SUNUCU:Programımıza devam ediyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İbn-i Hacer, Hz. Mehdi (a.s.)’ın meziyetlerinin çok olacağını söylemiş Hocam. Şöyle; “zamanındaki fitnelerin zorluğu sebebiyle onun meziyetleri çoktur” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Yani yetenekli oluyor ama o yeteneği yaratan Allah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Siz de şöyle demiştiniz Hocam; “Müslümanlar, decallere karşı ilmen mücadele edecekler. Kendi aralarında sevgi dolu olacaklar. Decallere karşı da bilimsel mücadele verilir. Akılla, ilimle, sevgiyle; gerçekleri ortaya koyarak, delillendirerek. ‘Hüccet’ de Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir ismidir zaten. Öyle bir delil getiriyor ki Hz. Mehdi (a.s.), adamlar felç oluyor. Darwinizme, materyalizme karşı öyle deliller getirecek ki, insanlar felç olacaklar. Yani söyleyecekleri hiçbir cevap kalmayacak. Küfrün, delaletin, Darwinistlerin, materyalistlerin, ateistlerin, Marksistlerin yapacağı hiçbir şey kalmayacak. Allah ona o gücü vermiş. Onun için ona, Hüccet deniyor; çok güçlü delil vermesi açısından” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah ne güzel nimetler yaratmış, maşaAllah. Meyve suları birbirine karışınca daha da güzel oluyor, daha da hoş oluyor. Değişik şeyleri oluyor. Tabii. Onu da yaratan Allah. Zaten meyve suyu hem besleyici, hem çok hoş, hem de çeşit çeşit. Bir tane, iki tane değil. Fakat tabii, meyvenin kendinin yenilmesi daha iyidir genelde. Çünkü vücut PH’ı açısından, mesela portakal suyundansa portakalın kendinin yenmesi, elma suyundansa elmanın kendinin yenmesi daha iyi, daha faydalı. Bir kısım kişiler tavsiye ediyorlar ama doğrusu bu şekildedir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz Hocam, Müslümanların ilmi mücadelesini ve enerjisini Müslümanlara değil; ateizme, dinsizliğe, Darwinizm’e yönlendirilmesi üzerinde duruyorsunuz. Bediüzzaman Hazretleri de, Müslümanları eleştiren konuşmaların yapılmasını istemediğini Risalelerden, Ahmet Ramazan bu konuyla ilgili anısını anlatıyor. “Irak, Suriye ve Mısır’ı dolaşmış ve Üstad’ın ziyaretine gitmiştim. Gezdiğim yerlerdeki Müslümanların, İslam’a uymayan, gayri-İslamî hallerini üzülerek görmüştüm. Bunları Üstad’a anlatmak istedim. Daha ilk cümlede Üstad eliyle sus işareti yaparak; ‘kardeşim bana onların iyi taraflarını anlat, bana vaziyetlerini anlatma’ diyerek beni ikaz etti” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kuran’da hep; bir elçi gelir, kavmi uyarır, insanlar dinlemezler, Allah intikam alır; hep bunlardan bahseder ve Müslümanlar hep bir liderin etrafında toplanırlar. Kuran’da hep bunu görürüz. Yani lidersiz bir toplum olmaz. Hep iyiyi, güzeli isteyen bir mübarek insan olur. Buna karşı, kötülüğü isteyen insanlar olur. İyilik daima galip gelir. Allah daima iyileri destekler. Kuran’da bu sürekli anlatılır.
Emir Alkan, evet, Emir kardeş, Cübbeli’yle ilgili anlattıklarımız çok büyük fayda sağlıyor. Zannettiğin gibi değil; yani polemikle alakası yok, kınama da değil. Mehdiyet’e karşı bu adam özel görevli bir insan. Mehdiyet’e karşı ciddi şekilde tavır alan bir adam. Onu Kuran’la, ayetle, hadisle kendince bir perde içine koymaya çalışıyor. İslam’ın dünyaya hakimiyetini durdurmak için var gücüyle gayret eden bir kişi. Fakat “şeytan sizi Allah ile aldatmasın” ayeti vardır, biliyorsunuz, şeytandan Allah’a sığınırım. Sanki o ayet bir yönüyle onda tecelli ediyor. Farkına varmadan şeytanın etkisine giriyor ve Allah ile insanları yanlış yönlendirmiş oluyor. Ben bu konuda uyarmış oluyorum ve faydalı olan, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili anlatmak istemediği konuları ben ona anlattırıyorum. Bir nevi, sevgi dolu ama zorla gibi oluyor, inşaAllah. Çünkü asla istemediği bir şey. Hz. Mehdi (a.s.)’a hizmet etmek şu an Cübbeli’nin hayatta en istemediği olay, yani en en çekindiği olay; fakat en fazla hizmet ettiği konu da o şu an. Bu güzel bir şey, faydalı bir şey; bundan rahatsız olmaya gerek yok.
Evet, hanım kardeşimiz, o da yine Hz. Yusuf (a.s.)’dan bahsetmiş. İbrahim Suresi, 46’ncı ayeti, kardeşimiz Nihat Aydın onu sormuş. “Halit Balık.” Bak bak bak, Halit Balık hemen çözmüş. Hz. Hızır (a.s.)’ın yaptığı bir şeylerden bahsetmiştim, çok yamanlar.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen vardır.”Bunu sormuş kardeşimiz. Mesela Amerika’nın şu an gücü; dağları yerlerinden oynatacak kadar atom bombasına sahip, hidrojen bombasına sahip. Amerika’yı tam açıklayan bir ayet. Dağları yerlerinden oynatacak güç; ilk defa olmuştur bu. Yani hiçbir insan normalde dağları yerinde oynatacak güce sahip olmamıştır, hiçbir devlet, hiçbir hükümet, hiçbir topluluk olmamıştır. Ancak ahir zamanda, atom bombasının keşfiyle, atom bombasını imal eden, stoklayan Amerika şu an bu güce en ciddi şekilde sahip olan ülkedir. Tabii Rusya da var, Çin de var ama genellikle Amerika. Rusya da aslında tabii, işin doğrusu, bir nükleer güç deposu; Amerika da öyle. Ama Amerika ekonomik krizde zavallı hale geldi. Rusya da, komünizm yıkıldı, onlar da ekonomik krize duçar oldular, onlar da zavallı hale geldiler. Hatta Rus ekonomisi tamamen çökmüştü, perişan haldeydiler. Ama bu ayetin asıl karşılığı Mehdiyet devrinde olacaktır. Yani atom bombasına sahip olmalarına rağmen Mehdiyet karşısında mağlup olacaktır hem Amerika hem Rusya. Mağlup olacak ama olumlu yönde mağlup olacak. Yani Mehdiyet’e teslim olacaklar; sevgiyi, barışı, kardeşliği yaşamış olacaklar. Barış ve kardeşliği en güzel şekilde yaşayacakları için huzur içinde olacaklar. Dağları da yerlerinden oynatan atom bombaları da nükleer güç olarak kullanılacak, reaktörlerde kullanılacak. Yani o tahrip gücü, insanları yok etme gücü yerine insanları tedavi etmede, mesela röntgen cihazlarında kullanılacak, diğer cihazlarda kullanılacak; böylece o fitne oradan kalmış olacak. Ayetin işareti bu, 46’ncı ayet, İbrahim Suresi, 46, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
ALTUĞ BERKER:Bir devekuşuyla yavru zürafayı gösteriyorum Hocam, arkadaşlıklarını.
VTR: Deve kuşu ve yavru zürafanın arkadaşlığı
ADNAN OKTAR: Mesela ben bu İbrahim Suresi, 46’yı ilk defa tefsir ediyorum. Yani bu şekilde hiç tefsir etmedim. O anda Allah’ın ilhamıyla, o anda aklıma gelen, ki çok doğru yaptığım tefsir, açıklama; çok net, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. 47, “Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma.” “İslam hakim olacak”dedi mi Allah, hakim olur. “Mehdi çıkacak” dedi mi, çıkar. “İsa inecek” dedi mi, iner.“Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah Azizdir, intikam sahibidir.” Deccaliyetten de Allah intikam alacaktır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz; “İttihad-ı İslam sevginin diğer adıdır, huzurun diğer adıdır, kardeşliğin diğer adıdır. Bağnazlığın bitişidir, yobazlığın bitişidir. Bilimin, sanatın, demokrasinin, güzelliğin hakimiyeti demektir. Bu çağda üstümüze çöken zincirler paramparça olacak. Müthiş bir ferahlık olacak. Korku kalkacak, insanların korkması kalkacak. Tek korku olacak; sadece Allah korkusu” dediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Demokrasi dedin, Demirel aklıma geldi. O “demokrasi” diyordu böyle; “demokrasilerde” diyor, “hükümetler vardır; hükümetler gelir, hükümetler gider ama demokrasi devam eder” diyor. Onun kendine has, çok ilginç, orijinal konuşmaları olurdu Demirel’in. Yani ucu bucağı yok. İrticalen ani soru sorulduğunda güzel cevap veriyordu. Ama tabii biz, babadan istediğimiz; şu iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı net tavır alması. Yani onun babalığına yakışacak olan odur. Biz onu, ondan duymak istiyoruz. Çok önemli yani onun iddia edilen Ergenekon terör örgütünü lanetlemesi, böyle kan dökücü, zalim bir örgütün psikopat bir örgüt olduğunu vurgulaması, Türk milletinin düşmanı olduğunu vurgulaması, PKK’yla işbirliği yaptıklarını vurgulaması, Türkiye’yi yirmi ikiye bölmeye kalktıklarını vurgulaması, üç milyon vatandaşımızı bir gecede katletmeyi düşünüyor bu kahpe örgüt. Bunları söyleyebilir baba, yani önemli bu. Biz ondan tarihi bir açıklama bekliyoruz. Yani milletimizin, Türk-İslam Birliği’ni savunduğunu söyleyebilir, İttihad-ı İslam’ı, Müslümanların birleşmesini söyleyebilir. Gönüllere taht kurar, çok güzel olur. Yani çok hayati bir açıklama bu. Zamanında güzel açıklamaları olurdu; Bediüzzaman’la ilgili, başka konularla ilgili. Bu konuda da tam vakti, zamanıdır; Türk-İslam Birliği’ni müjdelesin, İttihad-ı İslam’ı müjdelesin; komünizmi lanetlesin, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü lanetlesin inşaAllah. O zaman kalbimizde baba olarak kalır. Öbür türlü olmaz, güzel olmaz. Yani ona yakışan odur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Dut zamanı yaklaşıyor. Dut, şahane bir meyve dut. Kıymeti bilinmiyor, garibim dutun. Çok şeker bir şey, bence çilekten daha şahane bir şey.
SUNUCU:Evet, ben çok severim.
ADNAN OKTAR:Öyle mi? Ben de öyle. Bir kere yumuşacık, bal gibi de tatlı. Kurusu da onun çok güzel, dut kurusu. Ona da pek itibar etmiyorlar. Halbuki çok şahanedir dut kurusu.
ALTUĞ BERKER:Evet, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, bayağı güzel bir şeydir dut kurusu. Ankara’da, eski Ankara evlerinin bahçelerinde olurdu dut. Betona düşer, çocuklar artık orada hiç yıkama diye bir konu yoktu o zamanlar. Ama küçükken biz de öyle, mesela ağacın tepesine çıkardık, elma. Cekete, pantolona sürüp parlatırdık elmayı. Haşur huşur yerdik yani. Sonradan çıktı bu yıkamalar. Küçükken bilmiyorum; biz öyle bir şey bilmiyorduk.
SUNUCU:Ben de öyleydim.
ADNAN OKTAR:Tabii. Ağacın tepesine tırmandığında onunla mı uğraşacaksın? Aşağı ineceğiz, yıkayacağız mıkayacağız; ne alaka? Güzelim, bir de parıl parıl parlardı o. Ondan sonra haşırt huşurt yerdik. Çok şahaneydi Tokat’ta, Beybağı’nda. Ahmet Kılıç eniştemin evine giderdik. Kapıdan içeri girdiğinde, böyle bahçeye inen, bahçenin havuzuna inen bir merdiven vardı. Evin altına doğru iniyor. O merdivenden inerdik. Bir avlu gibi böyle loş bir avluya açılıyordu. Orada işte aletler, edevatlar; çok ama yani anlatamam, çok şahane bir yer. Oradan da kocaman han kapısı gibi bir kapısı vardı. O da ana bahçeye açılıyordu, büyük bahçeye açılıyordu. Bahçenin içinde erik, şeftali, say… Hem de böyle cins şeftaliler, kocaman. Ondan sonra elmalar, her şey, domates, biber. Orada yukarıda sulama kanalı var, oradan da şöyle yaklaşık otuz santime otuz santim kadar bir kanal. Oradan geçiyor, su kanalı. Böyle şarıl şarıl akıyordu. Zikzaklar çizerek bahçenin içinden geçiyor. Aşağı bahçeye, oradan aşağı bahçeye; öyle gidiyor. Ama sürekli akıyor su. Orada her türlü sebze vardı. Domates, biber, patlıcan, yeşil fasulye. Yeşil fasulye böyle sırıkla, onların çiçekleri böyle küçük küçük beyaz açıyor. Bayağı güzel oluyor, körpe. Biberler böyle, bu biberler çok düzgün oluyor, gerçek biber yamuk yumuk olur böyle. Bahçe biberi öyle oluyordu. Pek öyle o kadar düzgün olmazdı. Onları mis gibi toplarlardı böyle. Güzel zeytinyağında kızartıyorlar biberi. Domatesi de üstüne doğruyorlardı. Aman Allah’ım! Keklik kanı çay da geliyordu güzel ala, çıtır çıtır beyaz Tokat ekmeği. Şimdi böyle ekmeğimizi bana bana yiyorduk, ne güzel. Ahmet Eniştem, rahmetli, onun Tokat kebabı fırını vardı böyle sacdan yapılmış. Etleri, bir domates, bir et, bir patlıcan, bir et, bir biber, bir et, en üstüne de kuyruk yağı koyuyordu. Güzel ala asıyordu. Ateş, iki tarafından da ateş, yanlardan ateş. O böyle nar gibi kızarıyordu mübarek. Tokat çok şahane bir yerdir, yani bilmiyorum. Turhal da öyle, Tokat da öyle. O Ali Paşa Camii’nin orada bir yer vardı, Tokat Kebabı yapan bir yer; şahaneydi böyle, sırf çamurdan, her yeri çamurdan yapılmış böyle. Anadolu şahane bir yer de ama Allah rızası için bozmasınlar. Belediye başkanlarının hepsinden rica ediyorum. Bağ yıkılır da oraya ev yapılır mı? Ne büyük zulümdür bu. Allah vermesin. Bağa ellenir mi? Ne zorun? Bas git şehrin başka yerine. Bomboş yerler var, boş tarla, arazi; oralara git. Mümbit topraklarda bağ bozulur da oraya ev yapılır mı, apartman dikilir mi? Çok büyük zulümdür bu. Aman belediye başkanlarımız sakın müsaade etmesinler böyle bir şeye, aman. Ağır cezada yargılanması lazım böyle olayların. Çok ağır, yani hükmü çok ağır olması lazım. Suret-i katiyetle de müsaade edilmemesi lazım. Ne şahaneydi Yeşilırmak’ın kenarı böyle bütün bağlar böyle Yeşilırmak boyunca. Bir bağa girdim, bir açtık kapısını; mısırlar inanılmaz, ben bu kadar yüksek mısır görmedim. Abartmayayım; iki metreyi çoktan geçmişti, iki küsur metre. İki metrenin üstündeydi. Ferah iki buçuk metre vardır, uçsuz bucaksız bir şeydi. Böyle dev mısırlar, kocaman. Bir tane, iki tane değil; bir orada var, bir orada var, bir orada var, bir orada var. Domatesler böyle koca koca, bayağı güzel. Simsiyah patlıcanlar oluyordu, gayet güzel. Ondan da tabii çok şahane Tokat kebabı yapılırdı böyle Tokat’ın köylerinden, oradaki koyunlar tabii güzel, keklik yiyerek besleniyor, öyle hani fenni yemlerle beslenmiyorlar. Acı acı kebap kokardı böyle şahane, şahane.
“Hocam, Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam. “Hocam sizi çok seviyoruz. Kanal açıldığından beri takip ediyoruz. Yayınladığınız konular çok bilgilendirici. Artık Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili çok açık bilgilendirme yapıyorsunuz. Artık anladık ki; Cübbeli” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı tavır almış bir kişi” diyor. “Ama” diyor, “çok isabetli hareket ediyorsunuz” diyor. “Mehdiyet’e onu hizmet ettiriyorsunuz” diyor kardeşimiz. “İyi yayınlar yapıyorsunuz” diyor, “güzel” diyor. “Allah razı olsun” diyor. Evet, bizim vasfımız o tabii ki, o çok önemli. Yani ben burada büyük bir samimiyetsizlik gördüğüm için tabii ki onu Mehdiyet’e hizmet ettireceğim. Hz. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar çok kapsamlı hizmet edecek Hz. Mehdi (a.s.)’a. Çünkü o, mesela dergisini bile Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı çıkartıyor. Mesela bak Arifan Dergisi, Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı çıkarılan bir dergi artık. Kitap çıkartıyor; Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı çıkartıyor. Televizyona çıkıyor; Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı. Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı ve İttihad-ı İslam’a karşı var gücüyle mücadele veriyor. Biz de var gücümüzle onu hizmet ettirmiş oluyoruz. O, mükemmel hizmet edici oldu şu an; en istemediği şey. Bir de, benim de zaten böyle bir tipe ihtiyacım vardı işin doğrusu. Yani tam oldu. Çünkü mükemmel anlatıyor zaten. Çünkü zıtlık şarttır, bir dava olduğunda zıt bir hareket şarttır. Yani anti-Mehdi bir hareket şarttır. Bu mükemmel bir güç kaynağı oluyor. Çok önemli bir anti-Mehdi harekettir bu. Anti-Mehdi hareket olduğu için buna karşı yapılan mücadele, Mehdiyet’i anlatmada çok sıhhatli netice veriyor. Yani zıddı olmadan anlatmak o kadar kolay olmaz. Bizim bir zıdda ihtiyacımız vardı zaten. Olmazsa da ben bulurdum zaten; ama varmış, hazırda varmış. Onun için ben bunu çok iyi değerlendiririm. Bu Hz. Mehdi (a.s.) zıddı hareketi çok iyi değerlendiririm. Bu vazgeçse de bırakmayacağım ayrıca Cübbeli’yi. Yine hizmet edecek. Yani; “vazgeçtim, evet, Hz. Mehdi (a.s.) geldi” dese dahi yine hizmet ettireceğim, onu söyleyeyim.
Muammer Yılmaz. Muammer, biraz daha ufkunuz geniş olsun. Camii hocası; “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek” demiş. Ona oturup “ne diyeyim?” diyor. Şimdi sen cami hocasına göre mi hareket ediyorsun sen? Aç Risale-i Nur’u, aç Buhari’yi, Müslim’i aç, Tırmizi’yi aç, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud’u aç, İmam-ı Rabbani’yi aç. Aç, Harun Yahya kitaplarını aç. “Cami hocası”. Olabilir, bir garibana çatmışsındır. Adamı öyle eğitmişler zamanında, o kafasında öyle kalmıştır. Zaten bir kısmı meslek olarak yapıyor. O dedi diye sen ona göre mi hareket edeceksin? Sen gerçeği kaynağından öğreneceksin. Kuran’a bak. Kuran’ın her yerinde Mehdiyet anlatılır. Aç Kehf Suresi’nde Mehdiyet, Hz. Zülkarneyn (a.s.) kıssası Mehdiyet’ı anlatır. Hz. Süleyman (a.s.) kıssası, Hz. Yusuf (a.s.) kıssası hep Mehdiyet’i anlatır.
“Hayrettin Altındiş”. Hep Hz. İsa (a.s.)’ın nerede olduğunu soruyorlar bana genelde. Hz. Mehdi (a.s.) konusunu halletmiş gibi halleri var. Hz. Mehdi (a.s.)’ı sormuyorlar “nerede?” diye. Hz. Mehdi (a.s.) İstanbul’da, onu biliyorlar, onu anladılar.
Hz. Yusuf (a.s.), evet, o Züleyha konusunu bir kardeşimiz sormuş. Züleyha fasık bir kadın ve zalim, iftiracı. Müslümanlıkla alakası yok kadının. “O tevbe etti, vazgeçti” öyle bir konu da yok. Kuran’da öyle bir şeyden bahsedilmiyor, öyle bir şey yok. Mahvetmiştir Hz. Yusuf (a.s.)’ı kendi kafasına göre, yani mahvetmeye çalışmıştır. Hapiste unutuyor kadın. Müebbet hapse mahkum ediyor, müebbet. Ne yaptı sana? Gayrimeşru ilişkiyi kabul etmedi diye müebbet hapis. Dolayısıyla “Hz. Yusuf (a.s.) ile Züleyha” öyle bir konu yok. Hz. Yusuf (a.s.) mübarek, muhteşem bir peygamberdir; Züleyha zalim bir kadındır ve fasıktır, oyuncudur ve iftiracıdır. Allah iftiracı olduğunu da gösteriyor. “Siz kadınların fendi büyüktür” diyor, Cenab-ı Allah ona işaret etmiş. Yani oyuncu kadın, ona da işaret ediliyor. Ama oradaki hanımlar hakikaten Hz. Yusuf (a.s.)’tan şiddetli etkileniyorlar, hakikaten çok hoşlarına gidiyor. Çünkü iman öyle etki meydana getirir. Var mesela insanları biz görüyoruz; adam, parası var, parasıyla kadını etkiliyor, parayla. Birçoğu öyledir. İşte araba alıyor, cip alıyor, taksi alıyor genç kızları, şunu bunu kandırıyor. Ondan sonra götürüyor ırzına geçiyor. Bakıyorsun adama; sırtlan gibi adam. Domuza benziyor, domuz kokuyor, domuz görünümlü iğrenç bir mahluk. El kadar çocuğu mesela arabayla falen kandırıyor. O da akılsız tabii; hatta ahmak diyebilirim, sevgiyi, tutkuyu esas almıyor, derinliği esas almıyor; şöhreti ve parayı esas alıyor. Kimi mesela bakıyorsun, falanca ünlü diye onun peşine takılıyor. Sırf ünlü diye, başka bir şey yok. Kendini ezdiriyor, aşağılatıyor, hakaret ettiriyor. Mesela kimine bakıyorsun, siyasi gücü var diye gidip kendisini ona aşağılatıyor. Mesela ciğeri beş para etmeyecek, leş gibi kokan, pislik, domuz gibi adamlarla gidip beraber oluyor, gayrimeşru. Mesela bazısına bakıyorsun, parası var diye, adam leş gibi mesela, pislik adam ama adamın zibil gibi parası var. Her yönden pejmürde ve pis adam; parası var, mesela bakıyorsun gencecik genç kız onun hizmetçisi olmuş, kendini aşağılatıyor. Onun yancısı olmuş yani, para gelecek diye. Bir de bakıyorsun ki Allah parasından da mahrum ediyor, beş kuruş para da alamıyor. Mesela siyasi gücünden diye yaklaşıyor, Allah rezil rüsva ediyor, kendisini de batırıyor, kızı da batırıyor, kız da aşağılanmış oluyor. Çünkü “siyasi gücünden istifade edeceğim” diye ortaya çıktığında Allah onu da aşağılamış oluyor. Ama Allah’ın rızasını güderek takvayı amaçlarsa, Allah onda bir güzellik, asalet gördüğü için, bildiği için, o şekilde yarattığı için Allah, onu mübarek kılar, onu güzel kılar. Onda bir devam kılar. Cennette de onun devamı vardır. Ama öbüründe; dünyada rezil olma vardır, ahirette de rezil olma vardır. Ama iman için, Allah rızası için yapıldığında dünyada ihya olmak vardır, tutku vardır, aşk vardır, sevgi vardır; cennette de yine tutku ve aşk vardır, yine sevgi vardır. Çünkü Allah’ın mübarek kıldığı bir bağlantı olmuş oluyor. Çünkü takva için, Allah rızası için, Allah’ın rızasını en çok aradığı için sevmiş oluyor. Gerçek aşk budur.
Mesela gazetelerden bakıyorum, bir televizyon kanalı var, oradan bakıyorum; genç kızlar, manken kızları, suratlarını kırmızıya boyamışlar çocukların, kırmızı boyayla. Teker teker boyuyorlar kırmızıya. Sonra çocukların işi bitiyor. Oturmuşlar. Ellerine alkollü mendil vermişler. Onunla o boyayı çıkarmaya… Çocuk sürüyor sürüyor sürüyor sürüyor sürüyor; bir türlü çıkmıyor o kırmızı boya. Yazık günah değil mi? El kadar çocuklar, daha on dokuz yaşında, yirmi yaşında su gibi kızlar, genç kızlar; onun suratına onu sürüyorsun. Eline de mendil vermiş. Bak onu yıkattırmayı da akıl edemiyorlar. Mesela sabunla normal yıkasa bayağı o çıkabilir uğraşsa. Ona masraf etmemek için mendille sildiriyor. Çocuk dakikalarca siliyor, çıkmıyor. O cilt ne olur? Alkollü mendille surat silinir mi, yüz silinir mi? O boya ayrıca. Bitiyor; “haydi” diyor, “şimdi bak yeni bir çalışma başladı” diyor. “Gel bakayım otur şuraya” diyor. Yine alıyor eline bir fırça, sürüyor sürüyor sürüyor… Gözünün altına kalemlerle bir şeyler sürüyor, kaşına sürüyor. Kaşının üstüne açıcı sürüyor, açıcı, oksijenli bir madde sürüyor. Kaşının rengini açıyor. Sonra ertesi gün adam geliyor; “ya” diyor, “şimdi yeni bir gösteri yapacağız. Böyle olmaz” diyor, “kaş” diyor. “Yeniden boyamamız lazım” diyor. “Haydi bakalım boyayalım” diyor. Karşındaki granit mi, çelik mi? Bu, insan ya. Çocukları kısa sürede acayip deforme hale getiriyor, perişan oluyor çocuklar. Baktım, ciltleri acayip bozulmuş çocukların. O kadar boyaya, cilaya o çocuk ne yapsın? Kalemle böyle bastıra bastıra… Saçını çekiyor böyle lastik sündürür gibi eliyle, tokayla. Kafasına bantlar yapıştırıyorlar. Hayır, nefes aldırmıyor. Bitiyor, bir tane daha başlıyor. Bitiyor, bir tane daha başlıyor. Ne olacak o çocuk? Su gibi insan onlar, su gibi genç kız. Onun cildi dayanır mı öyle bir şeye? Para veriyormuş. Yani şimdi bir şey diyecektim ama demeyeyim yani. Bu yanlış bir hareket. Çok yanlış sevgi anlayışları var, şefkat anlayışları var. Mesela bak demin bir kız arkadaşla konuştum. “Hiç kimseye güvenmiyorum dünyada” diyor. Ne kadar korkunç bir şey! Hangi genç kıza sorsam; “kime güveniyorsun?” “Anneme güveniyorum” diyor. Rezalete bak! Bir tek annesine güvenebiliyor. Nasıl olur? Bir insanın arkadaşları, dostları olmaz mı? Yüzlerce de dostu, arkadaşı, sırdaşı olması lazım. Nasıl konuşamaz bir Müslüman? Yani devrin ne kadar bozulduğunu gösteriyor bu. Sokağa çıkıyorum, bakıyorum; her zaman söylüyorum ya, Allah Allah, bir kişi bir kişiyi sevsin! Göremiyorum. Korku dolu, çekiniyorlar. Milletin gözü yerde böyle, birçok insanın. Çok nadir. Selamlaşma diye bir konu zaten yok. Merhabalaşma yok. Çok çok nadir insanlar. Ne güzeldir dost olmak, ahbap olmak, arkadaş olmak, selamlaşmak, değil mi? Her gördüğüne selam ver, hal hatır sor. Ne güzel, bir neşe içinde olun, değil mi? Bir güzellik olsun. İltifat eder insan, muhabbet eder. İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde bu güzellikler olacak. İnsanların ekmek su gibi, hava gibi ihtiyacıdır dostluk, kardeşlik, arkadaşlık, sırdaşlık, muhabbet ehli olması, istediği gibi konuşması. Bu olmadığında sinir başlıyor, sağlıkları bozuluyor. En hayati konuya Hz. Mehdi (a.s.) vesile olup, insanlara sunmuş oluyor. İnsanların en hayati; iman, Allah sevgisi, Allah korkusu, Allah aşkı; tutkuyla sevgiyi yaşamak, derin aşkı yaşamak, her yerde Allah’ın tecellisini görüp onlara sevgi duymak; kuşları, kelebekleri, çocukları, her şeyi sevmek. Affedici gözle yaklaşmak, güven duymak, saygı duymak, değer vermek insanlara; böyle güzel olur. O, ona değer vermiyor; o, ona değer vermiyor. O, onu adam yerine koymuyor; o, onu adam yerine koymuyor. Enaniyet, gurur, kibir, başlar havada. Böyle değil işte. Mehdiyet’te tevazu, alçakgönüllülük, sevecenlik, şefkat, affedicilik hakim. Bu insan ruhunun en büyük ihtiyacıdır, en büyük ihtiyaçlarındandır. Yani ekmekten, sudan, yemeden, içmeden çok çok daha önemlidir. İnşaAllah bunlar olacak.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. İbrahim Koçak size selam göndermiş ve Tokat bağ resmi göndermiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
ALTUĞ BERKER:Bu da ufaklık.
ADNAN OKTAR:Çok şekermiş o da.
SUNUCU:Bir hadis var Hocam, Ramuz El Hadis’ten. “Kişinin yalnız tanıdıklarına selam vermesi kıyamet alametlerindendir.”
ADNAN OKTAR:İşte bak, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde olacak olaylardan biri. Bak sadece tanıdığına selam verebiliyor. Bakıyorsun, yabani yabani bakıyorlar. Başkası da başkasına yabani yabani bakıyor, tanımıyor. Tanısa da zaten selam verse bile yine aralarında bir dostluk, muhabbet olmuyor.
“Ebrar Nur.” Ne güzel isim. “Adnan Hocam’la kısa bir telefon görüşmesi yapmak istiyorum. Vesile olursanız çok memnun olacağım.” Tamam.
“Aman Hocam o meyveler, o Tokat kebabı; ne şahane anlatıyorsunuz! Hele o biber kızartması! Yutkunmayı da geçtik” diyor, “oradaki” diyor, “o kebapları yemiş gibi olduk” diyor. “Size katılıyoruz canım Hocam” diyor. “Bağları bahçeleri yok edenler hata yapıyorlar” diyor. “Bu yaşımıza geldik, ağaç dikecek toprak kalmadı etrafımızda” diyor. “Her yer apartman” diyor. Tokat bağda küçükken bir de küçük de kuzu vardı, oraya çok iyi gidiyordu, acayip şeker. Akşama kadar ot derdi onun. Sürekli kafa yerde, ısırıyor ısırıyor ısırıyor. Birden kafayı çekiyor otları yoluyor böyle. Bir daha yiyor, bir daha çekiyor, bir daha yiyor… O ayrı bir güzelliktir, ağaçların görünümü ayrı bir güzelliktir. Ağaca tırmanmak çok hoşuma gidiyordu çocukken. Bayılıyorduk biz. Dedemin köyde de elma ağacı vardı, yüz elli yıllık vardır. Büyük, çok büyüktü elma ağacı. Ucu bucağı yoktu dallarının. En üst noktalarına kadar çıkardık. Otuz çocuk oluyorduk en az. Ekşi elma, çok şahane, küçük. Acayip şeker oluyor o, çok tatlı bir şey. Bilmiyorum, ekşi elma pek buralarda olmuyor, görmedim ben. Vişne ağacı vardı, kara erik ağacı vardı. Çam ağaçları vardı, çok büyük, eski çam ağaçları, dev, bayağı güzel, bahçede. Patates tarlasıydı asıl, patates. Yeşil, mesela, patatesi bir söküyorduk şöyle çektiğinde altından böyle koca koca yumrular, patates yumruları. Onun toprağı da yumuşak oluyor. Bir parça kazıldığında altından hazine gibi koca koca patatesler. Bir tane, iki tane değil; hem küçükler, ufak ufaklar var, küçücükler var; dolduruyorduk böyle. Sırık fasulyeler vardı, oradan da fasulyeleri topluyorduk. Kabaklar, çok güzel oluyor kabağın çiçeği. Böyle turuncu, güzel bir çiçeği oluyor. Bazen bakıyorduk çok büyümüş kabaklar. Bazen, eğer kontrol edilmezse, bayağı büyüyordu. Onları doldurup götürüyorduk. Dedem bahçeyi suluyordu, ırmaktan suluyordu. Irmağın suyunu kestiğinde balıklar tarlanın üstünde kalıyorlardı su çekildiği için. Acayip balık oluyor böyle patates tarlasının içerisinde. Sulama kanalıyla gidiyordu balıklar. Orada, o aralardan geçiyorlardı, patateslerin aralarından, su aktığı için. Suyu da kestiğinde kalıyorlardı. Biz de sepetle topluyorduk balıkları. O zaman Sanayağ, manayağ; öyle şeyler yoktu. Tereyağı vardı. Cazır cazır kızartıyorduk balıkları, inşaAllah. Patatesi de kızartıyorduk. Çok şahane oluyordu. Köy hayatı şahanedir, çok şahane. İnsanları güzel, huyları güzel. Her gördüğüne selam verirler, her konuşana selam verirler. Köyün camisi vardır böyle ezan sesi gelir oradan, çok hoş. Akşam koyunlar, keçiler, sığırlar; onların dönme saati vardı, akşam namazına on dakika kala mı, on beş dakika kala mı ne geliyorlardı hepsi. Çangır çungur boyunlarında o şeylerle beraber. Herkes evini biliyor, acayip şekerlerdi. Mesela bizim ineklerimiz vardı. Onlar gelip o ahırın kapısından kafalarını boynuzla vurup girerlerdi içeriye. Her inek yahut her keçi, koyun ilgili yeri bilirdi. Mesela paldır küldür girerlerdi. Yavruları da onları akşama kadar bekliyorlar. Annelerinin geldiğini anladıklarında deliriyorlardı onlar böyle acayip, onların kapılarını bir açıyorlardı, böyle kurşun gibi fırlıyordu yavrular, koşarak hemen annelerinin altlarına yatıyorlardı. Böyle deliler gibi annelerini emiyorlar. Ön patilerini kırıyorlar, dizlerini, annelerinin altında, çok uzun emiyorlar böyle, aç oluyorlar. Onlar iyice doyduktan sonra onları ayırıyorlar, ondan sonra sağıyorlardı onları. Akşam sağılıyordu. Uzun böyle petne denilen tahtadan yapılmış, onların yem yiyeceği yerler oluyordu. Oralara ot mot ne varsa işte dolduruluyordu. Karpuz kabuğu, her şey yiyordu onlar maşaAllah, bayağı kalenderler, öyle bir sorunları yoktu. Çok güzel oluyor köy hayatı ama inşaAllah Allah nasip eder yine.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Her yerde yapılabilir bunlar. Köyün kıymetini çok iyi bilmek lazım. Çünkü mesela papatyaları ta yakınından görebiliyorduk. Gül, kocaman, bahçede dev gül ağacı vardı, uçsuz bucaksız böyle çok çok. Hepsi bir de mis gibi kokuyordu acı acı böyle, çok güzel gül kokuyordu. Mesela gül, istediğimiz gibi gül koklayabiliyorduk mesela, kabak açtığında kabak ağacını görebiliyorduk, fasulye açtığında o fasulyenin çiçeğini görebiliyorduk. Patatesin çiçeği çok güzeldir, patatesin, açtığında. Onlar meyve gibi bir şey veriyor üstten kendi ayrı, küçük böyle, yeşil; ama zehirli o Allahualem, bildiğim kadarıyla. Yenen bir şey değil de. Asıl tabii ki patatesi. Bakla oluyordu mesela. Baklalar çok güzel oluyordu. Biz baklayı çıkarıp çiğ yiyorduk hatta böyle, baklayı. Çok hoş bir tadı var. Küçükken… Mesela biberler, daha küçükken, ufakken yeşil biberler çok güzel olurdu, körpecik. Hemen toplardık biz. Orada, evin bitişiğinde yine bizim küçük bahçe vardı, arka tarafta. Dereotu vardı, maydanoz, hepsi, salata malzemelerinin hepsini oradan toplar, götürürdük. Yahut anneannem toplardı. Anlatsam işte sabaha kadar anlatırız. Şimdilik bu kadar yeterli.
SUNUCU:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Saat 17.00’da yine İman Hakikatleri programımız olacak ve 22.00’da, akşamleyin inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah. Bizi bugün 22.00’dan itibaren Çay TV ve Kanal Avrupa’dan takip edebilirsiniz ve 17.00’den 19.00’a kadar da www.HarunYahya.Tv ve A9 TV’den izleyebilirsiniz.
Makaleler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...