SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Kahramanmaraş Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam bugün Yiğit Bulut’un bir yazısı vardı. Derin güçlerin seçim döneminde Türkiye’de yeni bir iç savaş planlıyor olabileceklerini, ancak Türk devletini Libya, Mısır, Suriye ya da başka bir devlet ile karıştıranların ve buna göre bir plan yapanların Türk halkını çok iyi tanımadığını söylemiş. “Bu insanlar bir iç savaş durumunda Türk halkının kendi devletine nasıl sahip çıkacağını gördüklerinde, nasıl bir belaya bulaşmış olduklarını çok daha iyi anlayacaklardır” demiş. “Hangi etnik kökenden gelirse gelsin, bu topraklarda yaşayan tüm Türklerin böyle bir hainlik karşısında gereken dersi vereceklerinden kimse şüphe duymasın” ifadeleri ile yazısını bitirmiş.
ADNAN OKTAR: Hay benim arslanım hay, maşaAllah. Çok mübarek bir insan, açıklaması çok muhteşem. Geçen günkü açıklamamın paralelinde bir açıklama, çok güzel. Bizim milletimiz çok asil, soylu bir millettir. Çok sabırlıdır, şefkatlidir, merhametlidir, halimdir, ama bir dangalaklık görünce, başka da hiçbir çözüm yoksa, kendini savunmayı öyle bir bilir ki, yani böyle yerden toprakları kazıttırır ben söyleyeyim. Yoksa bakın normalde çok şefkatli, merhametlidir sonuna kadar. Bir geliyor adam, devletin polisine tokat atıyor. Polis; “efendim yaptığınız doğru değil, ayıp yapıyorsunuz” diyor, o kadar. Ama adam çıkıp da dese ki, ben Türkiye’yi parçalayacağım, işte o zaman yer yerinden oynar. NATO, mato, tato, kimse hiçbir şeyi takmaz ben söyleyeyim yani. Bizim milletimizi tanımamışlar, anlamamışlar. Vatan, millet, din, iman, bayrak, bunlara laf söyletmeyiz. Sokaklarda bağırıp çağırıyormuş, şamata yapıyormuş yapsın, bir şey yok. Ama vatanı parçalamaya kalkmak, milleti bölmeye kalkmak, yani bunu unutsunlar, bu olmaz. Diyor ki, sizden şehit alırız. Kardeşim bu milletin vasfı zaten bu değil mi? Milyonlarca şehit topraklarımızda yatmıyor mu? Biz illa yaşayacağımız mı dedik, illa yaşayacağız diye böyle bir iddiamız var mı bizim? Vatan, milleti bayrak uğruna zaten biz şehit olmak istiyoruz, Kuran’ın emri bu. Allah bize bunu bir nimet olarak sunuyor. Senin dinini yok edeceğim, bayrağını yok edeceğim, vatanını parçalayacağım, seni de korkutuyorum ha, diyor. Her tarafın korkutma olsa kaç yazar? Her tarafın terörist olsa kaç yazar? Çakallar. Hani derler ya, el yumruğu yemeyenler, kendi yumruğunu bir şey zannederler, değil mi? Bu dangalaklığı bırakacaklar. Demokratik mücadele, tamam, güzel. İstediğin gibi anlat, ne konuşursan konuş; demokratik olmak şartı ile, kanun hukuka uygun olmak üzere istediğin faaliyeti yapabilirsin. Ama Türk milletini korkutmaya falan kalkmak, en ahmakça hareketlerden bir tanesi olur. Dünyanın en delikanlı milletine sen oturuyorsun çakallık yapıyorsun, bu olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İsrail ordusu üç sınır bölgesindeki; Suriye ve Filistinli göstericilerin üzerine ateş açarak Golan Tepeleri’nde ve Lübnan sınırında toplam 17 Filistinliyi öldürmüş. İsrail’in güneyinde, gerilimin yüksek olduğu Gazze şehrinin sırında ise 100’den fazla Filistinli yaralanmış. Yüzünden ve kalbinden yaralanan 25 Filistinlinin durumunun ağır olduğu belirtilmiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Filistin’i bir coğrafi bölge olarak ele alıyorlar, böyle olmaz. Türk-İslam Birliği içerisinde olayın değerlendirilmesi, İttihad-ı İslam içerisinde değerlendirilmesi lazım. Filistin’i kurtaracağız, kardeşim bütün İslam aleminin birleşmesi gerekiyor, bir tek Filistin’de mi sorun var? Afganistan’da sorun yok mu? Irak’da sorun yok mu? Libya’da yok mu? Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de yok mu? Her yerde var. İttihad-ı İslam sözünü söylemek sanki zehir, ağızlarına alamıyorlar. Her şeyi söylüyorlar, her türlü sloganı atıyorlar birçok yerde, İttihad-ı İslam sözünü ısrarla ağızlarına almak istemiyorlar. O zaman zulüm devam ediyor işte, acımasızlık devam eder. İttihad-ı İslam olsa Filistin’de damla değil, milim kan akmaz, kimsenin de burnu kanamaz. Bunu böyle olduğunu herkes biliyor. Buna direndikten sonra bu sistem devam eder, bu acıları yaşarlar. Bu acıların son bulması mümkün değil, herkes bu acıyı çeker. İsrail de çeker, Filistin de çeker, Libya da çeker, Fas, Tunus, Cezayir de, herkes çeker. Direnmeyecekler, Allah’ın sözünü yerine getirecekler, İttihad-ı İslam’ı yapacaklar, Hz. Mehdi (a.s.)’ı da başlarına getirecekler, konu bitecek. Allah, “Biz oyun ve eğlence olsun diye dünyayı yaratmadık” diyor. İttihad-ı İslam istemiyorum, ne istiyorsun? Nargile kaynatmak istiyormuş, göbeğini kaşıyarak keyif yapacakmış. Öyle bir dünya yok, Allah rahatlık vermez, illaki İttihad-ı İslam.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s.), “ben Hz. Mehdi (a.s.)’ım” demeyecek. Ancak insanların gözlerinde gaflet perdesini kaldırarak, Hz. Mehdi (a.s.) gerçeğini anlamalarını sağlayacak, Allah’ın izniyle. Şöyle geçiyor, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlar. Ebu Basir der ki: “İmam Muhammed Bakır (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu duydum. Buyurdu ki: ‘Hz. Mehdi (a.s.) kıyam ettiğinde Resulullah (s.a.v.)’in yolundan gidecektir. Yalnız o (Hz. Mehdi (a.s.)) Resulullah’ın eserlerini açıklayacaktır.” Hz. Mehdi (a.s.), Resulullah (s.a.v.)’in eserlerini açıklayacaktır, diyor. Hz. Mehdi (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) gerçeğini anlamalarını sağlayacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bahçede çilekler var çiçekleri açmış, bir süre sonra onlar böyle güzel Osmanlı çilekleri olacaklar, inşaAllah. Bahçe çok hoş, küçük de olsa bir evin mutlaka bahçesi olması şart. Çiçek, yabani çiçek olacak. Suni bahçe işini işin doğrusu ben o kadar sevmiyorum. Beğeniyorum ama vahşi güzellik daha güzel, daha hoş doğal bahçe. Şöyle yere yaygı serip, piknik olayları falan var ya, o çok güzel bir şey. Köyde de biz giderdik anneannemlerle falan. Anneannem semaveri alırdı, güzel gözleme yapardı, çökelekli yapardı. Böyle hamur arasına çökelek, maydanoz falan koyardı. Efendim işte artık köfteler şunlar bunlar falan, patates kızartması. Köroğlu Pınarı’na giderdik, güzelce yaygıyı sererdik. Şahane oluyordu böyle, tamamen her yer çamdı. Su böyle kaynıyordu, şarıl şarıl akıyordu çamların dibinden ama berrak, kristal gibi böyle, tertemiz su, aşağıya doğru şarıl şarıl akıyordu. O bizim için bir zevkti, bir mutluluktu, bayağı güzeldi. Şimdiki evler apartman falan, olmuyor böyle. Şehri yaysalar daha güzel olur bence, bahçe şart. Ben görüyorum böyle çok hurda evler var yıksınlar onları, şehrin dışında güzel bir yere o kardeşlerimizi yerleştirsinler. Bahçeli, rahat, güzel evleri olsun. O hayat mı öyle üst üste? Nereye baksan beton. Yer beton, hava beton, sağ beton, sol beton, böyle olur mu? Onda bir şey yok. Kardeşim diyecekler; devletten rica etsinler, istirham etsinler, ne ise, şehrin uygun yerleri var, o metrobüs olaylarını da falan oralara genişletip, kolay ulaşılacak şekilde. Bahçe, mutlaka çoluk çocuk çıkacaklar güneşe, güneşe çıkacaklar böyle bağıra çağıra, değil mi? Çocuk bağırtıları çok şahane oluyor çığlıkları. Böyle neşe içerisinde koşuşturuyorlar, bağırıyorlar, çok güzel.
ALTUĞ BERKER: Mevlana’nın Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili; beyit 2’de, 815-820’de şöyle diyor Mevlana: “Şu halde her devirde nebi yerine bir veli vardır, bu sınama kıyamete kadar daimidir. Kim de iyi huy varsa kurtulmuştur; kimin kalbi sırçadansa sınmıştır. İşte diri ve faal imam, o velidir, ister Hz. Ömer (r.a.) soyundan olsun, ister Hz. Ali (r.a.) soyundan! Ey yol arayan, Hz. Mehdi (a.s.) de odur, Hadi de o. Hem gizlidir hem senin karşında oturmakta. O, nura benzer; akıl onun Hz. Cebrail (a.s.)’ıdır. Ondan aşağı olan veli de onun kandilidir.”
ADNAN OKTAR: Hz. Ali (a.s.)’dan bahsettin, benim bu canım kardeşim de Alevi kökenlidir. Tam onu söyleyeyim diye aklımdan geçiriyordum, sen de Hz. Ali (a.s.)’dan bahsettin. Çok acayip, dedim her halde ona işaret, onu söylemem gerekiyor, onu söyleyeyim dedim. Ailesi de Alevidir, hepsi benim canım onların. Ben Alevileri çok çok seviyorum, çok muhterem, çok şahane insanlar. Ahlaken, ruhen, cesaretleri, kaliteleri, her yönden haysiyetli, iffetli, namusuna çok düşkün, çok dürüst, güzel insanlar. Allah bizlere öyle nimetler nasip etmiş, maşaAllah, elhamdülillah. Alevisi ile, Sünnisi ile biz bir bütünüz. Kürt, Türk, Çerkez, hepsiyle bir bütünüz. Ama tabii demokrasi gelsin, yargı düzelsin. Seçim dönemi olduğu için tabii ben pek bir şey de diyemiyorum, hükümet hakikaten yoğun faaliyet içerisinde, ama seçimlerden sonra şu yargıdaki bozukluk giderilsin, eksiklikler giderilsin. Kardeşim düşünebiliyor musun, bakın benim mahkememde ben önce beraat ediyorum. Bakın, duruma bakın. Sokaktan Fatih Altaylı adında bir adam geliyor, Selamun Aleykum, diyor. Evet, ben senin davana, devlete ait bir davada müdahilim diyor, mahkeme de bunu kabul ediyor. Mahkemeye bu durumu anlattık, mahkeme şaşırdı. Adamın hakikaten hakkı yok. Hemen Fatih Altaylı’nın müdahilliğini kaldırdılar, ama bakın adam kaç seneden beri müdahil. Allah’ın hikmeti bizim de aklımıza gelmedi. Hayır tekrardan anlatmamın sebebi, şaşırıyorum, hayret edilecek bir şey. Ve bu adamın isteğiyle benim davamı Yargıtay bozdu; adamın hiçbir şekilde kanuni hakkı yok, hiçbir şekilde. Tamamen devlete ait bir karardı, devlet karar verebiliyor, devlet adına bu karar verdi, bu, talepte bulundu. Böyle bir şey oldu bittiye de gelmeyeceğine göre, değil mi? Oldu bir kere ile olmaz, bunu yargı düzeltsin. Ben bu konuda Başbakanımız’a da istirham ediyorum, Adalet Bakanımız’a da istirham ediyorum, bu konunun üzerine gitsinler, bunda bir acayiplik var. Oldu bitti deniyorsa, o zaman zaten bambaşka bir durum olur, oldu bittiye gelmez. Yargıtay kararlarına da baktığımızda, Yargıtay içtihatlarına baktığımızda, Yargıtay’dan emekli olan Yargıtay başkanlarına sorduğumuzda, hukuk profesörlerinin tamamına sorduğumuzda, bu karar için yok hükmündedir diyorlar, çünkü sokaktan birisi gelmiş, yani devletin savcısı karar vermemiş. Devletin savcısının böyle bir kararı yok. Sokaktan birisi kendinden müdahil olmuş. Adam gitmiş, adamı gönderdik, peki onun adına alınan karar ne olacak? Bunu yargının mutlaka çözmesi lazım. Böyle acayip bir durumun olamayacağını Yargıtay içtihatlarından anlıyoruz. Tabii biz her zaman mahkemenin kararlarına saygılıyız, yargıya da saygılıyız, ama bu çok vahim, ben hayretler içerisinde kaldım, çok çok şaşırdım. Allah vermesin, eğer oldu bitti mantığı olursa, o zaman insanların yargıya karşı güvenleri ciddi şekilde sarsılır. Ben böyle bir şeyin olacağını zannetmiyorum, yargının en güzel şekilde çözeceğini düşünüyorum, buna bir çözüm getirsinler, yani bir şey olsun, inşaAllah. Evet. Yargının kararlarına her zaman saygılıyız. Fakat yine biraz önce de söylemiştim, Yargıtay içtihatları bunu böyle diyor, hukuk bilgisi olarak söylüyorum, çünkü başkası da böyle bir durumla karşılaşabilir. Sokaktan gelen bir adam devletin açtığı bir davaya müdahil olamaz, devlet yetkili oluyor, değil mi? Ben onda beraat ettim, ama adam müdahil oldu ve yeniden dava açılmasına vesile oldu. Hakkı yok, bunun mutlaka çözülmesi lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda bir haber vardı Hocam. Yargıtay’da iş bölümü tamam, tartışmalı daire örgütlü suçlara bakamayacak, diyor. 8. Ceza Dairesi artık örgütlü suçlara bakamayacak.
ADNAN OKTAR: Evet, özellikle 8, Yargıtay 8 üzerinde çok tartışmalar oldu, çok konuşmalar oldu, çok sözler duyduk, yani böyle olmasında da bir hayır var, inşaAllah. Çünkü kulağımıza gelenler, duyduklarımız hayret edilecek şeyler, inşaAllah. Çok şaşırtıcı şeyler. İddia edilen Ergenekon terör örgütü yargı içerisinde adeta at oynatmış, adamlar oraya buraya yerleşmişler. Akıl almaz atraksiyonlar, akıl almaz oyunlar oynamışlar. İnsan açtıkça, okudukça öğreniyor, mesela ben birçok şeyi bilmiyordum. Onun için hükümetin seçimlerden sonraki ilk yapacağı icraat; benim kanaatim ezici şekilde iktidara gelecektir, AK Parti’li olduğumdan değil, teknik olarak olay böyle. Ben sağın tamamını destekliyorum, hepsine ihtiyaç var. MHP’ye de ihtiyaç var, Saadet Partisi’ne de ihtiyaç var, bunlar Türkiye’nin dinamik güçleridir, çok önemlidir. Büyük Birlik Partisi’ne de ihtiyaç var, AK Parti de tabii ki iktidar partisidir. Ama görünen köy kılavuz istemez derler, görülüyor yani, ezici şekilde iktidara gelecektir, yaklaşık yüzde 50 civarında bir oyla iktidara gelecektir, inşaAllah. İlk icraat yargı, yargının hemen süratle eksik yönlerini yerine oturtsunlar; hatta beklemeye dahi gerek yok, çünkü bu arada mağdur olan insanlar olabilir. Seçime kadar hükmü açıklanan insanlar oluyor, yazık değil mi onlara? Ya orada yargıdaki bir eksiklikten kaynaklanan bir mağduriyeti olursa bu insanın, hiç beklenmemesi gerekiyor. Bir de bizim hükümetten istirhamımız; işkence mahkemeleri genellikle polislerin lehine beraatle neticeleniyor veya zaman aşımına uğruyor. Bakın, işkence mahkemeleri ya polislerin lehine beraatle sonuçlanıyor veyahut zaman aşımına uğruyor. Biz tabii mahkeme kararlarına saygılıyız, ama bazen bu işin, bu konunun ele alınış şeklinin biraz şaibeli olduğu oluyor, çünkü olayın Yargıtay’dan dönmesinden anlıyoruz. Hükümetin özellikle işkence mahkemelerinin üzerinde çok durması lazım. Onun, çok teknik ve dikkatli takip edilmesi lazım. Mahkemelerin de özellikle o konularda çok titiz olmaları lazım, çünkü bunun sürekli beraat ile neticelenmesi veya sürekli zaman aşımına uğraması, tabii ki biraz şaşırtıcı olur. Mahkeme kararlarına saygıda bir kusur yok, o anlamda değil. Ama bir şeyler teknik açıdan eksik görülüyor, yani yargı tekniği açısından bir şeylerin eksik olduğu anlaşılıyor, bunların düzeltilmesi lazım. İşkenceye maruz kalan insanların mağdur olmaması lazım, mutlaka adaletin yerini bulması için mahkemelere gereken desteğin ve yardımın sağlanması lazım. Hukuki delillerin daha çabuk oluşturulması, mahkemenin elini açmak, kolaylaştırmak gerekiyor. Mahkemeye delil çok zor oluyor, mesela işkencenin ispatı zor oluyor. 5 yıl sonra, 10 yıl sonra işkenceyi nasıl ispat edeceksin? Mesela işkence yapan adam, polis, görevde olduğu için işkenceden dolayı şikayette bulunamıyor, yeniden alır götürür işkence yapar diye çekiniyor vatandaş, çünkü olur olur, alır götürür yeniden işkence yapar diye çekiniyor. Yıllar sonra şikayet ettiğinde ispat et diyorlar, şimdi bunun ispatı çok zor oluyor. Şimdi mesela farzedelim omzu kırılmış Adli Tıp’ta muayenesi yapılıyor, omuz kaynamış kırılma noktasından, çok ince tıbbi teknikler gerekiyor tespit edilmesi için. Vatandaşın mağdur olmaması için de orada bir kolaylık sağlanması gerekiyor. Veyahut mesela farzedelim gözüne vurmuşlar, gözkapağı düşmüş, şimdi yıllar sonra bunun ispatı kolay olmuyor, kolay değildir yani. O yüzden doktorların da bu konuda yardımcı olması, o zamandaki nöbetçi doktorların yardımcı olması gerekiyor; ifade vermekten çekinmemeleri gerekiyor. Mesela bazen doktorlar ifade vermekten çekiniyorlar, o zaman işkence gören mağdur durumda kalıyor. Mahkemelerin orada bir suçu yok, hakimlere ben saygı duyuyorum, kararlarına da saygı duyuyorum, ama teknik delillerin toplanmasında mahkemelere kolaylık sağlanması gerekiyor. Bir de süratle sonuçlanması gerekiyor, yani zaman aşımına sokulmaması çok önemli işkence mahkemelerinin. Mesela bakın bizim de arkadaşlarımızın Adil Serdar Saçan’a ve arkadaşlarına açtıkları bir işkence mahkemesi var, açılmış bir dava var. Bunlar bin küsur sene ceza ile yargılanıyorlar, mahkeme son aşamada, ama bir hayli uzadı mahkeme, yıllardan beri devam ediyor. Sürekli teknik delil toplanıyor, haklılar tabii mahkeme toplayacak, ama süratlendirilmesi de önemli tabii, takdir mahkemenin; talep açısından diyoruz biz tabii, inşaAllah. Burada tabii hükümetin özellikle bu konuda çok kollayıcı ve takip edici bir tavrı olması gerekir. Ben sadece kendimiz için söylemiyorum, bütün işkence mahkemeleri için aynı şey geçerli, çünkü işkence büyük bir insanlık suçudur, çok büyük bir zulümdür, mutlaka takip edilmesi gerekir ve destek olunması gerekiyor. Ama yine söylüyorum, mahkemelerin kararlarına saygımız büyük. Buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) Allah’tan bir nimet olarak, ledün ilmi gibi gizli ilimlerle donatılacağına dair Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş: “Kıyam edecek olanın Hz. Mehdi (a.s.) olarak adlandırılmasının sebebi, gizli işlere hidayet edilmesi sebebiyledir.” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hadisi bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “Kıyam edecek olanın Hz. Mehdi (a.s.) olarak adlandırılmasının sebebi, gizli işlere hidayet edilmesi sebebiyledir.”
ADNAN OKTAR: Demek ki bir ledüni yönü de var, görünmeyen bir yönü de var, gizli odur, görünmeyen. Bir görünen yönü var, bir de görünmeyen bir yönü var.
Şeyh Nazım Hocamız ne kadar güzel ve hikmetli konuşuyor, maşaAllah. Oğlu Mehmet Efendi de İstanbul’da, maşaAllah. O da çok muhterem, çok mütevazı, mazlum, sessiz, kendi halinde çok terbiyeli, efendi bir insandır. O da çok güzel hizmetler veriyor tevazusu ve efendiliği ile, maşaAllah. Tarabya’daki evimize gelmişti, ziyarete gelmişti. Şeyh Nazım Hocamız’a çok benziyor, gözler, tip, aynısı, inşaAllah. Hocamız’ın halifesidir, Şeyh Nazım Hocamız’ın halifesidir, inşaAllah. Ama tabii tarikatlar kalkmıştır, tarikatlar değil, bundan sonra artık Hz. Mehdi (a.s.)’a halkı hazırlayan, insanları hazırlayan ahlak okullarına dönüşmüştür. Hz. Mehdi (a.s.) varken tarikatlerin devam etmesi diye bir konu olamaz, çünkü hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.) kanalıyla inşaAllah insanlara veriliyor, yayılıyor. Dolayısı Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru ile beraber tarikatlerin oradaki görevleri istese de, istemese de bitmiş olur. Tarikatler sadece durumu muhafaza, güzel ahlakı oluşturmakla mükelleftirler, çünkü hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’a bağlıdırlar. Bütün mürşidler, bütün tarikat şeyhleri, hocalar, hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olmuşlardır. İkinci bir yol, ikinci bir bakış açısı olamaz, inşaAllah.
“Sevgili Hocam, gece yayın yapmanıza sevindik, gündüz takip edemiyoruz. Geceleri biraz uykusuz kalsak da, sizi her gece izliyoruz. Hocam zamanınız varsa lütfen yayında bu konuya açıklık getirebilir misiniz?” Evet, Cübbeli’nin bazı sözlerini anlatıyorlar. Cübbeli pek bilmez böyle şeyleri, siz Mehmet Talu Hocamız’a sorun. Cübbeli, kafasına eseni konuşur o, yani canı ne isterse, rahatına uygun olan ne ise ona göre konuşuyor. Canı Malta Adası’nı çekiyor, hemen onunla ilgili hadis çıkarıyor söylüyor. Çıkarıyor demiyeyim de Allah affetsin, ayeti kendine göre yorumluyor. Alp Dağları’nın tepesine çıkmak istiyor, onu da kendine göre ayetle yorumlamaya kalkıyor, yani Cübbeli’ye göre her şey kolay. Hz. Mehdi (a.s.) konusunu da halletmiş durumda, “ben korkağım” diyor, aralarında en bozuk olanın da kendisi olduğunu söylüyor. “Hz. Mehdi (a.s.) 700 yıl sonra gelecek. Bizim gibi adamların olduğu dönemde Hz. Mehdi (a.s.) gelmez” diyor. Bozukmuş, “korkağım” da diyor, korkak olduğunu da söylüyor. Özetle; “Hz. Mehdi (a.s.)’a gerek yok, 700 yıl sonra gelsin” diyor. Siz evleniyorsunuz, ev yapıyorsunuz, çoluğa çocuğa karışıyorsunuz, size de kolaylık, bana da kolaylık, 700 sene sonra gelsin Hz. Mehdi (a.s.) diyor, çözüm buymuş. Bir kısım adamlar da ağızları açık onu dinliyorlar. Ne güzel konuştu, diyor. Tabii, nefsine uygun konuştu da onun için hoşuna gidiyor. İttihad-ı İslam’dan bahsetse, Türk-İslam Birliği’nden bahsetse yanından kaçacaklar demek ki.
“Selamun Aleykum. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Sizin Allah’ınıza kurban olayım” diyor, inşaAllah. “Selamun Aleykum Hocam. Antalya’dan yazıyorum, Allah yolunuzu açık etsin. Hocam benim bir sorum olacak.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Geçen gün bir kuyruklu yıldız güneşe çarptı. Siz duydunuz mu bilmiyorum, güneşte büyük patlamalar oldu. Bu da bir Kıyamet alameti midir? Sağlıcakla kalın Hocam, inşaAllah. Teşekkür ederim, Alican Bülbül.” Doğru mu, çarptı mı, öyle bir şey oldu mu?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, çarpmış.
ADNAN OKTAR: Bu A9’u tanıtma işlemine kardeşlerimiz büyük bir hızla devam etsinler. En az şöyle 100-200 milyon kişiye rahatça hitap edebilecek gibi olalım. 35-40 milyon kişiye hitap yeterli değil. Bir buçuk milyar İslam alemi var, 7 milyar dünya var. 30-35 milyon, 40 milyon çok az, değil mi? En az 200-300 milyonu hedefleyelim başlangıçta, sonra bir milyara kadar çıkaralım. Tabii şu Reuters, sırf o bile bir milyar insana hitap ediyor. Bizim de, A9’un da en az Reuters kadar olmamız gerekiyor, hatta katlamamız gerekir. Yeni Reuters biz olacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili bir haber vardı. “İstanbul’u hanımlar fethedecek” sözü Bediüzzaman’ın. Mehmet Fırıncı Ağabey ile bir röportaj yapmışlar ve Bediüzzaman Hazretleri’nin; “İstanbul’u hanımlar fethedecek” ifadesi ile neyi kastetmiş olabileceğini sormuşlar. Mehmet Fırıncı Ağabey de, hem o sözün geçtiği dönemi, hem de Üstad’ın hanımlarla ilgili düşüncelerini kısaca ifade etmiş. Üstad Hazretleri 1953 yılında Draman’daki evde kaldığı zaman, “ben İslamiyet’in bayrağını hanımlarla İstanbul’a dikeceğim” sözünü Ahmet Aytemur Ağabey’e söylemiş. Aytemur Ağabey de Mehmet Fırıncı Ağabey’e iletmiş. Üstad İstanbul’u İslam dünyasının merkezi olarak görüyordu ve bu sözü ile İstanbul’un ne kadar öncelikli olduğunu da söylemişti. Üstad eserlerinde her zaman hanımlarda ihlas ve şefkatin önemini vurgulamıştı. Bu özelliklerle büyük fedakarlık ve kahramanlıklara vesile olabileceklerini söylemiştir. Bazı kadınların din ahlakından uzak yaklaşımlarını eleştirerek, yavrusunu kurtarmak için ateşe atılmaktan çekinmeyen, oğlu paşa olsun diye tüm malını mülkünü satan annelerin, çocuklarının ahiretlerini düşünmemelerinin ne kadar olağanüstü olduğunu belirtmiş. Üstad, kadınların İslami tebliğde çok aktif olmaları gerektiğini, işi sıkı tutmaları gerektiğini belirtmiştir her zaman. Çünkü kadınların şefkatli yaklaşımları, dostluğu hedefleyen tavırları insanların üzerinde çok olumlu bir etki oluşturacağını söylemiştir. Nurlar’ın yayılmasında çok önemli rolleri olması gerektiğini ifade etmiştir.
ADNAN OKTAR: Evet, bana diyorlar ki; niye hanımlara tebliğ yapıyorsun, niye karşında hanımlar var, diyorlar. Buyurun bakın Bediüzzaman söylüyor işte, Bediüzzaman’ın tavsiyesini yerine getiriyorum, inşaAllah. Demek ki doğruymuş, bilmiyordum ben, ilk defa duyuyorum Bediüzzaman’ın böyle bir sözü olduğunu. Ben fıtraten, ilham olarak hissediyordum mesela. Karşımda hanımlar olduğunda içime daha çok ilham geliyor, daha içim coşkulu oluyor. Mesela ben bir çiçekten etkilenirim ama insan güzeli olarak kadınların sevgisi, şefkati, bakışları beni olumlu olarak çok çok etkiliyor. Çok hoşuma gidiyor ve çok seviyorum onları. Buyrun.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylemiştiniz: “Yobaz baskısını Avrupa’da kaldırdığımız için, Avrupa’da İslamiyet çığ gibi gelişiyor. Avrupa’da İslamiyet’e yöneliş bizim kitapların okunması ile yoğun artmıştır. Müslümanlığı kan dini gibi göstermeye çalışıyorlardı, biz bu yobaz takımını akılla, bilimle, sevgiyle ayıkladık” dediniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşim yobazlık, deccaliyetin Müslümanların arasına akıttığı bir sinsi zehir. Müslümanların suyunun içerisine deccaliyet bir zehir akıttı, görünmeyen bir zehir. Kiminin sarığı var, kiminin cübbesi var, kiminin badem bıyığı var, ama o aradan akıttılar. Öyle sinsi bir tehlikeydi ki yobazlık, İslamiyet’e karşı deccalin asıl kılıcıdır. En şiddetli güç odur, yobazlıktır, İslam’ı içinden vurur. Çünkü mesela Avrupa’da Müslüman deyince, işte eli kanlı, gözleri devrik, saçı sakalı birbirine karışmış, vahşi, böyle hayvan gibi mahluk akla geliyor idi. Biz bu kafayı, bu mantığı yerle bir ettik ve şok oldular. Müslümanın Avrupai yüzünü, modern yüzünü de onlara gösterdik. Çünkü Müslüman zaten dünyanın en kaliteli, en mükemmel insanıdır. Dünyanın en modern insanıdır, en kalitelisidir; fakat bu bazı yerlerde bilinmiyordu. Genelde biliniyor ama bilinmeyen yerler de vardı, biz o bilinmeyen noktaları açtık ve çok güzel çığır açtık. Biraz tutucu olan kardeşlerimizin de yolunu genişletmiş olduk. Mesela Nur talebeleri, Fethullah Hocam’ın cemaati daha önce muhafazakar, içine kapalı küçük bir cemaatti, sonra model olarak bizi aldılar. “Ama Hocam biz sizi 10 yıl geriden aldık” dediler. Model bakış açısını aldıktan sonra çığ gibi yayıldılar ve acayip bir güç kazandılar, yani ufuklarını açtık, görüş açılarını açtık, perspektiflerini açtık. Onları dar koridorlardan çıkarttık, geniş, uçsuz bucaksız bir coğrafyaya çektik. Mesela o devrin Sızıntı Dergisi’ne bakın, insanların boynu fotoğraflarda böyle hep ince çizgi ile ayrılmıştır, fotoğraf dahi kullanmıyorlardı. Mesela müzikten kaçınan bir üslupları vardı, biz onlara müziğin helal olduğunu gösterdik, resmin helal olduğunu gösterdik. Tebliğin herkese yapılması gerektiğini gösterdik, her kesimle görüşmenin önemini gösterdik. Mesela o zamanlar ben sanatçılarla da görüşüyordum, siyasetçilerle, herkesle, halkın tamamını, milletimin tamamını kucaklayan bir politikam vardı. Onlar da o politikayı aynısıyla aldılar. Sonra Şeyh Enver Ören grubu, yani Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın ekibi bu stili aldı. Onların da kendi içlerine kapalı, tutucu bir çizgileri vardı, bambaşka bir çizgiye girdiler. Geniş kitlelere açılan, daha modern, böyle entelektüel kesime de hitap eden bir çizgi içerisine girdiler, bambaşka oldular. Bu diğer tarikatlarda da kendini gösterdi. Cübbeli bile değişti adam, mesela bizim o Osmanlı mobilya stillerini falan gördükten sonra, gitti o da evine aynısından yaptı, benden gördüklerinin aynısını yaptı. Tabii onunkiler biraz alt modeli, 3-4 derece alt modeli, ama kendince ona benzetmeye çalıştı; bizim evimizde gördüğü, etrafımızdaki arkadaşların evlerinde gördüğü şeyleri kendince işte becerebildiği kadar yapmaya çalıştı. Baktım, başka bir ziyaretimde, hakikaten birçok anlayışı değişmiş, örnek almış. İnternet sitesini, bizim internet sitesini olduğu gibi kalıp olarak almış; hatta direkt herkes bizim internet sitemizi açıyordu. Model olarak olduğu gibi almıştı, daha yeni aldı, internet sitesini açtı. Olumlu yönleri örnek almaları güzel, çok hoş, inşaAllah. Allah vesile ediyor, yönlendiriyor tabii. Bizi de yönlendiren Allah’tır, onları da yönlendiren Allah’tır.
“Selamun Aleykum nur yüzlü, nur kalpli Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Bereketuhu. “Rabbim iyi ki sizi bize yol göstermeniz için gönderdi, sizin talebenizim. Şu an anladım ki siz iyi bir alimsiniz” diyor, inşaAllah. Biz de öğrenciyiz tabii, talebeyiz. “En ufak tereddütüm kalmadı. Tabii bunu okumayacaksınız.” Canım düzeltip okurum, niye okumayayım? Ama ben bunu açıkladım, fıkhen bu haramdır dedim, yanlış yapıyorsunuz, olmaz. İnşaAllah öyle güzel insan olursunuz, daha iyi olursunuz denebilir. İnşaAllah alim olursunuz, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) gibi olursunuz, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olursunuz denebilir, ama o şekilde denmez. “İnşaAllah sayenizde daha iyi bir kul, daha iyi bir insan olacağım. Kızım Sümeyya Elizan için dua eder misiniz, benim gibi günahkar olmasın.” diyor. Bütün insanlar günahkardır, tevbe edeceğiz, günahkar olmayan insan olur mu? “Allah (c.c.)’e emanetiz. Allah’a yakışır, Peygamber (s.a.v.)’ine yakışır insanlara hayırlı olsun, inşaAllah” diyor. Sümeyye’nin resmi var mı?
ALTUĞ BERKER: Acaba kim göndermişti Hocam?
ADNAN OKTAR: Belki de sadece isminden bahsediyor olabilir. Sümeyye Elizan. Öyle anlatmış herhalde, olsa söylerdi.
ALTUĞ BERKER: Bende bir resim var da, yanlış göstermemek için söylüyorum. Allahualem bu olsa gerek Hocam.
ADNAN OKTAR: Odur o zaman, evet. Hacca gitmişler demek ki. Soldaki bayan, o hanımefendi anladığım kadarı ile, diğeri de kızı anlaşılan, maşaAllah. Allah hidayet versin, Allah sağlık sıhhat versin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam dediğiniz gibi kuyruklu yıldız güneşe çarpmış, onun haberi vardı.
ADNAN OKTAR: Allah Allah.
ALTUĞ BERKER: NASA orada oluşmuş patlama görüntüsünü kaydetmiş.
ADNAN OKTAR: Geçenlerde bir tane büyük göktaşı bize teğet geçti gitti, gökte bir şeyler oluyor. Allah Kıyamet’in yakın olduğunu insanlara gösteriyor. “Güneşte bir alamet zuhur etmedikçe, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmez” diyor. Demek ki güneşte çok alametler olacak. Büyük patlamalar olacak, böyle kuyruklu yıldız çarpmaları olacak. Geçenlerde son bin yılın en büyük güneş patlaması olmuştu. Allah Mehdi’sini yavaş yavaş tanıtıyor, ama sonlara doğru çok süratle tanıtmaya başlayacak, anlayamadım, göremedim kalmayacak. Cübbeli bile sarığını kafasına dolayacak ve anlayacak, inşaAllah.
İstanbul’dan Hayrettin, aferin. Ahir zaman TV diye bir internet sitesi açmış, yöneticisiymiş, aferin, maşaAllah canım kardeşime. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Arslanoğlu Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizi çok seven bir talebenizim, çocuklarım da sizi çok seviyor, inşaAllah. Çevremde sohbet ettiğim kardeşlerimiz Cübbeli’yi ve bazı şahs-ı manevicileri dinlemişler, gözle görülen alametleri bile göremiyorlar. İyi ki varsınız Hocam, yoksa bizler de bu tip hocaların eline düşecektik. Benim, sizin vesilenizle öğrendiklerimi anlatırken, çok güzel anlatıyorsunuz diyorlar; fakat Cübbeli’nin hata yaptığını da farkediyorlar. Ben anlatmaya devam ediyorum, inşaAllah. Biraz inatları kırıldı, artık Cübbeli’nin kendince oluşturduğu putu yıkılıyor, inşaAllah. Sizin çalışmalarınızı yakından takip ediyorum. Sizinle görüşmek ve faaliyetlerinize yakından katılmak istiyorum; fakat kardeşlerim sizinle buluşmamı bir türlü ayarlayamadılar. Ben bunda da bir hayır olduğunu düşünüyorum, inşaAllah. En kısa zamanda sizinle buluşmayı Allah’tan (c.c.) ümit ediyorum. İnşaAllah Allah (c.c.) bir an önce İttihad-ı İslam’ı hakim etsin, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın zuhurunu hızlandırsın, bizleri de onlara talebe eylesin, inşaAllah.” diyor Hayrettin kardeşim. Aferin Hayrettin’e, maşaAllah. Siz anlatın, o şahs-ı manevicilerin falan hiç önemi yok, bir avuç tip, onlar meydanı boş bulmuşlardı da onun için. Bunların bir kısmının beyni de böyle o yanlış bilgilerle katılaşmış olduğunu görüyoruz, yani beyinlerinin o kısımları kemikleşmiş. Siz sürekli anlattıkça onlar gevşerler, açılırlar, siz devam edin. Bir anlamaz, iki anlamaz, üçüncüde anlar. Kuyruklu yıldız çıktı diyoruz, acayip bir ses çıkartıyor. Bir daha söylüyoruz, bak kuyruklu yıldız çıktı diyoruz, H ve Ö harflerinden oluşan bir ses çıkartıyor. Bir daha söylüyoruz, dördüncüde H ve I harfinden oluşan bir söz çıkartıyor, sonunda anlamaya başlıyor yavaş yavaş. İlginç bir durum ama eninde sonunda anlayacaklar. 21-22 kere anlatırsın, 23’üncüsünde anlar, ama normal olarak bir kerede anlaması lazım. İlginç, hayret yani.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz: “Biz devletlerin bölünmesini istemiyoruz, yok olmasını istemiyoruz. Amerika kalsın ali olsun, büyüsün zengin olsun. Rusya ali olsun, büyüsün zengin olsun. Zorla rejim dayatması da olmaz, fakat İslam ahlakından hepsi istifade etsin, ama fikirlerine karışmayız, saygılıyız. Topluluk ne istiyorsa o olur. Laiklik ve demokrasi vazgeçilmez iki kavram. Adam diyor ki, laiklik olursa İslam olmaz. Laiklik olmadığında münafıklar olur. Zorla ben seni iman ettireceğim demek olmaz, severek ve isteyerek olması lazım” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam bana ekrandan bakar mısın” diyor, bakayım. Ne şekerler bunlar. “Allah’a emanet ol. Leman Mehdizade, Azerbaycan’dan” diyor. Leman şu an çok dikkatlice gözlerine bakıyorum. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
“Sevgili Adnan Oktar. Size derin hürmetleri sunar ve minnettarlığımızı bildiririk. Allah sizden razı olsun. Sizin İslam alemine verdiğiniz...” destek anlamında mı diyor? Şimdi Azerbaycan lehçesi çok güzel de, bazen çözemiyorum, bana bu konuda yardım edecekler. İnşaAllah İslam aleminin gelişmesi diyor herhalde. “Elmi cehaletten inkişafına hizmettar gösterecektir. Sizin kitabınız ve ilmi araştırmalarınızla yakından tanışmış olurum ve Allah’a şükür ederim ki, İslam alemine kimi insan bağış edip, benim namaz kılmama sizin kitaplarınız ve fikirleriniz vesile oldu. Ben dine inançlı bir ailede büyümüşüm, lakin sizin kitaplarınızla tanışmadan önce dinimizi sadece... Size sevgi ve saygımız tükenmezdir. İnşaAllah sizinle görüşmeyi Allah’ım bana kısmet eder. A9 kanalına derin teşekkürümüzü bildiririz ki, böyle güzel, meraklı ve bakımlı programları hazırlıyor ve milletimizin İslam’la yakından tanışmalarına vesile oluyorsunuz. Hürmetler Rövşan Cabbarov, Azerbaycan, Zakatala.” Azerbaycan bizim canımız, dünya tatlısı Azerbaycan, maşaAllah. Hepsi bizim nur kardeşlerimiz, can kardeşlerimiz. Hepsi etimiz, kemiğimiz. Biz Allah rızası için hükümetten rica ediyoruz, artık şu pasaport kalksın. Adını koyalım artık, bismillah Azerbaycan ile başlayalım.
“Twitter’da sizi takip eden Yahudi Can ismini kullanan Musevi bir bayan arkadaşımız var. Size selam iletmemi ve sizin de ona selam yollamanızı rica ediyor, inşaAllah.” Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. O Musevi bayan arkadaşa sevgilerimi sunuyorum, selam ediyorum. Allah’ın selamı üzerine olsun, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Japon çocuklar var Hocam, onunla ilgili bir film göstereceğim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bunlar ne şeker bir takım böyle, gitarları da kendilerinden büyük. Bayağı da güzel çalıyorlar, maşaAllah. Bunların konseri bitmez, sabaha kadar çalar bu keratalar. Acayip şeker, bal kaymakları. Burunlar da komple hepsinde fındık gibi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz; “İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda sinir hastalığı kalmaz. Gerilim, tedirginlik, korku, stres kalmaz. Milyarlarca para harcıyorlar stres ilaçlarına, kullanmayan insan yok gibi bir şey. Baş ağrısı migren de dahil, sırt, boyun ağrıları, bel ağrıları, kansızlık onlar da hep stres, gerilimden kaynaklanıyor. İslam yaşanmayınca gerilim had safhada oluyor. İslam ahlakı hakim olunca bunların hepsi kalkacak inşaAllah” dediniz.
ADNAN OKTAR:Doğru kardeşim, perişan oluyorlar. O kadar çok zararı var ki stresin, bir tane, iki tane, üç tane, dört tane değil. Hatta Kuran’da ona dikkat çekilmiştir. Hz. Yusuf (a.s.)’ın gömleğinin o strese bir çözüm olduğunu Allah Kuran’da gösteriyor, değil mi? Oradaki kastedilen; sevgi ve neşenin, huzurun, rahatlığın stresi çözeceğini ifade ediyor Cenab-ı Allah.
ALTUĞ BERKER:Ben tekrar kardeşlerimizin sorularını gönderebilmeleri için yeni mail adresimizi veriyorum, sohbetler@a9.com.tr. Sorularını buraya gönderirse kardeşlerimiz, inşaAllah. Şöyle söylemiştiniz Hocam: “Din kalben arzu edilerek yapılan ibadettir. Dayatma din olmaz. Dinde zorlama olmaz, hiç kimseyi zorlayamazsın. Her fikre, her düşünceye, her inanca karşı saygı göstermek lazım.” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.” Hz. Zulkarneyn (a.s.)’ın dünya hakimiyetini açıklayan Kuran ayeti. Ebcedi 2017 tarihini veriyor, şeddeli olarak. 2017’de demek ki, inşaAllah, çok iyi şeyler olacak. Tabii geçmişte olan bir olay olarak Cenab-ı Allah anlatıyor. Fakat söylediğim gibi, gelecekte olacak bir olayı da anlatıyor olabilir Cenab-ı Allah, ama geçmiş olarak anlatıldığı için tabii biz ilk anlamda geçmişte olduğunu kabul ederiz. Geçmişte olan bir olay olarak kabul ederiz. Zahiri anlamı üzerine hareket ederiz, inşaAllah. Geçmişte Zulkarneyn denilen bir insanın, dünya hakimi olduğunu anlıyoruz Kuran’dan, ama birincil olarak alenen Hz. Mehdi (a.s.)’a bakıyor olay, yani işari manasıyla alenen Hz. Mehdi (a.s.)’a bakıyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam, bir az önce gösterdiğimiz resim Murat Bey’in kızlarıymış onlar, Hacc’daki gösterdiğimiz resim. Onunla ilgili bir bilgi geldi bana, ben tekrar göstereyim, inşaAllah. “Selamun Aleykum, kızlarımız göndermişti biraz evvelki resmi. Bir yanlışlık olduk sehven bizim. Selamun Aleykum” diyor, Fatsa’dan Mukaddes. “Kardeşim Mehlika ve Meryem’le Kabe’den sizlere Allah ve Resulü (s.a.v.)’in selamını getirdik. Fotoğrafımızı da gönderiyorum. Bizlere dua edin.”
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Çok koyu göründüğü için, ben de tahmin ettim, bu çok genç falan dedim, genç mi evlendi acaba dedim. Fotoğraf çekerken ışığı esas alarak çekerlerse çok iyi olur. Yüzlerini ışığa dönerek çekmeleri lazım, ışık arkada kalınca yüzleri koyu oluyor. İkisi de birbirinden güzel. Allah ikisine de sağlık, sıhhat, güzellik versin, hidayet nasip etsin, doğru yoldan ayırmasın Cenab-ı Allah, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir timsah böceği gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet, timsah böceği.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. Bir kamuflaj özelliği var, savunma taktiği olarak. Kafa yapısı timsaha benzediği için timsah böceği deniliyor, Güney Amerika’nın tropik ormanlarında yaşayan bir ağaç böceği. Böceğin burun kısmındaki yumrular, onu, bir ağaç dalına benzetiyor. Göz görünümündeki koyu benekler, bir yaprak üzerindeki küflü kısımları andırır. Bunlar bir böcek için en iyi savunma sistemi olan kamuflajın gerektirdikleri. Timsah böceği, düşmanını korkutmak ve kaçırmak için önce kanatlarını çırparak, kanatlarındaki devasa boyutlardaki o sahte gözleri gösteriyor. Eğer saldırgan kaçmazsa, bu sefer keskin kokulu etkin bir kimyasal madde salgılıyor. Bu yöntem de işe yaramazsa, geniş kafasını ağaca vurarak, sersemletici bir ses çıkararak düşmanını korkutmaya çalışıyor.
ADNAN OKTAR:Tam donanımlı, tek çözüm kaçmaları. Başka çözümleri yok, inşaAllah.
Bak Cenab-ı Allah Ashab-ı Kehf için ne diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. 14. ayet, hicri 1400’e de işaret ediyor tabii. “Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik.” Hz. Mehdi (a.s.) talebelerinin özelliğidir. “Kıyam ettiklerinde” deccaliyete karşı kıyam ettiklerinde, “...demişlerdi ki: ‘Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız.’” Darwinist, materyalist olmayız biz, dinsiz, imansız olmayız diyorlar. “’Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi?’” Madem bir iddian var, delil getirin, diyor. “’Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira edenden daha zalim kimdir?’” Darwinistler de zulüm yapmış oluyorlar. Delilleri olmadan konuştukları için zulüm yapıyorlar.“Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi” Hz. Mehdi (a.s.) talebeleri gençlerden oluşuyor, biliyorsunuz. “Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” Allah ‘Hadi’ ismiyle tecelli ediyor. Ebcedi 1996 tarihini veriyor.
ALTUĞ BERKER:Ben sizin söylediklerinizi tekrar hatırlatmak istiyorum “Bakıyorum bazı Müslümanlara, kendine eziyet üzerine kurulu bir sistemle Allah’a yaklaşacağını düşünenler var. Halbuki Allah bizden dünyada da, ahirette de mutlu olmamızı istiyor. İyi olmamızı istiyor ve güzel huylu olmamızı istiyor. Fedakar olmamızı istiyor, cömert olmamızı istiyor, Allah için yaşamamızı istiyor. Her şeyi Allah’a teslim ederek olayları öyle değerlendirmemizi istiyor. Ve din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar ilmen mücadele etmemizi istiyor Allah. Kendine eziyet edince mutlu olacağını sananlar var, bu doğru değil.” dediniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak diyor ki Cenab-ı Allah Kuran’da, İsra Suresi, 107. Ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Dinleyen kardeşlerimizin de şeytandan Allah’a sığınması gerekiyor, onu hatırlatıyorum. “De ki: ‘İster ona inanın,” Kuran’a ister inanın, “...ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman,” daha önce kendilerine ilim verilenler kimler? Hıristiyanlar ve Museviler. Ne yapıyorlarmış? “...çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler." diyor Allah. Hakikaten de Museviler de, Hıristiyanlar da yüzükoyun yatıyorlar secdeye. Bizim secdemiz gibi değildir onların yaptığı secde. Yüzükoyun uzanıp, çenesi yere gelecek şekilde, böyle uzanıyorlar. Bakın “...çeneleri üstüne kapanarak” yüzü yerde bu şekilde, tam uzanıyorlar yani, ellerini de açarak. “Ve derler ki: ‘Rabbimiz Yücedir, Rabbimiz'in va'di elbette gerçekleşmiş bulunuyor.’" Kuran’a bakış açıları böyledir Ehl-i Kitap’ın, diyor Allah. “Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kur'an) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.” Kuran’a karşı duyarsız olmuyorlar. Ne yapıyorlar? Bak; “çenelerinin üstüne kapanıp ağlıyorlar” o kadar coşuyorlar, Kuran’ın gerçekleri karşısında“...ve (Kur'an) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.” Ne diyor bazı adamlar? Hıristiyanlara, Musevilere Kuran hitap etmez. Müslümana mı hitap ediyor sadece? Tabii ki onlara da hitap eder, herkese hitap ediyor. Olur mu öyle şey? Budist’e de, müşrike de, hepsine hitap eder. Bütün dünyaya geldi Kuran.
ALTUĞ BERKER:Resim gösterebilirim Hocam, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Hıristiyanların yere kapanmaları.
ADNAN OKTAR: Evet, bakın ayette belirtilen bu.
ALTUĞ BERKER:Musevilerin de bu şekilde Hocam.
ADNAN OKTAR:Tam boylu boyunca uzanıyorlar. “De ki: ‘Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur.’ Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse." Bazen namaz kılanlar kendi sesini duymuyor, ben görüyorum camide, başka yerlerde; nasıl oluyor, yanına geliyoruz, hiç mümkün değil, böyle şey olur mu? Yanındaki kişinin duyacağı kadar olması lazım, bakın ayette ne diyor Cenab-ı Allah: “Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma,” hiç duyulmuyor ve birçok kişi de bunu yanlış biliyor. Kendi dediğini duymuyor, kendi dediğini duyacak, böyle olmaz. Kendi dediğini duyunca, yanındaki insan da onu duyar. Bitişiğinde olan insanın duyacağı gibi olması lazım. “...bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse. Ve de ki: ‘Övgü (hamd), çocuk edinmeyen,’” Hz. İsa (a.s.) Allah’ın çocuğu değildir. “...çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." İnsanlar düşkünleşebiliyorlar. Allah hiçbir zaman için düşkün olmaz, hiçbir şekilde uyumaz, hiçbir şekilde acze düşmez, sonsuzdur, sonsuz güce sahiptir. “Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et.” Allahuekber, inşaAllah. “O'nu tekbir edebildikçe tekbir et.” Ezanda Allah tekbir ediliyor, namazda tekbir ediliyor, inşaAllah. Yüceliğini, büyüklüğünü söylemiş oluyoruz, inşaAllah. Manen büyük Allah, manen. Büyük deyince hacim anlamında değil. Manen büyüktür, çünkü Allah zaman ve mekandan münezzehtir. Zaman ve mekan bizim için, inşaAllah. Cenab-ı Allah hem zamanın içindedir, hem dışındadır. Hem mekanın içindedir, hem dışındadır. Her yeri kuşatmıştır, tecellisi olarak, Zatı değil. Zatı’nı biz hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ne cennette; sonsuza kadar bilemeyeceğiz. Zat’ını ancak Kendisi bilir Allah. Allah’ın Kendini bildiği gibi bilemeyiz. Allah’ın bizim bilmemizi istediği kadar bilgiyi alacağız biz. Allah’ın Kendini bildiği gibi bilmek için, haşa Allah olmak lazım. Ancak Allah Kendini bilir ama bize istediği kadar bilgi veriyor, bizim anlayacağımız kadar bilgi verir, inşaAllah.
Bakın, o konuyu anlamazdan gelen Hocaefendiler Kuran’ın bu hükmünü çok iyi bilmeleri lazım. Demek ki Ehl-i Kitap, Hıristiyanlar ve Museviler Kuran okunduğunda, duyduklarında boylu boyunca secdeye kapanıyorlar. Ve “gözlerinden yaş gelir, o kadar sevinirler” diyor Allah. Samimi bir insanın Kuran’ı anlamaması mümkün mü? Ne kadar büyük bir nimet, saf vahiyden oluşan bir Kitap’a tabi olmak ne kadar büyük kolaylık. Öbüründe nakletmiş şahıs. “Sen ne diyorsun?” “Ben böyle diyorum”. Markos’a göre böyle, Luka’ya göre böyle, dört ayrı kitap. Dördü de birbiriyle çelişkili. Diyorlar ki; ortak noktada ittifak ediyorlar, öyle şey olur mu? Kuran’daki ayetler nasıl? Saf vahiy. Çelişki var mı? 6666 ayette hiçbir çelişki yok. Bilimle çelişen bir yer var mı? Hiç yok, mükemmel, inşaAllah. Cennet, cehennem açıklamaları nasıl Allah’ın? Mükemmel. Kader mükemmel anlatılıyor, her şey mükemmel anlatılmış. Yazık günah değil mi? Sen insanlara tahrif olmuş kitap veriyorsun. Bir gencin eline öyle bir kitap veriyorsun, nasıl anlayacak onu, nasıl kavrasın?
ALTUĞ BERKER:Kuran için şöyle söylemiştiniz: “İnsan aklını ve zekasını olağan üstü geliştiren bir kitaptır Kuran. Muhakeme ve yargıyı olağan üstü geliştirir. Çok güçlü bir mantığın gelişmesine sebep olur. Beyni çok sağlıklı hale getirir ve insanın çok akıllı olmasını sağlar Kuran. Fakat Kuran ayetlerini çok dikkatlice okuyup, dikkatlice tefekkür edip, onun içindeki sırları bulmaya çalışmak lazım. O zaman akıl olağanüstü derinlik kazanır, insan ruhunda olağanüstü bir gelişme olur.” dediniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, Kuran çok büyük bir nimettir, bütün dünya için büyük bir nimettir. Kuran’dan uzak olmak çok büyük bir elemdir, çok büyük bir acıdır, insanlara zulmetmektir. Onun için insanların dikkatini Kuran’dan dağıtmak büyük zulüm olur. Doğruyu, gerçeği kavramak için Kuran’ın dışında bir yol yoktur ve hiçbir eksiklik yok, elhamdülillah. Hiçbir ayet çıkarılmamıştır, hiçbir ayet ilave edilmemiştir. Sahte bir ayet yoktur, hepsi saf vahiydir, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir yavru kedi göstermek istiyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne yapıyor bu kerata orada? Yiyeceğim ben onu yiyeceğim, ayakkabının içine girmiş. Ne şeker şey bu böyle. Bak bak, oyun arıyor. O nedir öyle, aslan havası mı vermişler ona?
Şimdi biraz Cübbeli’nin Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlattığı bölümlerden dinleyelim de. Cübbeli’yi anlattığına, anlatacağına pişman ettik ama bol bol hizmet ettiriyoruz, talebem olması çok iyi.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın her an çıkabileceğini, ancak bidatlara alışanların Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde inkar edeceklerini anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Cübbeli anlamadığından, bilmediğinden değil, onun işine gelen bir durum olmadı da onun için. “Benden Hz. Mehdi (a.s.) olmaz” diyor, onu anlatıyor. “Benden Hz. Mehdi (a.s.) mi olur yahu?” diyor. Sanki biz kapısına gittik dayandık, sen illa Hz. Mehdi (a.s.) ol diye ricada bulunmuşuz gibi, değil mi? Mehdiliği çok iyi bildiği halde, anladığı halde; ve Mahmut Hoca da bunu kabul ediyormuş. Bakın; “yıllardan beri kabul ederdi, konuşurduk. Gelecek diye değil, geldi diye konuşurduk” diyor ve Cübbeli de hatta yaşını söylüyormuş artık, “şu an 30 yaşında” diye, o kadar net konuşuyor. Ama Fatih Altaylı, Aydın Doğan, bilmem ne bunlar halayın ekibi, halay ekibi. Cübbeli de elinde mendil halayın başında. Biz bu halayı dağıttık, bu ekibi dağıttık. Etkisiz hale getiren Cenab-ı Allah’tır. Allah bütün yaptığı oyunları dümdüz etti, yerle bir etti.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, bayağı bir şeyler yapacaktı, bundan bayağı bir şey bekliyorlardı. Allah yerle bir etti, elhamdülillah, maşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Neml Suresi, 79. ayet; “Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.”1979 tarihine de bakıyor, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.” Tevekkül, dünyadaki en büyük nimettir. İman, en büyük nimettir. Allah’ı sevmek, en büyük nimettir. Tevekkül eden adamda ne sinir kalır, ne ruh rahatsızlıkları kalır, ne kafasında bir istifham kalır, son derece rahat yaşar. Müthiş bir konfordur tevekkül. “Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.” Demek ki biz ölülere söz dinletemeyeceğiz. Bediüzzaman ne diyor; “Hz. Mehdi (a.s.)’ın önünden çekilin ey ihtiyar ölüler” diyor, değil mi? “Ayakta yürüyen ölüler, önünden çekilin Hz. Mehdi (a.s.) cemaati geliyor” diyor. Ölüye dinletemezsin ki. Dinletemeyeceğini bildiği için Bediüzzaman, “önünden çekilin” diyor. Gidip de dinleyin de demiyor, sadece “önünden çekilin” diyor. Ama ölülere anlatacağız tabii, ama dinlemezler. “...arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.” Adam diyor ki, arkasını dönüp kaçıyor, sağıra işittiremiyorum diyor. İşittiremezsin tabii, Allah söylüyor işittirilmiyor. Böyle sağırlar olacak, ölüler olacak. Biz bunların sağır veya ölü olduğunu bilmeyiz, biz anlatırız. Anlatıyorum, anlatıyorum dinlemiyorlar, diyor. Bak, ayet ne diyor? “Sağır onlar, ölü, arkasını dönüp kaçar onlar” diyor.
ALTUĞ BERKER:“Kuran ve bilimsel hakikatler” isimli bir sempozyum gerçekleştirmiş Sızıntı Dergisi, Zaman Gazetesi de onu haber yapmış. Kuran ve bilimsel gerçeklerin uyumunu anlatmışlar ve “Müslüman bilim adamlarını da harekete geçirecek” diyorlar bu sempozyum.
ADNAN OKTAR: Güzel, maşaAllah. Faydalı, isabetli bir çalışma. Hayır yolda Allah yardımcıları olsun.
ALTUĞ BERKER:Söylediğiniz söz karşıma geldi Hocam. “İki ayaklı mezarlar” diyor, Üstad Hazretleri.
ADNAN OKTAR: Oku oku
ALTUĞ BERKER:“İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyeti bırakan iki ayaklı mezarlar! Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz; tâ ki, hakikat-ı İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvücsâz edecek (dalgalandıracak) olan nesl-i cedid (yeni nesil) gelsin!”
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s.) cemaati. Demek ki bir kısım bunaklar ölü olacaklar. Sen ona laf anlatsan da anlamıyor bunak. Ne yapacaksın? Anlamıyor. Adam diyor ki; “Anlatıyorum, anlatıyorum anlamıyor” diyor. Bediüzzaman bak açıklamış, Kuran’ın ayetlerinden açıklayarak anlatıyor. Anlamayacak bir topluluk olacak, adamlar olacak.
SUNUCU: Bizi yarın 22’den itibaren A9 TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TVsitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Neml Suresi 73; “Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.” Hamd etmiyorlar”, diyor Allah. Her nimete hamd etmek lazım. Allah’ın verdiği her iyiliğe, her güzelliğe hamd etmek lazım. Bak elhamdülillah, Allah canlı yayınla insanlarla konuşmamızı nasip ediyor, ne büyük nimet, herkesin evinde sohbet edebiliyorum, herkesin evinde misafirim şu an, değil mi? Onlar benim misafirim, ben onların misafiriyim. Sohbet ediyoruz, Allah’a hamd olsun, elhamdülillah. Siz gençlerle şahane sohbetler yapıyorsunuz.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Öğlenden sonra 17:00’de.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başka?
ALTUĞ BERKER: Öğlen 12:00, akşamüstü 17:00’de.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Öğlen 12:00’den 14:00’e kadar. MaşaAllah, bak televizyon kanalı dedin mi, A9 mükemmel, maşaAllah, elhamdülillah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...