SUNUCU: İyi günler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bugün A9 Tv, Sivas Vizyon Tv, www.HarunYahya.Tv, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, Kütahya Destan Tv, CRT Tv Adana, Kapadokya Tv, Kırıkhan Radyo, Otağ Tv’den canlı olarak yayınlanan, Adnan Oktar ile Sabah Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Sizinle ilgili hem İsrail, hem de Türkiye’de bazı gazetelerde çıkan haberler vardı Hocam. Jerusalem Post Gazetesi’nde Şöyle diyor: “Aralarında, yüksek Hahamlık mahkemesi Hahamlarından, Haham Abraham Şerman, Haham Yeshayahu Hollander, Bedevi Şeyhi Atıf El Kranavi ve bir Dürzi Şeyhi ile Katolik Rahibin bulunduğu İsrail heyeti, Negev ve Galile Gelişme Bakan Yardımcısı Eyüp Kara’nın Başkanlığında İstanbul’a geldi. Grup, Harun Yahya adıyla da tanınan ve İslam dünyasında büyük bir kitle tarafından takip edilen, felsefeci ve teolog, Sayın Adnan Oktar ile görüşmelerde bulunacaklar.
ADNAN OKTAR:Hayırdır inşaAllah, öğrenciyiz, talebeyiz, başka bir özelliğimiz yok.
ALTUĞ BERKER:Hürriyet Daily News Gazetesi’nde, çıkan haberde şöyle diyor, başlıkta: “İsrailli yetkililer; ‘yardım filosu, silah değil gıda taşımalıdır’’ demiş. Haberde şöyle: “Adnan Oktar tarafından, Çarşamba günü İstanbul Princess Otelde organize edilen bir konferansta, Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin giderilmesi için, görüşmeler yapıldı. Konferansta, İsrail’den aralarında Müslüman, Yahudi ve Dürzi topluluklarının liderlerinin de bulunduğu bir topluluk, din adamı ve İsrailli yetkili bir araya geldi. Dini liderler, Ortadoğu’daki çatışmalar ve bazı Ortadoğu ve Afrika ülkelerindeki mevcut durum hakkındaki duygularını dile getirirken, ‘dinleri ne olursa olsun, herkesin kardeş olduğunu’ ifade ettiler. Sürdürülebilir barışın sağlanabilmesi için, dini liderlerce ne gibi adımlar atıldığı hakkındaki bir soru üzerine, Sayın Adnan Oktar; ‘kardeşler olarak ne İsraillilerin, ne de Türklerin kin olmaksızın birlikte yaşamak istediklerini ve bu toplantının amacının da iki ülke arasındaki bağları kuvvetlendirmek olduğunu’ belirtti. İsrail Negev ve Galile Kalkınma Bakan Yardımcısı Eyüp Kara; ‘tarafların İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimi çözmek için, manevi bir yöntem bulmak üzere bir araya geldiklerini ve herhangi bir barışçıl hareketin yanında yer alacaklarını’ söyledi. Sorulan bir soru üzerine Eyüp Kara; ‘Gazze’ye başka bir yardım gemisi gönderilmesi durumunda, ilaç, yiyecek gibi Türkiye’nin göndereceği her türlü insani yardımın desteklediklerini’ bildirdi. ‘Türk hükümetiyle birlikte çalışmak istiyoruz, insan haklarını destekliyoruz ve bunda herhangi bir sorun yok. Ancak biz bölgeye barış sağlamayacak, herhangi bir provokatif eylemin olmamasını istiyoruz’ diyerek, sözlerini bitirdi” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Oradaki söylemi yanlış aktarmışlar. Öyle değil de, gıda maddesi, insani yardım olduğu müddetçe, bir sorun çıkmayacağı belli. Bir tek silahı engellerler, o ayrı. Yoksa onlar silah taşıyor, biz silahı engelliyoruz demedi oradaki konuşan kişi. Lafı öyle sırtından anlamasınlar, inşaAllah. Biz, İsrail ile Filistin’in ahbap olmasını, dost olmasını istiyoruz, dünya dostluğu. Arkadaş olacak, birbirini koruyup-kollayacaklar, kavga olsun istemiyoruz. İslam ahlakı, Filistin’e hakim olsun. Mesela El Fetih ile Hamas arasında, bir sürtüşme olmasın, birbirlerini sevsinler, şefkati esas alsınlar. Bir de Filistin’in kurtuluşu düğün bayram değil, İslam aleminin kurtuluşu düğün bayramdır. Bütün Müslüman aleminin birleşmesi esastır. O olduğunda, asıl mutluluk olur. Yoksa bölgenin, bir yerin bağımsız olması veyahut özgür olması yeterli bir konu değil, bütün İslam aleminin özgür ve rahat olması esastır. Dolayısıyla biz hepsinin rahat etmesini istiyoruz, İsrail’in de rahat etmesini istiyoruz, Ermenilerin de rahat olmasını istiyoruz, Hıristiyanların da, Katoliklerin de, Ortodoksların da, Protestanların da, herkesin huzur içinde yaşamalarını istiyoruz ama İslam ahlakı dünyaya hakim olmalı. Yani bir öncü olmadan, bu olmaz. Olsa, bunca sene içinde olurdu, olmuyor işte, mutluluk olmuyor. İllaki başta, iyi bir insanın olması gerekiyor, bu da; Hz. Mehdi (a.s)’dır ve İsa Mesih (a.s)’dır. Mesela Hahamlar konuşurlarken; “daha önce de Sayın Adnan Oktar söylüyordu, pek inanmıyordum” diyordu toplantıda, “İsa Mesih (a.s)’ın geleceğine, geldiğine, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığına, bu konu şu an bize yakın, artık inanıyorum” dedi. Yani bakın “İsa Mesih (a.s)’ın inişine, gelişine de artık inanıyorum” dedi. Kardeşim demek ki, emek verince, Allah netice getiriyor. Bunu söyleyen herhangi bir insan değil. Yani orada Sanhedrin Mahkemesi’nde başkanlık yapan insan bunu söylüyor, inşaAllah. O çok önemli bir adımdı. Şimdi “2011’de büyük bir toplantı için konuştum, İstanbul’da, bütün İslam alemini toplayalım, alimlerden 1200 kişi toplayalım” dedim. Şimdi oradaki toplantıda yardımcı olan İsrailli kadın dedi ki; “Birleşmiş Milletlerin de desteğiyle, katılımıyla bu toplantıyı yapalım” dedi. Yani “Birleşmiş Milletler de desteklesin” dedi. Bakın olay, gayet kolaylaşmaya başladı. Mesela “333 tane İslam alimi, 333 tane Hıristiyan alimi, 333 tane de Musevi alimini bir araya getirelim, Mehdiyet’i konuşalım, İsa Mesih (a.s)’ı inişini konuşalım, dünyanın kardeş olmasını konuşalım. 2012’de de Kudüs’te yapalım dedim, acayip hoşlarına gitti. “Tamam” dediler, “1200 kişilik büyük bir alimler topluluğu.” Bir de bu konuyu uzatmayalım, bu gayet makul bir şey. Yani insanların kardeş olması, barış içinde yaşaması mı kolay, birbirini kıtır kıtır doğrayıp, bombalaması, asması, kesmesi mi kolay? İnsanı asıp kesmesi rezalet, kepazelik, zulümdür. Barış içinde yaşamak, en güzeli, en tatlı olan budur. Bunda zor olan ne var? Şimdi daha da ısrarla üstüne gideceğiz inşaAllah, Ermenistan’ı da olayın içine alacağız inşaAllah, Rusya’yı da içine alacağız, koskoca bir Türk İslam Birliği. Kıyamet yakın, adamlara anlatamıyorum. Daha hala boğuşmanın peşindeler. Bediüzzaman söylediği, hadise dayanıyor, doğru. “Hicri 1545 gibi, kıyamet kopacak” diyor. İllaki kafalarına kopup, patlayıncaya kadar, anlamazdan geliyorlar. Nitekim de öyle oluyor. Küfür inanmıyor, kıyamet kafalarına patlayınca, “doğruymuş” diyorlar. Yakın diyorum, doğru söylüyorum. Bu 70 yıllık dönem içinde, hepsi bitecek. Cübbeli’si, kubbelisi, topalı, kenanesi hepsi çıktı, Hz. Mehdi (a.s)’da zuhur etti, İsa Mesih (a.s)’da indi inşaAllah. Cübbeli kendi görevini yapıyor, Hz. Mehdi (a.s) kendi görevini yapıyor, İsa Mesih (a.s) kendi görevini yapıyor, topal kendi görevini yapıyor, kenane zaten yaptı yapacağını ve devam ediyor. Ayrıca başka, ahir zaman şahısları vardır. Yalnız bunlar şu şudur, şu şudur diye bunun belirlemesi mümkün değildir. Hz. Mehdi (a.s)’ın belirlenmesi mümkündür. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’da, çok detaylı eşkal tarifi var; kaşı şöyle, gözü böyle, onu teşhis etmemiz kolay, İslam’ın dünyaya hakimiyetine vesile oluyor. Özetle, çok güzel günler göreceğiz inşaAllah, çok hoş günler göreceğiz, çok hoş gelecek var, ahir zaman şahısları teker teker çıkıyorlar. Hz. Mehdi (a.s) konusunda, tabii ki başlangıçta bir kargaşa olacaktır. Yani o mu, değil mi, çıktı mı, çıkacak mı diye bunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor ama olay öyle bir noktaya gelecek ki, çıktı dese de bir şey olmayacak, çıkmadı dese de bir şey olmayacak, zaten çıkmış olacak. Çünkü kader işliyor, Allah’ın kaderini kimse durduramaz. Kader demek ne demek? Her şey bir anda, bir saniyede yani sonsuz kısa zamanda olup, bitmiş. Bir insan bunu nasıl değiştirecek? Tabii bir direnme olacak yani direnme olmazsa, Mehdiyet olmaz. Mesela Cübbeli direnecek, Mehdiyet bastıracak. Topal direnecek, Mehdiyet bastıracak, deccal direnecek, Mehdiyet bastıracak, şeytan direnecek, Mehdiyet bastıracak ki, Mehdilik olsun. Yoksa Mehdiyet olmaz. Yani kimi sarıkla-cübbeyle çıkacak, kimi fötr şapkayla çıkacak, kimi kafasında kukuletayla çıkacak, kimi kafası açık çıkacak, çıkacaklar, çıkacaklar ve karşımızda, bir direnç olacak, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleriyle ve Hz. Mehdi (a.s) ile bu güçlere karşı mücadele edecekler, inşaAllah. Bizde, Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olduğumuz için, bu gayretin içindeyiz. Mesela A9 Tv ‘ye dikkat ediyorum, bizim hayalimizden geçmeyecek bir şey, televizyon kanalı kurmak ne demek? Bu çok büyük bir olay. Yani tahayyül dahi edemeyeceğimiz bir konuydu. Bakın, çok rahat kuruldu. Gün içinde sık program yapmak zor bir şey, çok şahane oldu. Bizim çocuklar çıkıyorlar, iman hakikatleriyle cayır cayır çok şahane güzel konuşuyorlar, bakın sadece iman hakikati. “Allah vardır ve Bir’dir” ve sürekli bunu anlatıyorlar, çok güzel, çok şahane inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Dediğiniz gibi “Türk İslam Birliği olmadığında, daha zor olanı yaşanıyor” dediniz. “Yemen’de uçaklar bomba yağdırdı” diyor. Bir başka haberde; “Suriye’de halka bomba yağıyor” diyor, İslam dünyasının durumu böyle.
ADNAN OKTAR:Bakın kardeş kardeşi boğuyor. Mesela Yemen’de, Şii-Sünni ayırımı var. Ne fark eder, deli misiniz siz? Sünni olsa ne olur? Şii olsa ne olur? Caferi olsa ne olur? Ne güzel işte hepsi nur gibi Müslüman. Sana ne? Başka bir tarikattan da olabilir, başka bir mezhepten de olabilir. La ilahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyor, adama bu yetmiyor. Allah Allah ne istiyorsun? La ilahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyen adamı öldüren, Musevi’yi öldürmez mi? Hıristiyan’ı öldürmez mi? Onları haydi haydi öldürür. Komünisti de öldürür, hepsini öldürür. Öyle tipler, kendi dışındaki adama hayat hakkı tanımaz. Mehdiyet öyle değil. Mehdiyet, yaşatma yönü ağır basan bir harekettir. Bir de Mehdiyet, kaliteli yaşatmayı esas alan bir harekettir. Güzel yaşatmayı, mutlu, sevinçli, sıhhatli yaşatmayı esas alır. Yani Mehdiyet, müşriklerin bile, güzel hayat yaşamasını sağlar. Dinsizleri bile koruyup-kollar, birinci sınıf vatandaş olarak koruyup-kollar. Öyle bir sistemdir. Ama görüyorsunuz deccaliyet, dünyaya kan kusturuyor. Suriye halkı vergi veriyor, fakir halk parasını veriyor, mesela buğday üretiyor, devlete vergisini veriyor, akşama kadar memuru çalışıyor vergisini veriyor, Suriye hükümetinin fabrikalarında bomba imal ediliyor, sonra hükümet diyor ki; gelin bakalım, verdiğiniz paralarla sizi bir bombalayayım ben” diyor. Adamın verdiği para, kendisine bomba olarak dönüyor, kafasına bomba yağıyor. Onun verdiği parayla oluyor. Onun verdiği parayla askerler yemek yiyorlar, güç kazanıyorlar, askerlere elbise veriliyor, onlara uçak alınıyor, jet uçağı alınıyor, bombalar yerleştiriliyor ama halkın verdiği parayla. Halkın verdiği parayla, halk bombalanıyor. Bu rezalettir. Yemen’de de bu böyle. Şii, Sünni herkes devlete para veriyor, devlet o parayla, milleti bombalıyor. Bunu da insanlar seyrediyorlar. Hadi diyoruz, İslam Kurtuluş Örgütü, İslam Konferans Örgütü gibi çeşitli şeyler. Mesela İslam Konferansı Örgütü Başkanı Ekmeleddin İslamoğlu, çıt yok. Çıkmaz, çıksa da dinlemezler. Çünkü Mehdiyet değil. Çünkü Hz. İsa (a.s)’ın topluluğu değil. Dinlemezler. Nitekim de devam ediyor, çıtları çıkmıyor. Halbuki yeri göğü birbirine katmaları lazım. Mehdiyet olsa, tek bir sözüyle durur . Yani zaten olay başlangıcında hiç başlamaz, başından başlamaz.
ALTUĞ BERKER:The Guardian Gazetesi’nde de, haberde sizden bahsediliyor Hocam. İngiltere’nin en tanınmış sol liberal gazetelerinden biri The Guardian, onun internet sitesinde, dün Yaratılış ile ilgili bir haberde, isminiz şöyle geçiyor: “Geçtiğimiz hafta Cambridge Üniversitesi’nden uzman bir Biyokimyacı ile konuşuyordum; ‘Türkiye’de çalıştığı, 1970’leri kapsayan süre boyunca, Yaratılışçılık kelimesinden tek bir söz edilmediğini’ söyledi. Günümüzdeyse bu konu, eski dünya Yaratılışçılığını savunan, Yaratılış Atlası gibi tartışmalara yol açan ve yaygın biçimde dağıtılan kitapların yazarı olan Harun Yahya gibi kişilerin faaliyetleri sayesinde halk, seviyesindeki tartışmalara hakim durumda” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:The Guardian. Muhabbetleri hoşuma gitti. Bir daha anlat bakayım.
ALTUĞ BERKER:Haberde şöyle diyor: “Geçtiğimiz hafta Cambridge Üniversitesi’nden uzman bir Biyokimyacı ile konuşuyordum; ‘Türkiye’de çalıştığı, 1970’leri kapsayan süre boyunca, Yaratılışçılık kelimesinden tek bir söz edilmediğini’ söyledi. Günümüzdeyse bu konu, eski dünya Yaratılışçılığını savunan, Yaratılış Atlası gibi tartışmalara yol açan ve yaygın biçimde dağıtılan kitapların yazarı olan Harun Yahya gibi kişilerin faaliyetleri sayesinde halk, seviyesindeki tartışmalara hakim durumda” demiş.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Yani o, alemin delikanlısı diyor, maşaAllah. 1970’lerde nasılmış? “Yaratılışın adı dahi anılmıyordu, öyle bir konu yoktu” diyor. “Darwinizm hakimdi” diyor. Sonra mübarek 1980 yılında İstanbul’a gelince, tozu dumanına birbirine kattı diyor. İşte Hz. Mehdi (a.s) talebeliği böyle olur. Ve Türkiye kale haline geldi, elhamdülillah. Anket yapılıyor, Allah’a inanma oranı, bütün Avrupa’ya göre en yüksek Türkiye. Asya’ya göre de en yüksek Türkiye. Evrim teorisine inanmama oranı, Yaratılışa inanma oranı, yine en yüksek yer; yine Türkiye.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Şimdi gözlerimizi neyle teselli edelim? Kulaklarımıza hangi sesi dinletelim? Neredesiniz” diyor. “Gıdasını almamış ruhumuzu, nasıl teskin edelim? Kalbimiz sevgisini sizi görmekle bulurdu, bugün gördük sizi Hocam” diyor. Şahane şiirler, maşaAllah. Evet maşaAllah, kardeşimizin sevgisi çok güzel.
Kardeşim ben abartmıyorum, doğru söylüyorum. Cübbeli tarzı tipler, olayı bambaşka bir şekle getiriyorlar. Yani insanları uyuşturuyorlar, bir anlamda uyuşturuyorlar. Bir de insanlar kendilerini haklı görüyorlar. Allah ayette diyor ki: “Ahirette, bütün yapıp-ettikleri boşa gitmiştir” diyor. Kardeşim bir insan İttihad-ı İslam’ı savunmuyorsa, ne konumda olur? Türk İslam Birliği’ni savunmamak ne demek? Değil mi? Zulmü durdurmak için, geceli gündüzlü gayret edilmesi lazım. Adam yan gelip yatıyor. Alp Dağları’nın tepesinde, keçi kovalıyor. Veyahut orada kim varsa, onunla konuşuyor, dağlara tırmandığına göre spor mu yapıyor bilmiyorum. Bir de “Allah’ın emri oralara gitmek” diyor. “Ben Allah’ın emrini yerine getiriyorum” diyor. Allah’ın emri; İttihad-ı İslam’ın oluşmasıdır.
“Ben sizden özür diliyorum. Bu güzeller güzeli dünyayı yaşanmaz kılmayı kimler oluşturuyor. Sohbetlerinizi çok hoşuma giderek seyrediyorum. Sizlerden duyduğum, Hz. İsa (a.s) gelecek inşaAllah” diyor. “Bu güzeller güzeli dünyayı bombalarla, savaşlarla berbat etmeye uğraşıyorlar. Siz de buna karşı, çok güzel mücadele veriyorsunuz. Sizden, Allah razı olsun” diyor. “Savaşı önlemek için yaptığınız gayretlerinizden dolayı, sizleri tebrik ediyoruz” diyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Paris’te inşaAllah, kardeşlerimiz Paris’in en güzel camilerinden Dransi Camisi’nde, Hutbe sırasında, sizi temsilen Türkçe ve Arapça, İslam Birliği konulu bir konuşma yapacaklar inşaAllah. Onun afişini gösteriyorum. Paris’in en büyük camisinde, İslam Birliği sohbeti yapacaklar inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Paris’in en büyük camisi. Paris’teki konferansları yüzlerce, binlerce yapacağız Allah’ın izniyle. Fransızlar kibar insanlardır, güzel insanlardır. Madem deccaliyet orada en azgın şekliyle yayıldı, biz de İslam’ı en güçlü şekilde Allah’ın izniyle orada yayacağız. Tam zıddını yapacağız, inşaAllah. Sevgi, çok hoş bir şey, dostluk çok hoş bir şey, kardeşlik hoş bir şey, barış hoş bir şey, çünkü Cennette biz bunu sonsuza kadar istiyoruz. İnsan Cennette sevgiye doymuyor, Cennete gittiğinde doymuyor. Barışa doymuyor, huzura doymuyor, güvenliğe doymuyor. Sonsuza kadar istenen bir şeyi, biz burada başlatmış olacağız inşaAllah. Çünkü bakın daha hala insanlarda kapıp-kaçırmak korkusu var, Suriye’de, Türkiye’nin birçok yerinde de var. Mısır’da, Libya’da, her yerde korku hakim. Amerika’da da korku hakim. Fransa’da da korku hakim. İnsan göğsünü gere gere, rahat ve huzur içinde yaşayamıyorlar. Mehdiyet bunu sağlayacak inşaAllah. Kuran hep bunlardan bahseder, hep sevgiden, barıştan, güzellikten bahseder. İnsanların aksini yapmaları, hayrettir.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Rad Suresi, 11. ayet “O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri (takipçileri) vardır”,biliyorsunuz Hz. Mehdi (a.s)’ın da, her tarafında melekler vardır. Cebrail (a.s) ve Mikail (a.s) iki tarafındalar inşaAllah, “onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar.”Hz. Mehdi (a.s) da öyle, korunma altındadır.“Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz.” Yani ‘bir toplum bozulmadıktan sonra, ona verdiğim nimeti bozmam’ diyor Allah. “Allah bir topluluğa kötülük istedi mi,”Anarşi, kargaşa, boğuşma, bölünme, parçalanma, “artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur.”Yani ‘ekonomik krizi de meydana getiriri’ diyor Allah, ‘felaketi de meydana getiririm, bunu durduramazlar’ diyor. Yani mesela ‘bir melek gelsin, başının üzerinde dursun, görelim’ diyorlar. Şeytandan Allah’a sığınıyorum, 7 “İnkar edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya.“ Yani ‘bir melek gelsin, başının üstünde dursun, görelim’ diyorlar. ‘Madem Hz. Mehdi (a.s), görelim’ diyorlar.“İnkar edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya. Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.” ‘Mehdi’sin’ diyor Allah.Ebcedi; net 1982 tarihini veriyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakan bir ayet ama işari anlamda Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor. Hidayet önderi; Hz. Mehdi (a.s) oluyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ayşe Arman, ünlü basketbolcu Kerim Abdülcabbar ile röportaj yapmış, onun haberi vardı. Kerim Abdülcabbar, 19 yaşında Müslüman olmuş. Önceden adı Lewis Alcindor’muş. Kerim Abdülcabbar’ın röportajda bazı güzel ifadeleri var, şöyle söylüyor: “İslamiyet’i tanıyınca, araştırınca, özümseyince Müslüman olmaya karar verdim. Oysa Hıristiyan olarak yetiştirilmiştim. Ama doğruyu bulmak için, hiçbir zaman geç değildi. 19 yaşında Kelime-i Şahadet getirdim ve Müslüman oldum. Benim için bütün doğrular İslamiyet’te. Kuran’ı birkaç kez okudum ve Kelime-i Şahadet getirdim ama Müslüman olduğumu kamuoyuna beş yıl sonra açıkladım ve ismimi değiştirdim” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet, Kerim Abdülcabbar, maşaAllah.
Şeyhim şahane, röportajlarda çok güzel konuşuyor.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, vesilenizle, sizden öğrendiğimiz bilgilerle.
ADNAN OKTAR:Bizim gençler de öyle, bayağı güzel, akıcı ve etkileyici konuşuyorsunuz, aferin maşaAllah, elhamdülillah. Hocam sen anlat.
ALTUĞ BERKER:Vesilenile Hocam. Üç gün önce bir haber vardı Hocam, onu göstermek istiyorum. “DP Lideri miting alanına atla geldi” diyor. Namık Kemal Zeybek, mitinge beyaz atla gelmiş. ‘Başbakan’ın gerçek rakibi, benim’” demiş.
ADNAN OKTAR:Namık Kemal Zeybek, atla gelmiş. Evet, bizim milletimiz atı sever, bütün insanlar atı sever. Atın üstünde gelip, atın üstünde gitmek de var, yani atla gelmeyle olmaz. Namık Kemal Zeybek, Darwinizm’e, materyalizme karşı tavrını açıkça koyacak, bunu belirtmesi lazım. Namık Kemal Zeybek’in iyi yönü, Türk İslam Birliği’ni savunur, o güzel. Ama tabii İslam’ı ön planda anlatması çok hayati. Türk İslam Birliği derken, bu sadece politik bir birlik değil, bir mana birliği, ruh birliğidir, o ruhu çok iyi vurgulaması lazım. Sevgiyi, barışı, kardeşliği çok iyi savunması lazım. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı, çok şiddetli tavır koyması lazım. Çünkü şu an Türk milletinin başındaki en büyük tehlike budur. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, PKK’dan dahi büyük bir tehlikedir. Bakın devlete meydan okuyor. Çakallar geçen günlerde, mahkeme heyetine herhalde bu ağır ceza heyetine meydan okumuş. Bu çakallar “çocuklarına da kötülük yapacağız, kendilerine de kötülük yapacağız” diye, yani bu itlerin böyle kabadayılık yapmasına karşı, milletimiz daima hakimlerimizden, polisimizden ve devletimizden yana olarak mukabele etmeleri lazım. Demek ki, bu çakalların, bu itlerin ellerine imkan geçse, bayağı bir hırlayacaklar, bir şeyler yapmaya çalışacaklar. Şu an hırlıyorlar, hırlamalarına da müsaade edilmemesi lazım. Hakimlerimiz bize emanet, savcılarımız bize emanet, devletimizin sonuna kadar yanındayız, polisimizin sonuna kadar yanındayız, kıllarına dokundurtmayız evelAllah, inşaAllah, Cenab-ı Allah’ın izniyle, milletçe böyle bir şey olmaz. İt ürür, kervan yürür derler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam bugün, merhum Erbakan Hocamız’ın bağlı olduğu, Gümüşhanevi Tekkesi’nin ve aynı zamanda Milli Görüş Hareketi’nin de kurucusu olan, Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi Hazretleri (k.s)’un hakkın rahmetine kavuştuğu gün, 13 Mayıs, inşaAllah. Biraz bilgi verebilirim arzu ederseniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Babası Emirler sülalesinden, Mustafa Evendi. 1813 tarihinde, Gümüşhane’nin Emirler mahallesinde doğdu. 13 Mayıs 1893 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Kabri şerif-i, Süleymaniye Camii avlusunda, Kanuni Sultan Süleyman Han türbesinin, kıble tarafındadır. Ziyaüddin Gümüşhanevi Hazretleri, küçük yaşta ilim tahsiline başladı. 5 yaşında, Kuran-ı Kerim’i hatmetti. 15 yaşlarındayken, amcasıyla birlikte ticaret için İstanbul’a gitti. Beyazıt Medresesi’ne gidip, talebe oldu. Burada ilim, hikmet, fen ve ahlak bilgilerini öğrendi. Sonra Mahmud Paşa Medresesi’ne giderek, orada sol sıradaki en son odaya yerleşip, kendisini ilim ve ibadete verdi. Mahmud Paşa Medresesi’nden icazet aldıktan sonra, Beyazıd Medresesi’nde müderrisliğe başladı. 25 sene, geceleri sabahlara kadar kitap yazmakla meşgul oldu. Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri’nin, önde gelen talebelerinden, Ahmed Bin Süleyman El-Ervadi Hazretleri’nin manevi terbiyesine girdi. Sonra kendi talebelerini yetiştirmeye başladı. Talebelerini ve sevdiklerini, haram olan alışverişten korumak için, dergah için bir yardımlaşma ve ödünç alma sistemi kurdu. Talebelerine ev ve iş yerlerinde işe yaramaz ve beklemekte olan menkul servetlerini, dergahta toplamalarını emretti. Muhtaç talebelerinin burada biriken paranın ihtiyaçları kadar, mali güçlerine göre ve daha sonra ödemeleri üzerine borç almalarını sağladı. Neticede, sonraları bir araya gelen sermayeyle bir matbaa kuruldu. Neşr edilen ilmi eserler, bedelsiz dağıtıldı. İstanbul, Rize, Bayburt ve Of’ta, 18 bin cilt eser, dört ayrı kütüphane kurularak, Anadolu’da kültür merkezlerinin meydana getirilmesine çalışıldı. Ziyaüddin Gümüşhanevi Hazretleri, 93 harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşlarında iştirak ederek, cephede bizzat çarpışmış, gönüllü gittiği bu savaşın kesintiye uğradığı bir ara Of’a gelerek, tarikat neşrinde ve irşad hizmetinde bulunmuş. Savaş başlar başlamaz, muharebe meydanına tekrar dönmüştür. Ziyaüddin Gümüşhanevi Hazretleri, güzel ahlak ve güzel halleriyle meşhur olmuştur. Dünya malına kıymet vermezdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine çok bağlıydı. Kendisi, lüzumsuz sözlerden hoşlanmaz ve boş vakit geçirmezdi. Arkasında çok sayıda halife bırakmış, bu halifeleri çok farklı bölgelere göndererek, çok büyük bir irşad hizmeti gerçekleştirmiştir. Alfabetik sıraya göre yazılmış olduğu, Ramuz El-Ehadis adlı hadis kitabından, haftada iki gün dersler veren Gümüşhanevi Hazretleri, ömrü boyunca, yetmiş defa bu usulle, Ramuz’u hatmetmiştir. Kendisinden okuyup, icazet alanlar da, aynı usule uymuşlardır. Bu silsilenin en son halifelerinden, Mehmet Zahid Kotku Hazretleri, İskender Paşa Camii imamı iken, burada Ramuz okutarak, bu geleneği günümüze kadar devam ettirip, getirmiştir. Ondan sonra da, Mahmud Esad Coşan Hoca Efendi, Pazar günleri ikindi namazını müteakip, İskender Paşa Caminde Ramuz sohbetlerini devam ettirmiştir” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Allah rahmet eylesin. Nurettin Coşan, onun yerine geçen oğlu halifesi şu an devam ettiriyorlar. Çok güzel bir topluluktur, güzide, seçkin bir topluluktur. Aydın, kaliteli, hoş insanlardır. Çok değerli siyasetçiler, politikacılar yetiştirmişlerdir. Topluluk, çok mühim bir topluluktur, klas insanlardır, iyi insanlardır, maşaAllah. Bunu oku sen, ihtiyaten düzeltiriz.
ALTUĞ BERKER:"Alman Cumhurbaşkanı'nın önemli bir açıklaması üzerine, Almanya'da İslam'ın, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi resmi bir din olarak tanınması ile ilgili bir anket düzenlenmektedir. Maalesef hayır oyları önde gidiyor." İslam'ın din olarak tanınması için, bir link verilmiş, linkten ulaşacağımız bir site verilmiş, bu anket oradaymış.
ADNAN OKTAR:Gerçi bu anketlerle pek bir şey değişmez ama yine de kardeşlerimizin o tarz anketlerde, İslam'ın aleyhinde olan konuşmalarda, demokratik tavırlarını koymaları, tabii güzel olur.
ALTUĞ BERKER:Eskiymiş bu anket Hocam, şu anda devam etmiyormuş.
ADNAN OKTAR:O zaman mesele yok.
“Selamun Aleykum.” Mehmet Demirel kardeşimiz, kardeşinin rahatsızlığı ile ilgili bize daha detaylı bilgi göndermiş. Yok, Müslümanlıkta, üzülme olmaz. Allah şifa versin inşaAllah. Ben, sizi bir kardeşimizle telefonla görüştüreceğim. Ne yapmanız gerektiği konusunda, o kardeşlerimizle istişare edin, doktor kardeşlerimizle, ben gereken bilgiyi vereceğim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum, ‘Dinsizliğin İlkel Mantığı’ isimli eseriniz, elimdeki 6. baskısı. Allah Kuran'da, dinden uzak olan insanları; “cahil” olarak isimlendirir, cehalet kişinin yaratılış amacından, Yaratıcısı’nın vasıflarından, kendisine gönderilen Kitap’taki bilgi ve hikmetten, sonsuz yaşamını ilgilendiren konulardan habersiz olması ve bu cehaletin doğurduğu şuursuz bir yaşam biçimini benimsemesidir. Bu kitabınızda, cahil kimselerin dinsizliğin getirdiği bozuk mantık örgüsü, yaşam tarzları, korkuları, saplantıları, kötü ahlak özellikleri, ikna edilemeyişlerinden detaylı şekilde bahsediyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah'a sığınıyorum. İbrahim Suresi 34.ayet; “Size her istediğiniz şeyi verdi” diyor Allah. Göz veriyor, kulak veriyor, parmaklar var, kaplar var, ışık, elektrik. Şimdi saymaya kalksak burada, bugün bitmez, ertesi gün de bitmez, gruplayarak saymaya kalksak, yine bitmez, değil mi? “Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz” diyor Allah. “Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.” İlgilenmiyorlar diyor Allah, bu kadar nimet verdiğim halde, beyinlerinin içinde şu kadarcık yerde yaşadıkları halde, sürekli Allah onlara görüntü, ses sunuyor, nimet sunuyor, hisler veriyor, fakat onlar ilgilenmiyorlar. Yani lakayıt bir havada, lakayıt bir üslupla ilgilenmiyorlar, Allah ondan bahsediyor. Şimdi biz beynimizin içerisinde, mercimek kadar bir yerde, bu görüntüleri görüyoruz, bu sesi duyuyoruz, yani şuur denilen yerde, bunları şu an yaşıyoruz. Temiz havayı da Allah gösterir, araba seslerini Allah gösterir, sokaktaki satıcıları, simit satıcılarını Allah gösterir, insanların kavgalarını gösterir. Nasıl filmlerde doğal sahneler yapılıyor, mesela kovboy filmlerinde de köpekler oluyor, sokakta gezinenler oluyor, doğal bir görüntü veriliyor, aynısıdır. Allah da bu dünyada, bize böyle görüntü verir. Ama gaflet içinde kalmaya kararlı olan insanlar, düşünmeme konusunda direnirler, var gücüyle direnirler. Allah, düşündüreceği şeyleri sürekli verir, onlar düşünmezler. O zaman Allah, insana zaman zaman bela veriyor, hastalık veriyor, düşünsünler diye, yine düşünmüyor, yine hastalık bela veriyor, yine düşünmüyor. Mesela ölümü yaratıyor Allah, çok kısa süre sonra ölümü görüyorlar, yine düşünmek istemiyorlar. Allah, düşünmeleri için, ölümde çok feci son meydana getiriyor. Mesela bir ölüde meydana gelen koku çok iğrençtir, dünyadaki en iğrenç kokudur. İnsanın ölümünde meydana gelen görüntü, dehşet vericidir. Gözleri dışarı fırlar, bağırsak muhtevası basıncın etkisiyle ağzından çıkar, kadında rahim dışarıya doğru atılır, gözü jöle olur akar, saçları toprak altında kalmış keçe gibi, çok kirli bir yün parçası haline dönüşür, etleri dökülür, bütün kemikleri dökülür. Bu çok kısa sürede oluyor. Mesela otuz yaşında bir kadın, kırk, elli, altmış, yetmiş. Ömrü, dört tane on senede bitiyor. Çok kısa sürede bitiyor. Buna rağmen coşkuyla, çılgınca dünyaya bağlanıyor insanlar. Mesela kıyafet giyiyor, nihayet ince, yünden veya ketenden oluşmuş bir şey. Kısa süre sonra onlar parçalanıyor, araba alıyor araba eskiyor, ev alıyor ev eskiyor, parçalanıyor. Dünya oluyor, dünya da en sonunda kıyamette paramparça olup dağılıyor, kısa sürede oluyor. Bakın dinlerin bitişine, yetmiş yıl var. Yani “1545 gibi de kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. Fakat Allah nasıl uyarı yaparsa yapsın, insanların büyük bölümünde, gaflete karşı eğilim var. Mesela acz içindedir insan, kadınlar saçını boyayarak, makyaj yaparak güzelleşmeye çalışıyorlar. Allah özellikle eksik yaratmıştır. Mesela kelebeklerde öyle bir şey yoktur, kelebek olağanüstü ihtişamlı ve süslüdür, makyajı çok mükemmeldir, hiç bir ilaveye gerek yoktur. Kelebeğin üstüne daha süsleyeceğin hiç bir şey yapamazsın. Mesela bir sülün muhteşemdir, daha onun üstüne ne süsleyeceksin? Altın sülün muhteşem pırıl pırıl parlar, çok güzeldir. Ama insan özellikle acz içinde yaratılmıştır. Mesela kulağını temizlemesi gerekir, burnunu temizlemesi gerekir, ağzını temizlemesi gerekir, koltuk altını temizlemesi lazım, vücudunun her yerini temizlemesi lazım ve sürekli acz içindedir. Bir böceğin böyle bir sorunu yoktur, dikkat ederseniz böcek pırıl pırıl parlar gıcır gıcır, karıncalar vernikli gibidir. Onların ne diş fırçalamaya ihtiyacı vardır, ne sabah elini yüzünü yıkamaya ihtiyacı vardır. Patilerini onlar böyle bir kaç defa siliyorlar konu bitiyor, gıcır gıcır oluyorlar. Evet, dünyanın aczi bunlar.
Evet Berker’im şimdi seni dinleyelim.
ALTUĞ BERKER:İman hakikati resimleri gösteriyorum.
ADNAN OKTAR:Mesela tavus kuşu. Niye süslensin bu? Zaten Allah bunu muhteşem süslemiş, renklerin en güzeli, göz makyajı mükemmel, boynunun görünümü mükemmel, kuyrukları mükemmel, her şeyi mükemmel. Bunların hiç birisi, diş macunu kullanmaz, diş fırçası kullanmaz ömürleri boyunca. Tavşan dişini açıp bakın pırıl pırıldır, bembeyaz gıcır gıcırdır, hayatta bir kere bile diş fırçası kullanmaz. Nefis oluyor, ne diş doktoruna gidiyorlar ne de bir şey. İnsanların bir ayağı hastanede. Hafta 8 gün 9, herkesin ilaç dolabı olur. Mesela sosyetenin toplantıları oluyor, görüyorum. Bazı ülkelerde mesela Fransa’da, böyle tirit adamlar, ayakta duramıyorlar. İşte Sör diyorlar. Adam gelmeden önce tansiyon ilacını alıyor, kolesterol çıkmış bilmem kaça, romatizma ilaçlarını ayrı alıyor. Kanser tedavisi halen devam ediyor. Kulağındaki işitme kaybına karşı ilaç veriliyor. Gözlerine lens takılıyor, saç zaten ya takma oluyor, ya boyanmış oluyor, taranmış oluyor, binbir türlü aczle ayakta duruyor. Yani normal bir saç, normal bir göz, normal bir kulak, normal bir vücut milyonda bir oluyor. O kadar çok nadirdir. İnsanlar, hep acz içindedirler. Yani hemen hemen tamamına yakını böyledir. Hep bir sağlık sorunu var, hep acılar içerisindedir. Televizyona bakıyorum mesela her gün bir ölüm haberi var. Her gün cenaze namazı görüntüleri var. Ya arkadaşının hastalandığını görür, ya birinin dostunu hastaneye götürür, ya kendi gider hastaneye. Hastane ikinci kapı gibidir adeta, bütün hastaneler çaka çaka dolu. Her yerde hastanede kuyruk var. Her yer doktor. Mesela ben yolda giderken bakıyorum, işte doktor bilmem kim, doktor bilmem kim. Her yer doktor dolu. Yol boyunca da avukatlar var. Davalar, hapishaneler, mahkemeler, karakollar. Yani insanlar dünyayı bakın ne hale getiriyor. Halbuki ne avukata gerek kalsın, ne mahkemeye gerek kalsın, ne hapishaneye gerek kalsın. Değil mi? Bir kere bunları insanın üzerinden alın. İnsan zaten zayıf bir varlık. Müslümanların, mutlu ve güzel olarak, Allah’a kul olmak için gayret etmesi lazım. Birbirlerini koruyup, kollamaları lazım. Hayatın kısa olduğunu görüp, birbirlerini sevmeleri lazım. Mesela sosyetedeki gençlere bakıyorum, kakara kikiri eğleniyorlar, ya bir trafik kazasıyla ya herhangi bir şeyle gençken ölüyorlar. Disko yine, diskoda oynayan arkadaşları devam ediyor ama o mezarın altında, simsiyah karanlıkta, tek başına duruyor. Mezarlıkta bir arkadaşı daha var, komşusu. Yaklaşık bir buçuk metre bitişiğinde komşusu. Ama o da kıpırdayamıyor. O da toprağın içinde, simsiyah karanlığın. Biraz daha ilerde bir komşusu daha var, o da kıpırdayamıyor. Orada büyük bir mahalle oluşturmuşlar ama hiç kimse toprağın altından çıkamıyor ve hepsi berbat bir kokunun olduğu bir ortamda nefes alamayacakları bir ortamda simsiyah karanlığı seyrederek, yüzyıllarca toprağın altında bekliyorlar. Mesela milyoner, katrilyoner fabrikatör falan bey, tesisleri kurmuş, imkanları kurmuş, kendisi toprağın altında. Orada geniş mahalle arkadaşlarıyla beraber, hep beraberler. Bitişiğinde, bilmem ne profesörü bilmem kim, öteki tarafta hakim bilmem ne, öteki tarafında, ünlü bilmem ne ailesi. Ben geçerken bakıyorum, aile mezarlıkları var, herkes birbirine orada komşu ama kimse birbirine gidemiyor, kimse konuşamıyor, kimse nefes alamıyor, yemek de yiyemiyorlar. Seyrettikleri görüntü siyah, sadece karanlığı görebiliyorlar. Nefes aldıkları koku, dünyanın en iğrenç kokusu, yiyecekleri ancak toprak yiyebilirler başka bir şey yiyemez. Sürekli etleri parçalanıyor, kemikleri parçalanıyor. Böyle bir hayat. Öbür tarafta da stereo müzik devam ediyor. Arkadaşları samba yapıp, oynamaya devam ediyorlar, viskiler havalarda uçuşuyor, şampanya patlatıyorlar köpükleri üstüne başına, birbirinin üstlerini başlarını batırıyorlar. Değil mi? Kıyafetleriyle birbirlerine hava atıyorlar. İşte benimki şu, benimkisi bu falan diyerekten. Halbuki daha dün o ekipte olan adam, toprağın altında duruyor. Üç gün sonra yine onların yanında hava atanlardan bir tanesi onların yanına gidiyor, komşuları o da toprağın altına giriyor. Mahalle genişliyor gittikçe. Toprak altı mahallesi genişliyor. Ama adamlar yine umursamıyorlar. Yani Allah o kadar çok düşünecekleri şey veriyor ki. Mesela sabah kalkıyor perişan vaziyette, saç sakal, üstü başı birbirine karışmış. Elini yüzünü yıkıyor, banyo yapıyor, uğraşıyor, kendisine şekil veriyor. Sokağa güler yüzle çıkıyor. İlaçlarını alıyor. Millet de zannediyor ki, çelik gibi bir şey. Halbuki değil. Yani insanlar acz içinde, bunu görmezden geliyorlar. Fakat bunları zaman zaman anlatmak, düşündürtmek önemlidir yani Kuran’ın hükmüdür. Peygamberimiz (s.a.v.) de söylüyor; “Ölümü çok anın” diyor. Ölümü anmayan insanlarda, olgunluk oluşmuyor. Yani yarı deli gibi olur insan. Yani dengesi bozulur. Allah’ı düşünmediğinde, dini düşünmediğinde, Kuran hakikatlerini düşünmediğinde, dengesi bozulur. Mesela genç kızlar da, 19-20 yaşlarında, bakıyoruz 25 yaşından sonra, ellerinin kemik yapısı değişmeye başlıyor. Kemikler yavaş yavaş belirmeye başlıyor. Ciltleri yavaş yavaş kırışmaya başlıyor. Saçlarında beyazlıklar başlıyor. Damar yapısı bozuluyor. Hastalıklar daha sıklaşmaya başlıyor. Eklem hastalıkları, romatizmal hastalıklar, iç hastalıkları, ur tarzı hastalıklar daha hız kazanmış oluyor, mesela özellikle kırklı yaşlara doğru. Halbuki 20 yaşındaki bir genç kız için, iki on sene var. Bir on senede otuz, bir on senede kırk. Kırk yaşında bir kadının ne hale geldiğini, herkes görüyor yani benim tek tek tarif etmeme gerek yok. 20 yaşındaki bir kadının, iki on senesi vardır. 25 yaşında, zaten yolu bir anlamda yarılamış oluyor. 35 yaşında, 40, bitti. Bunun için yapılan bir hırs, akıllı bir hırs olmaz. Bin yıl dahi olsa, bu kadar kendini dünyaya kaptırmak akıllı bir hareket değildir. Dünyada en büyük sorun, insanların kendilerini dünyaya kaptırmaları sorunu. Bunun üstünde çok durmak lazım. Yani dünyaya kaptırmaktan insanları kurtarsak, kurtulsa insanlar, konu bitecek. Mesela Sakıp Sabancı, çok neşeli bir insandı, her gün duyardık. Kendine hoş bir üslubu vardı. Simsiyah toprağın altında bak muazzam tesisleri var, köşkü duruyor, arabaları duruyor, evleri duruyor, buzdolabının içindeki o yiyecekleri duruyor. Hatta dedi ki konuşmalarında ; “Yahu ben, gerçeği anlamada çok geç kaldım” dedi. “Şu an, şöyle bir çeyrek ekmeğin arasına pişmiş kıyma koyup yiyecek durumum dahi yok” dedi. Bakın ne kadar ünlü şahıslar vardı, hiç birinin ismini anmıyorlar, hiç birinin ismini duymuyoruz. Halbuki onlar, daha önce ne kadar gündemdeydiler. Mesela Sakıp Sabancı, oradaki çalışanlar tarafından, her gün gündemde tutulan bir insandı. Siyasi çevrelerde de gündemdeydi, halk arasında da gündemdeydi, şu an unutuldu. Mesela ünlü sanatçılar vardı, çok sevilen kişiler, mesela Kemal Sunal. Herkes bilirdi, hemen hemen her gün ismi duyulurdu, öldü hiç esamesi bile yok. Adı hiç anılmıyor. İnsanlarda böyle bir şey var. Kısa bir süre onu gündemde tutuyorlar, sonra birdenbire, eğer öldüyse, hemen unutma eğiliminde oluyorlar. Halbuki bütün ölenlerin hatırlanması lazım. İbret alınması lazım.
ALTUĞ BERKER:“Afganistan ile ilgili resimlerle birlikte, biraz bilgi verebilir miyim? Afganistan’da sivil ölümleri, yüzbinlere ulaşmış durumda. 11 Eylül saldırılarının ardından, birkaç hafta sonra tam bir delil dahi göstermeden, Bin Ladin’i yakalamak bahanesiyle, 7 Ekim 2001 tarihinde, Afganistan’ı işgal eden Amerika, ilk altı ay içinde 22 bin bomba atmış Afganistan’a. Araştırmalara göre; ‘şu ana kadar yüz binlerce insan hayatını yitirmiş.’ Ama resmi kayıt tutulmuyormuş. Sadece 2010 yılında, Fransız haber ajansı AFP’nin haberine göre; ‘10 binden fazla Afgan hayatını yitirmiş. Saldırılar neticesinde, her gün en az iki çocuk hayatını yitiriyormuş. Bir milyon Afgan çocuk mülteci durumundaymış. Yiyecek olmadığı için çocukların genelde ot ve çekirge yiyerek hayatta kalmaya çalıştıkları belirtiliyor. Aynı zamanda, mülteci kampında olan çocuklara dair resimlerde göstereyim. Yaklaşık 1 milyona yakın çocuk, Afganistan’daki mülteci kampında olduğu tahmin ediliyor. Bu kamplardaki çocuklar, genelde çöplerde toplamacılık yapıyorlar ya da günde 12 saat kadar kiremit fabrikalarında çalışıyorlar. Çok kötü şartlar altında barakalarda yaşıyorlar.
ADNAN OKTAR:Cübbeli de; “Allah’ın emri, Malta Adası’nda denizde yüzmek gerekir. Alp Dağları’nda teleski ile gezmek gerekir. Bu Allah’ın emri, ben de bunu yerine getiriyorum” diyor. “Afganistan’da onlar da, kaldıkları yerden devam etsinler, ben de burada bu faaliyetlerime devam ediyorum” diyor. Taraftar olan adamlar da diyor ki; “Ne kadar güzel yapıyor, çok şahane yapıyor. Faydalı, güzel faaliyetler” diyorlar.
Araf Suresi 157.ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar;” Demek ki, Tevrat diye bir kitap var, İncil diye bir kitap var yani yok hükmünde değil. Cübbeli diyor ki; “Yok öyle bir kitap” diyor. Allah; “Var” diyor. Bak, sahabeler döneminde var. “İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları” ‘yazılı, var’ diyor, Allah. ‘Elan yazılı, var’ diyor. “Ümmi” yani; okuması yazması olmayan “haber getirici”; Resul, “(Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o onlara marufu emrediyor” Güzel olan her şey; barış, kardeşlik, sevgi, huzur, iyilik, “münkeri (kötülüğü) yasaklıyor,” adam öldürmek, zulüm, acılar, ızdraplar yani her türlü zulüm, “temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor” temiz şeyler çok fazla, haram olan şeyler çok azdır. Domuz eti, şarap, Allah adına kesilmeyen yiyecekler, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Kuran ayetleriyle, haram olarak belirttiği, diğer yiyecekler. “murdar şeyleri haram kılıyor.” Mesela kan, kan da haramdır. “ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.” Bakın bu çok önemli; “onların ağır yüklerini”, çünkü o devirde müşrikler binbir türlü kanun çıkartmışlar. Sağa döndün haram, sola döndün haram; gülmek yasak, oturmak yasak, konuşmak yasak, her şey yasak. Müşriklerin özellikleriydi o. Cenab-ı Allah ne diyor? “onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.” Onları saran, yasak zincirleri. Çünkü o devirde, aklına gelen her şey haram. Mesela bir hayvan keseceksin, “hayvanın o kısmı yenmez” diyor. “Sağ bacağını yiyebilirsin, sol bacağını yiyemezsin. Sırtının şu kısmını yiyebilirsin, bu kısmını yiyemezsin” diyorlardı. Aklınıza gelecek yüzlerce konu yasaktı, onları kaldırdı Cenab-ı Allah. “ona inananlar, destek olup savunanlar”, inanıyor ama destek olmak ve savunmak ayrıdır. Hem destek oluyor, destekçi her yerde, onun lehinde konuşuyor, savunuyor. Bir de savunuyor, saldırı olduğunda bir şey olmaması için, özen gösteriyor, gerekirse canını ortaya koyuyor. “yardım edenler” Parasıyla, imkanıyla, bütün gücüyle yardım edenler. “ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler” yani Kuran’ı hep birlikte, izleyenler, “işte kurtuluşa erenler bunlardır” diyor, Allah. Şimdi, burada ne görüyoruz? İnsanların rahatı, huzuru, baskıdan kurtulmaları, güzel ahlaklı olmaları, gönüllerinin rahat olması. İnsanlar ne yapıyor? Bol bol yasak çıkarıyorlar, bol bol haramlar çıkarıyorlar. Acı ortamı meydana getiriyorlar, sıkıntı ortamı meydana getiriyorlar, savaş ortamı meydana getiriyorlar, kan meydana getiriyorlar. Allah da, bunları yasaklıyor. “Güzel yaşayın” diyor. Hayret, normalde kan çok bir şeydir, acı çok zor bir şeydir. Adam bombalamak; bombanın imal edilmesini bir düşünün, bombanın yapımında, yüzlerce mühendis çalışıyor. Çok zor, karmaşık bir yapısı var ve çok pahalıya mal olan bir şeydir. Onu uçağa yüklüyorlar, uçakla koordinat tespit ediliyor, adamların başına bombayı atıyorlar, çocukların kolu, bacağı kopuyor, ağzı burnu kopuyor. “Tam isabet” diyor, adamlar avuç avuca, birbirlerine tebrik ettiklerine dair bir selam veriyorlar. “Tam isabet” diyor bak. Sonra da ekranda gösteriyorlar, “bakın, nasıl vurmuşuz, bombanın patlama şeklini görüyor musunuz? Mükemmel çalışıyor cihaz. Bomba da mükemmelmiş, uçak atışı da mükemmel. Gel sana bir madalya takayım, iyi adam öldürmüşsün sen, ne kadar güzel adam öldürüyorsun sen” diyor. Dizi dizi madalya takıyor adama, adam öldürüyor diye. Bak, Afganistan’daki çocukları gösterdin. Gariplerim orada sürünüyor çocuklar. Başlarına yağmur gibi bomba yağıyor. Adamlar da habire “Hz. Mehdi (a.s) yok, Hz. İsa (a.s) gelmeyecek, İttihad-ı İslam olmayacak, Türk İslam Birliği olmayacak” diye Müslümanların şevkini, heyecanını kırmaya çalışıyorlar.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Yeni Asya Gazetesi’nden, Ali Ferşadoğlu bugünkü yazısında; “Nemruda karşı Hz. İbrahim (a.s), firavuna karşı Hz. Musa (a.s) nasıl mücadele ettiyse, günümüzdeki deccalizme karşı nasıl mücadele edileceğini de, çağımızın müceddidinin belirleyeceğini” söylemiş. “Bediüzzaman’ın çağımızın müceddidi olduğunu, dolayısıyla Kuran ve Sünneti Seniyyenin bu zamanki içtimai ve siyasi ölçülerini belirleme vazifesinin de onun olduğunu, öyleyse müceddidin siyaset stratejisini belirleyip, vaktimizi, enerjimizi, gücümüzü, paramızı, imkanlarımızı iman hakikatlerini anlamaya, müzakereye, mütalaya, yaşamaya, uygulamaya, anlatmaya, tebliğe ayırmalıyız” demiş.
ADNAN OKTAR:Yazısında, “İttihad-ı İslam için gayret etmeliyiz” diyor mu?
ALTUĞ BERKER:Bu yazısında geçirmemiş galiba Hocam.
ADNAN OKTAR: Olmadı, Bediüzzaman’ın hayatta en önem verdiği konu o; İttihad-ı İslam. Bediüzzaman diyor ki: “Ben, Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Ona ortam hazırlıyorum” diyor. Bediüzzaman’ın bu sözünü hiç yerine koyan bir üslup kullanmış. İttihad-ı İslam’ı hiç ağzına almamış, iman hakikatlerinden bahsediyor. İman hakikatlerinin sonucunda ne olur? İnsan Allah’a iman eder. Allah’a iman edince de, Kuran’a sarılır. Kuran ne diyor? İttihad-ı İslam’ı savunuyor. İttihad-ı İslam’a gelince, ona müsaade yok. Hz. Mehdi (a.s); Hz. Mehdi (a.s)’ı da kabul yok. Peki Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini kabul etmiyorsan, Müslümanların başında bir lider olmasını kabul edin, onu kabul edin. “Müslümanların bir lideri olacak” diyorsan, işte, Hz. Mehdi (a.s) o. 1400 sene sonra, bütün dünyaya İslam hakim olduğunda, bütün İslam aleminin bir lideri varsa, Hz. Mehdi (a.s) odur işte. Hz. İsa (a.s)’dan bahsetmiş mi? Bediüzzaman; Hz. İsa (a.s)’dan bahsediyor, Hz. İsa (a.s)’ın inişinden bahsediyor. Niye bahsetmiyorsun Hz. İsa (a.s)’dan? “Bütün Hıristiyan alemi, Müslüman olacak” diyor. Niye bahsetmiyorsun ondan? Yani bu çok samimiyetsiz bir durum. Bediüzzaman; “Benim görevim, Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Benim görevim bu” diyor. Bediüzzaman vasfını söylüyor; “İttihad-ı İslam için, bütün ömrümü buna verdim, İttihad-ı İslam’ı yaymaya verdim, Allah rızası için” diyor. Görevin ne dediğinde; diyor ki: “Hz. Mehdi (a.s)’ın öncü bir askeriyim, pişdar bir neferiyim. Ona zemin izhar ediyorum, ortam hazırlıyorum” diyor. Arkadaşımız ne diyor? Bunlardan bahsetmiyor. Gerçek Nur Talebesiyse, dürüstçe bunlardan bahsetmesi lazım. Burada, canının istediği yeri kabul edip, canının istemediği yeri kabul etmezse, olmaz. Yeni Asya’nın güzel bir özelliği vardır, Bediüzzaman’dan, Risale-i Nur’dan hiç taviz vermez,. Ama yanlış olan bir özelliği vardır; Mehdiyet’i ve İttihad-ı İslam’ı örtbas etme özelliği. Nur talebesiyse onlar, geceli, gündüzlü, İttihad-ı İslam ana konudur, İttihad-ı İslam’ı ön plana almayan bir insan, Nur talebesi olamaz. Bakın, mesela ben Risale-i Nur’dan okuyorum, anlatıyorum. “100 sene sonra gelenlerden” bahsediyor Bediüzzaman. Bakın, eğer Nur talebesiyse kardeşimiz, Bediüzzaman nasıl açık anlatıyor. “…keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri”sahabe; Peygamberimiz (s.a.v.)’in talebeleri. “niçin bin sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevide bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler?” Bediüzzaman ne zaman geldi? Hicri 1300’de. Burada ne diyor? “1400” diyor. Hz. Mehdi (a.s) 1400’de gelecek, net, rakam vermiş. Bakın, bir daha söylüyorum; b-i-n d-ö-r-t y-ü-z, “bindörtyüz” diyor. Niye ağzınıza almıyorsunuz bunu, niye söylemiyorsunuz? Bu nasıl Nur talebeliği? Bunu söylemediğiniz için, bereketsizlik oluyor. Bunu söylemediğiniz için, şevkiniz olmuyor. O yüzden başarılı olamıyorsunuz. O yüzden hakimiyet olmuyor, çoktan olurdu İttihad-ı İslam. Bediüzzaman’ın en önem verdiği konu İttihad-ı İslam. Allah’ın hükmüdür. “İttihad-ı İslam, en büyük farz vazifedir” diyor, en büyük farz vazife. Siz ne diyorsunuz? “İman hakikati.” İman hakikati anlatmak, tabii ki ona bir zarar getirmez. “Gülün yaprağı ne kadar güzel” diyor, tamam, güzel. Onu Allah yaratıyor. Peki, Allah ne istiyor? Allah, bize Kuran’ı göndermiş. Kuran ne diyor? “İttihad-ı İslam’ı yapın” diyor ama sen bahsetmiyorsun. Gülün yaprağının güzelliğini Budist de anlatıyor, herkes anlatır, komünist de anlatır, bir mason da anlatır; “bir total güç yapıyor” diyor. Ama sen dini savunuyorsun. Kuran’a göre İttihad-ı İslam, en büyük farz vazife, Bediüzzaman’ın kendisi söylüyor.
“Aziz kardeşlerim” diyor Bediüzzaman 27. Mektup’ta,“Sadakatınızdan tereşşuh eden ve haddimin pek çok fevkinde hüsn-ü zannınıza karşı” yani ‘bana Hz. Mehdi (a.s) diyorsunuz, haddimin çok üstünde, hüsn-ü zan ediyorsunuz’ diyor, “bundan evvel verdiğim cevabın bir tetimmesi olarak, bu gelecek fıkrayı iki gün evvel yazmıştık. Sizin fevkalâde sadâkat ve ulüvv-ü himmetinizden tereşşuh eden bir hafta evvelki mektubunuza karşı hüsn-ü zannınızı bir derece cerheden benim cevabımın hikmeti şudur ki:Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki,” kendi zamanında, “herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek (Hâşiye) zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” ‘Siyasete girmeyecek Hz. Mehdi (a.s)’ diyor. Ama bakın, “hakiki beklenilen o zat” diyor. Bediüzzaman, gelmiş olan bir insana, hakiki beklenilen zat der mi?
ALTUĞ BERKER:Ve “bir asır sonra gelecek, o zat” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Bakın, diyor ki; “Fakat, efkar-i ammede, hayatperest insanların nazarında zahiren geniş ve hakimiyet noktasında cazibedar olan hayat-i içtimaiye-i İslamiye ve siyaset-i diniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile, o nokta-i nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar. Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” ‘Kendi zamanında, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesinin imkansız olduğunu’ söylüyor, yalan mı söylüyor? Yalan söylüyorsa, yalan söylüyor, deyin. Doğru söylüyor işte, söylüyorum. İnanacaksınız, dürüstseniz, Bediüzzaman’ın dürüstlüğüne inanıyorsanız, doğru söylüyor. Ya yalancılıkla itham ediyorsanız delilinizi verin, ya doğruysa uyun. Bakın, diyor ki; “Hem bu üç vezaifi birden” Hz. Mehdi (a.s)’ın üç vazifesi birden “bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması” yani kendi zamanında bulunması, “mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” ‘Ne şahıs yapabilir, ne cemaat, ne şahsı manevi, hiç biri yapamaz şu anda bunu’ diyor, Bediüzzaman. ‘Bir topluluk olarak da yapılamaz, şahıs olarak da yapılamaz. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkması, bu devirde, mümkün değil’ diyor, Bediüzzaman zamanında. “Ta Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” ‘Ancak Hz. Mehdi (a.s) zamanında olabilir’ diyor. Kardeşim, hem sen “Nur talebesiyim” diyorsun, hem de Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham ediyorsun. Kendinde olmayan bir bilgiyi ortaya koyuyorsun. Delilin yok, hayali, hayali bilgi. Bak, Bediüzzaman burada, hayali bilgiyle anlatmıyor, net anlatıyor. “Ta Ahir zamanda” vaktini belirtiyor, ahir zamanda, kendisinden sonra “Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini” yani Ehl-i Beyt’i, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunun, seyyidler cemaatinin “cemaat-i nuraniyesini temsil eden” Temsilci ne demektir? Hükümeti kim temsil eder? Başbakan. Sınıf temsilcisi vardır, değil mi? Temsil eden kişiye denir, temsil eden. “temsil eden Hz. Mehdi (a.s)’da” demek ki, Hz. Mehdi (a.s) denen bir insan var. “ve cemaatindeki şahs-ı manevide” Hz. Mehdi (a.s)’da var, cemaati var ve cemaatinden oluşan bir şahsı manevi de var. “ancak içtima edebilir.” Demek ki, ahir zamanda kim geliyormuş? Hz. Mehdi (a.s) geliyormuş. Hz. Mehdi (a.s) varmış, cemaati varmış ve onlardan oluşan şahs-ı manevi varmış. “ancak içtima edebilir.” ‘Benim zamanımda olamaz Mehdiyet, mümkün değil’ diyor. “Bu asırda, Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, Risale-i Nur’un hakikatına ve şakirdlerinin şahs-ı manevîsine, hakaik-ı imaniye muhafazasında tecdid vazifesini yaptırmış. Yirmi seneden beri o vazife-i kudsiyede te’sirli ve fatihane neşriyle gayet dehşetli ve kuvvetli zendeka ve dalâlet hücumuna karşı tam mukabele edip, yüz binler ehl-i imanın imanlarını kurtardığını kırk binler adam şehadet eder. Amma benim gibi âciz ve zaîf bir bîçarenin, böyle binler derece haddimden fazla bir yükü yüklemek tarzında, şahsımı medar-ı nazar etmemeli diyor ve size selâm ediyor. Biz de zâtınıza ve oradaki Risale-i Nur'la alâkadar olanlara selâm ediyoruz.” diyor. Yani neden Hz. Mehdi (a.s) olmadığını açıkça anlatıyor ve gelecek Hz. Mehdi (a.s)’ın da vasfını gerekçeleriyle anlatıyor. Siz, Risale-i Nur’u örtbas ederseniz bereketsizlik olur, gücünüzü kaybedersiniz. Ne ayetten, ne hadisten ne Risale-i Nur’dan kaynak veriyorlar. Bakın, ben kaynak veriyorum. Ayetle de konuşuyorum, hadisle de konuşuyorum, kaynak da veriyorum. Ne diyor? “Ahir zamanda” kendi zamanında değil, ahir zamanda “Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden” Peygamberimiz (s.a.v.)’in cemaat-i nuraniyesi ne? Seyyidler cemaati, seyyidler topluluğu yani seyyid olan, “temsil eden”; bir kişi cemaati temsil eder. “Hz. Mehdi (a.s)” şahs-ı manevi demiyor bakın, Hz. Mehdi (a.s). Ayrıca ona, üstüne saygı üslubu da ekliyor, direkt Mehdi demiyor, “Hazreti Mehdi, Mehdi Hazretleri” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaatindeki şahs-ı manevide” bakın, Hz. Mehdi (a.s) var. “ve cemaatindeki şahsı manevide” Hz. Mehdi (a.s) var bir de. Hz. Mehdi (a.s) var ve şahs-ı manevisi var. “ancak iştima edebilir” ‘bu üç görevi birden onlar yapabilirler’ diyor. “ Bu üç vazayeti birden” bu üç vazifeyi birden, ayrı ayrı değil. Bunlar ne diyor? “Ayrı ayrı yapılacak” diyor. Bediüzzaman ne diyor? “Birden.” Mesela biz desek ki; sana üç vazife verdim, bunları yapacaksın. “Tamam, ayrı ayrı bunları yapayım” derse adam, sen ona dersin; hayır, hepsini birden yapacaksın, değil mi? Birden yapacak. Bediüzzaman ne diyor? “Hem bu üç vezaifi birden” bir arada, birden “bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması” kendi zamanında, “ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi” birbirini bozmaması “pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” ‘Mümkün değil’ diyor, Bediüzzaman. “Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (a.s.m.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden Hazret-İ Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevîde ancak içtima edebilir.”Ancak onlar yapabilir.İçtima ne demek? Birleşme. Birleşen ne? Üç görev. Üç görev ayrı ayrı olduğunda, içtima olur mu? Olmaz. “İçtima edecek” diyor. Yani diyanet, siyaset, saltanat, bu üç görevini birden, içtima edecek. İçtima; birleştirmek, tek parça haline getirmek. Bunda da ayrıca ne diyor? “Hem bu üç vazife birden” diyor. Burada da, bu üç vazifeyi birleştirmeden bahsediyor. “Hz. Mehdi (a.s)’da birleşecek” diyor ve ismini de veriyor; “Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Daha nasıl desin? Biz bunu Yeni Asya’da duyuyor muyuz biz? Duymuyoruz, fakat iyi yönleri; Bediüzzaman’a ihanet etmemişlerdir. Sonradan entel, dantel, asortik takılıp, Bediüzzaman’dan utanan bazı tipler var. Fethullah Hocamız’ın cemaatinde de var öyle tipler. Bediüzzaman’ın vefat yıldönümü oluyor, adamlar gazetede haberi yayınlamıyor. O gün söyledim, gece yarısı utançlarından, benim konuşmamdan 2 saat sonra yayınladılar, Bediüzzaman’la ilgili yazıyı, gece yarısı yayınladılar. Ölüm yıldönümünde yayınlamadılar. Ben konuştum, yayın oldu, utandılar 2 saat sonra yayınladılar. İnternette yayınlandı, ondan sonra da gazetede çıktı. Bediüzzaman’dan utanıyorlar, ağzına dahi almak istemiyorlar. Çünkü “Hz. Mehdi (a.s) gelecek” diyor Bediüzzaman. Adam şahs-ı manevici, nasıl desin? Diyemiyor. Yahut Avrupa’daki monşerlerden utanıyorlar Allahualem. “Bu mu Hocanız?” diyecekler, çünkü üst, baş, her yeri yama. Mübareğin sergisine gittim, cübbesinin tamamı yamadan oluşuyor. Helal olsun benim canıma, helal olsun benim aslanıma, helal olsun benim üstadıma. Acayip muhabbetim arttı, helal olsun ona. Bütün elbiseleri hep yama, maşaAllah. İftihar ediyoruz. İsrail heyeti geliyor, ben söylüyorum; “Nur talebesiyim” diyorum, Bediüzzaman’dan açık açık örnek veriyorum. Fransa’da açık açık örnek veriyoruz. Fransa’daki adamların birçoğu, Bediüzzaman’ın ayağının tozu etmez. Ama tabii Fethullah Hocamız her halukarda, Hz. Mehdi (a.s)’a talebe hazırlıyor. Türkçe bilen gençler oluşması, lafını sözünü bilen insancıl insanlar oluşması, temiz, oturmasını, kalkmasını bilen insanlar oluşması bile, çok büyük bir aşamadır. Böyle makul insanlar oluşması mesela Afrika’da Türkçe bilen gençler oluşması, muazzam. Hz. Mehdi (a.s)’ın dilini öğretiyor onlara. Hz. Mehdi (a.s)’ın, onlarla kolay iletişim kurmasını sağlayacak bir dil, Türkçeyi öğretiyor. Hz. Mehdi (a.s) ümmi olacak, Arapça bilmez Hz. Mehdi (a.s). Rahat bağlantı kursunlar diye, hepsine Türkçe öğretiyor. İsteyerek mi yapıyor, farkında mı? Fark etmez, Allah yaptırıyor, inşaAllah. Belki farkında, belki farkında değil ama Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlamış oluyor. Yoksa mühendis yetiştirmekle, doktor yetiştirmekle, okul açmakla İslam dünyaya hakim olmaz, İttihad-ı İslam olmaz. Çünkü her devletin üniversiteleri var, sürekli insanlar eğitiliyor. Amerika’da da üniversiteler var, sürekli insan eğitiyor, İngilizce öğretiyorlar ama İttihad-ı Hıristiyanlık diye bir şey oluşmuyor, olmaz. Çünkü bir ideal yok, bir amaç yok. Fethullah Hocamız’ın da okullarında İttihad-ı İslam ile ilgili bir iddia olmadığı için, sadece iyi vatandaş yetişmiş oluyor. Onları birleştirecek olan; Hz. Mehdi (a.s)’dır. Çünkü orada, iddialı bir gençlik yetişmiyor. Yani iyi bilgisayarcı, iyi mühendis, iyi Türkçe bilen gençler, iyi niyetli, insanlara karşı daha sevecen olan insanlar yetişiyor. Zaten orada din anlatılması diye bir konu olmuyor. Kendileri de söylüyorlar, zaten biliniyordu da. Mezun olan kişileri de görüyoruz, okuldan mezun olan insanları görüyoruz. Ama demokrasiyi savunan insanlar oluyor, bu güzel. Demokrat ruhlu insanlar oluyor, bunlar iyi. Zemin hazırlıyor ama oturup öyle bir topluluğa güvenmek, olmaz. Yok onların sayesinde İttihad-ı İslam olacak diye olmaz. Beklersin de beklersin, oradan hiç bir şey olmaz. Oradan iyi mühendisler, iyi doktorlar çıkar, başka bir şey çıkmaz, onunla olmaz. Yani İttihad-ı İslam’ın direkt hedeflenmesi, Türk İslam Birliği’nin direkt hedeflenmesi, azmedilmesi ve buna yoğun dua edilmesi lazım. Fethullah Hocamız’ın cemaatinde gördüğümüz kadarıyla, şahs-ı manevicilik hakim. Şahs-ı manevide de hiçbir şey olmuyor. Bir bereketsizlik, uğursuzluktur etrafı sarıyor, görüyorsunuz. Bir dışlanma oluyor, bir yalnızlık oluyor, bir güçsüzlük oluyor. Ülküsü, ideali olmayan bir insanın, enerjisi de olmuyor. Ama tabii bu şartlarda onlar, bu kadar yapabilirler, ona bir şey demiyoruz. Ama böyle bir cemaate güvenmek, çok büyük bir hata olur. Onların İttihad-ı İslam’ı sağlayacağını düşünmek, çok büyük hata olur, çünkü öyle bir iddia yok ortada, onu söyleyen bir insan yok. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahseden, Hz. İsa (a.s)’dan bahseden; öyle bir konu yok, anlatmıyorlar, “şahs-ı manevi” diyorlar. Hz. Mehdi (a.s); “o da şahs-ı manevi” diyor. O durumda sen neyi hakim edeceksin? İttihad-ı İslam; “öyle bir iddia da yok zaten” diyorlar. Hiçbir yerde göremezsiniz. Ne Zaman Gazetesi’nde, ne Samanyolu TV’de, hiç bir İttihad-ı İslam’dan bahseden yok, öyle bir talepleri de yok, inşaAllah. Ama iyi insan yetiştirme var, güzel, bu Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlar. Bu iyi, bunda bir şey yok. “Bu şartlarda, biz bu kadar yapabiliriz” diyorlarsa, bir şey demiyoruz. Ama “bu sistem yeterlidir” deniliyorsa, bundan hiçbir şey çıkmaz. Çıksa, Fethullah Hocamız’ın hareketi, kaç yıllık harekettir, bir şey çıkmıyor, inşaAllah. Soruyorum, “onların kolejinden mezunum” diyor genç kız, iyi, tamam, güzel, okuldan mezun oluyor, güzel. Doçentlerle karşılaşıyoruz, doktorlarla karşılaşıyoruz, iyi bir vatandaş olmuş, evlenmiş, işine, gücüne bakıyor. İstenen böyle değil ki. İttihad-ı İslam bambaşka bir iddiadır, bambaşka bir hırs, bambaşka bir kararlılıktır, bambaşka bir cesarettir. Bediüzzaman İttihad-ı İslam’ı savunan bir insan, o, tam dava adamıdır ama cemaatte, biz bunu göremiyoruz. Belki kendilerince meşru gerekçeleri vardır ki, bir şey demem yani diyemem. Yeni Asya’nın da belki meşru açıklamaları olabilir, fakat bu hareketlerin hiçbiriyle İttihad-ı İslam oluşmaz. Oluşur diyen, bana bir mantık göndersin, bir yazı göndersin, “şöyle olur” desin bileyim, oluşmuyor. Yeni Asya defalarca parçalandı. Fethullah Hocamız’ın cemaatini, Türkiye’de hiçbir cemaat beğenmiyor. Bu nasıl bir iştir? Ben koruyup kolluyorum, laf söyletmiyorum. Çünkü hiç yoktan iyidir. Komünist yetiştirseler daha mı iyi olacaktı? Dinsiz, ateist yetiştirseler daha mı iyi olacaktı? Hiç olmazsa, iyi vatandaş yetiştiriyorlar, Türkçe bilen insan yetiştiriyorlar, o da hiç yoktan iyidir. Yani tam kayıptansa, böyle bir şey olması iyidir.
“Selamun Aleykum nurlu Hocam, canım Hocam. Cumanız mübarek olsun, inşaAllah.”Allah tekrarını erdirsin, inşaAllah. “Hocam şimdi internette, dünkü basın toplantısındaki resimlerinizi yayınlamışlar.” Musevilerle yaptığımız toplantıyı kastediyor. Katolikler vardı, Museviler vardı, çeşitli Müslüman mezheplerine mensup bazı kardeşlerimiz vardı. “Böyle farklı ortamlardaki hallerinizi görünce, öyle neşeleniyorum ki anlatamam, inşaAllah. Sizi farklı mekanlarda görme imkanımız olsa, inşaAllah. Hocam itiraf edeyim, ben de sarıkla namaz kıldığınız halinizi görmeyi çok isterdim, inşaAllah.” Yani Hz. Ali (r.a) gibi oluyoruz, evelAllah. Yakışıyor hakikaten, hoşuma gidiyor. Cübbe de yakışıyor bana, güzel oluyor. Bir kere resim çektirdim, aman, dedim, şimdi bu basına yansırsa… Hemen resmi kaldırttım. Dün de toplantıda sürekli “Şeyh Adnan, Şeyh Adnan” diyorlardı, kardeşim, ben Şeyh miyim? Onlar hep “Şeyh” diyorlar. Ben de açıkladım, hürmet gereği, sevgi gereği “Şeyh” diyorlar, ben talebeyim, dedim. Bu yazıyı yazan bir hanım kardeşimiz, maşaAllah. Sevgisi açıkça belli oluyor.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın Selamı, bereketi üzerinize olsun” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, Said Nursi Hazretleri’nin en önemli farz olarak belirttiği” bak; “Said Nursi Hazretleri’nin en önemli farz olarak belirttiği İttihad-ı İslam’ı bir kenara bırakarak, çay sohbetlerinde birkaç sayfa Risale okuyup, bu sohbetleri ticaretlerini geliştirme aracı olarak kullanan, günümüzdeki bazı Nur talebesi arkadaşlar, acaba Hz. İsa (a.s)’ı karşılarında görünce kendisinin, haşa, “daha önce dünyaya indiğini ve ağabeylerin de kendisini gömdüğünü” dediklerini, kendisine nasıl izah edecekler, inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz” diyor. Kardeşim, tabii, Kuran’ın hükümlerine karşı mücadele verince, Allah bir bereketsizlik, bir uğursuzluk meydana getiriyor, bir kavrukluk meydana getiriyor. Kardeşim, de ki; “Ben bu konuyu açmak istemiyorum” de. “Hz. İsa (a.s) geldi, gömdük” demek, ne demek? Ne kadar anormal bir laf bu, ne kadar yanlış bir laf. “Pencereden çıktığını gördük” diyorlar. “Pencereden girdi, Bediüzzaman’ın yanında namaz kıldı, uzun boyluydu” diyorlar. Bir kere niye yalan söylüyorsunuz? Hz. İsa (a.s) uzun boylu değil, orta boyludur. Hz. İsa (a.s)’ın pencereden girmeye ne ihtiyacı var? Hz. İsa (a.s) kapıyı bilmiyor mu? “Gömmüşler.” Yani bunlar çok samimiyetsiz izahlar ve çok ürkütücü izahlar. Cenab-ı Allah, Kuran’da ne diyor? “İnecek ve Hz. İsa (a.s) indiğinde, bütün dünya Müslüman olacak” diyor. Sen; “Gömdüm” diyorsun. Allah; “vazife başında olacağını” söylüyor. “Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur.” (Nisa Suresi, 159). Ehl-i Kitap’tan herkes onu görecek ve iman edecek” diyor, Allah, Kuran ayetinde. “Herkes; bütün Hıristiyanlar, bütün Museviler, Hz. İsa (a.s)’a iman edecekler” diyor. Sen; “Gömdüm” diyorsun. Bir Hz. Mehdi (a.s) korkusu, bir Hz. İsa (a.s) korkusu, halbuki Bediüzzaman’ın iftiharla anlattığı konular. Kuran’ın bize iftiharla belirttiği nimetleri, örtbas etmeye çalışıyorlar.
Bediüzzaman ne diyor, bakın Emirdağ Lahikası’nda, 247; “gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş” ‘her zaman müceddidler ve Mehdiler gelmişlerdir, her asırda’ diyor. “fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, ahir zamanın büyük Mehdi'si ünvanını almamışlar.” ‘Ya iman hakikatlerini anlatmışlardır, ya siyaset, ya saltanatta görev yapmışladır. Ben mesela iman hakikatlerini anlattım’ diyor. ‘İmam-ı Rabbani iman hakikatleri üstüne, Abdülkadir Geylani iman hakikatleri üstüne, Mehdi-i Abbasi siyasette, saltanatta gelenler olmuştur’ diyor ama şu ana kadar, üç görevi birden, bir arada yerine getiren hiçbir Mehdi olmamış. Ben de yapmadım’ diyor. ‘Ben sadece iman hakikatleri yönünde yaptım. Bu yönde yapan çok alim geldi’ diyor, Bediüzzaman, “fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, ahir zamanın büyük Mehdi'si ünvanını almamışlar” diyor. Büyük Mehdi’nin özelliği ne? Üç görevi birden, birleştirmesi. “Birden” diyor zaten Bediüzzaman, “birden” diyor ve birleştireceğini söylüyor. Bediüzzaman’ın ne zoru var, yalan mı söyleyecek? “Tevazu etti, kendini örtbas etti” diyor. Kardeşim, yüzlerce sayfa yalan söylemeye gerek var mı böyle bir şey için? “Ben Hz. Mehdi (a.s) değilim” der, biter. Bediüzzaman, ayetle, hadisle yalan söyler mi? “Yüzlerce sayfa yalan söyledi” diyorlar. Hayır, ne zoru, ne olur, niçin böyle bir şey olsun? Sorulduğunda; “Ben Hz. Mehdi (a.s) değilim ama Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini budur” der, bu kadar. Ne mahsuru olur? Hiçbir mahsuru da olmaz. Ben Mehdiyet’i anlatıyorum. Adamlar diyor ki; “Sen Hz. Mehdi (a.s) misin?” diyorlar. Yok değilim, diyorum. Bana ne engeli var? Benim kolumu mu koparacak adam, ne diyecek? En fazla “Mehdilik iddia ediyor” der. Ben Hz. Mehdi (a.s) değilim, diyorum, yemin ediyorum, bu kadar ama anlatıyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, fotoğraflarınız vardı.
ADNAN OKTAR:Kendimizi şöyle bir görelim.
ALTUĞ BERKER:Dünkü basın toplantısından fotoğraflar, inşaAllah. Hem İsrail’in Şas Partisi’nden, hem yüksek dereceli hahamlar, hem Katolik kilisesinden, hem de Müslümanlardan liderler vardı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cuma namazına giden kardeşlerimiz oluyor ama hanımlardan giden olmuyor Cuma namazına, çocuklardan, gençlerden giden olmuyor. Onlar, seyrediyorlar. Cuma namazının vakti ikindiye kadar geçerlidir, inşaAllah. Cuma namazını Müslümanlar, kendi aralarında cemaat oluşturarak, rahatça yapabilirler. Onun için özel bir kural yoktur, özel bir sistem yoktur. Biz de öyle, mesela teravih namazını da evde, topluca kılıyoruz. Cuma namazını da yine bir arada, topluca kılabiliyoruz, inşaAllah. Bunun için devletin görevlendirdiği bir imam da şart değildir. Herhangi bir insanı imam olarak tayin edersiniz, o, insanlara namazı kıldırır. Nitekim biz de öyle, arkadaşlarımızdan birini imam olarak tayin ediyoruz, Cuma namazını her zaman eda ederiz. Ben, Cuma namazını camide kılmıyorum. Kendi, geniş salonumuzda, arkadaşlarımızla beraber eda ediyoruz, uzun yıllardan beri böyle, inşaAllah. Teravih namazını da öyle, mutlaka kendi evimizin, geniş salonunda, topluca eda ederiz, inşaAllah. Berker’im sen Nur talebesisin, şuradan başla ve oku, devam et.
ALTUĞ BERKER: Emirdağ Lahikası, 245. sayfa. “Aziz, sıddık kardeşlerim, evvela: Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi, çokların namına benden sordu ki: ‘Nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirtleri, pek musırrane olarak, ahir zamanda gelen Al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar. Sen de bu kadar musırrane onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat’ i bir hüccet var ve sen de bir hikmet ve hakikate binaen onlara muvafakat etmiyorsun. Bu ise bir tezattır, herhalde hallini istiyoruz.’” Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah, Üstat’a hüsnü zan ediyorlar. ‘Sen kabul etmiyorsun Üstadım’ diyorlar. ‘Onlar neye dayanıyorlar, siz niye bunun uygun olmadığını söylüyorsunuz?’ diyorlar. “Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere cevaben derim ki: O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki cihette bir tabir ve tevil lazım. Birincisi:çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Al-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i ilahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak” ‘Hz. Mehdi (a.s)’ın üç vazifesi olacak’ diyor, Üstat Hazretleri. “Birincisi: fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır, ehli imanı dalaletten muhafaza etmektir.”
ADNAN OKTAR:Yani ‘Darwinizmi ve materyalizmi tam anlamıyla yerle bir edecektir’ diyor, birinci hedefi bu olacaktır’ diyor Bediüzzaman. Bediüzzaman biliyorsunuz, Darwinizme karşı hiçbir çalışması olmamıştır, tamamen Hz. Mehdi (a.s)’a bırakmıştır. Darwin’den tek bir kelime bahsetmemiştir. Darwinizmi ve materyalizm dünya çapında, tam anlamayla Hz. Mehdi (a.s)’ın çökerteceğini söylüyor, Bediüzzaman, inşaAllah. Özetle kardeşlerimizin tabii, her cemaatin mutlaka faydası oluyor, hiç yoktan bir faydası oluyordur, mutlaka bir iyilik, güzellik yönleri var ama Mehdiyet’i gündeme getirmemek, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı gündeme getirmemek, Hz. İsa (a.s)’nın inişini gündeme getirmemek; bereketsizlik ve uğursuzluk meydana getirir. Mutlaka İttihad-ı İslam’ı savunmak lazım, Türk İslam Birliği’ni savunmak lazım, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişini müjdelemek lazım, Hz. Mehdi (a.s)’ın varlığını müjdelemek lazım, bu Müslümanlar için, çok çok önemli, Peygamberimiz (s.a.v.)’in özel talimatıdır, özel açıklamalarıdır. Yüzlerce hadis vardır. Şii inancında da, ehl-i sünnet inancında da bu net gerçektir. Kimse aksini iddia edemez.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...