SUNUCU: İyi akşamlar Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Adıyaman Asu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Biraz önce, Ender ile Önder ziyaretime gelmişlerdi, acayip sevimliler, boylar şöyle, ben böyle bakıyorum, maşaAllah. Acayip terbiyeliler, güzel ahlaklılar. Erzurumlularmış maşaAllah. Dedim, Erzurum’dan delikanlı çıkar, maşaAllah. Çok güzel ahlaklılar maşaAllah, üslupları da iyi, saygıları, sevgileri de çok güzel maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin, hidayet versin. Allah sağlık, sıhhat versin, annelerine, babalarına bağışlasın, vatana, millete hayırlı evlat olmalarını nasip etsin inşaAllah. Bu duadan bütün milletimizi de Cenab-ı Allah hissedar etsin, inşaAllah.
Bediüzzaman Üstadımız diyor ki: “İnsanda en mühim ve esaslı bir his.” Bakın, “İnsanda en mühim” en önemli “ve esaslı bir his, hissi havftır” ‘korku hissidir, en şiddetli his odur’ diyor. “Dessas zalimler” desiseci zalimler, Deccaliyet, “bu korku damarından” insanların bu zayıf damarından, “çok istifade etmektedirler” diyor. Bunu çok kullanırlar diyor. “Onunla korkakları gemlendiriyorlar.” Korkakları, at gibi gemlendiriyor diyor. “Ehl-i dünyanın hafiyeleri” ajanları, “ve ehl-i dalaletin propagandacıları” işte ehl-i dalalete mensup olan gazeteciler, televizyoncular, kimse dalaleti temsil eden. “Avamın” halkın, “ve bilhassa ulemanın” bir kısım hocaların. Bakın, “Bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar.” İt gibi korkuyor bazı hoca efendiler, it gibi, acayip korkaklar. Bakın, “Bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar.” Bazı hocaların, bazı alimlerin bu korkaklığından çok istifade ediyorlar diyor. “Korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.” İşte, ‘derin devlet seni perişan edecek, asacak, kesecek, evlatlarını doğrayacak, kaç, kurtul, konuşma, sus, hiçbir şey yapma’ diyorlar, onlar da it gibi korkuyorlar. “Mesela, nasıl ki damda bir adama tehlikeye atmak için, bir dessas adam” desiseci adam, “o evhamlının nazarında zararlı görülen bir şeyi gösterip, vehmini tahrik edip, kova kova, ta damın kenarına gelir, baş aşağı düşürür, boynu kırılır.” ‘Sonrada gider ölürler, mahvolur veyahut zelil olur, veyahut aşağılanırlar veyahut onursuz, şerefsiz hale gelirler. Yani korkak, pısırık hale gelirler veyahut etkisiz hale gelirler veyahut güçlerini kaybederler, her anlama gelir’ diyor. ‘Korkuta korkuta tavanında, işte bak seni öldürecekler, seni asacaklar, kesecekler diye diye ta uçurumun, damın kenarına kadar gelir, birdenbire o korkuyla da kendini aşağı atar ve ölür, perişan olur’ diyor. Deccaliyet, hocalara bu sistemi uyguluyor diyor. Bakın, “Baş aşağı düşürür, boynu kırılır.“ “Baş aşağı düşürür” yani aşağılanır, onursuz hale gelir. “Boynu kırılır”, ölür diyor Bediüzzaman, Allah onu öldürür diyor, boynu kırılır. “Aynen onun gibi, çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar.” Mesela çok önemsiz, işte tutuklanırsın, hapse atılırsın. Hapsedilsen ne olur, yaralansan ne olur, niye bu kadar canın tatlı, değil mi? Bakın, “Çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar.” Yani ‘İttihad-ı İslam’a hizmeti, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışını, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişini, güzel ahlakın dünyaya hakimiyetini, barışın hakimiyetini, hakkın hakimiyetini feda ettiriyorlar’ diyor, bunu yaptırmıyorlar. “Hattâ, bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer.” Gidiyor mesela, küfrün avucuna düşüyor. Ufacık bir şey bakın, “Bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer” diyor. Gidiyor, en aşağılık adamların kucağına oturuyor, en ahlaksız adamların gider kucağına oturur, en azılı zalimlerin içerisine gider, yerleşir. "Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş.” Korku damarını, hayatın sıhhati için vermiş, kendini korumak, refleks için vermiş diyor. Ama hayatın kalitesi için vermiş. “Hayatı tahrip için değil” diyor. ‘Bunlar hayatını, ahiretini mahvetmek için kullanıyorlar’ diyor. Korkuda insan ne yapar, mesela siper alırsın, dikkatli olursun, refleks gücünü kullanırsın. Peygamberimiz (s.a.v.) ne yapıyordu? Korkup, kaçtı mı haşa? Ne yaptı? İçine içine girdi olayların, içine içine girdi ve müthiş bir mücadele verdi. Ama sahabeler de onun etrafını koruyorlardı, korumaya gayret ediyorlardı, değil mi? Sahabeler de mesela zırh giyiyordu ama korkmuyorlardı. Müslüman da elinden geleni yapar, buna rağmen olacak bir şey varsa da olur. Ne olur? Canın niye bu kadar tatlı? Hz Yusuf (a.s), Allah’ın çok sevdiği Peygamber değil miydi? O dünya güzeli, sırf bir kadınla cinsel ilişkiye girmedi diye, yedi yıl hapiste yattı. Yedi yıl yattı, kabul etse yedi yıl yatmayacaktı. Onun canı tatlı değil miydi? “Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir.” Adam hayatı ne yapıyor, ağır hale getiriyor, müşkül hale getiriyor ve elim hale getiriyor ve azap haline getiriyor, korkaklık içinde sürünüyor, it gibi oradan oraya kaçıyor, oradan oraya kaçıyor. ‘Bunun için vermemiştir’ diyor Allah. Bakın, “Hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir” diyor havf damarını. “Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir" diyor. Ortada fol yok, yumurta yok, it gibi ne korkuyorsun? Bu kadar korkacağın ne var? “Hem, ey kardeşlerimiz, çoğunuz askerlik etmişsiniz. Etmeyenler de elbette işitmişlerdir. İşitmeyenler de benden işitsinler ki, en ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır.” ‘Korkaklardır’ diyor. “En az yara alanlar, siperinde sebat edenlerdir.” Gidiyor, mutlaka Allah başına bela veriyor. Müslümanları nereye bırakıyorsun? Bu kadar çoluğu çocuğu nereye bırakıyorsun? Hanımları, kadınları, insanları, yaşlıları nereye bırakıyorsun? Ayette: “Onların uğrunda neden mücadele etmiyorsunuz?” diyor Allah. Köpek gibi kaç demiyor, Cenab-ı Allah, inşaAllah. “İttihad-ı İslam’ı savunmam, beni hapsederler. Hz. Mehdi (a.s)’ı savunmam, beni ezerler, alay ederler. Deccaliyet’e karşı olmam, CIA benim canıma okur.” CIA’in her tarafı CIA olsa kaç yazar, değil mi? Tamamı bilmem ne olsa, kaç yazar? Garibanın teki adamlar, yemek yemese ölür adamlar, doğal ihtiyaçları olan zavallı varlıklar. Bunları, oturup bu kadar gözde büyütmenin alemi ne? Allah’ın kulları, Allah’ın emrinde olan insanlar, Allah ne derse onu yapar, kaderinde olanı yapar, inşaAllah. “Namaz kılmam, işte beni işten atarlar”, atsınlar. “Allah’tan bahsetmem, beni facebook’tan arkadaşlarım siliyor.” Silse ne olur? Zaten batağa düşmüş onlar, sen niye muhatap oluyorsun onunla, değil mi? Mesela, arkadaşlarının içinde dinden bahsetmek istemiyor, “beni dışlarlar” diye, dışlasınlar ne olacak? İnşaAllah. Bakın, “yeis içinde” Bediüzzaman ne diyor? “Ümitsizlik.” Deccaliyetin kullandığı silahlardan bir tanesi de budur. “Yeis; ümmetlerin, milletlerin.” Bakın, “ümmetlerin” Müslüman bir milletin mesela. “Milletlerin” seratan, “kanser denilen en dehşetli bir hastalığıdır ve kemalata” kamil olmaya, gelişmeye mani, “ve hakikatine muhaliftir” yani her türlü olumlu, faydalı olan, güzel olan gelişmeye muhaliftir. “Korkak, aşağı ve acizlerin şenidir, bahaneleridir.” İşte, “nereden İslam hakim olacak, Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz, İttihad-ı İslam da olmaz, Hz. İsa (a.s) da inmez.” Ne diyor bakın, “Korkak, aşağı ve acizlerin şeni ve bahanelerindendir” diyor. Bir kısmı tabii cahilliğinden söylüyor, o ayrı, cahilliğinden olanlar ayrı, onları tenzih ediyoruz. Ama ümitsizliği gerçekten iman zafiyetinden olduğu için, bir kısmı için Bediüzzaman diyor ki: “Korkak, aşağı ve acizlerin şenidir, bahaneleridir.” ‘Bahane çıkarıyorlar’ diyor.
Mesela Cübbeli, “İçinizde en korkak olan benim” diyor, değil mi? Sonra ne diyor, ümitsizliğe kapılmış; “570 sene sonra, 700 sene sonra Hz. Mehdi (a.s) çıkar, İttihad-ı İslam da olmayacak, beklemeyin boşa” diyor. “Mahmut Hocamız’ı da müceddid ilan ettim” diyor. Mahmut Hocamız, tekerlekli arabayla gidip geliyor, konuşamayan bir insan. Şeyh Nazım Hocamız diyor: “Arabayla götürüp getiriyorlar, konuşamıyor” diyor. “Müceddid dediğin dünyayı sallar” diyor. Hocamız’ı da mağdur durumda bırakıyor, müceddidlik iddiası olmadığı halde. Kendini ancak korumaya çalışan bir insan, değil mi? Şeyh Nazım Hocamız; “Hiçbir kimse kabul etmiyor” diyor, “15 kişi bile çıkmaz, tekaüt, emekli bir camii hocası, nereden çıkarıyorsunuz müceddidliğini” diyor. Cübbeli niye çıkartıyor, amacı ne? Mehdiyet’i durdurmak ve Mahmut Hocamız’ı da mağdur duruma sokmak. O da, öyle bir zaman kolladı ki, Hocamız’ın konuşamadığı, kendini ifade edemediği bir dönemi kolladı. Mesela, “hacda bile konuş” diyorlar, konuşacak hali yok Hocamız’ın. Mikrofon uzatıyorlar, konuşacak hali yok, duyulmuyor sesi. Cingir cingir kendisi konuşuyor. Mahmut Hocamız çıkar da, ben müceddidim, asrın müceddidiyim der mi, olacak iş mi şu? Çıkartmış üç beş tane Hindistan’dan, Pakistan’dan garibanları toplamış, at altına imzayı. Sami Efendi Cemaati kabul ediyor mu? Yok. Esat Coşan Cemaati kabul ediyor mu? İskender Paşa, kabul etmiyor. Topbaş Cemaati kabul ediyor mu? Kabul etmiyor ki, ana cemaatler bunlar. Menzil Cemaati kabul ediyor mu? Etmiyor. Süleymanlı kardeşlerimiz kabul ediyor mu? Etmiyor. Nur Talebeleri kardeşlerimiz kabul ediyor mu? Etmiyor. Türkiye’de başka ne cemaat var? Hiç biri kabul etmiyor, nereden çıkarttın? Ben yaptım oldu, Mehdiyet’e engel çıkaracak kendi kafasınca, uyanıklık yaptığını zannediyor. Mahmut Hocamız, çıkıp şu Cübbeli’ye cevap verse de, bir aklını başını alsın. Elinden kurtarsınlar Mahmut Hocamız’ı, Cübbeli’nin elinden kurtarsınlar. Dünya güzelidir, çok muhterem, mütevazı, mazlum, büyük bir alimdir, çok değerli bir insandır.
ALTUĞ BERKER: Sizi de çok sever Hocam, beraber gittik.
ADNAN OKTAR: Canım gibi sevdiğim bir insan.
ALTUĞ BERKER: Gitmemeniz için ikinci kahveyi size ikram etti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Son derece mütevazı bir insan, öyle dünya çapında bir iddia da bulunur mu o? Kendi halinde bir insan, mazlum bir insan, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ve “32 sene sonra” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Diyor ki; “Müceddid yüzyıl başında çıkar, Hz. Mehdi (a.s) da yüzyıl başında çıkar, diğer müceddidler de yüzyıl başında çıkar” diyor. “Eğer 25 sene geçtiyse, unutun” diyor. Sen 32 sene sonra ortaya çıktın, 32 seneden beri aklın neredeydi? Sebep şu; sıkıştı, Mehdiyet karşısında ne yapacağını şaşırdı. Mehmet Talu Hocamız’ı önce aforoz etmeye kalktı, onu da beceremedi. Mehmet Talu Hocamız sonra bir açıklama yaptı, bomba gibi bir açıklama, bu dümdüz oldu. “Sen demiyor muydun” dedi ‘Hz. Mehdi (a.s) şu an 30 yaşında, hayatta’ demiyor muydun” dedi. Gık ses yok, kenardan bakıyor böyle, tırsmış kedi gibi. Hocamız bir ayağa kalktı, Mehmet Talu Hocamız acayip iri yarıdır, Cübbeli alttan böyle bakıyor. Hafiften şöyle omzuna vurdu, hopladı, maşaAllah. Bana göre tabii ki çok büyük bir alimdir Mahmut Hocamız, tabii ki müceddiddir. Ama Hz. Mehdi (a.s), ahir zamanda dünyadaki asıl müceddiddir. Onu örtbas etmek için, Mahmut Hocamız’ı kullanmaya kalkarsa, putlaştırmaya kalkarsa, o mübareğin dünyasını, ahiretini yakmaya kalkarsa, bu çok büyük bir zulüm olur. Sanki anti-Mehdi bir hareketmiş gibi gösteriyor Mahmut Hocamız’ı, Mahmut Hocamız yıllardan beri, ben bildim bileli, hep Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeler ve “gelmiştir” der, her zaman “geldi” dedi. Bakın, ağabeyimiz, mübarek Mehmet Talu Hocamız açıkça söyledi, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün dünyaca ünlü İngiliz haber ajansı Reuters’de, sizinle daha önce de röportaj yapan Tom Hannigar’ın bir haberi yer aldı. Haberin başlığı, “Müslümanlar Yaratılışçıların, Fransa’da Darwin karşıtı turu.” Sizin resminizle birlikte, haberi yayınlaşmışlar ve sizden de bahsediyor tabii.
ADNAN OKTAR: Nerede yayınlanmış dedin?
ALTUĞ BERKER: Reuters. Haber, sizin Fransa’daki, evrim teorisinin çöküşünü ortaya koyan çalışmalarınızı temel alıyor. Sizin de bildiğiniz gibi, 13 Mayıs’ta Fransa konferanslarımızın ikinci turu başlamıştı, Ocak ayında da bir konferans serimiz olmuştu. Haberden de bazı bölümler okuyabilirim uygun görürseniz, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Oku, oku. Şu Mehter müziğini de hazırlayın çünkü acayip coştum şu an. Yüzlerce internet sitesinde Reuters’in bu haberi, dünyanın en ünlü haber kanallarında, her yerde haber bu. Reuters’den alıntı, bütün internet sitelerinde var, yüzlerce yerde var. Ceddin Deden hazır olsun, Hocam konuşsun arkasından başlayın, buyrun.
ALTUĞ BERKER: “Fransa’yı ilk kez korkuttuktan 4 sene sonra.”
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, naçizane, acizane, ilmi olarak. Bir daha söyle, şöyle yüreğime bir serinlik olsun, bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER: “Fransa’yı ilk kez korkuttuktan 4 sene sonra.”
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah, Osmanlı Ordusu mu oldun mübarek?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Müslüman yaratılışçılar evrim aleyhtarı konuşmalar yapmak ve Kuran’ın modern bilimsel buluşları önceden bildirdiğini duyurmak için, tekrar ülkeyi dolaşıyorlar. İslami yazar olan Harun Yahya’nın takipçileri, hafta sonu Paris’teki, İslami merkezlerde dört ayrı konferans verdiler ve başka şehirlerde altı konferans daha vermeyi planlıyorlar. Müslüman dünyasındaki en önemli yayıncılardan biri olan Harun Yahya, Ocak 2007 senesinde laik Fransa’yı, Yaratılış Atlası adlı eserinin milyonlarca kopyasını ülkenin dört bir yanındaki okullara ve kütüphanelere göndererek korkutmuştu.”
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, estağfirullah, naçizane, naçizane. “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor. “Gökten, felaket yağıyor” diyor Fransa. Demek ki, ona öyle demezlermiş, böyle yaparlarmış. Yüzlerce sene 100-150 sene, milleti kandırmaya kalktılar. Kodum mu oturttuk, adamı böyle yaparlar işte. Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER: “Eğitim Bakanlığı okul müdürlerine 768 sayfadan oluşan, parlak resimlerle dolu ve tüm canlıların aynen şu anki halleri ile Allah tarafından yaratıldığını ifade eden, okunması kolay bu büyük kitabın tüm kopyalarının toplanması ve saklanması talimatını verdi.”
ADNAN OKTAR: İş işten geçti, iş işten geçti, artık nereden topluyorsun, değil mi? Hitler bile yapamaz onu, Hitler toplayıp, yakıyordu kitapları. Nereye topluyorsun? Atı alan Üsküdar’ı geçti, olay olup bitmiş. Büyük geçmiş olsun, üzerine böyle güzel, şöyle yarım litre buz gibi su içsinler.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Bunu takiben öğretmenlerin Yaratılış teorileri ile evrime meydan okuyan bu küçük ama sayıları giderek artan öğrenci grubu ile nasıl baş edecekleri konusunda özel bir seminer ile öğrencileri eğittiler.”
ADNAN OKTAR: Eğittin ama netice alabildin mi? Daha da çığ gibi geliştik, daha da, maşaAllah. Buyrun, Mehter’i dinleyelim, yine devam ederiz.
VTR-Mehter Marşı
ADNAN OKTAR: Evet, bu olaya böyle cevap verilir, maşaAllah. Şimdi haber geldi, Reuters’in haberi, 4 binin üzerinde sitede çıkmış, 4 bin, 4 bin, dünya çapında bu haber.
ALTUĞ BERKER: Bir tanesini gösterebilirim. The Vancouver Sun, yabancı internet sitelerinden biri.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah, Seyyid Battal Gazi mi oldun mübarek, maşaAllah, Genç Osman, inşaAllah. Genç Osman marşını da hazırlasınlar, “Allah Allah deyip geçti Genç Osman” diyor, mehter marşı, onu da dinleyelim, hazır olsun. Hazır olduğunda bana haber verin.
ALTUĞ BERKER: O yazı devam ediyor uygun görürseniz, Hocam?
ADNAN OKTAR: Devam edin, buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. “Ekim 2007’de Fransızların kuvvetli desteği ile Avrupa Konseyi Yaratılış Atlası’nda yer alan Yaratılışçı görüşleri bilime ve insan haklarına karşı, dini bir saldırı olarak ilan etti. Harun Yahya son yıllarda bir seri kitap çalışması yaparak bu görüşün, Orta Doğu dışındaki özellikle 5 milyon Müslüman ile Avrupa’nın en büyük İslami azınlığını barındıran, Fransa gibi ülkelere yayılmasını sağladı. Fransa’da az sayıdaki Müslüman özel okullardan biri olan Larosit’te konuşan Ali Sadun; ‘Yaratılış Atlası’nın zorla toplatılmasının, 1930’larda Naziler tarafından gerçekleştirilen kitap yakılması olaylarına benzetti.’” Sizin daha önce verdiğiniz örneği o da vermiş orada. “Adnan Oktar 2008 yılında Reuters’e; ‘Hz. İsa (a.s)’ın dönüşü için hazırlık yaptığını söylemişti ve Hz. İsa (a.s)’ın, 25 yıl içinde Hz. Mehdi (a.s)’a İslam’ı dünyada hakim kılmak ve deccaliyet’i ortadan kaldırmada yardım etmek üzere, bir Müslüman olarak yeryüzüne döneceğini’ söylemişti. Yaratılışçı kampanyanın ikinci dalgası, ikinci dalga Ocak’ta Paris, Marseille ve Lyon’da, çeşitli şehirlerde konferanslarla başladı. Grup Danimarka, İsveç ve Hollanda’da da bu ay benzer konferanslar planlıyor.” Yazısını konferansı düzenleyen okuldaki öğretmenlerden birinin şu sözüyle bitirmiş: ‘Müslüman bir okul olarak bize tartışmalarda kullanabileceğimiz böyle materyaller veren bir kişiye sahip olduğumuz için çok müteşekkiriz. Bu bizim ve onurumuz için çok önemli’ demiş, Fransa’daki Müslümanlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocam maşaAllah, bu müjdeler ne güzellikler maşaAllah. Ahir zaman, muhteşem bir zaman, yer gök inliyor maşaAllah. “Kös sesleri sarsın bütün alem-i İslam’ı” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Reuters’den, dünyada günde bir milyar kişi faydalanıyor. Yüz binlerce abonesi var, gazeteler, haber ajansları, televizyonlar Reuters’te çıkan bu haber bugün yüzbinlerce kişiye ulaştı, dediğimiz gibi 4 bin internet sitesinde.
ADNAN OKTAR: Bunu çok güzel bir müjde olarak vermen güzel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Aynı haber birçok gazete ve haber ajansında da yer aldı. Bunlardan bir tanesi, Kanada’nın günlük gazeteleri yine, aynı şekilde. Sizin İsrail’den gelen heyetle olan basın toplantısından bir resminizi koymuş. Şöyle diyor: “Harun Yahya 12 Mayıs 2011’de İstanbul’da bir basın toplantısı yaptı. Fransa’yı korkutmasının ardından dört sene sonra, ilk kez Müslüman yaratılışçılar evrime karşı anlatımlarla ve Kuran’ın pek çok modern keşfi önceden bildirdiğini anlatarak, ülkeyi dolaşıyorlar.” Bir de Arap dünyasının önde gelen televizyonlarından Al Arabiya Tv, şu an resmini gördüğümüz, burada da sizinle ilgili yine yazıda…
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, koçum, şu ihtişama bakın maşaAllah, asaleti yeter maşaAllah. Koç, koç, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Başlık şu şekilde, şöyle demiş El Arabiya başlığında; “Bilin bakalım Fransız sınıflarına kim geri döndü, elbette ki Mösyö Darwin değil ama Yaratılışçılar” diyor, inşaAllah. MaşaAllah Hocam
ADNAN OKTAR: Elhamdulillah, maşaAllah. Genç Osman, dinleyelim buyurun.
VTR-Genç Osman Marşı
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah, maşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Ahmet Altan’ın yazısından bir bölüm aktarmak istiyorum. Güzel bir iman hakikati anlatmış, ardından da; “bu evreni yaratan aklın canlılığı, hem faydalı hem de son derece estetik ve güzel yarattığını, hayvanlar aleminin ise mükemmel düzenlendiğini” belirtmiş. “Ancak insanoğlunun hayvanlardan daha akıllı bir varlık olmasına rağmen, koskoca evrende bir kum tanesi olduğunu, küçücük bir yerde, çok kısa yaşadığını kavrayamayıp, acınası bir büyüklük ve ihtiras duygusuna kapıldığını” belirtmiş. “Eğer insanlar bu büyüklük duygusundan vazgeçmezse, kıyamet kaçınılmaz olur ve bir el hepimizi yakar. Ancak eğer insan kainattaki yerini kavrayıp, tevazu ile mükemmelliğe yürürse, o zaman bir bütün halinde yanmaktan kurtuluruz” demiş.
ADNAN OKTAR: Evet, kıyametin yakın olduğunu söylüyor, doğru. Hz. Mehdi (a.s)’dır orada kastettiği el, Hz. Mehdi (a.s)’ın eliyle Allah vesile edecek, inşaAllah, kıyamet durduruldu şu an. Yani yaklaşık, 70 yıllık bir hakimiyet devresi var, ondan sonra zaten bozulma başlıyor. 2120 gibi de inşaAllah, Allah’ın izniyle kıyamet başlamış oluyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Gözümüzün nuru, sevgili Muhammed Adnan Hocam. Sizleri çok seviyor, sohbetlerinizin yolunu gözlüyoruz. Siz olmadığınızda, içimizde bir boşluk oluyor, bağımlılık yapıyorsunuz, sizin bağımlınız olduk.” Ne güzel, maşaAllah. “Allah sizden razı olsun ve sizi başımızdan eksik etmesin, inşaAllah. Hocam bugün, Atilla Bolat tarafından sizi ve Cübbeli’yi konu alan bir yazı yayınlandı. Bu adamı ben de okurdum” diyor, tabii biraz acayip konuşmuş. “Sonra şok oldum. Cübbeli ile siz, sanki aynı kefedeymişsiniz gibi anlatmış” diyor. “Biliyorum üzülmek, Müslüman için doğru değildir, haramdır ama size karşı yapılan bu hareketi, kabul edemiyorum” diyor. “Mehdiyet ve Mesihiyet konularını tamamen çarpıtarak anlatıyor” diyor. Cahilse, bilmiyorsa, yapabilir, ne var yani. Memlekette, dünyanın her tarafında var, o tip cahil insan olur, bilgisiz insan olur, az araştırmış insan olabilir, neye üzüleceğiz, ne takacağız? “Osman Yazaroğlu, Ereğli/Zonguldak.” Şimdi şöyle söyleyelim, biz Atilla Bolat kardeşimizi, bol bol faaliyetlerinde serbest görüyoruz. Ne yapıyorsa, yapsın, o sorun değil. Ama eğer “Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim” diyorsan, üzüldüm olmaz. Kardeşim o zaman Mehdiyet olmaz. O zaman deccaliyet musallat oluyor demektir. Deccaliyet musallat olmadığında, Mehdiyet nasıl oluyor? O zaman, ortada Mehdiyet yok. Musallatlık var mı? Mehdiyet var demektir. Onun için, gönlü müsterih olsun. Ne kadar saldırı çok olursa, o kadar makbuldür. Ne kadar çok olursa, o kadar makbuldür. Çoğalmasını istesin. Azalırsa, Mehdiyet’in gücü de azalır. Ne kadar direnç güçlüyse, vuruş da o kadar güçlü olacaktır, evelAllah, evelAllah. Bakın, Genç Osman marşını dinledik. Genç Osman ne yapıyor? Genç yaşta, askere alınmak istiyor, kabul etmiyorlar, o da askere gidiyor. “Beline bağlanmış bir ibrişim kuşak” diyor, “Allah Allah diye gider Genç Osman” diyor, “Bağdat’ın kapısını açtı” diyor. “Biz de, Allah’ın izniyle deccaliyetin kapısını kırdık, Allah’ın izniyle, evelAllah. Sizler de Genç Osmanlarsınız. Genç Osman’ım diyorsun, Seyyid Battal Gazi’yim diyorsun ama zorluk istemiyorum diyorsun. Çok ayıp, olmaz. Binbir tehlikenin içinde olacaksın. Mehdiyet, belanın içinde yürüyen bir gemidir. Bela denizinde yürür. Yoksa, o Mehdiyet olmaz zaten. Deccaliyetin özelliğidir o. Karanlıklar içerisinde gemi yara yara, ışık saçarak gidecek, özelliği odur. Onun için, böyle bir yazı değil, delikanlı bir yazı bekliyoruz. Ama yine tenzih ediyorum, şimdi Hazret alınmasın. Bolat arkadaşımızı tenzih ediyoruz, genel olarak söylüyorum.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, Fatih Altaylı; “Mavi Marmara gemisinin özellikle seçim öncesi İsrail’e yollandığını, amacın ise İsrail ile bir çatışma ortamı yaratıp, ardından, Türk hükümetinin, İsrail’e tepki koyması ve böylece oylarını arttırması olduğunu, bu arada da 9-10 vatandaşımızın ölmesinin önemli görülmediğini” söylemiş. Ardından da, Dışişleri Bakanımıza hitaben, “Sayın Davutoğlu, benden nefret ettiğinizi biliyorum ama çok da umursamıyorum. İşinizi kötü yaptığınız için, bu durum umrumda değil” diyerek, Davutoğlu’nun, Mavi Marmara olayından sonra, İsrail’in özür dilememesiyle, oldukça kötü bir duruma düştüğünü ve bu duruma rağmen, hala yüzünde aynı tebessümle dolaşabildiğini anlayamadığını” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim hayrettir, adama bak, adamın özelliğine bakın, Fatih Altaylı’nın özelliğine bakın; Bediüzzaman’a musallat oluyor, Sayın Ahmet Davutoğlu’na musallat oluyor, nerede mübarek bir dava adamı varsa, nerede muhterem bir insan varsa, gidip ona musallat oluyor ve gelip bana musallat oluyor. Fatih Altaylı, mahkemede meşru olmayan şekilde müdahilmiş, bizim de Allah’ın hikmeti, aklımıza gelmedi. Allah, bir vesileyle, bir sebeple aklımıza getirmedi, meğerse bunun müdahillik hakkı yokmuş. Mahkemeye dilekçe verdik, dedik: “Bu adamın müdahillik hakkı yok efendim” dedik, mahkeme; “doğru” dedi, mahkemeden bununla avukatını apar topar çıkarttılar. Hadi güle güle dediler. Ama şöyle acayip bir durum da oldu; Fatih Altaylı, ben beraat almışken yani mahkemem sonuçlanmışken, müdahillik hakkı olmadığı halde, bu durumda, bu durumu varken, müdahil vasfıyla, benim davamı, kanuna uygun olmayacak şekilde, Yargıtay’a gönderttirdi, temyiz ettirdi ve yeniden benim dosyam bozuldu. Bakın kanuni hakkı yok, sokaktaki bir insan gibi. Çünkü benim yargılandığım mahkemede, sadece devletin müdahil hakkı var, savcının müdahil hakkı var. Yani şahsın hakkı yok. Çünkü, şahsi bir dava değil. Şahsi bir dava olmayan davada, devletin savcısının yapacağı görevi, Fatih Altaylı’ya verdiler, Fatih Altaylı benim davamı bozdurttu ve yeniden dava açılmasına sebep oldu. Kanuni hakkı yok. Kanuni hakkı olmadığını, mahkeme ispat etti. Yargıtay, onun isteğiyle, onun talimatıyla, benim davamı bozdu ve beraat ettiğim halde, yeniden yargılanmama sebep oldu. Bu çok acayip bir durum. Yani bununla Başbakanımız da ilgilensin, Adalet Bakanımız da ilgilensin, ilgili herkes ilgilensin. Çok acayip bir durum oldu. Yani normalde böyle bir şeyin, yok hükmünde olması lazım. Kardeşim şimdi düşün, sokaktan birisi geliyor, “Selamun Aleykum” diyor, mahkemeye giriyor, devletin savcısı var. Devletin savcısı, dosya için; “tamam, bir şey yok, beraat etti” diyor, “yok arkadaş, ben kabul etmiyorum” diyor, ama kanuni hakkı yok, hiçbir müdahillik hakkı yok. Mahkeme zaten gösterdi, adamları dışarıya çıkarttılar. Müdahil oluyor ve benim kazandığım davayı, müdahil olup, Yargıtay’a bozduruyor. Yargıtay da bunu kabul ediyor ve benim davam yeniden başladı. Normalde bu, yok hükmündedir. Yani çok acayip bir durum oldu. Tabii takdir mahkemenin, tabii ki Yargıtay’a saygımız var, mahkemeye saygımız var ama bu çok acayip bir durum. Bunu kim diyor? Yargıtay içtihadı işte anlattığım bu konu, Yargıtay içtihadı. Yani bununla ilgili, birçok Yargıtay içtihadı var. Ve açık kanun var ve birçok profesörün mütalası bu yönde. Yani Türkiye’de birçok profesör ittifak halindeler. Aksini söyleyen, bir tane profesör yok, bütün hukuk profesörleri şoke oldular “bu nasıl oluyor, hayret” diyorlar. Yargıtay emeklilerine sorduk; “inanılır gibi değil, yani hakkı olmayan bir kişi, dışarıdan bir adam, nasıl gelip de, bu mahkemeyi bozdurdu, bu kanun yok hükmündedir” diyorlar. Tabii bu benim kendi kanaatim değil, onların kanaatini söylüyorum. İlmi mütalaları söylüyorum. Ama mahkemelerin kararına saygımız var, hürmetimiz var ama ben mütalaları bildirmek durumundayım, Yargıtay’ın içtihatlarını bildirmek durumundayım, Yargıtay içtihadı olarak belirtiyorum, inşaAllah. İlginç, Allah’ın hikmeti, inşaAllah.
“Lütfen Hocam’a ulaştırın, Allah rızası için. Esselamu Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sayın aziz, Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Hocam sizi çok seviyorum. Hazreti Allah’ın en güzel tecellilerinden biri olan Hocam, Allah’ın izniyle, gül cemalinizi, hoş sohbetlerinizi dinledikten sonra, tamamen değiştik, içimizde sıkıntı, üzüntü, korku kalmadı, hayata şevkle bağlandık ve insanlara şefkatle yaklaşıyoruz artık inşaAllah. Cahildik, alim olduk inşaAllah. Zaten A9 Tv’yi izleyen bir Müslüman, nasıl olur da cahil kalabilir. Allah’ın varlığını, birliğini en güzel delilleriyle, ilimle fenle açıklayıp, Darwinist ve materyalist felsefeyi zirüzeber ettiniz, inşaAllah Hocam. İnşaAllah vesile oldunuz. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) hakkında, sizin anlattıklarınız olmasa, siz vesile olmasanız, haberimiz olmayacaktı. En azından, geleceklerini bilsek de, bu zamanda geldiklerini ve hayatta olduklarını bilmeyecektik. Sizin sürekli Hz. Mehdi (a.s)’ı ve Hz. İsa (a.s)’ı anlatmanızla, bu kutlu, büyük zatlara kavuştuk. Hocam, İttihad-ı İslam’ı da canı gönülden savunuyoruz. Allah vaadinde galiptir, bu gerçekleşecektir Hocam. Hocam, Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin, Amerika’ya gitme sebebi; Hz. Mehdi (a.s)’a engel olmamak olabilir mi? Hz. Mehdi (a.s)’ın Türkiye’den ve İstanbul’dan çıkacağı bilineceği üzere, insanların kafası karışmasın diye, Hz. Mehdi (a.s)’ın önünü açtığını düşünüyorum o mübarek zatın da. Hocam sizin talebeniz olmak ve elinizi öpmek isteriz. Bizlere duacı olun inşaAllah. Sizleri ve kardeşlerimizi çok seviyoruz. Yüce Rahman, sizden ve bütün Müslümanlardan razı olsun. Hasan Günel.” Ne güzel üslup, ne güzel sevgi. Benim de kanaatim o, çünkü Fethullah Hoca’nın öyle bir konuşması var. “O geldiğinde, ben gideceğim” diyor. Yani o çok manidar. Biz de Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olmak için, vargücümüzle gayret ediyoruz inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Benim canım Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın rahmeti, bereketi daima sizin talebelerinizin ve sizi sevenlerin üzerine olsun. Hocam, benim sormak istediğim bir sorum var inşaAllah. Ne olur Hocam, soruma siz cavap verin, biliyorum fıkıh sorularını cevaplamıyorsunuz ama ben sizi o kadar çok seviyorum ki. Bir erkek eşine; ‘benim namaz kılmamı, ibadet etmemi bekleme, ben senin gibi inanmıyorum. Benim gideceğim yer ayrı’ dediğinde, Allahualem inançsız olduğu anlaşılıyor” diyor. Allah hidayet nasip etsin, inşaAllah. “Nikah düşüyor mu ya da illaki sözle tekrar edilmesi gerekiyor mu? Hocam aslında öğrenmek istediğim artık hür müyüm inşaAllah? İslam’ın dünyaya hakim olmasını, çok çok istiyor ve dua ediyorum. Rabbim görmeyi, yaşamayı nasip etsin. Almanya’dan, sizi çok seven talebeniz, Aynur Hanım.” Yani bu adam benden boş mu, nikahım düştü mü diyorsun değil mi? Yani onu en güzel, bizim Mehmet Talu Hocamız bilir. Ama boşanmak için zaten hakime gidecek, mahkemeye müracaat edecek, o şekilde boşanılır. Ama bir sözden dolayı olmaz herhalde, o konuşmasını düzeltsin. Yanlış olan bir ifadesi varsa özür dilesin, tevbe eder, düzeltir. Boşanmak için de, mahkeme kararı gerekir. Başka türlü nasıl boşanacak? İnşaAllah. Ama genellikle, Mehmet Talu Hocamız’a sorsanız iyi olur. Mehmet Talu Hocamız’ın, fetvalarıyla ilgili çok güzel çalışması var.
“Selamun Aleykum. Bizlere yeni ufuklar açan ve bu ufukları netleştiren, canım Hocam. Şimdi elimize bir papatya alıp, yapraklarını saymaya başlayacağız, gelecek, gelmeyecek diye. Dün yoldan gelir gelmez, seyredemediğim Pazar sabah sohbetinizi dinledim. Canım Hocam, siz Sungur Hocamız’a olduğu kadar, bizim için Sedd-i Zülkarneyn’siniz inşaAllah. Kuran-ı Kerim’de, Allah’u Teala’nın konuları geçmiş vakit olarak anlattığından bahsettiniz, maşaAllah, canım Hocam. Her sohbetinizde, yeni bir şey öğrenmenin heyecanını ve şevkini yaşıyoruz inşaAllah. Allah razı olsun. Size doğru atılmış öyle bağlarımız var ki, bu bağların kopmasından Allah’a sığınırız. Bunlardan biri sevgi bağıdır. Allah, bu sevgi bağını, kör düğüm eylesin, bu bağımız inşaAllah çözülmez” diyor, inşaAllah. Bu güzeller güzelinin sevgisi ne güzelmiş böyle, maşaAllah. Çiçekle, gelecek gelmeyecek, öyle olmaz. Nasıl olur? Hayırdır. Farz edelim gelecekte kalsa, papatya ne alakası var? Onunla netice olmaz. O işleri papatya bilmez.
ALTUĞ BERKER:İman hakikati resimleri gösteriyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Kardeşlerimizin dikkatinin açık olması güzel.
ALTUĞ BERKER:www.DunyadanYankilar.com, özellikle sizin eserlerinizle olan site. Bu sitede inşaAllah, sizin eserlerinizi okuyup, tebrik ve teşekkür eden, dünyanın önde gelen siyasetçilerin, düşünürlerin, yazarlarının size yazdıkları mektupların örneklerini, kardeşlerimiz burada görebilirler. Bu sitede, bu mektupların tabii sadece bir kısmı yayınlanıyor. Kardeşlerimizin fikir sahibi olması için, binlerce mektuptan sadece bazı örnekler var. Onlardan sayfayı gösterebilirim; Kudüs İbrahim Üniversitesi, Sifa Vakfı, Washington Üniversitesi gibi, kardeşlerimiz sırasıyla açtıklarında görebiliyorlar. Örneğin ben bir tanesini göstereyim. Uygun görürseniz gelen mektuplardan birini okuyayım. Örneğin; Latin Amerikalı Müslüman Birliği Başkanı Abdul Hadi Bazurto’nun size yönelik, eserlerinizin önemi ve etkisi hakkında yazdığı mektup şöyle; “Harun Yahya birçok kitabı vasıtasıyla, İslam’ın ilerlemesine büyük bir katkıda bulunmuştur. Evrim Aldatmacası kitabı, İspanyolca olarak, eşsiz bir kitaptır. Harun Yahya’nın, Evrim konusuna yaklaşımı, kitabı çok değerli bir kaynak haline getirmektedir. İnsanlığın yaratılışı ile ilgili olarak, eski ateist kavramları tartışmak ve yıkmak üzere, bilimi ve grafiği kullanması, toplum olarak bizim için çok önemlidir. Biz Latin toplumu; sosyal, ahlaki, politik, ekonomik veya dini olsun, tüm sorunlarımızın çözümünü, İslam’da ve İslami dünya görüşünde ararız. Bu kitap içeriği ve yapısı nedeniyle, akademisyenlerden, halkın içindeki bireylere kadar, Latin toplumunda geniş bir kitlenin ilgisini çekebilir. Allah’ın, Harun Yahya’ya uzun ve verimli bir hayat dileriz ki, böylece kendisi eşsiz edebi eserler üretmeye devam edebilsin ve biz de her birinin tercümesini okuyalım. İslami bilgiye aç olan dünyanın bu bölgesinde, Amerika kıtasında, İslam’ın gelişmesi için, bu üretken yazarın eserlerinin dağıtımcısı olmayı ümit ediyoruz. Saygılarımla, Abdul Hadi Bazurto, Latin Amerikalı Müslümanlar Birliği Başkanı.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İşte bu tip konuşmalarla, bu tip çalışmalarla, adım adım inşaAllah güzelliğe doğru, hakka hakikate doğru yol almaya devam edeceğiz, inşaAllah.
“Meydan böyle gümbür gümbür inletilir, maşaAllah. Aslanların aslanı canım benim. Fransa haberi muhteşemdi, elhamdülillah. Allah’a hamd olsun ki, sizi tanıdık ve sizi destekleyip savunuyoruz. Sizi çok seviyoruz, Allah sizden razı olsun. İşte Hz. Mehdi (a.s) talebesi böyle olunur. Bazı uyuntulara duyurulur. Meydan böyle gümbür gümbür inletilir, maşaAllah.” Bengisu Hanım yazmış, maşaAllah.
“Selam canım Hocam” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ben Murat, Ankara’dan, sizi çok seviyorum. Yıllar önce namaza ilk sizin sayenizde başladım. Gülüşünüzde, kızmanızda, ayrı bir güzellik var. Din düşmanlarına kızışınız, beni çok güldürüyor. Yanlış anlamayın, onları ezmeniz ve kızmanızdaki tavır çok hoşuma gidiyor. Özellikle Cübbeli’ye olan tavırlarınızı çok beğeniyor ve doğru buluyorum. Bu zatı zaten tanıdığımdan beri, bende ondan hoşlanmıyorum” diyor. “Sizin de kendisi hakkında söyledikleriniz, hislerimi doğruladı. Sizi maşaAllah, Hz. Mehdi (a.s) talebesi olmanızı diliyorum” diyor. “Her şeyin en iyisini Rabbimiz bilir ancak” diyor.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Ahmet Altan’ın kızı yazar; Sanem Altan’ın, Ertuğrul Özkök ile ilgili yazısı vardı bugün, şöyle diyor: “Ertuğrul Özkök; ‘Mikelanjelo gibi ünlü ressamların resimlerine bakmaktan, derin bir zevk aldığını, her sabah 15 dakikasını bu ressamların albümlerine bakarak geçirdiğini, hata boş buldukça uçağa atlatıp, Roma’ya, Floransa’ya gidip, bu ressamların eserlerinin karşısında bir gün geçirip, döndüğünü’ yazmış. Sanem Altan’da, Ertuğrul Özkök’ün bu yazısı üzerine; “her gün 15 dakika sanat eserlerini seyrederek kadar ruhu incelmiş bir insan, sahip olduğu imkanları saymanın, örneğin günü birliğine Roma’ya resim seyretmeye gittiğini söylemesinin, bu imkanları kıskandıracağını nasıl düşünmez?” diye sormuş. “Ertuğrul Özkök’ün, kendini son derece derin bir insan olarak tanıtıp, ardından da böyle yüzeysel bir üsluba sahip olmasını, ruhunda yaşadığı çelişkiye bağlamış.”
ADNAN OKTAR:Kıskandırması o kadar önemli değil de, bu biraz entel takılıp, “ben farklıyım, ultra modern yaşıyorum, Avrupalıyım, başka bir tipim” falan o tarz. Hakikaten özenti bir garibanlık içerisinde, tabii o biraz sırıtıyor, biraz acayip duruyor ama o farkında değil. Yani insanlar ona, şefkatle bakarlar, biraz gereksiz. Kendini mahcup ediyor. Çok özenti ve biraz da insanın acıyacağı durum oluyor.
Seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Ertuğrul Özkök’ün, kendisi ile ilgili yazısına Mustafa Akyol teşekkür etmiş kendisi. Mustafa Akyol’u geleceğin parlak gazetecileri arasında göstermişti Ertuğrul Özkök, Mustafa Akyol’da bugünkü yazısında; “Ertuğrul Özkök’ün kendisine gösterdiği bu teveccühe, ancak müteşekkir olabileceğini” söyleyerek, Ertuğrul Özkök’ün iltifatlarına karşılık, teşekkür yazısı yazmış.
ADNAN OKTAR:İşte boza-şıra dengesi, yani olay bu.
ALTUĞ BERKER:Bu konuyla ilgili olarak da, Haberola.com sitesinde, başka bir haber çıkmış. “Hayırdır inşaAllah” başlıklı. Habere göre; “Ertuğrul Özkök’ün durduk yere birisini ön plana çıkarmayacağını, daha önce projelendirip, ön plana çıkardığı kişilerden bunun anlaşıldığını, Mustafa Akyol’un henüz devşirilmemiş bir muhafazakar olduğunu, Özkök’ün bundan sonraki planının ne olduğunu, yeni bir devşirme vakası yaşanıp, yaşanmadığının merak edildiğini” yazmış.
ADNAN OKTAR:Devşirse bile, Mustafa Akyol pek işine yaramaz. İçine kapalı, sessiz, sakin bir tiptir o. Diyorum ya, 15 yıl yanımda kaldı. Hali mecali olan bir tip değil. Bir iddiası da yok, bir davası da yok, dolayısıyla entel olduğunda da, ona hayranlık duyacak bir kimse de olmaz. Millet o çağı aştı. Yani 1960’larda falan olsaydı, belki kaale alan olurdu da, şu an millet o tarz bir stilden pek hoşlanmaz. Yani hiçbir anlamı yok, ortalı, ne anlattığı belli olmayan bir yapı. Hani ne sağcıyım, ne solcu, futbolcuyum futbolcu derlerdi eskiden, onun gibi bir şey, ne olduğu belli değil, davası yok, fikri yok, bir şeyi yok.
ALTUĞ BERKER:İbrahim Tatlıses, son kasetini çıkardıktan sonra, katıldığı bir televizyon programında; “Türklerin ve Kürtlerin bir bütün olduğunu, mücadelenin insanları öldürmeye yönelik değil, insanların yaşamasına yönelik olmasına gerektiğini” söylemiş, sizin hep söylediğiniz, “kardeşlik ve barış” konularını vurgulamış. Bir görüntüsü vardı, uygun görürseniz Hocam.
VTR-İbrahim Tatlıses’in Türk-Kürt kardeşliği hakkındaki açıklaması.
ADNAN OKTAR: İbrahim Tatlıses, mazlum bir insandı, çok ayıp yaptılar. Yani hiç vicdana uygun olmayan bir hareket yaptılar, bir sanatçıya, kendi halindeki bir insana, bir zulümdür bu, çok acımasız bir hareket. Yani ne işlerine geldi? Yani onun neşesini kırdılar, sağlığını bozdular, hasta ettiler, yarım ettiler, ellerine ne geçti, bu mutluluk mu? Kendi halinde bir insandı, çok zulüm dolu, acımasız bir hareket. Allah sağlık, sıhhat versin de inşaAllah, eski haline döner inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bahsi geçmişken, resmini de göstererek, sağlığıyla ilgili yeni bilgiler vardı Hocam. “Saldırı sonrası, kısmi felç geçirdiği için yeniden yürüyebilmek ve vücudunun felçli olan sol tarafını hareket ettirebilmek amacıyla, bir müddettir Almanya’da, fizik tedavi görüyordu. Son olarak, felçli olan tarafındaki el ve parmaklarını, az da olsa yavaş yavaş oynatmaya başlamış. Ancak henüz yürüme aşamasına geçememiş. Doktorlar durumunun günden güne, daha iyiye gittiğini” söylemişler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yazık, günah yani kendi halinde bir insanı, barış için, kardeşlik için gayret eden bir insana böyle bir şey yapılması çok büyük bir zulümdür. Yani nefret meydana getirir, başka bir şey olmaz.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah. EuroNur isimli internet sitesinde, geçen gün bahsini ettiğimiz, Süleyman Kösmene ile ilgili Nur talebesi kardeşimizin; “Beklenen bir asır sonra gelecek, O zat” başlığında, “bunun ne anlama geldiği”, okuyucularca sorulmuş. O da; “Üstad’ın: “Bir asır sonra gelecek, O zat” denmesinin, şahs-ı manevidir, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisidir” diye cevap vermiş.
ADNAN OKTAR:Bunlar nasıl insanlar, inanılır gibi değil. O zaman Bediüzzaman; “güneş” diyor, “yok, o kapı demek istedi” diyor. Mesela Bediüzzaman; “üzüm” diyor, “yok kamyon kastetti” diyor. “Gelecek O zat” diyor, daha nasıl desin? İsmiyle söylüyor, tarihini veriyor, isim veriyor, “O zat ve talebeleri” diyor ve “ondan meydana gelecek şahs-ı manevi” diyor. Bakın; “Zat; Muhammed Mehdi (a.s), talebeleri ve ondan meydana gelecek şahs-ı manevi” diyor. Bu hallere düşmelerinin ne anlamı var ki? İnsanlar, bunların haline gülüyorlar. İnanılır gibi değil, artık gözlerimizin içine baka baka yani milletin zekasıyla alay eder gibi, aklıyla alay eder gibi bir üslup bu. “Yok, öyle demek istemedi” diyor. Yani mesela bardak dediyse, “masa demek istedi” diyor. Allah akıl fikir versin, ben ne diyeyim bunlara?
ALTUĞ BERKER:İngiltere’nin, The Guardian Gazetesi’nde, Stephen Hawking’in bir röportajını, ana sayfadan yer vermiş. Yazının başlığı haşa şu şekilde; “Ölümden sonra cennet yok, bu sadece bir peri masalı.” Röportajın geneli, Stephen Hawking’in; ölüm, insanın varoluş amacı ve insanın varoluş ihtimali hakkındaki görüşlerini açıklıyor. Haşa şöyle diyor: “Ölümden sonra bizleri bekleyen yaşam ve cennet inancı, ölümden korkan insanlar için, bir peri masalı, beynin çalıştığı o son andan sonra, hiçbir şey yoktur. The Guardian’ın ifadesine göre; “İngiltere’nin en büyük bilim adamı olan Hawking, ölümden sonra yaşamı reddeden röportajında, bu dünyadaki hayatın, tek yaşam olduğu ve insanların bu potansiyeli iyi kullanmaları gerektiğini” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Hawking dedikleri şu hasta adam değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi ben, bu adamın resmini gördüm. Adamın hiçbir yeri tutmuyor ama hiçbir yeri tutmuyor. Vücudunu kontrol edemiyor, vücudunun hiçbir organını kontrol edemiyor, kafasını oynatamıyor, beyin gitmiş, yani adam komada, bir tek gözleri bakabiliyor, sadece bakabiliyor. Bazı aklı ileri tipler, karşısına geçiyor, diyor ki: “Ben gözüne baktım, bunları demeye başladı” diyor. “Gözünden anlıyorum onu, bakışlarından anlıyorum” diyor. Gözünden, bakışlarından kitap yazıyorlar! Biri diyor ki: “Zat demek; şahs-ı manevidir” diyor, öteki diyor ki: “Hawking’in gözlerine baktım, kitap yazıyorum” diyor, öteki diyor ki: “Uzaydan adamlar geldi, bize maydanozlu köfte yaptılar” diyor, yani inanılır gibi değil, rüya aleminde gibiyiz. Ben bu adamlara ne diyeyim?
ALTUĞ BERKER:Biraz Cübbeli’ye benzemiyor mu Hocam?
ADNAN OKTAR:Adam komaya girmiş, artık adamın yakasını bırakın, Hawking, ölmüş adam. “Adam ansiklopedi yazıyor” diyor. Adam gözünü oynatamıyor, perişan vaziyette, ne yazacak?
ALTUĞ BERKER:Resmini göstereyim inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Baksanıza, biçare mahvolmuş vaziyette adam, adamın beyni, hepsi gitmiş. “Gözüne bakıyorum, onun dediklerini çıkartıyorum” diyor. Yakında bunlar, bunun için, inşaatta amelelik yapar demeye de başlarlar.
“Adnan Ağabey merhaba, ben İstanbul’dan, Serdar. 23 yaşındayım. Sizi denk geldikçe, izlemeye çalışıyorum. Hocam, ben biraz cahilim” diyor. “Hocam bana evrim teorisini anlatır mısınız? Nedir bu adamlar, bunu yeni duydum” diyor. Şimdi Bismillah. Serdar güneş doğmaya başladı diyeceğim, nedir güneş bize bir anlat” diyeceksin, şimdi bu olay buraya kadar gider. Bizim sitelerimizi bir gez, Darwinizm ile ilgili o kadar çok sitemiz var ki, bu ne tembellik? Televizyonun karşısında, bacak bacak üstüne atacak, hem bisküvisini yiyecek, hem çayını içecek, ağabeyi de ona anlatacak. Biraz emek ver.
“Lamiye Ahmedova, Azerbaycan. Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi Berakatuhu. “Nur yüzlü, güzel yüzlü, Muhammed Adnan Hocam. Ben sizleri çok seviyorum. Sizi izleyince, kalbim ferahlıyor. Ağabeyim asker, ona ve bize dua edin inşaAllah. Allah, bizlere sizinle görüşmeyi nasip etsin. Her birimiz Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olmak arzusundayız, dualarınız vesilesiyle inşaAllah. Allah’a emanet olun.” Kardeşimiz sadece sevgisini ifade etmiş, herhalde bir sorusu yok.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum, inşaAllah. www.BocekMucizesi.com. Sitenin girişinde, söyle bir soru var: “Böceklere yalnız imha edilmesi gereken, düşmanlar gözüyle mi bakarsınız? Bilim adamları hiçte bu fikirde değillerdir. Bu sitedeki yazıları okuduktan sonra, siz de büyük bir ihtimalle onlara hak vereceksiniz. Böcekler olmasa, meyvelerimizin, sebzelerimizin ve bahçe çiçeklerimizin birçoğundan yoksun kalırdık. Bazı türler, yaban otlarını sömürmek suretiyle, çiftçiye yardım ederler. Birçokları ekin yiyen başka böceklerle beslenmekle, ekinlerimizi kurtarır. Türlerin çoğunluğunun erginleri ve larvaları, bize yiyecek vazifesi gören kuşlarla, balıkların yiyeceğidir.” Böceklerle ilgili muazzam bilgiler yer alıyor. Böcek resimlerine de baktığımızda, küçücük bir böcekte, Allah, bizlere çok büyük bir sanat gösteriyor. Renkler, desenler muhteşem maşaAllah. Sitenin adını tekrar ediyorum; www.BocekMucizesi.com.
Fosil gösteriyorum Hocam, inşaAllah. Elimdeki fosil; Kavak yaprağı. En ince detay damarlarına kadar, fosili kalmış, 50 milyon yıllık Kavak yaprağı. Günümüzdeki Kavak yaprağıyla, en ufak bir değişiklik yok. Ringa balığı; 125 milyon yıllık. Bakın iskeleti, kılçıklarının, kuyruğundan en ufak detayına kadar, muhafaza olmuş, 125 milyon yıl önce nasılsa, günümüzde de aynı, hiç değişmemiş. Değişim yoksa, evrim de yok demektir, bunun ispatı inşaAllah.
Nur talebesi kardeşlerimizin toplantısı vardı, onu göstermek istiyorum. Risale-i Nur Enstitüsü’nün gerçekleştirdiği, Konya’da “Gençlik Bayramı” ismiyle verilmiş haberde; “Risale-i Nur gençlik şöleni, binlerce kişinin katılımıyla başlamış. Programın açılış konuşmasını; İbrahim Eftal yapmış. Şöyle demiş: ‘Bediüzzaman’ın 100 yıllık öngörüsünü ispat edecek şekilde, gençlik şöleninde, İttihad-ı İslam konusunu, tema olarak seçtiklerini ve bu konunun üzerinde duracaklarını’ söylemiş. ‘Ayrıca İttihad-ı İslam’ın oluşması konusunda, gençlerin üzerinde çok büyük görevler düştüğünü’ belirtmiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bakın yeni yeni duymaya başladık, bu çok önemli konuyu dillendirmeleri, çok hayati, Allah razı olsun. Bediüzzaman, bütün hayatını İttihad-ı İslam’a vakfetmiştir. Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olmaya, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlamaya vakfetmiştir ve bunu açıklamıştır; “Benim hayatımın amacı, bu” demiştir. “Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, Hz. Mehdi (a.s)’a, o büyük kumandana ortam hazırlıyorum” diyor. “Hiçbir cihette, ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam” diyor, inşaAllah. “Hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutbul azam, bir zat-ı nuraniyeyi gönderecek Cenab-ı Allah, o da ehl-i Beyti Nebevi’den olacaktır, seyyid olacaktır” diyor. İstedikleri kadar çırpınsınlar, ne yaparsa yapsınlar, Mehdiyet ilerleyecektir. Kardeşimiz yazmış, diyor ki; “Allah’ın, ne onlara ihtiyacı vardır, ne Hz. Mehdi (a.s)’ın onlara ihtiyacı vardır, istedikleri kadar çırpınsınlar, Mehdiyet emin adımlarla yol alıyor” diyor, maşaAllah. Bunların hastalığı; ümitsizlikten, çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bediüzzaman; “yeis ve ümitsizlik” diyor. “Yeis, ümmetlerin, milletlerin "seretan" (kanser) denilen en dehşetli bir hastalığıdır.Ve kemalâta mâni ve hakikatine muhaliftir; korkak, aşağı ve âcizlerin şe'nidir, bahaneleridir” diyor. Bakın, Bediüzzaman 27 Mart 1909 tarihinde diyor ki: “Bu zamanın en büyük farz vazifesi” ‘namazdan, oruçtan, zekattan, hacdan hepsinden daha önemlidir’ diyor Bediüzzaman, “bu zamanın en büyük farz vazifesi (görevi) ittihad-ı İslâm’dır(Müslümanların birliğidir, İslam Birliğidir)”diyor. “İttihadın (birliğin) hedef ve maksadı, o kadar uzun, münşaib (kollara ayrılmış), muhit (her şeyi kuşatan) ve merakiz (karar yerler) ve maabid-i İslâmiyeyi (İslam’ın ibadet yerlerini) birbirine rapt ettiren (bağlayan) bir silsile-i nuranîyi (nurani silsile) ihtizaza getirmekle (harekete geçmekle), onunla merbut (bağlanmış) olanları ikaz (uyarma) ve tarîk-i terakkiye (yükselme ve ilerleme yoluna) bir hâhiş (istek) ve emr-i vicdanî (vicdani emir) ile sevk etmektir
Bu ittihadın (İttihad-ı İslam Birliği’nin) meşrebi (yolu) muhabbettir
” Müslümanların birbirini sevmesidir, sevgi beslemektir. “Husûmeti (düşmanlık) ise, cehalet (bilgisizlik) ve zaruret” yani ihtiyaçlar, fakirlik, “ve nifakadır(iki yüzlülüktür). Yani ‘insanları bu hallere düşürmeyin’ diyor. “Gayr-ı Müslimler (Müslüman olmayanlar) emin olsunlar ki, bu ittihadımız (birliğimiz, İttihad-ı İslam, İslam Birliği), bu üç sıfata (vasfa) hücumdur(karşı çıkmaktır). Yani “cehalete, zarurete (fakirliğe) ve husumete karşı çıkmaktır (düşman olmaktır).”Bediüzzaman; ‘husumete düşmanız’ diyor. ‘İttihad-ı İslam, cehalete de düşmandır’ diyor. ‘İttihad-ı İslam’ın üç düşmanı vardır’ diyor, Bir; “Husumet”, Müslümanların birbirine düşman olması, mezhep ayrılıkları, tarikat cemaat ayrılıklarıyla birbirine düşmanlık, iki; “cehalet” ‘cehalete düşmanız’ diyor, üç; “zaruret” ‘fakirliğe düşmanız’ diyor. “Gayr-ı Müslimler (Müslüman olmayanlar) emin olsunlar ki, bu ittihadımız (İttihad-ı İslam Birliğimiz), bu üç sıfata (vasfa) hücumdur(karşı çıkmaktır, saldırıdır). Yani ‘bizim düşman olduğumuz şeyler; bunlar’ diyor. “Gayr-ı Müslime (Müslüman olmayana) karşı hareketimiz iknâdır (razı etmektir)”, baskı yok, saldırmak yok, hakaret yok. “zira, onları medenî, faziletli ve terbiyeli biliriz.” Yani Gayr-ı Müslimleri, Hıristiyanları, Musevileri medenî, faziletli ve terbiyeli biliriz. “Ve İslâmiyeti mahbup (sevilen, sevgili) ve ulvî (yüce) göstermektir amacımız” diyor ve “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyor. “Aziz, sıddık kardeşlerim, inşaAllah, Alem-i İslam’ın (İslam aleminin) da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemahir-i Müttefika-ı İslamiyenin (Birleşik İslam Cumhuriyetlerinin)” yani ‘bütün İslam alemi birleşip, Birleşik İslam Cumhuriyetlerini oluştursunlar’ diyor, kudsi (Mukaddes) kanun-u esasiyelerinin (Anayasasının) menbaı olan (kaynağı olan) Kuran-ı Hakim, istikbale (geleceğe) tam hakim olup beşeriyete (insanlığa) tam bir bayramı getireceğine, çok emareler (işaretler-deliller) var” diyor. Yani ‘İttihad-ı İslam’ın olacağı, delillerle, ayetlerle, hadislerle çok açık’ diyor, Bediüzzaman; “İstikbalde, olacak bu” diyor, inşaAllah. Ve “bu İslam Cumhuriyetleri’nin, ana kaynağı, menbağı; İslam ahlakı olacak” diyor. Yani ‘sevgi, kardeşlik ve barış olacak’ diyor. Anayasasından kasıt budur yani ahlaki kökeni; sevgi, şefkat ve merhamet ve güzellikler olacak’ diyor. Bu şahs-ı manevicilere yönelen, bizi izleyen kardeşlerimiz, sürekli bu anlatımı yapsınlar, çünkü onların bu konuda bir kısmı zehirlendi, yani beyinleri pişti. Bediüzzaman’ın açık anlatımlarını görmezden geliyorlar. İnsanlar, oradaki samimiyetsizliği görünce, diğer anlattıklarına da inanmazlar, Allah esirgesin. Çünkü orada dilini eğip, büküyorsa, zat’a; şahs-ı manevi diyorsa, şahs-ı maneviye de; zat diyecektir, karmakarışık bir şey meydana gelecektir. Kapıya pencere diyecek, ışığa karanlık diyecek, karanlığa aydınlık diyecek, her şeyi değiştirir böyle adam, olur mu böyle şey? Mesela Bediüzzaman diyor ki; “istikbal-i dünyevide bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” Kardeşim, “1400 sene sonra gelecek” diyor. Bakın “istikbal-i dünyevide bin dört yüz sene” bu, net ifade değil mi? 1405 demiyor, 1399’da demiyor, “1400” yani 1979; Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş tarihini söylüyor. “Hem şu sırdandır ki; Mehdi,Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları (şahısları)” şahs-ı manevi değil, “eşhasları (şahısları) çok zaman evvel hattâ Hz. Muhammed (s.a.v.) ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş ve ders almış olan Müslümanların zamanında bile beklemişler.” ‘Hz. Mehdi (a.s)’ı, sahabelerin zamanında bile beklemişler’ diyor. “yetişmek emelindebulunmuşlar.” Sahabeler, Cübbeli gibi, ”700 sene sonra görsek” dememişler, değil mi? Cübbeli, cemaatini mahvetmeye çalışıyor. 700 sene sonra görmek istiyor. Yani “biz görmeyelim de, kim görürse görsün” diyor, o anlama geliyor. Sahabeler, Hz. Mehdi (a.s)’a yetişmek istemişler. Hz. Mehdi (a.s)’a karşı, o kadar özlem dolular. “Hattâ bâzı ehl-i velâyet onlar geçmiş demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiyye iktiza eder ki (muhtaç olur ki); vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i ma’nevîyyenin takviyesine medâr olacak ve yeisten (ümitsizlikten) kurtaracak Mehdimânâsına muhtaçtır.” Hz. Mehdi (a.s)’ın vakti, ta ahir zamanda belli oldu. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.); “7000 yıllık” bir takvim veriyor, “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. Hadisin anlamını, 500-600 sene önce anlamak mümkün değil. Ama Hicri 1400’e girince, başka vakit yok. 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda, 1400 ile 1500 kalıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın vakti, tam tahakkuk etmiş oluyor. Son ana kadar, belli olmuyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Üstad Hazretleri, selam vere vere camiye gidermiş, talebeleri anlatıyorlar. Bir saat kala evden çıkarmış, camiye giderken, yakın köylerden gelen ahaliyle ve esnafa, selam vere vere namaza gidermiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Üstadımız, dünya tatlısı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yeni mail adresimizi tanıtıyorum: Sohbetler@a9.com.tr, kardeşlerimiz soruları için, buinternet adresine mail atabilirler.
ADNAN OKTAR:“Değerli Hocam. Birkaç gündür sizi takip edemedik. İnanın hayatımızda büyük bir boşluk oluyor ve yeri dolması mümkün değil. Eşim, iki kızım ve ben sizi çok yakın takip ediyoruz, sizi çok seviyoruz. Büyük kızım 4 yaşında, size; ‘Adnan Hocam’ diyor. Bir de 7 aylık miniğim var, onun birkaç resmini gönderiyorum. Kızlarıma lütfen dua eder misiniz?” Resimleri var mı? Ne şekermiş bu böyle, halis köfte, şunun tatlılığına bak. Müthiş sevimli maşaAllah. “Hayırlı bir evlat, daha önemlisi hayırlı bir insan olsunlar. Şimdiden teşekkürler” diyor. Allah bağışlasın, çok tatlı, çok şekerler. İnşaAllah Hz. Meryem gibi olurlar. Allah’a ada onları inşaAllah, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) talebesi olurlar, Hz. İsa (a.s)’ın talebesi olsunlar. Onlar, çok güzel günler görecekler. Onların vakti şahane. İslam’ın en şaşaalı, güzel günlerini görecekler. Ama onlar İslam’ın, gerileme vaktine de yetişirler. Çünkü Allah, uzun ömür versin, 80 yaşına kadar yaşamış olsa, o gerilemenin başlandığı dönemi de görecekler. Hem hakimiyet dönemini görecekler, hem gerilemenin başladığı dönemi de görecekler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:. Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu; “2023 çok önemli” demiş, onunla ilgili haber vardı; “Türkiye kendini yeniden inşa ediyor. Yüzümüze kan geldi, ülke toparlandı, bu değişimi, 2023’e kadar sürdürmeliyiz” demiş.
ADNAN OKTAR:Türkiye zaten 2023’te, İttihad-ı İslam’ı oluşturmuş olacak, Türk İslam Birliği oluşmuş olacak o tarihte. Ahmet Davutoğlu Beyefendi, her zaman söyledim, Cumhuriyet tarihinin, gelmiş geçmiş en büyük Dışişleri Bakanı’dır. Çok mübarek, muhterem, helal süt emmiş, değerli bir insandır, zaten ona yapılan saldırılardan anlıyoruz ve onun ne kadar kıymetli olduğunu, saldırıları yapanlarında vasfından anlıyoruz. Diyorum ya, yani bak, anla. Mesela Fatih Altaylı eleştiriyorsa, Davutoğlu çok mükemmel bir insandır. Vargücünle destekleyeceksin demektir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sayın Davutoğlu, Gürcistan ziyareti esnasında, gazetecilere açıklama yapmıştı: “Pasaport ve vize yok, sadece kimlik” demiş. Sizin uzun zamandır dile getirdiğiniz.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, atasına rahmet olsun. Helal süt emmiş Müslüman evladı, maşaAllah, helal olsun.
ALTUĞ BERKER:Bunu ilk siz zikrettiniz Hocam, 4 yıl önceden “vizelerin kaldırılacağı, pasaportların kaldırılma döneminin geleceğini” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, adım adım gidiyoruz. Ayet ayet Kuran, adım adım İslam, maşaAllah. Şeyhim bak, Azerbaycan’dan bile, “Şeyhimizin konuşmaları güzel oluyor” diyorlar. Parantez içinde şıhımiza diyor bak.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, sizden öğrendiklerimizi anlatıyoruz. Ne haddimize. Ben de tam Azerbaycan ile ilgili ekrana haber yansıtmıştım. “İki ülke tek millet mesajı” başlıklı, Eurovizyon’u kazandı Azerbaycan, Türk bayraklarıyla çıktılar.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, hay maşaAllah, işte bu kadar. Kardeşim bu konu neden uzuyor, ben anlayamadım. Türkiye ile Azerbaycan hemen birleşsin, neyini bekliyoruz kardeşim, şu pasaport olayı kalksın. Ben Başbakanımızdan da rica ediyorum, Dışişleri Bakanımızdan da rica ediyorum, Allah rızası için pasaportları kaldırsınlar. Kardeşim pasaportun olması ne alaka? Ne pasaportu? Kimlikle gideceğiz, o kadar. Beklemeye de gerek yok. Fazla zor bir konu da değil, hükümet karar alacak, o kadar, “pasaporta gerek yok” diyecekler, o kadar. MaşaAllah, bakın çocuklar inim inim inletiyorlar, helal olsun gençlere. Bütün Azerbaycan’a, koç yiğitlere selam, hanım kardeşlerimize, beylere, Azerbaycan kale elhamdülillah, on binlerce, yüz binlerce sevenimiz var, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Yalçın Topçu, çok çok güzel açıklamalarda bulunmuş, Hocam şöyle diyor: “Her Müslüman’ın, İslam dinini yaymak davası olduğunu, kendisinin Adriyatik’ten, Çin Seddi’ne, dilde, fikirde bir olmuş Türk İslam Birliği gibi bir davası olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, hay maşaAllah ağzından nur akıyor, ne güzel bir üslup, ne güzel söz, atasına rahmet olsun, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Devam ediyor; “Biz İslam’ı yaymak ve yüceltmek gibi nizam-ı alem ve İlahi Kelimetullah gibi bir davamız var. Varlık gayemiz de, bu zaten. Doğru netice de, doğrudur, yanlışı birçok kimse söylese de, yanlış yanlıştır. Bu doğrunun peşindeyiz. Biz sadece milletimizi kurtaracak bir mesele değil, insanlığın da kurtuluşunun burada olduğu kanaatini taşıyoruz” diye devam ediyor, Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, her yerden nur akıyor, maşaAllah, ne güzel, hep müjde. Azerbaycan’dan müjde, hocamızdan müjde, her yerden müjde maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Uyuyan bir kedi filmi gösteriyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne tatlı uyuyor bu, ne şeker maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ahmet Hakan’ın bir yazısı vardı, iddia edilen Ergenekon davasında tutuklu olan, Tuncay Özkan ile ilgili şöyle yazmış: “İddia edilen Ergenekon davası sanıklarından Tuncay Özkan’ın, tek kişilik hücrede kalmasıyla” ilgili yazısını yazmış. “Böyle bir tecrit yönteminin felaket olduğunu, oldukça dar bir hücrede, elini uzatsa duvara değecek bir mekanda kaldığını, günde üç kez sadece kendisine yemek veren gardiyanın kolunu gördüğünü, tecridin yol açtığı stres yüzünden, vücudunda yaraların çıktığını” yazmış. “Bu hücre hapsinin, adalet duygusunu incittiğini, zedelediğini, kendisine ‘Ergenekoncu’ denmesi pahasına bu insanlık dışı tecride karşı mücadele etmenin, boynunun borcu olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Peki beni 9 ay hücre hapsinde tuttular, bu hazretin çıtı çıkmadı. Patronları neredeyse, mastika yapacaktı, bayağı keyfi yerindeydi. Tutuklandığım gün, manşetten haber yaptı, acayip sevindi. Ondan sonra da 10 ay, azılı delilerin arasına koydular, orada da gayet mutluydu. Deli olduğum iddiası haberini, büyük bir sevinçle orada burada kapaktan, manşetten verdiler, sonunda ne oldu? Beraat ettim, delilik iddiasına da, askeri hastane; “tam sağlıklı, tam sıhhatlidir” diye rapor verdi ve o beladan da kurtulduk. Ama tabii öyle bir delilik iddiasının da yapılmış olması, benim için çok büyük bir nimet oldu, büyük bir şeref oldu. Çünkü Kuran’da, bütün Peygamberlere “deli” denmiş. Ne güzel, ne güzel. Allah yolunda mücadele eden, büyük mücahitlere hep “deli” denmiş. Bediüzzaman’a, “deli” denmiş. Allah Allah ne şereftir, ne nimettir, maşaAllah. Hem de belgeli, yani öyle usulen de değil, elhamdülillah. Muhtemelen, Hz. Mehdi (a.s)’a da “deli” diyecekler. Çünkü Hz. Mehdi (a.s), bütün Peygamberlerin özetidir. Hadiste bu şekilde açıklanıyor, üzerinde bütün Peygamberlerin vasfından var. Ona da deli denecek, büyücü denecek, yalancı denecek, oyuncu denecek, birçok iftiralar atılacak, o mübareğin de, biz de destekçisiyiz, talebesiyiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Güzel kuyruklu kuşlar resmi gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim olsa da sevsek bunları, ne şeker şeyler. Severken çok özenli sevmek lazım. Aslında gözle sevmek lazım, dokunarak değil de, gözle sevmek lazım. Baksanıza süse ihtişama, maşaAllah. Renkleri metalik oluyor, çok güzel, bir kısmınınki pastel renk oluyor, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Efendim” diyor, kardeşimiz. “Namaz vakitleri konusunda, ihtilafa düştük. Baktığımız her takvim, farklı farklı namaz vakitleri veriyor, böyle bir durumda ne yapılması uygundur?” Ben, Diyanet’in namaz vakitlerine göre hareket ediyorum. Çünkü o çalışma, ilmi, bilimsel bir heyetçe hazırlanıyor, içinde astronomlar var, bilim adamları var, ben onlara güveniyorum. “Hocam, namazda imamlık yapıyor musunuz?” diyor. Bizde alim çok, ben çok nadir imamlık yaparım, genellikle hep kardeşlerimiz namazda imam olurlar. Kardeşimiz; “nasıl namaz kılıyorsunuz” diye sormuş, sünnet olan namaz nasıl kılınırsa, o şekilde, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine uygun olarak. Ama evde olduğumda mutlaka, sarıkla, cübbeyle, inşaAllah. Cübbem nasıl?
ALTUĞ BERKER:Muhteşem, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, çok şahane, Suudi Arabistan’dan getirttirdim, çok değerli, süper kaliteli, görünümü bayağı muhteşem.
ALTUĞ BERKER:Sevda Hanım’ın oğlunun fotoğrafı geldi.
ADNAN OKTAR:Ben onun minicik burnunu ısıracağım, çok şeker, Allah bağışlasın, maşaAllah, elhamdülillah. Elinden, yüzünden nur akıyor, ne güzel. Allah, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi yapsın, Hz. İsa Mesih (a.s)’a da talebe yapsın, Allah sağlık, sıhhat içinde büyümesini nasip etsin, Allah uzun ömür versin. Hayır, bereket versin inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Selam almadığım herkese, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam size oğlumun fotoğrafını yolluyorum, işte iman hakikati, Yaratılış mucizesi Hocam” diyor, demek ki, Sevda Hanım oğlunu çok seviyor. Biz de çok sevdik onu, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum Hocam; “İmanı Çabuk Anlamak.” Bu kitap inşaAllah, üç cilt halinde. Bu kitapların özelliği şu; kardeşlerimizin aklına gelen her türlü soruyu, kısa kısa ve özlü bir biçimde kitapların anlatması, inşaAllah. Bu kitapların önemi de, sorulara verilen tüm yanıtların, tamamen Kuran’a ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine göre açıklanmasında yatıyor önemi kitapların, inşaAllah. Kardeşlerimiz bu kitaplarda, iman ve Kuran ile ilgili esasların yanı sıra, evren, madde, zaman gibi kavramların açıklamasını bulacak. Din ahlakının, aile ve toplum hayatına kazandırdığı faydaları görecek, ahiret ve kader gibi gerçekleri, en anlaşılır şekilde, okuma olanağına sahip olacaklar. Kitap tüm bu özellikleri nedeniyle, dini kolayca öğrenebilmek açısından, herkese bir çağrı niteliğinde, inşaAllah.
Hocam, Ahmedinejad’ın bir beyanı vardı. Tahran’da yapılan, ‘terörizm’ konulu konferansta; “Bin Ladin’in öldürülmesi” konusuna değinerek, “Bin Ladin’in öldürülmeden önce, Amerikan güçlerinin elinde ve kontrolünde olan bir kişi olduğunu, Bush ile sıkı bir ilişkisinin bulunduğunu, petrol alanında bu kişinin, iş birliğinden faydalanıldığını, Bin Ladin’in İran ile hiçbir zaman bir bağlantısının olmadığını” anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Ahmedinejad, mübarek, muhterem bir insandır, güzel huyludur, eleştiriye açıktır, tavsiyeye açıktır, söz dinleyen bir insan, güzel huylu bir insan, şefkatlidir, Hz. Mehdi (a.s) aşığıdır, Hz. Mehdi (a.s)’ı çok sever, Hz. Mehdi (a.s)’a tabidir. “Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesiyim” diyor, iftiharla anlatıyor, maşaAllah. Etrafında, anti-Mehdi bir grup var, onları uzaklaştırsın, onları uzaklaştırsın. Anti-Mehdi olan adamlardan, pek hayır gelmez, inşaAllah. Onlardan beri olması gerekiyor. Hz. Mehdi (a.s) aşıklarıyla beraber olsun. Sevgiyi, barışı, kardeşliği savunacak, İttihad-ı İslam için gayretlerini, Allah daim etsin.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi, 105. ayet"Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir.”Peygamberimiz (s.a.v.), ‘ben sadece gerçeği söylerim’ diyor. 104. Ayet “Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder."Hz. Musa (a.s)’ın hitabı.“Musa dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim."‘Bir Peygamberim’ diyor. O devrin deccaline, devrin Mehdi’si bu şekilde diyor. "Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir”diyor Hz. Musa (a.s). “Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder."Yani ‘Müslümanları bırak, azad et, deccalliği bırak, bize zulmetme’ diyor. 106, “(Firavun) Dedi ki: "Eğer gerçekten bir ayet (delil) getirmişsen ve doğru sözlülerden isen, bu durumda onu getir (bakalım)” diyor. Bakın, Avrupa’nın firavunları, o devrin firavunu kadar olamıyorlar. Avrupa’nın firavunları, kitapları yakmaya kalkıyorlar. Bakın o devirde firavun ne diyor? "Eğer gerçekten bir ayet (delil) getirmişsen ve doğru sözlülerden isen, bu durumda onu getir (bakalım)”diyor. Bunların, bunu dinlemeye bile tahammülleri yok. Ama dinlemeseler kaç yazar? EvelAllah silindir gibi ezdik, elhamdülillah.
SUNUCU:00:30’dan itibaren, Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, A9 Tv, Kahramanmaraş Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tvinternet sitemizden devam edeceğiz.
Sakın Unutmayın
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...