SUNUCU: Programımıza A9 Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: “Selam Sayın Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “İmtihanın sırrı mercimek kadar yerde, ruha bir nevi kader videosunun izlettirildiği, buna göre biz insanların olaylara en ufak etkisi yok. Anlayamadığım ben yüksek tansiyon hastasıyım, üzülünce daha da çok çıkıyor.” Tansiyonu yükseliyormuş herhalde. “Ruhum izlediklerimden yanlış mı etkileniyor? Yoksa Allah bana özel mi yaratıyor? İnşaAllah. Açıklarsanız, Allah razı olsun” diyor. “Allah’ın deli aşığı olma sırlarından bahseder misiniz? Dualarınızı sizden bekleyen kardeşiniz Nermin Onay.” Tansiyonu o kadar kafaya takmamak lazım. Tansiyon yükselirse, daha enerjik olursunuz, bir şey olmaz. Ama yükselmesinin sebebi, genellikle kilodan olur. Kilo vermeniz lazım. Ağır yiyecekler yemeyin. Çikolata, kahve, kola bunlar yükseltir tansiyonu. Bunlara gerek yok. Ama tansiyondan telaşlanmak da çok yersiz. Onu bir kere bırakmaları lazım. Genellikle, kolesterolleri yüksek oluyor bir de. Kolesterollerini düşürmeleri lazım. Doktora gidip danışıp, ona göre özel diyet yapmaları lazım. Bir kere bu kuyruk yağı, tereyağı bunları yemeyecekler, ondan kaçınmaları lazım. Zeytinyağlı yiyecekleri yiyecekler. Tansiyonum benim çok iyi, maşaAllah ama ben yiyeceklerime özen gösteriyorum, öyle ağır yemek yemem. Nermin Hanım, üzülme olmaz. Neşeli olacaksınız. Her şeyi Allah’a vereceksiniz, hayır gözüyle bakacaksınız, inşaAllah. Hiçbir şey olmaz. Fazla tuzlu da yememek lazım. Bazen tuz eksikliği de tansiyonu düşürür. Bazen de yükseltir. Tuzdan da doğrudan bağlantısı yok. Mesela, tuz almadığı için, birçok insanın tansiyonu düşer. Ama bazen de tuz fazlalığından tansiyonu yüksek zannedilir, bilakis tuz düşürür. Yani değişik etkisi. Tuz alındığında, tansiyon düşer. Potasyum yükselmiş oluyor vücutta, sodyum klorür aldığında düşer, inşaAllah, yanlış biliniyor. Bazen de çok alınırsa yükseltir, yani vücudun durumuna göre, inşaAllah. Ama en iyisi Oktar’ı konuşturmak tabii bu konuda. Ama korku yanlış, tansiyon korkusu yanlış. Heyecanlanıyorlar, panik atak tarzında. Telaş etmeye gerek yok. Yükselirse, tansiyon düşürücüler almak lazım. Ama onu da doktora danışıp alsınlar. Çeşitli ilaçlar var, modern ilaçlar, onlarla düşürebilirler. Muntazam tansiyon ilacı kullanması gerekiyor da olabilir kardeşimizin, doktora gitsin. Nermin Hanım’ın sürekli muntazam tansiyon ilacı kullanması gerekiyor olabilir. Yeni ilaçlar var, modern ilaçlar var, onlardan kullanabilir. Ama özenli olmak lazım tabii ama en güzeli sporla, yiyeceklerle ve neşeyle düşürmektir. Sevinçli bir ortam, imanlı bir ortam, ondan sonra sakin, güzel bir hayat, hafif yiyecekler; tansiyonun düşmanıdır bunlar.
ALTUĞ BERKER: Kırkıncı Hocamız ile ilgili, hem resim gösterip, hem de kitabından bir alıntı okumak istiyorum, inşaAllah. Hocamız her Risale-i Nur grubu içinde itibarlı, maşaAllah. Ondan fazla Risale-i Nur Talebesi grubu var, inşaAllah. Üstad Hazretleri’nin; “evlerinizi medrese yapın” çağrısına uymuş. 1928 doğumlu olan Kırkıncı Hoca Efendi, Erzurum merkeze bağlı Güllüce köyünde, Erzurum Karalık Kümbet Medresesini kurmuş Kırkıncı Efendi, maşaAllah. Daha sonra Fethullah Hoca Efendiyi Risale-i Nur’la tanıştırmış olduğunu anlatmıştınız, inşaAllah. Nur Talebesi olmasının onun vesile olması nedeniyle, hem kendi eşrafı, hem de Fethullah Gülen cemaati arasında özel bir konuma sahip, kardeşlerimizin bildiği üzere. Hayatım ve Hatıralarım adlı kitabında, Mehmet Kırkıncı Hoca Efendi, Hz. Mehdi (a.s)’ın ahir zamanda bir zat olarak geleceğini şöyle ifade etmektedir; “Risale-i Nur’dan öğrendiğimize göre, her asırda Büyük Mehdi (a.s)’ın vazifesini görecek Mehdi-misal zatlar geldiği gibi, ahir zamanda da Mehdi-i Azam gelecek ve en büyük bir tecdit (yenileme) hareketinde bulunacaktır. Ahir zamanda gelecek olan Mehdi-i Azam, Peygamberimiz (s.a.v)’in evladından bir zattır.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocam bayağı net konuşmuş işte, çok mükemmel.
“Serdar Sezgin, namaz kılarken Hocam, okunan sureleri, sırasında okuyamıyorum. Bunun sırasını tam olarak bilmiyorum. Aklıma gelen namaz sırasındaki sureleri okuyorum.” Olur olur, bir şey olmaz, inşaAllah. Sen namazını kıl, o kabul olur. Sen yeter ki, namazını kıl. Ama genellikle Mehmet Talu Hocamıza danışırsanız iyi olur.
Deniz, “merhaba Sayın Hocam, siz değerli Hocamızın ve şeyhimizin sohbetlerini büyük feyizler alarak dinliyoruz. Allah sizden ve deccali zihniyetin darmekeşan olması için çalışan tüm talebelerden razı olsun. Sormak istediğim şu değerli Hocam; malumunuz üzere Peygamberimiz (s.a.v)’in sancağı şu an kutsal emanetlerle birlikte muhafaza ediliyor ve Türkiye’de. Bu sancağın ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) tarafından teslim alınacağı ve açılacağı rivayet ediliyor. Bu yüzden Osmanlı padişahları savaşlara bu sancağı götürmüş. Ancak açılmamış, sarılı tutulmuş. Bu hususta ve Hz. Mehdi (a.s)’ın teslim alacağı diğer emanetler hakkında bilgi verir misiniz? Ellerinizden öperim. Size ve tüm sevimli kardeşlerime sevgilerimi iletirim” diyor. Selamun Aleykum. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Kutsal emanetler, neler bunlar Berker Hocam? Kutsal emanetleri say.
ALTUĞ BERKER: Hırka-i Şerif,
ADNAN OKTAR: Başka?
ALTUĞ BERKER: Siyah bayrak Allah’ın izniyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Resulullah (s.a.v)’ın kılıçları, oku, yayı.
ALTUĞ BERKER: Sakal-ı Şerifi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s)’ın kuşanacağı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hırka-i Şerifidir. Hırka-i Şerif, özel olarak tamir edildi, düzeldi. Yani bazı yerleri yırtıktı, kopuk yerleri vardı, onlar düzeltildi. Şu an giyilmeye hazır. Ama teberrüken, Hz. Mehdi (a.s) onu giyecektir. Peygamberimiz (s.a.v.)’ın kılıcını kuşanacaktır teberrüken. Kısa bir süre kuşanacaktır, manen. O güzellikten istifade etmek, feyiz almak için ve Sancağı Şerifi açacaktır. Peygamberimiz (s.a.v)’in bayrağını. Hakikaten öyle, yanında hep götürülmüştür sancak ama açılmaz. Yani yıpranmasın diye açılmamıştır. Ama Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Hz. Mehdi (a.s) Sancağı şerifi açacaktır, inşaAllah. O biat anında, Hz. Mehdi (a.s)’a insanlar sevgisini gösterirken, o hengamda bu olacaktır. Bütün İslam alemini çok derinden etkileyen çok büyük bir olaydır bu. Bunda yer yerinden oynayacaktır, inşaAllah. Bunu göreceğiz. Hz. Mehdi (a.s)’ın, Mehdi-i Azam olduğunu gösteren, büyük delillerden birisi de budur. Çünkü hiçbir Mehdi’ye, şu ana kadar bu nasip olmamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcını kuşanmak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkasını giymek ve Sancak-ı Şerif-i açmak, bir tek Hz. Mehdi (a.s)’a nasip olacaktır. Şu ana kadar gelen Mehdilerin hiç birinde bu alamet görülmemiştir. Büyük Mehdi (a.s) alametlerindendir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın onun arkasında namaz kılması. O da yine Mehdi-i Azam olduğunun alametlerindendir. Bütün dünyanın İmamı olması, lideri olması, yine onun Büyük Mehdi (a.s) olduğunun alametlerindendir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sizin de bildiğiniz gibi, Fransa’daki konferanslarımız hala devam ediyor, inşaAllah. 15 Mayıs Pazar günü Mulhouse şehrinde iki ayrı yerde ve büyük konferansımız olmuştu. İlk konferansın konusu; “İslam Barış Dinidir” konuluydu Hocam, inşaAllah. Konferansa Mulhouse Belediye Başkan Yardımcısı, Strazburg Başpiskoposu, Belediye Meclis Üyesi, Strazburg bölgesi başimamı katılmışlar. Hepsi “İslam’ın barış dini olduğunu, tüm dindarların bir arada hareket etmeleri gerektiğini” anlatan konuşmalar yapmışlar. Sergiyi gezmişler ve kitap hediye edildi kendilerine. Tufan Yasin de bir konuşma yaptı, İslam Barış Dinidir konulu, inşaAllah. Fransa’daki, diğer konuşmalarımızdan da bilgi vereyim Hocam. 13 Mayıs cuma günü Paris’in en büyük camilerinden Diraz camisinde, İslam Birliği konulu, Fransızca ve Arapça konuşma yapılmıştı. 3 bine yakın katılımcı olmuştu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fransa sallanıyor, elhamdülillah, maşaAllah. Bu arkadaşlar kimdir?
ALTUĞ BERKER: Avni ve Muhammed isimli kardeşlerimiz orada konuşma yapmışlar aynı zamanda, Yasin’le birlikte.
ADNAN OKTAR: Resmi olan şahıslar, orada Belediye Başkan Yardımcısı ve ona benzer görevleri olan kişiler. Bu sağ taraftaki kim?
ALTUĞ BERKER: Hocam, o daStrazburg Başpiskoposu olabilir Allahualem.
ADNAN OKTAR: Özetle Fransa’da akıncılar dört koldan mücadeleye devam ediyorlar gördüğüm kadarıyla. İlimle, fenle, akılla, yeri göğü sallıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Hocam, inşaAllah. 14 Mayıs’ta da Paris’in özel kolejlerinden Kolej Resu’de konferansları olmuştu. Onun da resimleri burada Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fransa’ya adım adım inşaAllah, taife-i mücahidin sallıyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Üçüncü çıkarmada 7500 haberle dünya sarsıldı elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Daha dur, daha yeni başlıyoruz. Bunlar daha ön çalışmalar, daha hiçbir şey yapmadık, maşaAllah.
“Selamun Aleykum benim aslan yürekli, süper yakışıklı Hocam” diyor. Burcu Belçika’dan. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Aman Hocam dediğiniz gibi hepsi güzel ve şu karşınızdaki nasıl güzel bir Avrupalı?” diyor. “MaşaAllah barekallah, ekrandan şöyle bir içeri girip sarılasım geldi” diyor. “Rabbim hidayete erdirsin, tüm kardeşlerimizi ve beni de inşaAllah. Hayırlı akşamlar, sevgilerimle” diyor.
“Hocam, saygılar. Sohbetiniz çok güzel, yolunuz açık olsun. Afyon Karahisar’dan Mehmet Keçe.”
Erkan, Almanya; “iyi akşamlar çok yakışıklı Hocam. Sizi çok seviyoruz. Berker Ağabeye ve konuklara da saygılarımı sunuyorum. Allah kullarını sever, bende tüm insanları seviyorum. Münafıkları zebaniler sevsin” diyor. Cehennem zebanileri sevmez de, ezer onları, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ben, kuş yuvaları resimleri göstereceğim Hocam, inşaAllah. MaşaAllah yuvasını ilmek ilmek, ufacık gagasıyla yapıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Ama hayret Allah’ın onlara böyle bir şey ilham etmesi, maşaAllah.
Şimdi biraz Cübbeli bize, Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatsın. Anlatsın da onun içine dert olsun. Bizim de neşemiz açılsın şöyle, inşaAllah.
VTR- Cübbeli, Ahir Zamanın Büyük Mehdisinin Peygamberimiz (s.a.v)’in Hadislerde Tarif Ettiği, Özel Bir Zat Olacağını Anlatıyor.
VTR- Cübbeli, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) Döneminde Huzur ve Barışın Hakim Olacağını Anlatıyor.
VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (a.s)’dan Bahsedilmemesinin, Kıyametin Çok Yakınlaştığının Alameti Olduğunu Anlatıyor.
VTR- Cübbeli; Hz. Mehdi (a.s)’ın İslam Ahlakını Dünyaya Hakim Edeceğini Anlatıyor.
VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın “mezhepleri kaldıracağını” anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Evet, Cübbeli böyle şahane anlatıyor, anlatmaya da devam edecek. Ona yürek acısı olacak, bize de iç ferahlığı olacak ve bu böyle devam edecek.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s), insanların birbirleriyle en geçimsiz ve en kavga edecekleri zamanda ortaya çıkacağını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş: “…ve halkın en şirretlileri olduğunda, Mehdi’nin zuhuru vuku bulacaktır (Hz. Mehdi (a.s) ortaya çıkacaktır).”
ADNAN OKTAR:Şirretliler ortaya çıktığında, Hz. Mehdi (a.s) zuhur ediyor. Şirretliler, çoktan ortaya çıktı. Şimdi Hz. Mehdi (a.s), onlara karşı mücadele veriyor, inşaAllah.
Risale-i Nur şahane bir kitaptır. Herkes mutlaka bir Risale-i Nur külliyatı edinsin. Mesela bu hangi eseri; Sikke-i Tasdik-i Gaybi; “Fakat biz Risale-i Nur şakirtleri ise, vazifemiz hizmettir; vazife-i İlahiyeye karışmamaktır.” Yani Allah’ın yaptığı işlere karışmamak, “ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle birnevi tecrübe yapmamak” yani hâşâ Allah’ı denemeyin diyor, “olmakla beraber, kemiyete değil, keyfiyete bakmak” sayıya değil, kaliteye bakmak. Kalite çok önemli diyor. Az sayıda, fakat kaliteli. “kemiyete değil, keyfiyete bakmak, hem çoktan beri sukut-u ahlâka” ahlakın sukut bulmasına “ve hayat-ı dünyeviyeyi her cihetle hayat-ı uhreviyeye tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbap altında Risale-i Nur’un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkların ve dalâletlerin savletlerini kırması ve yüz binler biçarelerin imanlarını kurtarması” diye devam ediyor Bediüzzaman. “Tâ Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Yani ‘Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, ben kabrimde olacağım’ diyor Bediüzzaman, ‘vefat etmiş olacağım’ diyor. Bakın “Tâ Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde,” yani internetin, televizyonun, radyonun geniş olduğu dönemde ki, bu asrımızda oldu zaten, şu zamanda oldu. “Tâ Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir,” yani Hz. Mehdi (a.s) da geliyor, talebeleri de geliyor, hep beraber geliyorlar. “Cenab-ı Hakkın izniyle gelir” geldi demiyor bakın, “gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir.” ‘Daha önceki olan Risale-i Nur dairesi de genişler’ diyor. ‘Onlar bir tohum hükmünde açılacaklar’ diyor. “o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” ‘Ben o zaman, kabrimden seyredeceğim’ diyor, ‘vefat etmiş olacağım’ diyor. ‘Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, ben ölüyüm’ diyor. ' Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, ben ölü olmuş olacağım’ diyor. ‘Hz. Mehdi (a.s) sağ, fakat ben ölmüş olacağım’ diyor. Çok net, anlaşılmayacak gibi değil. "Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda, yahut cemaatte bu zamanda (benim zamanımda) bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor” diyor Bediüzzaman. ‘Benim zamanımda, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi mümkün değil’ diyor Bediüzzaman. Yani “ne bir şahısta olması mümkün diyor, ne bir cemaatte bu zamanda bulunması, mükemmel olması, birbirini yok etmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor”, ‘mümkün değil’ diyor.
“Ta Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.)” yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunun “cemaat-i nuraniyesini” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in cemaati nedir? Seyyidler cemaatini, “temsil eden” temsil eden ne demek? Mümessil, temsil eden; bir kişidir. “ Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahsı- manevide ancak içtima edebilir" diyor. Bakın ‘Hz. Mehdi (a.s) var, cemaati var ve ikisinin bir arada bulunmasıyla meydana gelen şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir. Benim zamanında olmaz’ diyor. Ama bakın Hz. Mehdi (a.s)’ı şahıs olarak belirtiyor. Hz. Mehdi (a.s), cemaati, kaç kişiyse artık onları da ayrı olarak ele alıyor, ‘Hz. Mehdi (a.s) ve cemaatinin oluşturduğu şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir’ diyor. Yani ‘Hz. Mehdi (a.s) ve cemaati sonradan gelecek’ diyor Bediüzzaman.
ALTUĞ BERKER:Nur talebesi kardeşlerimiz de, vazifeleri ayırmayaçalışıyorlar, Üstad birleşecek derken.
ADNAN OKTAR:Tabii bakın, “bu üç vazifeyi birden” diyor. Ayrı ayrı demiyor bakın, “vazifeyi birden, bir şahısda, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide bu üç vazife ancak içtima edebilir" ‘toplanabilir’ diyor. ‘Başka türlü olmaz, benim zamanımda mümkün değil’ diyor. “Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Risale-i Nur'un hakikatına ve şakirdlerinin şahs-ı manevîsine, hakaik-i imaniye…” diye devam ediyor. “Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten işittim ki” diyor Bediüzzaman, “o zat, eski velilerin gaybı işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki; Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'atlar zulümatını dağıtacak." Ben, böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki; biz bu hizmetimizle o Nurani Zatlara” yani Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerine “zemin izhar ediyoruz”, zemin hazırlıyoruz. Hangi birini gizleyeceksiniz? Sahtekarlar daldan dala atlıyorlar ama dallara takılıyorlar.
Fethullah Gülen Hocamız’ın, Hz. Mehdi (a.s)’ın şahıs olduğunu anlattığı videosunu ve hadislerde Hz. Mehdi (a.s)’ı anlattığı videosunu, peş peşe yayınlayalım. Bediüzzaman’ın ifadeleri ve Fethullah Hocamız’ın ifadeleri, kafalarına kafalarına böyle balyoz gibi iniyor. Hazırsa bakalım.
VTR- Fethullah Gülen Hoca Efendi, Hz. Mehdi (a.s)’ın şahıs olarak zuhur edeceğinianlatıyor.
ADNAN OKTAR:Bakın, her yerden yağmur gibi delil yağıyor.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman’a verilen devlet madalyasını gösteriyorum Hocam. Cephede gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle verilmişti kendisine. Halen Bediüzzaman’ın kardeşi Abdül Mecid Ünlükul’un torunu Şeyda Ünlükul’da bulunuyor, bu madalya. Siz de sergisini gezdiğinizde Hocam, bunu incelemiştiniz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Üstadımızın yamalı kıyafetleri çok tatlı, bayağı güzel. Üstadımızla iftihar ediyoruz. 1300 yıldan beri böyle bir alim gelmedi. Net ispat ederim yani, kim gelirse gelsin, konuşayım. Yani öyle ben tarafgir, katı bir insan değilim. Ama son 1300 yılın, 1000 yılın değil, 1300 yılın en büyük alimidir, inşaAllah. Bakın ne konuşsa isabetli, ne konuşsa güzel. “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi Mehdi al-i resulün temsil ettiği kutsi cemaatin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var”. Ama bakın, “Mehdi al-i resulün temsil ettiği”, cemaat başıboş değil, Hz. Mehdi (a.s.) başlarında. “Temsil ettiği kutsi cemaatin”, cemaati de var, kendi var, cemaati var ve şahs-ı manevisi var. “Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve Seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-i İlahiye’den bekliyoruz ve onun üç büyük vazifesi olacak” diyor Bediüzzaman. 1- Darwinizmi yok etmesi, 2- “Hilafet-i Muhammadi ile şeair-i İslamiye yi ihya etmektir” diyor. “Alem-i İslam’ın nokta-i istinad edip” yani ‘bütün İslam aleminin ittihadını, (birleşmesini) dayanak noktası haline getirecek’ diyor. “Beşeriyeti, -bütün dünyayı- maddi ve manevi tehlikelerden ve gadab-ı İlahi’den (kıyametten) kurtarmaktır”. Yani, ihtilallerden, harplerden, ekonomik krizden olduğu gibi, bak bir de ayrıca “gadab-ı İlahi’den” diyor. Dünya çapında bir gadab-ı İlahi’den (Allah’ın gazabından) kurtarmaktır, kıyametten kurtarmaktır. “Bu vazifenin nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.” Yaklaşık 30 milyon kişilik bir İttihad-ı İslam ordusu oluşacak inşaAllah. “Üçüncü vazifesi, inkilabat-ı zamaniye ile çok ahkamı Kuran’iyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammadi’yenin kanunları bir derece tadile uğramasıyla” (s.a.v.), “o zat, bütün ehli imanın manevi yardımlarıyla”, bakın, bütün ehli imanın manevi yardımlarıyla, Müslümanların desteği ile, “Ve İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle”, bir kere ‘İttihad-ı İslam olacak’ diyor, Müslümanlar birleşecek, “muavenet, (yardımıyla) ve bütün ülema ve evliyanın” tarikat Şeyhlerinin, Hocaların, “ve bilhassa al-i beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar Seyyidlerin”, dünyadaki bütün Seyyidlerin, “iltihaklarıyla o vazifeyi uzmayı yapmaya çalışır”. Şahs-ı manevi olsa, şahs-ı manevi, şahs-ı maneviyi düzeltir mi? Baştaki bir insandan bahsediyor. “Şimdi hakikat hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak, imanı tahkiki bir surette umuma ders vermek”, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, aşağı yukarı 40 yılı bununla geçiyor işte. Bakın diyor ki; “hakikat böyle olduğu halde en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak”, yani Darwinizme, materyalizme karşı mücadele vermek ve iman hakikatlerini anlatmak, kitaplar yazmak, işte internet, televizyon ve bunlarla ilgili faaliyetler yapmak. “İmanı tahkiki bir surette umuma ders vermek”, umum: bütün dünya, her yere ders vermek. Ders nasıl olur? Televizyonlardan, radyolardan, kitaplarla, cdlerle ders vermek. “Hatta avamında”, demek ki, yüksek tahsilli aydın kesime hitap ediyor, ama bakın ne diyor; “hatta avamın da” ‘halka yönelik de diyor, halka, cahil insanlara yönelik de' diyor. “Hatta avamın da imanını tahkiki yapmak”, cahil derken; cahil vardır, yarı cahil vardır, yani az bilgili insan, o anlamda. “Hatta avamın da imanını tahkiki yapmak”, demek ki radyolardan, televizyonlardan az bilgili olan insanlara da hitap edecek. Cehalet demeyelim de, çünkü cehalet daha keskin bir ifade, az bilgili diyelim. Evet, “imanını tahkiki yapmak” tahkiki ne demek? Delil sunuyor, tahkik-araştırma. Mesela polis tahkikat yapar, delillendirir. Hz. Mehdi (a.s) ne yapıyor? Delillendiriyor. Mesela bir konu var, fosilse fosil, delilse delil, proteinin yapısı delil, imani bir konuysa delil, fotoğraf, belge, harita her türlü. Tahkiki yani, tahkike dayalı iman. “İmanı tahkiki yapmak vazifesi ise manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici manasının tam sarahatle ifade ettiği için, Nur şakirtlerinin bu vazifeyi tamamı ile Risale-i Nur’da gördüklerinden, ikinci, üçüncü vazifeleri buna nispeten ikinci ve üçüncü derecededir diye, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini bir nevi haklı olarak Mehdi (a.s.) terakki ediyorlar”. İşte diyorlar ya şu an Nur talebeleri; “Risale-i Nur’un şahs-ı manevisi Mehdi (a.s.)’dır” diyorlar. “Haklı olarak, Mehdi (a.s.) telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirtlerinin tesanütüne giren bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı manevide bir nevi mümessil olan biçare tercumanı zannettiklerinden”, yani Bediüzzaman’ın kendisini Hz. Mehdi (a.s.) zannettiklerinden, “bazen o ismi ona da veriyorlar”, ‘bana da Hz. Mehdi (a.s) diyorlar’ diyor Bediüzzaman. ‘Ya Risale-i Nur’un topluluğuna, onun şahs-ı manevisine Mehdi (a.s) diyorlar veyahut da, bana Hz. Mehdi (a.s.) diyorlar ‘diyor. “Gerçi bu bir iltibas ve sehivdir” ‘bu yanlıştır, hatadır’ diyor. Bakın “sehivdir, hatadır” diyor. “Fakat onlar ondan mesul değiller, çünkü ziyade hüsn-ü zan eskiden beri cereyan ediyor.” Yani ‘çok sevdikleri için böyle zannedebilirler’ diyor, ama ‘bu doğru değil’ diyor. ‘Eskiden beri de olur böyle, insanlar söylerler’ diyor. “Ve itiraz edilmez. Bende kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarına bir nevi dua ve temenni ve Nur talebelerini kemali itikadında müteraşşu gördüğümden, onlara çok ilişmezdim”, yani, ‘niye böyle diyorsunuz diye üstlerine gitmezdim’ diyor. “Demek ki iki noktada bir iltibas var, tevil lazım.” Ve neden Hz. Mehdi (a.s.)’ın ahir zamanda geleceğini, neden kendisinin Hz. Mehdi (a.s) olmadığını çok detaylı anlatıyor. Şahs-ı manevinin neden Hz. Mehdi (a.s.) olamayacağını anlatıyor, şahsının neden Hz. Mehdi (a.s.) olamayacağını anlatıyor, ileride gelecek Mehdi’nin de yapısını, vasfını, imkanlarını anlatıyor. Ve “üç vazifenin üçünü birden yapacak” diyor, “ben bir vazifeyi yaptım, sadece iman hakikatlerini anlattım, ama O, üç vazifenin, üçünü birden yapacak” diyor. “Onun için ona, büyük Mehdi deniyor” diyor, “Mehdi-i Azam denmesinin nedeni o” diyor. “Ben kendimi Seyyid bilmiyorum, bu zamanda nesiller bilinmiyor.” Aslında işin doğrusu Bediüzzaman, Kürt’tür, Kürt asıllıdır, yani dediği de doğrudur ama biz Seyyid Salih Özcan Hocamız; “aramızda konuşurken, ben de Seyyid’im, ben de Şerif’im dediğini duydum” dedi, onun için biz öyle olacağını düşünüyoruz. “Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı” yani Hz. Mehdi (a.s.) “al-i beytten olacaktır”, ‘Seyyid olacak diyor, ben kendimi Seyyid bilmiyorum’ diyor.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s)’ın Kuran ahlakını anlatım üslubundaki samimiyet, insanların Allah’ı derinden iman etmelerine vesile olacağını şöyle buyurmuşlar: “İmam Mehdi (a.s)’ın dini tebliğ üslubu öyle olacaktır ki; insanlar dini kalplerinin derinlerinden kabul edecekler ve Allah’a en büyük samimiyetle tapacaklar. Dinden uzaklaşanlar, hoşnutluk ve güvenliğin meskenine geri döneceklerdir.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
“Denizli Nurcularından Ahmet’lerin, meşhur alim ve akılca 19. asrın en büyüğü ve içtimai feylesofların en ilerisi Bismark’ın eserlerinden aldıkları bir fırkada, o yüksek Bismark eserinde diyor ki; “Kuran’ı her cihette tasdik ettim, her kelimesinde büyük bir hikmet gördüm. Bunun misli ve beşeriyeti idare edecek hiç eser yoktur ve gelemez”. Yani, “Kuran’ın misli ve beşeriyeti idare edecek hiçbir eser yoktur ve gelemez. Ve Peygamber’e hitaben der -(s.a.v.)- Ya Muhammed -(s.a.v.)- sana muasır olamadığımdan çok müteessirim”. Yani, ‘senin asrında olamadığımdan çok müteessirim.’ “Beşeriyet senin gibi mümtaz ve kudreti bir defa görmüş ba’dema (bir daha) göremeyecektir. Binaenaleyh, senin huzurunda kemal-i hürmetle eğilirim. Bismark” diye imzasını atmış ve o fırkasında tahrif ve nesh olunan Kütüb-ü Münzere’yi ziyade tenkis ettiği için, o cümleleri yazılı olarak ben de işaret ettim.” Yani, İncil’i de çok eleştirmiş. İncil’de o teslis inancını, başka inançları eleştirmiş, Kuran’ı da övmüş, bunu belirtiyor Bediüzzaman.” O Zat 19. asrın en akıllı ve en büyük feylesofu ve siyaseti ve içtimai beşeriyenin en mühim bir şahsiyeti olması, hem Alem-i İslam’ın istiklaliyetini bir derece elde etmesi ve ecnebi hükümetlerinin” diye devam ediyor ama asıl kısmı orada.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlar: “İmam-ı zaman Hz. Mehdi (a.s)’ın adil hükümetinde, bütün İlahi kitaplar, insanların önüne orijinal biçimleriyle hiçbir bozulma olmaksızın sunulacaktır. İmam-ı Mehdi (a.s.) Tevrat ehline Tevrat ile, İncil ehline İncil ile, Zebur ehline Zebur ile, Kuran ehline Kuran ile hükmedecektir.”
ADNAN OKTAR:Evet bunu Cübbeli de anlatıyor. Cübbeli’nin bu konuda anlattığı videoyu yayınlayalım.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Yahudilere Tevrat’la hükmedeceğini ve birçokYahudi’nin Müslüman olacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Sen işte, Yahudilere, Hıristiyanlara çok acayip bir varlıklarmış gibi bir tavrın var. Halbuki, Hz. Mehdi (a.s.) nasıl davranıyor? Şefkatle davranıyor, onlara Tevrat’ın orijinaliyle, İncil’in orijinaliyle anlatıyor ve onlara hükmediyor. Sen ne diyorsun? Sen Şiileri doğramaya kalkıyorsun, hem de pırasa gibi, değil mi? Şiileri pırasa gibi doğramaya kalkan, Hıristiyanları, Musevileri ne yapar?
Bediüzzaman diyor ki; “Fakat o ileride gelecek acip şahsın”, ne zaman gelecekmiş? İleride. Nerede diyor? Barla Lahikası 250. sayfada; “Fakat o ileride gelecek acip şahsın”, olağanüstü şahsın, “bir hizmetkarı”, bakın, ‘onun hizmetkarıyım’ diyor Bediüzzaman, ‘benim görevim bu’ diyor, ‘Hz. Mehdi (a.s)’ın hizmetkarıyım’ diyor. Şimdiki Nur talebelerinden bir kısım kardeşlerimiz ne diyor? Bambaşka bir kafadalar. Sen Bediüzzaman’ın peşindeysen, bak Bediüzzaman; “ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın hizmetkarıyım’ diyor. Senin görevin ne o zaman? Senin de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hizmetkarı olman lazım. Bediüzzaman, ‘benim görevim bu’ diyor, ‘ben, Hz. Mehdi (a.s)’ın hizmetkarıyım’ diyor. “Bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın”, her hangi bir kumandan değil, “o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum”, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın askeriyim ben’ diyor. Şimdiki Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı ne diyor? Bambaşka bir kafadalar. Eğer sen hakikaten Nur talebesiysen, Bediüzzaman’a uyuyorsan, bak, ‘ben, Hz. Mehdi (a.s)’ın askeriyim’ diyor. Sen de o zaman Hz. Mehdi (a.s)’ın askeri ol. O ne diyor? “Hizmetkarıyım-hizmetçisiyim” diyor. Sen de, Hz. Mehdi (a.s)’ın hizmetçisi ol. “Ona yer hazır edecek bir dümdarıyım” diyor. Sen de, Hz. Mehdi (a.s)’ın dümdarı ol. Kendi kendine ne iş çıkarıyorsun, yeni yeni ekoller çıkarıyorsun, mantık çıkarıyorsun. Ve devam ediyor, 250. sayfaya bakabilirler. İş çıkarıyor derken; işte “sanayiye ağırlık verelim” diyorlar falan. Tamam sanayi de, Avrupa sanayide çok ileri, Amerika sanayide ileri, birbirlerini boğuyorlar. Sanayiyle olmuyor. En başta ne yapacaksın? Hz. Mehdi (a.s.)’a talebe olacaksın, Kuran’a tabi olacaksın, sünnete taabi olacaksın, Hz. Mehdi (a.s.)’a da talebe olacaksın, Bediüzzaman gibi. O nasıl Hz. Mehdi (a.s.)’a hizmetçi olmaktan çekinmiyor, dümdarı olmaktan çekinmiyor, onur olarak görüyor, askeri olmayı bir onur olarak görüyorsa, sen de öyle olacaksın.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum inşaAllah; “Kuran Ahlakı.” Kuran’da insanlara asil, mütevazı, güvenilir, şefkatli, merhametli, fedakar, hoşgörülü, adaletli, olgun, itidalli ve içli olmaları emredilir. Müslüman’ın görevi, kuşkusuz Allah’ın emrettiği bu üstün ahlakı, en ince ayrıntısına kadar uygulamaktır. Bu kitabınız, bu çabasında tüm Müslümanlara destek olmak, unutulmaması gereken temel Kuran’i konuların akılda tutulmasına yardım etmeye vesile olmak için hazırlanmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, Bediüzzaman diyor ki; Muhakemat isimli kitabın 50. sayfasında, hatime bölümünde, muhakematın 50. sayfası: “Seyyid olmayan” yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan olmayan “Seyyidim demesi” Yani Seyyit olmadığı halde Seyyidim demesi “ve Seyyid olanın da, ben Seyyid değilim demesi, her ikisi de günahkar ve duhul ile huruc olan haram oldukları gibi”, ‘harama girerler’ diyor. Peki Bediüzzaman diyor ki; “ben Seyyid değilim” diyor. “Seyyid olduğu halde, Seyyid değilim demek haramdır” diyor Bediüzzaman, peki yalan mı söylüyor? “Ben kendimi seyit bilmiyorum” diyor, “Seyyid değilim” diyor. Burada da bu açıklamayı yapmış. Biz nasıl yapacağız? İlk planda Bediüzzaman’a, inanmak durumundayız. Yani, başka bir şey olmaz. Bakın, “Seyyid olanın, değilim demesi,” diyor “günahkar olur; hatta, harama girer” diyor. Kendisi de açık açık söylüyor; “Ben, seyyid değilim” diyor. “Hz. Mehdi (a.s), seyyid olacak” diyor. Biz, bu açıklamaya inanmak durumundayız. Başka bir yeni bir açıklama getiremeyiz. Ama Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz, Bediüzzaman ile karşılaşmışlar, “Sen, seyyid misin?” demiş herhalde, “evet, ben hem seyyidim, hem şerifim” demiş. “Peki, ben seyyid miyim, şerif miyim?” demiş, “Evet, Üstadım, seyyid ve şerifsiniz” demiş, o da. “Bunu kimseye söyleme” demiş, Bediüzzaman da.
ALTUĞ BERKER: Evet, böyle söylüyor, Seyyid Salih Özcan Hocamız.
ADNAN OKTAR: Şimdi buradan ne çıkar, ne anlam çıkar? Evet, tamam hüsn-ü zan edebiliriz ama burada bakın, haramla tehdit etmiş, Bediüzzaman, bunu açıklıyor. Bu çok vahim bir durum olur, o zaman. Bakın, “Seyyid olanın” diyor, “Seyyid olduğu halde, ben seyyid değilim demesi, hem günahtır, hem haramdır” diyor. Şimdi arkadaşlar ne diyor? “Böyle dedi ama, taktik olarak dedi” diyorlar, yani; “Ben seyyid değilim diye, yalan söyledi” diyor, “Yani normalde, seyyid” diyorlar. Bediüzzaman, ‘böyle bir şey demek, haram’ diyor. ‘Müslüman, bunu yapmaz’ diyor, ‘diyemez bunu’ diyor. Biz o zaman, Bediüzzaman’a inanırız işte. Yani, çünkü hadis bu, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisinden örnek veriyor bunu. Yani kendi kafasından söylemiyor, hadise dayandırarak söylüyor, çok önemli bu.
Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrıs-i Hazretleri’nin değerli vekillerindendir, değerli manevi evlatlarındandır, seyyiddir mübarek. Çok efendi, mütevazı, mazlum, iyi bir insandır. Şeyh Nazım Hocamız’ın, bir yansımasıdır. Nasıl güneş vardır, ay da yansır, aynı. Evet, seyredelim.
VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Kıyamet Alametlerini ve Hz. Mehdi (a.s)’ın İstanbul’dan Çıkacağını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız, bayağı güzel. Yani öyle bir alimin bir daha gelmesi, çok zor. Kıyametin yakın olduğunu, oradan da anlayabilirler. Yani böyle bir alim bir daha olur mu, olmaz mı anlaşılıyor. İnsanlar baksınlar, Allahualem mümkün değil. Mesela Mahmud Hocamız gibi bir alim, Allahualem bir daha gelmez. Şeyh Nazım Hocamız gibi, Sami Efendi gibi, Esad Coşan gibi, bir daha böyle alimler olmuyor. Bakın, falanca var diye söylüyorlarsa, görelim, yok. Buradan da, kıyametin çok yakın olduğu anlaşılıyor. Artık öyle insanlar gelmiyor, olmuyor. Sadece, adeta Hz. Mehdi (a.s) kaldı ve çok az yani parmakla sayılacak kadar da büyük alimler kaldı. Berker Hocam, şu hadisi oku.
ALTUĞ BERKER:Kar üzerine sürünerek de olsa, Hz. Mehdi (a.s)’a katılma emri, inşaAllah.
“İbni Ebi Şeybe ve Naim b. Hammad Fiten isimli eserde, İbni Mace ve Ebu Naim ise İbni Mes’ud’dan tahric ettiler. “O dedi ki:Biz bir ara Peygamber (s.a.v.)’in yanında iken Beni Haşim’den bir grup genç geldi. Peygamber (s.a.v.) onları görünce gözleri doldu ve rengi değişti. Dedim ki, “ne oldu ki, sevmediğin bir şeyi yüzünüzde görüyoruz.” Buyurdu ki: Biz öyle bir Ehli Beytiz ki, Allah bizlere dünyayı değil ahireti ihtiyar etti. Muhakkak ki, Benden sonra, Ehli Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır. Şark tarafından siyah bayraklı bir kavim gelinceye kadar. Bunlar Hakkı isterler verilmez. Çarpışırlar, muzaffer olurlar, istedikleri verilir.
Fakat o Hak, Ehli Beytim’den birisine verilmedikçe kabul etmezler. O (Mehdi) arza sahib olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Mehdi’dir.”
ADNAN OKTAR:Evet, Peygamberimiz (s.a.v.)’in renginin solması, Hz. Mehdi (a.s)’ın karşılaşacağı olayları bilmesinden kaynaklanıyor. Onu gördüğü için, Allah, ona gösterdiği için, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir anda rengi soluyor. Hz. Mehdi (a.s)’ı çok seviyor, onunla ilgili yüzlerce hadis-i şerif var. Ehl-i Beyt sahabeler, nerede görseler, Peygamberimiz (s.a.v.)’e hep, Hz. Mehdi (a.s)’dan soruyorlar, sohbet hep Hz. Mehdi (a.s) hakkında oluyordu. Deccal ne yapacak, Hz. Mehdi (a.s), ona karşı neler yapacak, Hz. Mehdi (a.s) ile, o torunuyla, Peygamberimiz (s.a.v.) hep övünmüştür. Küfre neler yapacağını anlatmıştır. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın karşılaşacağı zorlukları anlatırken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in rengi solmuştur. Ama “sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Mehdi’dir” diyor, inşaAllah. Buradan anladığım bir ihtimal bir işaret de var; Hz. Mehdi (a.s)’a biat (bağlılık), kış ayında girecek olabilir. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın bulunduğu yerde, kış ayı olmuş olabilir, öyle görülüyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, ihsanı bol ve güzel olacak” diyor. “Zamanın inkitaa uğradığı (sistemlerin değiştiği) bir dönemde” yani hükümetlerin yıkıldığı, devletlerin yıkıldığı, ihtilallerin başladığı, işte Libya’da, Suriye’de, Mısır’da, diğer ülkelerde, aynen bu olaylar oluyor. “Zamanın inkitaa uğradığı (sistemlerin değiştiği) bir dönemde, Mehdi denen bir adam gelecek ve ihsanı bol ve güzel olacaktır.”
“İbni Ebi Şeybe, Ebu Said’den tahric etti, O dedi, Resulullah (s.a.v) buyurdu: ‘Fitnelerin zuhur ettiği ve zamanın kesildiğide” yani zaman kısaldığında, şu an zaman süratle geçiyor, görüyorsunuz, “Ehli Beytimden bir adam (Hz. Mehdi (a.s)) çıkacak, O’nun atası bol olacaktır.” Yani bol bol dağıtacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında sahabeler, Hz. Mehdi (a.s)’ı acayip seviyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’ın hemen vefatından sonra, aramaya başlıyorlar, Hz. Mehdi (a.s) “geldi, gelecek” diyorlar. Bir kısmı geldiğini söylüyorlar, bir kısmı “gelmek üzere” diyor. Yani Hz. Mehdi (a.s) acayip gündemde. Sahabeler çok seviyor, Tabiin çok seviyor, Tebbe-i Tabiin çok seviyor, müthiş gündem. Tabiin zamanında da beklenmiş, Tebbe-i Tabiin zamanında da beklenmiş. Hatta “alametleri çıktı” diyorlarmış, haber veriyorlarmış. “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyorlarmış. Yani o kadar sevinç içindelermiş, maşaAllah, o kadar muhabbetle bekliyorlarmış.
“Keza (N.b. Hammad) Zühri’den tahric etti, O dedi ki: ‘Hz. Fatıma’nın soyundan gelen Mehdi, Mekke’de meydana çıkarılır ve istemediği halde kendisine biat edilir.’” Bu ikinci biat, bir İstanbul’da var, bir Mekke’de var, bir de Kudüs-ü Şerif’te var, üç kere yapılacak. Heyecanlı, güzel bir tören olduğu için, bir kere yapılmıyor, peşpeşe yapılacak, inşaAllah. İlk biat da, heyecanın şiddetinden, ruhunu teslim edenler olur, söyleyeyim. Ben şimdiden uyarıyorum, kalbi olan gelmeyecek, inşaAllah.
“Keza (N.b. Hammad) Katade’den tahric etti. Resulullah (s.a.v.) buyurdu:‘Mehdi, Medine’den Mekke’ye gelir ve kendisi istemediği halde, insanlar O’nu kendi aralarından çıkarıp, Rükun ile Makam arasında O’na biat ederler.’” Zorla biat ediyorlar, istemiyor, bu, Hz. Mehdi (a.s)’ın vasfıdır. Hiçbir şekilde kabul etmez Hz. Mehdi (a.s). Medine’ye de uğrayacaktır, Mekke’ye de uğrayacaktır, Kudüs-ü Şerif’e de gidecektir ama ilk İstanbul’da oluyor. İstanbul, Mekke ve Kudüs’ü Şerif, inşaAllah.
“Keza (Naim) Ebu Said-il Hudri’den tahric etti, Peygamber (s.a.v.) buyurdu: ‘Allah, Mehdi’yi bir gecede ıslah eder (olgunlaştırır).’”
“Keza (Naim b. Hammad) Ebu Hureyre’den tahric etti, O şöyle dedi: ‘Rükun ile Makam arasında Mehdi ye biat edilir ve (zamanında) ne uykuda olan uyandırılır, ne de herhangi bir kan akıtılır.’” Uyuyana, ‘aman uyandırmayın, uyusun’ diyor. Kan; haram, kesinlikle kan akıtılmıyor. Hz. Mehdi (a.s)’a kan, haramdır, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) yasaklamış.
“Keza (N.b. Hammad) Cafer’den tahric etti, O şöyle dedi: ‘Mehdi yatsı vaktinde Resullulah (s.a.v.)’in bayrağı, gömleği’” hırkasını giyecek, elinde Sancak-ı Şerif, “kılıcı” kılıc belinde, teberrüken takıyor, “ve Nur ve beyan gibi daha bir çok alametler yanında olduğu halde, Mekke’de zuhur eder.” Bir İstanbul’da, bir Mekke’de, bir de Kudüs-ü Şerif’te, üç yerde de tören yapılacak, inşaAllah. Aynen bu kutsal emanetler Mekke’ye de götürülecek, Kudus-ü Şerif’e de götürülecek, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s), yatsı namazından sonra hitap ediyor.“Yatsı namazını kıldıktan sonra en yüksek sesi ile hitap eder: “Ey insanlar, Ben size Allah’ı hatırlatıyorum” diyor Hz. Mehdi (a.s). “Yarın mahşer gününde Allah’ın huzurunda yerinizin ne olacağını haber veriyorum. Allah Teala size pek çok deliller ve Peygamberler göndermiş, Kuran’ı indirmiş ve size şöyle emretmiştir: ‘Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayın Allah ve Resulüne itaati koruyun. Kuran’ın ihya ettiğini diriltin, yasaklarını da yasaklayın ve siz Mehdi’ye yardımcılar ve destek olun. Zira dünyanın fena bulması ve zevale ermesi yaklaşmıştır. Ve bu kesindir. Ben sizi Allah’a ve Resulüne, O’nun kitabıyla amel etmeye, batılı yok edip, sünneti ihya etmeye davet ediyorum’” diye hitap ediyor. “Bu hitabdan sonra, yanında, sonbahar bulutları gibi birbirinden habersiz toplanan, Bedir ehli sayısınca, üçyüzonüç kadar, insanla birlikte zuhur eder.” 313 talebesiyle beraber, ortaya çıkıyor. Ehl-i Bedir’in sayısı da o kadardır; 313. “Onun ashabı gece abid, gündüz ise aslanlar gibidir.” Gündüz de fırtına gibiler, gece de ilim yapıyor, Kuran’dan, imandan, Allah’tan, Kitap’tan bahsediyorlar. “Allah, Mehdi için Hicaz toprağı feth ederek hapisteki Haşimi’lerin hepsini de kurtarır.” Filistin’de, İsrail’de, Suriye’de, nerede varsa, bütün Müslümanları hapishaneden çıkaracak. Allah dedikleri için, Kuran dedikleri için, hapse giren kim varsa, hepsini çıkaracak.
“Allah Teala onun elindeki Konstaniyyenen fethini müeyesser kılar.” ‘İstanbul, Hz. Mehdi (a.s)’ın eliyle, manen fethedilir’ diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın, çok fazla yardımcıları var. Küfe ehli de, Hz. Mehdi (a.s)’ı çok sevecekler.
“İbni Said ve Ebni Ebi Şeybe, İbni Ömer’den tahric ettiler. O şöyle dedi: ‘Ey Küfe ehli, siz Mehdi sebebiyle insanların en mes’udusunuz.’” ‘Küfeliler, çok ziyade sevilecek’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani Küfe ehli, herhalde anladığım kadarıyla, olayın şiddetinden, bir cezbeye kapılacaklar, inşaAllah. Bütün İslam aleminde olacak ama ‘orada daha şiddetlidir’ diyor, bilemiyoruz, bir hikmeti vardır.
“Keza (N.b. Hammad) Kaab’dan tahric etti, O şöyle dedi:‘Mehdi’nin çıkış alametlerinden birisi de Batı’dan başlarında Kinde kabilesinden topal bir daamanı bulunduğu bayrakların çıkmasıdır.’” Bu topalı herkes biliyor, ikide bir bayraklarla ortaya çıkar, bunu herkes bilir. Bayrağı kullanır. Batıdan çıkmıştır. Batı neresi? Türkiye. İslam aleminin batısı neresidir? Türkiye’dir. Ve “topal” diyor. Kim olduğunu, herkes bilir.
“Ebu Ganem Kufi, Fiten’de Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti. O şöyle dedi: ‘Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır. Orada Allah’ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar ahir zaman Mehdi’sinin yardımcılarıdır.’” ‘Afganistanlılar, Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı olacaklar’ diyor.
“İbni Mace ve Tabarani, Abdullah b. Haris b. Cüz Zebidi’den tahric etti. O şöyle dedi, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: ‘Şark’tan bir cemaat çıkar ve Mehdi’nin saltanatına yardım ederler.’” Nur talebeleri var, Fethullah Hoca’nın talebeleri var, Sungur Ağabey’in talebeleri var, Yazıcılar var, Mahmud Hocamız’ın talebeleri var; Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcıları olacaklardır, Şeyh Nazım Hocamız’ın talebeleri, Şeyh Ahmet Yasin başta olmak üzere ve diğer hocalar, yardımcı olacaklardır.
“Tamman, Fevaid isimli eserinde ve İbni Asakir, Abdullah b. Amr’dan tahric ettiler. Buyurdu ki: ‘Hasan’ın evladından birisi (Hz. Mehdi (a.s)) doğu tarafından çıkacak, eğer O’na dağlar bile karşı gelse, onları ezecek, ve kendisine o dağlarda yollar edinecektir’” diyor. Bakın, dağın kenarına gidecektir demiyor Peygamberimiz (s.a.v.), “dağı ezecektir” diyor, maşaAllah.
“Naim b. Hammad Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti, Buyurdu: ‘Mehdi’den önce O’nun ehli beytinden doğu’da bir zat çıkar’”, o da Allahualem; Bediüzzaman’dır.
Maveraünnehir’den Haris ve Mansur isimli iki kimse çıkacağını” bildiriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yani tabii bunlar lakaptır, çeşitli alimler.
“Hasan b. Süfyan ve Ebu Naim, Şevban’dan tahric ettiler. O şöyle dediler, Resulullah (s.a.v.) buyurdu:‘Doğu’dan siyah bayraklılar çıkar, onların (Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin) yürekleri demir gibidir.Kim onları işitirse, kar üzerinde sürünerek de olsa, gitsin ve onlara bağlansın.’”
“Naim b. Hammad Hakim ve Ebu Naim Sevban’dan tahric ettiler, o şöyle dedi. Resulullah (s.a.v.) buyurdu:‘Horasan tarafından siyah bayraklılar çıktığını gördüğünüzdekar üzerinde sürünerek de olsa onlara katılın,çünkü içlerinde Allah’ın halifesi Mehdi vardır.’”
“Keza (Naim b. Hammad) Hasen’den tahric etti. O dedi ki, Resullulah (s.a.v.) Ehli Beytinin karşılacağı bir musibetten bahsederek şöyle buyurdu: ‘Bu musibet Doğu’dan siyah bayraklı bir ordu çıkana kadar devam eder. Kim bu orduya destek olursa, Allah ona yardım eder, kim engellemeye kalkarsa da onu perişan eder. Sonunda onlar ismi benim ismim olan (benzer olan) birisine gelerek O’nu başa geçirirler, Allah da onları zafere ulaştırır.’” Yani ‘Hz. Mehdi (a.s)’ı başa getirirler’ diyor.
ALTUĞ BERKER:Kehf Suresi’nde okumuştunuz, Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. Ayeti Kerimede; “Biz onların kalplerini rabt ettik” diyor.
ADNAN OKTAR: Abdullah Bin Şureyk’den tahriç etti. O şöyle dedi: “Mehdi’nin beraberinde püskülleri olan Resulullah (s.a.v)’in bayrağı bulunur.” Keza Naim Bin Hammat Bin Kaab’tan Bin Alkame’den tahriç etti. O şöyle dedi. “Yaşı küçük, sakalı hafif, sarışın bir genç çıkar.” Yani sakalsız. “Sarışın bir genç çıkar. Yaşı küçük.” Mehdi’nin yardımcısı “Mehdi’nin Bayrağını taşır. Karşısına dağlar çıksa bile onları ezerek, devam eder” diyor. Hz. Ali Keremullahi Veche. Hz. Ayşe (r.a)’den tahriç etti. “Peygamberimiz (s.a.v.) ferman etti. Mehdi benim soyumdan bir Reculdur.” Yani Allah’ın dinini yayan, Allah’ın dinini tebliğ eden bir kişidir. “Benim vahiy üzerine savaştığım gibi, o da benim sünnetim üzerine çarpışır.” ‘Allah yolunda mücadele eder’ diyor. İbni Münavi Mulayim de Hz. Ali Keremullahi Veçheden tahriç etti. O dedi ki; “Kıyamet yaklaştığı zaman, Müminlerin kalbi, ölüm, açlık, fitneler, sünnetin kaybolması, bidatlerin ortaya çıkması, Emri Bil Maruf ve Nehyi Anil Münker imkanlarının kaybolması gibi sebepler zayıfladığı zaman, benim evlatlarımdan, Muhammed Mehdi Cenab-ı Hakk’ın sünnetlerini ihya eder. Onu adalet ve bereketiyle müminlerin kalbi ferahlar.” Bakın “Onun adalet ve bereketiyle müminlerin kalbinde, bir ferahlık oluşacak” diyor, Allah. Yani onun nazarıyla sohbetiyle kalplere bir ferahlık gelecek” diyor. “Acem ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Acem; Arap olmayanlar, Türkler, herkes. “ve Arap milleti arasında ülfet ve muhabbet yerleşecek.” Onu iyice tanıyacaklar. Ülfet; alışkanlık. ‘Ona iyice alışacaklar, ona muhabbet ve onu sevecekler’ diyor. Önce muhabbet yok, ülfet de yok. Ülfet ve muhabbet, sonradan oluşuyor, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı. Önce öfke var, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı birçok insanda, küfri bir azgınlık olacak. Bir kısmında nefret, bir kısmında öfke olacak. “Ama sonra ülfet ve muhabbet yerleşir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Bu durum bir süre devam ettikten sonra, Mehdi vefat eder” diyor. Yani zaten, bütün insanlar ölümlüdür, o da vefat edecek, inşaAllah. “Allah, Mehdi’nin eliyle, Rumları hezimete uğratır.” Yani Rum demek; İslam dışı güçler. “Hezimete uğratır. Allah onun eliyle fakirliği giderir.”
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren A9 Tv, Tv Kayseri, Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Sakın Anlamazlıktan Gelmeyin
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...İlanlar
Devamı ...