru söylemiş. Çıkmadan doğru söylediğine inanmakla mükellef değiliz. Ama çıktıktan sonra, doğru söylediğini anlamış oluyoruz. Peygamberlerin söylediklerinde, olay daha çıkmadan inanmak mecburiyetindeyiz, farzdır. Şu olacak dediğinde, inanacaksın. Ama veliler dediğinde, tahakkuk edince kanaatimiz gelir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Harika kuşlar resimleri gösteriyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bunları uzun uzun seyretmek lazım.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım; “Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.” (Casiye Suresi,4)
SUNUCU:Bizi bugün 17:00’dan-19:00’a kadar, A9 Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden, akşam 22:00’dan-00:02’ye kadar inşaAllah, A9 Tv, Aba Tv ve Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Kuran’dan bir ayet okuyalım. Şeytandan Allah’a sığınırım; “De ki; onları ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir.” (Yasin Suresi, 79) Bir kere yarattığına göre, bir kere daha yaratırım diyor Allah. Mesela, fabrikada bir kalem yapıyorlar ikinci kalemi yapabilir mi fabrika? İkiyi de yapar, yüz tanede yapar, bin tanesini de yapar. İlk birinciyi yapmış olması önemli. ‘Dünyayı nasıl yaptıysam diyor, insanları nasıl yarattıysam, nasıl mükemmel yaptıysam, nasıl kusursuz yarattıysam, bu güce sahibim’ diyor Allah. ‘Aynısının daha güzelini, daha gelişmişini, daha değişiğini yaparım’ diyor Allah. “Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir.” (Yasin Suresi, 81)
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Sakın Anlamazlıktan Gelmeyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...