SUNUCU: Hayırlı sabahlar. Programımıza, Mersin İstiklal TV, A9 ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Bugün Taraf Gazetesi’nde haber vardı. “O Mehdi’nin yardımcısı” başlığı altında İran lideri ile ilgili bir haber vardı Hocam Ahmedinejad ile ilgili, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Görelim.Ne diyor? “O Mehdi’nin yardımcısı” bir de zoom yapın bakalım. Demek ki, Ahmedinejad Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi, Hz. Mehdi (a.s.)’dan zaman zaman bilgi alıyor ve ona göre hareket ediyor, tavırlarını ona göre düzenliyor, Kuran, sünnet ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın yönlendirmesi, güzel. Allah hayırlı, bereketli, uğurlu yapsın, aferin, başarılı olur. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine sarılmış oluyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünü dinliyor, doğru yolda, inşaAllah. Aklı başında bir insan Ahmedinejad, hurafeye gidecek bir insan değil. Anti-Mehdi taraftarları da, Hz. Mehdi (a.s.) karşıtları da; oranın cübbelileri de var, oranın cübbelileri de din adına, Allah adına Mehdiyet’e karşı koyuyorlar şu an. Mehdiyet’e karşı mücadele veriyorlar var güçleriyle, aynı Cübbeli gibi. Ama başarısız olurlar, Hz. Mehdi (a.s.) taraftarları başarılı olacaktır. Demokrasiyi, barışı, kardeşliği, sevgiyi getireceklerdir, inşaAllah.
Fethullah Hocam’ın Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerle açıkladığı konuşmasını koyalım banda.
VTR: Fethullah Gülen Hocaefendi Hazreti Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor…
ALTUĞ BERKER: Fatih Altaylı bugünki yazısında, son günlerde MHP yöneticileri hakkında çıkan kasetlerle ilgili yazmış. Yazısında, ne Deniz Baykal’ın kasetin kimin kaydettiğinin ortaya çıkarılabildiğini, ne de şu ankilerin çıkarılabileceğini, belli ki birilerinin her yere kamera yerleştirmiş olduğunu ve canı istediğinde de ortaya çıkardığını yazmış. Bu kişinin bazen bir siyasetçi, bazen de bir tarikat lideri olabildiğini, hoşa gitmeyen kim varsa üç gün sonra kasetinin çıktığını, Deniz Baykal, Cübbeli Ahmet, MHP’liler de olmasının fark etmediğini yazmış. Zülfüyare dokunan her kimse hemen kasetinin hemen çıkartıldığını söylemiş.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon terör örgütü zamanında yapmış stoklamayı, adamlar zaten inkar etmiyor, biz yapıyoruz diyorlar. Bizim işimiz bu diyor adamlar; istihbarat, gizli kamera falan feşmekan, uzmanlık dallarımız bunlar diyor. Fatih Altaylı ilginç bir adamdır, devletin bir kurumundaki üç-beş tane dinsiz onu destekler, devletin bir kurumunda. Çok iyi biliyorum, eminim, net iyi biliyorum, devletin bir kurumundaki üç-beş tane dinsiz, din düşmanı, Fatih Altaylı’yı bayağı destekliyorlar. Filmlere gelince, iddia edilen Ergenekon terör örgütü yıllardan beri yığınak yapıyor, yıllardan beri. Acayip pervasızdırlar, acayip psikopattırlar, devletin emniyetinin içerisine kokain sokacak kadar pervasız, gözaltında olan bir insanın yiyeceğine kokain karıştıracak kadar pervasız, akla hayale gelmeyecek zulümler yapacak kadar pervasız, psikopat bir örgüt. Film çalışmaları onların çok küçük bir bölümü, ufak bir bölümü. Onun için Fatih Altaylı o filmlerin nereden geldiğini biliyordur benim kanaatim, gazeteci kimliğiyle biliyordur.
ALTUĞ BERKER: A9 TV’nin iPhone uygulaması da başladı Hocam, inşaAllah. IPhone’u olan kardeşlerimiz, iPhone uygulamalarına girince arama bölümüne A9 yazdıkları takdirde televizyonu izleyebiliyorlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu iPhone’u bilmiyorum da, bana telefon gibi küçük bir şey getirdiler, böyle avuç içine sığıyor. Baktım, bizim televizyondaki görüntü ile oradaki görüntü aynı, aynı anda yayın yapıyorlar. Küçük bir televizyon, el televizyonu gibi olmuş, o mu iPhone dedikleri?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde şahıs avucunun içine bakar, Hz. Mehdi (a.s.)’ı görür” diyor. Ben baktım Hz. Mehdi (a.s.)’ı göremedim, ama Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü bir televizyonun yayınını gördüm, A9 TV’nin yayınını gördüm. Aynısı, Resulullah (s.a.v.)’in sözünün aynısı.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Üzülmenin haram olduğunu öğrendik. Peki diyelim ki, bir yakınımız hastalandı ya da trafik kazasında kaybettik buna da mı üzülmeyeceğiz? Hayatımızda hiçbir şeye üzülmeyecek miyiz? Pınar.” Güzel Pınar, şeker Pınar, peki şimdi üzüldün diyelim, anlamı ne? Beğenmedim, kaderi beğenmedim diyorsun, Allah’ın yarattığını beğenmedim, hayır görmedim diyorsun. Trafik kazasında adam vefat etti, Cennete gitti, sonsuz Cennete gitti, şimdi bu üzülmeni gerektirecek bir şey mi? Bir de ona sor bakayım, senin üzülmene o gıcık olur, değil mi? Neye üzülüyor ki, ben bayağı rahatım burada der. Cenab-ı Allah’ın yaptığı hiçbir şeye üzülünmez, üzülmek haramdır, kaderi beğenmemektir. Hiçbir faydası da olmayan, sadece insanın vücuduna kendisinin saldırmasından ibaret olan bir azap sistemidir, acı çekme sistemidir, başka faydası olmaz. İnsanın kendini çökertmesi ne fayda verecek? Halbuki eğer tevekkülle bakılsa, hayır gözüyle bakılsa Allah onda bereket meydana getirir, güzellik meydana getirir. Mesela yakınımız hastalandı, Allah’a yakınlığı ne kadar? On. Hastalanınca ne olur? Yüz. Hangisi hayırlı? Yüz hayırlı, inşaAllah. Dünyada iki gün kalıp gidecek zaten. Hastalanan kimin bedeni, Allah’a ait beden. Ona ait bir beden mi? Yok. O kendi bir beden yaratabiliyor mu, kendi bedenini kendi mi yapmış? Yok. Kime ait? Allah’a ait. İsterseniz sorun, kendisine de sorabilirsiniz. Ben böyle bir beden yapamam der, değil mi? Ruh kime ait? Allah, ruhumdan üfledim, o da Bana ait diyor, ruh da Allah’ın. Neye sahip çıkıyor bu, neye üzülüyor? Allah kendi yarattığı bedende değişiklik yapıyor, kendi ruhunda acı meydana getirir, acıyla da insan olgunlaşır. Yoksa insan küt olur, derinliği olmaz, Cennetin kıymetini anlayamaz. Çünkü mutlaka gece ile gündüz, iyi ile kötü, acı ile ferahlık, güven ile güvensizlik, mutlaka yaşanması lazım. Mesela ayette diyor ki Cenab-ı Allah: “Sizi kapıp-kaçırmalarından korkuyordunuz.” Dünyada bu özel yaratılır. Dünya tarihinin yüzde doksanı, hatta yüzde doksan beşi hep kapıp-kaçırılma korkusu ile insanların yaşadığı bir dünya olmuştur. Hunlar Devri’nde de öyle olmuştur, Roma Dönemi’nde de öyle olmuştur, Hıristiyanların Haçlı Seferleri’nde de öyle olmuştur, Anadolu’da olan iç ayaklanmalarda da böyle olmuştur, hepsinde olmuştur. İnsanlar hep kapıp-kaçırılma korkusu ile yaşamışlardır ve halen de öyle yaşıyorlar. Bir genç kız dışarıda tek başına gezerken gözü yerde, acayip tedirgin geziyor. Ne yapacaklar acaba, bir şey mi olacak acaba gibisinden, güven içinde değiller. İşte Hz. Mehdi (a.s.) devrinde bu kapıp-kaçırılma korkusunun kalktığı dönem odur, Hz. Mehdi (a.s.) zamanıdır. Şeytanın Hz. Mehdi (a.s.)’ın ayağının dibinde öldürüldüğü dönemdir. Allah tarafından özel olarak, mucize olarak yaratılacak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ayağının dibinde şeytan öldürülecek Cenab-ı Allah’tan bir lütuf ve kerem olarak. Deccal Allah tarafından öldürülüyor. Muhtelif deccaller vardır; mesela bakın gayet tüylü, kıllı bir deccalden bahsediyor, demek ki kılları görülecek, hayvan gibi bir mahluk. Bir şekilde biz bunu göreceğiz televizyonlarda, radyolarda ismini duyacağız, bedenini de göreceğiz bir şekilde. Kıllı, tüylü bir mahluk, böyle tarla porsuğu gibi bir mahluk. Niye söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.)? Gördüğümüzde anlayalım diye. Çünkü normalde bir insan kolay kolay belli olmaz. Başka ne detaylar veriyor Peygamberimiz (s.a.v.)? Taylasanla çıkacak, sarıkla çıkacak başında, diyor. Başka? Mürşid görünümünde çıkacak, hakkı savunarak çıkacak başlangıçta ve insanlar onu sahici bir mürşid sanıp peşine takılacaklar, diyor. Sonradan insanlar onun deccal olduğunu anlayıp, fevc fevc ondan uzaklaşmaya başlayacaklar, diyor. Bakın, başında sarıkla çıkacak, diyor. Sarığı, cübbesi, her şeyi tamam olacak, böyle bir deccal. Bu küçük deccallerden bir tanesidir. Otuza yakın deccal var, hepsi Hz. Mehdi (a.s.) zıttıdır. Bakın Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir tane deccali yok, otuzun üzerinde deccalle mücadele ediyor Hz. Mehdi (a.s.). Tek bir deccalle mücadele etmiyor, onu yanlış biliyorlar. Bir büyüğü var başlarında, büyükleri var, mesela Darwin büyükleridir. Bir de Hz. İsa Mesih (a.s.) zamanında büyü ilmini bilen, şeytani bir sistemi bilen bir adam; insanlarda bitkinlik, unutkanlık, uyuşukluk meydana getirecek bir büyü yapacak bütün dünyaya. Bütün insanlar kendilerinden bir yorgunluk, bitkinlik, dikkat dağınıklığı hissedecekler, inşaAllah.
“Sayın Hocam, Selamun Aleykum. Biz çalışanlarız, öğretmeniz, ama gündüzleri sizi nasıl izleyeceğiz, akşamları neden çıkmıyorsunuz? Beş-altı aileye A9 kanalını izlemesini vesile etti Allah. Mehmet Yaşar Balcı.” Ne yapsak, gece çıkayım, kaçta çıkayım? Gece de uykumuz geldi dersiniz sonra, gece gelirim de. İkide falan geleyim, inşaAllah, o konuda bir anlaşalım. Tekrarlar yok mu gece, tekrar var işte aynı. Canlı yayın istiyor onlar.
“Selamun Aleykum muhterem Hocam. Bosna Hersek’te büyük bir büfede kitaplarınızı görünce çok sevindim ve sizinle paylaşmak istedim. Yaptığınız o nurlu çalışmalara yurtdışında şahit olmak çok mutlu etti bizleri. Allah sizden razı olsun, derin saygı ve sevgilerimle. Ayşegül Şenol.” Allah seni şen etsin, inşaAllah Ayşegül.
“Selamun Aleykum Sayın Hocam, ailecek sizi ve arkadaşlarınızı çok seviyoruz. Allah sizlerden binlerce razı olsun, dünyanın en faydalı kanalı olan A9 kanalını çevremdeki insanlara tanıtıyorum. Allah’a emanet olun Sayın Hocam. Serdal.” Yayın yaptığımız Karadeniz kanallarını da biz tanıtmış oluyoruz. Çünkü bizim milyonlarca seyredenimiz var, o Karadeniz kanallarına da bizim milyonlarca seyredenimiz yönelmiş oluyor, o yönü de var, sırf kendi kanalımızı tanıtmış olmuyoruz, inşaAllah. Çünkü başlangıçta ve sonuçta tanıtıyoruz ayrıca, o çok önemli. Bizi bütün tanıyan, sevenlerimiz izlemiş oluyorlar kendi televizyonlarında hazır kurulum olduğu için.
ALTUĞ BERKER: Resmini gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Bu Bosna’da karşılaştığı kitapçıdaki resimler, inşaAllah. Burada “İslam Terörü Lanetler” kitabı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşin doğrusu, ben hakikaten bakıyorum, mesela bir hoca efendinin Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili konuşmasına baktım, Sürekli ağzında konuyu dolandırıyor, gezdiriyor, bir türlü netlik yok. Hz. İsa (a.s.)’ı anlatıyor, bir türlü net değil. İşte gelecek de olabilir, gelmemiş de olabilir, şahs-ı manevi de olabilir, lafı ne uzatıyorsun, samimi ol, Allah’tan kork. Ne korkuyorsun? Ya de ki, ben bu konuya girmek istemiyorum, ben bu konudan çekiniyorum, tedirgin oluyorum de, anlatma. İki saat konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor hiçbir netice çıkmıyor. Şahs-ı manevi mi demek istedi, şahıs mı demek istedi, gelmeyecek mi demek istedi, ne olduğu anlaşılmıyor. Böyle konuşma olur mu? Net konuşsana kardeşim, açık. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var, Kuran’da ayetlerde işaret ediyor, Bediüzzaman da açıkça söylemiştir, Hz. Mehdi (a.s.) gelecek dersin. Veyahut dersin ki, arkadaş haşa dinin imanın yoksa bunu da açıkça söylersin, tamam, sana saygı duyarız. Ne uzatıyorsun? Dürüst ol, çok gıcık yani. İşte Sahtani şöyle der, şu alim şöyle der, şu şöyle der, sen söylesene, senin zorun nedir? Tamam, onlar söylemiş zaten, onlar açıklamış, onlar kabul ediyorlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini. Sen ne diyorsun ve neye göre şahs-ı manevi diyorsun, hangi delilin var? Ya ayetten, ya hadisten bize bir örnek göster. Ahir zamanda olamaz, diyor. Ahir zamanın ne özelliği var? Ahir zaman bilakis avantajlı. Televizyonlar var, radyolar var, internet var, hayatın geniş dairesi oluşmuş durumda, niye namüsait olsun ahir zaman? İmanı zayıf olduğu için, aklı zayıf olunca herkesi kendi gibi zannediyor. Ne yapsın? Çözüm olarak şahs-ı manevi. Meleklere inanamıyor, iyi duygular Meleklerdir diyor, onu da öyle geçiştiriyor. Cin diyorsun, yanlış düşünceler, kötü düşünceler cindir, diyor. Allah? Allah da işte kainattaki total enerji, diyor. Desene dinsizim diye, Allah esirgesin, ne uzatıyorsun? Dürüst değiller, sahtekarlık yapıyorlar, bir türlü akılları yatmıyor. Hz. İsa (a.s.) inecek diyor Kuran, açıkça söylüyor. İnanamıyorsan, inanmıyorum de kardeşim, ne uzatıyorsun lafı? Demagoji yapıyor. Allah affetsin tabii öyle de demeyeyim; lafı uzatma, yani değişik bir üsluba sokuyorlar sözleri, garip.
Hep A9 TV ile ilgili kardeşlerimiz yaptıkları faaliyetlerden bahsetmişler, o çok önemli, ben de olsam onu yaparım. Bakın. iki şey çok önemli. Mesela küçük bir eviniz var, gecekondu, ufak bir eviniz var. Evin bir köşesi, küçük bir köşesinde bir Yaratılış Atlası ve evrim teorisinin geçersizliğini anlatan kitaplar, imani konulardaki kitaplar. Mahallede farzedelim komünist gençler var, gelin dersin buraya. Çağır eve, çay yap, güzel oturun, ondan sonra onlar bazen sazlı sözlü de konuşmayı severler, sazını da al gel dersin. Samimi olalım, arkadaş olalım, aç şu Yaratılış Atlası’nı, beraber bakalım. Ne anladıysan o, samimi olarak ben sana müdahale etmeyeceğim, bak samimi kanaatinle dersin. Baktı, ne dedi biliyor musun? Okudu, okudu, okudu, yarım saat sonra, asla bu kitaba aklım yatmadı, kabul etmedim dedi. Bakın ben size açıkça söylüyorum, isterseniz yeminle söylerim, emin olun yüzde yüz kanaati gelmiştir, öyle bir konu olmaz. Gurur denen bir şey vardır, o reddeder, ona siz inanmayın, o çivi gibi kafasına çakılmıştır. O resimleri, belgeleri görüp de ona inanması mümkün değil. Yedi kilo kitap, yedi kilo konunun geçersizliğini anlatan belge var. Onların yedi miligram vereceği delil yok, yedi miligram. Biz yedi kilo delil sunuyoruz onlara. Onun için kardeşlerimiz benim bilgim yok, cahilim falan… Kardeşim evinde senin bir alim oluşturman çok çok kolay, değil mi? Bir insanda on tane kitap, dört tane bile kitap olmuş olsa, şu evrimle ilgili bizim küçük kitaplar var ya, onlar da olur, onlardan her hangi bir tanesi evrimin geçersizliğini anlatan, zaten o kadar fazla ki, iki tane olsa onlardan yeter, dümdüz eder. Ama Yaratılış Atlası tabii obüs mermisi gibi, yedin mi tepe takla giderler. Öbüründe yine biraz hafif direnebilir bir ihtimal, ama işin doğrusu o da öyledir, çünkü bir gerçek var. Şimdi sen diyorsun ki, kardeşim protein tesadüfen meydana gelemez. Bitti, adam ondan sonra daha ne konuşsun? Adamın ayağı yerden kesilmiş oluyor, adam havada uçuyor. Artık temelsiz binaya benziyor, gitmiş. Protein tesadüfen olamıyorsa bitti, evrim teorisi diye bir şey kalmaz, başka bir şey söylemeye gerek yok. Kardeşim adamlara biz ne yapıyoruz? Size 350 milyon adet daha delil veriyoruz diyoruz, 350 milyon. 350 tane deliliniz yok, üç buçuk deliliniz yok, üç buçuk. Üç buçuk delilinizden bir tane istedim. Dedim ki, bana bir tane evrim teorisini ispat eden tek bir delil getirin, on trilyonu size tak masanın üzerine koyacağım, dedim. Bakın kaç yıl oldu çıt yok, nefes bile alamıyorlar. Artık resmini getirin, resmine de razıyım, fotoğrafını getirin dedim, fotoğrafını da getiremiyorlar. Bakın fotoğrafına da on trilyon vereceğim, orijinal çekilmiş fotoğrafa on trilyon. Yok, atıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Ali Birand da bugün, basın özgürlükleri ile ilgili yazı yazmış. Türkiye’de basın özgürlüğü olmadığının, gözaltılar, tutuklamalar ve cezaevindeki gazeteci sayısından bunun belli olduğunu yazmış. AK Parti’nin bundan dolayı suçlandığını, istedikleri kadar ‘bu konu bizimle ilgili değil, yargıyla ilgili’ deseler de, isteseler birkaç yasa değişikliği ile bu durumu ortadan kaldırabileceklerini, AK Partililerin neden bu kadar duyarsız ve umursamaz olduklarını anlayamadığını, kendilerine aşırı güvenden dolayı daha çok hata yapma ihtimalleri olduğunu yazmış.
ADNAN OKTAR: AK Parti’nin kendine aşırı güveni yok, millete güveniyorlar. Ne aşırı güveni olacak? Mazlum insanlar, öyle bir şeyleri yok, halkın içinden gelmiş insanlar. Öyle özel yetenekle donanmış, çok olağanüstü insanlar değil, normal insanlar. Bizim milletimiz güzel millet, anarşi istemiyor, kargaşa istemiyor, kavga istemiyor, kabus istemiyor, mafya istemiyor, iddia edilen Ergenekon terör örgütü tarzı bir örgüt yapılanması istemiyor. Huzurlu, rahat yaşamak istiyor, tehdit altında yaşamak istemiyoruz, o kadar. Güven içinde yaşamak istiyoruz. Bunu bize kim sağlarsa, biz onu iktidar yaparız, o kadar. AK Parti yaparsa AK Parti’yi iktidar yaparız, ne fark eder? MHP de mis gibi parti, CHP de mis gibi parti, Saadet Partisi süper parti, gayet güzel, hepsi olur. Büyük Birlik Partisi, o da olur, ama yeter ki o imkanı, o hoşluğu hissedelim. Biz AK Parti’ye takılıp kalmış değiliz. AK Partide ne var? Normal senin benim gibi iyi insanlar. CHP’nin elemanları daha mı yeteneksiz? MHP’nin elemanları daha mı yeteneksiz? Saadet’in elemanları daha mı azlar yetenek yönünden? Hepsi yetenekli insanlar, öyle bir konu yok. Burada bir mecburiyet olduğu için bu olay oluşuyor. Bir dehşet ortamından geçti Türkiye, can kaygısı var, bir hayat garantisi istiyor insanlar, Allah’ın izniyle. Rahat yaşamak istiyoruz, o kadar. Demokrasi istiyoruz, özgürlük istiyoruz, laiklik istiyoruz, fikir özgürlüğü istiyoruz biz. “Gazeteciler konuştukları için işte cezaevine atılıyorlar.” Bana bir tane fikirlerinden dolayı cezaevine atılmış gazeteci söylesinler, söz bir Allah bir var gücümle gayret edeceğim; kanunların düzenlenmesi için, hükümete yasa teklifi için söz bir Allah bir gayret edeceğim. Kimmiş adını versinler bana, şu an bekliyorum. Dürüst olsunlar; fikirlerinden dolayı, fikir düşüncesinden dolayı hapse girmiş adam. Ama bakın şimdi bana tek tek saydırmasınlar. Başka suçlardansa, o zaman olmaz, o ayrı bir konu olur.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. O bahsettiği gazeteciler de aynı şeyler size olduğunda, o özgürlükleri istemiyorlardı. Hatta kamuda infiale gideceğiz diye yazılar yazıyorlardı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz mesela gazetede dedik ki; Bulvar Gazetesi’ndeydi, Nazlı Ilıcak Hanımefendi ince işleri iyi bilir, yani böyle nakış nakış dokur. İki iki çarparsın kaç eder falan, yani hepsinin matematiği kuvvetlidir, gelişmeleri de iyi tespit eder. Başörtüsü konusunda da bayağı bir faydası olmuştu o zamanlar. Saadet Partisi’nin kapatılmasında falan da çok büyük emekleri geçmişti, ilginç bir hanımdır. Gazetesinde benim, “Türk kavmindenim İslam milletindenim” diye bir sözüm var. Ben sırf bu sözden dolayı 25 yıl hapis cezasıyla yargılandım, 25 yıl. Alın bakın o devirdeki dosyalara, getireyim DGM dosyasını, 25 yıl. Bunu dedim diye 9 ay hücre hapsinde kaldım, tek başıma, küçücük, ufacık bir yerde, çıtım çıkmadı. On ay da akıl hastanesinde tutuldum, azılı delilerin içinde, adam öldürmüş delilerin içinde. Mehmet Ali Birand o zamanlar viskisini yudumluyordu keyif içinde. Bu arkadaşlar o zamanlar, gazetelerinde neredeyse böyle dans edeceklerdi sevinçlerinden; oryant tarzı danslar, doğuya ait danslar, inşaAllah, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Sevinçten havalara hopladıklarına dair yüz tane gazete haberi getirebilirim. Tımarhane parmaklıklarının arasına; ben bir aydınım, yazarım, kitap yazıyorum, kitabın diğer ciltlerini tamamladım. En azılı delilerin yanına koydular. Adam öldürmüş delilerin yanına koydular. Açık servise koymadılar, diğer servislere koymadılar, yani makul bir çok servisi var; şuuru tamamen kapalı, cezaevinde defalarca adam öldürmüşlerin yanına koydular akıl hastanesinde. O zaman nerdeydi bunların aydınlıkları? Cezaevindeki olay ayrı. Emniyette yiyeceğimin, içeceğimin içerisine kokain koydular, hepsi biliyor, gıkları çıkmadı. Sordunuz mu bu kokaini bu adamın evine kim getirdi? Cezaevine bu kokaini kim soktu dediniz mi? Yok. “Adnan Hoca kokainman çıktı” diye sürmanşet haber verdiniz sevinçle. Şimdi de oturmuşsunuz demokrasi dersi veriyorsunuz.
Cüppeli’nin STV’yi izleyenler hakkında; “STV dizilerini izleyenler gavur olur” diye fetvası var, Aydınlık’ta çıkmış. Aydınlık, çok manidar. Tabii şimdi, ama lafını sözünü bilmiyor kardeşim, mesela diyor ki; “STV izleyeceğinize dansöz izleyin” diyor. Bak, lafa bak yani, çok münasebetsiz bir ifade bu. Dinle özdeşleştirdiği şeye bak, dini konularla. Kıyasladığı şeye bak. Şok Gazetesi’nde bak, haber doğru, ben bunun bandını izledim. Aklı başında, olgun bir Müslüman lafını, sözünü bilir. Ağzından çıkanı kulağı işitmiyor. Ama tabii Müslüman olmayan Cennete gider diye bir şey söyleniyorsa, söylüyorsa bir kişi, Allah bunu açıklamış zaten, “Allah Katında din, İslam`dır” diyor. Kuran baştan sona saf vahiydir. Dolayısıyla Hıristiyan olsun, Musevi olsun, kim olursa olsun, mutlaka Muhammedi olmak konumundadır. Mutlaka Kuran’a tabi olmak konumundadır. Kuran’a tabi olunca gerçek Hıristiyan olabilir, Kuran’a tabi olduğunda gerçek Musevi olabilir. Ben mesela Kuran’a tabiyim, ama hem İbrahimi’yim hem İshaki4yim, hem Yakubi’yim, değil mi? Hem İsevi`yim, hem Musevi`yim, hem Nuhi’yim, hepsine tabiyim. Hak olan her hükme tabiyim. Şimdi gerçek bir Hıristiyan`ın da bütün Peygamberleri kabul etmesi gerekir. Gerçek bir Musevi`nin bütün Peygamberleri kabul etmesi lazım. Biz mesela Hz. İsa (a.s.)’ı kabul ediyoruz, ama Museviler’in de Hz. İsa (a.s.)’ı kabul etmesi gerekir. Mesela bak onlarda bir eksiklik var orada. İseviler’in de Hz. Muhammed (s.a.v.)’i kabul etmesi gerekir. Museviler’in hem Hz. İsa (a.s.)’ı hem Hz. Muhammed (s.a.v.)’i kabul etmesi gerekir. Ha Hz. İbrahim (a.s.)’ı, Hz. İshak (a.s.)’ı kabul etmemişsin, ha Peygamberimiz (s.a.v.)’i kabul etmemişsin, Hz. İsa (a.s.)’ı kabul etmemişsin, aynı. Peygamberler bir bütündür. Bir tanesini çıkarttın mı, din iman kalmaz, hepsi birden biter. Bütün Peygamberler’e inanacaksın, inanmadın mı toptan gider, Allah esirgesin. O yüzden, Allah esirgesin karşılığı cehennem olur. Muhammedi olmamak çok büyük bir suçtur Allah Katında. Peygamberimiz (s.a.v.) çok masum, tertemiz bir Peygamber. Kuran’ın vahiy olduğu çok açık, insanın zorlanacağı, anlayamayacağı, kavrayamayacağı gibi değil ki. Bir bahane bulunacak yönleri de yok, çok açık. Açıp baktın mı, saf vahiy olduğu; Arapçası incelendi mi zaten müthiştir, müthiş bir musiki hakimdir. Mükemmel bir dili vardır. Bilimle tam mutabıktır, hiçbir çelişki yoktur ve bütün kitapları tasdik eder mahiyettedir. Bütün kitaplardaki hak olan kısımları tasdik eder mahiyettedir, Cennet’i Cehennem’i mükemmel anlatır Allah ve kusursuz, mükemmel bir dindir İslamiyet. Dolayısıyla şimdi bir Hıristiyan`a sen, Hıristiyan da olsan cennete gidersin dersen, adama zulmedersin, mahvedersin adamı, yazık edersin. Doğru yolu göster, Muhammedi ol, inşaAllah Allah`ın izniyle o zaman gerçek İsevi olursun, Allah’ın izniyle cennete gidersin, dersin. Böyle de olursan cennete gidersin dersen, adam da orda, Allah esirgesin Cehennem’le karşılaştığında sorumlusu kim olacak? Allah boşuna mı indirdi Kuran’ı. Bir Müslüman çıksa dese ki ben Hz. İbrahim (a.s.)’ı kabul etmiyorum, ne olur o? Dini imanı gitti. Bir Hıristiyan da dese ki, ben Hz. Muhammed (s.a.v.)’i kabul etmiyorum dedi mi, dini gider, dinle bağlantısı kalmaz. Bir Musevi de Hz. İsa (a.s.)’ı kabul etmiyorum dedi mi, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i kabul etmiyorum dedi mi, dini gider Allah esirgesin. Bunun tartışılacak bir yönü yok, bu açık. Samimi bir vicdanla söylüyorum, öyle olsa öyle derdik. Ben samimi olarak söylüyorum, öyle bir şey olsaydı onu da söylerdim, ama Kuran’da öyle bir şey görmüyoruz, öyle bir hüküm yok. Ehl-i Kitab`ın Kuran`a karşı samimi olmasını söylüyor Allah. Bir de Ehl-i Kitap neyi kaybeder yani? Dininde kaybettiği bir husus yok ki. Mesela bir Hıristiyan Muhammedi olduğunda hangi inancını kaybediyor? Hz. İsa (a.s.)’ı daha çok sever. Allah Kuran’da Hz. İsa (a.s.)’ı uzun uzun övüyor, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı, uzun uzun. Hz. Meryem (a.s.)’ı daha çok sever. Allah diyor ki; “Hz. Meryem (a.s.) bütün kainatın kadınlarından üstündür” diyor. Hz. Meryem (a.s.) bütün kadınlardan, kainattaki bütün kadınlardan daha üstündür diyor, Kuran söylüyor bunu, Allah söylüyor. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı Kuran müthiş övüyor, muazzam övüyor ve hiçbir kusur hakkında da; Allah, bir zelle yaptı bile demiyor bak Cenab-ı Allah, zellesi de yok, diyor. Mesela bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’de olsun, diğer Peygamberler’de olsun, bir zelle varsa veyahut zelleye benzer bir şey varsa, Allah onu açıklıyor, izah ediyor, ama Hz. İsa (a.s.)’da öyle bir şey demiyor Allah. Tabii Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Allah`ın Habibim dediği Peygamber’dir, Habibullah`tır, bütün Peygamberler’den üstündür; fakat Hz. İsa (a.s.) Ulu'l Azmbüyük bir Peygamberdir. Hz. İbrahim (a.s.) Ulu'l AzmPeygamber`dir. Hz. Musa (a.s.) öyle, Hz. Nuh (a.s.) öyle, yani Ulu'l AzmPeygamberler’dir. Mesela bendeki Hz. İsa (a.s.) sevgisi Hıristiyanların bir çoğunda yoktur. Ben mesela derin bir aşkla, sevgiyle seviyorum Hz. İsa (a.s.)’ı ve onunla görüşmek için ben can atıyorum, müthiş bir sevgiyle seviyorum. Hz. Meryem (a.s.)’ı, Hz. Meryem (a.s.) annemi, derin bir sevgiyle seviyorum, derin bir muhabbetle, ama hakkıyla seviyorum. Mesela Cennet’i tam kavramış oluyoruz biz Kuran’da, tam doğrusuyla. Cehennem’i tam doğru kavrıyoruz, kaderi tam doğrusuyla kavramış oluyoruz. Böyle berrakça anlamak varken; mesela düşünün İncil’i çok berrak anlayan bir Hıristiyan düşünün, çok berrak kavrayan; hatasız kusursuz Allah`ın istediği gibi kavrayan bir insan. Bu nasıl olabilir biliyor musunuz? Kuran’daki anlatıma tam uymakla oluyor. Berrak anlatım için başka bir yöntem yok; yani net kavramak istiyorlarsa. Öbür türlü dört ayrı İncil’in içerisinden mana çıkarmaya kalkılırsa zorlanır, çok çok zorlanır ve çıkmıyor, ben de inceledim, baktım-çıkmıyor, yani Kuran’daki netlik oluşmuyor. Onun için bir Hıristiyan Kuran’a tam tabi olduğunda, mükemmel İsevi olur, Hz. İsa (a.s.)’ın tam böyle deli aşığı olur. En güzel şekilde Hz. İsa (a.s.)’ı kavramış olur. Onun ahlakını, sevgisini, güzelliklerini, mucizelerini en doğru ve en kesin şekliyle kavramış olur, Hz İsa (a.s.)’ın. Allah’ı sevmiyor mu bu? Seviyor. Tam Allah’ı sevmesini sağlar işte Kuran. Hz. İsa (a.s.)’ı çok seviyor mu Hıristiyan? Mükemmel sevmesini sağlar Kuran Hz. İsa (a.s.)’ı. Hz. Meryem’i ne kadar seviyor? Mesela yüzde on seviyor, yüzde yüz sevmesini sağlar Kuran. Mükemmel bir İsevi olmasını sağlar Kuran, ama mükemmel bir Muhammedi olarak. Dolayısıyla zannediyorlar ki hani; Müslümanlığı kabul edince, Kuran’a tabi olunca, Hıristiyanlığın her şeyinden çıkacak. Yine Allah’ı canın gibi sev, Allah’ı daha çok seveceksin. Melekleri daha çok seversin, daha çok inanırsın. Cennet’e, Cehennem’e daha çok inanacaksın. Hz. İsa (a.s.)’ı daha çok seveceksin, Hz. Meryem (a.s.)’ı daha çok seveceksin. Burada kaybettiğin ne, yani dininden ne kaybettin sen? Dininden kazandın, kazancın arttı, kaybettiğin bir şey yok. Onlar zannediyor ki, dinden çıkacağız zannediyor. Dinden çıkmıyorsun ki, senin dinin kuvvetleniyor, daha kuvvetli hale gelmiş oluyor. Gerçek Müslüman olmuş oluyorsun. Kusursuz olmuş oluyor din. O yönde doğru, ama Cübbeli’nin lafını, sözünü bilmemesi tabii ayrı bir konu. Akılcı, güzel anlayacağına bakın ne diyor? “STV izleyeceğinize, Samanyolu Televizyonu’nu izleyeceğinize, dansöz izleyin daha iyi” diyor, söze bak. Yani o kadar garip ki, içinde o kadar çirkin hakaretamiz ifadeler var ki, anlatılır gibi değil, çok garip.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.... Konuğumuz ile beraber devam ediyoruz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ankara’daki gönüllü kardeşlerimiz düzenli olarak toplanıp, sizin kitaplarınızı ücretsiz olarak dağıtıyorlar. MaşaAllah, çok şevkliler. Daha öncede birçok kereler bu faaliyetlerine dair resim gönderdiler göstermiştik. Yine geçtiğimiz pazar günü Ankara Kocatepe Camii’nin önünde toplanıp, sizin eserlerinizi sergilemişler ve halka dağıtmışlar. Çok büyük ilgi olmuş. Resimleri vardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
-Ankara Kocatepe Camii’nin önündeki sergiden resimler-
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah, aferin, çok çok güzel. Çünkü herkesin bilgisayarı olması kolay değil, yani bilgisayarı açacak, ilgili programı bulacak, o kolay değildir, ama kitap çok kolaydır. Özellikle o küçük kitaplar, mesela adamın cebine sığacak kadar kolay. Oradan mesela adam üç sayfa, beş sayfa bile okumuş olsa, oradaki üslubun samimiyeti ve derinliği ruhunda çok şiddetli etki yapar. Çünkü hurafevari böyle garip bir anlatım yok, çok candan, çok halis, yani gerçek doğru bir inanca ait olduğu o anlatımdan anlaşılıyor. Mesela ben bazen alıyorum, adam işte, şu fakir, evliya olduğumu şu şu şu şeylerden ispat edebilirim, diyor. Belli ki zırvalıyor yani, deli üslubu, anlaşılıyor. Veyahut bakıyorsun edebi demagoji yapıyor, bir türlü lafa gelemiyor. Mesela okuyoruz, sayfa dolu, öbür sayfayı da okuyorsun, öbür sayfayı da, bir türlü anlam yok. Ama edebi üslup tamam, edebiyatı tamam, ama anlam yok, demagoji var. Halbuki samimi bir insan gerçekleri anlatmaktan hiçbir şekilde çekinmez. Doğru neyse, hakkı neyse onu söyler. Veyahut hakikaten söyleyemeyeceği bir durum varsa söylemez, ben söylemiyorum der. Ama insanların gözünün içine baka baka sürekli demagoji yapmak rahatsız edici, kötü.
ALTUĞ BERKER:Bazı resimler ve bir beyaz eşek yavrusu filmi vardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Beyaz eşek yavrusu. Eşek hayvanın ismi biraz sanki böyle hakaretamiz gibi, ama çok tatlı bir varlık eşek.
-VTR- Sevimli eşek yavrusu filmi
ADNAN OKTAR:Ahmedinejad, evet Mehdiyet konusunda bir şeyler söylüyor. Doğru kısımları da var, tabii yanlış olan kısımları da var. Ama gönlünde bir Hz. Mehdi (a.s.) sevgisi olması çok çok güzel; fakat ona bir mektup gönderelim biz, daha detaylı, daha kapsamlı, çünkü Hz. Mehdi (a.s.), barış insanı, sevgi insanı. Onu biz, Ahmedinejad’ı ikna etmiştik, bu konuda anlattıklarımızı doğru bulmuştu. Sonra Birleşmiş Milletler’deki konuşmalarında bunu açıkladı; Hz. Mehdi (a.s.)’ın sevgi insanı olduğunu, barış insanı olduğunu, kan dökmeyeceğini, zulüm yapmayacağını, dünyayı kardeşliğe çağıracağını söylemişti.
“Selamun Aleykum Allah’ın arslanı Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Adnan ismindeki bu şekeri de programınızda yayınlarsanız çok seviniriz, inşaAllah.” Var mı öyle bir resim?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Allah sizi ve yanınızdaki kardeşlerimizin ilmini, imanını ve güzelliğini artırsın, inşaAllah. İnkar edenler ve münafıklara karşı sizlere azamet ve güç versin Hocam. Hayırlı sohbetler. Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü arslan Hocam” diyor, Gülcan kardeşimiz. Bakayım.
-Küçük Adnan’ın resmi-
ADNAN OKTAR:Acayip tatlıymış bu hakikaten, acayip şeker. Coşmuş.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bahsettiği 7 bin yıllık takvim, Hz. Adem (a.s.)’ın yaratılışı ya da dünyaya geldiği takvim olabilir mi acaba?” diyor. Zannetmiyorum, 7 bin yıldan daha eskidir, yani yeni bir takvim burada belirtilen. Muhtemelen Hz. Nuh (a.s.) devri olabilir, 3-4-5 bin, evet Hz. Nuh (a.s.) devri olabilir. O büyük tufandan itibaren 7 bin yıl olmuş olabilir. Tufan derken; dünyanın belli bir bölümündedir tufan, her yerde olmamıştır. Çok büyük bir, yani, bütün dünyayı sular kaplamamıştır, evet.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Fethullah Hocaefendi’nin Hz. Mehdi (a.s.)’ı bazı yerlerde şahs-ı manevi gibi anlatması, ‘kendisini Hz. Mehdi (a.s.) zannediyor’ denilmesinden çekindiğinden olabilir mi?” Olabilir. Fethullah Hoca genellikle ya Hz. Mehdi (a.s.)’a bir zarar gelmesin veya kendine bir zarar gelmesin diye düşünmüş olabilir. “Çünkü Fethullah Hoca, hassas bir ruha sahip olduğundan, eleştirilere katlanamıyor.” Evet biraz sarsılıyor, bir konu olduğunda çabuk üzülen bir insan. “Ama çoğu konuşmasında gelecek bir şahıstan bahsediyor” diyor, doğru. Fakat bizim tabii doğruyu bildirmemiz lazım, yoksa öbür türlü çok mahsurlu, çok acayip bir şey olur. “Selamun Aleykum.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Canım Hocam, üzülmenin haram olduğuyla ilgili açıklamalarınız çok güzel. İmanımızın kuvvetlenmesine neden oluyor. Siz, Hz. Eba Bekr (r.a.) gibisiniz.” Biz onun tırnağının üzerindeki toz olsak, o bile bize yeter, inşaAllah. “Aşkın aldı bizden bizi, bize sizi gerek sizi” diyor. Ama bu Yunus Emre’nin Allah’a ithafen söylediği bir şey, o şekilde kalması lazım, ama Allah aşkıyla beni sevdiğini için, evet orada olur. O şekilde denebilir, evet. “Aşkın aldı bizden bizi, bize sizi gerek sizi”. Bir hanım kardeşimiz yazmış. Acayip sevgi dolu, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir köpek ile civcivle filmi göstereceğim Hocam.
-VTR- Civcivle köpeğin sevimli videosu gösteriliyor-
ADNAN OKTAR:Acayip şekermiş. Enerjiye bak sen ne yer ne içer böyle, maşaAllah.
“Hocam, Fethullah Hocamız’ın son röportajında, ‘İttifak ve ittihada ihtiyacımız var dedi.’” Çok güzel, çok şahane söylemiş. Necmettin Ergin kardeşimiz söylüyor. Aleyna ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “İttifak ve ittihada ihtiyacımız var” Bediüzzaman’ın sözünü söylemiş. Evet Kuran’ın emri, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Bir bebek var, merdivenleri kendi formülü ile inen.
ADNAN OKTAR:Bakayım nasıl iniyormuş. Allah koruyor, küçük olduğu için bir şey olmuyor, bayağı sarsılır bir insan, maşaAllah.
Bir hocamızı dinleyelim. Kimi dinleyelim?
ALTUĞ BERKER:Mehmet Talu Hocamız’ı.
ADNAN OKTAR:Mehmet Talu Hocamız’ı, haydi dinleyelim. Hocamız’ın bütün filmlerini koyun. Cübbeli ile olan konuşmasını da koyun, peş peşe yayınlayın, inşaAllah.
-VTR- Mehmet Talu Hocaefendi, 1999 yılında Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili gördüğürüyasını anlatıyor. ( 25.Mart 2011 Flash TV )
-VTR- Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, ahir zamanda olduğumuzu anlatıyor.
-VTR- Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şu an hayatta ve görevbaşında olduğunu söylüyor. ( Lalegül FM, 24 Ocak 2011)
ADNAN OKTAR: Evet, Hocamız samimi Müslüman. Bir tek Allah’tan korkuyor, böyle çıkarcı bir insan değil, ince hesap adamı değil, karanlık örgütlerin adamı değil. Devletin içindeki bazı dinsizlerin, devletin içinde bir kurumun, içindeki bazı dinsizlerin etkisinde olan bir insan da değil. Bir tek Allah’tan korkan, samimi, delikanlı ruhlu, yiğit bir Müslüman Mehmet Talu Hocamız. Fıkıh konusunda herkes güvenebilir Hocamız’a, bayağı güzeldir. Ehl-i Sünnet inancı doğrultusunda mükemmel anlatımları var, itibar edilecek bir alimdir. Cübbeli hakkında Şeyh Nazım Hocamız neler söylüyor? En güzel Şeyh Nazım Hocamız onu teşhis eder. Onun teşhisine göre biz olayı değerlendiririz. Bakalım ne diyor Şeyh Nazım Hocamız Cübbeli hakkında.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Cübbeli Ahmet hakkındaki görüşleri.
ADNAN OKTAR: İşte Cübbeli’yi öğrenmek için Şeyh Nazım Hocamız’a müracaat etmek lazım, onun anlatımı nefis. Onun mantığını, kafa yapısını çok güzel anlatıyor. Şeyh Nazım Hocamız sevgi insanıdır, barış insanıdır. Neşesi güzeldir, sohbeti güzeldir. Etrafındaki insanlara samimi bir rahatlık ve sevinç gelir. Herkesi sever, Musevileri, Hristiyanları, hepsini şefkatle kucaklar, onların hepsinin iyi olması, güzel olması, Müslüman olması için gayret eder. Zorlama yapmaz, baskı yoktur; akılla, sevgiyle, bilimle yaklaşır, şefkatle yaklaşır. Dinde zorlama yoktur, zorla bir insanı başka bir dine yaklaştırma inancı İslam ahlakında yoktur. İslamiyet’te sadece anlatım vardır, şahıs kabul eder veya etmez kendisi bilir, tamamen onun vicdanına bırakılmıştır, Kuran ayetiyle de bu açıktır. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dinde, zorlama yoktur” diyor Allah, ayet, Kuran ayeti. İşte zorla şu inancı yapacak, şu şöyle bu şekilde, böyle bir anlatım yoktur. Bu bağnazlıkta vardır. Şeyh Nazım Hocamız da sevgi insanıdır, Kuran’ı güzel anlayan, güzel yorumlayan bir insandır. Büyük alimdir, müceddidtir, yani bana göre asrın müceddididir. Tabii birçok müceddid vardır, ama ben Hocamız’ı da asrın bir müceddidi olarak görüyorum, inşaAllah. Çünkü her cemaat kendi şeyhini, kendi mürşidini müceddid olarak görür. Mesela Topbaş Hocamız’ı kendi cemaati asrın müceddidi olarak görür, yani 10.000’lerce, 100.000’lerce taraftarı olan büyük bir cemaattir. İskender Paşa da, mesela kendi mücedidlerini, hocalarını asrın müceddidi olarak görürler. Nur talebeleri, mesela kendi hocalarını o şekilde görür. Süleymanlı kardeşlerimiz, yine kendi hocalarını asrın müceddidi olarak görürler. Cübbeli de apar topar Mahmud Hocamız’ı müceddid yapmaya kalktı, ama Mahmud Hocamız’n bundan haberi yok. Yani Cübbeli’nin alelacele Mehdiyet’e karşı bir engel oluşmak için, kendince cemaatinde Mehdiyet’e karşı olan sevgiyi, ilgiyi, alakayı kırmak, onların cehdini, onların İttihad-ı İslam heyecanını kırmak için ortaya attığı bir inanç. Üç-beş tane Hindistan’dan alime, işte oradan buradan alimlere veyahut hocalara, genç çocuklara, şunlara bunlara, onlara imzalatmış getirmiş. Kardeşim sırf Cezayir’de onun topladığı imzanın 100.000 mislini toplayacak adam var, 100.000 mislini. Fas’ta yine onun topladığı imzanın 100.000 mislini toplayacak imkan var, 100.000’lerce hoca var, hepsi atar imzayı. Ben yaptım-oldu, olur mu? Mehdiyet’e karşı bir engel oluşturmak gerekiyor, 32 yıl sonra adam birdenbire büyük bir panikle ortaya çıktı, nasıl Mehdiyet’i durduracak? Fatih Altaylı ağabeyi bir yerden sıkıştırıyor, Aydın Doğan bir yandan sıkıştırıyor, devletin bir kurumundaki üç-beş tane dinsiz bir yandan sıkıştırıyor, o kendi dar ufkuyla çözüm bulmaya çalıştı. Mahmud Hocamız’ın talebi de yok, böyle bir kabulü de yok, kendi kendine “ben müceddid ilan ettim” diye ortaya çıktı. Bundan sonra sizin Hz. Mehdi (a.s.)’ı aramamanız gerekiyor, niye? Çünkü hazır müceddid var, asrın müceddidi var. Put haline getirmeye kalktı Mahmud Hocamız’ı. Sağlığında olsa, Mahmud Hocamız buna asla müsaade etmezdi mesela, ama şu an kontrol etmek çok güç bunu. Mahmud Hoca şunu dedi diyor, şunu yaptı diyor, kimsenin duyduğu, ettiği yok. Diyorsa yayınlasana sen madem öyle bir şey var, değil mi? Akşama kadar orada burada konuşuyorsun. Yayınla Mahmud Hocamız’ın sözünü.
ALTUĞ BERKER: Bir işareti bambaşka tefsir ediyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Böyle dedi, diyor, “Ne sen, burada cemaat, ne cemaatteki gençler, hiç kimse; bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.)’ı göremeyecek, bu anlam böyle dedi” diyor. Tepesine, başına dikilmiş duruyor sakallarını kaşıyarak, ne desin mübarek? Öyle deyince, oradan apar topar çıkması lazım onun. Bir ara Mehmet Talu Hocamız’a sardırdı; Mahmut Hocamız’ın çok değerli bir talebesi, ki bence en önemli talebesi. Cübbeli böyle kurnazlık yaptıkça biz o kurnazlıklarını tabii deşifre edeceğiz, açıklayacağız. Türkiye de hiçbir cemaat, bakın bir daha söylüyorum, hiçbir cemaat Mahmud Hocamız’ı müceddidliğini kabul etmez, asrın müceddidi olduğunu, hiçbir cemmaat. Bu nasıl birşey oluyor? Anavatanı oluyor burası Türkiye. Türkiye’de hiçbir cemaat kabul etmiyor, ama asrın müceddidi olmuş oluyor Mahmud Hoca ve Mahmud Hocamız’ı güç duruma sokuyor böylece, yani mahcup ediyor. Hiçbir cemaatin kabul etmediği bir müceddidi ortaya koymuş oluyor; sanki öyle bir iddiası varmış gibi. Mahmud Hocamız son derece mütevazi, mazlum bir insandır, yani aczini ve fakrını bilen bir insandır, tevazuyu insanlara öğreten bir insandır. Asla öyle bir iddiası da olmaz, ben asrın müceddidiyim der mi ya? Topladılar ordan buradan garibanları, bas şuraya imzayı... En az İslam aleminde bir milyon imza atacak alim var, bir milyon. İstediğin adamı müceddid ilan edersin. Mühim olan onun geçerli olmasıdır. Bana göre de müceddiddir Mahmut Hocamız, ama bir anlamı olmuyor. Tekrar tekrar söylememin nedeni, Cübbeli tekrar tekrar söylüyor, ben de tekrar tekrar anlatıyorum. Ama her halükarda güzellik, iyilik, sevgi, arkadaşlık, dostluk, demokrasi dünyaya hakim olacak. Kan, dünyadan kalkacak. Savaşlar, dünyadan kalkacak. Barış dünyaya hakim olacak. Şimdi önümüzdeki günlerde kalabalık bir Musevi heyeti geliyor; hem Musevi siyasetçilerden, hükümetten, çeşitli partilerden; İsrail’deki partilerin ileri gelenlerinden önemli simalar, önemli hahamlar, yani en önde gelenler. Yine çeşitli mezheplere dair, Müslüman mezheplere dair, onlara mensup din adamları, yine Hristiyan din adamlarından büyük kalabalık bir heyet gelecek, inşaAllah. Burada dünya barışı için konuşacağız. Savaşlara karşı olmanın önemini, kan dökmenin çirkinliğini, sevginin, dostluğun hakim olmasının yaklaştığını anlatacağız. Tabii ki Mehdiyet konu olacaktır, çünkü Museviler de Hz. Mehdi (a.s.)’yi bekiyorlar biliyorsunuz. Hıristiyanlar da Hz. Mesih (a.s.)’ı bekliyorlar, biz de bekliyoruz. Müslüman olarak biz de Hz. Mesih İsa (a.s.)’yı bekliyoruz. Bana göre de Hz. Mesih İsa (a.s.) geldi, dünyada şu an, yani Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın vakti tamam. Bu yüzyılın dışında başka vakit yok. Benim kendi samimi inancıma, kanaatime göre Hz. İsa Mesih (a.s.) geldi. Ve Musevilerin ve Müslümanların beklediği Hz. Mehdi (a.s.) da geldi. Musevilerin ve Müslümanların beklediği Hz. Mehdi (a.s.) da geldi. Her ikisinin çağındayız ve her ikisini de göreceğiz, inşaAllah. Ben bir şey söylediğimde boş söylemem, bilirsiniz. Doğru çıkmayan bir söz söylemem, hurafenin peşinde koşmam ben. Hurafe karşıtıyım ben. Dürüst ve samimiyim. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı bütün insanlık görecek bu yüzyılda, yani en fazla 10 yıl içerisinde, 15 yıl içerisinde Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı göreceğiz, Hz. Mehdi (a.s.)’ı da göreceğiz. İslam’ın dünyaya hakimiyetini de göreceksiniz. Barışın geldiğini de göreceksiniz. Savaşların bittiğini de göreceksiniz. Kavganın, egositliğin, bencilliğin bittiğini de göreceksiniz. Bayram yeri gibi olacak dünya. İnsan hassas varlıktır, korku içinde yaşadığında hastalanır. Gerilim içinde yaşadığında hastalanır, çöker. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde insanlar gençleşecek, ömürleri uzuyor. Neden biliyor musun? Moral yönünden ferahladıklarından. Hz. Mehdi (a.s.)’ın onları iyi beslemesinden kaynaklanmıyor. Yine tabii ki Hz. Mehdi (a.s.) onların beslenmelerine dikkat edecektir de, asıl moral yönünden ferahlamalarıdır. Stresten kurtulacaklar, gerilimden kurtulacak insanlar, acıdan kurtulacaklar. İnsanlar kasılıyor, mesela genç kızlara bakıyorum; büyük mağazalara gidiyorum bazen dışarı çıkıyorum, kapılarda hepsi sigara içiyor. Niye biliyor musun? Bütün vücutları kasılıyor sinirden, gerilimden. Sigara içmenin nedeni belki ondaki nikotin o kasılmayı çözer diye, ona ümit bağlıyorlar. Nikotinin de etkisi, daha da kasılmayı şiddetlendirir, daha şiddetli kasılma yapar, daha şiddetli sinir yapar. Ne yapacaklarını bilemiyor çocuklar. Mesela Allah esirgesin bir kısmı hap kullanıyor, bir kısmı kokain kullanıyor, bir kısmı extacy kullanıyor. Bütün Avrupa öyle, kasılmanın şiddetinden acı çekiyorlar, kimseye güvenemiyorlar, dostları yok, arkadaşları yok hep yalnız kalmış vaziyetteler. Mesela sırdaşları yok. Kim arkadaşın diyorum, en çok kime güveniyorsun, anneme güveniyorum, diyor. İsterseniz siz de, sorun başka güvendikleri yok. Bir tane bir kız arkadaşım var, ona güveniyorum diyor, bir tane, o da yalan. Güvenmezler, yalan da demeyeyim de, doğru değil. Bir dereceye kadar güvenir, bir dereceye kadar. Annesine hakikaten güveniyor. Onun dışında dostları yok insanların, yani çok korkunç bir şey bu. Yüzde 99’u böyle insanların, bu da onların canını yakıyor. Halbuki insan huzur ister, rahatlama ister, sevinç ister, neşe ister, gerçek neşe ister. Eğlenmek istiyor, eğlenemiyor. Müzik dinliyor, rahatlayamıyor. Yatıyor, uyuyamıyor. Sokağa çıkıyor bir güler yüz arıyor, bulamıyor. Bir dost sima arıyor, bulamıyor. Şimdi bir insan dışarı çıktı, gezecek, değil mi? Güler yüzler, güzel insanlar arar değil mi insan? Sevgi arar. Bulamıyor, kafaları yerde, kimse kimseye bakmıyor. Dünyanın her yerinde böyle. Deccaliyetin insanlara yaptığı zulüm işte bu. Halbuki insanlar dost canlısı, herkese selam verecek, bağrına basacak, sevinç içinde karşılayacak. Masalarda yemek yerlerken birbirlerini davet edecekler, heryerde birbirleriyle muhabbet edecek, iltifat edecek, gönül alacak. Sokağa çıktı mı, sevinci yaşayacak. Sokağa çıktı mı, adam yorgunluğu, azabı yaşıyor. Sokağa çıkıyor, yorgun argın, azapla içeriye dönüyor, neşesiz ve mutsuz, çünkü güler yüzlü bir insan bulamıyor. Sevdiği bir insan bulamıyor. Selam vereceği bir insan bulamıyor, ahir zamanın özelliğidir bu. Bunlar kalkacak. Bu sanki bir lüksmüş gibi; sevgi ne kadar normal bir şey, dostluk ne kadar normal bir şey. Hakkımız olan bir şey sanki anormal bir şey gibi oldu. Mesela dünya kardeş olacak diyorum, olur mu ya öyle şey, diyorlar. Düşman olması anormaldir, düşmanlık zordur. Sen ona şaşırsana asıl. Savaş zordur. Özel olarak tank yapıyor adam öldürmek için, tank yapılıyor yani. İnsanlar birbirleriyle tankla savaşıyor. Emek veriyor ona, mermi yapıyor, içine barut dolduruyor. Tahrip gücünün yüksek olması için, daha fazla adam öldürmesi için mühendisler çalışıyor. Mesela bu mermi daha fazla adam nasıl öldürür diye onun üzerinde çalışıyor. Mehdiyet devrinde de, insanlar daha nasıl uzun ömürlü olur, daha nasıl rahat ederler, daha neşeli, mutlu nasıl olurlar bunun için çalışılacak. Mühendisler, toplu mühendisler bunun için çalışacak, tank top yapmak için değil, savaş uçağı yapmak için değil. Bütün savaş sanayi kalkacak Mehdiyet devrinde, sevgi için olacak. Ama şimdi tabii öyle bir sistem olmuş ki karşı taraf saldırıyor, öteki tarafta kendini nefsi savunma olarak yapıyor. Nefsi savunma tabii ki makul bir şey, ama nefsi savunmayı da kaldıracak Mehdiyet işte. Yani nefsi savunmanın gerekeceği sistemi de ortadan kaldıracak. Mesela tank yapmasının sebebi nefsi savunma, ya o bana saldırırsa, ben de o yüzden yapıyorum, diyor. Şimdi burada tabii makullük var, ama bu makullüğün zemini ne? Ya o saldırırsa. İşte ya o saldırırsayı Mehdiyet kaldıracak. Saldırma kalkıyor, o zaman da tankın topun anlamı kalmıyor. Hepsi eritilip sanayide kullanılacak. Radyo yapılacak, televizyon yapılacak onun yerine, buzdolabı yapılacak, çamaşır makinesi yapılacak, ferforje eşyalar yapılar, her şey yapılır.
ALTUĞ BERKER:Hocam yarın Giresun’da, Giresun Üniversitesi’nde bir konferansımız olacak, onu tanıtabilir miyim, inşaAllah? Saat 2’de Giresun Üniversitesi’nin Güre yerleşkesinde, Sosyal Tesis Konferans Salonu’nda Evrim Teorisinin Açmazları ve Canlılığın Kökeni isimli konferansımız var. Kardeşlerimiz katılabilirler, giriş serbest, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evrim teorisini böyle dünya çapında rezil rüsva edeceğimiz kimsenin aklından geçmezdi yani. İlk vurduğumuzda üç gün anlayamadılar, Fransa’da da ilk vurduk. Bu Yaratılış Atlası binlerce dağıtıldı; bütün bilim adamlarına, sanatçılara, futbolculara varıncaya kadar dağıtıldı. Üç gün sonra müthiş bir ciyaklama geldi, acayip bir bağırtı, eyvah tarzında. Baktık Fransız gazetelerine, başlık “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor üç gün sonra, şoka bak sen. Yani dünya tarihinin hakikaten en büyük olaylarından birini yapmış olduk, elhamdulillah. Deccaliyetin dinini yok ettik. Dünyanın yüzde 99’unu dinsiz yapan bir sistemin belini ortadan koparttık. Kırdık değil, koparttık yani. Avrupa Birliği toplantılarında ağıt yakıyor adamlar, ağıt, benim atlası gösterip. Var ya böyle ağıt yakarlar ızdırap içinde, ama atı alan Üsküdar’ı geçti derler. Konuyu hallettik, elhamdulillah. Bundan sonra yalan dolan yok.
ALTUĞ BERKER:Hocam Everest tepesinde çok güzel gökkuşağı oluşmuş, onun resmini gösteriyorum. Bulutların merkezinde küçük buz kristalleri varmış Hoca. Güneşten gelen ışık her bir buz kristalinden yansıyarak gökkuşağı oluşturuyor. Bu görüntü sadece güneş ışığı ve bulutla aynı hizaya geldiği zamanda beliriyor.
ADNAN OKTAR:Dağlar ne şahane oluyor? Köyde, dedemin köyüne gittiğinde; Yıldız Dağı vardı dedemin köyüne yakın. Orta boy dağlar vardı, en tepelerine kadar tırmanırdık; çok şahane oluyor dağın tepesinden kuş bakışı bakmak. Çok uzaklar, ileriler görünürdü. En yüksek dağlara çıkardık, tırmanırdık. Benim büyük bir asam vardı böyle ağaç dalından yapmıştım, okum, yayım vardı. Sırrımdı, ama söylüyorum artık, ağaç dalından yapmıştım, köseleden de kirişi vardı. İp kısmı köseleden, ama bayağı kuvveti bir yaydı, oklarımın ucunda da teneke sarılıydı. Ne olur ne olmaz kurt murt çıkar hayvan falan çıkar diye. Tam teşkilat, donanımlı geziyordum. İtiraf edeyim bir de mızrağım da vardı. Şimdi dağda geziyoruz ağabeyimle, her şey olabilir, kurt çıkar, ayı çıkar. Efendim belimde mantar tabancam. Aslan dayım vardı, dedemin kardeşinin oğlu, ona da kılıf yaptırmıştım tabancama, mantar tabancama, o da belimde. Mika kaplıydı sapı, tek atış yapıyordu, ama sağlam tabancaydı. İki kutu mantarım vardı 50’şerlikten 100. Ondan sonra ne olur ne olmaz gibisinden. O dağ senin bu bayır benim ağabeyim ile beraber gezerdik. Bazen yılan görürdük, bazen vahşi hayvanlar olurdu küçük, güzel tavşanlar falan. Ama acayip güzel oluyor dağın havası, yani bir lezzeti var dağ havasının, bir hoş eserdi, acayip. Dağdan böyle müthiş bir hoşlukla koşardık aşağı doğru. Dağ aşağı koşmak çok zevkli oluyor kolay olduğu için, yani sürat acayip yüksek oluyor. Mesela Köroğlu Pınarı vardı, çamın dibinden su çıkıyordu, bayağı gür, böyle göze tabir edilen; geniş, mesela 1.5 metre karelik böyle bir göl oluşmuş, orada su birikiyordu. Su acayip soğuk ve kristal gibi keskindi, acayip güzel, oradan su alır içerdik. Ağabeyimle yakaladığımız balıkları; orada tuzluğum vardı, tuzlardık. Orada keben yakardık veyahut ağaç şeylerinden yakardık, köz olurdu, közün üstünde yaş çubuğa takıp balıkları kızartırdık, onları yerdik. Mantar toplardık, onları yerdik. Mantarları közün üstüne koyardık; üzerine tuz serperdik, köpürüyordu o mantar, bayağı lezzetli oluyor, bilmiyorum yaptınız mı öyle de, çok hoş oluyor, bayağı güzel pişiyordu, onları yiyorduk. Mesela çok fazla böğürtlen vardı, böğürtlen yiyorduk, kuşburnu vardı, onlardan yiyorduk. Kuşburnunun içi biraz şeydir, dışını soyuyorduk kabuğunu yiyorduk, içi onun dikenlidir, ama böğürtlen acayip çok fazla vardı. Küçük armut gibi bir meyve var ufak, onlardan yiyorduk. Ondan sonra çam ağaçları vardı, acayip güzeldi köy, şahane bir yerdi. Irmak zaman zaman küçük küçük göller oluşturuyordu, orda da göle girip yüzüyorduk, güneşleniyorduk. Çocukken bilmiyorduk ama çok güzel yaşamışız. D vitamini de alıyorduk haberimiz de yok, mesela biz o zamanlar bilmiyorduk D vitamini aldığımızı. Balık yiyoruz, balık güzel bir gıda, her gün balık tutuyorduk, ana gıdamız oydu. Çerkezler balık yemiyorlardı, onların pek adetleri değildi. Balıklar acayip çoktu, hayvanlar birbirlerinin üzerinden hopluyorlardı. Sepetle de yakalıyorduk, oltayla da yakalıyorduk sabahtan akşama kadar. Yani köy hayatı çok hoş bir hayat. Çiçekleri yakından görmek çok güzel. Çok garip böcekler oluyordu, onları yakından görüyordum. Çok güzel, böyle şahane çiçekler ama hiç görmediğim, acayip tatlı. Normal yetiştirmeye kalksan, yetişmez. Çok hoş kelebek cinsleri oluyordu, hiç görülmemiş, hiç görmediğim, şaşırtıcı. Mesela çok şahane böcekler böyle kabuğu altın renkli, yeşil-altın metal gibi parlıyor. Onları seyretmekten müthiş zevk alıyordum. Böyle gelincik çiçekleri vardı, yani güzel günlerdi, inşaAllah. Yine bir gitmek lazım, fakat Cübbeli gibi bol vaktimiz yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam bir kitabınızı tanıtmak istiyorum. “Dünya Hayatında Tüm Zevkleri Tüketenler.” Bu kitabınızın amacı, din ahlakı yaşanmadığında nasıl bir mahrumiyet, nimet kaybı ve sıkıntılı bir hayat yaşandığını ortaya koymak. Bu duruma düşen kişilerin dünyada yaşadıkları nimet kaybından ve ahirette karşılaşacakları acı sondan kurtulmayı davet etmek, inşaAllah. Ayrıca dünya hayatının çok fazla nimet ve güzellikle dolu olduğunu, tüm bu nimetlerin hazzının ancak gereği gibi iman ile tadabileceklerini hatırlatarak tüm insanları Allah’ın yoluna uymaya, Kuran’a ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine teslim olmaya ve iman ile yaşamaya çağırmak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Anneannem köy ekmeği yapıyordu, böyle geniş bir teknesi vardı, un koyuyordu. Daha önce yapılmış ekmek hamurundan biraz ayırıyordu, o, onun mayası oluyordu, yani zincirleme devam ediyordu. Bir küp parçası gibi bir şeyin içerisinde duruyordu o, onlarla karıştırıyordu anneannem, simsiyah köy ekmeği yapıyordu böyle. Mesela o zamanlar onun kıymetini o kadar bilmiyorduk. Gerçi lezzeti çok hoştu, ama o zamanlar o kadar iyi beslendiğimizi bilmiyordum. Halbuki çok yüksek protein ve mineral bulunduran bir ekmek türü, yani bayağı siyahtı. Anneannem kaba kepeğini alıyordu. Evin içerisinde fırın vardı, fırının içerisini önce uzun bir sopası vardı, onunla temizliyordu. Koca koca kütükler atıyordu, fırın iyice yanıyordu, kızıyordu. Sonra ekmekleri içerisine koyuyordu. Bizim bir ekmek ambarımız vardı, tek tek çıkarıyordu, içerisine dolduruyordu. Dedem de ete meraklıydı, sık sık oğlak veya koyun keserdi, orada mutfakta çengel vardı, kesilmiş hayvanı ayaklarının yan tarafından çengele asıyordu. Biz de ağabeyimle girip-çıkıp oradan keserek parça alıp ocakta kızartıyorduk. O zamanlar elektrik falan yoktu köyde, normal ocak ateşiydi. Tabii isten dolayı tavalar simsiyah karaydı, tavaların kenarları simsiyah oluyordu. Ama çok şahane oluyordu, mesela anneannem mercimek çorbası yapardı, şahane olurdu. Patates yemeği yapardı, şahane olurdu, acayip lezzetli olurdu. Böyle bat yapardı, Tokat batı yardı, severdi anneannem. Ama dedem hep kavurma ve et, onun sistemi oydu. Dedemin kaşları böyle yukarı yukarı, bayağı yakışıklıydı. Renkli gözlü, boylu posluydu, çok dikkat çekiyordu, yani çok farklıydı görünüşü. Allahualem o da seyyid olduğu için; o neslin özelliği, çok farklıydı. Irmak hemen bizim evin bitişiğindeydi. Evden çıkıyorduk, bütün bulaşık yıkama işleri falan hepsi orada oluyordu, ırmağın suyu ile oluyordu. Orada önce inatçı lekeler kumla yıkanıyordu, sonra deterjan ile yıkanıyordu. Yazık tabii deterjan suya karışıyordu orada, aslında bilsek yaptırmazdık. Deterjan değil de, sabun tozu.
ALTUĞ BERKER: İman hakikati olarak sevimli canlılar gösteriyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunların sıcaklığı, yumuşaklığı acayip şeker. MaşaAllah, Allah hepsini çok şahane, güzel yaratıyor. Bunlar büyük bir sevinç vesilesi ve insanın içerisinde büyük bir mutluluk meydana getiriyor. Bunların varlığı çok güzel bir şey, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, saat 5’te Ahir Zaman ve Yaratılış Delilleri programımız olacak Allah’ın izni ile. Akşam 10’da da, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Delikanlılar toplanıyorsunuz acayip güzel sohbet yapıyorsunuz, aferin.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bizim gençler yaman, aferin, çok güzel. Hocam gece de sohbet et diyorlar, gece de mi gelelim?
ALTUĞ BERKER: Nasıl uygun görürseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gündüz işte konuşuyoruz, sonra da tekrar oluyor. Görüşürüz görüşürüz, inşaAllah. Bugün bu kadarla bitirelim.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...