SUNUCU:Hayırlı sabahlar, programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:“Kanada sular altında” diye bir haber vardı Hocam. Son 150 yılın en büyük sel felaketleri olmuş. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bildirdiği gibi, ahir zamanda doğal afetler sık sık görülüyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Akıllı bakan ahir zamanı çok iyi görür. Samimi bakmak lazım, Peygamberimiz (s.a.v)’e sevgiyle bakmak ve onun ihbarlarını Allah’ın bildirdiği bir bilgi olarak çok önemli görmek, Resulullah (s.a.v)’in ihbarına önem vermeyen, haşa Allah’a, dine de uzak demektir. Peygamberimiz (s.a.v) çok güzel, kapsamlı tarif etmiş, çok büyük bir nimet. Ne olacağını biz bilmeyebilirdik, birçok şeyi, bilmiyoruz zaten, bilmeyiz yani, insan olarak bilmeyiz ama Cenab-ı Allah yardım olarak bildirmiş. “Şu vakitte şu olacak, şu vakitte şu” diyor, hatta vakti o kadar netleştirmiş ki Peygamberimiz (s.a.v), iyice kolaylık olsun diye; 7 bin yıllık bir takvim veriyor, “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. Artık matematik bir düzgünlük var. 7000’den 5600’ü çıkaracaksın o kadar, 1400 kalıyor. 1400 bir kere çok net bir rakam olmuş oluyor; 1400, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihi. Peygamber (s.a.v) net bir tarih vermiş, 1400. “1500’e kadar görev yapacak” diyor, o kadar. 1400 ile 1500 arasında da başka vakit yok, zaman yok. Bir tane, iki tane, dört tane değil hadis; 8 tane hadis var ve İmam-ı Hanbel bildiriyor ve Suyuti bunu naklediyor. Suyuti gibi bir hadis alimi, İmam-ı Hanbel gibi mezhep imamı bildiriyor, bu kadar net ve bu kadar açık. Sonra görünür olsun diye, diyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v); “kuyruklu yıldız çıkacak” diyor. Bakıyoruz, kuyruklu yıldız gökte duruyor, gidiyor alenen, kuyruğunu falan da gördük; net, görmedim yok. “Arkasından iki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak” diyor. Baktık, onu da gördük; iki uçlu, alenen öyle. “Diğer kuyruklu yıldızların tersi yönüne gidecek” diyor, o da oluyor. Adama diyoruz ki; “kardeşim, bak Peygamber (s.a.v)’in dediği çıktı, görüyor musun?” Acayip sesler çıkartıyor. Bir daha söylüyoruz, yine acayip sesler çıkartıyor. Bir daha söylüyoruz, yine anlamıyor. Bu, Allah’ın bize yardımı, Allah ne kadar güzel mucize meydana getirmiş; istese bildirmezdi Allah, hiç bildirmezdi. Çok detaylı bildirmiş. İmtihana uygun olarak bildirmez, haberimiz de olmazdı. Hz. Mehdi (a.s)’ı bildiriyor; mesela çok muğlak bırakabilirdi Allah, bırakmamış muğlak, saçından ayaklarına kadar tarif etmiş ki tam kanaat gelsin. Saçı şöyledir, gözleri böyledir, burnu şöyledir, vücudu böyledir, sırtında ben vardır… en ince detayına kadar. Vakti rakam olarak da bildirmiş Peygamber (s.a.v) ayrıca. 7000’den 5600’ü çıkaracağımız üzere iki rakam vermiş; biri 7000, biri 5600. Bunlar istiyor ki Peygamber (s.a.v) onun hesabını da yapsın, bunların önüne koysun. 7000 varsa 5600’ü çıkarırsın; çok net hesap bu, anlaşılmayacak ne var bunda? Konu biter. Ümmetin üzerindeki gaflet perdesi Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Bu hadiselerden bir tanesi bile olmuş olsa yer yerinden oynar. İnsanlar buna gaflet perdesi kalkarak bakmış olsalar, Avrupa’da bir gazete bunu anlatsa, mesela Amerika’nın en büyük televizyon kanalı, “Peygamber (s.a.v) böyle bir hadis bildirmiş, bu da gerçekleşmiş” dese, Obama da gündeme getirse, bütün İslam aleminde yer yerinden oynar. Bütün İslami gazeteler yazar, bütün Müslüman televizyon kanallarında çıkar, birinci haber olarak çıkar. Haberin geliş yerine göre hareket ediyorlar. Haberi Peygamber (s.a.v) veriyor, biz de bildiriyoruz, doğru çıkmış. Ama Obama söylese veyahut herhangi bir bakan bile söylemiş olsa, İngiliz Dışişleri Bakanı söylemiş olsa yer yerinden oynar. “Peygamberimiz (s.a.v) söylemiş” diyorum. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisini bildiriyorum, tahakkuk ettiği halde anlamazlıktan geliyor epey bir kitle, farkına varmamış gibi davranıyorlar. Kardeşlerimiz de; “Hocam, biz anlatıyoruz ama dinlemiyorlar” diyor. Kardeşim, zaten bu olacak. Bu olsun ki ahir zaman alameti olsun, onun için Cenab-ı Allah böyle yaratıyor. Biz anlatır anlatmaz herkes kavramış olsa, Mehdiyet ne olur o zaman? Mehdiyet niye zorlu bir mücadelenin içine girsin? Niye çile çeksin? Hangi imtihan, ne imtihanı olacak? 40 yıllık çileli bir imtihandan bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v). “Deccalin ömrü 40 yıldır” diyor, bunlar olmazdı o zaman. Kuran ayetlerine bakıyoruz, hakimiyet ile ilgili ayetler, hangi ayete baksak, ebcedi ahir zamanı veriyor. Bak, herhangi bir sayfa açtım, gördünüz, değil mi? Özel açmadım, herhangi bir sayfa açtım. Zuhruf Suresi, 61;“Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir alamettir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın.” Ebcedi kaç? 2026. Tam Hz. İsa (a.s)’ın vakti. Bu harikalar yabancı bir gazetede çıkmış olsa, çok büyük bir olay olur veyahut herhangi bir kişi söylese çok büyük bir olay olur. Onun için kardeşlerimizin biraz sabırlı olmaları lazım. Bu, vakit alacak bir süreç. Bir zaman gelecek, bütün dünya bu harikanın üzerine gidecek ve çok şaşıracaklar ve “bu kadar harikayı neden görmedik, neden anlamazdan geldik” diye de kendilerine hayıflanıp, şaşıracaklar. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız hayret ve sevinçle, büyük bir coşkuyla anlatıyor. Enaniyet yapmıyor, gurur yapmıyor. Çok rahat, samimi bir candanlıkla anlatıyor. Kardeşlerimiz anlatmaya başladılar her yerde. Dün gelen kardeşlerimiz vardı, aslında hemen hemen herkes, anlattığım herkes fevkaladeliğin farkına varıyor ama şimdi bir Hz. Mehdi (a.s) tespiti yapmak istiyorlar. Halbuki bu zaten olmaz, böyle bir şeye kimse yeltenemez zaten. Hz. Mehdi (a.s)’ın bizzat kendisi de böyle bir şey diyemez, karşısındaki kişi de “sen Hz. Mehdi (a.s)’sın” diyemez. Mehdiyet hissedilir, anlaşılır, kalpte kalır. Yani anlarsın, o kadar. Alenen “sen Hz. Mehdi (a.s)’sın” deyip ortaya çıkılmaz, öyle bir konu yoktur. Bir faydası da olmaz bunun. Hissettiysen, yardım et işte. Ben mesela Hz. Mehdi (a.s)’ı hissettim, kitap basıyorum; Darwinizm, materyalizmle uğraşıyorum, ona karşı mücadele veriyorum; Allah’ın varlığını, birliğini anlatıyorum. A9 TV’yi kuran kardeşlerimiz, dindar çocuklar, dindar insanlar; hiçbir çıkarları yok. Reklam almıyor zaten, görüyorsunuz; yani saf imana hizmetle yükümlü, siyasi bir çalışma da yok, hiçbir partinin destekçisi değil A9. Herkese sevgiyle yaklaşan bir bakış açımız var. Ahir zamanda olacak olayların ancak çok ciddi şekilde, ancak “bu var, bu olay oldu” dersen dikkat çekiliyor. Halbuki o kadar çok olay var ki. Ben onları ara ara konuların arasına yayarak devam edeceğim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili bir sergi vardı, Sultanahmet’teki Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde. 8 Mayıs’ta açıldı. Üstad’ın sekiz yamalı cübbesi, harp madalyası, mahreç beratı ve o yıllara ait birçok belge ilk kez teşhir ediliyor. Görüntüleri var, uygun görürseniz gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
-VTR- Sultanahmet’teki Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndeki Bediüzzaman Said Nursi Sergisi
ADNAN OKTAR:Şimdi Bediüzzaman Said Nursi öyle bir şey yapmış ki Hz. Mehdi (a.s) karşıtlarını can evinden vurmuş. Bir de Bediüzzaman’ı bayağı meşhur da ettiler, acayip sevdirdiler ve hakikaten de milyonlarca talebesi var. Ama Bediüzzaman’ın bir özelliğini unuttular; “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Ona ortam hazırlıyorum” diyor. Bizim o yönünü ortaya koyacağımızı tahmin etmediler, birçoğu can evinden vuruldu, kıvranıyorlar. Hatta bir kısmı Bediüzzaman’ı reddetmeye kadar işi vardırdı, paniğin şiddetinden ama artık iş işten geçti. Bediüzzaman kadar net konuşan alim yok, o çok net konuşuyor, rakamla; “1400 sene sonra gelecek” diyor, rakamını açıkça vermiş. “Benden 100 sene sonra gelecek” diyor, çok net söylüyor ve “İstanbul’da çıkacak” diyor. Çıksınlar işin içinden çıkabilirlerse, anti-Mehdi taraftarları. Cübbeli’yi apar topar Fatih Altaylı çıkarttı, garibanın yapacağı bir şey yok. Baktı olacak gibi değil, hemen Bediüzzaman’a yüklendi, dedi ki; “30 cihette Ehl-i Sünnete uygun olmadığını bir alim söyledi” dedi. Kurnazlık yapıyor, tam şark kurnazıdır, kendi söylemiyor. “Ben okumadım” diyor; şimdi bak, çift vurgu var burada, yani kaale almamış oluyor kitapları, eserleri, haşa. Risale-i Nur o kadar önemsiz ki bunun için, tenezzül dahi etmemiş, sayfasını dahi açmaya gerek duymamış; o kadar batıl görüyor, o kadar yanlış görüyor. Herhangi bir İslami eseri, bir alimi, mesela Elmalılı’yı bir insan mutlaka okur, normal bir Müslüman okur; Ömer Nasuhi Bilmen’i mutlaka okur ama Bediüzzaman’da itina göstermemiş, muhatap olmamış adam, kaale almamış. “Kaale alan bir alim okumuş, 30 cihette Ehl-i Sünnet’e uygun olmadığını görmüş” diyor. Niye demiş bunu, biliyor musun? Bediüzzaman’ın Mehdiyet’in pişdar, öncü bir neferi olmasından, Bediüzzaman’ın kendi ifadesiyle. “Hiçbir cihette ahir zamanın o acib şahsı gibi olamam” diyor, Bediüzzaman. “Ancak, onun öncü bir askeri, pişdar bir neferiyim, ona yer hazırlayan bir dümdarıyım” diyor Bediüzzaman. “Benim görevim bu” diyor. Zıpkınla vurulmuş fok gibi çırpınıyorlar, acayip çırpınıyorlar. Bediüzzaman’ı ünlü yaptıklarına, yapacaklarına bin kere pişman oldular, acayip daraldılar. Bediüzzaman öyle bir açmaza sokmuş ki bunları, tam kilitlemiş. Diyor ki Bediüzzaman, hadisi vermiş, ebcedinde; “hicri 1400’den, hicri 1506’ya kadar bir çalışma var. 1506’da ne Hıristiyanlık, ne Musevilik, ne Müslümanlık artık gelişme gösteremeyecek, gittikçe gerileyecekler; 1543 yılına kadar, 1543’ ten sonra herkes ateist, dinsiz olacak 1545’te de kıyamet kopacak, Allah’ın izniyle” diyor. Senin holdingciler bir baktılar 70 sene var, 70 seneden de az. Acayip daraldılar, ne yapsınlar? Bediüzzaman’ı inkar. İnkar edilecek gibi mi? İnkar edilecek gibi değil, iş işten geçmiş. Fethullah Hoca’nın talebelerini de öyle, Bediüzzaman’la bağlantısını koparmaya çalıştılar. Nereye koparıyorsun, nereden bağlantıyı koparıyorsun? Zaten sistem onun üzerine kurulmuş. Fethullah Hoca’nın yanından Risale-i Nur’u çektin mi sen, bütün sistem çöker, hiçbir şey kalmaz geriye, ben size söyleyeyim. Nitekim de müthiş bir bereketsizlik, uğursuzluk sardı Bediüzzaman’a karşı olanları, Bediüzzaman’a karşı tavır alanları akıl almaz bir lanetleme ve uğrusuzluk ve bereketsizlik sardı, görüyorsunuz; hepsini tenzih ederim, bir kısmını. Hem Allah’ın lanetine uğradılar, hem müthiş bir uğursuzluk sardı, hem müthiş bir bereketsizlik, hem müthiş bir aşağılanma, hem müthiş bir dışlanma ve küçük düştüler. Güya kendilerini büyüteceklerdi, Allah onları küçük düşürdü. Hepsini tenzih ediyorum, ilgili şahısları söylüyorum. Mehdiyet’i de örtbas etmeye çalışacaklardı, Bediüzzaman öyle sağlama almış ki, yüzlerce sayfa yazmış Mehdiyet’i. Tekrar tekrar söylüyor; bir daha söylüyor, bir daha söylüyor, kaçacakları gibi değil, acayip daraldılar, acayip. Zıpkın yemiş dana gibi çırpınıyorlar ama kurtulacak vaziyetleri yok tabii. Bana, “niye sürekli anlatıyorsun?” diyorlar. Kardeşim, yakalamışım, bırakır mıyım? Tabii ki bırakmam. Akıl almaz bir haksızlık, akıl almaz bir adaletsizlik ve Bediüzzaman’a büyük bir oyun var. Yanlarına bırakmayacağız tabii ki, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman Hazretleri’nin, “100 sene sonra göreceksiniz’ dediği müjdeyi, 2011’de göreceğiz” diyor, yazar Abdülkadir Menek.
ADNAN OKTAR: “Haziran ayında” diyor. Onun kastettiği, AKP’nin iktidar olmasını kastediyor. Bediüzzaman, Mehdiyet’le ilintili olarak anlatıyor, o da AKP’nin iktidar olmasına... Ama şöyle yorumlanabilir, eğer AK Parti iktidar olursa ki benim kanaatim en az yüzde 50 çevresinde bir oy alacak, yüzde 50 civarında bir oy bekleniyor, tabii rahatça iktidar olur. Allahualem olur, çünkü iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı olması sırf tek başına yeterli zaten; ezer geçer, sırf o yeterli. Millet can kaygısında, can azizdir insanlar için. Adam diyor ki; “ben bir çete kurdum, devlet içinde bir mafya kurdum, 3 milyon kişiyi tespit ettim.” Kimi tespit ettiklerini de bilmiyoruz. Bir de benim kardeşimi alacak, yengemi alacak, teyzemi alacak; kardeşlerimi, arkadaşlarımı… kimi alacağı belli değil; “bir gecenin içinde hepsini doğrayacağız” diyor. Bakıyoruz, bir kısım siyasiler de diyor ki; “ne var doğranmakta? Doğrasın sizi, ne güzel işte. Bu adamlara yardım edelim” diyor. Kardeşim, bu vaziyette aklımızı kaybetmiş olmamız lazım, belamızı arıyor olmamız lazım, gidip onlara oy vermemiz için, başka bir açıklaması yok. “Evet, ben belamı arıyorum” deyip, oy vereceksin. Başka ne olur? “Beni doğra, lütfen beni doğrar mısın?” diyoruz yani adama, değil mi? Adamın eline testere vermiş gibi bir şey. Elini, kolunu bağlayıp, eline balta vermiş gibi bir şey. “Al kafamı kopar” diyorsun, o anlama geliyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü desteklemek ne demek? Bazı partilerin alenen desteklediğini görüyoruz, küçük bazı partilerin, inşaAllah. Alenen derken, tabii kapalı, çok çok kapalı ama anlaşılıyor üsluptan, bir nevi destekliyor veyahut öyle olmasa bile kuşku duyulan, yani bu konuda desteklediğini tahmin ettiğimiz kişileri destekliyorlar. Daha ziyade bu, alenen zaten destekleyemez. Alenen desteklese direkt alır, içeri sokarlar, öyle bir şey olmaz da. Nedir o yazı?
ALTUĞ BERKER:Yeni Şafak’ın manşetiydi Hocam, 2 gün evvel; “Ecevit’i diri diri gömeceklerdi” diye DSP eski lideri Zeki Sezer söylemiş Hocam. “Hayattayken ve başbakan iken üzerine beton döküp, gömülmek istendi” demiş. Yapılan baskıyı Ecevit hayattayken kendisine anlattığını söylemiş.
ADNAN OKTAR:Dün o konuyu işledik, anlattım. Tantan, o devirde özel olarak göreve getirildi. Bize karşı bir operasyon yapılmasında özel olarak göreve getirildi, yani görevlerinden biri de buydu. Görevini bitirdikten sonra hemen görevden aldılar zaten. Operasyondan sonra hemen görevden aldılar. Hatta onu biraz değişik tip gibi vurguladılar. Mesut Yılmaz dedi ki; “kendini Mehdi zannediyor.” Tantan için. Bu ne demek? Tantan da bu sefer ucuz kahramanlık yapmaya kalktı, “Ben tapınak şövalyelerine şiddetle karşıyım, tapınak şövalyelerine karşı mücadele vereceğim.” Niye mason demiyorsun, niye diyemiyorsun? Desene bir, ağzından çıksın o, değil mi? Madem öyle delikanlısın, madem öyle kabadayısın, madem öyle gözün karasın, söylesene bir mason diye. Diyemiyor, Türkiye’de olmayan bir yapılanmayı söylüyor. Türkiye’de nerede var tapınak şövalyesi? Türkiye’de öyle bir yapılanması yok tapınak şövalyelerinin ama mason örgütü var. 7 bin kişilik mason örgütlenmesi var, onları söyleyemiyor. Niye söyleyemiyor? Niye söyleyemediğini gördük işte. Böyle ucuz kahramanlığa çok yatkındır. Çıktı, ben gözaltındayken “Apo’dan daha tehlikeli”; benden başka Apo’ya karşı ilmi mücadele yapan var mı? Anti-Darwinist, anti-materyalist ve anti-komünist, bu çapta, bu genişlikte mücadele yapan var mı? Yok. Sen yapıyor musun? Senin nereleri desteklediğini biz biliyoruz. Mücadele yapmadığın gibi, nereleri desteklediğini de biliyoruz. Nerelerin de seni desteklediğini de biliyoruz. Nitekim sonra ortaya çıktı olay, herkes de biliyor. O dönemde Ecevit Başbakandı. Apo’ya karşı en etkili mücadele yapan adamı, Apo’dan daha tehlikeli gösteriyor; beni. Biz anti-komünist, anti-PKK, anti-Stalinist çalışma yapıyorduk, ilmi çalışma; dünya çapında ve Türkiye çapında. Çok büyük başarı elde ettik, yerle bir ettik. Bak, bizi yenemedin, beni yenemedin ama sen yenildin. Bak, esamesi bile duyulmuyor. Hiç duyuyor musunuz adının söylendiğini Tantan’ın? Yok ortada, kayboldu. O dönemde Ecevit pek bize muhalif olacak birisi değildi. Fethullah Hoca’yı da destekliyordu, Fethullah Hoca ile iç içeydi Ecevit o zaman. Bayağı birbirlerini koruyup, kolluyorlardı; ciddi şekilde birbirlerine destek sağlıyorlardı. Bizim operasyondan günler sonra, Allahualem biri dürtmüş Ecevit’i, bir şekilde uyarmışlar. Durduk yere dedi ki; “benim Adnan Hoca’ya Hoca demeye dilim varmıyor” dedi; operasyondan sonra, durduk yere. “Adnan Hoca’ya Hoca demeye dilim varmıyor.” Dili olduğu halde, dilinin gücü yetmiyormuş bana Hoca demeye, sanki ben Hocalık iddia ediyormuşum gibi. Dilim varmıyor demesinden sonra, iddia edilen Ergenekon terör örgütü, o devri hatırlamak açısından ben bunu söylüyorum, yoksa onun demesiyle… bana Hoca dense ne olur, denmese ne olur? Onun demesiyle biz Hocalık makamına çıkmayız, inmeyiz de. Allah Katı’ndaki konumumuz önemli bizim, değil mi? Allah’ın dediği önemli, onun dediği önemli değil bizim için. İddia edilen Ergenekon terör örgütü bunu zehirledi. Şuuru feci şekilde ezildi, şuuru gitti. Misafirlerinin karşısına tahmin edemeyeceğiniz kıyafetlerle çıkıyor, evine gidiliyor. Çorapla basın toplantısı yapıyor, çorapla bakanlar kuruluna doğru gidiyor. Yoldan çevirdiler “efendim, ayakkabınız yok, ayakkabılarınızı çıkardınız” dediler. Haberi yok, ayakkabısını çıkardığından haberi yok. Kalemi alıyor, mikrofon diye konuşmaya kalkıyor kalemle; o hale geldi. Kapı diyecek, sokak diyor. Yemek diyecek, pencere diyor. Tamamen konuşma gücü gitti, dili gitti yani, dili artık dönmemeye başladı, konuşamamaya başladı. Buna rağmen Başbakanlığı devam etti ama; çok hayret, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şeydir, dünyada da görülmemiş bir şeydir bu. Israrla halkın önüne çıkartıyorlar, sürekli dilinin dönmediğini insanlar görüyor, yani şuuruna da zarar geldiğini insanlar görüyorlardı ama ciddi şekilde, çok vahim. Hatta başka olaylar da var da onlar söylenmiyor, ben biliyorum. Çok çok daha vahim olaylar oldu; şuurunun azalmasından dolayı, rahatsızlığından dolayı çok vahim durumlara geldi. Fakat biz tabii yine şefkatle baktık, acıyoruz, halen de şey yapıyoruz. İddia edilen Ergenekon terör örgütü bunu bir şekilde elde etmiş, ilaçla. Aslında o devirde kanında kimyasal madde aransaydı, bu tespit edilebilirdi. Beynini çökertecek, şuurunu çökertecek bir şey yapmışlar, bir şey olmuş. Ecevit zaten kendisi diyor, Yeni Şafak’ın demesi fark etmez. “Bana bir oyun oynandı, devlet içinde bir sistem yaptı bunu. Bunu ileride tarih size gösterecek, göreceksiniz. Hiçbir şey gizli kalmaz, bunu öğreneceksiniz, ne olduğunu öğreneceksiniz” diyor. Biz de umuyoruz. Ne olacağını biz de öğreneceğimizi umuyoruz.
SUNUCU 2:Bir konuşmasında ben hatırlıyorum; “Biz ülkemizde barış istemiyoruz, savaş istiyoruz” demişti.
ADNAN OKTAR:Evet, akıl almaz sözler ediyordu. Bak, “barış istemiyoruz, savaş istiyoruz.” Yani hayret edilecek durumlar oluştu, dili dönmüyordu artık, dili gitti.
SUNUCU 2: Rahşan Hanım yönlendiriyordu.
ADNAN OKTAR:Evet, hatta Rahşan Hanım yanında mikrofonu açıktı, diyor ki; “Sen Başbakansın, bir şeyler söyle” diyor. Başbakan olduğunu hatırlatıyor. Hatırlıyorsun, değil mi?
SUNUCU 2:Evet, evet hatırlıyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok acayip bir durum oluşmuştu. Dünya tarihinde yok böyle bir şey, ilk defa oldu. Hayret edilecek bir şeydir. Arka planı tabii bambaşka olayların. Ecevit’in dediği doğru, zaman gelince, tarih gelince arkasındaki isimler ortaya çıkacak, kişiler ortaya çıkacak, ne olduğu ortaya çıkacak. Biraz da olay tabii metafiziktir, onu da söyleyeyim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, Hocam. Bir haber vardı, daha önce sizin üzerinde durduğunuz konulardan. “Nebahati de koruyamadık” diyor haberde. Savcılık tarafından korunmaya alınmış olmasına rağmen; bir adam onunla evlenmek istiyormuş, karşılık alamayınca, 15 yaşında Nebahat’i, babası ile birlikte öldürmüş.
ADNAN OKTAR:Böyle şeylerde otuz kere söylüyorum; savcılığa bildir, tamam; polise de bildir, tamam, bu çok güzel. Polis 24 saat kapıda beklemez. Mutlaka komşulara, sevdiklerine, arkadaşlarına haber ver ve millet olarak birbirimize bu konuda yardımcı olmamız lazım. Genç kızlar, kolay bulunuyor bu tipler tarafından, böyle alçaklar tarafından, acımasızca şehit ediliyorlar. Halbuki mahallesinde dese ki, mahallesinin gençlerine, ihtiyar heyetine, kadınlara; “bu adamın niyeti bozuk, böyle bir şey var” falan dese, herkes bu adamı gözetim altında tutar ve hiçbir şey de yapamaz, söyleyeyim. Bizim mahallemizde olacak da adam, bir genç kız olacak, adam gelecek elini kolunu sallayarak hanımefendiye zulmetmeye kalkacak, olmaz. Gidin, herhangi bir yere, git Konya’ya git, Eskişehir’e git, Samsun’a git, bütün milletimiz bizim delikanlıdır, polise yardım eder, kanun ve hukuk ölçüsünde durdurur. Adamın elinde silah varsa, gider elinden alırsınız silahı. Sıkıysa kullansın bakalım silahı, kullanamaz; öyle bir şey olmaz çünkü o, oraya hedeflenmiş, o çocuğa hedeflenmiş, onun gücü ona yeter. Tutarsın, bükersin bileğinden, alırsın elinden. Seyredilmez böyle bir şey. “Ya bir şey yaparsa?” Yapsa ne olur, kaç yazar? Gözümüzün önünde mazlum bir çocuğun şehit edilmesi daha mı makul, değil mi? Sıkıysa da vursun bakalım, nasıl oluyormuş bir görelim. Olmaz öyle bir şey. Milletimizin cesareti bilinir, yiğitliği bilinir. Polise yardımcı olur, savcıya yardımcı olur. Haber veririz; “adam çıktı” deriz, “gidiyor” deriz, hanımefendinin evine yaklaşıyorsa haber veririz, değil mi? Gideriz, “hemşerim ne işin senin burada? Bu çocuğa karşı olduğun biliniyor senin, niye buraya geldin?” falan diye sorulabilir, değil mi? Toplarsın mahallenin çocuklarını, gençlerini; 155’e haber verirsin, hemen polis gelir, Rahatsız edersin adamı, belli olacağı bunun. Kardeşim, tehdit varsa böyle psikopatlardan zaten yapar. Kaç defa savcıya haber verilmiş de olay bitmiş, kurtulmuş? Öyle bir şey olmuyor. Savcı eylem bittikten sonra el koyar olaya. O aşamada çok zordur. Yahut şöyle olur; savcılık emniyete yazar, emniyet yanına bir polis verir ama 24 saat bekleyemez ki polis, beklemiyor polis. Akşam olur ve polis evine gider ama adam akşam geliyor. Orada çok titiz bir koruma gerekiyor. Olayın vehametiyle ilgili bir durum tespiti gerekir. Aslında kanunların değiştirilmesi gerekiyor, bu konuda kanunun çapı geliştirilmesi lazım. Sürekli bu haberleri duyuyoruz. Gidiyor elin hanzosu, 15 yaşında, terü taze, o dünya güzelini çekip vuruyor. Adam yatar, çıkar yarın bir gün. Olan çocuğa oluyor, tabii. Söylemiyorlar da, aile içi sır. Kardeşim, söyleyin. Git, sokak sokak anlat, bir şey olmaz. O zaman zaten herkes sorumlu da olur, vicdani sorumluluk altında bırakırsın herkesi. Korumayan herkes kendi sorumluluk altına girsin. “Bana ne?” denir mi? Çok büyük vicdansızlık, ahlaksızlık olur o.
ALTUĞ BERKER:Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaatinin yiğit kişilerden olacağını ve Allah’ın onlara hep zafer nasip edeceğini şöyle buyurmuş; “Hz. Mehdi (a.s)’ın dostları yiğit, secaatli, salih, imanlı kişilerdir. Ona itaatte gayretlidirler. Nereye ve hangi işe yönelseler mutlaka zafere ulaşırlar.”
ADNAN OKTAR:EvelAllah, biz de Hz. Mehdi (a.s) öncüsüyüz, mesela ben bu taifeden kendimi sayıyorum. Hz. Mehdi (a.s) talebesi sayıyorum kendimi. Adamlar diyor ya; “Kendini nasıl görüyorsun?” Ben işte talebe görüyorum kendimi. “Talebe olmak için ne yapmak lazım?” diyor. Bak, ben kendimi talebe yaptım, gayet kolay, zor bir şey değil; niyet ettim, talebesi oldum. İlla görmem şart değil ki. Seyretmiyorum da, bir gün Hz. Mehdi (a.s) çıkar da bizi kurtarır da demiyorum, var gücümle gayret ediyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Peygamber sevgisi salona sığmadı” diye haber vardı Hocam. Günışığı Derneği’nin düzenlediği, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i anma toplantısında salona sığılmamış, bir o kadar kişi de dışarıdan izlemişler. Program bitene kadar ayrılmamışlar, haber ondan bahsediyor.
ADNAN OKTAR:Peygamber (s.a.v) sevgisiyle burası doluyor, tamam. Peygamberimiz (s.a.v) bu topluluğa ahir zamanda olacak olayları bildirmiş. Peygamber (s.a.v)’in hangi yönü sizi ilgilendiriyor? Ben onu öğrenmek istiyorum. Evlenmeyle ilgili sünnetlerde çok titizler, yemek yemeyle ilgili sünnetlerde çok titizler; ticaret hukukuyla ilgili sünnetlerde çok titizler. Peki, ceht etmek, İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği’nin oluşmasıyla ilgili sünnetler var, İttihad-ı İslam oluşturmayla ilgili ki Peygamberimiz (s.a.v)’in bütün hayatı bu sünnete dayalıdır, bu sünnetle iç içedir, bu anlatılıyor mu orada? İttihad-ı İslam’dan bahsedilmiş mi o toplantıda? Peygamberimiz (s.a.v)’in en büyük hedefiydi, en büyük hedeflerden birisiydi İttihad-ı İslam, yani dünyaya İslam’ın hakim olması, Kuran’ın emri çünkü. Bu tip topluluklarda, geçenlerde Sungur Ağabey’in Nur talebeleri topluluğu var, herkes Bediüzzaman’ın kahramanlıklarından bahsediyor; “şöyle yiğitti, böyle delikanlıydı.” Peki, Bediüzzaman’ın Mehdiyet’ten bahsettiğinden haberiniz var mı? Tek kelime bahsetmediler Hz. Mehdi (a.s)’dan, tek kelime. İttihad-ı İslam, Bediüzzaman’ın en büyük amacı; “en büyük farz vazife” diyor, tek kelime bahsettiniz mi? Bahsetmiyorlar. Rahatsız etmeyecek kısımlar var onları, onlardan bahsediyorlar. Sungur Ağabey de geldi çok şahane bir açıklama yaptı; “70 yıl var, 1545’de kıyamet kopacak” dedi, Bediüzzaman’ın açıklamasını söyledi. Sen oradaydın, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Ben oradaydım Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne dedi, nasıl dedi?
ALTUĞ BERKER:Sözü verdiler, gösterilecek kamerada da, “ben şimdi ne söyleyeyim kardeş?” dedi, ondan sonra bunu Allah ilham etti, bunu söyledi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Toplantı yapmak, düğün havasında toplanıyor kardeşlerimiz; güzel, Allah razı olsun. Peki, İttihad-ı İslam ana konu olması lazım orada, bu niçin söylenmiyor? Camilerde sohbet ediliyor; ben hiç unutmam, evlilik hukukunu anlatıyorlar camide. Kardeşim, önce bir İttihad-ı İslam’ı sağlasana sen, sonra evlenmenin peşine düş. Önce evlenme, sonra İttihad-ı İslam. Hayır, sonra da değil, İttihad-ı İslam hiç yok. Ana konu, evlenme. Nasıl bohça düzülecek, neler alınacak, beyaz eşya nasıl olacak, gelinliği kaç metre olacak, nasıl olacak, kardeşim bunun sırası mı şimdi? Acilliği ne ki bunun? Önce İttihad-ı İslam, önce Müslümanların birliği, mahvediyorlar Müslümanları. Bizim böyle bir ortamda düğün yapacak halimiz var mı? Müslümanları kıtır kıtır doğruyorlar, çocukları bas bas bağırttırarak şehit ediyorlar, adam orada düğün yapıyor.
-VTR- Bediüzzaman Hazretleri’nin Has Talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey Anlatıyor
ADNAN OKTAR: “2080’lere doğru bitecek” diyor. Eğer Nur talebesiyseler, eğer Bediüzzaman’ın talebesiyseler, eğer Resulullah (s.a.v)’in talebesiyseler, eğer vahye inanıyorlarsa böyle, doğrusu bu. Cübbeli de örtbas etmekle uğraşıyor kendi kafasınca. Hacca Mahmut Hocam’ın talebeleriyle alıp, götürdüler. Güzel, Allah kabul etsin. Peki, oraya herhangi bir cemaat gitse, oradaki bir topluluğu oluşturamaz mı? Taşar, Kabe’nin dışlarına da taşar. Sami Efendi Cemaati gitse taşar, Esat Efendi Cemaati gitse taşar, Süleymanlı kardeşlerimiz gitse taşar, dışarılara doğru taşar; Nur talebeleri gitse iyice taşar ama hiç biri Mahmut Hocamız’ın müceddidliğini kabul etmiyor. Cübbeli diyor ki; “ben ilan ettim, oldu.” Senin ilan etmenle olmuyor. “Hindistan’da bazı alimler vardı, onlar da imzaladılar” diyor. İstediği kadar imzalasın, olmaz. Kendi memleketinde kabul etmiyorlar, kendi yurdunda kabul etmiyorlar bir kere. Hindistan’daki adamın imza atmasıyla olur mu o iş? Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında hiç kimse hiç kimsenin etrafında toplanmaz ve hiç kimseyi de müceddid olarak kabul etmez bu devirde, boş yere çırpınmasın. Ben kabul ediyorum ayrı, ben Mahmut Hocam’ı seviyorum. Benim kabul etmemle olmaz. Mehdiyet’e engel oluşturmak için, tampon oluşturmak için, durdurmak için, set oluşturmak için Mahmut Hocamız’ı put haline getirmeye çalışıyor, kendi kafasınca. Diyecek ki; “müceddid de ilan edildi, artık Hz. Mehdi (a.s)’a gerek yok.” Can havliyle son çare onu buldu ama 32 yıl sonra kafası dank etti, 32 yıl sonra uyandı, çok geç kaldı. “Müceddid çıkışı yüzyıl başında olabilir” diyordu, sen 32 yıl sonra diyorsun işte. İmam Rabbani’den örnek veriyor, “25 yıl sonra eğer çıkmadıysa, çıkmamıştır” diyor. Sen 32 yıl sonra çıktı diyorsun. 32 yıl önce niye imzalatmadın sen o belgeyi, 32 yıl önce o adamlar yok muydu? Hindistan’da bir sürü gariban var, götürüp imzalatsaydın. Aklına gelmedi, bizim seni köşeye sıkıştıracağımızı düşünmedin sen. Biz dedik ki; “hepsini inkar ediyorsun, Sünen-i Davud’ta, her yerde var. Her yüzyılda bir müceddid geliyor” dedik. Oradan da bakalım, ne yapacak gibisinden. Durdu, durdu, düşündü; “Mahmut Efendi o zaman müceddid. O zaman bir imzalatayım, belgeleyeyim, hemen size onu müceddid ilan edeyim, konu bitsin” dedi. Konu öyle bitmiyor, öyle olmuyor. Bütün İslam aleminin kabul edeceği bir müceddide, büyük bir lidere ihtiyaç var, bütün İslam aleminin lideri olan bir kişiye. Onun adı da Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bunu Peygamber Efendimiz (s.a.v) söylüyor, ben söylemiyorum. Bana diyor ki; “Sen Hz. Mehdi (a.s) olmayacağına bana söz ver” diyor, akla bak; “yemin et, ben Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yüzyılda çıkabileceğini söyleyeceğim” diyor. Kafaya bak. Kaç defa söyledim, kaç defa yemin ettim. Buna bile gerek yok, ne zorum yani? Ama buna rağmen yemin ettiğim halde, defalarca söylediğim halde onu bahane ediyor. Çok iyi biliyor Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yüzyılda çıkacağını, gayet iyi biliyor. Kendince durdurabildiği kadar durdurmaya çalışacak. Bir de gitmiş, Büyük Ortadoğu Projesi taraftarlarına, “kendilerince durduracaklarmış” diyor, onlarla alay ediyor; asıl durduran, durdurmaya çalışan sensin. “Durduracaklarmış,” diyerek alay ediyor. Sen en alasını yapmıyor musun şu an kendi kafanca, güya? Çırpınıyorsun durdurmak için. Arifan Dergisi anti-Mehdi kitaba dönüştü neredeyse, değil mi? Her sayısında “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” diyorsun. Mehmet Talu Hocamız’ı aforoz etmeye kalktı; Mahmut Hocamız’ın sağ koludur, asrın en büyük alimidir. Aforoz etmeye kalktı, “Hz. Mehdi (a.s) geldi dediği için.” O da; “asıl sen dedin” dedi. “"Şu an Hz. Mehdi (a.s) 30 yaşında" diye söyleyen sensin” dedi.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunun ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetinin Çok Yaklaştığını Söylüyor
ADNAN OKTAR:“Kanalınız hayırlı olsun Hocam” diyor. Namaz zaten Allah’ın emri, namazı Müslüman kılar. Namaz, oruç, bunlar nefes alıp vermek gibi; Müslüman’ın görevi zaten, yapması gereken tabii görevidir zaten. Bundan ayrı olarak İttihad-ı İslam’dır, Müslüman’ın gece gündüz… Namazı kıldın, bitti, ne yapacaksın? Sarımsaklı makarna yiyip, geğirerek oturuyorlar ondan sonra. İttihad-ı İslam için sabahtan akşama kadar gayret etmek gerekiyor. Peygamberimiz (s.a.v) ne yapıyordu namazı kıldıktan sonra? Hatta namaz kılmaya vakti dahi olmuyordu, dar oluyordu vakti, namazı kısaltıyorlardı, ayet var. Namazı kısaltıyorlar artık, namazı kılmaya bile vakit yok, o kadar dar. İttihad-ı İslam için bütün gayreti gösteriyordu Resulullah (s.a.v). Hiç bazı kardeşlerimizin namazı kısaltacak kadar zorlandıkları olmuş mu? İttihad-ı İslam esastır, Türk-İslam Birliği esastır. Türkiye de mübarek insanların olduğu bir yer. Ben ırk üstünlüğü açısından demiyorum ama liderlik bizde, Resulullah (s.a.v) böyle söylemiş. “İstanbul” diyor; İstanbul dedi mi, Türkiye işte. Yer burası, İstanbul’dur. Zaten Allah fiilen de Osmanlı döneminde göstermiş. Yoksa biz kan, genetik olarak üstünüz herkesten, öyle bir konu değil. Ahlaken üstünüz, güzel huylu benim milletim. Sıcaktır benim milletim, sevecendir, şeker insanlardır. Şimdi bir Alman ile gitsek konuşsak, cini cini bakar gözümüze. Bu bir ırk üstünlüğü değil. Ahlak ve kişilik üstünlüğü var, doğru. Biz Almanları aşağıladığımızdan değil, acıyorum, şefkat duyuyorum ama Anadolu ahlakı, Anadolu terbiyesi nefistir, çok güzeldir, sıcaklığı çok güzeldir. Anadolu evleri; Turhal’ın, Tokat’ın evleri falan, dünyanın neresinde var, acayip tatlı, şekerler.
SUNUCU 2:Evet, Zile evleri.
ADNAN OKTAR:Zile evleri şahanedir, bahçeleri şahanedir. Doğal bahçelerdir, geometrik bahçe yoktur orada. Elma ağacı bir yerdedir, bakarsın armut ağacı başka bir köşededir.
SUNUCU 2: Her adımda bir yerden bir elma alırsın, bir kiraz alırsın.
ADNAN OKTAR:Tabii, maşaAllah. Ummadığın yerde, ummadığın olaylar olur. Çok güzeldir, doğal güzellik vardır. Fransız güzelliği gibi değil, orada geometriktir; daire şeklinde elma ağaçları, dikdörtgen şeklinde portakal ağaçları falan, öyle bir şey yok.
“Namaz dinin direği” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Zaten Müslüman deyince namazıyla Müslüman oluyor. “Ben namaz kılıyorum, namaz kılıyorum;” zaten kılacaksın namaz, nefes alıp verdiğini söylüyor musun? Nefes alıp vermek gibi bir şey, yemek yemek nasıl ihtiyaçsa, namaz da Müslüman’ın şartı. Bundan ayrı olarak Cenab-ı Allah İttihad-ı İslam için bütün günümüzü, bütün imkanlarımızı vermemizi istiyor Allah. Hayat böyle güzel oluyor zaten, İttihad-ı İslam’la güzel oluyor. Öbür türlü Allah zaten rahatlık vermiyor, sel gibi kan akıyor. Depremler, belalar, ızdıraplar, acılar, kasırgalar, yer yerinden oynuyor. Allah cehenneme çeviriyor dünyayı. Ama İttihad-ı İslam için gayret edildiğinde oralar süt liman oluyor. Huzurlu, güzel, tatlı bir iklim meydana geliyor. Ekonomik kriz bütün dünyayı vurdu. Ben, Türkiye’yi vurmayacak, bütün dünyayı vuracak” dedim. Bak, Türkiye’ye hiçbir şey olmadı, elhamdülillah. İmanın kalesi Türkiye, maşaAllah. Çok güzel. İslam’ın çok güzel yaşandığı bir yerdir, inşaAllah. Onlar istiyor ki, bazı kardeşlerimiz, Cübbeli gibi sürekli hurafe anlatıyım. İşte, “Perşembe günleri şunu yaparsanız bütün günahlarınız af olur.” Cuma’nın ne günahı var. Perşembe günü yapamayan kafir oluyor, cehenneme gidiyor. Perşembe günü yaparsa adam cennete gidiyor, “bütün günahları bağışlanır” diyor. Öyle bir garanti yok, öyle bir şey yok. Biz korkuyla ümit arasındayız. Allah ona Cuma günü nasip etse. Cuma günü niye cehenneme gitsin adam? İllaki hurafe istiyorlar. Çünkü İttihad-ı İslam’a vakit ayırmıyor ya, Cübbeli diyor; “eviniz, ocağınız, işiniz, gücünüz, eğlenceniz, istemezsiniz siz Hz. Mehdi (a.s)’ı. Ben de istemiyorum, beraberiz, ittifak ediyoruz” diyor. O kendini ayrı tutmuyor zaten, “en korkağınız benim” diyor. Ödlek, korkak bir şey olduklarını söylüyor. En bozuk kendisinin olduğunu söylüyor zaten. “Ben de istemiyorum Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesini, siz de istemezsiniz. Ben size yardımcı olayım; bakın, ne oldu biliyor musunuz? Bir gün duruyordum, uyumuşum. Bana 4 saat diye bir haber geldi. "Nedir bu 4 saat?" dedim. "Orasını karıştırma" dediler. Şimdi, bakın ben size hesaplayayım” diyor. Yaklaşık yarım saat bir formül anlatıyor. Onu ona çıkartıyor, onu ekliyor falan, en sonunda “700 sene daha var Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmasına” diyor. İstediğiniz gibi evleniyor musunuz, düğün mü yapıyorsunuz, çocuk mu yapıyorsunuz; çocukla beraber, sarımsaklı makarnayla beraber, üstüne de soğan kavurması, öyle yaşayın” diyor. Biz de aksini istiyoruz, o yüzden bunaldı.
Atatürk ile ilgili bir konu var.
ALTUĞ BERKER:Haber çıkmış Hocam. Manevi kızı Ülkü Adatepe, CHP ile ilgili bir etkinliğe katılmış ve “Atatürk Kuran’ın sesini severdi. Atatürk’e dinsiz diyenler, onu yanlış tanıyorlar” demiş.
ADNAN OKTAR:Ülkü Hanım’la bir görüşmemiz olacak, inşaAllah. Daha önce de görüşmüştük, bizim konferansımıza gelmişti. MaşaAllah, hiç bozulma yok; aynı gençliğiyle, dinçliğiyle devam ediyor, maşaAllah. Hanımefendi’nin hatıralarını anlatması çok iyi. Atatürk’ün dindarlığı zaten aşikar ama yine söyleyeceğiz tabii. Modern bir Türkiye olmasaydı, Atatürk olmasaydı, bir kere Cübbeli ne konumda olurdu bir düşünün. Sokağa çıkamazdık, Allah esirgesin. Şii, Caferi kimse kalmazdı memlekette, Allahualem hepsini doğrarlardı Allah vermesin, Allah korudu. Resim olacak, müzik olacak, sanat olacak, böyle takım elbise giyeceğiz, sizlerle konuşacağız… Allahualem ipte direkt asarlardı, lime lime ederlerdi, doğrarlardı, inşaAllah. Atatürk’ten Allah binlerce kere razı olsun, inşaAllah. Çok şahane bir ortam meydana getirmiş, Mehdiyet için sonuna kadar ortamı açmış. “Zaten İslam Birliği ileride oluşacak” diyor Atatürk. “Bütün İslam alemi birleşecek ileride. Şu anki şartlara bakmayın, ileride olacak” diyor. Düşünüyorum da, ne kafeler olurdu; ne müzik, ne kıyafet, ne hayat; mahvederlerdi, Allah vermesin. Düşünemiyorum Atatürk olmasaydı. Sağa baktın yasak, sola baktın yasak. Gülmek de yasak, isteseniz göstereyim, gülemiyorsun. Niye gülmeyeyim? Gülerim, Allah Allah! Ve sonunda şizofren nesiller meydana getiriyorlar, öyle bir şeye müsaade etmedi Atatürk, Allah vesile etti. Atatürk’ü de gönderen Allah’tır, Hz. Mehdi (a.s)’ı da gönderen Allah’tır. Atatürk Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlayan bir insandır. Önce Atatürk, sonra Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sizin geçmişten resimleriniz var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ALTUĞ BERKER:Anıtkabir’de. Siz defteri imzalarken Hocam.
ADNAN OKTAR:Nihat Aydın; “Esselamu Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Haşmetli ve şefkatli Hocam,” maşaAllah, “Kastamonu’da bir polisimizin şehit olduğu, terörist saldırısının sorumlularının bulunması çok önemli. Bu konuya yardımcı olursanız, Allah’ın izniyle çözülür, inşaAllah Hocam. Allah yardımcınız olsun Hocam” diyor. Mesela, Allah vermesin, bizim bulunduğumuz muhitte bulunan bir adama bir şey yapılsa, ben anlamıyorum, bir kere herkes polis olması lazım orada, herkes; şehrin tamamı polis olacak, tamamı asker olacak. Yeri göğü sökerim kardeşim, nereye kaçacak o, değil mi? Nasıl kaçar? Bütün yolları kapattırırsın, bütün herkes birbirinin evini arasın komşular, değil mi? O onun evine baksın, o onun evine baksın, “karşılıklı bakalım” desinler. Mazgallara varıncaya bakılır, yer altı tünellerine varıncaya kadar. Nereye kaçacak bu köpekler? Orada azim çok önemli. İhbar etmiyorlar, “belli olmaz” diyorlar, belli olmaz olur mu? Çakal, elinden yüzünden melanet akıyor. Zaten bu katiller belli olur; Allah, bunların yüzünü, simasını nursuz ve çok korkunç yapar, bunlarda bir pislik olur. Diyor ki; “şahitlik yaparsam ne olur?” Ne olursa olsun, en fazla şehit olursun, ne güzel şeref. Ne çekiniyorsun? Sen söyleyemiyorsan, bana söyle, ben söyleyeyim. Madem çekiniyorsun, gören biri var derim, gider söylerim. Ne çekiniyorsunuz? Görgü şahitleri bir kere mutlaka çok detaylı bilgi vermesi lazım polislere, çok büyük vicdansızlık ve ahlaksızlıktır söylememek, zulümdür. “Çoluğum çocuğum var,” bilmem ne. Memleketi ortadan kaldırmaya kalkıyor adamlar, vatanın tamamını yok edecekler; çoluğunu çocuğunu değil, tamamını yok etmeye kalkmış, böyle bir şeyde temkin olur mu, dikkatli olunur mu? Ben anlayamıyorum, bir yerde olay oluyor, arabalar vızırcık atıyor. Bütün yolların kapatılması lazım. Şehrin donması gerekiyor o anda, şehir donacak. Bir kere yurt dışı çıkışlar, havadan tamamen iptal, o adam yakalanıncaya kadar. Şehir girişi; giriş de, çıkış da yasaklanması lazım. Bir can gitmiş ve adamlar çakallık yapmış. Bu, adamların yanına kalacak demektir. Olur mu öyle şey? Şehri dondurursun, herkes ayaklanır, mutlaka bulunur. Herkesi ayaklandıracaksın. Nereye kaçacak bunlar? Köstebek olsa yine yakalanır, değil mi? En fazla çöp kutusunun içine falan girecektir bu hergeleler, köpekler; orada da yakalarız. Çöp kutusuna varıncaya kadar her yer aranması lazım, halkın da katılması lazım, polis ne kadar arayabilir?
SUNUCU 2:Herkes sizin gibi duyarlı olabilse Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, inşaAllah. Polis nasıl baksın? Adam çakal, bir geceyi hakikaten bir çöp kutusunda geçirebilir adam. Büyük, dolu bir çöp kutusunun içine girer kenardan veyahut yer altı mazgalının altına girebilir. Polis hepsiyle baş edemez ki, değil mi? Polise yardımcı olmak lazım; polisin gözetiminde, devletin gözetiminde her yere bakmak lazım. Bütün mezbelelik gibi görünen yerlere, eski binalara falan, her yere bakacaksın, nefes aldırmamak lazım. Bak bakayım yapabiliyorlar mı? Mesela şüpheli adam, “ayıp olur;” Kardeşim bildir, bir şey olmaz, dursun emniyette bir gün, ne kaybedersin, eti mi kopacak? Biraz kuşkulanıyorsan, git söyle. O vatandaş gitsin, kendisi teslim olsun; ne olacak, bir iki gün kalsın. Böyle nefes aldırılmasa bu çakallara, konu biter. Adamların elini kolunu sallayarak hareket etmesinin nedeni, vatandaşın yardımının olmamasından kaynaklanıyor, yeteri kadar olmamasından kaynaklanıyor. Vatandaşların tamamının, istinasız tamamının ama 10 yaşındaki çocuğa varıncaya kadar devlete yardımcı olması lazım. Yedi yaşındaki çocuktan bile bilgi alacaksın. “Yavrum, buraya böyle bir adam geldi mi?” diye anlattırılacak, babası konuşturacak, söyleyecek; nasıl birisiydi, detay alacak yani, inşaAllah. Tamamen polise bırakılıyor, savcıya bırakılıyor. Polisin sayısı belli, devlete yardımcı olunması lazım. Şahit olmadan polis nasıl görev yapsın, değil mi? İhbarcı olmadan? Ne olur, beş dakikalık iş, tavan aralarına varıncaya kadar aranır. Olay oluyor, adam hemen evin bitişiğinde çıkıyor aylar sonra. Evin bitişiğini aramayı akledemiyorlar. Çocukları öldüren bir köpek vardı, alçak; evin bitişiğindeymiş herif. Adam çekmiş gitmiş gayet sakin. Çocukları torbaya doldurmuş cesetlerini, bütün milletin gözü önünde taşıyor, adamların haberi bile yok. Olaya bak sen. Yıllarca duran bir adam, durduk yere oradan taşınıyorsa ve olay yeri bak, olay yerinin bitişiğindeki adam taşınıyorsa, ilk akla gelen “burada ne oluyor?” demek akla gelmez mi? Gelmemiş akıllarına. Orada insan her şeyden kuşkulanır; şüphe serbest, bir şey olmaz. Hemen yakalanır Allah’ın izniyle. Benim vatandaşlarımın tabii hepsini tenzih ederim ama bir kısmı hakikaten duyarsız, polise bırakıyorlar. Ama yüzde 99’u delikanlıdır benim milletimin, coşkuludur, yiğittir. Böyle millet görülmemiştir, varsa söyleyin. Böyle delikanlı, böyle kabadayı millet yoktur, yiğittir. Türkiye’ye bir şey olmamasının kökeninde de bu var. Herkesi tokatlıyorlar, her şeye bir şey oluyor ama burası yiğit doludur. Karadeniz ayrı delikanlı doludur, İç Anadolu ayrı delikanlı, Güneydoğu çaka çaka delikanlı doludur. İzmir zaten malumdur, Aydın falan efeleriyle ünlüdür. Trakya hep delikanlıdır. Çekiniyorlar, kimse yanaşamıyor. Ama farfara bir kabadayılık değil, dürüst kabadayıdır bizim milletimiz, yiğit kabadayıdır. Çanakkale Savaşı’nda biliyorsunuz, geldiler işgal etmeye kalktılar, “Öyle mi?” dediler, adamlar yerleri kazıdı, sel gibi şehit verdik, sel gibi; delikanlı millet. Başka bir ülkede işgal olsa alkışlıyorlar. “Şak şak şak” alkışlıyor, ev kiralamaya kalkıyorlar onlara, sigara falan satıyorlar. Irak’ta falan gördünüz. Bizim millet öyle değildir; delikanlıdır, çok onurludur, izzeti nefsi yüksektir; ağrına gider, yani öyle şeyi kaldıramazlar, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Arslan Hocam.” Gittikçe gelişiyor ama güzel, doğrusu da bu hakikaten, en doğru olan bu. Soyadım ‘Arslan’ çünkü. Sonradan ‘Oktar’ olmuş, soyadı kanunu çıkınca olmuş. Hatta dilekçesini de aldım, o zaman verilen dilekçeyi, çok eski; tabii fotokopisini aldık, dilekçenin kendini değil de; orada ‘Arslan’ olan soyadı ‘Oktar’la değiştirilmiş. Bütün amcalarım falan hepsi ‘Arslan’ı kullanıyorlar.
ALTUĞ BERKER:Ben çardak kuşlarıyla ilgili bir film göstermek istiyorum Hocam, inşaAllah.
-VTR- Çardak Kuşları
ADNAN OKTAR:Nedir bu?
ALTUĞ BERKER: Hocam, çardak kuşları etrafta ne varsa toplayıp kendine bir dekorasyon, ev, yuva yapıyor ama yaşamak için değil. Çer, çöp, kalem, ne varsa.
ADNAN OKTAR:Ama bunlarda renk saplantısı da var benim gördüğüm. Lacivert, mavi falan üstünde duruyorlar, öyle mi görünüyor? Bizim buraya gelseler, Allahualem, burada ne var ne yoksa götürürler, çoğu şey lacivert burada.
ALTUĞ BERKER:Kendi boya da yapıyor evin duvarlarına, çilek ve kömür parçalarını ağzında birleştirip. Eğer biri gelip, eşyaların yerlerini değiştirirse fark ediyor, tekrar düzeltiyormuş.
ADNAN OKTAR:Acayip şeker.
“Selamun Aleykum gül yüzlü, güler yüzlü, canım nurlu Hocam.” MaşaAllah, bak ne güzel bir sevgi ifadesi. Gönlünüz rahat olsun, her yıl daha iyi olacak, her yıl Mehdiyet daha gelişecektir. Zorluklarla beraber bir kolaylık olacak, inşaAllah. “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Kuran’a göre lidersiz bir Müslüman topluluğunun olmayacağına dair ayet okuyorum Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım:
“Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık.”(Secde Suresi, 24)
Bakara Suresi, 124’te; “Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım” diyor Cenab-ı Allah,Hz. İbrahim’e yönelik.
Enbiya Suresi, 73; “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık.”
Sad Suresi 26; “Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir ara, yıllar önce, çok oluyor, Şan Tiyatrosu vardı. Ferhan Şensoy diye izbandut gibi bir tip vardı. Bir tiyatro sergiledi. Bu tiyatroda din, iman ve mukaddesatla güya alay ediyor, kendince. Konu benim, güya beni taklit ediyormuş. Onu zaten hafta sonu gazetede söyledi, “Ben Adnan Hoca’yı taklit ediyorum” dedi. Taklit edilecek kimin olduğu belli de fakat yine de bir şey demiyoruz tabii. Hayır, bizi taklit etmesinde bir şey yok, benim hoşuma gider taklit etse. Espriden, şakadan ben hoşlanırım ama dinle alay olmaz, mukaddesatla alay olmaz. Şahsımı taklit ederse hoşuma gider bu, sempatik bir hareket. Dine, mukaddesata yönelik, bütün program ona dayalı; güya beni eleştiren, benimle kendince alay ettiğini düşünen bir şey hazırlamıştı. Bir süre devam etti. Şan Tiyatrosu aniden yandı, her noktadan birden yandı. İçinde yedi tane sivil polis vardı, polislerin gözünün önünde yandı Şan Tiyatrosu, her yerden. Teknik ekip geldi, incelediler, hiçbir sebep bulunamadı. Normalde polis var çünkü, hemen tedbir alınır, hemen önlem alınır. Tek bir polis de değil bakın, 7 tane polis var. Teknik heyet de hikmetini anlayamadı, sebebini bilemedi. Cenab-ı Allah’ın bir hikmeti; çünkü dine, mukaddesata yönelik, eşi benzeri görülmemiş bir tiyatro oyunuydu. Dine mukaddesata yönelik çok galiz ifadeler kullanılıyordu. Güya da benimle kendi kafasına göre alay ediyor, kendi mantığınca. Hiçbir zaman da anlaşılamadı, teknik olarak çözülemedi, neden olduğu bilinemiyor şu ana kadar. Kaç defa bilirkişi incelemesi yapıldı, çıkaramadılar, bilinmiyor. Bir harikadır, hayret edilecek bir şeydir. Allah’ın hikmeti.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum; ‘Güzel Söze Uymanın Önemi’ isimli kitabınız. Güzel söz denilince insanların çoğu bunu iltifat etmek, sevgisini dile getirmek ya da umut veren konuşmalar yapmak olarak algılar. Oysa Allah’ın Kuran’da bizlere öğrettiği güzel söz, her ne kadar bu sayılanları içine alsa da çok daha farklı ve geniş bir anlam içerir. Allah güzel sözü bizlere Fussilet Suresi’nin 33. ayetinde şöyle tarif ediyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?” Yani asıl güzel söz; insanları Allah’a çağıran, Kuran’a uymaya davet eden sözdür. Bu kitapta güzel sözün tarifinden çok, güzel söze uymanın önemi ve güzel söze uymaktan kaçanların dünyada ve ahirette uğradıkları kayıplar Kuran ayetleri doğrultusunda anlatılıyor Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de Facebook’ta seven kardeşlerimiz var, kendilerini Cübbeli’nin taraftarları diye tanıtanlarla, başka şeylerle falan, oturup onlarla gereksiz cedel içine giriyorlar. Bazı cins tipler de var, daha değişik. Hiç gerek yok. Biz sadece hakkı ve doğruyu anlatmakla mükellefiz; gayet sakin, hürmetkar. Ve acele etmesinler, daha 10 yıllık bir faaliyet yapılacak. Tabii ki iblisun ve iblisat ve şeytanın orduları, deccalin orduları, Hz. Mehdi (a.s) öncülerine karşı tavır alacaklardır. Cübbeli’nin ekibini bu ekip içerisinde gördüğümden değil ama onlardan da tabii şeytana uyanlar var; farkında değil, şeytanın oyuncağı olmuş, farkında değil. Dolayısıyla biz böyle vakalarla karşılaşacağız. Zaten bu iman alametidir. Bu olmazsa zaten Müslümanlık diye bir olay olmaz. Müslümanlıkta olay deccaliyetle ve şeytanla savaş üzerine kuruludur; onunla mücadele etme, fikri mücadele etme üzerine kuruludur. Kardeşlerimiz diyor ki; “ne şeytanımız olsun, ne deccalimiz olsun, ne bize muhalif birisi olsun. Herkes bizi alkışlasın, anlatalım, kitleler halinde…” Öyle bir şey olmaz zaten. Bizim şeytanımız çok olacaktır, zıtlarımız çok olacaktır. Deccallerimiz de var karşımızda, onlarla mücadele edeceğiz biz. Mehdiyet’in özelliği budur, biz Hz. Mehdi (a.s) talebesiyiz. Deccaliyeti olmayan Mehdiyet olmaz. Şeytanla mücadele etmeyen bir Mehdiyet hareketi olmaz. Ne kadar çoksa, o hareket o kadar büyüktür, o kadar değerli, o kadar kıymetlidir. Deccaller ne kadar zayıfsa, şeytanın gücü ne kadar zayıfsa o hareket de o kadar zayıftır. Onunla orantılıdır, onun gücüyle orantılıdır ve çapıyla orantılıdır, genişliğiyle orantılıdır. Bu hep böyle olmuştur tarihte. Mehdiyet devrinde Allah deccali ortaya çıkartıyor; bir tane de değil, “otuza yakın deccal çıkaracağım” diyor Cenab-ı Allah. Otuza yakın; bir tane, iki tane değil; irili ufaklı. Kimi sarıklı, cübbeli oluyor; kimi başka serpuşlu oluyor, kimi kafasında başka bir şey oluyor, çeşit çeşit deccaller var. Biz hepsiyle mücadele edeceğiz; fikren, sevgiyle ve akılla.
ALTUĞ BERKER:Sevimli canlılar gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Komedi filmi gibi, maşaAllah.
Biz, milletimizin hepsini seviyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz, inşaAllah; “İttihad-ı İslam çok zor olan, önünde engeller olan bir sistem değil. Barış çok kolaydır, sevgi çok kolaydır. Şeytan çok zormuş gibi gösteriyor. Dostluk istiyorsak çok kolaydır dost olmamız. Ama zor gösterilirse şeytan o yönde ikna ederse zor görür, en kolay şeyi en zor hale getirebilir. Dünyanın en kolay birleşmesidir Türk-İslam Birliği. Sanki çok çok uzaklarda bir hedefmiş gibi gösteriyorlar. ‘Nasıl olacak?’ diyorlar. Bölünmeye hayret et sen. Müslümanların birbirine düşmesi hayret vericidir. Çocukların hapishanelere girmesi anormaldir. Afganistan’ın işgali anormaldir. Irak’ın işgali anormaldir.”
ADNAN OKTAR:Evet, dünya ne desin? Sen barışı, demokrasiyi, sevecenliği, sevgiyi, güzelliği ilke ediniyorsan, bunu istiyorsan; Kuran ahlakının yaşanmasını istiyorsan, Amerika sana bayılır. Rusya sana bayılır. Ne diyecek adamlar? Biz anlatıyoruz, “keşke” diyor adamlar; “keşke, gayet güzel olur” diyorlar. Onlar kandan, irinden, kavgadan rahatsız oluyorlar. Tabii kendileri de bizzat uyguluyor, ayrı mesele ama öyle bir sistem olmuş olsa severek destekleyecekleri aşikar, kimsenin bir sözü olmaz. Boş yere bahane ediyorlar. Bir de bu korkaklık da normal bir şey değil. “Havf damarı” diyor Bediüzzaman. ‘Yeis ve ümitsizlik’ ve ‘havf damarı’; iki beladan bahsediyor Bediüzzaman. Bu iki belanın üzerinde durup, bunun yanlış olduğunu anlatmak lazım.
ALTUĞ BERKER:Hocam, tek sıra halinde göç eden ıstakozlar var. Deniz altında askeri konvoy gibi, birbirlerine dokunarak.
-VTR- İstakozların Göçü
ADNAN OKTAR:Hakikaten resmi geçit gibi, bu nedir böyle? Çok uyanıklar, aferin bunlara. Bir risk varsa bir tek öndekine olacak diye düşünüyorlar. Hakikaten tankların ilerlemesi gibi.
ALTUĞ BERKER:Antenleri alınsa bile birbirlerine dokundukları için ön tarafta, her zaman düzgün bir şekilde göç edebiliyorlar.
Sizin anlattığınız bir konuyu, tekrar anlatmak istiyorum. Şöyle söylemiştiniz siz; “Bazı Müslüman internet sitelerinde, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in haftalarca sadece hurma ve suyla yetindiği, evinde yemek pişmediğini anlatıyorlar.” Bu anlatımlardan biri şu şekilde; Peygamberimiz (s.a.v) hanımına evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorar, yiyecek bir şey yoksa oruca niyet ederdi. Eline geçeni yoksullarla paylaştığı için yiyecekleri sık sık tükenir, evlerinde haftalarca yemek pişmediği olurdu. Böyle zamanlar hurma ve su ile veya komşuların gönderdiği yiyeceklerle yetinirlerdi.” Oysa siz şu şekilde açıklamıştınız; “Peygamber (s.a.v)’e yemek yemeyi bile uygun görmüyorlar. "Taş bağladı" diyorlar. Sancıdan, açlıktan Peygamber (s.a.v) karnına taş bağlayıp öyle geziyormuş ve sahabeler de onu seyrediyorlarmış, Peygamber (s.a.v)’in o açlığını. Bak, sahabelere de hakaret var burada. Hangi sahabe buna dayanabilir? Peygamberini aç, böyle taş bağlatıp gezdirir mi sokakta sahabeler? Çok zengindi sahabeler, nasıl olsun böyle bir şey?” Ayet söylemiştiniz Hocam; Duha Suresi, 8. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “"Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?" Peygamberimiz (s.a.v) yoksuldu, fakirdi diyenlere cevaptır bu ayet. "Peygamberimiz (s.a.v) açlıktan karnına taş bağlardı, açlıktan kıvranırdı" diyorlar. Bu çok büyük terbiyesizliktir. Hangi sahabe buna müsaade eder? Bunu kabul eder mi bir sahabe? Kendileri yağ, bal, et yiyecekler haşa Peygamberimiz (s.a.v) açlıktan kıvranacak. Bu sahabeye iftiradır” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Resulullah (s.a.v)’in hayatı güzeldi. Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Seni fakir iken bulup zengin etmedi mi?” diyor. Zengindi Peygamberimiz (s.a.v). Hayatı da güzeldi, maşaAllah. Beril Hocam ne yapacağız?
SUNUCU: 05:00 ile 07:00 arası, inşaAllah devam edeceğiz; akşam da 10:00 ile 02:00 arası, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne şahane sohbetler yapıyorsunuz gençlerle.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, delikanlı alemi toplanıyorsunuz böyle, aferin. Bir de bizim çocukların hepsi birbirinden yakışıklı, maşaAllah. Film artisti gibi, maşaAllah. Bu nedir Berker Hocam böyle?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, arkadaşlarımız öyle, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben bütün gençlerimize, kardeşlerimize, hepsine sahip çıkıyorum. Başı açık olanlar, başı kapalı olanlar, çarşaflılar, hepsini çok seviyorum, hepsini eşit görüyorum. Hepsi yüzde yüz halis Müslümanlardır. Ayrım yapmaya kalkan, fitne çıkarmaya kalkanlara karşı biz kaleyiz. Fitneye müsaade yok, kargaşaya müsaade yok.
Bismillahirrahmanirrahim, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Halkı ıslah eden kimseler iken, Rabbin o ülkeleri, zulümle helak edecek değildi.” Bak, hep bu ayet çıkıyor, sık sık. Ebcedi 2020. Tebliğ yapılan yerde bereket oluyor. Ne bölünme olur, ne parçalanma olur, ne şu olur, ne bu olur. EvelAllah, milletçe çok güzel bir yoldayız, güzel netice alacağız. Haziran’dan sonra da özellikle büyük bir şahlanma olacak, inşaAllah. 2011, 2012’ler, 2013’ler, 2014’ler sürprizlerle dolu. Güzel milletiz, güzel tarihteyiz, güzel zamandayız, güzel bir dine sahibiz, güzel bir Peygamber (s.a.v)’in ümmetiyiz, elhamdülillah. Çok güzel olacak her şey.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...