SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.Tv, Ankara Bey Pazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Efendim, Şeyhimizden desturla başlayacağız. Şeyhim, buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Buraya size davetinizle gelen İsrailli heyet hakkında, İsrail’deki Likudnik.Co sitesinde 12 Mayıs’ta bir haber daha çıkmış. Gösteriyorum. Bu internet sitesi Likud Partisi’ndeki gelişmelerle ilgili bilgi sağlayan bir site. Çıkan haberde İsrailli delegenin kendilerini ağırlayan Türk ev sahipleriyle, yani sizle birlikte yaptıkları toplantıda teröre, şiddete ve radikalizme karşı ortak mücadele için karar aldığınızı ifade etmiş, inşaAllah. Bir başka, İsrail’de, Politic isimli bir haber sitesinde de aynı haber, ana siteden tanıtımla verilmiş. O da bu şekilde. Haberde İsrailli heyetin radikalizme, teröre ve şiddete karşı Türkiye’de sizinle ortak karar almasından bahsediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim şaşırdığım da, bu konudan normal ne olabilir? Yani biz normal sevgiyle, dostlukla, kardeşlikle yaşayacak şekilde yaratılıyoruz. Kavgada, kediler bile kavga etse insan tedirgin oluyor, rahatsız oluyor. Kavga çok çirkin bir şey, kan dökülmesi rezalet, bağırıp çağırma rezalet, bir insanı mahçup etmek bile çok korkunç, iltifatta bir eksiklik bile çok kötü. Yani gönül alırken bile, iltifatta bile, eksik olan bir iltifat bile kötü, ki durgunluk bile kötü. O bile bir kavga bence, durgun kalma. Adam onun da üstüne adamın kafasını, gözünü yarıyor, öldürüyor, kırıyor, yıkıyor; rezalet. Biz de buna karşıyız; fakat bu nadir rastlanan bir olay oluyor, hayret edici bir şekilde. Herkesin savunması lazım bunu. “Müslümanlar’ı birleştirelim, İttihad-ı İslam olsun” diyoruz, “Türk-İslam Birliği olsun.” “Olur mu öyle şey?” diyor. Parçalama daha zor değil mi? Param parça etmek daha zor değil mi? Param parça etmişsiniz. Sen zor olanı yapıyorsun da biz kolay olanı istiyoruz, ne var yani?
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam, inşaAllah. Estağfirullah Hocam. Bugün yazarlar ve gazetedeki haberlerden bazıları şöyle Hocam. Birincisi; bazı gazeteciler Başbakan Erdoğan’ın iddia edilen Ergenekon örgütüyle mücadeleyi sürdürmeyeceği, hatta seçimlerden sonra bu davayı örtbas edeceğine dair yazılar yazıyorlardı. Başbakan Erdoğan, dün yaptığı konuşmada, son günlerde gündemde olan kaset olaylarının çetelerin eseri olduğunu, çetelerin yön verdiği eski Türkiye’ye artık asla dönüş olmayacağını, çeteleri yeniden diriltme arayışı gördüğünü ancak bu arayışın demokrasi, özgürlükler ve ülkenin geleceği adına son derece tehlikeli bir oyun olduğunu söyleyerek, çetelerle mücadelenin sonuna kadar süreceği vurgusunu yapmış. Ayrıca siz, Sayın Erdoğan’ın ülkenin bölünmezliğini savunduğunu sık sık vurgulamasını rica etmiştiniz. Bunun üzerine bir açıklama yapmıştı. Yeniden Sincan’da şöyle demiş; “Bu ülkeyi teröristlere asla yem etmeyeceğiz, vatan toprağını ameliyat ettirmeyeceğiz” ifadeleriyle bölünmeye karşı tavrını yeniden ortaya koymuş, inşaAllah.
TEKNİK EKİP: Hocam, Fransa’daki konferansla bir bağlantı yapacakmışız.
ADNAN OKTAR: Yapalım, ben hazırım. O zaman açıklama yapayım mı Fransa’daki toplantıya?
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Fransa’daki bütün kardeşlerimi tebrik ediyorum, Fransızları seviyorum. Onların orada güzel çalışmaları olduğunu da biliyorum. Buradaki kardeşlerimiz de onlara selam söylüyorlar, bizler de sizlere selam söylüyoruz. Doğruyu, güzeli, iyiliği araştırıyoruz. Doğru olan neyse, güzel olan neyse, bilimsel olan, akla yatkın olan, aklın kabul ettiği neyse o olsun diyoruz. Akıl bize evrimin olmadığını söylüyor, akıl bize Allah’ın var olduğunu gösteriyor, akıl bize barışın, sevginin güzel olduğunu gösteriyor. Biz de huzur içinde, sevgi içinde yaşamak istiyoruz. Mesela Fransızları biz seviyoruz, Almanları seviyoruz, Avrupalıları seviyoruz, Amerikalıları seviyoruz. Barış içinde kardeş olmak istiyoruz ve kardeşçe yaşamak istiyoruz. İyilik, güzellik olsun istiyoruz. Şimdi evrim teorisi gibi bir sahte teoriye inanmamamızın nedeni bunun gerçekten sahte olmasından kaynaklanıyor. Kendimizi kandırmıyoruz. Çünkü proteinin molekül yapısına bakıyoruz, mümkün değil, yani dantel gibi binlerce atomun çok düzgün şekil almasıyla oluşuyor. Bir tanesi bile yerinden oynadığında şiddetli zehir meydana geliyor, şiddetli zehirler meydana gelir. Her atomun yerli yerinde oturması lazım, binlerce atomun, dantel gibi. Şimdi biz diyoruz ki; “bu tesadüfen olamaz.” Bilim adamları ne diyor? “Bir proteinin olması için, başka bir proteine ihtiyaç var” diyor. Adamlar da diyor ki; “o zaman” diyor, “böyle bir proteinin olması için dokuz yüz elli tane sıfırlı sayıda bir ihtimaldir” diyor proteinin olması. Dokuz yüz elli milyar tane sıfır koysan birin yanına, yine o kadarda bir ihtimal olmaz. Çünkü bak diyorsun ki sen; “bir proteinin olması için bir başka proteine ihtiyaç var” ne demek, biliyor musun? Sonsuz sıfır ihtimal var demektir. Yani ihtimal olması sonsuz imkansız demektir. Kitlenmiş. Yani yaratılmanın dışında mümkün değil, bu anlama geliyor. Biz de bu bilimsel gerçeği söylüyoruz. Bak fosiller masanın üstünde. Göster Fransız kardeşlerimize.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Şöyle bir antilop kafatası gösterebilirim, dört buçuk milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Kafasında da kağıdı da var. Dört buçuk milyon yıllık antilop, hiçbir değişikliğe uğramamış. Yani ne uzaylılara dönüşmüş, ne başka bir şekil almış. Hiçbir değişiklik yok.
ALTUĞ BERKER: Evet, bir tane daha gösterebilirim. O da kerevit; iki yüz altı milyon yıllık. İki yüz altı milyon yıldır hiç değişmemiş.
ADNAN OKTAR: Tamam yeter, şu kaplumbağayı da göster.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bu da kaplumbağa, iki yüz altı milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Evrim yok işte, görüyorsunuz. Biz böyle delilli konuşuyoruz, akılcı konuşuyoruz. Dolayısıyla Fransız kardeşlerimiz de, Avrupalı bütün kardeşlerimiz de sözlerimize inanabilirler, kanaat getirebilirler. Samimi açıklamalarımız, samimi kanaatimiz; evrim yok, Allah yaratmış. Delili de ortaya koyuyoruz ve delille konuşuyoruz. Buna karşılık, Darwinistlerin tek bir tane evrimi anlatabilecek delilleri yok. Eğer varsa Fransız Frank’ı olarak da ödeyeceğim veyahut Euro olarak da ödeyeceğim, on trilyon Lira vereceğim bir tane delil getirene. Yani evrim teorisini ispatlar mahiyette herhangi bir tane, tek bir tane fosil getiren bir kişi olursa, söz veriyorum bak bütün dünyanın gözü önünde, on trilyon vereceğim. Euro olarak da olabilir, Dolar olarak da olabilir; anında ödeyeceğim. Yok öyle bir şey, bütün dünyayı kandırmışlar. Büyük bir oyun oynanmış dünyaya. Herkes uyansın. Hayrettir, bütün dünyayı kandırmışlar. Çok komik, şaşırtıcı; dünya çapında sahtekarlık yapılmış. Dünya da buna inanmış, şok olay bu, hayret edilecek olay. Yaratılış Atlası’nın da etkisi açık Avrupa’da zaten, Fransa’da da öyle; şok etkisi yapmıştır. Fransız tarihinin en büyük olayı olarak aktarıldı. Hay maşaAllah, Müslüman kardeşlerimizi görüyor musun? MaşaAllah çaka çaka dolu salon. MaşaAllah, Allah hepsine hidayet versin, hepsine sağlık sıhhat versin, iman versin, birbirlerini sevmeyi nasip etsin. Bütün Müslümanlar birbirlerini sevsinler, mezhep ayrımlarına girmesinler. Şii, Alevi, Sünni ayrımı; sakın ha. La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah diyen herkes kardeştir, sakın. Ayrıca Hıristiyanlar’a da, Museviler’e de şefkatle yaklaşılması çok önemlidir, Peygamberimiz (s.a.v.) öyle yapıyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) cübbesini çıkarıp Hıristiyanlar’ın, Museviler’in altına seriyordu. Hatta ayet var, Hıristiyan ve Musevi hanımlarla evlenebiliyor, onların yemeği yeniyor. Dolayısıyla şefkatle yaklaşmamız lazım. Güzellikle İslam’ı, Kuran’ı anlatacağız ve dinde de zorlama yok; baskı olmaz, şiddet olmaz. Şiddeti teşvik edenler harama girmiş oluyorlar. İslam telkinle kaimdir. Telkinle, anlatımla olacak, akılla, bilimle, sevgiyle, sanatla inşaAllah. Bütün Fransız kardeşlerime, orada toplanan Müslüman kardeşlerime, hepsine selam ediyorum. Allah muvaffak etsin. İnşaAllah bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.)’ı göreceksiniz, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı göreceksiniz. Hz. Mehdi (a.s.) da geldi, Hz. İsa Mesih (a.s.) da geldi. Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesiyim, öğrencisiyim. Oradaki kardeşlerimiz de Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi, öğrencileri hepsi. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın da talebesiyiz. Çok güzel günler göreceğiz. On yıla kadar, on beş yıla kadar her şey olup bitecek, Allah’ın izniyle. Ama Müslümanlar sakın ha sakın birbirine düşmesinler, haset etmesinler, kıskançlık göstermesinler. Sevgiyle, şefkatle birbirilerini koruyup kollasınlar. Doğru mu Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peki herkese Selamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuhu diyorum. Allah sağlık sıhhat ve güzellik versin kardeşlerime.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz sohbetimize devam edebiliriz. Fransız kardeşlerimiz bizi seyrediyor da olabilirler şu an, artık yapacak bir şeyimiz yok. Canları ne kadar isterse seyredebilirler.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, Hocam. Risale-i Nur Gençlik Kongresi yapılmıştı. Onun deklarasyonları açıklanmış. Bayağı uzun, dokuz madde kadar var. Uygun görürseniz birkaç tanesini okuyayım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: “Bu zamandaki en büyük farz vazife olan İttihad-ı İslâm’ın temelini iman oluşturur. İman ve İttihad-ı İslâm kavramları birbirinden ayrı düşünülemez.”
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Nihayet, nihayet bak yıllardan beri anlata anlata nihayet kardeşlerimizde ışık görünmeye başladı. Fecr-i Kâzip, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, Hocam. Vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah çok güzel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İkinci olarak; “İttihad-ı İslâm’ın önündeki en büyük engel iman zafiyetidir. Bunun tedavisi, tahkiki imanı elde etmektir.” Üçüncüsü; “İttihad-ı İslam’ın hedefi muhabbettir, sevgidir. Sağlam deliller ile gayri Müslimleri ikna ederek dünya barışını sağlamaktır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Üstadımız Bediüzzaman’dan Allah razı olsun. Eğer Cübbeli kafası devam etmiş olsaydı, -maazAllah, neuzübillah- onların eline düşmüş olsaydık mahvolacaktık. Allah korudu.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, vesilenizle. Kazım Güleçyüz Ağabeyimiz’in de bir bu konuda yazısı vardı. Ona da değineyim, inşaAllah. Şöyle diyor, Risale-i Nur Gençlik Şölenine katılmış. Gençlere ayrı ayrı gruplar halinde yaptıkları İttihad-ı İslam konulu çalışmasının sonuçlarının mükemmel olduğunu söyleyerek, bu sonuçlardan şöyle örnekler vermiş: Zamanımızın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam için öncelikli olarak, tahkiki iman sahibi gençlerin yetiştirilmesi ve Müslümanlar arasındaki esasa ilişkin olmayan farklılıkların zenginlik sayılmasının önemi; her türlü baskının birlik ve beraberliğe zarar vereceği ve amacın maksatta ittihad olması; İttihad-ı İslam’da coğrafi veya idari bütünlükten öte, fikir ve eylem birliğinin esas olması; etnik farklılıkların İslam potasında eritilmesi; Müslümanlar’ın birbirini sevip, sevgi bağını güçlendirmekle yükümlü olmaları.
ADNAN OKTAR: Yine ne varsa bu Yeni Asya ekibinde var, maşaAllah. Helal olsun, maşaAllah. Böyle delikanlıca, yiğitçe ortaya çıkan pek Nur talebelerinde o kadar yok, yani bu derece belirgin. Hepsi iyiler, güzeller, haslar; Allah razı olsun. Ben onların hepsinin kölesiyim, hepsinin hizmetçisiyim. Ama şahane, bak yıllardan beri uğraşıyorduk, nihayet İttihad-ı İslam’ı gürül gürül anlatmaya başlamışlar koçyiğitler. Ağızlarından nur akıyor. Allah razı olsun. Allah razı olsun. Kapıcı arıyorlarsa ben kapıcı olarak hazırım, İnşaAllah. Müracaat ediyorum şimdiden, inşaAllah. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, inşaAllah. Estağfirullah, Hocam. Hülya Avşar ile ilgili bir haber vardı. “Hülya Avşar’ın Önlenemez Çöküşü” diye. Artık film teklifi almıyormuş, iş teklifleri pek almıyormuş diye bir haber. “Önlenemez Çöküşü” diyor.
ADNAN OKTAR: Bu güzel insanı böyle üzmenin alemi ne? Kızdırmanın alemi ne? “Çöküşü”, bir kadına söylenecek söz mü bu? O bütün gücüyle güzel görünmeye çalışıyor, dinç görünmeye çalışıyor, neşeli olmaya çalışıyor, insanların sevgisini kazanmaya çalışıyor. Adam da gidiyor kaldırıyor, yok “çöktün”, “ihtiyarladın”, “bittin”... Şu kadına söylenecek söz mü? Ne yapsın, böyle çekip köşesine çıkıp gizlensin mi insanlardan? Ne güzel işte. Tamam, kendine bakıyor, güzel olmaya çalışıyor, şakacı olmaya çalışıyor; sevecen, tatlı bir şey, çok da zeki. Bayağı da seviyorum. Yazık çocuğa, öyle konuşmasınlar. Kimse o arkadaş onu uyarmak lazım. Kimdir bunu yazan?
ALTUĞ BERKER: Aykut Işıklar.
ADNAN OKTAR: Neyse geç sen en iyisi.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, Hocam. Ertuğrul Özkök’ün bir yazısı vardı bugün, seçimlerle alakalı. Kendisinin tahminlerinin bugüne kadar hiç tutmadığını söylüyor, seçimlerle ilgili. Çünkü halkın arasına çıkmadığını, çıksa da böyle bir ölçüm yapamadığını, dolayısıyla bu anlamda siyasetten hiç anlamadığını söylemiş. “Ama yine de bu seçimlerde bir sürpriz olabilir ve AK Parti’nin oyları yüzde kırkın altına düşebilir, sol öne geçebilir” demiş. Dalan ve Nurettin Sözen seçimlerinde olduğu gibi bir sürpriz olursa kimsenin şaşırmamasını söylemiş. “Ayrıca AK Parti yüzde elli oy alsa bile bu bir başarı olarak algılanmamalı, çünkü ülke günbegün seçilmiş otoriterliğe doğru gidiyor” diye eklemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir kere, “ben bir şeyden anlamam” diyor başta, o dediği doğru. “Siyasetten de anlamam” diyor. Anladığı zaten pek bir şey yok. Tost yemeği biliyor. Poz vermeyi biliyor. Fransa’da gidip, elektrik direklerine dayanıp, kendince entel böyle resimler çektiriyor, bir şeyler yapıyor. AK Parti, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı milletin ümididir. Bu doğru. Ben aslında MHP ve Saadet eğilimli bir adamım, işin doğrusunu söyleyecek olursak. Erbakan Hocam’ı ben çok severim. MHP’yi de çok severim. Daha keskin sağdan yanayım ben tabii ki. Hafif sağ beni kurtarmaz, işin doğrusu bu. Zaten belli, benim orta sağ olmadığım belli. Ama şu an mecburiyet var. Mesela Cübbeli de AK Parti’yi yıpratmaya çalışıyor, çok büyük hata yapıyor. En azından tarafsız kalması lazım, her partiye eşit mesafede kalması lazım. Yıpratıp neyi hedefliyorsun? Amacın ne? Ne istiyorsun? Sen mi geleceksin iktidara? Yok. Bir kere iddia edilen Ergenekon terör örgütü çok vahim bir tehlikedir. Eskiden -ben biliyorum- on yıl, on beş yıl önce, yirmi yıl önce mafya hakimiyeti Türkiye’de gürül gürül, herkes biliyor. Semtler parsellenmişti ve iddia edilen Ergenekon terör örgütü de cayır cayır borusunu öttürüyordu Türkiye’de. Bütün Türkiye’yi bir korku kaplamıştı. Sokaktan adam, geliyorlar, “biz polisiz”, “ee?”, “haydi yürüyün, gidiyoruz”, “nereye gidiyorsun?”, “geniş bir araziye gideceğiz” diyor, “göl kenarına”. Adama orada kuyuyu kazdırıyorlar kendisine, içine, kafasına sıkıyor beş el. Polis değil adam, sahte kimlikle, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün elemanları. Binlerce faili meçhul… Siz deli misiniz? Böyle bir sistem nasıl istenir?
ALTUĞ BERKER: On yedi bin, yanlış hatırlamıyorsam.
ADNAN OKTAR: Ne on yedi bini, ne yirmi yedi bini, ne yüz - yüz elli bini? Yüz binlerce insanı katlettiler, şehit ettiler şu ana kadar. Bütün Mehmetçiğin şehadetinde bunların parmağı var. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü kuranlar da bunlar. Hayretler içinde kalıyorum. Bu kadar insanların dehşete düştüğü, bu kadar büyük, vahim bir tehlikeye karşı adamlar diyor ki; “ne var bunda?” diyor. Allah Allah. “Gel” diyor, “senin bir kafanı keseyim” diyor. Sanki berberde tıraş olacaksın, saçını kesecek. “Ne var bunda?” diyor. Adam öldürüyorsun sen, deli misin sen? Bundan kurtulmak için insan can havliyle ne gerekiyorsa yapar. AK Parti diyor ki; “ben bunlara karşı tavır alıyorum” diyor. EyvAllah, tamam, güzel. Biz; “AK Parti olağanüstü partidir, sürekli iktidarda kalması gerekiyor” demiyoruz ki. Bir de; “hürriyetleri kısıtlayacak”. AK Parti sıkıyorsa hürriyetleri bir kısıtlasın bakayım! Böyle bir şey olmaz. Türkiye, yer yerinden oynar. Türkiye sahipsiz değil, öyle bir şey olmaz. AK Parti niye böyle bir şey yapsın ayrıca? Aklı başında adamlar. Ne zorları, niye despotik bir sistem istesin? Neden istesin? Bana bir delil göstersinler. Canlı yayındayız şu an, bana yazsınlar. “Hocam” desinler, “bakın şurada bir despotluk var, baskı sistemi var” desinler. Söz bir Allah bir, var gücümle gayret ederim. Ben bir tek Allah’tan korkarım, zannettikleri gibi olmaz. Benim AK Parti’ye hiçbir ihtiyacım yok. Hiçbir çıkarım da yok AK Parti’den. Benim bütün mahkemelerim sürüyor ve her mahkeme aleyhime sonuçlanıyor aşağı yukarı. Bütün mahkemeler aleyhimde sonuçlanıyor ama ben buna rağmen AK Partiliyim. Yani mecburiyetten dolayı destekliyorum. Yani partili değilim ama destekliyorum. İktidarı kazanmasını isterim. Peki, MHP’nin yok olmasını mı isterim? MHP çok önemli denge partisidir. Ben MHP’nin mutlaka güçlü olmasını isterim. Saadet Partisi’nin mutlaka güçlü olmasını isterim. Çok tehlikelidir yok olması. MHP’nin, Saadet’in, Büyük Birlik Partisi’nin yok olması demek, Türkiye’nin mahvolması demek, Allah esirgesin. Son derece tehlikelidir, büyük tehlikedir. Sağın özüdür bunlar; MHP, Büyük Birlik ve Saadet. Çok hayatidir. Ama şu an mecburiyetten kaynaklanan bir durum var. Biz ilânihâyeAK Parti iktidar olsun demiyoruz ki. CHP de iktidar olsun ama Darwinizm’e tavır alsın, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne tavır alsın; İslam’a, Kuran’a kucak açsın, bağrına bassın, söz bir Allah bir, bütün gücümüzle destekleyeceğiz. Ben desteklersem iktidar da olurlar söyleyeyim.
ALTUĞ BERKER: EvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah. Şahsım adına söylüyorum, samimi olarak söylüyorum iktidar olurlar, inşaAllah. Çünkü ben milletin ortak sesini biliyorum. Bizim milletimizin ortak vicdanı var, ortak bir ruhu var. AK Parti’nin karakaşına, kara gözüne millet iktidar yapmıyor ki; ılımlı baktığı için, demokrasiyi istediği için, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne tavır aldığı için. Yoksa; “ekonomide, şunda bunda çok yetenekliler, başarılılar” öyle bir konu yok. Adnan Menderes, olağanüstü başarısından dolayı mı iktidar olmuştu? Millet öyle bir korku yaşadı ki, öyle bir azap yaşadı ki başka hiçbir kurtuluşu yoktu, mecburen Demokrat Parti’yi iktidara getirdiler. Başka bir yol var mıydı? Yoktu, o devirde başka bir yol yoktu, mecburdular. Şu anda da, yani genel strateji açısından, mecburiyet varmış gibi görünüyor. Şu an da başka türlü bir toparlama yapılamaz. Nasıl yapacağız? Ne yapalım?
ALTUĞ BERKER: Doğru söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yani en ezici şekilde iktidara kimi getirelim? Şöyle bir partiyi düşün ki; iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı, mukaddesatçı, muhafazakar, dini İslami bütün müesseselere sahip çıkıyor ve ezici şekilde de iktidara gelmesi gerekiyor. Niye oyları böldürelim? Olmayacağı belli. Oyların bölünmesini tabii ki istemem ben şahıs olarak. Çünkü sonucunda kim kazançlı çıkacak? Ama “bunun sonucunda da AK Parti” mesela, “yüzde doksanla hakim olsun, hiçbir parti kalmasın” demeyiz. Saadet Partisi, İttihad-ı İslam için, Türk-İslam Birliği için hayati bir partidir. MHP, Türk-İslam Birliği için hayati bir partidir. MHP gençliği canlı, dinamik bir gençlik. Yani ülkücü gençlik olmasa çok büyük bir tehlike olur. Saadet Partisi gençliği olmazsa çok büyük bir tehlike olur. Büyük Birlik Partisi gençliği olmazsa çok büyük bir tehlike olur. Yani tasarlayın, kafanızda bir düşünün, olmadığını düşünün -Allah esirgesin- çok büyük bir felaket olabilir. Büyük bir tehlike olur. Çok büyük güvencedirler, olmaları gerekiyor. Ama şu an zaruret var. Yani “AK Partiliyim” derken, “partiliyim”, anlamanız için söylüyorum. Bütün partilere eşit mesafedeyim ben. Şu anki zarureti açıklıyorum. Ama bu tabii benim şahsi kanaatim, kimse adına konuşmuyorum. Vatandaş olarak benim kendi kanaatim. Mesela kazanmayacağı yüzde yüz belli olan bir partiye ben gidip oy vermem. Belli kazanmayacağı. O zaman benim istemediğim bir olaya gelişecek demektir. İddia edilen Ergenekon terör örgütü yeniden hortlarsa, bunun sorumlusu kim olacak? AK Parti’yi insanların iktidar etme arzularının ana nedeni, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı aldığı tavırdır. Eğer öyle bir tavrı olmasa AK Parti’yi hemen iktidardan alırlar, söyleyeyim. Yani böyle bir tavrı olmamış olsa, inanın derhal alırlar iktidardan. Halk alır, milletimiz alır. Yani hemen hissedilir o, gider iktidardan.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim AK Parti’den arkadaşlarımızın, hiçbirimizin, hiçbir şekilde menfaati yok. Hiçbirini tanımam bilmem. Bir bağlantım, organik bağlantımız da olmadı, hukuki bize destekleri de yok. Hiçbir faydaları yok bizlere.
ALTUĞ BERKER: “Bilakis” diyeceğim Hocam ama siz anlatıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bütün mahkemeler aleyhime sonuçlanıyor. Açtığım her davayı kaybediyorum. Bana açılan her davayı karşı taraf kazanıyor. Böyle bir sistem var. Ellerine sağlık, teşekkür ediyorum, bir şey dediğim yok. Razıyız, ben bir şey demiyorum. Ben şahsım adına bir zorum olmadığını anlatmak için söylüyorum. Ama öbür türlü milletimize çok büyük bir oyun oynanacak. Mahvedecekler, Allah esirgesin. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün galip olması ne demek biliyor musun? Türkiye’nin yirmi ikiye bölünmesi demektir, PKK’nın Türkiye’yi bölmesi demektir, Kıbrıs’ın gitmesi demektir; anlamı bu. Benim gördüğüm, Sayın Tayyip Erdoğan, Anadolu insanı, mazlum, dindar, milletin sesini aktaran bir insan. Benim bilmediğim anormal bir şey varsa söyleyin, gürül gürül söyleyeyim. Ben öyle kimseden çekinmem. Ben bir tek Allah’tan korkarım. Öyle bir konu yok. Bana getirsinler yazılı, belgeli, ispatlı; bağıra bağıra anlatırım. Benim kimseye bir ihtiyacım yok. Diyorum; bir tek Allah’a hesap veririm ben. Öyle bir sorunum olmaz benim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İzzet nelere dikkat ediyorsun Allah aşkına! Şu demir fonda, şu yapılan süste çeşitli figürler görüyormuş. Hani var ya bazıları halıya bakar orada baykuş görür, ördek görür, dedesini görür, amcasını görür. Kerata şimdi sen eve bak, tavana bakarsan dedenin sakalını da görürsün. Bilmem yere bakarsan, bilmem neyi de görürsün. Şimdi şu akıl mı? Değil mi? Bardağa, kağıda bakar, onun içinde cinler gören tipler vardır. Ne alaka? Bağlantıya bak hizaya gel. İyi niyetle yazdığını biliyorum İzzet. Allah aşkına böyle şeylerle uğraşma. Benim üslubum bu, ben hani sana kızdım zannetme. İnşaAllah.
“Allah’ın selamı üzerinize olsun yakışıklı Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” Bana yakışıklı denildi mi hoşuma gidiyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani öyle. “İnşaAllah okursunuz” diyor. Tabii, okumaz mıyız, sen bize “yakışıklı” diyorsun. Tabii, Allah rızası için okuyoruz. “Maşallah Rabbim size ne güzel tecelli etmiş Seyyid Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Allah sizi başımızdan eksik etmesin, sizin ve talebelerinizin gücünü arttırsın inşaAllah. Sizi görüp de aşık olmamak olacak şey değil. İste ben aşıklardanım, inşaAllah. Duanızdan sonra migrenim azaldı. Hocam imanımın, zihnimin artması için dua eder misiniz inşaAllah? Sizi çok seviyorum, dualarınıza ihtiyacım var” diyor kardeşimiz, maşaAllah. MaşaAllah. Tabii aşk, Allah aşkı ile insan sever kardeşlerini, Allah’ın tecellisi olarak sever. Ben de sizi Allah’ın tecellisi olarak seviyorum.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Sümeyra Özbay.” Sümeyra, yazı yazmaya bak Sümeyra’nın. “SmyrA ozby.” Kerata böyle isim yazılır mı? Yazsana “Sümeyra” diye, “Özbay” diye. Şifre çözer gibi iki saat uğraşıyorum. Ne diyor? “Cübbeli Ahmet Hoca’nın” diyor, “eksik ve yanlış yönlerini çok güzel anlatıyorsunuz” diyor. Doğru. “Hülya Avşar hakkındaki görüşleriniz hoşuma gitti” diyor. İyi, tamam. “İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’ı görürüz” diyor. “Fransa’daki etkiniz maşaAllah olağanüstü” diyor, “elhamdülillah” diyor. “Her yerde duyuyoruz” diyor. MaşaAllah. Yalnız Allah aşkına o aradaki harfleri kaldırma. Tam internetçi üslubu.
“Hocam merhabalar, sizlerden Allah razı olsun. Etrafımızda insanlar, Hz. Mehdi (a.s.)’dan, kıyamet alametlerinden bir haber olan insanlar çok fazla. Hiçbir şey bilmiyorlar. “Hz. Mehdi (a.s.) kim?” diyorlar. Tanımıyorlar. Ben de anlatmaya çalışıyorum. Görsel olarak işyerinde “Türk-İslam Birliği” diye bir harita buldum. Yüksek çözünürlüklü, onu A3 kağıdına bastım. Onun bile faydası oluyor. İnsanlar soruyor, ben de anlatıyorum. Böyle görsel materyalleri alabileceğim, A9 TV’nin frekans vesaire gibi bilgilerinin olduğu, afiş gibi, broşür gibi, sanal ortamda bir yerde bulabilirsem çıktısını alıp, asıp dağıtacağım. Esselamun Aleykum. Engin Erdem.” Engin bir hayli var alacağın bilgi ama en ziyade tabii, haritadan ziyade anlatım çok önemli, sevgiyle yaklaşmak çok önemli. İnsanlarda nefret çok şiddetli. Cübbeli insanları mesela nefrete teşvik ediyor; Hıristiyanlar’a karşı, Museviler’e karşı, özellikle ve özellikle Şiilere, Caferilere karşı, dolayısıyla Alevilere ve Bektaşilere karşı. Onları kıtır kıtır doğramaktan bahsediyor, pırasa gibi doğramaktan bahsediyor. Bu çok vahimdir. Yani Müslümanlar’ın birbirine düşürülmesi mevzubahis, bunun ortadan kalkması gerekiyor. Hepsine sevgiyle, şefkatle yaklaşmak lazım, sabırlı olmak lazım. Mehdiyet, mesela halktan bir insan dışarı çıkar, Güneş onu ısıtır, aydınlıktır ama Güneş’in vasfını o bilmez, Güneş’in çapını, nerede olduğunu, neden oluştuğunu bilmez. Mehdiyet de öyledir; insanları ısıtır, aydınlatır, adam kaynağını bilmez. Mesela bak Türkiye’de Mehdiyet iktidara etkili oldu. Ta Demokrat Parti devrinden itibaren sağın Türkiye’deki hakimiyetinin sebebi Mehdiyet’tir. Allah, Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle Türkiye’ye bereket veriyor. Ekonomik krizin olmaması Mehdiyet’tendir. Kıyametin kopmama nedeni Mehdiyet’tir. Türkiye’nin Türk-İslam Birliği’nin lideri olması ve bu liderliğin bütün dünyada kabul görmesi Mehdiyet’tir. Türkiye’ye bir operasyon yapılamaması, oyun oynanamamasının nedeni yine Mehdiyet’tir. Türkiye’de milletin yüzde doksan beşinin Allah’a coşkuyla bağlı olması ve Ortadoğu ve Balkanlarda en çok Allah’a inananların bizde bulunmasının sebebi yine Mehdiyet’tir.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Dünyada en çok Allah’a inanan insan, bütün Ortadoğu ve Balkanlarda en çok Allah’a inanan insan Türkiye’de var. Darwinizme en çok inanmayan insan yine Ortadoğu ve Türkiye. Laik bir ülke olarak yok yani böyle Balkanlarda, Avrupa’da, hiçbir yerde yok. Sebebini biz söylemiyoruz zaten, Avrupalılar söylüyor; “Adnan Hoca vesile oldu” diyor. Yedi bin beş yüz yerde çıktı dünkü haber dünyada, yedi bin beş yüz yer. Dün yedi bin beş yüzü aşmıştı. “Titretiyor ortalığı” diyor. Ortalığı titreten Allah, beni vesile ediyor Allah. Ben Allah’ın gariban kuluyum, benim yapacağım bir şey yok. Mehdiyet neleri hazırlıyor? Mesela fosiller. Fosil normalde bulunmaz, çok zor. Allah, Mehdiyet’in bereketiyle fosilleri yanımıza getirtiyor. On binlerce fotoğraf Allah gönderdi, vesile etti insanları. Kitabımız Avrupa’da -adamlar söyledi biz de söyleyelim- milyonlarca dağıtıldı. Ben öyle “on binler” diyordum, adamlar söylemiş Reuters Ajansı, biz de artık mecburen söylüyoruz, doğru, milyon hesabıyla dağıtıldı kitaplarımız, elhamdülillah. O yüzden böyle yeri göğü birbirine kattık. Bak yedi bin beş yüzü aşmıştı dün, Reuters’in haberi ve gittikçe de artıyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama it kopuk takımı kini ve nefreti insanlara öğretir. Cübbeli gibi cahiller de, garibanlar da, onlar da tabii Şii nefretini, Caferi nefretini öğretiyor insanlara, İran’a karşı nefreti öğretiyor. Bir Müslüman ülke İran, Allah’tan kork be! Bu nasıl bir vicdandır? “Allah” diyor, “daha da karışıklığını artırsın” diyor. “Onlar nursuz olur” diyor. İran’ın yarısından çoğu Türk, Allah’tan kork, ve yarısından çoğu da Sünni’dir İran’ın, büyük bir bölümü de Şii’dir. Sünni-Şii aynı zaten, hepsi beş vakit namazında, tertemiz mümin muttaki insanlar. “Onlar nursuz” denir mi ya? “Allah onları batırsın, Allah onları helak etsin” denir mi? Eline ne geçecek dinsizlerin eline geçerse orası? Orada çoluk çocuk, kadınlar, yaşlı dedeler var. Onların helakını istemek bir Müslümanın isteyeceği bir şey mi? “Şiileri ve Caferileri pırasa gibi doğramak lazım” diyor.
VTR: Cübbeli, Şii kardeşlerimize beddua ediyor.
ADNAN OKTAR: İşte Cübbeli’nin kafa bu. Bu adam, benim için bu gariban, bu benim için pek önemli değil. Bunun kafasında bir hayli bunu destekleyen takım var. Bu sembolik bir isim benim için. Ben bunun vesilesiyle onlara bilimsel yönden vurmuş oluyorum. Yoksa bu garibandır yani. Oturup bununla bizim alıp veremediğimiz yok. Bu çekilse, içine kapansa neyi değiştirir? Yani önemli değil. Ama bu kafa, bu mantık İslam aleminde de yaygın. Yani birçok yerde bunun kafasında çok fazla adam var. Onun için bu tehlikeye karşı Müslümanlar’ı uyarıyorum.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Uyardıkça da bu tehlike geriliyor ve geri adım atıyor. Fatih Altaylı durduk yere bunu desteklemedi. Aydın Doğan’ın talimatıyla destekledi. Adamın bir bildiği var. Bakın İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne karşı adam adeta bütün varlığıyla mücadele ediyor, bütün gücüyle mücadele ediyor. Yani İttihad-ı İslam’ın olması adamın tüylerini diken diken ediyor. Var gücüyle, “aman Hz. Mehdi (a.s.) çıkmasın, aman Hz. İsa (a.s.) inmesin, aman keyfi kaçmasın.” O da Malta’da, orada burada tur atsın, işte Alplerin tepesinde şurada burada. “Ben orada” diyor, “Kuran’ın emrini yerine getiriyorum” diyor. Alplerin tepesine çıkmak Allah’ın emriymiş, Malta adasına gitmesi de. Bunun ne olduğunu biz anlatmamış olsak o bayağı bir yol alacaktı, bayağı bir yol alacaktı. Birçok Müslüman da bundan aslında çok çekiniyordu. Çünkü çok dilbaz bir tip. Bir de Ortadoğu’da bunu destekleyen tipler var. Hindistan’da şurada burada böyle ilginç tipler, yani değişik adamlar var bunu destekleyen. Çekindikleri için kimse çıtını çıkarmıyordu. Ben bunun eksik yönlerini, yanlış yönlerini aktarıyorum, anlatıyorum. Anlatınca da ne olduğu anlaşılıyor. Bak gün be gün artık, dikkat ederseniz, eski gücünü yüzde doksan beş kaybetti.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Eskiden mesela millet çok önemli görüyordu televizyona çıkmasını. “Aa” diyorlardı, böyle reyting rekorları kırıyordu. Şimdi çıkar, kimse muhatap olmaz. İsterseniz deneyin. Hiç kimse muhatap olmaz. Olmuyor da. Mesela Flash TV’de çıkıyor, hiç kimse konuşmuyor, muhatap da olmuyor, seyretmiyor, dinlemiyorlar da. Ama daha önce bilinmezliğinden dolayı ve ilginç bir kişilik olduğu için, ilginç şeyler söylediği için hayretle dinlemek istiyorlardı, garip bir insan olduğu için. Ama ne olduğunu tamamen böyle anlattıktan sonra hiçbir gücü kalmadı, etkenliği de kalmadı. “Ben yaptım oldu” kafasındaydı, kendince beceriklilik yaptı. Mesela gitti Mahmut Hocamız’a, Mahmut Hocamız’ın böyle bir talebi ve isteği olmadığı halde asrın müceddidi ilan etmeye kalktı. Onun da geçersizliğini anlattım, yanlışlığını anlattım, o gücünü de elinden aldım. Şu an kimse inanmıyor. Hocamız da, Mübarek Şeyhimiz Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, tam bunu teyit eder mahiyette bir konuşma yaptı. “Araba ile götürüyorlar, artık konuşmaya hali yok” diyor, “mecali yok” diyor. “Yürüyemiyor dahi, ağzını açamıyor. Böyle bir insan müceddid olur mu?” diyor. “Müceddid dediğin dünyayı titretecek” diyor, “yeri, göğü inletecek” diyor. “Hiçbir cemaat kabul etmiyor” diyor, “hiçbir topluluk kabul etmiyor” diyor. Kendi cemaatinin içinde bile kabul etmeyenler var. Cübbeli’nin kendisi söylüyor; “kabul etmiyorlar” diye. Ne Sami Efendi Cemaati, ne Esad Coşan Cemaati, ne Menzil Cemaati, ne Nur Talebeleri; hiç kimse kabul etmiyor. Bir tek kabul eden, bir ben varım. Seviyorum ben Mahmut Hocamız’ı, eskiden beri çok severim. Benim kabul etmemle de dünya çapında müceddid olmuyor işte. Üç, beş kişinin kabul etmesiyle olmuyor. Beş on tane Hindistan’dan garibanı getirip, burada yedirip içirip, kağıdın altına imza atmayla müceddid olunmaz ve Mahmut Hocamız’ı da putlaştırıp, Mehdiyet’e karşı silah gibi kullanmaya kalkmıştır. O Mübarek’i ömrünün son demlerinde büyük bir vebalin, büyük bir günahın içine sokmaya çalışıyor, kendi kafasınca. Konuşmamasından istifadeyle, Mehdiyet’e karşı bir kılıç haline getirmeye çalışıyor Mahmut Hocamız’ı. Bütün ömrü boyunca Mehdiyet’i savunmuştur Mahmut Hocamız ve “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” demiştir. “Gelecek” değil; “geldi.” Cübbeli’nin kendisi de Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini yıllardan beri savunuyordu ama bir de baktı ki, hiç istemediği birisinin Hz. Mehdi (a.s.) olabileceği ihtimali aklına geldi. Yani kendisinin hiçbir şekilde olamayacağını anladı ve hiç ummadığı birisinin de Hz. Mehdi (a.s.) olabileceği ihtimali aklına geldi. Ondan sonra bunun paçaları tutuştu. Bir tek bunun değil; Fatih Altaylı’nın da tutuştu, Aydın Doğan’ın da tutuştu, tutuştu da tutuştu. Tutuşmayan kimse kalmadı o takımdan. Ve elbirliği ile bunlar halaya kalktılar. Biz bunları mangal külü gibi savurduk, bir seferde.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, ne Fatih Altaylı’nın gıkı çıkıyor, ne bunun gıkı çıkıyor, ne de bir şey söylüyor, ne de etkenliği kaldı. Paldır küldür gitti. Flash TV’ye çıkıyor, millet boş gözlerle bakıyor. Kimse dinlemiyor artık. Azimli bir anlatım gerekiyor, eğer sussaydık çok etkili olabilecekti ve çok büyük zararlar verebilirdi, çok büyük, çok büyük zarar verebilirdi. Türkiye’de mesela Alevi, Sünni ayrımına sebep olabilirdi. Şii, Caferi kardeşlerimize karşı büyük bir kin ve husumete sebep olabilirdi. İran’la Türkiye’nin arasını açacak büyük fitnelere sebep olabilirdi. Bakın, İran’a karşı nefretini görüyorsunuz. Şiddetli bir nefret var. Senin onlara nefretin varsa, Suriye’ye de nefretin var demektir, Suriye de Şii. Irak’ta da Şiiler var, onlara karşı da nefret duyacaksın. Nereye götürür bu seni o zaman? “Onlar nursuz olur” diyor. Müslüman’a böyle söz söylenir mi? Müslüman’a sevgiyle, şefkatle yaklaşılır, muhabbetle yaklaşılır, senin kardeşin o. Allah; “Müslümanlar kardeştir” diyor. Dolayısıyla onun eksikliğini, yanlışlıklarını böyle gidermiş olduk, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Buyur, Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Biraz önce Rahmetli Erbakan Hocamız’dan da bahsetmiştiniz. Bununla ilgili bir haber vardı Akşam Gazetesi’nde, Sayın Kamalak’la ilgili. Profesör Kamalak, Saadet Partisi’nin Genel Başkanı, bir rüya görmüş Erbakan Hocamız’la ilgili. Sayın Kamalak, rüyasında Erbakan Hocamız’ın kendisinden seçim çalışmaları ile ilgili bilgi istediğini, seçime teşkilatların daha fazla asılması gerektiğini söylediğini ve henüz gidilmeyen illerin isimlerini sorduğunu anlatarak, rüyadan ter içinde uyandığını ifade etmiş. Akşam Gazetesi de bu haberi; “Erbakan Hoca, Saadet Partisi’ni Ahiretten de Denetliyor” başlığıyla vermiş.
ADNAN OKTAR: Bu biraz sulu bir üslup olmuş, çok ayıp yapıyor. “Ahiretten Denetliyor” densizce bir üslup. Yakışıksız. Bir Müslüman’ın konuşacağı üslup değil. Erbakan Hocamız dünya tatlısıdır. Aslında işin doğrusu Erbakan Hocamız’ın oyları yüzde yetmiş falandır. Bütün milletimiz bizim mukaddesatçıdır, Türk-İslam Birliği taraftarıdır ve İttihad-ı İslam taraftarıdır ama çeşitli nedenlerle ittifak edemiyorlar. Yoksa MHP de aynı görüştedir. MHP’nin görüşü farklı değil ki. MHP, Türk-İslam Birliği’ni konuşur, savunur, İttihad-ı İslam’ı savunur, mukaddesatı savunur, milli manevi değerleri savunur, Büyük Türkiye’yi savunur. Türkiye’nin lider olmasını savunur. Saadet Partisi neyi savunuyor? Aynısını. Büyük Birlik Partisi neyi savunuyor? Aynısını. Ama inşaAllah yakın bir gelecekte hepsi tek bir parti olacaklar Allah’ın izniyle.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ne yapalım, ara mı verelim?
ALTUĞ BERKER: Varsa bir dakikamız bir şey daha söyleyebilirim Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, buyur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. Sayın Kılıçdaroğlu da seçim çalışmaları ile ilgili Elazığ’da yaptığı konuşmada -onu da göstereyim bahsetmişken- şöyle demiş; Hz. Ömer (a.s.) adaletinin sadece İslam alemine değil; bütün dünyaya örnek olması gerektiğini söylemiş ve “Allah’ına kurban Elazığ, Elazığ’ın Allah’ına kurban” sözleriyle başlamış konuşmasına.
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm Kılıçdaroğlu, benim programımı çoktitiz takip ediyor. Şimdi bak, Allah’ına kurban sürekli bana gönderilen bir üslup. Biliyorsunuz değil mi, hep duyuyorsunuz?
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak aynısı, Allah’ına kurban. “Hergele” demiştim geçenlerde üst üste, üç beş kişiye; aynısını Kılıçdaroğlu da orada birilerine “hergele” demeye başladı. Başka da var, çok fazla. O yönüyle tabii şefkat duyduğum bir insan da, keşke Kılıçdaroğlu’na partiden daha çok destek olsa, daha güçlü bir çıkışı olsa, CHP gençliği tam desteklese de o da gürül gürül içindekileri söylese ve Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı yeri göğü inleterek anlatsa, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı içindeki öfkesini keşke rahat rahat anlatabilse. O zaman gürül gürül iktidar olur. Keşke olsa ama bu şartlarda zor görünüyor.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra programımıza devam edeceğiz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim, bizim Şeyhimizde ilim çoktur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Sizden öğrendiklerimizi anlatıyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve Kuran’dan.
ALTUĞ BERKER: Kuran ve sünnet ışığında inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Lübnan’dan son görüntüler gösteriyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne var Lübnan’da?
ALTUĞ BERKER: Savaşın getirdiği felaketler ile ilgili görüntüler. Libya ile ilgili Hocam, özür dilerim.
ADNAN OKTAR: Libya, evet. Şu sefalete, rezalete bak. İttihad-ı İslam’a şu direnmelerinin mantıksızlığına bak. Bin bir türlü acı, elem çekiyorlar. Mesela Facebook’ta ben bakıyorum bazen gençler kendi aralarında… karşılıklı dalaşacağınıza, fitne çıkarıp birbirinizi yiyeceğinize, birbirinize sevgiden bahsedin, kardeşlikten bahsedin. Öyle olduktan sonra zaten birbirinizi internette yerseniz, yarın bir gün bu tip kafalar gelişir, bu tür mantıklar gelişir, Allah esirgesin. Sabırla ve ısrarla barışı savunmak lazım, kardeşliği savunmak lazım, sevgiyi savunmak lazım. Savundukça, gemi gibi yara yara ilerliyoruz. Böyle ilginç bir yapısı vardır, barışı, kardeşliği, sevgiyi savunmanın. Hiç yerinde durmaz, sürekli gelişir ve ilerler ama çok ısrarlı ve kararlı devam edilmesi lazım. Durağan değildir, durmaz o barış, kardeşlik, sevgiyi savunanlar. Kavgayı savunanlar; mutlaka bir patlama noktası vardır, o patlama noktasında parçalanır ve yok olurlar. Kendi içinde boğulur, yani kara delik gibidir fitneyi savunanlar, savaşı savunanlar; mutlaka mağlup olurlar. Barışı, kardeşliği, sevgiyi savunanlar yavaş ama istikrarlı olarak sonuna kadar yollarında devam ediyorlar ve sonunda mükemmel zafere ulaşırlar.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “İnanıyorsanız, galip olan sizlersiniz” diyor Allah Kuran’da, ayette. Bu Allah’ın bir sırrıdır.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bak göreceksiniz, on yıl sonra, barışı, kardeşliği savunanlar galip gelecekler ama çok ısrarla devam edilmesi lazım. Ne fitnecilerin fitnesine aldanacaksın, ne şunun bunun sözüne aldanacaksın; devam edeceksin.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Kedi deyince, bende iman hakikatleri resimleri vardı Hocam. Uygun görürseniz onları göstereyim.
ADNAN OKTAR: Göreyim. Tay annesine mi sarılmış? Ne güzel oluyor taylar, maşaAllah. Köy o yüzden çok tatlı oluyor. Biz köydeyken, kırik deniyor, daha küçük. Tay, benim bildiğim biraz daha büyüğüne deniyor. Kırik; küçük, yeni doğmuş oluyor. Acayip güzel, onların upuzun böyle, incecik, zarif bacakları oluyor. Mükemmel koşuyorlar. Anneleri uzaklaşıyor, iyice arayı açıyorlar. Bunlar deli gibi koşuyorlar ama mükemmel böyle, adeta uçarcasına gidiyorlar, çok güzel gidiyorlar. Eşek sıpıları da çok, süper tatlı oluyor. Yalnız ben şimdi birkaç defa karar verdim ama eşek sıpası mahallede çok şamata çıkarmaz mı onlar, bağırtısı? Mahalleyi ayağa kaldırırlar onlar, değil mi? Ne yapacağız? Onlara bir çözüm bulunamaz mı?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. Yine de sevmeye değebilir Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vural Tunç. “Hocam, mazur görün, bir sorum var. Hocam İncirlik Üssü’nden kalkan uçaklarla atılan bombalar sonucunda şehit olan Iraklı kardeşlerimizin vebali kimde? İstese AK Parti kapatamaz mıydı Hocam? Bunları desteklemek, o katliamlara destek olmak değil midir? Bizi bir bilgilendirmenizi isterim. Selamun Aleykum Hocam.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Tamam, mesela bana böyle bildirin. Böyle bir şey olsa ben yeri göğü birbirine katarım. İncirlik’te Müslümanlar bombalanmış olsa demediğimi bırakmam. Öyle bir şey yok. Hiç kimse ona müsaade etmez. İncirlik öyle babalarının köyü değil. Öyle bir konu yok. En ufak bir hareketleri bile Türk Hükümeti’nin iznine bağlıdır. Yani öyle, ellerini kollarını sallayarak hareket edemezler. Tamamen kontrol altındalar. Öyle bir şey yok.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Esselamu Aleyküm çok kıymetli Adnan Hocam. Ben size bu maili kendim ve arkadaşlarım adına Amasya’nın Suluova ilçesinden Saadet Partisi Kadın Kolları İlçe Teşkilatı olarak yazıyorum.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Değerli Hocam, biz inşaAllah yıllardır hem manevi hem siyasi yönde İslam Birliği için bir şeyler yapmaya gayret ediyoruz. Bizler Saadet Partisi Kadın Kolları İlçe Teşkilatı olarak inşaAllah, her sene çeşitli kurum ve kuruluşların özel günlerini kutluyor ve hediyeler götürüyoruz. Hocam, bu sene yaptığımız bu çalışma için sizin kitaplarınızın mükemmel birer hediye olacağını düşündük, inşaAllah. Ve bunun için Tıp Bayramı’nda ilçe doktorlarımıza, Avukatlar Günü’nde de ilçe avukatlarımıza, Eczacılar Günü’nde eczacılarımıza, Hemşireler Haftası’nda ilçemizde görev yapan tüm hemşirelerimize sizin çeşitli kitaplarınızı hediye ettik.” Hay maşaAllah. Elhamdülillah. “Güzel tepkiler aldık ve bu bizi çok mutlu etti. Bunu sizinle paylaşmak istedik. Bu çalışmalarımıza devam edeceğiz inşaAllah. Bizler İslam Birliği’ni can-ı gönülden istiyor ve bir an önce oluşması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. İnşaAllah Allah-u Teala o Altınçağ’ı hepimize görmeyi ve yaşamayı nasip eder. Amin. Değerli Hocam size bu günlerde yaptığımız çalışmalardan birkaç fotoğraf gönderiyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun. Selam ve dua ile Esselamu Aleyküm.” Tuğba Hanım yazmış. Tuğba Doker. Allah razı olsun. Biz, Saadet Partisi’ni eskiden beri çok çok severiz. Ben, Erbakan Hocam’la sık sık görüşürdüm. Çok severdim Erbakan Hocamız’ı, çok severdim. Allah rahmet eylesin. O benim canım hocamdır. O, tam delikanlıydı, acayip, candan bir insan. Gülay Pınarbaşı’nı o zamanlar, Saadet Partisi’nin iktidara geldiği yıl, Gülay Pınarbaşı bizim kardeşimizdi, manevi kardeşimiz. O, kongrede konuşma yapmıştı. Yer gök inlemişti, acayip. Ayet okumuştu. Ben de o zaman çok seviyordum Saadet Partisi’ni. Manen, kalben desteklemiştim. Gürül gürül Hocamız başbakan olmuştu.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ın izniyle, vesile olduk.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vesile oldum, nacizane. Acizane, nacizane. Bilen bilir. Şahsım adına. Elhamdülillah. Hatta dediler, “vitrin” dediler. “Vitrin güzel” dediler.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İsterseniz o günkü gazeteleri getireyim. “Vitrin güzel” dediler.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sonra da Hocamız iktidardan gidince dediler ki; “vitrine uymadı” dediler. İsterseniz getireyim gazeteleri. “Vitrine uymadı” dediler. Hocamız vitrine uydu da onlara vitrine uymamış gibi geldi. Vitrin dediği bizim görüntümüzdü. Zaten söylüyorlar. Bizlerin görüntüsüydü.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocamız çıktı; Atatürk’ü öven güzel bir konuşma yaptı. Hatırlıyorsun.
ALTUĞ BERKER: Çok iyi hatırlıyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bütün konuşmasını onun üstüne serdetti, inşaAllah. Nacizane, vesile olduk. Bunları ileride tarih yazar.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şimdi biz, Allah için söylüyoruz, Allah rızası için yapıyoruz, inşaAllah. Ama Erbakan Hocam benim canımdı. Şimdi de Fatih Erbakan’dan bizim ümidimiz var, inşaAllah. Fatih onun evladı. Onu da çok seviyoruz. Fatih’le ben daha önce görüşürdüm; çok mazlum, mütevazi, çok terbiyeli. Oğuzhan Asiltürk Ağabeyimiz, o da bizim evimize gelir giderdi, diğer ağabeylerimiz de, Saadet Partisi’nin ileri gelenlerinin hepsi. Hepsiyle samimiyiz. Hepsini çok severim. Allah muvaffak etsin. Parti olmanın da dışında, güzel bir hizmet kuruluşudur Saadet Partisi. Sıcak, güzel insanlardır. Sohbetleri güzeldir, evleri güzeldir, ruhları güzeldir. Ama şu Cübbeli’yi fazla yaklaştırmasalar çok güzel olur bence.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız’ın o devirde o sözlerini de akılda tutsunlar. Mahmut Hocamız çok değerlidir, onu çok sevsinler ama Cübbeli bu partiye zarar verir. Koruyormuş gibi görünür ama zarar verir. Bence, benim naçizane şahsi kanaatim olarak diyorum. Hiç gerek yok. Hiç gerek yok. Çünkü Saadet Partisi, bütün milletimizi kucaklayan bir parti. Şiileri de kucaklıyor, Caferileri de kucaklıyor, Alevileri kucaklıyor. Hatta Hıristiyan kardeşlerimizi de, Şiilerin dışında, Musevi kardeşlerimizi de, hepsini kucaklayan bir parti, Osmanlı ruhu olan bir partidir. Türk-İslam Birliği ruhuyla hareket eder. Kucaklayıcıdır, dışlayıcı değildir. Dolayısıyla öyle insanlar biraz alerji meydana getirir. Tabii benim şahsi kanaatim. Kendime mahsus kanaatim.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Aslında o hükümetin oluşmasında başka detaylar da vardı ama.
ADNAN OKTAR: Ben onlara girmiyorum. Ben şahsi olarak vesile oldum, söyleyeyim. Şahsım adına vesile oldum. Bu yeterli bence. Bilen bilir yani.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Nitekim, mitingleri de bayağı kalabalık geçiyormuş Hocam. Şu an haberlerde var. Sayın Kamalak, Saadet Partisi Genel Başkanı’nın mitinglerinde, Karadeniz’in büyük şehirlerinden Samsun’da yapılan miting hem çok kalabalıkmış hem de kalabalığın pek çok yerinde “Tek Çare İslam Birliği” pankartları dikkat çekiyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak bu bereket getirir, bu uğur getirir, bu güzellik getirir. Mustafa Kamalak çok şeker, o partinin genel ruhunun, genel sıcaklığının, Anadolu sevecenliğinin bir yansıması; ama ben doğrusunu söyleyeyim; asıl bizim gönlümüz, Fatih Erbakan’ın partinin başına geçmesinden yana. Yani, şimdilik böyle olsun ama ileride öyle olmasının daha iyi olacağını düşünüyorum, şahsi kanaatim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, Hocam. PKK ile ilgili bir haber vardı, onu okumak istiyorum. Uludere’de Türk askerlerinin on iki teröristi öldürmesinin ardından Diyarbakır ve Şırnak’ta zorla yas ilan etmiş, tüm esnafın kepenklerini kapamasını mecbur hale getirmiş PKK. TV ve internet siteleri, esnafı kepenk açmaması konusunda sürekli uyarıyormuş. Örgütün sempatizanları da dükkânları teker teker gezip kontrol yapıyormuş. Esnaf; “dükkânı açmaya gidiyoruz, birileri gelip ‘açma’ diyor, açamıyoruz. İşyerlerini korkudan açamayan binlerce kişi var. Bu durum çok sık tekrarlandığı için ailelerimize bakamıyoruz, ödemelerimizi yapamıyoruz” diyerek PKK’nın baskılarından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyormuş. Belediye de taşıma araçlarını çalıştırmayı, çöp toplamayı durdurmuş. Ulaşım imkânı tamamen ortadan kalkmış.
ADNAN OKTAR: Ben hükümetin bir yetkilisi değilim ama bana kalmış olsa oraya geniş çapta hem asker hem de polis gönderirim, halkın güvenliğini sağlarım, açarlar. Niye açmasın? Hepsi benim canım kardeşlerim. Gece gündüz polis dursun dükkânda. Oturur. Her dükkâna bir polis koyarız, ne olacak? Her dükkânda polis, iki tane polis olsun. Geçiş dönemi değil mi bu? Hiçbir mahsuru yok. İki tane polis olsun. Asker de orada kol gezsin. Vatandaş da istediği gibi göğsünü gere gere gezinsin. İtin kopuğun tehdidine boyun eğmiş gibi görünüm yakışık almaz. Her dükkâna iki tane polis, o kadar. Sıkıysa yapsınlar, bir gelsinler bakayım nasıl oluyormuş? İki tane polis olsa dükkâna girebilirler mi? Oturursun dükkânda, ne olur yani? Bir vatandaşımız, kardeşimiz, Ahmet, Mehmet, Mustafa hep canımız kardeşlerimiz, kimi Samsunlu, kimi Eskişehirli tertemiz kardeşlerimiz; gelsin otursunlar dükkânda. Sivil de olabilir resmi de olabilir. Asker sayısı da arttırılsın. Yani bunların bu çakallığına müsaade edilmesin. Adam geldiğinde içeride polis yok, kimse yok; adam istediği gibi kabadayılık yapıyor. Anarşiste karşı polis kullanılması lazım. Anarşist var, polis yok. Olur mu öyle şey? Anarşist var, asker yok. Olmaz. Terörist varsa kapıdan içeri girdiğinde, öksürür möksürür; “hiç, bir şey almaya gelmiştim, özür dilerim ağabeyciğim” der, çıkar. Hiçbir şey diyemez polis olursa, değil mi? Ama polis olmazsa vatandaşa çakallık yapar adam, kabadayılık yapar. Masraflarını biz karşılıyoruz polisin. Eğer kadrosu yetersizse polisin kadrosu arttırılsın. Her dükkânda polis bulunsun. Gece gündüz değil; bir süre. Yani tam çakallık yapacakları vakit polisi doldursunlar. Çakallıklarını ortadan kaldırdın mı polis çekilir. Gayet kolay bir şey; karmaşık bir şey yok. Kürtler bizim canımız, bizden, kardeşimiz onlar, parçamız. Komünistlerin eline onları teslim etmeyiz. Bu konuda tedbir bence çok kolay ama bilmiyorum yani belki de seçim arifesi olduğu için hükümet nasıl bir tedbir alır, ne yapıyor. Benim ilk aklıma gelen, vatandaş olarak aklıma gelen bu. Bana yetki verilse kök söktürürüm, öyle hiçbir şekilde yapamazlar. Ne alaka yani? Nefes aldırmam yani. Tahayyül dahi edemezler. Mehmetçik aslan gibi durur orada. Her yere asker doldurursun, olur biter. Onlar da alışveriş yapar o dükkânlardan, ihya olur kardeşlerimiz. Polis de alışveriş yapar. Polis de hatta yardımcı da olur. Mesela dükkâna mal geldiğinde indirilmesine yardımcı olur polis. Vatandaşa yardımcı olur. Ne güzel olur, ne hoş olur, değil mi? Satışında yardımcı olsun orada. Alışverişinde ahbap olsunlar, ne güzel. Mesela bakkal dükkânı düşünelim. Çocuklar gofret istiyor. Polis satsın gofreti, ne var? Ne güzel olur. Ne kaybedilir yani? Yardımcı olsun. Vatandaş da rahat etsin, ne güzel. Maksat onlara o çakallığı yaptırmamak. İki üç defa burunlarını kırdın mı bu köpeklerin aşağılanmış olurlar, bir daha da yapamazlar. Ama burada başarılı oldu mu adam, şımarır bunlar. “Bir şey yaptım” zannedecektir. Gayet kolay. Umarım bu şekilde bir tedbir alırlar.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehmetçik nur gibi, doldursun kahvehaneleri aslanlarımız orada, inşaAllah. Polis de olur, mesela kahvehanede görev de yapabilir. Yani oradaki vatandaşlarımıza çay da verir, ne olacak? Allah rızası için. Gayet de güzel olur. Sıkıysa bir gelsinler, bir görelim bakalım. Onları, vatandaşları sahipsiz gördüğü için bu çakallar böyle kuduruyorlar, olay bu. Gerçekten, samimi olarak diyorum; elimde imkân olsa yerleri tırmalattırırım ben onlara, öyle bir konu olmaz. Ne alaka yani? Ama ben tabii hükümetin uyanık, kararlı bir politikası olduğunu düşünüyorum. Allahualem, tedbir alırlar. Yani bu geçici bir şeydir.
ALTUĞ BERKER: BDP Genel Başkanı Hamit Geylani, Parti Genel Meclisi’nde yaptığı basın toplantısında Sayın Erdoğan’ı tehdit eden bir açıklama yapmış. Açıklamasında PKK’nın son eylemsizlik kararını 15 Haziran’a uzatarak toplumsal barışa ve seçimlere önemli bir şans tanıdığını, ancak AK Parti’nin seçim çıkarını kanda ve ölümde aradığını söylemiş. “Akan her damla kanın siyasi, dolayısıyla fiili sorumlusu hükümet ve onun başı Recep Tayyip Erdoğan’dır” diyerek Sayın Erdoğan’a hitaben, “Elini Kürt halkının yakasından ve bedeninden çek. Elini demokratik çözüm çadırına, cuma hutbelerine sokma, yoksa o ele bir şeyler olur ve yen içinde kalmaz” şeklinde bir tehditte bulunmuş.
ADNAN OKTAR: Şimdi bunu gören vatandaş AK Parti’yi haklı olarak destekliyor. Bu durumda adam başka ne yapsın? Bu adamlar ne diyor? “AK Parti’yi mutlaka iktidar yapın” diyor, anlamı bu. “Yoksa biz başka türlü yapacağız” diyor, anlatmak istediği bu. Bir de ben bu adamı bilmiyorum. Bu adam benim muhatabım değil de, fakat PKK bizim muhatabımızdır. O çakallara ben sesleniyorum. Hiç öyle ayaklanma, itlik yapma, kavga falan o tür şeylere yeltenmesinler. Çünkü öyle bir durumda -Allah vermesin, hiç isteyemeyiz- hükümetin seferberlik hakkı vardır, seferberlik kanunu vardır. Yediden yetmişe herkes asker olur. Dağı taşı dar ederiz, söyleyeyim yani, dağı taşı dar ederiz. Sakın densizlik yapmaya kalkmasınlar. Otursunlar oturdukları yerde, terbiyesizlik yapmasınlar. Biz millet olarak devletin tam anlamıyla arkasındayız. Yani diğer ülkelerde böyle değildir. Devleti ortada bırakıyorlar. Bu aptallar bunu akıl edemiyor, bu ahmaklar. Zannediyorlar ki devleti millet sahipsiz bırakacak. Halk tereddüde düşecek, ikiye ayrılacak zannediyorlar. Halk, millet bütünüyle, yüzde doksan dokuzu olduğu gibi devletin yanında olur. Bu ne demektir biliyor musunuz? Çil yavrusu gibi dağıtılacaklar anlamına gelir. Seferberlik oldu mu yani herkes asker olur. Kadın, çoluk çocuk, yaşlısı hepsi asker olur. Dağı taşı dar ederiz. Sakın densizlik yapmasınlar. Yani iş de çıkartmasınlar. Bir kere bu sevdadan, bu şeyden vazgeçecekler. Türkiye’yi böldürtmeyiz, parçalatmayız, itlik yaptırmayız, Kıbrıs’ı da vermeyiz. Bunu unutacaklar. Güneydoğu’yu asla, biz Güneydoğulu kardeşlerimizi komünistlere teslim etmeyiz. Benim orada kız kardeşlerim var, bacılarım var, dedelerim var, amcalarım var, akrabalarım var. Ben onları kimseye teslim etmem. Dağı taşı onlara dar ederiz. Bunu unutacaklar. “İlla denemek istiyoruz” diyorlar. Bırakın denemeyi, bizim tarihimize bakın işte, deneyenler binlerce kere denemiş işte. Neyini deneyeceksin? Son Çanakkale Savaşı’na bakın, anlarsınız. Sakın öyle çakallık, kabadayılık istemiyoruz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Haklı mıyım Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Çok haklısınız Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Ama bir komünist çete oturuyor, arada sırada böyle bir itlik çakallık yapıyor. Benim Güneydoğu’daki halkım, benim dindar, mukaddesatçı tertemiz dedelerim, annelerim ne yapsın sizi? Komünist, Allah’sız, Kitap’sızsınız çakallar. Nefret ederler sizden, onlar tiksinir, iğrenirler sizden. Onlar mümin mukaddesatçı olacak, tertemiz olacak, efendi olacak, Allah’ı sevecek, Kitap’ı sevecek, aileye, Kuran’a, bayrağa bağlı olacak; onu severler. Misafirperver olacak. Benim Güneydoğu halkım öyledir. Mazlumdur, tertemizdir. Komünistlikten nefret ederler. Siz sıfır numara komünistsiniz.
ALTUĞ BERKER: Biraz önce okuduğunuz Saadet Partili hanımların, sizin kitaplarınızı dağıtan hanımların resimlerini gösteriyorum.
ADNAN OKTAR: Hay aslan bacılarım benim, hay benim canlarım, hay benim koç yiğitlerim, aslanlarım benim, maşaAllah. Elhamdülillah. Bak, görüyor musun annelerimizi? Görüyor musun kardeşlerimizi? MaşaAllah. Allah onlardan binlerce kere razı olsun, maşaAllah. Bak, gıcır gıcır silahlar masanın üstünde, obüs mermileri. Bizim mermimiz bu; kitap, internet, bilgi, sevgi, şefkat, merhamet. Bizim bombamız, silahımız, napalmımız bunlar. Nur bizim silahımız, inşaAllah. Nurla hâkim olacağız, Allah’ın izniyle. Helal olsun kardeşlerimize. Bereket versin Allah. Bolluk, güzellik versin. Çok doğru yoldalar. En can alıcı noktadan deccaliyetin kör gözünü patlatmışlar, helal olsun. Kör gözünün üzerine yumruk patlatmışlar, helal olsun. Çok güzel gidiyorlar, Allah razı olsun. İlimle, fenle bunlar ezilir. Demagojiyle olmaz. Hamasi nutuklarla da olmaz. Hamasi nutuktan komünist anlamaz Komünistin anlayacağı bilimsel, akılcı, sanata ve estetiğe de dayalı anlatımdır, modern bilimin bütün imkânlarını kullanmaktır. Onda darmakeşan olur. Tentürdiyot gibi yakar kavurursun. Ama hamasi nutuk, anlamaz adam. Komünistin kafası eşek kafası gibidir. Eşek kafası da onlardan üstündür. Eşek kafasına benzetmeyeyim de, granit gibi diyeyim yani. Odun kafadır, anlamaz. Israrla anlatacaksın, ısrarla anlatacaksın. Bakacak ki davası boş. O zaman gücü kalmaz, iradesini kaybeder. Bizim de yaptığımız bu. Bütün Anadolu’yu mesela karış karış gezdik. Sağın böyle ezici şekilde iktidar olmasının sebebi, Anadolu’dan sol düşüncenin, materyalist düşüncenin, Darwinist düşüncenin kazınmasıdır. Felsefi olarak yenilmeseydi, AK Parti asla iktidar olamazdı, olamaz. Yani felsefi yönden iç yapıda, aydın kesimde hakimiyet sağlanmadan bir partinin iktidar olması mümkün değildir. Demokrat Parti’nin iktidar olmasında Bediüzzaman Said Nursi etken oldu. Asla iktidar olamazdı. Adnan Menderes; harika bir yönü yok, bir yeteneği yok -isterseniz inceleyin- hiçbir özelliği yok. AK Parti’nin de elemanları normal halktan insanlar, sizden bizden insan. Özel, fevkalade yeteneği olan insanlar değil. Hazır sistemin üstüne geldiler. Materyalist, komünist, ateist düşünceyi kazıdık Anadolu’dan. Sağlam ve rahat bir felsefi zemin oluştu. Hükümetin ayağını sağlam hale getirdik, sağın ayağını sağlam hale getirdik. Rahatça şu an atak yapabiliyorlar ve rahatça komünistlere felsefi meydan okuyabiliyorlar. Hatta Hüseyin Çelik miydi, tam hatırlamıyorum, Milli Eğitim Bakanı?
ALTUĞ BERKER: Evet, Hocam, eski.
ADNAN OKTAR: Darwinistlere meydan okumuştu o zamanlar, geçenlerde. Darwinistlere meydan okudu. Neye dayanarak okudu? Bizlere dayanarak okudu. Yaratılış Atlası’na dayanarak meydan okudu. Yani kendi bilgisine dayanarak meydan okuyamaz; yenilirdi. Bizim oluşturduğumuz geniş zemine, ilmi zemine, sanatsal zemine, teknik zemine dayanarak meydan okudu. Kimse de bir şey diyemedi. Dese hoşafa çevireceğimiz belli, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Daha önce Doğu Perinçek’in bunu söylediğini ifade etmiştiniz, Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak Doğu Perinçek, Türkiye’deki komünistlerin en zekisidir söyleyeyim, en kültürlüsüdür. Yani müthiş bir kafaya sahiptir. Örgütçüdür ve müthiş bir analiz gücü vardır. Yani çok müthiş bir araştırma gücü vardır, teknik yönü açısından söylüyorum, teknik yönü böyledir. “AK Parti’yi” dedi, “Adnan Hoca” dedi, “çalışmalarıyla iktidara getirdi” dedi. “Bütün Anadolu’yu karış karış gezdiler” dedi, “Darwinizme ve materyalizme karşı mücadele verdiler” dedi “ve direnişi kırdılar” dedi. “Ve sonucunda iktidar oldu AK Parti” dedi. Tabii böyle kısaca değil; uzun, sosyolojik bir inceleme yazmış, geniş. Ben özet veriyorum.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, bize de gücü veren Allah. Yani bizi vesile ediyor Allah. Bizim gücümüz olduğundan değil. Biz Allah’ın gariban kullarıyız. Benim ne özelliğim olur? Ankara’da, normal eğitilen, halktan bir insanım ben. Kendimi eğitmeye çalışıyorum, talebe, öğrenci insanım; ama Allah vesile ediyor. Allah’ın kimi vesile edeceği belli olmuyor.
ALTUĞ BERKER: Sevimli penguenlerle ilgili bir film göstermek istiyorum, Hocam.
VTR: Sevimli penguenlerle ilgili bir film
ALTUĞ BERKER: Penguenlerin annesi iki üç ay beslenmek için gittiğinde, geri döndüğündebinlerce penguen, herkes birbirinin kimin annesi, kimin babası olduğunu tanıyabiliyor, o da seslerinden dolayı. Her biri geldiğinde yüksek sesle bağırıyor. Onu yavrusu ve eşi tanıyor. Kim kimin annesi, kim kimin babası, hepsi seslerinden ayırt ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Bu olay çok acayip bir şey. Bir de sevimli kelimesi yeterli değil. Adamlar, insan öyle çaresiz kalıyor ki! Ben, napayım ben bunları? Göbüşünü mü ısıracaksın artık, poposuna vura vura sevecek misin? Şu tatlılığa bak heriflerin! Yürüyüşe bak sen, komedi filmi gibi! Bir de o kadar soğuk bir ortamda bunlar nasıl böyle yaşıyor? Hayrettir, Allah’ın hikmeti.
ALTUĞ BERKER: Eksi seksene kadar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak, şekerliğe bak sen, şekerliğe! Bir de etrafı da dikkatlice rasat ediyor; “ne var, ne yok?” diye.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm Hocam. Programınızı her gün takip ediyoruz” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “ailecek. Fakat merak ettiğimiz bir konu var. Acaba karşınızda oturan hanımların bir nedeni var mı? Cemile Kılıçparlar.” Cemile sen ne kıskançsın sen! Sen ne kıskançsın! Gördün güzel hanımları, ondan sonra onlara iltifatları gördün, kıskanıyorsun. Benim milletimin yüzde sekseni başı açıktır. Antalya, İzmir, Ege hep başı açıktır. Başı kapalı kardeşlerimiz de var. Başı açıkları, “bazı, bir kesim” diyelim, dışladılar. Gördü mü homurdanıyorlar, ayağını bir şeye basmış gibi homurdanıyor adam. Yani şey canlısı gibi, ormanda bazen böyle değişik varlıklar oluyor ya iri yarı. Ve onları küfre itmeye çalışıyorlar. Ve saygısız bir üslup kullanıyorlar. Halbuki onlar benim can parem, onlar benim canlarım, benim milletimin tertemiz, güzel varlıkları. Ben onlara laf söyletmem ve onlara sahip çıkıyorum. Yüzde yüz, nur gibi Müslümanlar, tertemiz insanlar. O aradaki farklılığı yok edecek tek çalışma yapan benim. Varsa, göstersinler bana. Bu çok büyük bir fitne. Ben bir fitneyi ortadan kaldırıyorum. “Başörtülü-başörtüsüz” diye insanları ayırmaya kalkıyorsunuz. Ve çok büyük bir fitnedir bu. Başörtülü de yüzde yüz Müslüman’dır, başörtüsüz de yüzde yüz Müslüman’dır. Nur gibi o benim canlarım. Bak benim bebeğim Hıristiyan, dünya tatlısı, nur gibi, şeker bir şey. Nedir yani? Hz. İsa (a.s.)’ı da sever. İslam’ı anlatıyoruz, Kuran’ı anlatıyoruz. Belki Allah hidayet verecek, inşaAllah, belki Müslüman olur. Zorlamayız, değil mi? Ama sevgiyle dinliyor. Müslüman olmasa da şefkat duyarız. Bir kere evlenme hakkı vermiş, Cenab-ı Allah. Yani istersem mesela evlilik de teklif ederim yani, inşaAllah. Tabii, evlilik hakkı da var, Hıristiyan. Museviler’le de evlenilebiliyor. Demek ki şefkat duyacağımız, sevgi duyacağımız varlıklar. Eğer nefret etmemiz gerekseydi Allah söylerdi, “nefret edin” derdi. “Evlenebilirsiniz” diyor Allah. Haklı mıyım? Ah severim ben onun güzel canını. Nur gibi; niye ben buna düşman olayım? Niye ters davranayım? Nedir bu? Ne oluyor yani? O yüzden ben seviyorum. Amerikalıları da seviyorum, Avrupalıları da seviyorum, Rusları da seviyorum; çok güzel insanlar. Hepsine İslam’ı, Kuran’ı anlatırız. Müslüman olursa olur, olmazlarsa iyi bir Hıristiyan olmaya gayret edeceklerdir. Allah hükümlerini verir ahirette. Benim tabii gönlüm Müslüman olmalarını ister. Biz çünkü Müslüman olarak onu demekle mükellefiz, Müslüman olmalarını istemekle mükellefiz. Kuran ayeti var, diyor ki Allah; “Ehli Kitap, Kuran ayetleri okunduğu vakit, çeneleri üzerinde yere kapanırlar” diyor. İşte tamam. Bir de, Kuran -haşa- reddedilecek bir Kitap değil. Vicdanen kavruk olması lazım. Mükemmel, Allah’ın kusursuz, net, vahye dayalı kitabı. Ama bir fetret devri gibi, yani bilmiyor insanlar. Müslüman deyince; asar keser veyahut Cübbeli tarzı adam zannediyorlar ve yaklaşmıyorlar Müslümanlığa; halbuki değil. Müslümanlık sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, aşk, tutku dinidir, muhabbet dinidir, iyilik, güzellik dinidir, yardımlaşma dinidir. Bunu anlatan benim, savaşa karşı olan benim, kavgaya karşı olan benim. Hiç ağzımdan savaş gördünüz mü? En fazla “kendimizi savunuruz” diyorum, en fazlası. Komüniste de, dinsize, imansıza da, PKK’ya bile ben; “fikirle karşılık verelim” diyorum. “Silahla değil; fikirle, bilgiyle, kültürle karşılık verelim” diyorum. Ağzımdan hiç kan duydunuz mu siz benim? Yok, ikna ile. Olursa olur. Ama saldırırsa benim vatanıma, milletime, bayrağımı “yok edeceğim” derse, tabii ki ben kendimi savunurum o zaman. Yani nefsi savunma hakkım var benim. Farzdır Kuran’a göre. Allah’ın emri o zaten. O zaman dünyayı dar ederiz, onu söyleyeyim. Yok öyle şey.
ALTUĞ BERKER: Dün bir haber üzerine, hanımlarla ilgili Bediüzzaman’ın sözü üzerine söylemiştiniz Hocam, neden, hikmetinden birinde olduğunu. “İstanbul’u hanımlar fethedecek” demiş Üstad Bediüzzaman.
ADNAN OKTAR: Şu an o fetih devam ediyor işte. Bak benim canım mesela dünya tatlısı. Bak bu benim güzelim de öyle. Çok güzel koyu renk, çok güzel böyle iri, çok güzel gözlü, çok anlamlı; efendi, şeker, hoş bir hanım. Sevgi duyuyorum, seviyorum. Niye dinsizlere doğru iteyim onu? Yüzüne bakıyorum, homur homur homur homur. Mesela ben görüyorum tipler, sakal göbeğinde. Yani açıkça söyleyeyim, orman ayısı gibi homurdanıyor adam. Ne oluyorsun? Onlar da bizim kardeşlerimiz, canımız. İsteyen başını açar, isteyen de kapatır, isteyen de çarşaf giyer. Hepsi benim canım, hepsi mümin, yüzde yüz Müslüman. Ne demek bu? Niye illa ayırmak istiyorsunuz, bölmek istiyorsunuz milleti? Ben de buna karşı tavır alıyorum işte, bu kadar açık, inşaAllah. Haklı mıyım?
SUNUCU: Haklısınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Doğru mu?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Doğru tabii. “Haklı mıyım?” nasıl diyebilirim İngilizce? Am I right?
SUNUCU 2: Yes.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bir kuyrukluyıldızın Güneş’e çarpmasıyla ilgili dün haber okumuştunuz. Onun görüntüleri var, inşaAllah.
VTR: Kuyrukluyıldızın Güneş’e Çarpması Haberi
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah işte rast getirmiş, inşaAllah.
“Hz. İsa (a.s.) Kuran-ı Kerim’e göre” diyor, “vefat mı etmiştir; yoksa gelecek mi?” diyor. Hakan Kosova, Amsterdam’dan yazmış. “Eğer Hz. İsa Mesih (a.s.) vefat etmediyse, bunun Kuran’da delili var mıdır?” diyor. Bakın -kardeşlerimize daha önce de anlattım- bir tek Hz. İsa Mesih (a.s.)’a ait olmak üzere, sadece ona mahsus olmak üzere özel Kuran ayetleri var. Hiçbir peygamber için Allah böyle bir ifadede bulunmuyor. Hepsine öldüyse “öldü” diyor. Ama bak Hz. İsa Mesih (a.s.) için diyor ki; “o, kıyamet için bir alamettir” diyor. Ne Hz. Muhammed (s.a.v.) için denmiş, ne Hz. Musa (a.s.) için denmiş, ne Hz. İbrahim (a.s.) için denmiş. Peki, niçin denmiyor Hz. İbrahim (a.s.) için “kıyamet alametidir” diye? Bu ne demektir? Bir tek ona mahsus. “O, kıyamet için bir alamettir” diyor, bir. İkincisi; “Ehli Kitap’tan” diyor, yani Hıristiyan ve Museviler’den “ona inanmadık hiç kimse kalmayacak” diyor. O devirde Museviler inandılar mı Hz. İsa (a.s.)’a? İnanmadılar. Ehli Kitap’tan kaç kişi inandı? On iki kişi. Allah diyor ki; “iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor “sana, Ehli Kitap’tan.” Bu nasıl olabilir? Ancak Hz. İsa (a.s.) yeniden gelirse olur. Başka türlü olursa bana bir açıklayın. Bak, üçüncü ayette diyor ki Cenab-ı Allah; “sana uyanları, seni sevenleri kıyamete kadar dünya hakimi edeceğim” diyor. Bu nasıl olur? Ancak Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişiyle olur. Bak, “sana uyanları” diyor, “sana uyanları, seni sevenleri kıyamete kadar dünya hakimi edeceğim” diyor ve “Ehli Kitap’tan sana iman etmedik hiçbir fert bırakmayacağım” diyor Allah. “Hepsi iman edecekler” diyor. “Sana” diyor, şahsına, “şahs-ı manevisine” demiyor, “gıyabında” demiyor; “bizzat sana” diyor, “iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor. “Görerek iman edecekler” diyor Allah ayette. “Hepsi iman edecek” diyor, “Ehli Kitap’tan.” Museviler hala inanmıyorlar. Bak geçenlerde gelen Museviler topluluğunda; “Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın geleceğine kanaatim geldi” dedi o mahkeme başkanı. “Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelmişliğine kanaatim geldi” dedi. “Hz. Mehdi (a.s.)’ı da kendimize yakın görüyoruz” dedi, açıkça söyledi. Anlamı ne? Peygamberimiz (s.a.v.)’e deniyor mu bu? Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah böyle bir şey söylemiyor. Hz. Muhammed (s.a.v.) Habibullah, Allah’ın habibi. Söylese ona söylerdi. “Ehli Kitap’tan iman etmedik hiçbir fert bırakmayacağım” derdi “sana.” Demiyor. Hz. İsa (a.s.) için söylemiş sadece. Peygamberimiz (s.a.v.)’e yine Cenab-ı Allah “sana uyanları kıyamete kadar dünya hakimi edeceğim” demiyor. “İsa Mesih’e uyanları kıyamete kadar dünya hakimi edeceğim” diyor. Biz uyuyoruz. Hıristiyanlar da uyuyor. Müslümanlar’la Hıristiyanlar birleşip dünya hakimi olacaklar; işte ayetin söylediği bu. Bak, Allah diyor ki; “seni Katıma ref ettim” diyor, “aldım. Onların içinden seni kurtardım, temizledim, tahir ettim” diyor. “Ma katelehu” diyor Allah. “Katletmediler ve onu asmadılar” diyor Allah. Anlamıyor musunuz işte? Bak; “asmadılar, katletmediler.” Bir daha, anlamazlar diye Allah, muhtemeldir diye ayetin sonunda yine söylüyor Allah; “onu asmadılar ve katletmediler” diyor. Bir daha söylüyor.
ALTUĞ BERKER: “Kesin olarak öldürmediler” diyor.
ADNAN OKTAR: “Kesin olarak öldüremediler. Allah onu katına aldı” diyor, “ref etti” diyor. “Katına aldı.” “Öldüremediler” demek ne demektir? Sağ demektir. Bir insanı “öldüremedin” deyince ne anlama gelir? “Öldüremediler ama öldü” denir mi? Yani şimdi bu aksi iddiayı iddia edenler “öldüremediler ama öldü” diyor. Allah; “öldüremediler” diyor, “katletmediler, asmadılar” diyor. Bütün ölüm çeşitlerini de saymış Allah. Bak, “katletmediler ve asmadılar” diyor. “Allah onu katına ref etti” diyor, “aldı” diyor ve bir tek Hz. İsa Mesih (a.s.)’a ait olarak bunu söylüyor Allah. Hiçbir peygambere bunu söylememiştir, hiçbir peygambere. “Mesih İbn-i Meryem ve melekler” diyor, “Allah’a kulluk etmekten imtina etmezler, ondan dolayı gocunmazlar” diyor. Peki, ahirette ibadet var mı? Yok. Ölen bir insan, ibadet yapıyor mu ölen? Yapmıyor. “İbadet yapıyor” diyor Hz. İsa Mesih (a.s.) için. Diri olduğu için söylüyor Allah. İbadet yapıyor demesinin sebebi o; diri olduğu için. Melekler de diriler, ölü değiller. Onlar da ibadet yapıyorlar onunla. “Meleklerle birlikte o da ibadet yapıyor” diyor Allah. Alın size delil işte. Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbnu Mâce, Sünen-i Nesâî, Sünen-i Davud; bütün Kütüb-i Sitte’nin tamamında mütevatir ve sahihtir Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü. Meşhurdur. Ve İncil’in hükmünde Allah yanlış olan hükümleri açık açık söylüyor. Mesela; “üç, teslis inancı yanlış” diyor Allah. Ama “Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişi yanlış” demiyor. Yanlış olduğunu da, Kuran’ın bir özelliği de budur, İncil’de ve Tevrat’ta yanlış olan hükümleri düzeltir. Bu hükmü düzeltmemiştir Allah Kuran’da. Bilakis, desteklemiştir ayetlerle. Delil istiyorsanız delil işte, inşaAllah. Ayrıca onu da söyleyeyim; Hz. İsa Mesih (a.s.) geldi. Onu da söyleyeyim. Yani bilmeden söylemem. Hz. Mehdi (a.s.) da geldi, Hz. İsa Mesih (a.s.) da geldi. Mahcup olacağım, olmayan bir şeyi söylemediğimi herkes bilir. Adım gibi emin olmadığım bir şeyi söylemem ben.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Estağfirullah Hocam. Farakan da sizden duymuş galiba Hocam, Allahualem. Amerika’da o da söylüyor.
ADNAN OKTAR: Farakan, tabii, zenci Müslümanlar’ın başkanı; “Hz. İsa Mesih (a.s.) geldi” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) da geldi. İkisi de geldiler” diyor.
ALTUĞ BERKER: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani, bir bildiğim var.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam, maşaAllah. Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum Hocam: AllahinHikmetliOrnekleri.Com Bu sitede Kuran-ı Kerim’de verilen hikmetli örnekler anlatılıyor inşaAllah. Hikmetle uyarmanın önemi, Allah’ın sonsuz gücü, Allah’ın delilleri, Kuran’ın indiriliş amacı, Allah’ın sonsuz nimetlerinden örnekler veriliyor. Sitenin adını tekrar ediyorum, inşaAllah: AllahinHikmetliOrnekleri.com
Bir karınca filmi göstermek istiyorum Hocam. Köprü kuruyor karıncalar. İki kırılan dalın birinden oradan geçmeleri gerekiyor ve birbirlerinin üstüne çıkarak diğer dala uzanarak köprü oluşturuyorlar.
ADNAN OKTAR: İşte bu kadar, aferin. Yani delikanlı adama engel yok. Bak, bayağı pratikçiler, aferin. MaşaAllah. Meşru zeminde çare tükenmez mantığındalar; iyi, güzel.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Sen biraz açıklama yap. Ben devam ederim.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. 00.30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’den itibaren de A9 TV, TV Kayseri, Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet. Ben biraz ayetten okuyayım. Şeyhim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Mübarek Şeyhim, elinizle…
ALTUĞ BERKER: Hocam estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Mübarek elinizle açın bir sayfa.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Ya Allah bismillah.
ALTUĞ BERKER: Bismillahirrahmanirrahim.
ADNAN OKTAR: Hangi sureyi açtın?
ALTUĞ BERKER: İsra Suresi.
ADNAN OKTAR: Evet. İsra Suresi, 87. “Şüphesiz O’nun (Allah’ın) lütfu senin üzerinde çok büyüktür.” Ebcedi 1980 tarihini veriyor.
ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s.)’ın geliş tarihi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler."” Arapça okunduğunda insanların nefesi kesiliyor. Yani öyle mükemmel bir edebi üslup ve öyle mükemmel bir ahenk var ki, Kuran’ın kendine has bir müziği var; Taklidi yapılamıyor. Bin dört yüz seneden beri uğraşıyorlar taklidini yapmak için, yapılamıyor. Bilimle tek bir noktada çelişmesi olmamış, kendi içinde ayetlerinde tek bir noktada çelişmesi yok. Bir insana sen; “bir kitap yaz” desen, yüz noktada birbiriyle çelişir. Bilimle zaten defalarca çelişir, bin dört yüz sene önce yazılmış. Bilakis; bilimin tespit edemediği, bin dört yüz sene önce bilinmeyen gerçekleri o zamandan Kuran bildirmiş. Mesela maddenin yoktan var edilmesi, zamanın sonradan yaratılması, zamanın izafi olması, kainat ilk yaratıldığında kainatın üstünün bütün duman ve bulutlarla kaplı olduğu gibi bilimsel gerçekleri Kuran bin dört yüz sene öncesinden bildirmiş. İzafi fizik ve modern bilim daha yeni kavradı bunları, yeni öğrendi.
ALTUĞ BERKER: Biraz önce bahsettiniz Kuran’ın mükemmelliğinden Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kuran nurdur, nur. Herkesin evinde bulunması şart, herkesin okuması şart.
ALTUĞ BERKER: Kaçkar TV ve A9 TV’den devam edeceğiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...